SİYAH YALAN – 1. ANI

❤️ 10 👁 304

1 EKİM PAZARTESİ, 2018
İZMİR/TORBALI

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

esmanur: işte benim şehrim

Bir noktadan başlamak demek her zaman ilk noktadan başlamak demek değildi fakat ilerleme sürecinde insanın pes etmemesi o kişiyi her zaman başladığı noktadan daha ileri taşırdı. Bu süreç zarfında kişinin vardığı nokta belki ulaşılmak istenilen konum olmazdı, evet ama zaten hayat sadece istenilen yol ve atılan tek adımdan ibaret değildir. İşte bu yüzden o adım atılmalı, sabit kalınmamalı çünkü gün sonunda, tıpkı önceki günler gibi eline sadece sayıklamaktan başka bir şey geçmeyecek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir noktaya ulaşmak istiyordum ve bu süreç zarfında pes etmeyeceğimin bilincindeydim, sonucunda istediğim konuma varamamış olsam bile en azından denediğim ile kalacaktım ve süreci sevecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Henüz içime yönelik herhangi bir duruma karşı bir adım attığım söylenemezdi. Bekliyordum. Bekletiyordum. Belki de yerimde sayıyordum. Cesaretsizliğimden ötürü elimde sıfır adım vardı. Ben akıllı korkaklardandım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yol uzun, yol engebeli ve benim ayakkabımda bir çamur izi bile yok. Günler güneşli, etraf kalabalık ama ben herhangi bir yerin kuru soğuğundan bile çok uzaktayım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben birden çok kişi değilim, ben hep değilim, ben bir kişi bile değilim. Ben hiç kişisiyim. Ben tekim. Ve kendimden özür dilemeliyim. Ama aslında dilememeliyim. Bütün bunların bir anlamı var.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başladığım ve pes etmeden ilerlettiğim tek alanım derslerimdi. Pes etmeden, tüm azmimle çözmeye çalıştım yaklaşık elli soruyu ve yaptım da ama sadece iki soruyu çözememiştim. Birkaç tur karaladığım her şeyi silip baştan çözmeye çalışmıştım ama olmuyordu. En sevdiğim ve hiç zorlanmadan yapabildiğim tek ders kimya olduğu için üzerinde bu kadar duruyordum yoksa çoktan başka sorulara geçmiştim bile.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hivda: Evet seni aslında hep bir kimyacı olarak görüyordum❤️

İleride ulaşacağım konumu geciktirmemek adına pes etmeden ilerlemeliydim çünkü gelecekte, geçmişimi hatırladığımda kendimi hiçbir şey bilmeyen bir cahil olarak hatırlamak istemiyordum. Saat beş buçukta uyanmamın karşılığını alamamam demek, tüm emeğimin boşa gitmesi demekti. Ve geçmişimi harcadığım anlamına da gelirdi bu, üstelik geri dönülemeyen bir süreçti; geçmiş. Her şeyi boşa çıkartırsam eğer, hayatı tekrar yaşamak için yeni bir geçmişe sahip olamazdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

On ikinci sınıfa başlayalı iki hafta olmuştu. Ve ben kendim için tekim demiştim; evde, okulda ve aslında her yerde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İstesem bile sosyal biri olamıyordum ve buna çevrem kesinlikle müsaade etmiyordu. Sebepsiz yere sevilmeyen biri olmadığıma emindim, ailemin bile geçerli sebeplerinin olduğuna inanıyordum içten içe ama nedenleri bilemiyordum. Çoğu zaman kendimle zaman geçirirdim. Çoğu zaman içe dönüktüm. Belki de on yedi yıldır.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sebepsiz yere birini sevmemek saçmaysa eğer sevgide hep bir sebep mi aramalıydık?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

esmanur: sevgide sebep yoktur canım.

Yatağımın üzerinde ders çalıştığım için uykum tekrardan gelmeye başladığında parmaklarımı alnımda gezdirdim ardından ayağa kalktım. Test kitabımın yanında duran telefonumdan saate baktığımda saatin 08.20'yi gösterdiğini fark ettim, bu da demek oluyordu ki okula yetişebilmem için yarım saatim vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Duvara yaslı olan siyah okul çantamı alıp yatağımın üzerine koydum. Gerekli kitapları çantamın içine yerleştirip fermuarı kapattığımda kendi yatağında uyuyan ikinci kardeşimi, yani Cansu'yu uyandırmak adına onun yatağına doğru ilerledim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu, yüzükoyun bir pozisyonda kollarını yastığının altında birleştirmişti ve ben onun uyuyormuş gibi yaptığına inanıyordum ama yine de hafifçe sağ elimin parmak uçlarıyla omuzunu dürtüp "Uyan, haydi," diye mırıldandım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Garip mırıltılar çıkarttı ve sırtüstü bir pozisyon aldığında yüzüme küçümseyici bakışlarını gönderdi. "Aptal!" diye bana hakaret ettiğinde ellerini, yüzünü temizlemek istermiş gibi suratında gezdirdi. "Ne zamandan beri lambayı açmışsın, boş boş ders çalışıyorsun. Senin yüzünden hep erken uyanıyorum!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Esmaningizlihayrani: Merhaba Esmanur hanım ben sizin en büyük hayraninizinim🙈 umarım bir gün yüze yüze geliriz 👉🏻👈🏻 sizin en büyük hayraninizinim eğer bir gün sizinle gorusursem alnıma bir imza atarmisiniz çok mutlu olurum😀😀 vee kitapbinizi okurken bir anda kendimi kitabin içinde buluyorum acaba büyü mü yaptinizz🕉️🧙🔮 büyü yapmasanız bile insanın içine ÇEKiyor🧐🧐

Gözlerimi devirmek ile yetindim sadece. Suratımın, Cansu'dan bıkmışım gibi somurttuğuna emindim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Biz, abla kardeş rollerinin hakkını veremiyorduk. Bir abla olarak kardeşimden bir saygı göremiyordum hiçbir zaman ve bunda annemin katkısı büyüktü. Bana aptal diyebilirdi veya başka bir kelime de kullanabilirdi, alışkanlıktan olsa gerek artık bu durumda bir sıkıntı görmemeye başlamıştım ve eskisi kadar alınmıyordum hatta hiç etkilenmiyordum. Annemin sevgisini hissetmek için kardeşlerime katlandığım ve kardeşlerimin sevgisini görebilirim diye de herkesi alttan aldığım bütün zamanlarıma yazıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir şeyin farkındaydım ve o da eskisi kadar uğraşmadığımdı. Önceden ailemden iyi duyguları, sevgiyi hissedebilirim diye çabalardım ama nafileydi, her geçen gün daha da içime dönmüştüm ve dışarıya karşı aciz bir insan olmamın ana kaynağı da onlardı, ailemdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu'ya bir cevap vermek yerine yatağımın üzerinden aldığım telefonumu şarja taktım ve komodinin üzerine koydum. Gereksiz kurulan cümlelere cevap vermemek gibi bir huyum vardı ve artık eskisinden daha az konuşuyordum çünkü anlamıştım; konuşmam hiçbir şeye fayda etmiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aptal kelimesine çok takıldığımı düşünmeye başlıyordum sanırım, ona verilebilecek mantıklı bir cevap aradım içten içe ama kendimle çelişmemek adına susmayı tercih ettim bir kez daha. Ve anladım ki gerçekten de çok değişmiştim, küçük Hira olsaydı çoktan bağırıp çağırmıştı bile.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben tektim, ben güçlüydüm ama sessizliğim de en büyük güçsüzlüğümdü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu, yatağından kalktığında elbise dolabını açıp içinden okul üniformalarını aldı ve odadan çıkıp koridordaki banyoya girdi giyinmek için. Diğer kardeşlere göre resmiydik, birbirimizin yanında giyinmezdik. Kapının çapraz yanındaki elbise dolabının karşısına geçtim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hivda: O resmiyet bizde de var:)

Ruhsal olarak zayıf bir insan değildim fakat ara ara gördüğüm imgelerden zihnimin içerisine dalardım, nadiren de olsa en olmadık anlarda aklıma değişik anılarım gelebiliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dikdörtgen bir odaya sahiptik. Cam kenarında benim yatağım vardı ve duvar kenarında ise Cansu'nun yatağı yer etmişti. Cansu üşümesin diye annem cam kenarındaki yatağı bana vermişti ve işime gelmişti bu durum, geceleri soluyamadığım serin havayı gözlerimle seyrederdim. Bu sayede, evde boğuldum her an içimi serinletmeye çalıştığım zamanları yaratmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İki yatağın ortasında komodin vardı ve komodinin hemen önünde, yani yataklarımızın arasındaki yer yatağında üçüncü kardeşim Ebru yatıyordu. Çalışma masası bu odaya sığmayacağından yoktu, bu yüzden de yataklarımızda ders çalışırdık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ruhumu daralmış gibi hissettiğimde odanın kapısını kilitledim ve yer yatağında yatan Ebru'ya baktım. Uyuyup uyumadığına bakmam gerekiyordu çünkü başkalarının yanında giyinemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dolabımın kapağını açtım ve kıyafetlerime baktım. Az ve öz giysilere sahiptim, çok kıyafet alışverişi yapamadığımızdan temiz ve giyilebilir stabil giysiler almaya odaklanmıştım her fırsatta. Okul üniformamı elime aldığımda nefesimi vererek gülmüştüm ve elim de burnumun kemerine baskı yapmıştı eş zamanlı. Değişik bir anı hatırlamıştım, birinci sınıfa gidiyordum o zamanlar ve bu anımın iyi mi yoksa kötü mü hatırlanması gerektiğini bir türlü kestirememiştim bu yaşıma kadar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

3 EKİM ÇARŞAMBA, 2007
11 YIL ÖNCE
AYDIN/NAZİLLİ

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Henüz ilkokul öğrencisi olan bir çocuğun koşuşturmalarını okul bahçesinin ardından izleyen biri kendi küçüklüğüne dönerdi, özenirdi, ne güzel oyun oynuyorlar diye düşünürdü ama benim için durum böyle değildi. Ben çocuktum, altıncı yaşlarımın sonlarındaydım. Ve bu ebelemece oyununda herkesin gözleri bana karşı kör kesilmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çocuktum. Çocuklar zihinlerini kötü düşüncelerle dolduramayacak kadar masum olurlardı ve bu ebelemece oyununun ortasında, kimse beni kovalamadığı halde aptalca gülümseyebiliyordum. Yaş ilerledikçe, ben çocukluktan çıktıkça beni oyunlarına almadıkları her an, beni görmedikleri her an ve dışlandığım her an yüzümdeki bu safımsı gülümsemeyi elimde bir silgi varmışçasına yavaş yavaş silecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bilmiyordum ve anlayamıyordum neden beni görmediklerini çünkü gerçekten de kirli düşünemeyecek bir yaştaydım ama aynı zamanda da gurursuzdum. Sanki onlarla oynuyormuşum gibi boş boş etraflarında koşturabilecek kadar iyi niyetliydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana karşı sürekli kör insanların arasında koşturmaktan oluşan ve alnımda biriken ter sanki besin kaynağımdı. Oluşacak saçma sapan gururumu sulayacaktı bu ıslaklık, sessizleşmelerimi içeriğindeki acımasız farkındalıklarımla yetiştirecekti. Ve ben de küçüklüğüme dair sürekli bir özlem içerisinde olacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkadaşlarımdan biri benim yakınımdaki başka bir arkadaşımı ebelediğinde ben de artık oyuna dahil olmak istiyordum. Sabahtan beri boş boş koşmaktan yorulmuştum ve son gücümü de kullanarak yeniden koşmaya başladığımda, benim yakınımdaki ebeye elimi uzattım. "Beni ebele, beni!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Oğlan çocuğu bana doğru koşup tam beni ebeleyecekti derken yanımdan geçip gittiğinde hayal kırıklığına uğramıştım. Omuzlarım sanki her şeyimi kaybetmişim gibi aşağı doğru çökerken kolay pes eden bir insan olmadığım için biraz daha çabalamak istedim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Önümdeki bir arkadaş, ebe olan arkadaşımdan kaçtığında, ben de onu takip ederek koştum. Şimdi arkamdaki ebe, beni de kovalıyormuş gibi görünüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ebe, beni ebelesin diye aniden durduğumda beni görmezden gelerek bir kez daha yanımdan geçip gitti ve daha uzağındaki başka bir arkadaşını ebeledi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çabam boşaydı, olmuyordu, görülmüyordum, beni istemiyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aralarından hüzünle sıyrıldım ve sulu gözlerle onları uzaktan seyrettim. Hepsi beni görmezden geliyordu ve sanki ben oyunda yokmuşum gibi davranıyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neden benimle oynamıyorlardı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerim dolu bir şekilde sırtımı onlara döndüm ve okulun içine doğru koşmaya başladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okul binasının içine girdiğim zaman, biri beni kolumdan tutup sertçe kendisine çektiğinde bir bedene çarptım. Kafamı kaldırdığımda ilk gördüğüm, benden hemen hemen iki yaş büyük gibi görünen bir erkek çocuğunun büyük yeşil gözleri oldu. Yeni yemek yemiş gibi görünen yeşil gözlü çocuğun dudaklarının kenarları yağlı boyozla kaplanmışken, dudakları ve bıyık kısmı da ayrana bulanmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hala kolumu tuttuğundan, kolumu ondan kurtarıp iki adım geri gittim ve "Bana neden bilerek çarptın?" diye sordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk önce saçlarıma baktığında gözlerini kıstı, sonra yüzüme baktı ve bir şey düşünüyormuş gibi bir yüz şekline girdi. İlkokul çağındaki birine göre malumatlı bir görüntüsü vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Soruma bir cevap vermek yerine tipimi incelemişti. "Görünüşünün pis olmasını umursamadığın çok açık. Ama unutma ki kendinde neyi umursamıyorsan başkaları da sende o şeyi umursamaz.” Ya ezberden konuşuyordu ya da kafası ilkokul çağındaki birine göre bir hayli ilerideydi çünkü hiçbir şey anlamamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Üstün başın o kadar berbat görünüyor ki anlatamam," dediğinde üzerime doğru yürümeye başladı. O üzerime yürüdükçe ben korkarak geri gidiyordum ama ani bir hareketle kolumu tuttuğunda beni kendisine çekmişti. Ondan korkarak kurtulmaya çalıştım fakat olmuyordu çünkü henüz kaçıncı sınıf olduğunu tam kestiremediğim bu oğlanın gücüne karşı bir kürdan kadar kırılgandım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, kırmızı tişört ve şort etekten oluşan formalarımı bir buçuk haftadır yıkamamıştı ve bu çocuk bana söylediklerinde haklıydı. Yeşil gözleri olan oğlan, tişörtümün eteklerinden tutup kafasını aşağı eğdi ve yağlı elleriyle dudağının kenarlarını üzerime silmeye başladığında ellerimle kafasından ittirmeye çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne yapıyorsun? İğrençsin gerçekten. Çekilsene!" Neye uğradığımı anlayamadığımda sessizce ağlamaya başlamıştım bile ve kimse ağladığımı yüzüme bakmadıkça bilemezdi çünkü ben hep yavaş ağlardım. "Bıraksana beni,” dediğimde iyice ağlıyordum. “Pisliğin tekisin.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir yandan ellerimle kafasından itekliyor diğer yandan da tekme atmaya çalışıyordum. Bir anda ellerini üzerime silmeyi bıraktığında kolumu hala seninle işimiz bitmedi dercesine sıkı tutuyordu. Kaçmaya yeltendiğimde bileğimi daha da sıktı ve kaçmamı daha da güçleştirdi. Bu yaşta bu güç ya takdir edilesiydi ya da ben fazla zayıf ve güçsüzdüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sadece birkaç saniye, ani hareketlerimin sonlanmasına ve sakinleşmeme yetmişti; artık korkmuyordum ve kaçmaya da yeltenmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hareketsizliğimden sanırım, artık kaçmaya yeltenmeyeceğimi düşünmüş olmalıydı bu yüzden koluma yaptığı baskıyı azalttığında gözlerim onun öteki koluna kaymıştı. Koluna şeffaf bir poşet asmıştı ve poşetin içinde yarısı yenmiş bir boyoz duruyordu. Kolumu bırakıp yarım boyozu poşetinden çıkarttığında artık hiç korkmuyordum, hatta ağlamıyordum bile. İçtenlikle gülümsediğimde o yarım boyozu bana vereceğini sanıyordum çünkü okulda hiçbir şey yemiyordum ve arkadaşlarımdan birinin bir şeylerini benimle paylaşmaya yönelik bir girişimine şahit olacağımı sanmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, okulda yemem için bana hiçbir şey hazırlamıyordu ama Uraz öğretmenim bana yemek alırdı. Okulun ilk haftası hiçbir şey yememiştim ve bu süreçte öğretmenimizin bir gözlem içerisinde olduğunu düşünmüştüm, öteki haftanın yarısını da aç geçirmiştim ama bundan sonraki süreçte okulda Uraz öğretmenimin bana aldığı şeyleri yerdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Oğlan çocuğu bileğimi tutup tekrardan beni sertçe kendine çektiğinde bu sefer direnmediğim için daha kolay yapmıştı. Bana vereceğini düşündüğüm boyoza odaklandığım esnada o, bileğimi bıraktığı gibi saçlarıma yapıştı. Ben daha ne olduğunu bile anlayamamışken elindeki yağlı boyozu saçlarıma sürmeye ve poşetin içindeki kırıntıları da saçlarıma dökmeye başlamıştı bile. Bu sefer daha fazla ağlayıp ondan kurtulmaya çalışıyordum. Etrafımda gezdirdiğim gözlerim kalitesiz bir videonun içinde yerinde sayıklayan öğrenciler görüyordu. Yardım etmeyen insanlar mı görüyordum? Ben de yardım etmeyen taraf olurdum elbet.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hep öyle bakarlardı zaten. Araya girecek olanlar da genelde dayak yiyeceğini bilenler olurdu. Bizi izleyen meraklı gözler, gerçekten de komik görünüyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neler oluyor burada?" Bayan bir öğretmenin sesinin geldiği yöne doğru bakışlarımı çevirdiğimde, gayet şık giyimli bir öğretmen ile karşılaşmıştım. Önce bana, kimseye çaktırmamaya çalışarak küçümseyici bakışlarını göndermişti daha sonra da bana bulaşan çocuğa gurur dolu bakışlarını çıkartmıştı. Gülümseyerek ve yavaş adımlarla bize yaklaşmaya başladığında tam yanımızda durdu ama hiçbir şey yapmadan olaylara seyirci kalmayı tercih etti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onun da gözleri komik görünüyordu. Tıpkı diğerlerinin ki gibi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neden bana yardım etmediğini biliyordum. Kendisinin bana yaptığı ötekileştirmeyi Uraz öğretmenimin bana yapmaması birinci sebepken; ikinci sebep üstümün başımın yağlanmasından kaynaklı bana dokunmak istememesiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öğ- Öğretmenim,” Sessiz ağladığımı biliyordum ve şu an telaffuzlarıma dikkat edebilecek bir durumda değildim. “Bir şey yapın. Alın bu çocuğu, lütfen."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Süslü ve havalı kadın öğretmen yardım etmeye çalıştıkça aynı zamanda da geri durdu çünkü eli ne zaman yağlı üzerime dokunsa kendisini hep geri plana itti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çırpınıp durdum ve yardım istemeyi de kestim, sessizleştiğimde artık sadece bu işkencenin bitmesini bekliyordum. Gurur kavramının içime ufaktan işlendiğini hissedebiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hop! Hop! Hop!" Uraz öğretmenimin, yani sınıf öğretmenimin kendinden emin sesini duyduğumda çabalamayı tamamen bırakmıştım çünkü öğretmenime güveniyordum ve eninde sonunda beni, bu çocuktan kurtaracağına emindim. Sanırım kafama poşet geçirilmişti. “Neler oluyor burada?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bize müdahale etmeyen süslü öğretmenin yüz şekli, Uraz öğretmenimin sesini duyduğunda fena yakalanmış gibi bir hâle girdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeşil gözleri fazla belirgin olan oğlan çocuğu, Uraz öğretmenimin sesini duyduğunda saçlarımı bıraktı ve bir saniyeliğine elimi, belli belirsiz tutup bıraktı. Elimi tutup bırakmak mı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şimal, otobüs bileti mi bekliyorsun?" Uraz öğretmenimin ses tonu ciddiyetsiz bir ciddiyet barındırıyordu. "Saf saf yüzüme bakma ve oğlanı al."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeşil gözlü çocuk artık bana bir şey yapmıyordu. Şimal öğretmen, yanımda bekleyen çocuğu almak için bize yaklaştığında çocuk, yine elimi varla yok arası tutup bıraktı ve birdenbire ona baktım. Gözlerimiz kesiştiğinde yanımıza gelen Şimal öğretmenden uzaklaşmak adına yeşil gözlü oğlan çocuğu bir adım geri gitti ve ben, gözlerini kaçıran ilk kişi oldum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim, merdivenlerden inip yanımıza geldiğinde beni hemen kucağına aldı ve ben de kollarımı öğretmenimin boynuna doladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden müdahale etmedin, Şimal?" diye sordu Uraz öğretmenim ve sanırım Şimal öğretmenin bana dokunurken iğreneceğini kestirebildiğinden neden ayırmadın diye de sormamıştı. "En azından bana seslenseydin ya. Bahçeye tesadüfen inecektim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimin kucağından o yeşil gözlü çocuğa bakmaya çalıştım ve Şimal öğretmenin o çocuğu zorla dışarı çıkartmaya çalıştığını gördüm. Çocuk, öğretmenden kurtulup tam bizim karşımızda durduğunda gözlerimi, tuhaf bir şekilde pişmanlık kaplamış olan yeşil gözlerine diktim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerini kısıp ilk önce dikkatle saçlarıma baktı. Sonra gözlerini heyecanla açtı. "Seni tanıdım," diye mutlu bir şekilde şakıyarak konuştuğunda, ne demek istediğini anlamamıştım. Yüzündeki çocuksu gülümsemesiyle heyecanla etrafına baktı, yerinde duramayacak kadar çok mutlu olmuş gibiydi. Tekrardan bana döndü. "İnsanların yaşadıkları olaylar anındaki yüz şekilleri beni meraklandırır, dikkatimi çeker ve senin de tepkini merak etmiştim. Beni affeder misin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bizim gibi okul forması yoktu yani bizim okulda okumuyordu ama üniformasını giymemeyi de tercih etmiş olabilirdi, bilemiyordum. Şu an konuşmamayı tercih ediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okulun bahçesinden içeriye koşarak bir başka oğlan çocuğu girdiğinde direkt oraya kitlenmiştik. “Bu artık kaçıncı vukuatın abicim, yine ne yaptın?” Gözleri açık ela olan bu genç, yeşil gözlü çocuğun yanına geçti ve onun elini tuttu direkt, yaşı bize kıyasla büyük duruyordu. Yaşının on veya on bir civarında olduğunu söyleyebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözleri yeşil olan oğlan, "Hiçbir şey yapmadım," dedi sesindeki durgunlukla, eş zamanlı kafasını olumsuz anlamda sallamıştı. Sözlerine tezat görüntüsünde hiçbir masumluk yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kardeşim adına özür dilerim," dedi abisi, kardeşine inanmadığını belli ederek. "Onunla baş etmek biraz zordur," boğazını temizledi, "affedersiniz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben hala af üzerine konuşmama konusunda ısrarcıydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bakışlarımı yeşil gözlü çocuğa doğru çevirdiğimde ona, Uraz öğretmenimin kucağında olduğumdan üstten bakıyordum. "O boyozu bana verebilirdin," diye ona isyan ettiğimde, ellerimle saçlarımı kaşıdım. Parmaklarım, kırıntılarla ve yağlarla dolmuştu. "En azından ben yiyebilirdim. Boş boş saçlarıma sürüp ziyan ettin!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarımı çatarak söylediğim cümleler sayesinde Uraz öğretmenim ve gözleri yeşil olan oğlan gülümsemişlerdi. Yeşil gözlü oğlan, gülümsemesini soldurmadan abisinin kolunu tutup onu çekiştirerek zorla okul binasının içinden dışarı çıkarttı. Gitmişlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şimal, dersin bitmişti ve eve gidiyordun, öyle değil mi?" diye İngilizce öğretmenine soru sorduğunda Uraz öğretmenim, Şimal öğretmen kafasını olumlu anlamda salladı. "Bana bir iyilik yap ve benim sınıfıma gir, öğrencilerin başında dur. Son ders saatindeyiz zaten, bir saat sonra da evine gidebilirsin. Hira ile biraz işimiz var."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şimal öğretmeni koridorda bırakıp merdivenlere yöneldiğimizde birinci kattan sağa döndük ve öğretmen erkekler tuvaletine girdik. Öğretmenim, beni kucağından indirmeden tüm kapıları kontrol etti ve içeride kimsenin olmadığını anlayınca da tuvaletin kapısını kapatıp beni yere indirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ellerimi mahcup bir şekilde önümde birleştirdiğimde ve boynumu eğdiğimde, "Boyun çok kısa," diyen öğretmenim, tuvaletin fayansının pisliğini umursamadan aynı boyda olalım diye önümde diz çöktü. "Annen baban da o kadar kısa insanlar değiller halbuki."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimin bu sözleriyle omurgamı dikleştirdim ve boynumu geriye doğru yatırıp "Ben normalim ki," dedim ve gözlerimi irice açtım. “Öğretmenim siz fazla uzunsunuz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Hayır, seni iyi beslemiyorlar.” Ayağa kalktığında cebinden telefonunu çıkarttı. “Anneni arayalım.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ses etmiyordum ama annemin beni almaya gelecek olmasının düşüncesine gerilmiştim. Hiçbir suçum olmadığı halde başımın belaya girmiş olmasının sorumluluğunu bana yüklerdi ve bunun sonuçları çok kötü olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anlayamıyordum ama Uraz öğretmenim kulağındaki telefonunu indirdi, kaşları havalanmıştı. Sonrasında telefonunu sahiplenircesine iki eliyle tuttu ve mesajlaşmaya başladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onun simsiyah gür saçları vardı üstelik gözleri de kömür tanesi gibi inanılmaz koyu ve büyüktü. İnce uçlu bir kalemle çizilmiş gibi duran çıkık, belirgin çenesi vardı ve yüzünde hiç sakalı yoktu. Uzun ve yapılı bir bedene sahipti, yeterince genç ve dinçti. Beyaz tenliydi, siyah bir tişört ve siyah kumaş bir pantolon giymişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim öyle bir mesajlaşıyordu ki aynı anda iki kişiyle konuştuğunu düşünebilirdim daha sonra kolundaki saate baktı ve hemen ardından da fayansa döndü ve bir şeyler düşündü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bilemedim ki," diye mırıldandı kendi kendine sonra derin bir nefes verdi. Ya birileri bir şeyler dayatıyordu ona ya da o bir şeyleri yapmaya zorunlu gibiydi ama başrol olduğu da çok açıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yirmi iki yaşındaki öğretmenimin asıl mesleği biyoloji öğretmenliğiymiş ve bizim okulda öğretmen eksikliği olduğundan dolayı burada, geçici bir süreliğine görev yapmak için, özel izin istemişti, dediğine göre daha doğrusu hatırladığım kadarıyla. Böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bende bilmiyorum, öğretmenim ama eve gitmeye korkuyorum. Annem benim," dediğimde, elimle kendimi boydan boya gösterdim. Henüz açık konuşabiliyordum. "Bu hâlimi görürse çok kızar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cümlemi bitirmiştim ama o sözüme küçük bir ekleme yaptı: "Ve,” bekledi, “döver mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarımdaki gülümseme yavaş yavaş silindiğinde bakışlarımı kaçırıp omzumu silkmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Farkındayım küçük kız," dediğinde eş zamanlı titreyen telefonunu çıkartmıştı, bir şeyler okudu. "Her şey içime siniyor ama çok ufak, görüntüsü rahatsız edici bir nokta var. Bu ney bilmiyorum ama iyi niyetin yanında hiç güzel durmuyor," diye mırıldandığında düşünüyormuş gibi gözlerini yerlerde hızlıca dolandırdı, sonra tekrardan bana baktı. Telefonunu arka cebine atmıştı. "Hadi saçlarının çaresine bakalım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Olur."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tamam, Hira," dediğinde bu sefer önümde eğilmeden ellerini saçlarıma daldırdı ve saçlarımı acıtmadan silkelemeye çalıştı. Fakat boyoz kırıntıları o kadar yağlıydı ki resmen hiçbiri dökülmüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu böyle olmayacak, Hira," dedi ve ani bir durgunluk yüzünü kaplarken ağır ağır yere baktı, sonra yine ani bir ruh değişimine girip gülümsedi ve ben, bunların hiçbirine bir anlam veremedim. "En iyisi sen gidip sınıftan eşyalarını topla, ben seni sınıfın kapısının önünde bekleyeceğim,"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siz neden gelmiyorsunuz?" Tüm öğrenciler son derste olduğundan koridor bomboştu ve adım seslerimiz, boş koridorda yankılanıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bizim sınıfın kapısının önünde durduğumuzda, "Çünkü öğrenciler ikimizi birlikte görürlerse okuldan beraber çıktığımızı anlarlar," dedi. "Anlarlarsa velilerine söylerler ve veliler kendi aralarında konuşursa senin annen, okuldan çıktığımızı öğrenir." Bekledi ama sonrasını daha çok kendi kendine mırıldandı, yüksek ihtimalle yaşımın küçük oluşu onu yanımdayken iç düşüncelerini dıştan söyleyebilme rahatlığıyla donatıyordu. “Bahaneye bak, bu konu üzerine bütün heyeti ikna ettim şu an.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı olumlu anlamda salladığımda tam kapıyı çalacaktım ki "Gerek yok, direkt gir," diyen komutuyla sınıftan içeri girdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şimal öğretmen, beni gördüğünde tekrardan oturduğu masasından önüne döndü. Hepsi olmasa da iğrenç hâlime yüzünü buruşturan öğrenciler vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Iyy, şunun tipine bak."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şşt sessiz ol, bizim de başımıza gelebilirdi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bizim başımıza gelseydi annemiz bizi tertemiz yapardı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden, onun annesi yok mu?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır, var."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O zaman neden kimse onu temizlemeyecekmiş gibi konuştun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"E çünkü Hira hep öyle zaten."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanki tüm suç benimmiş gibi konuşmalarından nefret etsem de umursamamaya çalışarak sıramdan okul çantamı aldım ve sıraların arasından geçerek kapıya doğru yöneldim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tam kapıdan çıkıyordum ki duvar kenarında oturan iki kızdan birinin bana olan bakışlarını gördüğümde aniden durdum. Kocaman mavi gözleri ve upuzun sarı saçları olan kız, elleriyle dudaklarını çevreleyip, sadece benim görebileceğim bir şekilde, "Pislik, pislik, pislik, iğrenç şey, pislik..." diyordu art arda.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çatık kaşlarımı düzeltme gereği duymadan elimde tuttuğum çantamı yere bıraktım ve çantamın yanındaki gözden su şişesini çıkarttım. Bir söz vardır ya hani, kimin gücü kime yeterse diye. Benim gücüm o yeşil gözlü oğlana yetmemişti ama bu mavi gözlü kıza yeterdi. Kimse bana pislik dememeliydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sinsi sinsi kıza yaklaşıp eğildim ve karnımı masaya yasladım. Kız kendisini geriye çektiğinde ona alttan bakıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gözlerimin içine baksana sen," dedim çünkü gözlerime odaklanırsa eğer şu anda şişenin kapağını açmaya çalıştığımı göremezdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nerede kaldı bu kız?" kapıdan öğretmenimin sesini işitmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şişenin kapağını açtıktan sonra kapağı yere attım ve sol elimde su şişesini tutmaya devam ettiğimde aniden kızın saçlarına yapıştım ve kafasını sıraya yasladığım gibi suyu dökmeye başladım. Şişedeki suyu öyle bir döküyordum ki başında ıslanmadık yeri kalmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Aaaay!" kulak tırmalayıcı bir çığlığın ardından tüm sınıfın şoka girmiş bir halde sessizleştiklerini görebiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şimdi senin de saçın başın dağıldı, bak. Sakın bana suyu boşa ziyan ettin deme çünkü buharlaşıp yağmur olur."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Açık kapıdan Uraz öğretmenimi gördüğünü düşündüğüm Şimal öğretmen "Uraz hocam, yetişin! Bu kız yine rahat durmuyor!" diye panikle sesini yükseltti. Oturduğu sandalyesinden bile kalkmamıştı, bize müdahale etmiyordu üstelik beni suçluyordu ama ben bunu sebepsiz yere yapmamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aklımı kurcalayan meselelerden biri de Uraz öğretmenimin şu an ne yapmakta olduğumu bildiği halde neden müdahalede bulunmak yerine kapının dışında beklediğiydi. Kızın çığlığını duymuştu ve içeriye girmek için Şimal öğretmenin seslenmesini beklemesi çok tuhaftı. Uraz öğretmenim gözümde o kadar iyi bir insandı ki onun hiçbir hareketinde kötü niyet aranmamalıydı, elbette bir bildiği vardır denilip geçilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira, böyle mi anlaşmıştık?" Söylene söylene sınıfa giren öğretmenim beni belimden tutarak çekmeye çalıştı ama ben, kızın tişörtünün yakalarından tutarak direnmeye çalıştım. Neden bu kadar asabiydim, bilmiyordum ama emin olduğum bir şey vardı ki o yeşil gözlü oğlanın beni ezmesini kendime yedirememiştim ve tüm hırsımı bir kurbandan çıkartmaya çalışıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenim kızın yakasını, benim parmaklarımı gevşetmeye çalışarak çekmeye çalıştığında yumruğumu daha da sıktım. Öğretmenim, bu işi kibarca yapamayacağını anladığında biraz daha güç uyguladı ve artık elim boştaydı. Kızı benden kurtardıktan sonra beni bel boşluğumdan yumuşak bir hareketle tutarak havaya kaldırdı ama ben ellerimle yumruk atıyordum ve ayaklarımla ise boşluğa tekmeler savuruyordum. Hıncımı çıkartmam gerekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira, dur! Hira! İşleri zorlaştırıyorsun şu- Siktir!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenim, benim sırtım ona dönük bir şekilde beni tuttuğu için ve ben havaya tekmeler attığım için ayakkabımın topuğu öğretmenimin kasığına çok sert bir şekilde isabet ettiğinde bir anda havada kaskatı kesilmiştim. Buna rağmen yere düşmemiştim, daha sıkı tuttu öğretmenim ve hızlı bir şekilde beni yere bıraktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim, dizlerini zeminle temas ettirdiğinde ellerinin avuç içlerini yerle buluşturmuştu. Ben, onun karşı çaprazındayken yere eğdiği kafasını kaldırıp yüzüme baktığında, yüzünü acı içinde buruşturdu. Kocaman siyah gözleri, bu güç senden mi geldi dercesine bakıyordu. Başını iki yana sallayarak tekrardan bakışlarını yere indirdiğinde, "Bununla etti iki," dedi kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi ve ben, bu cümlesinden hiçbir şey anlamadım. Sonra yine bana baktı ve sadece benim duyabileceğim bir şekilde mırıldandı: "Ötekiler senin aksine büyüdükçe güçleniyorlar. İşin yaş ben söyleyeyim.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Urazcığım, iyi misin?" Şimal hoca, Uraz öğretmenimin yanına doğru hızlı adımlarla gidip önünde diz çöktü. Uraz öğretmenim, Şimal öğretmene bakışlarını çevirdiğinde daha da yüzünü buruşturdu. "Urazcığım, bu kız," dediğinde eliyle beni gösterdi. "Şey yani," dediğinde bakışlarını karşısındaki adamın sadece yüzünde tutmaya çalışıyordu. "Nasıl hissediyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kafamı sonradan toplayabilmiştim, sınıf kahkaha atıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşısındaki adam acıdan çenesini seğirirken, sen ciddi misin dercesine karşısındaki kadına baktı. "Siktir," diye kısık bir sesle başladı cümlesine. "-cım mı?" dedi bastırarak. "Bana sahiplenme eki mi kullandın sen?" Kafasını iki yana salladı. "Bunu bir daha sakın kullanma." Boynunu öne eğdiğinde aklına bir şey gelmiş gibi hemen kafasını kaldırdı. "Hem sen ne yapabilirsin ki?" Bu cümlesinden hemen sonra tuhaf bir şekilde nefesini vererek sırıttı. Kaşlarını çattığında aklına biri gelmiş gibiydi. “Yerimde Mervan olmalıydı şu an.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Etrafımızda 27 ufak çocuk var," dedi, Şimal öğretmen. "Ne yapacağımızı anlayamadım?" O kadar kısık bir sesle söylemişti ki onların yanında olmama rağmen çok zor duymuştum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ve bir kez daha, siktir." Uraz öğretmenim gözlerini kapattığında dudaklarını da yalamıştı. "Ben zaten tescilli bir şekilde kafayı sıyırmış biriyim, tescil üstüne tescil eklemek için bu şekilde sınanmaya devam mı edeceğim?" Gözlerini açtı. Karşısındaki kadına bakıyordu. "Diyecek hiçbir şey bulamıyorum şu an." Öğretmenim bunları söylerken zorlandığı için canının yanması vicdan azabı çekmemi sağlıyordu. "Zaten kullandığım sadece bir küfür kalıbı var,” duraksadı, “Şimal, şu an ne diyeceğimi gerçekten de bilemiyorum. Üzgünüm."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu ikisi kısık sesle konuşmayı bırakmalılardı. Onların hemen yanındaydım ama yine de çok zor duyuyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öğretmenim," diye mahcup bir sesle mırıldandım. "Çok özür dilerim. Yanlışlıkla oldu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bunları söylediğim an Şimal öğretmen çatık kaşlarıyla bakışlarını bana çevirdi ve sonra tekrardan Uraz öğretmenime baktı. "Bak Urazcığım, bu kızla özel olarak ilgilenmen belli ki yetersiz geliyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenim, Şimal öğretmenden bu sözleri duyduğunda ellerini ve kafasını havaya kaldırıp sabır dilendi. "Başlarım böyle olaya ama," dediğinde, Şimal öğretmene baktı. "Müdahalede bulunduğun hiçbir şey yok ve bu durumda benim müdahalelerime bir laf söyleyecek konumda değilsin." Bu ses tonundan acısının hafiflediğini anladığımda rahatlamıştım. Bakışlarını bu kez de bana çevirip "Çok geç olmadan arkadaşından özür dile, Hira," dediği gibi karşısındaki kadına geri döndü. "Çok kırıcı konuşmadım, değil mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şimal öğretmen başını olumsuz anlamda salladığında Uraz öğretmenim de nefeslenerek ayağa kalkmıştı. Yutkunduğunda beni işaret etti. “Biz gidiyoruz ve sen de sınıftaki öğrencilerin beyninden demin yaşanan her şeyi siliyorsun.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim başıyla beni çağırdı ama ben milim kımıldamadığımda karşıma geçmişti. "Gelmiyor musun?" dediğinde ben, saçlarını ve elbisesini ıslattığım kızdan gözlerimi ayırmıyordum. Uraz öğretmenim, yüzümü dikkatlice incelediğinde benim düşüncelerimi anlıyormuşçasına mırıltılar çıkarttı. "Korkmana gerek yok. Üstü başı kurur birazdan ama bizim gitmemiz lâzım yoksa geç kalacağız, Hira."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimin iyi niyetine üzülmüştüm çünkü içimden geçenler asla bu değildi. Aksine ben, intikamımı nasıl devam ettireceğimi, bu yaptıklarımın yeterli olup olmadığını, eğer yeterli değilse başka neler yapabileceğimi düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kahretmesin, bu bakışların ardında neler gizli?" Kıza hep sinsice bakmıştım fakat öğretmenim daha yeni çözümlüyor gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sarışın kız çocuğunun sırasına kafasını gömdüğünü ve sessizce gözlerini yumduğunu belki de ağladığını görebilirdik ama bunlar benim umurumda değildi. İlk olarak onlar sürekli benimle dalga geçerlerdi ikincisi ben zorbalığa uğramıştım ve kendimi savunmasız hissetmiştim üçüncüsü bir duruma karşı kendimi hazır bu kadar güçlü hissediyorken geri durmamalıydım. Bütün hıncımı bu kızdan çıkartmalıydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenimin bakışlarını üzerimden çekmediğini fark ettiğimde başımı kaldırarak ona dönmüştüm ve bu şekilde üstün, emrivaki bir bakış görmeyi beklemediğimden korkmuştum, yerimden kımıldamadım ve bakışlarımı önüme indirdim. Sarışın kıza tekrardan dönüp bakamadım bile.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öğretmenim, Hira'ya ne ceza vereceksiniz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Uraz öğretmenimiz ceza vermez ki, ödev verir.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Saf arkadaşım benim, iki tane ceza verecek çünkü şu ana kadar Hira iki olay çıkardı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Asıl sen safsın be! Bence üç olay çıkardı. Şimal öğretmenle Uraz öğretmeni birbirine düşürdü."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Peki biz, Hira'ya verilen cezaları görebilecek miyiz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Biz de ödev alacak mıyız?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı kaldıramıyordum ama yan gözle sınıfa döndüm ve mırıldandım: “Umarım cehennemde şeytanlarla ebelemece oynarsınız.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim kaşları çatık bir halde kendisine bir süre tanıdı, değişik bir yüz ifadesine sahipti. İkonik bir olaya şahit olmaktan ziyade ikonik bir olayın içerisindeymiş gibi tuhaftı ifadesi. “Keşke Mervan düştüğüm bu durumu görebilseydi. Gırgır tutardık en azından psikolojimiz sağlam kalırdı.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim iki saniye içerisinde kafasını toparladı ve “Etrafı toparlaman konusunda sana güveniyorum, Şimal,” dedi gözleri ıslattığım kıza bir iki saniyeliğine kayarken ardından da elimi tuttu ve “Şamata burada bitmiştir,” dediğinde kapıya doğru yönlendirdi beni.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mecburen kapıya doğru bedenimi çevirdim ve yürümeye devam ederken kafamı ıslanan kıza döndürmeyi de ihmal etmedim, ona bakıyordum ama kendimle konuşur gibiydim. "Umarım üstüne döktüğüm su buharlaşır ve üzerine tekrardan yağmur olarak iner. Ve umarım şemsiyeni de evde unutursun. Ve bir döngü içerisinde sürekli sırılsıklam olursun. Hem su temizdir, benim gibi kirli olmazsın hiç.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim beni direkt kapı dışarı ettiğinde koşmaya başlamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira, yavaş koş!" diye bağırdığını duymuştum ama durmamıştım. “Çantanı almayı bile aklına getiremedin mi?” En son cümlesini kendine fısıltı şeklinde söylemişti fakat yine de sesi bana ulaşmıştı. "Trajediler eğlendirir ve trajediler delirtir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Koşarak okulun bahçesine çıktığımda okulun bahçe duvarında, yerde bağdaş kurmuş ve ellerini de yanaklarında birleştirmiş, az önce başıma bela olan çocuğu ve yanında da aynı şekilde oturan ve onun adına benden özür dileyen kişiyi gördüm. Yeşil gözlü olanı sanki benim geldiğimi anlamış gibi bakışlarını yerden kaldırıp bana çevirdiğinde ben de hızlıca arkama dönüp Uraz öğretmenimin gelmesini bekleyecektim fakat başımı çevirdiğim gibi öğretmenimin zaten geldiğini fark etmiştim. Genç olduğu için bana kolaylıkla yetişmişti. Öğretmenim, kafasıyla okulun dışını gösterdiğinde o tarafa doğru koşuyordum ki yeşil gözlü oğlan aniden önüme geçti ve ben de ona çok sert bir şekilde çarpıp geriye sendeledim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Az önce senden özür dilemiştim ama affedip affetmemeni de umursamıyorum," dedi bana çarpan çocuk. "Kendimi de iyi tanırım, karşıma çıkarsan kendime engel olmam, bunu da bilmiş ol."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Az önce kızın ne kadar benzediğinden bahsediyordun, şimdi bu kaba tavırların da ne?" Elâ gözlü oğlan, karşımdaki çocuğa bu sözleri söylerken aynı zamanda yanımıza gelmek için koşuyordu. Tam yanımda durduğunda kardeşine baktı. Kardeşi ise ona çatık kaşlarıyla bakıyordu. Sinirlenmiş miydi, peki neye?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşımdaki çocuk daha fazla kaşlarını çattığında "Sence de çok konuşmadın mı?" dedi asi sesiyle. "Orada sana söylediklerim orada kaldı. Her yerde hatırlatmana gerek yok." Bunları dedikten sonra arkasını dönerek çekip gitti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yanımdaki elâ gözlü oğlan karşıma geçerken "Ben bile onu anlayamıyorum,” dedi. Çok değişik bir karakteri vardır ve çok fazla dengesizdir. Az önce bana senin hakkı-" Karşımdaki çocuk bunları söylediği anda arkasındaki yeşil gözlü oğlan aniden durdu ve hızla geri gelerek karşımdaki çocuğun ağzını eliyle kapattı. Bu yüzden cümlesi yarım kalmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Elimi ağzından çekeceğim ama," dedi ve duraksadı. Sonra tuhaf bir gülüşle abisine baktı ve tehlikeyle nefesini verdi. "Seni az önce tehdit ettim. Biliyorsun, bu benim için çok kolay." Bunları o kadar ruhsuz ve kendinden emin bir şekilde söylemişti ki abisinin korkarak açılan gözleri kardeşinden korktuğunu gösteriyordu. Abisi başını salladığında elini abisinin ağzından çekti. "Beni takip et, abi," dediği gibi tekrardan arkasını dönüp yürümeye başladı ve abisi de mecbur olarak onu takip etti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yaşlarını bu tarz hareketlerine şahit olduktan sonra tam kestiremiyordum ama hiç çocuk gibi değildiler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Konuşmalarından bir şey anladınız mı?" diye öğretmenime sordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anlamadım," dedi fakat bir şeylere inanamamıştım. Hep sessiz kalmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeşil gözlü oğlan yürümeye devam ettiği sırada kafasını çevirip gülerek Uraz öğretmenime göz kırptı. Kafamı Uraz öğretmenime çevirdiğimde onun da gülümseyip göz kırparak karşılık verdiğini gördüm. Yeşil gözlü çocuktan gurur duyuyormuş gibi bir hâli vardı. Kafasını belli olmayacak şekilde aşağı yukarı salladığında benim, onu izlediğimi fark etti ve yüz ifadesini ağırca değiştirip gülümsemesini yok etti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öğretmenim, onu tanıyor musunuz?" Büyük bir merakla sorduğum soruma cevap olarak kafasını iki yanına salladı. Korkmuş gibi bir ifadesi yoktu, bu bambaşka bir şeydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bunu da nereden çıkardın?" Eliyle ileriyi gösterdi. "Çocuk işte, göz kırptı ve ben de karşılık verdim," dediğinde başımı aşağı yukarı salladım. "Bilirsin, çocukların kalbini kıramam."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sol bileğindeki siyah renk spor saatine baktı. "Elimi tut da gidelim artık. Çok bir zamanımız kalmadı." Sağ elini bana doğru uzattı öğretmenim ve ben de elini tuttum. Belki genç bir öğretmen oluşundandır, bilmiyordum ama elini tutarken bir kardeş sıcaklığı hissediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okulun bahçesinden çıktığımızda, biraz ileride, öğretmenlerin arabalarını park ettiği açık otoparka gelmiştik. Gülümsemesi hiç yüzünden düşmüyordu. Siyah arabasının tam önünde durduğumuzda arka kapıyı açmıştı ki "Öğretmenim, öne binebilir miyim?" diye hevesle sordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümsemesi daha da arttığında arka kapıyı kapatıp yolcu koltuğunun kapısını açtı. Ben koltuğa oturduğumda öğretmenim de eğilerek kemerimi takmıştı ardından elindeki çantamı önden arka koltuğa uzanarak koydu. Kapıyı kapatıp arabanın etrafından dönerek sürücü koltuğuna oturduğunda arabayı çalıştırmadan önce "Benim evime gidiyoruz," dedi bana. "Orada senin üstünü başını temizleyip okula geri geliriz. Ucu ucuna da olsa yetişeceğimizi düşünüyorum, zil çaldığında diğer öğrenciler gibi sen de binadan çıkarsın ve annen de bir şey anlamaz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Saçlarımı nasıl temizleyebiliriz ki, öğretmenim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana baktı. "Haklısın," dedi rahat bir tavırla ve sırtını koltuğa yasladı. Şimdi ise siyah gözleri doğrudan karşısına bakıyordu. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi arka cebinden telefonunu çıkarttı. “Bu neyin çabası gerçekten de bilmiyorum.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir şeyler okuyordu ve bir şeyler yazıyordu sanırım. "Sadece saçlarını yıkasak annen saçlarındaki erkek şampuanının kokusunu anlar çünkü evimde kadın şampuanı yok, doğal olarak tabii." Parmaklarını kömür karası siyah saçlarına geçirdiğinde yüzü mermer gibi bembeyazdı. "O zaman seninle önce markete gideriz ve sizin evde kullandığınız şampuanı bana gösterirsin." Bana kısa bir bakış attı ve önüne döndüğünde kendi kendine mırıldandı. "Şu zamana kadar yaptığım fedakârlıklardan istediğim tek karşılık kıymetimin bilinmesi olurdu ve özel olarak ilgilendiğim biri bu yaşta beni sevebilir fakat her zamanki gibi yine gelecekte hatırlanmayacağım ya da hep olduğu gibi yine gelecekte, ikinci plana itileceğim." Biraz duraksadı. "Bu hiç değişmez." Elindeki telefonu salladı. Ona, telefonuna bir insanmış muamelesi yapıyordu, bakışlarıyla da bunu kanıtladı. “Sen de unutulacaksın.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arabayı çalıştırdığında bende arabanın içini incelemeye başlamıştım. İkimizin arasında kafası yuvarlak, üstünde beşe kadar sayılar ve en sonunda da r yazan, öğretmenimin arada sallayarak ileri geri götürdüğü bir nesne vardı. Tek elimle onu tuttum. "Öğretmenim, bu ne?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kafasını bana çevirmeden "O vites," dedi. "Onunla fazla haşır neşir olma, gerçi debriyaja basmadığım sürece de biraz zor değiştirirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Vites dediği şeyi bırakıp kafamı sol eliyle tuttuğu yuvarlak nesneye çevirdim. Yuvarlak şeyi sağa çevirince araba sağa gidiyordu, sola çevirince sol tarafa dönüyorduk. Bu nesnenin ne işe yaradığını anladığımda sormadım. Bu sefer de bakışlarımı bacaklarına çevirdiğimde bacaklarını oynattığını gördüm. Aşağısını babamın arabasından biliyordum, pedallar vardı ama yine de merak etmiştim ve yana eğilerek bakmaya çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ne olduğunu anlamamıştım, öğretmenim bir anda öyle sert bir fren yapmıştı ki araba takla atacak sanmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hemen kendimi geri çektiğimde öğretmenimin yüz ifadesinde bir korku sezmiştim. İlerisine bakıyordu, yolda insan yoktu fakat yutkunuşunda, karşısında biri varmış da o kişiyi ezmekten son anda kurtulmuş gibi bir ifade vardı. Yutkunup kendine geldiğinde topu bana attı. “Seccadeye yandan varırmış gibi aniden düştün, bayıldın sandım, Hira.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Koltuğa iyice yaslandığımda ellerimi kucağımda birleştirmiştim. Neler olduğunu anlamamıştım. “Ayaklarınızla bastığınız şeyleri merak etmiştim sadece.” Arkadan korna sesleri işitmeye başladığımızda öğretmenim kafasını arkaya çevirdi, baktı ve sonra önüne döndüğünde arabayı hareket ettirdi. Kafasını bir şeye yönelik anladım dercesine sallamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira, babanın arabası var mı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet, var. Neden?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şoför koltuğunda oturan kişilerin dikkatini dağıtmamalısın.” Gözlerini yoldan ayırmamıştı. “Bu arada babanla aran nasıl, iletişiminiz iyi mi? Onunla rahat bir şekilde konuşabiliyor musun?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Babamdan çekiniyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benden çekinmiyorsun o halde. Gerçi zaten bildiğimiz bir durum bu. İyi, güzel. Aferin.” Telefonundan bir şeye odaklandı sonra göz ucu bana baktığında geri yola döndü. “Peki ben ailenden biri olsaydım bana nasıl seslenirdin?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bana ne için aferin dediğinizi anlamadım," dedim ellerim önümdeyken. "Hem öğretmenime Uraz demek çok garibime gider, Uraz Sartay demek de tuhafıma gider.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Öğretmenin değil, Hira. Okul yok. Ev var. Aile. Kendi evini düşün.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Uraz abi derdim sanırım." Bu sözlerimin üzerine siyah gözlerindeki sevince şahit olmuştum, eli telefonuna gidecekti fakat vazgeçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir müddet yola odaklandığında kaşlarını çattı ve ileride yine birini görmüş gibi aniden fren yaptığında elimle öne tutunmuştum. Öğretmenim yutkundu ve kaşlarını inanılmaz derecede çok çattığında hala ilerisine bakıyordu ama önde hiç insan yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Öğretmenim, birini mi görüyorsunuz?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nefeslendiğinde eliyle alnına vurmuştu ve arkadan korna sesleri nüksettiğinde aceleyle aracı çalıştırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Geçmişten beri bana söylenilenlerin kölesi olmuştum ve nankörlük de etmek istemiyordum ama artık ben karar vermeliydim. "Öncelikle şunu söylemeliyim ki ehliyetim kasaptan değil. Sanırım gidişatın uyumuna kaptırdım kendimi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben onu anlamıyordum. "Uraz abi, benim en son kaç tane okumayı sökme ve yazma ödevi cezam vardı acaba?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yutkunduğunda tekrardan ilerisine dikkat kesildi ve bu sefer o kadar sert fren yaptı ki kemer takmamıza rağmen, ben ve o öne doğru savrulduk. Kendisine şok payı vermeden hemen sırtını koltuğa yaslayıp ellerini de yüzüne kapattı. Korkmuştum ve yola bakıyordum ama önümüzde kimse yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu hâlleri acaba gerçekten de bilmediği hitaplara manevi yönden alışamaması mıydı? Yoksa halüsinasyon mu görüyordu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Geri zekâlı adam, bu kaçıncı frenin lan? Senin yüzünden bu kadar takip mesafesi bırakmak zorunda mıyım ben?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkamızdaki arabanın sahibi arabasından çıkmıştı ve bize doğru yürüyordu. Uraz öğretmenimin elleri yüzünde öylece beklerken adam, tam da Uraz öğretmenimin kapısının önünde durup arabanın kapısına vurmaya başladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Aç lan kapıyı, şerefsiz!" Biraz daha kuvvetle kapıya vurdu. "Bak, hâlâ öylece bekliyor. Arabayı sür, arabayı!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç kişi daha arabasından inmiş buraya doğru geliyordu. Yolu kapattığımız için arka taraftakiler kornaya daha fazla basmaya başlamışlardı. Öğretmenim, hâlâ elleri yüzündeyken bana, "Sakın arabadan çıkma," dediğinde ellerini yüzünden çekti ve kapısını açtığında adam, kapıya vurmayı bıraktı. Uraz öğretmenim arabadan tamamen indiğinde kapısını kapatıp üstüme de arabayı kilitledi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adamın karşısına geçip ellerini yana açtı öğretmenim ve kaşlarını da havaya kaldırarak "Ne? Ne yapacaksın?" dedi, onu küçümseyerek. "Sana göre şekil alacağım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adam, bunları duyduğunda öfkeyle sağ elini yumruk yapıp tam öğretmenimin yüzüne yumruğunu geçirecekken, öğretmenim, sol eliyle adamın yumruğunu tutup sağ eliyle adamın çenesine yumruğunu geçirdi ve tüm bunlar küçücük saniyelere sığdı. Adam yere düşecekken öğretmenim, adamın yakasını elleriyle kavrayıp adamı ayağa kaldırdı ardından adamın yakasını bırakıp tekrardan ellerini yana açtı ve kaşlarını da yeniden havaya kaldırarak "İstersen tekrardan dene," dedi. "Üzgünüm ama kaza falan yapmadık, ne bu sinir böyle?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adam, ilk önce öğretmenimin ellerini ve kaşlarını inceledi ve sanki Uraz öğretmenimi tanıyormuş gibi şaşkınlıkla kaşlarını havaya kaldırdı. "Si-siz... Şey, özür dilerim," diye kekelediğinde adam, ellerini önünde birleştirdi. "Söylemeyeceksiniz, değil mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenim, ellerini aşağı indirip önce arabanın kilidini açtı ve sonra da sürücü koltuğunun kapısını açarak "Elbette ki söylemeyi düşünmüyorum," dedi. "Bazı şeyleri kendim de halledebilirim." Sonra garip bir gülümseme yerleşti yüzüne. "Söylememi ister miydin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adam, daha fazla korktu ve kafasını iki yana salladı. "Hayır."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenim, sürücü koltuğuna oturduğunda "O zaman gidebilirsin," dedi ve kapıyı çarparak kapattı ardından tekrardan arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Olay akışından da hiçbir şey anlayamamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sanırım bu seninle arabaya son kez binişimiz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Marketin önünde durduğumuzda arabayı park ederken "Üç dakikalık mesafeyi on dakikada katettiğimize inanamıyorum," diye isyan etti ve ikimiz de arabadan aynı anda indik ve marketin yolunu tuttuk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şampuanların olduğu reyonların önünde durduğumuzda gözleriyle bir inceleme içerisindeydi fakat buna rağmen kafası bambaşka bir yerde gibi görünüyordu. Yüzünü buruşturdu ve derin bir nefes alıp verdi. "Kardeşlik sıcaklık ister ve ben bunu bilmiyorum." Yüzünü daha fazla buruşturdu. "Benim aslında ailem yok, ailem olarak gördüğüm insanlar var. Kan bağı bilmiyorum, belki de hepimizin kan grubu farklı fakat bu durum hiçbir zaman hislerimin önüne geçemedi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sefer yüzünü buruşturan bendim. "Ben sizi anlamıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Büyüdüğünde ne demek istediğimi olur da hatırlarsan anlayabilirsin. Her neyse," dediğinde nefesini verdi. "Evinizde hangisini kullanıyorsunuz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elimle evde kullandığımız şampuanı gösterdiğimde onu alıp kasaya doğru ilerledik. Tam kasanın önünde durduğumuzda öğretmenim "Canın bir şey çekiyor mu?" diye sordu bana ve "Hayır," dedim fakat büyük, kare şekilli çikolatayı gördüğümde yutkunmamaya çalıştım ve öğretmenim, canımın çikolata istediğini anlamasın diye kafamı kadın kasiyere çevirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Önümüzde yaşlı bir amca vardı. Kasiyer, yaptığı işten sıkılmıştı ve ikide bir saatini kontrol ediyordu. Eve gitmeye can atan hâlini yüzünün asık olmasından bile anlayabiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sıra bize geldiğinde kadın kasiyer, öğretmenimi gördü ve ifadesi kısa bir an değişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bazen Şimal öğretmenin bile Uraz öğretmenimden hoşlandığını düşünüyordum çünkü kömür gibi simsiyah saçları yüzüne öyle yakışıyordu ki, koyu siyah rengindeki bol tişörtünden belli olan kaslı bedeni, bana göre her kadını mest edebilirdi. Kadın kasiyer öğretmenimin bembeyaz yüzünü ve gür saçlarını fazla incelediğini düşünmüş olmalıydı ki kafasını aşağı indirdi ve şampuanın barkodunu okuttu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Başka bir şey var mıydı?" Kadın, öğretmenime öyle bir gülümseyerek konuşmuştu ki az önceki somurtkan hâlinden hiçbir eser kalmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Görünüş gerçekten de insanların sana nasıl davranmaları gerektiğinin sinyalini veriyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenim bana döndü ve "Aslında şu çikolatayı da alabilirim," dediğinde, demek ki canımın çikolata çektiğini fark etmişti. Çikolata tam kadın kasiyerin yanındaki rafta olduğu için hemen alıp onu da geçirdi. Kadın beni fark ettiğinde yüzünü tekrardan astı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kasiyer bakışlarıyla öğretmenime beni göstererek "Sizin çocuğunuz mu?" diye sordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenimin böyle bir soru beklemediği açıktı. "Onun babasıymış gibi mi görünüyorum?" Yüzünü ekşitmişti. “Kâbus gibi bir gün.” Sonra aklına bir şey gelmiş gibi tekrardan kadına "Size özel bir şey sorabilir miyim?" diye sorduğunda, kadın kafasını olumlu anlamda salladı. “Korkarım ki kulağınıza fısıldamam gerekecek.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kadın, soruyu çok merak etmiş olmalıydı ki kafasını yeniden salladı. Neyse ki arkamızda sıra bekleyen insan yoktu. Kendimi dışlanmış hissetmeye başladığımda öğretmenim, kadının kulağına yaklaşarak sorusunu sordu. Kadın böyle bir soru beklemiyormuş gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kadın, "Hayır," dediğinde öğretmenim bu sefer başka bir soru sordu. "Hayır, tabii ki de. Hiçbir ülkenin kanununda böyle bir şey olmadığına eminim." Öğretmenim, gülümseyerek başka bir soru sorduğunda kadın, gözlerini kocaman açarak bana baktı, ardından öğretmenime ve sonra tekrardan bana baktı. Öğretmenim hâlâ kadına bir şeyler söylemeye devam ederken kadın, öğretmenimi omuzlarından ittirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Belki de bağıracaktı, bilmiyordum fakat Uraz öğretmenim kaşlarını kaldırarak gülümsedi ve zafer kazanmışçasına elimi tuttu ardından marketten çıktık. “Herkes bana salça olmaya bayılır ama ben salça olunca kötü oluyorum.” Neşeliydi ve yüksek sesle konuşuyordu. “Demek ki doğru yoldayım. Mervan da böyle söylerdi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arabasını park ettiği yere geldiğimizde arabanın kapısını açtı ve ikimiz de içeri girdik. Elindeki şampuan ve çikolatayı kucağıma bıraktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öğretmenim," dedim meraklı ve kısık bir sesle. "Sizin akrabalarınız mı yok?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiç de üzülme belirtisi göstermedi. "Belki vardır ama yok. Ya da belki yoktur ama vardır."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arabayı çalıştırdığında yoldaydık. "Öğretmenim, diğerlerini merak etmiyorum ama en son sorduğunuz soruda kadın bana çok garip bakmıştı. Ne sordunuz ki?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Soruma cevap olarak gülmekle yetindi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimin oturduğu apartmanın önüne geldiğimizi düşündürten şey arabasını, bir apartmanın önüne park ediyor olmasıydı. Arabayı durdurup arabanın anahtarını çıkarttıktan sonra kendinin ve benim emniyet kemerimi de çıkardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırtını koltuğa yaslayıp kafasını yüzüme doğru döndürdüğünde ben de yüzümü öğretmenime çevirdim. Yüzüme dikkatlice baktığında bir şeyler düşünüyor gibiydi. Bir şeyler düşünme konusunda ve ani ruh değişimlerinde onun hızına yetişemiyordum. Elini uzatıp küllü kumral rengindeki saçlarımın uçlarına dokunmadı ve sevmedi de ama öyle bir bakmaydı ki bu, sanrı olarak onun da parmaklarına yağlı boyoz kırıntıları dolmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hiç öğretmenliğimden şüphe ettin mi, Hira?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yoo," diye uzattım. "Neden ki?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerini kıstı. "Babanı, seviyor musun?" dedi sesindeki ve yüzündeki ciddiyeti saklamadan ve ben, böyle bir soruyu neden aniden sorduğunu anlayamadım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bilmiyordum. "Bilmem, onu sadece akşamları görüyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Peki, anneni seviyor musun?" diye sordu ve tüm ciddiyetiyle ve merakıyla da kaşlarını çattı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O, annem. Tabii ki severim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım verdiğim cevaptan dolayı alayla kaşlarını havaya kaldırdı ve dalga geçercesine gülümseyerek arabadan indi. Ben de arabadan hemen indim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beni takip et," dediğinde apartmandan içeri girdik ve o, aniden koşmaya başladı. O önde ve ben de arkada koşarak merdivenleri çıkıyorduk. "Yaşlanınca koşamayacağız, Hira," diyordu bana. "Gençliğinin kıymetini bil ve yapacağın hiçbir şeyi de erteleme. Ne olursa olsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tamam," dedim sadece koşmanın verdiği soluklarla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Zaman bazen çok hızlı, bazen de çok yavaş akar," diyordu. "Sıkıldığında zamanın yavaş akması ve eğlendiğin bir anda da zamanın çok hızlı akması gibi. Şimdiden başla her ne yapacaksan yapmaya çünkü gelecekte ne olacağını bilemiyoruz. İki dakika sonrasını da bir saniye sonrasını da üç yıl sonrasını da bilemezsin, bilemeyiz. Sadece erteleme."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Söyledikleriniz beynime kazındı Uraz Sartay Bey öğretmenim," dedim eğlenerek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dördüncü kata geldiğimizde durmuştuk. Nefes nefese kalmıştım. Öğretmenim anahtarıyla kapıyı açtığında ayakkabılarını çıkartıp içeri girdi ama ben kımıldamak bile istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Utanma duygusunu ufacık bir çocuk bilebilir miydi? Ben biliyordum. Utanmak sadece yüzünün kızarması değildi ki, ağlayınca da yüz kızarıyordu. Şu anlık bana göre utanmak sende olmayanın başkasında olmasıydı ve bunları yüzüne vurup da seni küçük düşürmeleriydi. İşte o zaman utanırsın ve başını aşağı eğersin, kimsenin yüzüne bakamazsın. İyi anlamda utanma şekli de vardı tabii ki ama benim utanmalarım sadece küçük düşmüş bir zavallılıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İçeri girmeyecek misin?" Öğretmenim bunları söylemeden önce başımı eğdiğimi bile bilmiyordum. Bunları söylediği gibi ona bakmak için kafamı kaldırdım fakat daha ona bakamadan kafamı yine aşağı indirdim. Öğretmenim ayakkabılarımı çıkartmak için önümde eğildiğinde, bir adım geri gidiyordum ki ayak bileğimden yakalayıp beni kendine çektiğinde mecburen omuzuna tutundum. Ayağımı yere bastırdığında üstten onun siyah saçlarına bakıyordum. Ayakkabılarımı çıkarttıktan sonra yaklaşık üç saniye kadar ayaklarıma baktı ardından bakışlarını bana çıkarttı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sergilediği şey olumsuzca bir nefes verişi oldu. "Başında bir yemin var, süreçte sorumsuzluk ve ucunda bir belirsizlik."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

esmanur: Özet gibi

"Öğretmenim," dedim kısık bir sesle. "Gerçekten bazen bilmece gibi konuşuyorsunuz ve ben, hiçbir şey anlayamıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerini kısıp gülümsedi. "Ben de zaten anlamayacağını bildiğimden açık açık konuşuyorum." Sonra çoraplarımda hiçbir şey görmemiş gibi ayağa kalkıp elimi tutarak beni içeri soktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beni her koşulda hor görmeyen biriydi. Üstelik okul zamanları benimle ayrıca ilgilenirdi, hep bir şeyler anlatırdı, bir şeyler öğretmeye çalışırdı ama onda, davranışlarından ziyade karakterinde, içinde bir gariplik de sezerdim kimi zaman.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Ben çoraplarımı makaslamıyorum,” dedim mırıldanırcasına.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eve girdiğimizde hiçbir yeri inceleme fırsatım olmadan direkt banyoya girdik. Sonrasında içeri tanımadığım bir kadın girdiğinde Uraz öğretmenim şampuanı kadına verip çıkmıştı banyodan.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Gel bakalım, güzellik.” Kadın beni aldı ve alnımı küvetin mermerine yasladı ardından da sadece saçlarımı yıkadı. Annem saçlarımı acıtırdı fakat tanımadığım bu kadın saçlarımı çok ince hareketlerle köpürtüyordu. Sıcak suyla saçlarımı duruladığında Uraz öğretmenim içeri girmişti ve elindeki havluyu uzatmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kadın havluyu saçlarıma sardığında bana gülümsemişti. İçimde korku yoktu, öğretmenime tam güvenirdim fakat bu olanlara bir anlam erdiremiyordum. “Saçlarının rengi çok güzel, bunu söyleyen oldu mu daha önce.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı olumsuz anlamda sallamıştım ve kapıya dönmüştüm. Gördüğüm tek şey koridordaki halıydı ve beyaz bir duvardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenim elindeki kurutma makinesi ile içeri girdiğinde “Genelde yaşlı saçı diye dalga geçiyorlar onunla,” demişti ve başını sallamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Evet,” demiştim ben de onaylarcasına.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Genç kadın elini ağzına götürdüğünde “Ne kadar da ayıp,” demişti. “İnsan hiç arkadaşına böyle kötü şeyler söyler mi?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Diğer odalardan sesler işittiğimde bir sesi annemin sesine benzetmiştim ve Uraz öğretmenim “Bunların sesi çok çıkmaya başladı,” dediğinde kurutma makinesini çalıştırdı gürültüyle ardından da tekrardan banyodan gitti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kadın saçlarımdaki havluyu indirip saçlarımı kurutmaya başladığında saçlarım kısa olduğu için çabuk kurumuşlardı. “Senin güzel tokaların var mı?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı olumsuz anlamda sallamıştım. Kadın saçlarımı ellerinde topladığında okul formamın ense kısmını eliyle silkeliyordu. En son ise üstümü başımı özenle düzeltti ve gülümsedi. Kötü bir enerji almadığım halde gergindim ve eve gitmek istiyordum, belki de ağlayacaktım fakat kadın saçlarındaki bir tokayı çıkartıp benim saçıma taktığında “Çok güzel oldu, bak,” demişti ardından da beni kucağına alarak aynadan göstermişti. “Bu senin olsun.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim içeri girdiğinde doğrudan duvarın dibine, yere çökmüştü. İki dizini de büküp dirseklerini diz kapağına yaslayarak kollarını öne doğru uzattı. Gözlerini yere dikmişti ve dalgın dalgın düşünüyordu. “Sanırım baba oluyorum,” dediğinde başını kaldırmıştı ve yanımdaki kadına dönmüştü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kadın yüzünü buruşturdu. “Karnımda bir bebek olduğunu sanmıyorum.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim güldüğünde elini kendi karnına götürmüştü. “Bence ben doğurmak üzereyim.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

esmanur: Sen erkeksin?

Kadın kahkaha attığında içeriden erkek sesleri yükselmişti ve kesin bir şekilde burada yalnız olmadığımızı anlamıştım. “Annemin de sesine benziyor,” diye mırıldandığımda ikisine de korkuyla bakmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim “İçeridekiler canımı sıkmaya başladı,” dedi kadına döndüğünde ardından başını kapıya çevirdi ve “Şu konuşmanızı keser misiniz artık!” diye bağırdı içeriye.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Minnet duygun çok yüksek, Uraz,” dedi kadın ve arkama geçip ellerini omuzlarıma koydu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gidişatın nasıl olacağını ben de bilmiyorum ki. Ben," dedi öğretmenim ve kadının gözlerinin içine odaklandığını anladığımda dudaklarını yaladı. "Suçsuz olduğumu düşünüyorum ve kendi düşünceme göre o da suçsuz." Başını iki yana salladı. "Hatta haklı. Onun söylediklerine uymam gerektiğini düşünüyorum çünkü o tecrübeli ve elbette ki benden daha çok şey bilir. Görmüş geçirmiş insanlar gerçekten de daha çok şey bilir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimin kara gözleri benim üzerime düştüğünde ben de aynı şekilde onu seyrediyordum. "Sen çok akıllı bir çocuksun, Hira ve ben akıllı çocukları severim." Bu sözleri onu gülümsetirken yüzü aniden üzgün bir hâle büründü. Öğretmenim genel olarak çok sık ruh hali değişimi yaşıyordu. "Ve bir gün, hatta yakın bir tarihte gideceğim buradan. Başka bir öğretmen girecek dersinize."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gidiyor musunuz?" Bunu duymak beni üzmüştü. Geçici olarak bizim okulda öğretmenlik yaptığını biliyordum ama gitmesi için çok erkendi. Kendisi benim ilk öğretmenimdi ve ona çok alışmıştım. Sırf okulda aç kalmayayım diye bana yemek aldığında içimde ona karşı bir borç hissedilmesin diye ayrıca okuma yazma çalışırdım. İyi cümlesine değil vurucu cümlesine odaklanmıştım. Bu genel için şaşmazdı, olumlu durumlara değil olumsuz olaylara odaklanırdık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet." Elini yanağına yasladı. "Yalnız üzülmene lüzum yok, okula ara ara ziyarete geleceğime emin olabilirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı hevesle salladığımda "Evet, isterim," dedim ve öğretmenimin gitmesini istemediğim, sesimin tonundan bile anlaşıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenim ayağa kalktığında “Ben içeri geçiyorum,” dedi kadın gayet sakin bir tonda.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dış kapıyı açtığında birlikte ayakkabılarımızı giyip dışarı çıktık. Arabaya doğru ilerlediğimizde çoktan arabanın içine girmiştik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biliyor musun, öğretmen kelimesinin hakkını verebilecek kadar manevi yönden tecrübeli olduğumu düşünmedim hiçbir zaman ama her zaman çocukların içinde olmak istedim. Çünkü ailem benim çocuk olma hakkımı elimden almıştı ve çocukluk çok ilgimi çekiyordu." Arabayı sağ tarafa doğru hareket ettirdiği sırada kaşları çatıldı, gözleri kısıldı ve saçlarına parmaklarını huzursuzca daldırdı. "Beni affediyorsun, değil mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne için?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Önemli değil." Bir şeye vicdanını susturmaya çalışıyordu sanki. "Sadece affettim kelimesini ağzından bir kere duysam bile yeter."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ne için affetmemi istiyordu, bilmiyordum ama yine de "Affettim," dedim ve ses tonum fazlasıyla tereddütsüzdü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okula vardığımızda arabayı park etmişti ama inmiyorduk. Öğretmenim eline telefonunu almıştı ve ekrana odaklandı bir süre. Attığı mesajına dönüt geldiğinde ikimiz de arabadan aynı anda inmiştik. Okulun bahçesine girdiğimizde veliler okul binasının önünde çoktan toplanmıştı ve çocuklarını bekliyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tüm velilerin sırtı bize dönüktü ve annemin sırtını da görebiliyordum. Annemin yanına gitmek için kendi sınıfımın çıkmasını bekliyordum çünkü şimdi binanın içine girersem eğer annem beni görürdü. Öğretmenim de benim yanımda bekliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bizim sınıfın çıktığını gördüğümde ağır adımlarla annemin yanına doğru ilerledik. Öğrenciler, sırtlarında çantalarıyla ve küçücük boylarıyla annelerine doğru koşup sarılıyorlardı. Bazı öğrenciler gibi anneme sürpriz yapıp arkasından sarılamazdım ki ben. Çünkü o da bana sarılmıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anne, arkandayım." Arkasını döndüğünde beni gördü. Her zamanki gibi çantamı sırtımdan almadan gidecekti ki yanımda öğretmenimi gördüğünde aniden durmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, yapmacıktan gülümsediğinde, "Siz, Hira'nın öğretmenisiniz, değil mi?" dedi, sanki bilmiyormuş gibi ve bu bir konuşma başlatmak için çok rutin bir cümleydi. Annem çantamı sırtımdan alıp kendi sırtına taktığında öğretmenim, sanki düşmanına bakıyormuş gibi bakıyordu anneme. Öğretmenim bir adım anneme doğru attığında beni gerisinde bıraktı ama ben öğretmenimin yüzünü hâlâ görebiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Herhalde."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sartay Bey," dedi annem, tıpkı yabancılar gibi öğretmenime soyadıyla hitap etmişti. "Çok iyi bir öğretmensiniz gerçekten. Hira öğrettiğiniz hiçbir şeyi unutmuyor." Şu an böyle bir konuşma ne alakaydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimin, yalakalık yapan velilere gizli bir kini ve öfkesi vardı herhalde. "Ben istediğim kadar iyi bir öğretmen olayım, öğrencilerim beni dinlemedikleri sürece onlara hiçbir şey öğretemem." Uraz öğretmenim, bazı öğretmenlerin aksine velisi tatlı dilli olan öğrencilere ayrıcalık tanımıyordu. Bana kısa bir bakış attı. "Hira, azimle çalıştığı için çalışkan bir öğrenci ve," dedikten sonra geri kalan cümlesini fısıltı hâlinde söyledi. "Ona öğrettiğim tek şeyin sadece dersler olmayacağını da bil. Bu şimdiki zaman için de geçerli gelecek için de."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenim bunları dedikten sonra kafasını oynatmadan gözleriyle önce okulun içini daha sonra da beni gösterdi. Öğretmenimin beni göstermesinin nedenini anlayamadığım gibi yüzünün neden asık olduğunu da anlayamıyordum. Öğretmenim, beni gösterdiği sırada annem gerildi ve o sırada ben, yanımızdan ayrılıp okulun içine giren öğretmenimin sırtına baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bakışlarımı anneme çevirdiğimde o da benim yüzüme bakıyordu. Annem sanki bir şeyi yapıp yapmamak konusunda iç savaş veriyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem arkasına döndü ve öğretmenimin gittiğine kanaat getirdikten sonra ben daha ne yaptığını bile anlayamamışken çok sert bir şekilde yüzüme tokat attı. Tokadın etkisiyle kalçamın üzerine düştüğümde elim refleks olarak yanağıma gitmişti. Çevremizdeki insanlar bize bakmaya başladığında ağlamamak için kendimi kasıyordum. Öyle bir tokat atmıştı ki kulağım zonkluyordu ve yüzümün yandığını hissediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yavaş yavaş, yaşayarak gurur kavramını öğrenmeye başlıyordum. Yaşananlar karakteri belirlerdi. Yaşadıklarım karakterimi belirleyecekti. Küçükken öğrenilenler unutulmazmış. O zaman gurur kavramı hep benimle yaşayacaktı. Sürekli onur kırıklığı hissiyle uyuyacaktım ve sürekli de küçük düşmemek için yaşayacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kafamı hafif kaldırıp etrafıma baktığımda bizi sadece çevremizdeki insanların ve birkaç sınıf arkadaşımın izlediğini görmüştüm. Okul kalabalıktı ve bizden uzaktakilerin dikkatini çekmemiştik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkadaşlarının önünde annesinden tokat yiyen bir çocuk nasıl hissediyorsa ben de işte öyle berbat hissediyordum. Belki de arkadaşlarım beni annemden dolayı sevmiyorlardı ne de olsa onlar da benim gibi küçüklerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem bana ilk defa tokat atmamıştı ama arkadaşlarımın önünde attığı ilk tokattı ve bundan dolayı utanıyordum. Çok fazla utanıyordum ve aynı zamanda da kendimi aşağılanmış hissediyordum. Zaten benim utanmalarım da hep böyle berbat sebeplerdendi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tüm somurtkanlığımla ayağa kalktığımda külotlu çorabım yerdeki toza bulanmıştı. Annem üzerime doğru yürüdüğünde şaşkın bakışlarım, annemin arkasından bana gülümseyen yeşil gözlü oğlan çocuğundaydı. Onu gördüğüm gibi yüzüm öyle bir değişti ki sanki tokat yiyen biri gibi değil de hızlı trenin en tepesinden aşağı düşüp hiçbir yeri çizilmeden sağ kurtulan bir insan gibi şaşkınca bakıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana zorbaca bulaşan çocuk, şimdi bana gülümsüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeşil gözlü oğlan, inanılır gibi değildi ama anneme omuz attı ve annem sendelediğinde çocuk, tam önümde durdu. Bana genişçe gülümsediğinde ben hâlâ somurtkandım. Kafasını gülmem için salladığında daha da geniş gülümsedi ve onun bu hâli benim de gülümsememe sebep oldu. Son ders saatine girmeden önceki teneffüs beni ağlatmıştı ama şimdi güldürüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Zavallı olma," dedi gülümsemesi ciddiliğe bürünürken. "Sana tokat atmasına neden izin verdin ki?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben daha anlayamamıştım bile." Onunla daha tanışmadığım hâlde açık açık konuşuyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen ciddi misin?" dediğinde kafasını iki yana salladı. “Her zaman tetikte olmalısın,” dediğinde ise yanımızdan uzaklaşıp gitti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden tokat attın ki kıza?" Bir sınıf arkadaşımın annesiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hata yaptı. Ama bu tokat ona yeterli. Hatasının cezasını ödediğine göre barıştık." Barışmış mıydık, yoksa yine başkalarının önünde bana iyi mi davranacaktı? Bir cevap vermediğimde annem yanıma gelip beni omuzumdan hafif itekleyerek bana yürümem için komut verdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Daha beş adım atmıştık ki "Hira!" diyen, bugün ıslattığım kızın sesiyle durduk. Gelip beni anneme şikâyet edecek sanıyordum. Yanağımdaki tokadın şeffaf varlığı sızlamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ile arkamızı döndüğümüzde ağlayarak okul binasının içinden çıkan sarışın kızı gördük. Bu kız ile aynı sınıftaydık fakat o benden bir yaş daha büyük görünüyordu ya da vücudu bize göre daha olgundu. Bizim yanımıza koşarak geldiğinde arkasından da okul binasının içinden çıkan Uraz öğretmenimi gördüm. Öğretmenim inanılmaz nötr bir ifadeye sahipti. Mavi gözlü kız tam önümde durduğunda ellerini omuzlarıma koyup cümlelerini toparlamaya çalıştı. Üstü başı kurumuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bak ben bilerek seni ıslattım, biliyorum ama inan çok pişmanım. Özür dilerim. Sadece sinirimi senden çıkarttım, o kadar. Affet beni." Kulağına doğru yaklaşıp fısıldadım: "Lütfen beni şikâyet etme.” Bir yandan da elim yanağımdaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kız benden uzaklaştı ve yüzlerimizi aynı hizaya getirdi. "Sen ciddi olamazsın." Karşımda derin bir nefes aldı. "Bak Uraz öğretmenimi-"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne olmuş ona?" Ellerini yana açarak kaşlarını havaya kaldırmış yeşil gözlü oğlana şok içinde baktım. Her seferinde gitti diyordum ama bir türlü gitmiyordu. Sanırım sürekli etrafta dolanıyordu. Sarışın kız bu sesi duyduğunda irkilerek arkasına baktı, akabinde tekrardan bana dönerek tam bir şey söylüyordu ki lafını başka bir ses böldü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neler oluyor orada?" Uraz öğretmenimin sesini duyduğumuzda sol tarafıma baktım. Sarışın kızın öğretmenimin varlığından çekindiği bariz olandı. Öğretmenim de ellerini yana açmıştı ve kaşlarını da havaya kaldırmıştı, tıpkı yeşil gözlü oğlan gibi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mavi gözlü sarışın kız, yüzünü yüzüme çevirip ona bakmamı sağladı. Bu sefer gözleri dolmuştu. "Seni arkadaşım olarak seviyorum, ani bir şey olabilir ama artık biliyorsun bunu, değil mi?" Bunu söylediği anda o kadar şaşırmıştım ki. Hayatımda ilk kez bu cümleyi bana kuran biri vardı. Bu sevilme duygusu çok garipti ve insan kendini özel hissediyordu. Sevgiyi hak edecek bir şey yapmamış olsam da ve onun neden bir anda böyle bir cümle kurmasını anlamlandıramasam da bu hislerimle onun gözyaşlarını sildiğimde, yüzümde aptal bir gülümseme vardı. Onu kendime çekerek sarıldığımda aynı şekilde o da bana sarıldı. Ağlamayı bıraktığında onun kulağına fısıldadım: "Yani, herhalde ben de seni seviyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeşil gözlü oğlan sarışın kıza seslendi. "Haydi, gel kardeşim. Eve gidelim." Ben, sarışın kızın hiç kardeşinin olmadığını sanıyordum. Bunu ben daha soramadan kız, yanımızdan korkak bir şekilde koşarak uzaklaştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeşil gözlü oğlan, sarı saçlı kızın arkasından baktığında "Bunlar gerçekten de çok korkaklar, çok," diye geveledi ve bu sefer gerçekten de gitti ama onun yine etrafta dolandığını düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira, ödevlerini yapmayı unutma!" dediğinde öğretmenim, tekrardan okul binasına doğru yürümeye başlamıştı. Öğretmenim bu cümleleri kurduğunda annem bir adım uzaklaşmıştı. Sanki öğretmenimden çekiniyordu annem.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gidiyoruz, Hira," dedi annem ve evin yolunu tuttuk. Yolda kimsenin göremeyeceği şekilde saçlarımın az bir tutamını çekti, ben ise kimse fark etmesin diye dudaklarımı birbirine bastırıp ağlamamak için direndim. Sırtındaki çantamı indirip benim sırtıma taktı her zamanki gibi ve kendi yüklerimi kendim taşımayı daha bu zamanlarda öğrendim. Annem beni almaya gelmezdi çoğu zaman ve sanırım bugün bir tesadüf olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, birdenbire ayağıma çelme taktığında sert bir şekilde dizlerimin üzerine düştüm. Külotlu çorabımın diz kısmı yırtılmıştı ve dizlerimden akan kan, külotlu çorabıma bulaşmıştı. Dizlerimin acısını es geçtim ve hemen çevreme baktım. İçimde yerleşmeye çalışan bu duygu nasıl bir şey ise artık, çok güçlü bir duyguydu çünkü kimsenin olmadığı bir ara sokakta olmamıza rağmen bu güçlü duygu, ağlamama bile izin vermedi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem beni beklemeden yürüyüp gidiyordu. Hiç ağlamadan sırtımdaki ağır çantayla ve yaralı dizlerimle zor da olsa ayağa kalktım ve dik durdum. Neden dik durdum, bilmiyordum fakat içime yerleşmeye çalışan başka bir duygu, omurgamı dikleştirmişti. Bu iki duyguyu çok sevmiştim çünkü beni güçlü bir insan yapıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemi arkasından takip ettim. Annem beyaz bir pardösü giymişti ve pardösünün rengine tezat siyah bir eşarp takmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eve vardığımızda babam henüz evde değildi. Annem, beni çekiştirerek mutfağa zorla sokuyordu ve daha ayakkabılarımı bile çıkartamamıştım. "Anne, ne oldu?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, gözlerini hızlıca bana çevirdiğinde bir an çok ürkünç göründü. Hiçbir şey söylemeden mutfak çekmecesini açıp içinden demir bir çorba kaşığı çıkarttı ve ocağın altını yakıp kaşığı ateşin üstüne bıraktığında "Baban gelmeden bitirelim de," dedi, tedirgin bir sesle. Kafasını bana çevirdiğinde işaret parmağını bana salladı. "Bana bak, ağlamak yok! Eğer ağlarsan bil ki tekrardan aynı şeyi yaparım. Babana da bir şey belli etmeyeceksin. Duygu sömürüsü yapmak yok." Sonra kendini durdurarak ve bukalemun gibi renk değiştirerek sinirli hâlini bir köşeye bıraktı ve bana gülümsemeye başladı. "Hira," dedi sevecen sesiyle. "Bir tanem, acıkmış olmalısın. Sana kek vereceğim. Şimdi gözlerini kapat ve sol kolunu bana uzat."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimin bana aldığı çikolatayı çantama koymuştum ve onu daha yememiştim. Bugün ful aç olduğum için otuz iki dişimi gösterdim ve sol elimi de anneme uzatıp gözlerimi kapattım. Duvara yaslanmışken önümde diz çöktüğünü hissediyordum. Birden tek ayağını iki ayağımın üstüne bastırdığında ayaklarımı oynatamadım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"A-" Isıttığı demir kaşığı koluma bastırdığında hemen elini ağzıma örttüğü için çığlıklarımı yutmak zorunda kaldım ve başım, arkamdaki duvara çarptı. Eliyle ağzımı ve burnumu kapattığı için nefes alamıyordum. Bir yandan yanmanın verdiği acı, diğer yandan da nefes alamadığım için bağıramamam bende çok ağır bir etki bırakıyordu. Nefessiz kaldıkça boğuluyor, beynimin uyuştuğunu hissediyordum. Gözlerim bol yaşlar dökerek kararıyordu. Sağ elimle annemi ittirmeye çalışıyordum ama nafileydi çünkü çok güçsüzdüm. O kaşığı beş saniye sonra çekmişti ama eli ağzımdan ve ayakları ise ayağımdan çekilmemişti. Bir an önce elini ağzımdan çekmesi için içimden yalvarıyordum. Bir an önce çekse de nefes alsam ve çığlık atarak kolumdaki acıyı dindirmeye çalışsam.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem beni yakmıştı ve beni boğuyordu. Beni nefessiz bırakıyordu ve ciğerlerim en ufak bir oksijene muhtaçtı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beni eliyle boğduğunu yeni fark etmiş gibi elini sadece burnumdan çektiği anda derin bir nefes aldım. Gözlerimdeki karartı birkaç saniye sonra geçmişti ve başımdaki değişik acıdan kurtulmuştum fakat kolum çok fazla yanıyordu. Bu sefer de ayaklarımı serbest bırakması için içimden yalvarıyordum. Ayaklarımı bıraksa da yerlerde tepinsem ve böylelikle de kolumdaki acıyı geçirmeye çalışsam. Ama eli ve ayağı hâlâ yerli yerindeydi. "Bak elimi çekeceğim ama sakın bağırma, tamam mı? Bağırmak yok!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı iki yana salladım çünkü elini çekerse onu ifşa etmek için değil, acımı haykırmak için çığlık atardım. Sanki atamadığım çığlıklar içime geri dönerek kalbimi daha da ağırlaştırıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O sırada açık mutfak kapısından içeri giren Cansu bizi gördüğünde elindeki su bardağını yere düşürdü fakat bardak kırılmadı. Gözleri, kolumu bulduğunda ağzını inanamıyormuş gibi açtı ve bakışlarını anneme çevirdi. Buna ilk ve son şahitliğiydi. Bundan öncesine hiç şahit olmadığı gibi bundan sonralarına da hiç şahit olmayacaktı. Daha dört buçuk yaşlarındaydı ve benden iki yaş kadar küçüktü. "Anne, ne yapıyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir şey yapmıyoruz," diye geçiştirdikten sonra annem elini ağzımdan tamamen çektiğinde acı dolu inlemeler atıyordum. Elimi yanan koluma değdirdiğim gibi geri çektim çünkü dokununca daha çok acıyordu. Bilerek koluma bakmamaya çalışıyordum çünkü karşılaşacağım manzara beni korkutuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ayaklarını ayaklarımdan çekmediği için bu ağırlığa dayanamıyordum ve ayaklarım uyuşuyordu, bacaklarım ise karıncalanıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ayaklarım acıyor," diye acılı ve kısık bir sesle konuştuğumda kapının açılma sesi geldi. Babam gelmişti. Annem, babamın geldiğini anladığında yanımdan ayrılıp buzdolabının kapağını açarak yoğurt çıkarttı ve yine ağzımı kapatıp koluma hızlı bir şekilde yoğurdu sürmeye başladı. Koluma uyguladığı sert darbeler canımı yakıyordu. O kadar hızlı bitirdi ki işini, beni aniden kucağına alıp odaya götürmüştü bile. Babamın, beni görememesinin nedeni sırtı dönük bir şekilde kapıyı kapattığı için olmalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, ayağıyla odanın kapısını kapattığında koşarak beni yatağa fırlattı. Yanan kolum yatağın çarşafına değdiği için tam bağıracaktım ki annemin eli yine ağzımın üstündeydi. Kolumu çekmek için hafif doğrulduğumda yanan kolumun bir kısmı çarşafa yapışmıştı ve yoğurt çarşafa bulaşmıştı. Annem hızlıca çarşafı çekince sanki kolumdaki eti kopartmışlar gibi berbat bir acı hissettim. Acımı anladığında elini daha fazla ağzıma bastırdı ve zorla beni sırtüstü yatırdığında yorganı kafama kadar çekti ardından da alttan ayakkabılarımı çıkarttı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sessiz ağla bak! Baban içeri girerse ne yap ne et uyuyormuş gibi yap. Ben belli bir süre oyalarım onu," dedikten sonra kapıyı kapatıp üzerime de kapıyı kilitleyip gitti. Dediği gibi babamı buraya gelmemesi için ikna etmişti. Nasıl yaptığını bilmiyordum çünkü sadece acıma odaklanıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O kadar uyumayı istedim ki, uyursam bir şey hissetmem diye ama uyuyamıyordum. O gece annem nasıl babamı ikna etti, bilmiyordum ama Cansu'yu yanlarında uyutmuşlardı. Benden dört yaş küçük olan Ebru kardeşim ise annemin yatak odasındaki beşiğinde uyuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çok ağlıyordum ama ağlayınca da acısı geçmediğinden ağlamamaya çalıştım fakat başarısız oldum. Yanık acısı geçmesine rağmen hâlâ ağlıyordum. Sessizce ağladığım için ağlamak da rahatlık sağlamıyordu, aksine annemlerin odasına ses gitmesin diye kendimi kasmak işkence gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nasıl uykuya daldığımı hatırlamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, kapımın kilidini açıp içeri girdi ve "Neden?" diye sorduğumda cevap olarak "Elbiseni kirli gördüm," diye geçiştirdi beni. Saçma sapan bir cevaptı. Asla inanmadım çünkü bunun altında başka bir sebep olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Annem, dün beni almaya geldiğinden beri tedirgindi ayrıca da korkuyordu. Babamın anlamasından değildi, bu başka bir korkuydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben anneme, annemin dünkü garip davranışlarını anladığımı belli etmedim çünkü potansiyelimi anlamasını istemiyordum. Elbet ben de büyüyecektim. İnsanlar altındaki kişilere kötü davranırlardı ama gelecekte altındaki kişilerin nasıl bir konumda olacaklarını da bilmezlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gelecekte nasıl bir konumum olacaktı bilmiyordum ama büyüdüğümde intikam almayı düşünmüyordum çünkü insanın sadece bir tane annesi oluyordu. Sanırım sadece neden yaptığını ve sebebini öğrenmek isterdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beraber annemle okula gittiğimizde yoldan geçenler görmesin diye kolumu saklamaya çalışıyordum ama annem, "Okulda kolunu saklamana gerek yok," diyordu bana.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okul bahçesinde sıradaydık. Uraz öğretmenim kolumu gördüğünde bizden uzak bir yerde annemle konuşmaya gitmişti. Öğretmenim, hiç sinirlenmemişti ama gerilmişti de. Sakin, tedbirli, donuk ve fersizdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimin annemle konuşmaları bittiğinde, annem çok rahatlamış gibi derin bir nefes vermiş, sonra da çok rahat bir şekilde okuldan çıkmıştı ama Uraz öğretmenim annem gittikten sonra bütün gün çok gergindi, içinde bir nefret var gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okulun bahçesinde sıradaydık ve en arkadaydım. Kimse yanımda değildi. Sarışın kız tam önümdeydi ve o da tekti, bundan dolayı onun yanına geçtim. Uraz öğretmenim yanımıza, arkaya geldiğinde sarışın kız çocuğu beni geriye itti ve kendi sırasında tek kaldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Diğer öğretmenler gibi öğretmenim de arkadaydı ama onu diğer öğretmenlerden ayıran bir fark da öğretmenimin sanırım en arkada olduğum için benim yanımda öğrenciymiş gibi sırada durmasıydı. Bu bir destekti ve bu bir güvendi ama en çok da yalnız hissettirmemekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

1 EKİM PAZARTESİ, 2018
GÜNÜMÜZ
İzmir/Torbalı

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çoğu insan geçmişinde olan biten şeyleri iyi hatırlamazdı, içeride hep bir pişmanlık dönerdi. Sadece yeşil gözlerini hatırladığım o zorba çocuk saçlarıma ve kıyafetlerime boyoz kırıntılarını sürdüğünde ağlamıştım. İşte en çok da bu kısma içim yanıyordu çünkü şimdiki ben olsaydım asla ağlamazdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onun ve abisinin hiçbir şeyini hatırlamıyordum, sadece aklımda ikisinin gözlerinin renkleri vardı. Yeşil ve açık elâ.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin, ben küçükken yaktığı koluma baktım. Hiçbir iz yoktu, aradan on bir yıl geçmişti. İnsanın anısını hatırlaması ne kadar da kısa sürüyordu oysaki o anlar hiç de kısa değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu'nun kapıya o kadar sert vurmasıyla kendime geldiğimde yerde yatan Ebru bile uyanmıştı ve bana bakıyordu. "Neler oluyor ya burada?" diye sordu Ebru uyku mahmurluğuyla. "Kapıya vuran Cansu mu?" Ebru bana baktı. "Hira, Cansu'ya kapıyı açsana!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ebru'nun bana ismim ile değil de abla diye hitap etmesini isterdim. Üstelik bana emir veriyordu ve onun bu tutumuna karşı kayıtsız kaldım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ebru kapıyı açmayacağımı anladığında söylene söylene yatağından kalkıp kapıyı açtığı gibi çığlık attı. Cansu da çığlık attığında kafamı dolaptan çevirip onlara baktım. Cansu, sanırım kendini kapıya yaslamıştı ve Ebru da kapıyı açınca üst üste düşmüşlerdi. Ebru alttaydı ve Cansu da Ebru'nun üstündeydi. Gözlerim çok komik bir manzarayı seyrediyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Of, yine neler oluyor?" Annem de söylene söylene içeri girdiğinde hâlâ birbirinden ayrılmayan kardeşlerimi gördü. Cansu'nun siyah saçları yerdeki Ebru'nun yüzüne dökülmüştü, Ebru'nun siyah saçları ise yerde dağılmış bir vaziyetteydi ve ikisinin de siyah gözleri kocaman açılmıştı. İkisi de olayın şokundan çıkamayan çiftler gibi ortama romantik bir hava katıyordu. Annem kardeşlerimi gördüğünde gülmeye başladı. Ben ise küçücük, belli belirsiz gülümsüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Romantik olayın şokunu ilk atlatan kişi Cansu oldu. Çok hızlı bir şekilde Ebru'nun üstünden kalkıp kendine çeki düzen verdi. Cansu okul formalarını giymişti ve siyah saçlarını da açık bırakmıştı. Siyah gözlerini olduğundan büyük gösterecek bir rimelle oldukça hoş görünüyordu fakat buğday teni soluk duruyordu. Sanırım dün gece geç yattığı için yüzü böyle yorgun ve göz altları hafiften morarmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu boğazını temizleyerek bana "Tam beş dakikadır kapıyı çalıyorum!" diye bağırdı. "Neden açmadın kapıyı, sağır mısın sen?" Eliyle beni baştan aşağı gösterdi. "Okul formanı bile giymemişsin üstelik. Ne yaptınız Ebru'yla içeride? Aşk mı yaşadınız?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bunu az önce Ebru'yla üst üste olan kız mı söylemişti bana? Ebru tam ağzını açıp Cansu'ya bir şey söyleyecekti ki onu elimle durdurup konuşmasına izin vermedim ve elimle iki kız kardeşimi gösterdikten sonra Cansu'ya baktım, uzun bir konuşma yapacaktım fakat vazgeçmiştim, uğraşmayacaktım. "İşim vardı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu, bana tam cevap verecekken Ebru "Beni kendi kavganıza karıştırmayın!" diye bağırdı. "Kimseyle aşk maşk yaşamadım ben!" Ebru dolaptan okul formasını aldı ve odadan dışarı çıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anneme döndüğümde annemin de bana baktığını gördüm. Normalde kapalı bir bayandı ama hâliyle evin içinde eşarp takmazdı ve benimle aynı renkteki saçları açıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benim saçlarım anneminki gibi küllü kumral rengindeydi. İkimizin de saçları griyi andırıyordu ve ikimiz de elâ gözlüydük. Aslında benzemiyorduk ve annem seksen kiloyu çoktan aşmıştı. Yüzümüz de benzemiyordu çünkü benim yüz şeklim ovaldi ama annemin yüzü hafiften dikdörtgendi. Annemin güzelliği zaman geçtikçe azalıyordu, tıpkı kalbinin her geçen gün daha da koyulaşması gibi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira, çabuk giyin. Daha kardeşlerine kahvaltı hazırlayacaksın." Annem, benim daldığım yerden beni uyandırdıktan sonra gitti. Her gün kahvaltıyı ben hazırlamama rağmen sanki bugün kahvaltıyı hazırlamayacakmışım gibi bana emir veriyordu. Bir gün de Cansu hazırlasaydı şükrederdim. Ebru'ya bir şey demiyordum zaten çünkü bize göre yaşı küçüktü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu'nun ve Ebru'nun saçları babama çekmişti, yani siyahtı ve gözleri de öyle babamın gözleri gibi siyahtı. Cansu, onuncu sınıfa gidiyordu ve benden iki yaş küçüktü. Ebru ise sekizinci sınıfa gidiyordu ve aramızda dört yaş vardı. Ben ve Cansu aynı okula gidiyorduk ve Ebru ise bizim gittiğimiz liseden uzaktaki bir ortaokula gidiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Düşüncelerimi terk edip dolabımdan açık mor renginde olan kısa kollu okul formamı ve siyah pantolonumu alıp banyoya girdim. Okul formamızın tişörtünün rengi mordu ve bu renk benim beyaz tenime bence çok yakışıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Önce elimi ve yüzümü soğuk suyla yıkadım sonra da açık mor kısa kollu formamı, altına da siyah dar pantolonumu giydim. Küllü kumral saçlarımı tarayıp ortadan ikiye ayırdım ve ortadaki çizgiyi bozmadan, en tepenin biraz aşağısından at kuyruğu yaptım. Ela gözlerimi öne çıkartsın diye, daha bu yıl aldığım rimeli sürdüm ve kirpiklerim olduğundan daha fazla gürleşince de sürmeyi bıraktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okul dönemlerimde annemden aldığım harçlıkların çoğunu biriktirirdim ve çoğu zaman da okulda yemek yemezdim. Ne kadar para biriktirmiştim bilmiyordum ama kendime kişisel eşyalar alamayacak kadar da pinti davranmıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anne, bu kız nerede kaldı? Bugün pazartesi ve biraz erken gitmeliyiz okula çünkü İstiklâl Marşı var." Cansu'nun tembelliği beni kölesi gibi çalıştıracağı zamanlarda daha da ortaya çıkıyordu. Altı üstü sofraya iki bir şey koyacak ve yiyecekti. Sırf ona inat işim bitmesine rağmen geç çıkmayı düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira, çabuk ol! Bugün pazartesi. Daha erken gideceksiniz." Annemin Cansu'yu savunmasını aynada kendime bakarken donuk bir ifade ile karşıladım fakat pazartesi kelimesini duymak birden nefesimi tutmamı sağladı. Kahretmesin! Bugün ayın ilk pazartesisi miydi? Vazgeçmiştim, banyodan çok erken çıkmalıydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Jet hızında banyodan çıkıp koşarak mutfağa girdim. Çok hızlı bir şekilde gereken malzemeleri çıkartıp masaya, yani önlerine koydum ve hızla bir dilim ekmek peynir ve üç tane de zeytin yedim. Hemen koşarak mutfaktan çıkacaktım ki "Şeker vermedin," diyen Cansu hemen arkasındaki dolaptan şekeri alamayacak kadar tembel olmasın isterdim ama sadece bana inat gidiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiç konuşmadan koşarak dolaptan şekeri çıkartıp önlerine koyduğum gibi yine kapıdan çıkacaktım ki "Neden bu kadar acelecisin?" diyen Ebru’nun da bu kadar meraklı olmamasını isterdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onlara doğru döndüm ve "Lanetli pazartesi," dedim belki anlarlar diye. Hiçbir şeyi onlara anlatamıyordum ki onlar da bakışlardan ya da hareketlerden bir şey anlayan kişiler değillerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana kötü davranmamalarına karşın her ayın ilk pazartesi günleri bana berbat kılınırdı ve onların gözlerinde ne işe yaradığımı ya da ne anlam ifade ettiğimi hala bilmiyordum. Umarım onlarla bugün karşılaşmazdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Herkeste pazartesi sendromu olur," diyen Cansu elbette ki beni anlamamıştı. Ben hangi anımda pazartesiden şikâyet etmiştim, hiç hatırlıyor muydu acaba? Hatırlayamazdı çünkü pazartesileri hep severek uyanırdım hatta ne yaşarsam yaşayayım tüm günler benim için güzeldi. Yaklaşık on birinci sınıfın bitiminden beri pazartesileri sevmiyordum ama onlar, ailem, bu durumun farkında bile değillerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cevap vermeden hızlıca odamıza gidip çantamı sırtıma taktım. Prizdeki telefonumu da alıp çantamın küçük gözüne koymaya çalışırken aynı zamanda dış kapıyı açıyordum. Ayakkabılarımı giydikten sonra tam kapıyı kapatıyordum ki para almayı unuttuğumu hatırladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yine unuttum işte." Ayakkabılarımı çıkartıp koşarak yine mutfağa girdiğim gibi iki kardeşim de bana gülmeye başladı ama ben hiç gülmüyordum. Bugün çok kritik bir gündü, normalde kendi aptallığıma gülümseyebilirdim ama gizliden.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin cüzdanını yemek masasının üzerinde gördüğümde "Ne kadar alayım, anne?" diye sordum yatak odasına seslenerek ve annemin sesini duyduğumda cüzdandan parayı aldım. Annemin adaleti eskiden beri aynıydı ama yine de bunları harcamadığımı ve biriktirdiğimi bilmiyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dün ne yemek yedin? En son tanıştığın arkadaşının adı neydi?" diyen Ebru ve "Bu unutkanlıkla nereye gidecek bu. Anne! Hira yine kapıdan çıktıktan sonra unuttuğu parası için eve geri geldi!" diyen Cansu’yla aynı anda konuştukları için mutfak çok gürültülü olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yatak odasında uyuyan annem "O hep aynı, geri zekâlı," dediğinde benim kalbimi kırdığının farkında bile değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kafamı Ebru'ya çevirdim. "Dün akşam makarna yedim ve en son tanıştığım arkadaşımın adı ise, Deren," diyerek yeniden koşarak mutfaktan çıktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beyaz spor ayakkabımı giyerken "Deren, senin dokuzuncu sınıf arkadaşın değil miydi?" diye bana laf atan Cansu'yu hiç takmıyordum. Hiç arkadaşımın olmaması benim sorunum değildi. Ayrıca lisede; ilkokulda ve ortaokulda başıma gelen olaylardan ders aldığım için daha temkinliyim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Merdivenlerden iki kat indiğimde apartman kapısının arkasında durdum ve derin bir nefes aldım. Başıma her an her şey gelebilirdi. Apartmanın kapısını açtım ve beş adım düz yürüdükten sonra yedi merdiven indim. Bizim apartmandan dışarı çıkmak için apartman kapısından sonra yedi merdiven inmek gerekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Önce sağıma ardından soluma dikkatlice baktım. Çok tedirgindim ama belli etmemem gerekiyordu, bundan faydalanmamalılardı. Bugün tedirginlikten karıncanın boyutu kadar bir kahvaltı yaptığım için paramı yemeğime harcayacaktım çünkü beni zor durumda bırakmasalar bile ne yapacaklarını hiç bilmiyordum. Umarım hepsi çok kısa sürerdi çünkü okuluma geç kalmak istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okulun yolunu tuttuğumdan beri sürekli arkamı kontrol ettim ve çevremdeki insanlar bana pek iç açıcı bakmadılar. Çok merak ediyordum, acaba bana deli muamelesi mi yapıyorlardı yoksa bu kız kimden kaçıyor diye düşünüyorlar mıydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her sokak ağzına adım atmadan önce kafamı o yola dikkatlice çevirip yolu kontrol ettikten sonra adımımı atıyordum. Sonunda ana caddeye çıkabilmiştim. Arabalar ve insanlar kalabalıklaştığı için yaşadığım adrenalin azalmıştı ama bitmemişti. Bitebilmesi için okula varmam gerekiyordu. Öte yandan yaşadığım adrenalinin bu az hali bile karnımı ağrıtmaya yetmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sefer ağır adımlarla yürümeye devam ettiğim sırada tam önüme, yere odaklandım ve adımlarımı tamamen durdurdum. "Ne zaman öleceğimi bilerek yaşamaktansa, geleceğin yaşatacağı olumsuzlukların tarihini bilmeden rahat rahat yaşamayı tercih ederdim." Artık ne yapacaklarsa yapmalılardı. Beni böyle beklettiklerinden gereksiz telaşa giriyordum, her ne kadar belli etmemeye çalışsam da.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sol tarafımdan aniden beyaz, spor bir araba geçti ve her türlü arabaya tutkusu olan ben, kendimi sol tarafımın biraz daha gerisine bakarken buldum. Öylece beklerken, muhteşem beyaz spor araba ilerlemeye devam etti ve arabanın plakasına nedensizce bakmaya çalıştım. Kornaya basmıştı. 35 SRH diye başlayan plakanın sondaki rakamlarını göremedim çünkü araba, gittikçe uzaklaştı ve gözden kayboldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öylece yola bakmaya devam ederken esen rüzgâr sayesinde yolun karşısına baktım ve sabahtan beri olan gerginliğimin nedenini gördüm. Siyah Maskeli Adam, benim az önce seyrettiğim beyaz spor arabanın geçtiği yolun sonuna bakıyordu. Sanki kader baktırtıyordu ya da tesadüfler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzünü göremiyordum fakat kafasını benim olduğum kısma doğru çevirdi, siyah maskesi olan adam ve onun sadece siyah maskesini görmeme rağmen bakıştığımızı hissettim. Sanırım yine başlıyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Az önceki edebi konuşmam çok dikkat çekiciydi sanırım.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Esmaningizlihayrani: Yazar daha çekici hayırlı pazarlar

//

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bölümü nasıl buldunuz? Teorileriniz neler?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Esmaningizlihayrani: Asko daha okumadım ama okumasam bile çok güzel olacağını tahmin edbiliyorum

← Anasayfaya dönün

Paragraf Yorumları