SİYAH YALAN – 10. MUKADDERATIN BİRLEŞTİRDİKLERİ

❤️ 1 👁 13

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çok minnoş bir bölüm, okurken evinizde gibi hissedeceğinize eminim. Ben en çok Serhat'ın evinin balkonundaki masada, Mügelerin evinde ve Asude teyzenin evinin salonundaki insanların arasında kendimi evimde gibi hissediyorum. Bakalım siz neler hissedeceksiniz...

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Keyifli okumalar:)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

10 EKİM ÇARŞAMBA, 2018

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İnsan bazen neye nereden başlaması gerektiğini bilemiyordu ama Serhat Aymaz bilinmeyeni bilmek zorundaydı. Konuşulmayanı duymak, görülemeyecek şeyleri izlemek, kurulan planlardan önce sonuca ulaşmak ve iyiliğe başlanmadan önce kötü niyeti tespit edebilmek. Kötü biri miydi, cevabını biliyordu ve iyiliğin bilindiği kadar kötülüğün de bilinmesi gerektiğini düşünürdü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elinde tuttuğu bıçağındaki kırmızı domates suyunun, iş hayatındayken insan etine batırdığı bıçağındaki kandan hiçbir farkı yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İş hayatı onu kötü yapabilirdi de yapmayabilirdi de ama önüne, kendi kanından bir adam öyle bir yol çizmişti ki şimdi o iş hayatını unutabilmesi an meselesiydi ama Serhat Aymaz o yolları bozmayı da bilmek zorundaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Boyu yeterince uzundu, gözleri doğradığı domateslerden ayrıldı ve mutfak dolabının ince metal kulpuna baktı, yeşil bir göz gördü ve bu onu ürkütme sınırına getirdiğinde en arka odadan bir ses geldi. Bıçağı bıraktı, yeniden metal kulpta kendi gözlerini gördü ama sanki bu yeşil göz bir şeytanın gözünü andırıyordu. En arkadaki kilitli odadan ses yükselmeye devam etti, başka bir evrende olsaydı kötü adamların kendilerinden utanmalarına yol açardı çünkü asıl kötülüğü kötü adamlar bile yapamamışlardı veya daha Serhat ile tanışmamışlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kes şu sesini!" diye bağırdı bir anda Serhat en arka odaya doğru mutfakta dönerek ama gördüğü tek şey bir duvardı. Yine de sesi koridordan en arka odaya ulaşmış olmalıydı. Kriz geçirmeye yakın bastırılmış bir ağlama sesi duydu Serhat sonra ufak balkondaki köpeğinin korktuğunu değil de huzursuzlandığını hissetti. "Delireceğim," diye mırıldandı sadece.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Domatesleri salatanın içine koydu, pişen yemeğin tadına baktı sonra ocağın altını kapattı ve elini yıkadı. Musluktan akan su sağ elinde hiçbir sorun teşkil etmiyordu ama sol eli suya değdiği anda yüzü kasıldı çünkü sol eli her zaman yaralıydı, hiçbir zaman iyileşmiyordu çünkü hiçbir zaman iyileşmesine izin vermiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Su tazyikli olmadığı halde tahriş olmuş sol elinin derisi kalkıyor gibiydi. "Sikeyim böyle işi," dedi Serhat dişlerinin arasından sonra çeşmeyi kapatıp kanlı sargıyı çöpe attı. Yeni bir sargı veyahut öncesinde bir krem sürebilirdi ama eziyet her zaman en iyisiydi onun için, bundan ötürü sadece peçeteyi birkaç kat sardı. Sonra parmaklarını oynatmaya çalıştı, canının yandığını hissettiğinde gözlerini kapattı ve parmaklarının hareketini sürdürdü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfaktan çıkıyordu ki yemek masasının üzerindeki telefonunun ışığı yandı sonra geri dönüp telefonu eline aldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval: Eliz'i almak için yola çıktım, sen evine vardın mı Serhat?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, Şevval'e sağ eliyle yazmaya çalıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tüm günlerim o kadar dolu ki. Anıl'ı misafirlikte tek başına bıraktım sonra eve vardığımda da yemekleri hazırladım, şu anda sadece siz eksiksiniz.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval: Bir saate oradayız. İnsan gibi giyin, doğum günü sonuçta bu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sırıttı ve telefonu masaya geri bıraktığında mırıltıyla karışık ıslık çalarak sol elinin parmağını oynatmaya devam etti. Acıyı sadece elinde değil, kalbinde de hissetmeye çalıştı ve koridorda ilerleyip o en arka kapının önünde durdu. İçeriden ağlama sesi geliyordu ama bütünüyle değildi çünkü ağlayan kişinin ağzı bağlıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat birkaç saniye kapıyı izledi sonra kapının üzerindeki anahtarı gördü, kendisi kilitlemişti sonra bir anda yere çömeldi ve sırtını da kapıya yasladı. Dizlerini kendisine çektiğinde başını kapıya yasladı ardından gözlerini kapatıp içerideki sesi mayhoşlukla dinledi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir ağlama sesi. Sebep olan kendi kanından bir adam. Sonuçları Serhat'ın zararına. Gerçek kötünün ipleri elinde tuttuğu ve izleyenlerin de kuklayı kötü sanmasıydı bu olay. Kukla kötü olamazdı çünkü kuklaya hareketi veren de iradeyi veren de ve konuşturan da ipi ellerinde tutan o kişiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elindeki peçeteye bulaşan kan, -Anıl her zaman bu sargı işini iyi yapardı ama Serhat sadece eline bir şeyleri dolamakla yetinirdi- başının ağrısı, gözlerinin kan çanağına dönmesi, diğerlerinden fışkıran kanlar, arka fondaki ağlama sesi...

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tüm bunların üstüne "Bugün ilacımı içmedim," dedi Serhat kendi kendine. "Canım cehenneme."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir an o ağlama sesi tüm öfkesini harladı ama Serhat görünüşte öfkesini yansıtmazdı. Her şey içindeydi ve dışı da taşla özenle örülüp içini kimse görmesin diye kapalıydı. Ellerini sıktı, bu ağlama sesine tahammülü kalmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yavaşça ayağa kalktı Serhat, sakince kapıya döndü yüzünü ve her şeyi planladığında kapıya tekme attı ve istemli öfkeli çıkarttığı ses tonuyla "Kapa o çeneni!" diye bağırdı. Kilitli kapının ardından ağlama sesi kesilmişti ama Serhat öfkeli bile değildi, sadece o kişiye acıyordu ve olması gerektiği gibi davranıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sakin sakin yürüdü ve mutfağa girdi sonrasında dolabın en arkasından ilacı aldı, köpeği için kilerdeki yaş mamayı da alıp yeniden yürüdü. Koridordan geçtiği sırada yürümeye devam ederken ilacı öylesine kilitli kapının önüne attı ve başka ufak bir odaya girdi. Bu ufak oda minik bir balkona ev sahipliği yapıyordu. Serhat ufak balkona girdiğinde köpeğini gördü, köpeği bu evde en çok bu ufak balkonda zaman geçiriyordu çünkü dışarıyı seyrediyordu. Onun haricinde minik balkon cam kaplamaydı, mamayı kaba boşalttı Serhat ve sesi duyan siyah köpeği asillikle Serhat'a dolanmaya çalıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Huzur veren tek şeysin, Zifir." Köpeğini sevdi, öptü sonra köpeği yemeye geçtiğinde ayağa kalktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Köpeği ona Hira'yı hatırlattığında yine koridora ilerledi. Düşünmek zordu, planları yorucuydu, icraat cesaret istiyordu ve sonuçları ise belki de ürkünç olacaktı ama yapmak zorundaydı çünkü kötülük de bir yere kadardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O kilitli kapının önünde durdu, vicdanını hissetti sonra bu sefer de ağlamamaya direnişin o sesi yerdeki ilacı almasını sağladı. Avucundaki ilacı sıktığında anahtarı yavaşça çevirdi ardından "Hepsi senin yüzünden, baba," dedi Serhat ve kapıyı açtı, kendisini toparladı. "Vicdansızlıksa senin yüzünden, bencillikse de senin yüzünden ve kötülüğüm de senin yüzünden. Bıraktığın tek miras zarar oldu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

...

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sıkıntıyla yatak odasına geçtiğinde Şevval'in ona söylediği mesajı anımsadı: Düzgün giyin. Psikolojik olarak iyi olmayabilirdi ama giyim tarzının kötü olduğunu düşünmüyordu, sadece fazla karışıktı. Kazak üstüne gömlek onun da üzerine ceket en sonunda mont; eşofman ve spor ayakkabılar. Tüm tarzı bol ve karışık giyiminden ibaretti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk önce rahat olsun diye siyah bir şort giymeyi planladı sonra vazgeçti çünkü Şevval'in bahsettiği düzgün kalıbına uymuyordu ve beyaz, uzun bir çorap, bol ve gri bir eşofman, siyah bir kazak ve üzerine de bordo bir oduncu gömleği geçirdi. Yapamıyordu, birbirinden alakasız ve karışık kombinler her zaman tercihiydi ki bu tarz giyiniş ona yakışıyordu da. Aynadan baktığında saçlarının da giyinişi gibi dağınık olduğunu gördü ama düzeltmedi bile aksine eliyle daha fazla dağıttı, gözlerinin altı mordu içi ise kırmızı, yeşil gözleri fersizdi sonra çeşit çeşit yara izleri bedeninin açıkta kalan kısımlarında görünüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiçbir şekilde umursamadı ve koridordan geçerken artık sesin hiç gelmediğini duydu. Buna sevinmiyordu elbette ama olması gereken buydu. Bazı insanların varlığı olmasaydı Serhat hem iyiliği hem de kötülüğü bu kadar iyi bilemezdi veyahut bu ikisini de kendi üzerinde bu kadar iyi yaşatamazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfağa geçti sonra mutfaktaki diğer kapıyı açıp büyük balkona adımladı, buradaki yemek masasını düzeltti. Dört kişilik bir masaydı bu ama sadece üç sandalye vardı. Savaş'ın gelmesini istemiyordu ve o gelse bile dördüncü sandalyeyi onun için çıkartmazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her şeyin bir anısı vardı, Serhat bu anıları da unutmamak zorundaydı ve dördüncü sandalye bile bir anlam ifade ediyordu. Dördüncü sandalye, dört harf bir isim ve anlamı, değeri...

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu masada gülüşmüşlerdi, bu masada Savaş ile kavga etmiş sonra yine bu masada barışmışlardı, bu masada hayaller kurulmuştu ama o zamanlarda bile gerçekleşme payının olmadığının ikisi de en katı şekilde farkındaydı, itiraf yine bu masaya aitti, yalana da şahitlik etmişti bu masa ve en kötüsü de bu masanın doğru dürüst dürüstlük ile tanışmamış olmasıydı. Yalanlar bir masaya bile anlam yükleyebilirdi ve bir masa insana söylediği bütün yalanları hatırlatabilirdi. Mukadderat kişileri bu masada birleştirmeyi severdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Balkonun demirlerine ellerini dayayıp yüksekten aşağılara baktı. Storia Konaklarında, bir sitenin en üst katında oturuyordu Serhat. Aşağılara baktığı esnada Şevval'in arabasını park edilmiş bir hâlde gördü, arabanın içerisinde değillerdi ve birazdan zile basarlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat gülümseyerek dış kapıya ilerledi ve sol gözünü kapatıp sağ gözünü deliğe yerleştirdi, şimdilik sadece karşı dairenin kapısı görünüyordu. Tanıdık gülüşme seslerini duydu, delikten ikisini de gördü ve Şevval zile basacağı esnada Serhat önce davranıp kapıyı açtı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir anlık kapının açılmasıyla Şevval irkilip geri gitti ama Eliz hiç korkmadan "Serhat," dedi genişçe gülümseyerek sonra kollarını açtı ve Şevval'in yanından geçip ayakkabılarını seri bir şekilde çıkartarak Serhat'a sarıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat da gülümseyip Eliz'in zayıf bedenini sardığında "Özlemişim," dedi Serhat nefes alarak ve Eliz sımsıkı sarıldığından Serhat geriye adımladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu hikâyede dışlanan kim oluyormuş oynat bakalım ama," dedi Şevval kaşlarını çatarak sonra ayakkabısını çıkartıp içeriye girdi ve dış kapıyı kapattı. Öfkeyle onlara doğru yürüdü, yanlarında durduğunda ikisine de sinirli bir ifadeyle baktı ve Eliz ise başını Serhat'a yaslamıştı, sırıtarak Şevval'i izliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval bir anda ciddi yüz ifadesini bozduğunda birdenbire zıpladı ve aynı anda hem Serhat'ı hem de Eliz'i gülerek sardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yapmacıktan geri geri gitti. "Şevval, seni kaldıracak adamın iki metre yüz elli kilo olması lazım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval geri çekildi ve Serhat'ın omzuna yumruk attı. "Senin elli kilon on santimin eksik diye altmış kilo kaldıramıyor musun, öküz herif?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz de Serhat'tan ayrıldığında "Seyret o zaman," dedi Serhat sonra bir anda Eliz'i kucağına kaldırdığında Eliz çığlık attı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat kucağındaki Eliz'i mutfağa götürdüğünde Eliz savrulan saçlarını düzeltmeye çalışırken Şevval'in yüz ifadesini gördü ve kibar bir şekilde kahkaha attı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval de arkadan güldüğünü belli etmemeye çalışıyordu. "Eliz taş çatlasa elli kilodur manyak herif."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat mutfağın ortasına geldiğinde Eliz'i tam tur seri bir şekilde döndürüp bir anda yere bıraktı ve geri çekildi. Eliz ise hâlâ dönüyormuş gibi olduğundan ellerini başına gülerek koydu ve sendelemeden sabit kalmaya çalıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfak kapısına yaslanan Şevval'i süzdü Serhat. "Seni kaldırırsam bel fıtığından yarım yıl yataklara düşerim." İtina ile Şevval'in takındığı yapay öfkeyi seyretti. Şevval pembe, bol bir kot pantolon ve üzerine de mini, tam kalıp düğmeli bir hırka geçirmişti ve aslında hırkası kalın ve sert kumaşlı kısa kazaklara benziyordu. Sarı saçları at kuyruğuydu ve hiç makyaj yapmamıştı, dudağındaki koyu pembelik ise doğaldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra Eliz'i süzdü Serhat. Eliz ayak bileğine kadar gelen beyaz bir çorap giymişti, altına siyah, kısa balon eteklerden geçirmişti ve üzerine de bordo bir gömlek giyinmişti. Gömleğini ise eteğinin içine yerleştirdiği hâlde karın kısmında hiçbir çıkıntı yoktu ve ince bacakları gün yüzündeydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Daha sonra kendi üzerine baktı ve iki kadının süslü haline yakından uzaktan hiç alakasının olmadığını gördü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben sana düzgün giyin dememiş miydim?" Ezbere bildiği dolaptan beyaz şarap çıkarttı Şevval ve alayla Serhat'ı iğnelemeye çalıştı. "Sabah yeni uyanıp aciliyetten bakkala zorla götürülen banyo terliği gibi görünüyorsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır," dedi Eliz ve Şevval'e baktıktan sonra sırıtan Serhat'a döndü. "Bu karmaşıklık başkasında olsaydı hiç kimseye Serhat'a yakıştığı kadar yakışmazdı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Görüyor musun Şevval?" dedi Serhat. "Eliz'i taşıdığıma hiç pişman olmayacağımı ve seni taşısaydım da fıtık olacağımı biliyordum." Yemek tabaklarını çıkarttı ve ocağın başına geçti. "Hem zaten evin içerisinde değil miyiz? Süslenip de kime gösterdin sanki disko topu parıltısı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Erkekler ne anlar ki zaten." Şevval başını iki yana sallayıp tepsiye dizdiği bardaklara beyaz şaraptan koymaya başladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz siyah gibi görünen ama koyu kızıl, ince saçlarını geriye götürüp kibar bir sesle "Bugün ikiniz de bana hizmet ediyorsunuz," dedi ve büyük balkona adımladı. "Ben de sadece oturuyorum ve yiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yemekleri güzel yaptın mı bari Serhat?" Şevval tepsiyi eline aldı ve balkona götürdü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat "Tabii canım, içine sevgimi kattım hatta o kadar çok kattım ki yanlışlıkla zehirlenebilirsiniz," dedi sonra menemeni mutfağa geri giren Şevval'in ellerine tutuşturdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval sırıtarak elindeki iki tabakla yeniden balkona ilerlediğinde Serhat öteki menemen tabağını ve büyük kaba koyduğu pilavı eline alarak balkona geçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz sırtını balkonun boşluğuna dönmüştü ve telefonuna bakıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O kahve gözler bizi de görecek mi?" dedi Serhat, ellerindekileri masaya bıraktı ve bir anda Eliz'in elindeki telefonu çekip aldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hey," dedi Eliz. Elini uzattı ve "Savaş'a mesaj atıyordum," dedi sakinlikle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Boş ver o ibneyi," dedi Serhat sonra aklına gelen fikirle sırıttı ve Eliz'in yanındaki sandalyeye kuruldu. Geriye kalan işleri Şevval üstlenmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ya da" dedi Serhat duraksayarak sonra Eliz'in parlak makyajından bir şey anlamadı ve Eliz'in telefonunu kurcaladı. Rehberine girdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ahlaksız olduğunu biliyordum ama özel hayata karşı bir sınırının olmadığını daha yeni görüyorum, ya da daha yeni görüyormuş gibi davranıyorum." Eliz her şeye rağmen sakin ve kibar konuşuyordu, diksiyonu çok düzgündü ve Serhat'a bakmak yerine ellerini kucağında birleştirip masaya çekinceyle baktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sonunda aradığını bulduğunda arama tuşuna bastı sonra da hoparlöre verdi. Savaş, Eliz'in aradığını düşünüp telefonu çok hızlı bir şekilde açacaktı ve Serhat bundan emindi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat telefonun ekranını Eliz'e gösterdi, Eliz okuduğunda dudakları aralandı ve telefonu almaya çalıştı ama Serhat telefonu geri götürdüğü esnada "Efendim?" sesi duyuldu ahizeden.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ve Eliz kıs kıs güldüğünde Serhat Eliz'e parmağını kendi dudaklarına götürerek sus işareti yaptı, Eliz ise elini alnına vurmuştu ve olacakları bekliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Cevap vermeyecek misin, Eliz?" Savaş'ın sesi kalın ve stabildi. "Alo? Orada mısın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat telefonu yemek masasının üzerine koyup telefona eğildi. "Uyusun da büyüsün, Savaş. Seve sike yürüsün, Savaş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Eliz, sen küfür mü..." Savaş bir duraksama yaşadı. "Bir dakika, ne?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz ellerini dudaklarına bastırdığında Serhat da kahkaha atmamak için çenesini sıktı. "Savaş gitmiş bostana-"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sikeyim seni Serhat," dedi Savaş. "Ninninin doğrusunu unuttum lan."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval de Serhat'ın ve Eliz'in karşısına oturup sırtını duvara yasladığında "Çocuk musunuz siz?" dedi gülerek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Savaş," dedi Serhat biraz daha telefona eğilip ve baygın bakışları karşısındaki Şevval'i buldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Serhat," dedi Savaş umursamadan. "Eliz nerede?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sana ne?" dedi Şevval ve yemeğine başladı. "Bu arada pilavında tuz eksik, Serhat."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Savaş ile uğraşmayın," dedi Eliz pasif bir şekilde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat hiç umursamadı. "Savaş, Bambi mi İstikbal mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Özürlü müsün, Serhat?" Savaş'ın sesi masadakilere komikti ama Savaş düz ve ağır bir tonda konuşuyordu. "Saçma sapan sorularını es geç ve Eliz'e ver telefonu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Lütfen bana kızma." Serhat yapmacıktan üzülüyormuş gibi yaptı. "Sadece hangi yatakta istersin diye merak etmiştim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval'in bir anda boğazında yemeği kaldığında gözleri su aradı, ağzını kapattı ve bulamadığında beyaz şarabı su niyetine içti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz şaşkınlıktan eliyle ağzını kapatıp "Savaş-" diyordu ki Serhat eliyle Eliz'i susturdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Savaş'ın nefesini verdiğini işittiler. "Sana şu anda o kadar çok şey söyleyebilirim ki, Serhat ama sana ne dersem diyeyim yetersiz kalacağım. Gerçekten, mal mısın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ciddileştiğini seziyorum o halde sorunu tüm ciddiyetimle yanıtlayayım." Serhat boğazını temizledi. "Mahalle yanarken altı harfli saçlarını taramaya devam etmiş Savaş da otuz birine."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Telefon bir anda Serhat'ın yüzüne kapandığında Şevval gülmekten kızarmıştı, Eliz gerginlikten dudaklarını dişliyordu ve Serhat da masada yan dönüp kahkaha atıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ay, karnım." Şevval nefeslenmeye çalıştı. "Siz niye böylesiniz ya, ne zaman büyüyeceksiniz?" Serhat'a baktı. "Kırk yaşına gelmişsin hâlâ Savaş'la uğraşıyorsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat şarabı içmeye çalıştı, gülüşünü durduramadığından içemedi ve o esnada da Eliz'in masadaki telefonu çaldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval uzanıp aramayı yanıtladığında "Hey," dedi Savaş ama kimse ona gülmekten cevap veremedi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, Savaş'ın yüz ifadesini hayal etmeye çalıştığında ağzından bir küfür yuvarladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hem güldüğünüzü hem de küfrettiğinizi duyuyorum ve sorum tüm ciddiyetimle; gerçekten, sorunlu musunuz?" Savaş bu soruyu alaylı ama ciddi bir sesle sormuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz bile kahkaha atıyordu ve "Biz neye ve niye gülüyoruz bu kadar ya?" dedi isyanla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Savaş," dedi Serhat ve zorlukla yutkundu. "Telefon rehberimde ibne, hafızamda da çingene diye kalmışsın da ona gülüyordum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Savaş'ın kolay öfkelendiğini biliyorlardı. "Sen de benim aklımda pezevenk bir puşt diye kalmışsın, Serhat. Bak, ben de gülüyorum." Telefondan yapay bir gülme sesi duyuldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Savaş bu gece biraz fazla kaşınıyor gibi ama Serhat onu seve sike kaşır." Serhat telefonu uzaklaştırdı ve pilavdan bir kaşık aldı, yemeklerin görüntüsü olurdu ama tat açısından iyi tutturamıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Komiksin diyeceğim de değilsin işte, Serhat. Anla artık." Yine telefonu masadakilerin yüzüne kapattı Savaş.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dakikalar içerisinde aramazsa ben de Serhat değilim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın karşı dairesinde oturan kadın balkona çıkmıştı ve çatık kaşlarla Serhatların balkonuna doğru yaklaştı, arada iki metrelik boşluk olmasaydı kadın yürümeye devam ederdi. Balkonların sadece uç kısımları karşılıklıydı onun haricinde Serhat'ın arkası başka apartmanlara bakıyordu, yüksekte oldukları için ise gökyüzü görünüyordu ama hava kararmıştı, koyu bulutlar ortama hakimdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kadın sinirli bir ifadeyle balkonundan eşya alıyormuş gibi yapıp Serhatların masasına göz gezdirdi sonra balkon kapısını çarparak içeriye girdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Az kalsın ayran içiyoruz, abla, diye açıklama yapacaktım," dedi Şevval şaşkın ve durgun bir ifadeyle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hiç sorma," dedi Serhat kaşlarını kaldırıp indirerek. "Kadın tam bir kaçık ve kafayı bana takmış. Eve ne zaman girdiğimi ne içtiğimi ve ne yaptığımı saniyesinde öğrenmek zorundaymış gibi davranıyor üstelik küçük kızlarını sevmeme de izin vermiyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Her evde bir aile yaşamak zorunda sanki, tek ve bekar yaşayanı fuhuş çetesi sandıkları için hep-"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz'in telefonu yeniden çaldığında Şevval Serhat'a haklı çıktın işareti yaptı; Eliz ise menemene bandırdığı ekmeği ağzına atıp aramayı yanıtladı ama Eliz ağzında bir şey varken konuşmazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bana saydırmanızı kabul ediyorum ve karşılığında da yanınıza geliyorum, onaylıyor musunuz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bunu onaylayanın kredi kartı limiti dolsun." Serhat telefonu kendisine yaklaştırdı. "İstemiyorum seni evimde."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bakıyorum da ciddileşmişsin, Serhat."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ama bir tanem, sevişelim dedim, kabul etmedin. Kabul et diye sana yatak markasını seç dedim naz yaptın, başım ağrıyor dedin. Bundan ciddileşmiş olabilir miyim acaba?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dalga geçmeyi bırakır mısın? Babamın yanındayım ve buradan midem bulanıyor. Yanınıza gelmek istiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, Eliz'e baktı. Eliz ise özgürlüğün yarısındaydı, önüne döndü ve düşündü. Karar vermesi zordu çünkü evet derse ayaklarının üzerinde duramazdı, hayır derse de nankörlük etmiş olurdu. Serhat Eliz'in karar veremeyişini değil, kararını söyleyemeyişini gördü ve "İstemiyorum seni evimde," dedi net bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Eliz'e sor o zaman, o benim yanınıza gelmemi isterdi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval ağzına götürdüğü kaşığını kımıldatamadı, Serhat bakışlarını başka yöne çevirdi ve Eliz ise kalbinde yer edinen nankörlük hissiyle baş başa kaldı. Ötekinin yalanı bir başkasının istemediği gerçekleri oluyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yüzünü Eliz'in tarafına döndüğünde Eliz'in gözlerinin çok az dolduğunu fark etti. Eliz minnet duyardı, Savaş'ı seviyordu ama onun yanında bir iradesinin olmadığının da farkındaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yüzüme kapat, Savaş. Bu son söyleyişim." Eliz'e bakarak konuşuyordu. "İstemiyorum seni burada. Tekrar ararsan engellerim, evime gelirsen de kapıyı sana açmam, zile sonsuza kadar basacakmış gibi bassan da zilimin sesini kısarım. O derece."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kiminle konuşuyorsun, Savaş?" Ahizeden Savaş'ın babası Haydar'ın sesi geldiğinde istemsiz Eliz oturduğu yerde gergin bir şekilde dikleşti, Şevval ise yutkundu ve yemek yemeyi bıraktı ama Serhat hiçbir tepki vermemişti çünkü Haydar'a vereceği son tepki Haydar'ın bu dünyada gördüğü son şey olsun istiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Serhat ile konuşuyordum, baba." Savaş da Serhat da Eliz'i Haydar'dan gizli tutuyordu ve Haydar da Eliz'i malikanede çalışan diğer kadınlar gibi biliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz daha fazla dayanamadı ve sandalyeden bir hışım kalkıp balkondan çıktı. Yarım özgürlüğü vardı, iradesi Savaş'taydı ve yapması gerekenleri de Haydar belirliyordu. Her şeye fazla yarımdı ve tamamlandığı da hiç olmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval Eliz'e ağlamıyordu ama gözleri kızarmıştı. Bu sefer de masada peçete aradı ama bulamayınca anın hissettirdikleriyle "Su arıyorum, suyun yok," dedi Serhat'a ama kısıktı sesi çünkü telefon hâlâ açıktı. "Peçete arıyorum o da yok. Nasıl bu kadar eksik hazırlarsın her şeyi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sadece sabit gözlerle Şevval'i izledi, hiçbir zaman yirmi dört saati bütünüyle iyi geçmiyordu. On dakika gülmüşlerdi ve şimdi de bunun sancısını çekmeliydiler yoksa mutsuzluğa ant içmiş kısır döngüleri bozulurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval hüzünle ayağa kalktı ve bir anne gibi Eliz'in yanına gitti. Serhat ise kollarını karnına dolamıştı ve masanın üzerine eğilmişti. Şu anda sindiremediği bütün olayları Haydar'a zorla yedirtecekti ve Haydar da zorla sindirecekti, gerekirse hazımsızlık yaşayacaktı ama ettiği her şeyi bulacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Savaş da Haydar da Eliz'in öfkelenemeyişinin hâli de aklına Hira'yı getirdi, bu konuda ne hissedeceğini bilememişti Serhat ama ne yapacağını ve ne yaptırtacağını iyi biliyordu. Sadece doğru zamanın gelmesi lâzımdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne yapıyor Serhat? İyi mi?" Haydar, Serhat'ı seviyordu ve sevmesini bile Serhat geçmişten beri sürdürdüğü planlarıyla sağlamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kendisi yemek yiyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Haydar amca," diye seslendi telefona Serhat ve alnını da masaya yasladı, gözlerini yumdu. Ses tonunu öyle bir ayarlamıştı ki sanki Haydar'ın öz oğluydu. "Savaş'a o kadar gel ve benimle yemek ye dedim ama oğlun benim yemeklerimi beğenmiyormuş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Haydar'ın Serhat'a beğeniyle güldüğünü işittiler. Savaş ise belli etmese bile sinirlenmişti çünkü yaranamadığı babası yine Serhat'a düşüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yeterince yalakalık yaptığını düşündüğü an "Ama Savaş da, benim babamın evinde işlerim var, gelemem dedi ya o an oğlunun sana olan düşkünlüğünü bir kere daha anladım, Haydar amca," dedi, hem milyonuncu kez daha Haydar'ın gözüne girmişti hem de Savaş'ın kalbini kırmadan yapmaya çalışmıştı bunu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir ara bize yemeğe gel, Serhat. Uzun zamandır yüzünü görmuyorum." Haydar'ın yaşlı sesine eşlik eden yüzünde tek bir düz kısım kalmamış derisiydi. Serhat bu görüntüyü düşündüğünde yüzünü buruşturdu ve alnını masadan ayırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"En kısa zamanda," dedi Serhat nefesini vererek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Lütfen en kısa zamanda gel," dedi Savaş yalvaran bir imayla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yorgun olduğun vakitlerde de uğra, evlat. Buradakiler rahatlatır seni."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Haydar'ın ses tonuna ve cümlesinin içeriğine karşın Serhat'ın midesi bulandı ve eli karnına doğru gitti ama buna rağmen sesini normal çıkarttı. Savaş bazen benim burada midem bulanıyor derdi Serhat'a ve Serhat da hep normali zaten midenin bulanması derdi. Asıl miden bulanmasaydı bu terslikte bir iş oldurdu ve biz de aynı Haydar gibi olurduk. Siyah ve kötü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir iki görüşürüz kelimesinden sonra telefon kapandı, Serhat nefesini verdi ve olağan bir ifadeyle karşısındaki duvara baktı. Ne yapacağını da biliyordu ne düşünmesi gerektiğini de ve kimlere ipin ucunu dokundurtacağını da.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hoşnutsuz bir ifadeyle ayağa kalktı Serhat, yine her şey bozulmuş gibiydi. Sadece eğlenmek isteseler bile sürekli bir engele takılıyorlardı, düşmüyorlardı ama bu tökezlemeler anı mutlu geçirmelerine engel oluyordu veya hep yarım hislerle baş etmeleri gerekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yatak odasına gitti Serhat, çekmeceden çakmak aldı ve geri mutfağa gittiğinde Eliz’in ve Şevval'in yeniden balkona gittiklerini fark etti. İkisi de balkonda konuşuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Buzdolabını açtı Serhat, içerisinde hiçbir şey yok sayılırdı. Bugün aldığı pastayı çıkarttı ve mutfak tezgâhına koydu, kutusunu çıkarttı ardından paketin içerisinden sadece üç mum çıkarttı. Eline bir mum aldı, öteki eline de çakmağı ve çakmağı yakmak için parmağını sürttü, bilerek sol eliyle çakmağı ateşlemeye çalışıyordu çünkü parmağında da yara vardı, böyle daha kolay canı acırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra vicdanen rahatsız hissetti çünkü bu pasta tamamen iyi niyetleydi, Serhat ise kötülüğünün cezasını pastanın mumları üzerinden kesmeye çalışıyordu ve bu onu rahatsız etti. Kafasını iki yana salladı ve kendine geldiğinde parmağını gereksiz çakmağa sürtmeyi kesti ve aceleyle mumları ateşlendirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat pastayı elinin üstüne aldı, dengeyle tutmaya çalıştığındaysa telefonunun kamerasını açtı ve video kaydına aldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yürüdü, balkonun girişinde kadraja Eliz ve Şevval birbirlerine sarılarak otururken girdi sonra Eliz'i göğsüne yaslayan Şevval fark ettiğinde gülerek geri çekildi ve Eliz de Şevval'in baktığı yöne döndü, gülümseyerek içeriye giren Serhat ile karşılaştı daha sonra da kamerayla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İyi ki doğdun, Eliz." Aynı anda söylediler, bu güçlü bir bağrışma değildi ama sakin ve hisli bir tondaydı harfler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ya," dedi Eliz gözleri dolarak ve kendisine gelen Serhat'a atıldı, Serhat ise "Ops," gibi bir ses çıkartarak pastayı masaya koydu ve Eliz'e karşılık verdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Az kalsın pastasızdık," dedi Şevval ve Eliz'i kendisine çekti, yeniden sıkıca sarıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Mutluluktan konuşamıyorum." Eliz sakince sandalyeye geri oturdu. Bu sefer Serhat Şevval'in önceki yerine geçmişti ve Eliz ve Şevval de yan yanaydılar. "Dün size zorla doğum günümü dayattığımı düşünmüştüm."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval ve Serhat yüz ifadelerini milim bozmadılar, Eliz'in doğum gününü geç hatırladıklarını da hatta imkân olmasa hiç hatırlamayacaklarını düşünmeyi es geçtiler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biz Savaş'a öncelik vermek istedik," diye yalana bulanmış ekmek misali açıklamada bulundu Şevval. "İlk günün şerefini Savaş tatsın istedik, sonuçta bu onun hakkıydı ve siz hep berabersiniz sonuçta."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz gülümseyerek Serhat'a döndü. "Dün bize uğradığında Savaş'ın doğum günümden haberi yoktu diye düşünmüştüm ama gece yarısı dışarıdan eve geri geldi ve bir anda doğum günümü kutladı, Serhat, biliyor musun?" Eliz'in sesi heyecan doluydu. "Hatta bana hediye bile almıştı. Gerçekten, doğum günleri sizinle vakit geçirmek için sadece bir bahane oluyor benim için. İkinizi de çok seviyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, Eliz'e burukça gülümsememeye, tam gülümsemeye çalıştı. Dün Serhat Eliz'in doğum günü olduğunu Savaş'a gecenin bir yarısı o bakkalda söylemişti ve Savaş da bundan sonra Eliz'in doğum gününü kutlamış olmalıydı üstelik Eliz bu bilgiyi hiçbir zaman bilemeyecekti. Gerçekleri söylemeyi Serhat'ın dürüstlüğü kaldıramazdı çünkü Eliz fazla naifti, onun kalbi essahları duyduğunda belli etmese bile kırılırdı. Hatırlanmamak, zorla hatırlanmak ve hiçbir zaman küçüklüklerinden beri bir arada olsalar bile hâlâ çözülemeyen ve soğuk olmayan ama yine de buz olan buzların varlığının geçemez olması.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yeter bu kadar duygusallık." Serhat, pastayı Eliz'in önüne itti. "Dilek tut ve bir tanesini üfle, haydi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz eli kalbinde pastaya baktığında gülüşünde bir duraksama yaşandı, pastaya resmedilmiş kargalar vardı ve bu kargalar gökyüzünde uçuyorlardı. "Önceden hiç yoktu ama şu anki yarım özgürlüğüme bir mum üflüyorum," dedi Eliz nefesini verip kısık bir sesle. Sanki kimsenin onu duymasını istemiyordu. "İleride de tamamen bağımsız olmayı diliyorum." Bir mumun ateşi verilen nefes ile son buldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Pastayı Şevval önüne çekti, uçan kargalar ise onda bir şey uyandırmadı çünkü o özgürlüğüne kavuşmuştu, bu ise bir yılına mal olmuştu. "Olmayan ailemden kurtuluşuma gelsin bu sönüş," dedi Şevval mırıltıyla ve mumu üfledi, mumun ateşi söndü. Şevval'in gözleri pastaya baksa bile sanki başka bir görseli görüyordu. "O da aynen bu şekilde bir anda sönmüştü."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval pastayı Serhat'ın önüne itti. Serhat pastadaki görseli itinayla böyle hazırlamıştı ve istediği de Eliz'e çağrışımlarda bulunmaktı. Bir nevi istediği de olmuştu çünkü Eliz özgürlüğünden bahsetmişti. "Var olan ailemden vazgeçemeyişim sönmediği için kendi canımı yakmama ve onları bir an olsun sevmekten vazgeçemeyişime," dedi Serhat, yutkundu ve mumu üflemek yerine sol eliyle ateşi tutup söndürdü sonra da dalgın bir şekilde pastaya bakmaya devam etti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yine farkını ortaya koyuşuna ama en çok da can acıtan hareketine iki kadın şaşırmadı ve karşılık olarak da Serhat onlara gülümsedi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kaçıksın." Şevval Serhat'ın eline baktı. "Çok acıdı mı bari?" Sonra duraksadı. "Ve Serdar senin bu sözlerini duysaydı hayal kırıklığına uğrardı." Şevval'in kaşları çatıldı ve eliyle gözlerini ovuşturdu. "Adamın sabit ama hüzünlü bakışları gözlerimde canlandı şu an."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat abisini, Serdar'ı düşünmedi ve kaşlarını kaldırdığında "Mum alevi acıtmaz ki," dedi sakince ve o esnada arka odadan bir kırılma sesi geldi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Al işte, babamın eylemlerinin sonuçları bir dur ya daha yeni seni terk edemeyişime söndürdüm mumu," diye mırıldandı Serhat elini alnına götürüp yüzünü kapatarak. "Bir bu eksikti, en azından tam on dakika dolsaydı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O ses de neydi?" dedi Eliz, Serhat'a ithafen.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de duydum." Şevval ayaklanır gibi oldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gereksiz bir ses," dedi Serhat rahat bir tonda ve bakışları yorgunlukla baygınlaşmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben senin bu mıymıntı ses tonunu ve serseri bakışlarını iyi tanıyorum, Serhat," dedi Şevval ciddiyetle ve temkinle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O sırada bir öncekine nazaran daha şiddetli bir kırılma sesi duyuldu ve Şevval bir anda ayağa kalkıp sandalyesini geriye itekledi, Eliz ise çatık kaşlarla Serhat'a dönmüştü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval yürüyüp balkon çıkışına ilerlediğinde Eliz de ayaklandı ve Şevval'i takip etti sonra da Serhat oflayarak sırtını sandalyeye yasladı ve "Gitmeyin," dedi tok bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dinlemediler, Serhat hiçbir duygu belirtisi göstermeden ayağa kalktı ve hızlı adımlarla mutfağa girdi. Şevval mutfak kapısına yaklaşmıştı ki Serhat çevik bir hareketle kolunu uzattı ve kapıyı kapattı ardından Şevval'in yanından sıyrılıp sırtını kapıya yasladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Size gitmeyin demiştim." Serhat nefes aldı, yutkundu ve Eliz ile Şevval'e baktı. İkisi de gergindi. "Balkona geri dönmenizi istiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arka odadaki kişi ilacın etkisindeydi hâlâ ama ara ara uyanıyordu, şu an da öyle anlardan birindeydi sanırım. Ve arka odadaki kişi evde başkalarının olduğunu fark etmiş olmalıydı, bundan dolayı ürkünç sesler çıkartmaya çalıştı ama bu sesler çok çelimsiz birinin çıkartacağı ses desibelindeydi çünkü güçlükle hareket ediyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval'in gözleri kulaklarına gelen ses ile açıldı ve dehşetle Serhat'ın neon yeşili gözlerine baktı. "Sen eve birini kilitlemişsin." Serhat'ın gözlerinin hâlâ olağan olmasına ve belirtili bir duygudan çok sakin bakmasına şaşırdı Şevval daha sonra da çatık kaşlarla gelen sesi dinledi. "Ve kelepçelemişsin de. O kişi kelepçeyi yatağın demirine vurarak ses çıkartmaya çalışıyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne olmuş yani?" dedi Serhat ciddiyetle. "Onun yerinde olan ve akıl sağlını henüz kaybetmemiş bir kişinin yapması gereken hadiseyi gerçekleştiriyor olmasından dolayı onu tebrik mi edelim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şu an saçmalıyorsun, Serhat?" Eliz, Serhat'ın karşısına geçti. "Kimi kilitledin bilmiyorum ama bu yaptığın çok yanlış. Sen misin Haydar'ın kötülüğünü sindiremeyen o kişi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Odaya gitmenize izin vermeyeceğim." Dudaklarını birbirine bastırdı Serhat ve ilerisine, balkon kapısına baktı. "Beni Haydar ile kıyaslama, elmayla armudu aynı tabaktalar diye toplama işlemine tabi tutamazsın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval bir elini kulağına bastırıp "Durduramazsın," dedi net bir sesle ve Serhat'ın karşısına dikildi. Bu sesler, bu kilitlenişler ona kendisini hatırlatmıştı. "Önümden çekil ve bana odanın anahtarlarını ver, o kişiye ilaç verdiğin gelen yarım yamalak seslerden bile anlaşılıyor, bir zarar veremez."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat hâlâ sabırlıydı. Sabır bir iksirdi ve Serhat da bunu içmişti. Sakin gözleri önündeki Şevval'in buz mavisi gözlerini buldu. Bir şey söylemesine gerek yoktu; düz, kımıltısız ve haddinden fazla sakinlikle bakan bu yeşil gözler bir insanın ağzından daha iyi laf yapardı ve o gözlerin başka yöne dönmemesi, sadece odağına odaklanması bile karşısındaki kişinin iradesini kırmasına yeterdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval yutkunarak bakışlarını kaçırıp Eliz'e baktı ardından Eliz bir adım geri gitti ve "Hani," dedi Serhat'a, tüm bu olanlara rağmen kelimeleri düzgün telaffuz edişini ve sakin konuşmayı bırakmamıştı. "Hani sen şiddete karşıydın, hani-"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, Eliz'in sözlerine karşın kaşlarını öyle bir kaldırdı ki böyle bir cümleyi ağzından çıkartmadığına, ağzından çıkartmış olsa bile, inandırırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben hiçbir zaman şiddete karşı olmadım," dedi Serhat ve dudaklarını diliyle ıslattı, Şevval'e baktığı bakışlarının aynısını kopyalamıştı ve Eliz'in yüzüne yapıştırmıştı. "Karşı olduğum şey yanlış kişiye yapılan şiddetlerdir." İkisinin de ikna olmadığını gördü Serhat, derin bir nefes aldı ardından daha açık konuşmaya karar verdi. "Odadaki o kişi şiddeti hak ediyor ama," duraksadı ve artık seslerin gelmediğini işitti. İlaç yeniden etkisini göstermişti. "O kişiye yanlış bir şey yapmadım." Eliz bakışlarını başka yöne çektiğinde Şevval'e döndü. "Gönlün rahatlayacaksa eğer." Şevval'i ve Şevval'in o kişiye yardım etme eğilimini anlıyordu. Yine de Eliz de Şevval de geri adım atmamıştı. "Kalbinizi şu ana kadar kırdığımı hiç hatırlamıyorum ama kırmamı istiyorsunuz herhâlde, ki bunu istesem de yapmam sadece önünüze iki seçenek sunarım." Gözleri balkon kapısını işaret etti. "Ya devam ederiz ya da yapacak başka bir şey olmadığından gidersiniz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İkisi de düşünceyle Serhat'a bakıyordu. Açıklama yeterli değildi ama öte yandan ikisi de kapıdan çıkıp gidecek olmalarının Serhat'ı belli etmese bile üzeceğini biliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval gitmek için ileri bir adım attığında Serhat kendisini kapıya daha fazla yasladı, gitmesinler diye ve üzüldü, bir kez daha çünkü yalnız olmaktan korktu Serhat, yine ve yeniden. Sonra Eliz üzülerek bakışlarını kaçırdığında geri geri adımladı ve "Serhat," dedi, ezbere bildiği mutfak dolabına yöneldi. "Senin psikolojik sorunlarının olduğunu biliyordum ama sadece kendine zararının olduğunu düşünmüştüm." Dolabı açtı, Serhat; Eliz'in ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. Eliz eline ilaçlardan birini aldı ve "İçmemişsin," dedi Serhat'a dönüp. "Doktorun sana verdiği ilaçlara dokunmamışsın bile."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval yutkunarak Serhat'a baktı. Hâline, yüzüne, yarısı görünen sol eline ve yüz yıldır uyumamış gibi duran gözlerinin içine. Serhat o an ötekileştirilmeyi hissetmişti ama bunu hissetmeyi ve kendisine zarar vermeyi bile kendi iradesiyle seçmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İçerideki kadın mı yoksa erkek mi?" Serhat dümdüz durmaya devam etti. "Boş versenize," dedi Şevval karşılık olarak ve dik bir duruşla balkona geçti. "O pastayı sömürmeden hiçbir yere gitmezdim zaten."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, Eliz'in de balkona geçmesini bekledi. Eliz yutkundu, çenesini sıktı ardından ilacı bıraktı ve kafasını sallayarak balkona geçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ellerini de sırtını da kapıdan çekmedi ve gözlerini kapattı, derin bir nefes verdi burnundan. Kendisini bir makine gibi hissediyordu, ikisi de neden o kişiyi odaya kilitlediğini sormadan müdahale etmeye çalışmıştı. Kaşlarını çattı ve gözlerini açtı, korkunç olabilirdi, hasta da olabilirdi ama hiçbiri zihninin önünde bir engel oluşturamazdı. Serhat ne yaptığını, ne yapmadığını, neyi yapmaktan sakındığını da gayet iyi bilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırtını yavaşça kapıdan ayırdı Serhat, insan kaderine razı oluyordu işte. Birazdan Eliz ve Şevval buradan gittiğinde yine başa saracaktı her şey, yine sadece kendi nefesinin sesini duyacaktı ve gelen her bir tıkırtıda kaşları çatılacaktı. Serhat elini saçlarına daldırıp ensesine kadar götürdü sonra yüz şeklini özenle değiştirdi ve balkona geçti. Kader hiçbir şey olmamış gibi davrananları sevmezdi çünkü attığımız her adım bir öncekini veya bir sonrakini etkilerdi, yaşadığımız her olay birbirlerine zincirle bağlıydı. Hiçbiri ayrı düşünülemezdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kader Serhat'ı sevmedi çünkü Serhat gülümseyerek masaya oturdu. Kader Eliz'i ve Şevval'i de sevmedi çünkü içlerinde zincirler bir bütün olsa da dışlarına sanki zincirler birbirinden ayrılmış hatta sadece bazı noktaları kopmuş ve yetmemiş çeşitli yerleri kırılmış gibi yansıtıyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz pastayı gergin bir şekilde kestiğine ilk Şevval'e verdi tabağı, ikincisini kendisine aldığında "Bana kesme," dedi Serhat ardından nedenini de eline aldığı çatalı pastaya batırdığında gösterdi. "Canım şu anda kibar olmak istemiyor." Tabağa koymak yerine pastadan yemeye devam etti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz Serhat'ın bu hâline kıkırdadığında "Yamyamsın," dedi Şevval gözlerini devirerek. Biri ruju bozulmasın diye ağzını tam açarak yiyordu diğeri masada peçete yok diye çatalına karıncanın yiyeceği boyutta alıyordu pastadan öteki tarafta ise Serhat doğrudan pastanın üzerinde yiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aklına gelen düşünceyle "Neden Savaş'ı burada istemediğimi sorgulamadınız," dedi Serhat hiç şaşırmayarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hep kavga ettiğiniz için olabilir mi?" diye sordu Şevval olağan bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat hiçbir zaman anlamalarını beklemiyordu. "Şevval," dedi Serhat ve düşündü. "Elizlere gittiğin zaman Hira'dan hatta onun isminden bile bahsetme, olur mu?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval başıyla onayladı ardından Serhat'ın bile bilmediği, henüz farkına varmadığı bir noktayı düşündü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eliz kaşlarını çattı. "Hira? O kim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sadece," dedi Serhat ve pastanın ağzında bıraktığı o güzel tada odaklandı. "Savaş o ismi duymamalı, aşinalığı bile olmamalı." Sırf şu dört harfli isimden dolayı Savaş'ı burada istememişti. İstese kızlara telefondan da mesaj atardı ama yüz yüze her zaman daha iyiydi. "Anlaşıldı mı? Şu siktiğimin Haydar’ından bıktım artık."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

10 Ekim Çarşamba, 2018

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İnsanların zorunlu ihtiyaçları vardı; mesela barınma, beslenme, ki şu an açtım, giyinme, temizlenme gibi ama kimse maddi konuların dışındaki meselelerin de bir ihtiyaç olabileceğini düşünmüyordu ya da düşünenlerin sayısı çok azdı. Sokaklarda yatan birine seçenekler sunsaydık ve biraz daha kuru ekmek mi yoksa sevgi mi istersin deseydik belki de sevgiyi, şefkati seçecekti. Bunu bilemezdik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başka bir insan olsaydım neden seçenek olarak kuru ekmeği ortaya atıyorsun diye kızardım kendime çünkü sevgiyi de geçecek başka bir alternatif oluşturulabilirdi veya karnı aç bir insan sevgiyi düşünecek kadar aklı başında olur muydu? Kendi üzerimden yaşamadığım şeylerin sonlarını düşünmeye çalıştım aslında.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İnsanın bir evi olmayabilirdi ama bir başkasında yuvasını bulurdu, karın hiçbir zaman sevgiyle dolmazdı elbette ama kimsesizken ki açlığımız ile sevildiğimiz vakit oluşacak açlık aynı olur muydu hiç? Kıyafetleri umursamıyordum bile, sadece beni soğuktan koruyacak kadar olması yeterdi veya haftada bir banyo yapmayı da seçerdim eğer koşulsuz sevgiyi tadacaksam.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Açlığım sarılmayaydı. Ben bu iki kelime için sabahlara kadar ağlayabilirim. Asıl eksiğim kollarımı kimseye açamamamdı veya kollarımı açsam bile bana karşılık kollarını açacak kimsenin olamayışınaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapının ardı gürültülüydü, teyzemin dört çocuğu vardı. İnsan bazen sessiz bir ortama da ihtiyaç duyuyordu ama ben o ihtiyacımı fazlasıyla gidermiş gibiydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapıyı Âdem ve Mustafa açtığında zıpladılar ve bizi görünce sevindiler. Şımarıktılar, şımaramamıştım ama yaramaz da olsalar şımarmalarını engelleyemezdim çünkü ben küçüklüğümle alakalı eksik hatırlara sahiptim. Geçmişe dönüp baktığımda şımardığım bir anı istesem de bulamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hoş geldiniz!" Annem çocukları severdi, ayakkabısını çıkartıp içeri geçtiğinde Adem'i de Mustafa'yı da öptü ve "Anneniz nerede?" diye sordu Asude teyzemi kastederek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem hemen yandaki mutfaktan çıktığında "Hoş geldin, Abla!" dedi gülerek ve sarıldılar. Ama bu sadece birbirlerini öpüyormuş gibi yapmaktı bana göre. Ütopik mi düşünüyordum, bilmiyordum ama bunu sarılmaktan sayamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra Cansu içeri girdi, kapı sarılmasını teyzem Cansu'ya da ardından Ebru'ya da yaptığında sıra bana gelmişti. İçimdeki gizli gerginlikle ayakkabılarımı çıkarttım ve teyzem bana da diğerlerine yaptığı gibi yanaklarını dokundurttu ve omzumdan sarılırmışçasına tuttu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapımız çalındığında ve bir misafir geldiğinde o kapı sarılması başlı başına bir formaliteydi benim için. Doğru düzgün sarılmayı bilmiyor olabilirdim veya doğru düzgün, hayalimdeki gibi bir sarılma yaşamamış da olabilirdim kimseyle ama bir fikrim vardı: Bu sarılma belli zamanlarda olmuyordu mesela kapı sarılması gibi ve ihtiyaç duyulduğunda sarılacağımız kişiye karşı koyamayacağımızı bilerek sarılmalıydık. Sımsıkı ve nefeslerimiz dinlene dinlene olmalıydı ama biliyordum, bu benim için çok ütopikti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem direkt sağa döndüğünde mutfağa geçti ve annem de mutfağa geçtiğinde oturma odasına gitmek istemedim. Annemleri takip ettiğimde Cansu'dan önce davranıp yemek masasında en köşedeki konumu harika sandalyeyi kaptığımda mutlu hissetmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sandalyeye yaslandım, solumda balkona açılan kapı, tam karşımda mutfak tezgâhı ve kendisini tezgâha yaslamış Asude teyzem, masanın öteki ucunda annem ve sandalyeleri alıp duvar kenarına geçen Cansu ve Ebru. Teyzemin mutfağı çok genişti, hatta aslında bu evin her yeri genişti. 4+1 bir daireydi burası ayrıyeten iki lavabo, bir kiler ve iki balkonu vardı. Bu sitede genellikle kalabalık aileler kalıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Midem açlıktan isyandayken gözlerim ocağa takıldı sonra da ocakta hiçbir tencerenin olmayışına.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nasılsınız? İyi misiniz?" Teyzem kendisini tezgâha yaslamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İyiyiz, iyiyiz," dedi annem. İlk sohbetleri yavaştı ardından bir başlarlardı bir daha da hiç susmayacakmış gibi döktürürlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem siyah saçlıydı, annemden bir tık benden hayli hayli kısaydı ve eşarbını yarım bağlamıştı. Uzun etek ve bir body giymişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siz ne yapıyorsunuz, kızlar?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu ve Ebru aynı anda "İyiyiz," dediklerinde ben sadece gülümsemiştim. Aklım göremediğim yemeklerdeydi, buzdolabına falan mı koymuştu teyzem acaba? Evde yemek kokusu da yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İyi oldu ya böyle geldiğiniz," dedi teyzem ve yüzünü buruşturdu. "Enişte de akşam gelecek mi? O taş suratsız?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Taş suratsız? Taş suratlı demek istemişti sanırım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem sevinerek güldüğünde "Akşam arayacağım, bakalım, gelir mi bilmiyorum ki," dedi ve "İnşallah gelir," dedim ortaya. "Yürümeden arabayla döneriz eve."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzüme bile bakılmadı, sonra düşündüm ve ikisinin de babamı burada istemiyor olabileceklerini fark ettim. Bana cevap verilmediğinde Cansu kendisini çokbilmiş göstermek için bana suratını ekşitti ve benim yüz hatlarım yine eski Hira'nın ifadesine dönüyor gibiydi: Çekilmez, umutsuz, katı ama dokunsak bir anda yumuşayacak o hâl.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Geri planda kaldığımı hissediyordum. Bir daha konuşmayacaktım, zaten konuşarak ilk hatayı başlatan da bendim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne zaman gelecekmiş, Fırat?" Fırat denen adamı daha önce hiç görmemiştim ve görmeyi de çok istiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tam saat vermedi ki abla. İkindiyi akşama bağlayan zaman diliminde orada olurum herhâlde demişti."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çok geç gelmez inşallah. Unutma, Fırat bizi gördüğünde onların buraya geleceği senin beni aramandan çok önceye dayanıyor diyeceksin. Zaten o bu konularda saftır, pek anlamaz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin cümlelerinden çıkarttığım sonuç annemin Fırat denen adamı iyi tanıyor oluşuydu ama Fırat ismini ilk duyduğum andan beri annemin açıklarını kapatıp kendimi yormak istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anne," dedi Cansu. "Fırat kim? Kimse gelmesin buraya, hiçbir eğlencesi kalmıyor sonra misafirlerle ilgilenmekten biz zaman geçiremiyoruz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu'da hak verdiğim nadir konulardandı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Misafirimiz tek kişi," dedi sevemediğim, ısınamadığım teyzem. "Dikkatinizi çekecekse adam Emniyet Müdürü."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ebru dikkatle şaşırdığında Cansu da Ebru gibi şaşırmıştı ama annem ve teyzem çok sıradan bir rahatlık içerisindeydi. Hatta annem rahatlamak için eşarbının iğnesini çıkartıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gamze ıslak saçlarıyla içeri girdiğinde "Hasret teyze!" dedi ve anneme sarıldı. "Hoş geldiniz." Sonra Gamze'nin gözleri Cansu'yu ve Ebru'yu buldu. "Gelsenize benimle." Gamze de Cansu ile yaşıttı, onuncu sınıfa gidiyordu. Siyah saçları vardı, boyu annesi gibi 1.60'a zor dayanıyordu ama sıcakkanlı ve güler yüzlüydü. Geldi, Cansu'nun kolunu çekiştirip Cansu'yu ayağa kaldırdı. "Hadi, saçlarımı kurutacağım, siz de benimle gelin ve konuşalım." Ebru'ya döndü. "Sen benim yeni aldığım ojemi görmüş müydün? Rengi o kadar güzel ki! Koyu mor ve matlığında bile parlaklık var."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bakışlarım önümdeydi, onlar gittiler ve ben onların peşinden gidemedim çünkü Gamze tarafından çağırılmamıştım hatta yüzüme de bakılmamıştı ama ben de Gamze'ye bakmamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem Cansu'nun kalktığı sol köşemde kalan sandalyeye kurulduğu esnada "Ne yemek yaptın, Asude?" de annem kaşları çatılırken çünkü daha yeni ocağa bakıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem oturduğu esnada bir duraksama yaşadı ve yüzü gerilirken "Daha başlamadım ki, abla," dedi durgun bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne?" Annem ayağa kalktı. "Daha başlamadın mı? Adam iki saate burada olur. Ne yaptın sen tüm gün, magazin mi izledin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sakin ol abla. Yapacağım zaten şimdi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem hakkı olarak sinirlenmişti. "Çıkart malzemeleri, ben de yapacağım yemek." Annem kollarını sıvadı elbisesine bir şey bulaşmasın diye. "İki kız kardeşim de bana çekmemiş ki. Elleri hızlı değil, uyuşuklar, tembeller, işlerini erteliyorlar. Zaten Fırat'ın da bana gelmesi gerekiyordu, ben en büyüklerinizdim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk olarak dürüst olmak gerekirse Asude teyzemin elinin lezzeti yoktu, ikinci olarak Fırat denen adamı şimdi daha da çok görmek istiyordum. Düğünlerde görmüş müyümdür Fırat denen adamı veya cenaze evlerinde, çoğu akrabaların bir araya nadir toplandığı zamanlarda denk gelmiş miyizdir hiç?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Asude teyzem de tezgâha geçti ve annem de buzdolabının kapağını açtı. "Patlıcan çıkart, abla. Patlıcan kızartalım, yoğurtla güzel oluyor." Annem patlıcanları tezgâha koyduğunda açık buzdolabına bu sefer de teyzem gitti. Bütün poşette et çıkartmıştı bir tane sonra annem "Bir tane yetmez," dediğinde teyzem ikinciyi de çıkarttı. Sonra annem ezbere bildiği çekmeceden pilav ve arpa şehriye de çıkarttı ardından ısıtıcıya su koydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hiçbir beceriniz yok ya," dedi annem ve kız kardeşini azarladığında nedensiz seviniyordum. "Ben burada olmasam sen bu ağır yemekleri nerenle yetiştirmeyi düşünüyordun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tamam abla ya, kızma."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dolaptan çıkart salata malzemelerini de Hira salata yapsın, soslu moslu güzel bir şey yapıyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adım geçtiğinde biraz dikleştim ve teyzemin ve annemin sırtlarını izlemeye devam ettim. Teyzem salata malzemelerini yıkadıktan sonra önüme koyduğunda annem de eti poşetten çıkartıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gamze!" Teyzem bağırdı. "Gamze! Küçük balkondan patates ve soğan getir!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çocuk odasından gelen saç kurutma makinesinin sesi kesilmişti. Elime salatalığı aldım ve doğrama tahtasında güzelce doğramaya başladım. Annemler ya da gördüğüm çoğu kadın hep ellerinde soyarlardı ama ben tahta olmadan düzgün doğrayamazdım çoğu şeyi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç dakika sonra Gamze plastik ve büyük kaptaki patates ve soğanları masaya bırakıp geri gitti. Yüzüme bakmamıştı, beni görmemişti hatta ben paralel evrende görünmezlik gücüne sahip olmalıydım kesinlikle. Cansular odada ve annemler de kendi aralarında konuştuğunda kendimi köşeme çekilmiş ve fazlasıyla geri planda kalmış gibi hissediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ay!" Teyzem bir anda geri gidip elini kalbine koyduğunda "Ne oldu?" dedi annem teyzeme bakarak, pilavı karıştırdığı tahta kaşığı tezgâha koyup tencerenin kapağını kapattı. "Elini mi kestin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Abla," dedi teyzem korkmuş bir sesle ama ben salatalıkları doğramayı bitirip hiç duraksamadan domateslere geçmiştim. "Ben benim küçük cadıyı okuldan almadım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne?" Annemin şaşkınlığına ortaktım. "Ya siz niye ablanıza çekmemişsiniz? Annem de babam da bu kadar sorumsuz değildi. Tipiniz benzemese özellikle de seni evlatlık sanarım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dur abla ya?' Şaşkınlık içerisinde teyzemi izliyordum. Dolabı açtı ve içerisindeki telefonu çıkarttı. "Beş dakika sonra çıkıyorlar ama ben gidene kadar yirmi dakika geçer." Birini aradı teyzem.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Asude teyzemin dört çocuğu vardı. En büyükleri Gamze'ydi. Âdem ve Mustafa'dan sonra da en küçük Zilan geliyordu ve kendisi tam bir cadıydı. Dünyadaki bütün çocukları hatta zorlasam bütün insanları sevebilirdim ama Zilan'ı ve Asude teyzemi aynı kefeye koyamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Telefon açıldığında "Ne var?" diyen eniştemin sesini duydum. Evlilik böyle bir şey miydi? Katı ve soğuk, başka insanların yanında birbirlerine aksi konuştuktan sonra herkesten uzak, yatak odalarında baş başa birbirleriyle sevişirken zevkle inleyebiliyorlar mıydı ya da karşılıklı masaya geçip birbirlerine dert anlatabiliyorlar mıydı, sevgilerini hissettirebiliyorlar mıydı veya birbirlerini güldürüp birbirleriyle yardımlaşabiliyorlar mıydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne ne var?" dedi teyzem de karşılık olarak. "İki dakikaya Zilan okuldan çıkmış olacak, ilkokulun yan tarafındaki inşatta çalışıyorsun, biliyorum. Al oradan kızı ben bugün alamam."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen ne yapıyorsun bütün gün evde? Benim işimin bitmesine daha iki bilemedim üç saat var karı!" Sevişmeyi de saç sevmeyi de sarılmayı da geçtim bize sadece iletişim lazımdı hatta bu ülkede neden evlilik dersleri verilmiyordu ki? "Benim asabımı bozma git al çocuğu." Çocuğumuzu diyememekti onların evliliği, insan çocuğunu sahiplenmez miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Geç kaldım diyorum neyini anlamıyorsun?" Gerilmişlerdi ve bu annemin de yüzüne yansımıştı. "Bir kere de sen al da çocuk sevinsin." Çocuğumuz sevinsin değildi. Ben Zilan'a benziyordum. "Yemek yapıyorum misafir gelecek!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nereye koyacağım ben kızı? İnşaatta bir sürü adam var sana diyorum ki iki saate ancak gelirim! Ne işi var kızın adamların yanında?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben yanlış söylemiştim, Asude teyzemi sevmediğim kadar eniştemi de sevmiyordum ve derhal Mügeleri, Akşın teyzemi görmeye ihtiyacım vardı çünkü onların yanında huzuru ve samimiyeti buluyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

El kadar küçücük bir çocuğun namusunu konu edinen bir babadan bahsediyorduk ya da çalıştığı ortamdaki adamlardan dolayı böyle bir cümle kuruyordu ama iki türlüsü de iğrençti zaten. Ülkemi seviyordum ama bu zihniyettekilerin kafalarının cidden patlaması gerekiyordu. İnsan arkadaşlarına çocuğunu gösterdiğinde o çocuğun saçları şefkatle okşanmalıydı, adı üstünde o bir çocuktu, aksi olarak yan gözle bakıp çirkin düşünmek hiç ama hiç etik değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Zilan arabada bekler seni o zaman, üzerine kilitlersin kapıyı!" Teyzem birden eniştemin üzerine kapattı telefonu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gerginlikle yeşillikleri doğramaya geçtim. Ellerimi yıkamadığımı fark ediyordum ama artık çok geçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Asude," dedi annem nefes alarak. "Bu adam seni dövmüyor, değil mi?" Tek bir soru, iki kadın, aynı kader.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzemin cevabını duymak istemiyordum çünkü teyzeme yumuşardım. "Siz varsınız ya bir de Fırat da gelecek zaten bir şey yapamaz." Cevabımı almıştım ama elimden hiçbir şey gelmezdi, tek bildiğim annemin de Asude teyzemin de eşlerinden yana şanslarının olmadığıydı ama Akşın teyzemin eşi neyse ki öyle değildi. En çok korktuğum şey ise şansımın anneme benzeyecek olmasıydı çünkü kızların şansları annelerininkine benziyordu, en azından böyle söylüyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Salatayı bitirdiğimde soslarını ayarlamak için ayağa kalktım, annemler yere oturmuştu, teyzem patatesleri soyarken annem de tavuk etini sinide kesiyordu. Sessiz sessiz tuzu, zeytinyağını, sirkeyi, limon suyunu ve nar ekşisini salataya ekledim. Benim fiks salatam buydu ve ben böyle seviyordum en sonunda ise ekmeği salatanın dibinde kalan suya batırıp yemek çok hoşuma giderdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemlerin sohbetleri o kadar koyulaşmıştı ki Mariana çukurundan daha derin bir hâl almıştı öyle ki mutfağın bir köşesine Cansu, Ebru ve Gamze oturmuştu ama annemler kızların gürültülü hallerini bile duymuyor gibiydiler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfak masasında sessiz sessiz oturmaya devam ettim. Cansular kıyafet ve makyaj sohbeti yapıyorlardı hatta birbirlerine Koreli erkek fotoğrafları gösteriyorlardı annemlere çaktırmadan. Teyzemler eşleriyle ilgili kötü ama bazı yerlerde de haklı yorumlar yapıyorlardı ve Âdem ve Mustafa da kapının önünde arabalarını birbirlerine çarptırarak sürüyorlardı. Her şeyden geri planda kalmış gibiydim ve kendimi bütünüyle hiçbir yere ait hissedemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Boş bir evde yalnız olmakla insanlarla dolu bir evde yalnız olmak aynı şey değildi. İkincisi daha acıydı çünkü insanlar tarafından değersiz hissettirilirdik. Sevilmemek acı verirdi. Ben hep ikinci seçenekteydim ve kimsenin hayatında da yer edinebileceğimi sanmıyordum bu gidişle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yavaş yavaş ayağa kalksam fark edilmezdim. Ayağa kalktım ama herkes işini yapmaya devam etti. Yürümeye yeltensem kimsenin ilgisini üzerime çekmezdim. Kapıya doğru yürüdüm ve ilgi odakları hiç dağılmadı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Koridora geçtiğimde bile mutfaktaki o gürültülü ses havası bir an olsun düşmemişti, işte bu kadar fark edilmiyordum ben. Sonra telefonumdan saate baktım ve buradan gizli gizli çıkmaya karar verdim her ne kadar yakalanırsam azarlanma ihtimalime karşı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapının soğuk kulpunu kavradım sımsıkı, o soğukluk iğne iğne derimin altından vücuduma yayıldı ve ürperdiğimi hissettiğimde kapının kolunu aşağı indirdim. Mutfaktaki desibel hâlâ aynı şiddette devam ediyordu. Dışarı çıktım, spor ayakkabılarımı giydim ve arkamdan kapıyı kapattım sonra kapının önünde bekledim. Hayır, yüzüme kapıyı açmamışlardı, fark edilmemiştim ya da edilsem bile sorgulanmamıştım ama en yüksek ihtimalle beni fark ettikleri hâlde işlerine gelmedikleri için dile getirmemişlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerimi kapattım ve başımı iki yana salladım. Neden bu kadar kırılıyordum ki, alışkındım ben ve etkilenmemem gerekiyordu. Gözlerimi açtım, kalbimin yanarak eridiğini hissediyordum ve bu sıvılaşma artık kalbimin kırılacak bir bölgesinin olmadığının habercisiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ellerime baktım, bir kez yumruk olursa hep öyle sımsıkı birbirlerine kenetlenirlerdi ama ben iradeliydim; ellerim önümdeydi ve hâlâ gevşektiler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendimi apartmandan dışarı attım ve telefonumu da pantolonumun cebine koydum sonra vazgeçip elime yeniden aldım ve öyle yürümeye devam ettim. Nereye gideceğimi biliyordum ve beni dışarıda tek gördüklerinde azarlayacak olan iki kişi vardı. Babam ve eniştem. Bu yüzden ikisini de görmek istemiyordum ama işleri gereği karşılaşamazdık zaten.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yürüdüğüm esnada kaşlarım çatıldı çünkü ben aileyle büyüyordum, birçok insan gibiydim ve bu konuda şükür de ediyordum ama baskıya gelmek yapımda yoktu, anında kaşlarım çatılırdı. İstediğim zaman dışarı çıkmak istiyordum, istediğim gibi giyinebilmek, istediğim yere gidebilmek, olsaydı bir arkadaşımın evine uğrayabilmek ama ben bunların hiçbirini yapamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sabah uyanırdım, okula giderdim, eve gelirdim sonra akşam babam bana çoğuna katılmadığım düşüncelerini söylerdi. Dinliyormuş gibi yapmak, bazen de tamamen dinlemek, bazen de hak vermeye çalışarak dinlemek ama sonucunda da hâlâ kendi düşüncelerimi daha akılsal bulmak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kız babasıydı, belki de endişeliydi ama herkes bir anda ufku geniş insanlar olsaydı ben bu düşünceler içerisinde olmazdım. Hayatımda hiç arkadaşımın evine gitmemiştim, ki arkadaşım da yoktu zaten ama ortaokuldayken proje ödevi için grup arkadaşlarım bir evde toplandığında babam bana kızarak hatta ileri gidip sertçe azarlayarak izin vermemişti arkadaşlarımın evine gitmeme. Sonrasındaysa beni projeye dahil etmemişlerdi ve öğretmenim tarafından çalışmaya ortak olmadığım için azarlanmıştım. Ben arkadaşımın evine gittiğimde neden bedenimi korumaya yönelik bir telaşla ip üzerinde yürümek zorundaydım, neden insanlar iyi düşünceli değillerdi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sinemaya ilk kez babamla gitmiştim, Buz Devri'ni izlemiştik ve o son sinemamdı. Ben daha ilkokulda bile değildim ve o anımı hayal meyal hatırlıyordum. Hatta babam beni; Cansu'ya, sinemaya gittiğimizi söylememem için uyarmıştı sonrasında Cansu bir şekilde öğrendiğinde beş yaşındaydı sanırım ve ağlayıp mızmızlanmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hayatımda arkadaşlarımla hiç sinemaya gitmemiştim çünkü babama göre arkadaş diye bir şey yoktu. Belki de babam bana bunu her akşam tekrar ettiği için artık evren buna alışmıştı ve hiç arkadaşım olmuyordu. Çok değil, geçen yıl sınıfça bir karar alınıp sinemaya gidildi ama ben gidemedim hatta babam beni yine azarladı bu konuda ve böyle konuları hiç açmamam gerektiğini de söyledi çünkü hiç izin vermezmiş, ben bu konuları açtığımda sinirleniyormuş.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir insan babasından izin isteyeceği zaman boğazı düğüm düğüm olmak zorunda mıydı? Babamın cevabının hiç değişmeyeceğini bilmeme rağmen yine de dakikalarca kendimle iç savaş verip konuşmaya başladığımda ağlamayacağımı içimden milyon kere tekrar ettikten sonra ağzımı açtığımda arkadaşlarımla bir yer- dediğim an susturulmak zorunda mıydım?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babama göre herkes benim sosyalleşmemi bekliyordu ve böylece oltaya gelip yanlış çukurlara düşecektim ama babamın bu kafes koruması hiçbir işe yaramamıştı çünkü yaşamıştım; o ise tüm bu katı kurallarına rağmen hiç koruyamamıştı ve fark etmemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İstediğim gibi giyinemiyordum mesela ve babama göre bizim bir irademiz yoktu; bir salsa sokağa çıplak çıkacağımızı düşünüyordu ya da bir salsa ben her gün olmayan arkadaşlarımla alkole ve uyuşturucuya bulaşacaktım. Bir keresinde internetten bir pantolon bakmıştım ve babamın o zaman yumuşak bir anıydı, bana göster demişti ve alacak moddaydı o an. Sonra göstermiştim ve babam pantolonu görmek yerine bu çıplak şeye mi bakıyorsun diye bir anda patlamıştı oysaki fotoğraftaki manken kombin olsun diye üstüne omzu açık bir şey giymişti. Benim derdim sadece bir pantolondu ama babam bu serseri kıyafetlerle senin işin ne demişti ve istediğim pantolonu da alamamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine çok değil, geçen yıl Ramazan ayında sınıf öğretmenimiz bir iftar yemeği düzenlemişti ve bu sefer de buna izin verir artık demiştim çünkü oruçtu, sıfır kötü niyet olması gerekiyordu. Babam iftar saatinin geç olduğunu ortaya attığında o an ellerimi arkamda tutuyordum ve sıkmamaya direniyordum, bu benim sakin kalma sınavımdı. Gece dışarı çıkamazdım, benim ‘gece’ ile bir anım da yoktu zaten. O akşam Deren sosyal medya durumuna kocaman bir yemek masasında çekildikleri bir fotoğrafı koymuştu. Çok temiz, masum ve gelecek için güzel bir anı olarak kalırdı bu fotoğraf ama ben içinde değildim. Hırsımla babama göstermek istemiştim o fotoğrafı ama karşısında ağlarım diye gururumdan hiçbir şey yapmamıştım. Sahi, o yemek masasındakilerle arkadaş da değildim ve babamın bundan bile haberi yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben arkadaşlarımla hiç lunaparka gitmemiştim, ertesi gün dünden kalan eğlenceli anıları sınıfta herkesin içinde anlatamamıştım, sekizinci sınıfta mezuniyete kıyafetten dolayı gidememiştim, ücretsiz konserleri sadece arkadaşlarımın attığı hikayelerden görmüştüm, devlet tiyatrolarına bu sefer kabul etsin diye sen de gelirsin ve ailecek gideriz baba demiştim ama babam o satanist güzel sanat öğrencileri mi? demişti ve o an içimden kriz geçiriyordum. Sahnede kedi mi kesecekler? Başlarım onların sanatına demişti. Bizim sanat ile işimiz olmazmış, bize göre değilmiş. Şaşılasıydı ama ellerim yine yumruk olmamıştı, çok güzel direniyordum her şeye ve hayatımda hiç gitmediğim tiyatro salonunda gerçekleşecek bir yarışmaya katılmıştım gizli gizli. Babam kafesi daralttıkça küçülmeyen ellerim daha da itekliyordu telleri birbirinden.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sekizinci sınıfta bir türlü dahil olamadığım o tiyatroyu bile izleyememiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Allah, evlilikte ve evlatta çok güzel ayarlamalar yapıyordu, bunu bu yaşımda fark etmiştim. Mesela babamın benim gibi bir çocuğu olurdu; alttan alan, her şeye tamam diyen ve düşüncelerini doğru dürüst belirtemeyen çünkü babam sinirliydi; ben sakin olmak zorundaydım. Çünkü babamın her düşüncesini onaylayan bir çocuğu olmak zorundaydı yoksa o çocuğu yaşayamazdı. Mesela babamın çocuğu çok sabırlı da olmalıydı, iradeli ve kendisine maksimum düzeyde hâkim olabilen ama arkadaşlarım da çok güzel ayarlanmıştı aileleri tarafından. Mesela sınıfımdaki Murat ehliyetten kaldığında babası onu sonuç için aramıştı ve babası o kadar sakin konuşmasına rağmen Murat babasına bağırıp çağırabilmişti. Mesela neden Murat benim babamın çocuğu değildi ve benim babam neden Murat'ın o sakin babası olmamıştı? Neden zıtlıklar bu kadar birbirini çekmek zorundaydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkadaşlarım istedikleri gibi giyinebiliyorlardı. Mesela Gurbet'in annesini toplantıda görmüştüm, annesi açıktı ve kızı da kendi isteğiyle kapanmıştı. Aynı şekilde Hivda'nın annesi de kapalıydı ama Hivda da istediği gibi giyinebiliyordu. Onun dışında babama göre bizim bir irademiz yoktu, bizim irademiz babamızdı. Babamın evetine evet, hayırına da hayır olmak zorundaydık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonuç olarak gençlik yıllarıma anı olabilecek hiçbir şey yaşamamıştım ve o kadar eksiktim ki üniversitede herkes lise anılarını anlatacağı esnada, ki o zamana arkadaş da edinebilirsem, hepsinin yüzüne boş boş bakardım çünkü anlatabileceğim hiçbir şey yoktu. Anlatmayı da geçtim ben hiç böyle şeyleri hissetmemiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adımlarım Müge'nin okuduğu lisenin önünde durdu. Beyaz kazağımın kollarını parmak uçlarıma kadar çekmiştim çünkü ellerim titriyordu, her ne kadar yüzüm tüm bu düşüncelerime rağmen stabil kalsa da kalbim bir yerde patlak veriyordu yüksek direncime rağmen. Kalbimin ağırlığı ve beynimin karmaşası bu sefer ellerime vurmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'nin okulu Mehmet amcamın restoranına yakındı ama ben buraya gelirken başka bir yol kullanmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okul çıkış saatini geçmiştik, yolda evine giden öğrencileri görmüştüm ama aralarında Müge’yi görememiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birden tezahürat tarzında bir kavga sesi duyduğumda üst üste geldi tüm bu sesler ve eş zamanlı telefonum da titredi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

+90 535...: Öfkenin oturduğu masadan akıl kalkmazmış, bunun yürüyen ilk örneği olabilirsin, biliyor musun? Hislerin güç kaynağı olsaydı her adımında şiddet bakımından yedi üstü depremler meydana gelirdi. Öfken de aklın da hislerin de çok orantılı görünüyordu bilmem farkında mısın? Direncin muhteşem. AR.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nasıl bir tepki verebileceğimi bilemedim sonra aklım çalıştığında ilk yaptığım şey ellerimi kontrol altına almak oldu ve sıktım, titremesinler diye. Nabzım yükselmişti ve kalbim çarpıyordu ama derin bir nefes aldım. Ben çok güçlüydüm ve istemediğim sürece yüz şeklimi de değiştirmezdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk önce etrafıma bakındım, okulun önünde kimse yoktu ve yüksek ihtimal beni yürürken kısa bir an izlemişlerdi çünkü uzun süreli bir takip edilme olsaydı aklım her ne kadar meşgul de olsa fark ederdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatık bir halde kavga seslerinin geldiği yöne yürümeye başladığımda derin bir nefes eşliğinde mesajı yazdım ve yolladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzündeki siyah maskeyi çıkartmaya minik bir adım mı bu? Gizli numaradan atmamışsın mesajı, bir yanlışlık olmadığına emin misin?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Numaranın üstüne tıkladım, bir profil fotoğrafı da yoktu bir açıklama da. Sadece bir numaraydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

+90 535...: Doğru yerden attım mesajı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

+90 535...: Ne düşündüğünü az çok tahmin edebiliyorum, biliyor musun? Ama bu öyle bir durum ki bir şans verselerdi ve ailemizi biz seçebilseydik bu sefer de ailemiz bozulurdu. Bu bir kanun, hayatına aldığın birinin açıklarını kapattığın gibi karşındaki de senin açığını kapatır. Mesela sen beyazsan o kişi siyah olmak zorundadır. İki beyaz yan yana gelemez, gelse bile tek bir renk olarak, tek bir kişi olarak görünür ama dünyada insanlardan sadece birer tane var.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yutkundum ve gerginliğim iki katına çıkmıştı çünkü merakımdan kavga seslerine daha da yaklaşmıştım hem de Gizemli Adam'ın attığı mesajı düşünüyordum. Ucuyla ne düşündüğümü tahmin edebilmişti ama böyle bir şeyi düşündüğümü tahmin ediyor olması için ailemden bir birey olması lâzımdı. Oysaki benim ailemde bana yakın olan onun fiziğinde, onun boyunda ve onun cinsiyetinde biri yoktu. Her şey karman çormandı ve yapboz parçaları bir türlü kendisine uygun olan parçanın yanında yer edinemiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

+90 535...: ...

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benden bir geri dönüş bekliyordu ama bu bir dert geri dönüşü değildi, anlayabiliyordum çünkü aptal değildim. Onlara katılmamı istiyorlardı, kabul etsem bile neye katılacağımı bilmiyordum ya da sonucunda ne olacağını ama zekiydiler. Ben daha zekiydim çünkü zayıf anımı kollayıp bana yanlış kararlar aldırtmaya çalıştıklarının farkındaydım. Nefesimi vererek sırıttım. Hira Taşdelen kriz anında bile iradesine sahip çıkmalıydı ve gerekirse krizini bile kontrol edebilmeliydi. Ben böyle büyümüştüm ama kimin beni böyle büyüttüğünü bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

+90 535...: Kader.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ekrana şaşkınca baktım, attığı bir sonraki mesajı görmeseydim beynime çip taktırdığını ve böylelikle sorularıma cevap verebildiğini düşünürdüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

+90 535...: Kaderden mi kaçmaya çalışıyorsun, kaçmaya çalıştığın yerde bile mukadderat konumlanmış seni bekliyor. İstediğin kadar kaç, mukadderat her türlü birleştirir ve biz de bunun önüne geçemeyiz. Erteleyerek eline ne geçiyor, söyler misin? Er veya geç bizim yanımızda olacaksın.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kavga sesleri artık tam dibimdeydi ama telefonuma çatık kaşlarla ve gergin bir ifadeyle bakıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neden biraz daha açık konuşmuyorsun? Tanımadığın birinden senin attığın mesajların aynısı sana gelseydi sen de şu anki yerini terk edip yabancıların peşinden mi giderdin?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

+90 535...: Yabancı olduğumuzu da nereden çıkarttın? Her gün aynı insanların evinde uyuyorsun diye şu anki ailenin sana yakın olduğunu düşünmediğini biliyorum ve öyle de değil zaten. Sen otel gibi kaldığın evde de sosyalleşmek için gittiğin okulda da yabancı değil misin o insanlara karşı? İnan bana biz aile kavramını da arkadaş kavramını da çevrendekilerden daha iyi karşılardık ama sen bizi bir çete olarak görüyorsun.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sokak ortasında olmasaydım hem alayla hem de ciddiyetle kahkaha atardım. Geri dönüş olarak sen iyi birine benziyorsun ama senden önce beni beş kez kaçıran adamlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim mesajı atıp da alttan alan taraf olamazdım. Aklım gayet de yerindeydi ve sözleri doğru olsa da sadece beni ikna etmeye yönelikti. Polise gitmeme bile engel olan erkek topluluğundan biri karşıma çıkmıştı ve biz çete değiliz diyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bak baba, evde sevgili kelimesinin -sev hecesini bile duyduğun an küplere binerdin ama kızın şu an bir erkek topluluğu tarafından nedenini bile anlayamadığı bir biçimde tehdit altında ve rahatsız ediliyor. Duysaydın ve bilseydin ne yapardın, ilk bana mı kızardın yoksa beni kurtarmaya mı çalışırdın, üstelik ben seni sağ tutmaya çalışırken?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiçbir karşılık yazmadım, tavrım ve cevabım kesin bir sınırla belliydi. Şu anda tek bir hedefim vardı ve o da kimya ile ilgili bir bölüm kazanabilmekti. Bu şehri çok seviyordum ama İzmir’den uzak bir yerde okuyacaktım üniversiteyi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Köşe başından baktığımda benim yaşlarımdaki bir grup kalabalık liseli gençlerin yuvarlak oluşturarak ortadaki kavga eden kişilere tezahürat yaptıklarını gördüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam olsaydı oradan uzaklaş derdi, ben babam bana kırılmasın diye bana her laf atanın laflarını yutardım ve hayatımda hiç kavga etmemiştim. Aslında bu biraz benim yapımla da alakalıydı çünkü ben daha bir tokadın nasıl atıldığını da bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tepkisiz bir şekilde o kalabalığa adımlamaya devam ettim. Müge'nin de okulu benim gibi bir devlet okuluydu ama Müge'nin okulunda daha zengin kesimler vardı çünkü okulun konumu zengin kesimleri ağırlıyordu. Çoğu öğrenci lüks sitelerde otururdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yanılmıyorsam iki kız kavga ediyordu. Zayıf bir bacak ve simsiyah, havada savrulan kısa saçları kısa bir an seçebildiğimde gözlerim açıldı ve adımlarım resmen bir koşuya dönüştü. Ben doğru mu görmüştüm?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Pardon." Kalabalığı yarmaya çalışarak ortaya geçmeye çalıştım. İnsan teması sevmediğim hâlde herkesin bedeni birbirine çarpıyordu ve sakin kalmaya çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tam ortaya girdiğimdeyse gördüklerimde yanılmadığımı fark ettim, gözlerim şaşkınlıkla açıldı ve dudaklarım da aralandı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Müge?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge. Kuzenim. Siyah bir tayt ve siyah bir tişört giymişti, simsiyah, omzunun üstünde biten saçları dümdüzdü ve attığı her yumrukta dalgalanıyordu. Simsiyah gözlerine siyah bir eyeliner çekmişti ve nefes nefeseydi. Yere yatırdığı bir kızı dövüyordu ve yerdeki kız da hırsla karşılık vermeye çalışıyordu ama üstünlük tamamen Müge'deydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aklımı başıma topladığımda hiç kimseyi umursamadan ikisinin arasına girdim ve o sırada dayak da yedim ama güçlü olmaya çalışıp Müge'yi kenara çekmeyi başardım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Seni lime lime doğrarım!" diye bağırdı Müge yerdeki kıza saldırmaya çalışarak ama onu tutuyordum. "Sonra da eski sevgiline akşam yemeği diye yediririm!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sakin ol," dedim otoriter bir sesle ve Müge'yi biraz daha geri çekmeye çalıştım. Bizi izleyen hiç kimse zerre umurumda değildi. "Aklını başına topla, Müge."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç kız yerdeki arkadaşına doğru gittiğinde kızın yerden kalkmasına yardım ettiler. Kızın saçı başı dağılmıştı ve makyajı da darmadağın olmuştu, üstü başı toz içerisindeydi ve Müge'nin tarafına bakmıyordu ya da bakamıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge kendisine geldiğinde kolumdan ayrıldı ve şaşkın gözlerle "Hira?" dediğinde bir erkek Müge'nin yanına geldi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Onu dövemezsin sanmıştım." Bu erkek çocuk yaşıtımızdı. Arka cebinden cüzdanını üzülerek çıkarttığında Müge zaferle kollarını göğsünde birleştirdi. "Bir daha seninle iddiaya girersem iki olsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatık onları izliyordum. Genç, çıkarttığı parayı daha uzatamadan Müge çocuğun elindeki parayı gülerek çekip aldı. "Sen hep benimle iddiaya gir, olur mu?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yaşıtımız olan genç fakirliğinin son demlerini ellerini ceketinin cebine sokup kumaşı çıkartarak gösterdi. "Beş parasızım artık, Müge." Güldü ve yumruk yaptığı elini Müge'ninkilerle tokalaştırdı. "İstersen donumu da al da semtimizdeki evsizlere bir rakip daha çıksın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatılmıştı ve yoğun ciddiyetimin bu genç de farkındaydı üstelik bana bakamıyordu bile. Tuhaf durumu sezip gergince Müge'ye el salladı ve yine bana bakamadan yanımızdan uzaklaştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kalabalık dağılıyordu ama Müge'nin dövdüğü kız ve birkaç arkadaşı hâlâ gitmemişti. O an fark etmiştim; Müge okulunda yalnız değildi ve tutulan taraflardandı çünkü diğer kızın yanındakiler üçü beşi geçmezken gidip gelen Müge'ye kısa bir an gülüp geçiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'nin ilk önce benden daha uzun çektiği eyelinerine daha sonra da simsiyah gözlerine baktım ama o gülerek "Sonra," dedi bana ve ilerledi. "Yolda konuşalım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adımlarımı onunkileriyle bir tutmaya çalışarak yanında yer edindim. "Seni ilk kez kavga ederken gördüm, Müge," dedim olağan bir sesle. "Haberlerde liseli gençlerin kavgalarını izlediğimizde az kınamıyorduk seninle?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İlk öncelikle," dedi Müge o heyecan dolu çocuk sesiyle. O kızı döven kişi de şimdiki çocuksu kişi de aynı kişiydi. "Bu aramızda kalsın. Annemlere bile söylemezsin, biliyorum ama yine de uyarayım dedim. Sadece sen ve ben bilelim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı salladım. "Tamam."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sokakta yürüyorduk ama Müge benim geldiğim yoldan gitmiyordu, birazdan amcamın restoranının önünden geçecektik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bilirsin işte, biz liseye gidiyoruz." Müge sanki yatağından yeni uyanmış gibi kollarını yukarıya kaldırdı ve derince gerildi, esnedi ve sırtını kütletti. "Sadece basit bir sevgili kavgasıydı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin sevgilin mi vardı ki?" diye sordum şaşkınlıkla ve kaşlarımı kaldırdım. "Ne zaman?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başını olumsuz anlamda salladı. "Görünüşünden hoşlanmıştım ve açılacaktım ama o kız her şeyi mahvetti." Duygu yoktu, gereksiz olaylardı ve Müge de bunun farkındaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Boş versene," dedim nefesimi verirken. "Hiçbir şeye değmeyecek boş işlere sen de bulaşmışsın. Fazla ergensiniz ve bu konularınız bana çok saçma geliyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge gözlerini bana büyülttüğünde işlek bir caddedeydik, Müge'nin okuluna yakın olduğumuz gibi amcamın işlettiği restorana da yaklaşmıştık. Birkaç dakika sonra Mehmet amcamın koskoca restoranının önünden geçtik ve Müge'yle aynı anda içeriye bakmaya çalıştık. Sonrasındaysa camın ardından ayakta dikilen, siyah bir takım elbise giyen amcamı gördük. İstemsiz gülümsediğimde amcam bana gülümsedi ve karizmayla göz kırptığında içim sıcacık olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mehmet amcamın bir çocuğu olmuyordu tüm tedavilere rağmen ve ben sadece birkaç dakika kendi aile ortamımı düşündüğümde amcamın olmayan çocuğu olmayı isteyeceğimi fark etmiştim. Amcam da yengem de çok iyi insanlardı, amcam kesinlikle babamdan çok uzak düşüncelere sahipti ve bir çocukları olsaydı ona çok iyi bakarlardı. Sevgiyle ve şefkatle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir şey soracağım," dedi Müge bana sinsice sırıtarak. "Amcanın günlük kazancı ne kadarı buluyordur?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Babam ve amcam telefonda konuşurken duymuştum." Hatırlamak adına gözlerim yola sabitlendi. "Yanlış hatırlamıyorsam günde en az yirmi bin kazanıyormuş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge kahkaha attığında parmaklarını tarak niyetine kısacık siyah saçlarından geçirdi. "Baban faskakir çıkar ama amcan çok zengindir ve Hasret teyzem de yüzde ellilik şansıyla fakire varır. Varar? Artık doğru kelime hangisiyse."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'ye sadece yandan bir bakış atmakla yetindim. Dobra bir kızdı, ne düşünürse onu söylerdi ama en çok da çocuk gibiydi. Bir anda küçük çocuklar gibi koştu ve kaldırıma kahkahayla çıktığında ince tuğlaların üzerinde dengede durmaya çalışarak yürümeye çalıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu hareketi ben de küçükken yapardım ama böyle bir hevesim artık kalmamıştı ve içindeki hevesi gram kaybetmemiş kuzenim Müge'nin eğlenceli hallerini izlemek bile içimden böyle şeyler yapmayı geçirtemiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tek yaptığım hafif gülümseyerek kaldırımın yanında yürümek oldu. Sağ tarafımda dengesini koruyarak yürüyen Müge yüksek sesle güldü ve şimdi de eğlenerek şarkı söylemeye başladı. Gerçekten, Müge bu hayatta görebileceğim en aktif ve en hareketli insandı. Hiç yorulmuyordu, hep eğleniyordu, hep bir hareket hâlindeydi ve sanki az önce bir kızı döven de o değilmiş gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen de arkamdan gelsene, Hira," dedi Müge dişlerini gösterip gülerek. "Çok eğlenceli, düşeceğim birazdan."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır," dedim ve yutkundum. "Ben halimden memnunum." Hayır, hiç de değilim ve senin gibi eğlenebileceğimin cesaretini kendimde bulamıyorum. İstesem bile şu an çocuk olamayacakmış gibi hissediyorum çünkü eksik anılarım var; bazıları ise hiç yok ve şimdi olmayan şeyleri doldurmaya çalışmanın da bir anlamı yok.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge kendisini kaldırımdan aşağı bir anda bıraktığında herhangi bir ses çıkartmamaya çalıştım ama düşecek sandığımdan korkmuştum. Kaşlarım çatıldığında sokak ortasında koşmaya başlamasıyla yüzümü ellerimle kapatmaya çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kesinlikle seni tanımıyorum." Yüzümü başka bir tarafa döndüm, hemen solumuzda bir çocuk parkı vardı ve oradaki minik çocuklar yüzümde bir tebessüm oluşmasını sağladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de beni tanımanı sağlarım o zaman," dedi Müge bana ithafen ve neşeli sesi kulaklarımda yankılandığında gözlerim onu çocuk parkına koşarken gördü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yok artık," diyebildim sadece. Benim enerjim sömürülmüştü ama Müge bitmeyen ve her saniye depolanan o enerjisiyle üç merdiveni tek seferde çıkıp çocuk parkına girdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk başta ne yapacağımı bilemedim sonra dudaklarımı birbirine bastırarak merdivenleri iki adımda tırmanıp çocuk parkına geçtim ve Müge'yi izledim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ufak bir çocuk salıncağa doğru koşarken Müge bunu fark etti ve sinsice sırıtarak salıncağa koştu. Ufak kız çocuğu salıncağa tam binecekken Müge salıncağı kaptı ve "Ben kazandım!" dedi çocuğa meydan okurcasına.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sadece gözlerim açık kuzenimi izliyordum. Onu bildim bileli o hep böyle enerjikti ama kendimi bildim bileli ona bir türlü ayak uyduramamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beni sallarsan seni sallarım," dedi Müge bacağım kadar çocuğa ve kız çocuğu minik tipine rağmen salıncağın arkasına geçip Müge'yi iteklemeye çalıştı. Müge ise kendi kendisini ayaklarıyla sallamaya çalıştığında "Ne kadar da güçlüsün sen öyle," dedi kız çocuğunu kandırarak. Ufak çocuk ise gerçekten de Müge'yi sallayabilecek gücü kendisinde bulabilmiş gibi kahkaha atmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gördüklerimle içimin ısındığını hissetmiştim ama ben bu görüntülere hep uzak olacaktım. Öyle ki çocuk parklarıyla bile hep kötü anılarım vardı. Hatta öyle ki dört yaşlarımda iken hayal meyal kaybolduğumu hatırlıyordum. (Yazar notu: Okuyup geçtiğiniz şu paragraf bile nasıl spoiler içeriyor bir bilseniz...)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge siyah bir tişört giymişti ama benim üzerimde beyaz, yünlü bir kazak vardı. İzmir öyle bir yerdi ki aynı ortamda biri mont giyerken öteki tişört ile gezebiliyordu. Ve Müge simsiyah giyinmesine rağmen ışık saçıyordu neşesiyle, ben ise üstüme beyaz giymiştim ama bu mutlu enerjiyi içime çekip yok ediyor gibiydim. Sırf bundan dolayı bir adım geri gittim çünkü mutlu anlarının bozulmasını istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şimdi ise Müge kız çocuğunu salıncakta sallıyordu. Müge daha o minik kız çocuğunu bile tanımadığı hâlde konuşabiliyordu ve sevilebiliyordu ama onlardan biri ben olsaydım bir Müge etmezdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Pozitif enerjiyle yüklenmemi sağlayan Müge'nin aurasına bu sefer fazla siyahtım ve beyazlayamıyordum. Yine de onları hafif gülümseyerek izlemeden de geri duramıyordum sonra kaşlarım çatıldı çünkü burnuma iğrenç bir koku dolduğunda yüzüm de buruştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kokunun geldiği yöne doğru kaydı gözlerim ve bir köpek cesediyle karşılaştığımda kalbim kısa bir şokla gümledi ardından gözlerimi daha fazla etkilenmemek adına başka yöne çektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir köpeğin hayatı, onu ezmeye gelen arabanın tekerleklerinin dönüş süresi kadardı. Parkın sağ köşesindeydi köpek leşi ve çocuklar o tarafa gidemiyorlardı, yaklaştıkça daha fazla kokuyordu ve etrafına da bir sürü sinek doluşmuştu. Kalbim acıdığı kadar öfkeliydim de ve hayvanların kaderi bu olmamalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çocuk parkında sadece dört çocuk vardı, birini Müge sallıyordu, ikisi tahterevallideydi ve öteki de bize uzak olan bir kadının yanında bir şeyler yiyordu. Bankta oturan kadın bize uzaktaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Köpeğin olduğu taraftan biraz uzaklaştığımda kız çocuğu salıncaktan indi daha sonra ise Müge yerinde durmadı ve sinsice sırıtarak kızın sırtına dokunup "Ebe!" diye bağırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümseyerek elimi alnıma vurduğumda Müge merdivenlerden çıkıp kaydırağa doğru koştu, kız ise "Ya!" diye isyan edecek oldu sonrasında vazgeçip Müge'nin peşinden kaydıraklara ilerledi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı kaldırıp onları gülümseyerek izlemeye devam ettim. Merdivenlerin içinde kız çocuğu Müge'yi ebelemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaldırıma oturduğumda havlayan köpek sesleri duydum ve kaldırıma oturmamla kalkmam bir oldu. Ölen köpeğin arkadaşları intikam için geliyor olabilir diye düşünmüştüm hatta intikam adına parktaki insanlara saldırmak da iyi bir fikirdi o an ama başımı biraz sola çevirdiğimde Serhat'ı ve Serkan'ı gördüm, ikisinin de siyah köpekleri vardı ve tasmalarıyla gezdiriyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tanışmamış olsaydık bu kadar denk gelemezdik diye düşünüyordum, genelde bir selam yeterdi sonra hep karşılaşılırdı. Her gün yüzlerce yeni yüz arasından nasıl seçerdim onları yoksa? Ve bütün bu karşılaşmalar bir tesadüf müydü? Veya tamamen kaderin elleri arasında mıydık? Yoksa atılan bir adımda bile bir bilinç mi gizliydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat siyah bir eşofman giymişti ve üzerinde de beyaz bir sweat vardı, altına da beyaz bir spor ayakkabı geçirmişti ve onun bu sportif giyimi bana Gizemli Adam'ı anımsattı. Her zamanki gibi koyu kumral saçları gürdü ve dağınıktı, neon yeşili gözlerinin etrafında hâlâ aynı kızarıklıklar hakimdi ve sabahki gibi yüzünde bir yumruk izi vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra Serkan'a baktığımda elindeki tasmayı sımsıkı tuttuğunu gördüm çünkü siyah köpeği çok vahşi hareketler sergiliyordu. Serkan siyah bir şort ve koyu, okyanus mavisi gözlerini ciddi anlamda öne çıkartan koyu mavi bir tişört giymişti üzerine. Simsiyah saçları taranmamıştı ve Serkan'ın saçları da dağınıktı, ikisi de yataktan çıktıkları gibi etrafta dolaşıyordu sanki.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge kaydırakların kapalı tepesinde olduğu için onları görmüyordu ve Müge'nin bahsettiği mavi araba Serkan'a aitti, Serkan Müge'yi makyaj yaparken izlemişti ve Müge'nin o kişinin bu kişi olduğundan haberi yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Buraya gelmelerini istemiyordum çünkü ikisinin de yanında köpekleri vardı, köpeklerden korkuyordum her ne kadar uzaktan sevsem de ve bu konuda rezil olacağımı söylüyordu içimden bir ses.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sokağın başındaydılar ve parkın sağ tarafından yürüyorlardı, nereye bakacağımı bilemiyordum ama onlara daha fazla bakmamam gerektiğine kanaat getirdiğimde yeniden kaydırağın tepesinde birbirlerini ebeleyen Mügeleri izledim. O tarafa bakmazsam beni fark etmezlerdi sanırım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan ve Serhat ileride, tam sol tarafımızdan yürüdüğünde istemsiz oraya baktım ve Serhat'ın beni çoktan fark ettiğini gördüm. Belki de ben onları fark etmeden çok önce Serhat beni fark etmişti çünkü cin gibi bir adamdı. Serhat yeşil gözleriyle bana baktığı gibi başımı sağ tarafıma çevirdim sonra yine bakışlarımı kaçırdığımı fark ettiğimde yüzümü buruşturdum ardından toparlanmak adına da boğazımı temizledim. Sadece imdat demek istiyordum hatta buradan gitmek de çok iyi bir fikirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden önüme döndüğümde göz ucuyla ikisinin de parkın içine doğru geldiklerini gördüm, köpeklerini merdivenden çıkarttılar ve kendileri de parkın içine girdiler. Hemen sağ taraflarında kalan kadın onlardan rahatsız olmuş gibi kaşlarını çatarak ikisini temkinli gözlerle süzdü ve çocuğu da köpeklerden korktuğunu belli edercesine ayaklarını bankta kendisine doğru çekmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İkisiyle arkadaş değildim, ikisiyle de konuşmama gerek yoktu ama onlar itinayla buraya doğru yürümeye devam ediyorlardı. Sırtımı dik tutmaya çalışıp yeniden Müge'nin olduğu kısma baktım sonra kollarımı göğsümde birleştirip sanki sıradan bir yere bakıyormuşum gibi yine onlara döndüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın uzaktan bile parlayan neon yeşili gözleri beni bulduğunda anlamlandıramadığım bir biçimde gülümsedi ardından köpeğin tasmasını bir anda bıraktığında kalpten gidiyordum. Kollarımın çözüleceğini hissettiğimde kendimi kastım ve kaşlarım çatık bir hâldeyken ellerimi çözüp arkamda birleştirdim, tetikteymiş gibiydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat kasten köpeğinin tasmasını bırakmamıştı aslında. Simsiyah, korkunç köpeği gram ilerlemedi ve o sırada da Serhat beyaz sweatinin kollarını hafif sıyırdı. Sağ kolunda hiçbir şey yokken sol kolundaki dövmeler ve yaralar piyasaya çıktığında yeniden köpeğinin tasmasını eline aldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira," dedi Serhat bana seslenerek. "Nasılsın? İyi misin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şimdi biz tanışmıyorduk, aslında tanışıyorduk ama birbirimizi tanımıyorduk ve Serhat benimle konuşmaya çalışıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ona bir cevap veremedim çünkü gözlerim Serkan'ın köpeğindeydi. İkisinin de köpeği simsiyahtı ama Serkan’ın köpeği pitbull cinsiydi ve köpeğine bir ağızlık takmıştı. Bu daha çok korkmamı sağladığında Serkan gibi kaslı bir adamın bile o yamyam köpeği güç bela zapt edebildiğini gördüm. Bu da daha çok korkmamı sağladı sonra bir nefes aldım ve hiçbir şey belli etmemeye çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Niye hâlâ yaklaşmaya devam ediyorlardı ki? Kız çocuğu kaydıraktan kaydığında Müge de kızı ebelemek için uzun kaydıraktan kaydı. Buraya, bana doğru yaklaşmaya devam etti ikisi de ve o korkunç köpeklere kısa bir bakış atıp yeniden önüme döndüm ve ellerimi dudaklarımın önüne getirip mırıldandım: “Öncelikle Bismillahirrahmanirrahim. Etrafımı saracak kadar niye yakınlaşıyorsunuz?!”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kız çocuğu kaydıraktan indiği gibi koştuğunda Müge'nin de ayakları yere bastı, ne hikmetse kız Serhatlara doğru koştuğunda Müge de oraya doğru koşuyordu sonra bir iki adımın ardından Serkan'ı gördü ve "Oha," dedi dehşetle. Aynı ifadeyle Serkan da şaşırdığında nedendir bilmem Müge yerden eline bir taş aldı ve Serkan'a doğru atacağı esnada Serkan anladı ve köpeğin tasmasını genişletti, pitbull köpeği koşup Müge'ye doğru vahşice havladığında-

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kalbime iniyormuş gibi elimi kalbime götürüp bir adım geri attığımda Serhat bunu lanet olmasın ki fark etti ve kendi köpeğini garip bir anlayışlılık sergileyip biraz geri çekti. Mal hâlimden sıyrılıp elimi göğsümden indirdim ama geriye attığım bir adımı öne gelerek kapatmadım, kapatamadım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin köpeğinden korkan senin gibi olsun." Şu anda sadece Müge'nin cesaretinden istiyordum. Müge büyük bir yüreklilikle köpeğe doğru atılgan bir şekilde ilerlediğinde minimum belli etsem de ağlayacaktım sanırım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ellerimi yeniden arkamda birleştirdiğimde kırık bir yüz ifadesiyle Müge'yi izliyordum, Serhat ise nedendir bilinmez Müge'yi çatık kaşlarıyla ve düşünceli bir ifadeyle seyrediyordu. Daha önceden rüyasında gördüğü birini dejavu etkisiyle seyredermiş gibiydi Serhat, Müge’ye bakarken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Köpek neredeyse Müge'nin boyu kadardı, Müge hiç korkmadan köpeğin yanına gitti, köpek havlamaya devam ettiğinde ise Müge elini havlayan köpeğe uzattığında gerginlikten parmaklarımı bütünüyle açıp başımın önünde bir şeyi sıkıyormuşum gibi büzdüm hatta bu bir hamburgerdi ve öfkeyle olmayan şeyi ağızlamaya da çalışıyordum. Bu kız deli miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat beni incelediğinde yeniden mal hâlimden sıyrılmaya çalıştım, elbette ki bir şeyler kapmıştı hatta bana biraz daha baktığında anladı ve bana inanamıyormuş gibi güldü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarımı araladım ve derin bir nefes verdim. Eve ne zaman varırdık tahmini?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin burada ne işin var?" dedi Müge ve Serkan'ı nereden tanıdığını düşünmeye çalıştım, aynı şekilde Serhat da ikisine dönmüştü. Müge kendisine saldırmaya çalışan köpeği yürek yemiş gibi sevmeye çalışıyordu. Bu cesareti köpeğin ağızlığının olmasından mı geliyordu diye sorabilirdim ama Müge'yi tanıyordum, o hep gözlerinin rengi gibi gözü karaydı da.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bankta oturan kadın gitmişti, üç çocuk ise ilerideki kumlarda oynamaya başlamıştı ve parkta sadece dördümüz, pardon, iki köpek ile altımız kalmıştık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan fazla konuşmayı sevmiyordu ve hâlâ Müge'ye saldırmaya çalışan köpeğini bir nefes vererek çekmeye çalıştı. Köpeği kendisine çekmeye çalışan Serkan'ın köpeği her çekişinde tişörtünde beliren pazıları kasılıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dilini yutmuş korkak herif," dedi Müge ve o an gerçekten ağlamak istedim. Müge'nin bu kafa kaldıran konuşmasına karşın Serkan'ın Müge'yi bir kürdan niyetine diş temizliğinde kullanabileceğinin farkında mıydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan esmer teninde koyu mavi gözlerini kıstı ve yine bir cevap vermedi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siz nereden tanışıyorsunuz?" dedi Serhat kıstığı yeşil gözleriyle ve benim iç sesimdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge ilk önce Serhat'ı kale almadı sonra Serkan'ı konuşturabileceğini düşünüp "Onun konuştuğu kız benim hoşlandığım çocuğa yürüdü," dedi dan diye. Müge'nin dövdüğü kişi Serkan'ın sevgilisi miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine bu ergen konusu açıldığında elimi alnıma götürdüm ve Serhat'ın tepkisini izledim. Konu bu muydu dercesine gözlerini devirdi Serhat ve başını hafif geri yatırıp Serkan'a baktığında "Senin bir sevgilinin olduğuna inanmıyorum," dedi tek nefeste. “Sen kadınlarla konuşur muydun ki?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan'ı tam anlamıyla tanımıyor olabilirdim ama gözlemlerime dayanırsak ben bile inanmamıştım Serkan'ın bir sevgilisi olduğuna ve Serkan yine o taş suratını koruyup Serhat'a bile bir cevap vermedi. Serkan'ın sevgilisi olsaydı sanırım sevgilisiyle yapacağı tek aktivite sessiz sinema oynamak olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge de tiksintiyle gözlerini devirip bana doğru yürüdüğünde Serhat da elindeki tasmayla bize doğru bir iki adım attı, köpeği dört adım bana daha fazla yaklaştığında belki de milyonuncu kez derin bir nefes alıp vermiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bilerek yapıyordu, köpeklerden korktuğumu fark ettiği için adımlamıştı öylesine. Müge sağımda durduğunda burnuna varan kokuyla kaşlarını çattı ve arkamıza, ölmüş köpek cesedine baktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben ise yanağımın içini ısırıp Serhat'ın köpeğini seyrediyordum düşünceyle. Serkan'ın köpeği gibi bir pitbull değildi Serhat'ın köpeği ve siyahtı, tıpkı Serhat gibi uzun bir köpekti hatta bu köpek bir insan olsaydı tıpkı Serhat gibi yaklaşık 1.87'lere kadar dayanırdı. Onun haricinde kalıplı bir köpek gibi dursa da uysal bir hayvanı andırıyordu. Serhat köpeğini iyi yetiştirmiş gibiydi çünkü köpeği fazlasıyla Serhat'a sadıktı ve Serkan'ın köpeği deminden beri ortalığı ayağa kaldırdığı hâlde Serhat'ın köpeği sessiz bir biçimde dikkatle etrafı izlemişti. Bir insan gibi etrafa bakıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Köpeğin ısırır mı?" diye sordum bir anda Serhat'a dönerek. Böyle bir cümle kurup da dile getireceğim zaman bile benim için bir sürpriz olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat onunla iletişime geçmemden hoşnut olmuş gibiydi. "Neden ısırıp ısırmadığını soruyorsun?" Anladığı hatta bildiği hâlde sormuştu, bir şeyler yapmaya çalışıyordu ve ben de bir şeyler yapabilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Köpeklerden korktuğumu söylersem beni denemek için köpeğini üzerime salabilirdi ya da ben tam da şu anda fazlasıyla delirmiştim. O zaman ben de tanımadığım köpeklerden hazzetmediğimi söyleyebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ağızlık takmadığın için sordum ve tanımadığım köpeklerden çekiniyorum da," diye geveledim sarhoş bir mal gibi. Bu cümlem köpeklerden korkmadığımı bir nevi düşündürürdü. Korkmak kelimesini kullanmak yerine çekinmek kelimesini kullanmak tüm köpeklerden korkmadığımı cesurca yansıtıyordu ki ben aslında bütün köpeklerden korkardım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat beni izlediğinde dudağının tek kenarını uyanıklıkla havaya kaldırdı. "Ben de tanımadığım insanlardan çekiniyorum." Ben korkmak yerine çekinmek kelimesini kullanmıştım, yani o da benden korktuğunu mu ima etmişti?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ile konuşmak bir profesörün fizik formüllerini ezberlemek gibiydi. Hep tetikteydim ve hep düşünmek zorundaydım. "Yani benden korkuyorsun?" dedim emin olmak yerine soru sorarcasına, kaşlarım havaya kalkmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge de Serkan da anlamaz suratlarıyla ikimizi izliyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yani sen de köpeklerden korkuyorsun," dedi Serhat emin dolu bir sesle ve ne yapmaya çalıştığını anladığımda utançla inledim. Benim laflarım ile beni vurmuştu. Böyle iyi laf cambazlığını bir tek ben yapabiliyorum sanıyordum Serhat'ı tanımadan önce ama sanırım bu konuda Serhat benim bir adım önümdeydi. Yine de altta kalmayacaktım

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bunu da nereden çıkarttın?" diye sordum kıstığım gözlerimle ona bakarken. Anlamıştım, fark etmişti ama belki bir ihtimal alttan almayı denerdi. "Anlamıyorum?" dedim hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Köpeklerden çekindiğini söylemiştin," dedi Serhat kıstığı neon yeşili gözleriyle ve başını da yana yatırmıştı hafifçe. "Ben de insanlardan çekindiğimi söyledim. Sen benim kullandığım çekinmek kelimesini korkmak olarak algıladığın için bana açık verdin." Başkasına sıradan görünecek ama bana fazla çekici görünen o alnını kırıştıran gülümsemesini sergiledi. "Kapiş?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neyse ne," dedim dumura uğramış gibi. Yine de ne olursa olsun hiçbir şeyi gururuma yediremiyordum. Müge'nin kollarına yapıştığımda hafif çekiştirdim ve "Hadi," dedim başımı sallayarak. "Gidelim buradan."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Konuşmalarınızdan bir şey anladıysam," dedi Müge ve Serkan da ilk kez o an "Ne anlatıyor bunlar ya?" diye mırıldandı. Aslında o kadar da karışık değildi, sadece ayaküstü konuştuğumuzdan anlamamışlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gideceğimiz yola Serhatların yanlarından geçerek varmamız gerekiyordu ne yazık ki. Müge'yi sağımıza doğru itekleyecektim sonra Serkan'ın pitbullu daha korkunç geldiğinde sola doğru, Serhat'ın yönüne doğru çekiştirdim Müge'yi ardından Müge bana ayak uydurduğunda kolunu bıraktım. İkisinin ortasından geçecektik ve bu iki adam neden aralarından bir tır geçecek kadar uzakta duruyorlardı? Resmen bizi tek yöne sokmaktı bu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aslında Serhat haddinden fazla uyanıktı çünkü Serkan deminden beri yerinde sabitken Serhat sürekli öteki uca kaymıştı, sanki yol olarak bize tek bir seçenek sunmak için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Korkumu yüzümden anlamasınlar diye önüme bakarak yürüyordum. İkisinin tam arasından ilerlediğimizde solumda Serhat, Müge'nin sağında ise Serkan vardı. Serhat'ın bakışlarını bir türlü üzerimden çekmediğini fark ettiğimde ona doğru döndüm. Kaşlarını kaldırdığında köpeğini yine garip bir anlayışlılıkla benden uzak bir tarafa yönlendirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şu gözlerine sürdüğün siyah şeyin ismi ne?" diye sordu Serhat kıstığı neon yeşili gözleriyle elâ gözlerimi didiklerken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Eyeliner mi?" diye sordum hiçbir şey anlamamış gibi yürümeye devam ederken. Sağımdaki Müge başını hafif öne eğmişti ve Serhat'ı görmeye çalışıyordu, aynı şekilde Serkan'ın da gözleri bizim üzerimizdeydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Aynen," dedi Serhat yavaş bir sesle ve başını salladı sonra köpek cesedini görüp de çığlıkla kaçan çocuklara odaklandı. "Dediğin şey gözlerine yakışıyor diyecektim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Garip bir tepki verebilirdim ama yürüdüğümüz esnada benim de odağıma çığlık atıp kaçan çocuklar girmişti. Müge'yle arkamızı hafif dönüp köpek cesedinden uzaklaşan çocuklara baktık daha sonra yapacak bir şeyimiz olmadığından yine yürümeye devam ettik ama arkamdaki Serhat'ın yine bir anda köpeğinin tasmasını bıraktığını fark ettiğimde yine kalbime iniyordu. Adımlarım tökezlediğinde Serhat'ın köpeğine döndüm, köpeği bana baktı ama hareket etmek yerine Serhat'ın bıraktığı yerde yere oturdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Daha sonra ise köpek cesedine doğru ilerleyen Serhat'ı meraklı gözlerle izledim. Birkaç adım sonrasında köpeğin etrafındaki sinekler vızıldama seslerini artırarak uçuşmaya başladığında Serhat sanki hamur yoğuruyormuş gibi sıvazladığı kollarıyla eş zamanlı ellerini köpek leşine daldırdı, gözlerim irice açıldığında hayretle Serhat'ın bağırsakları dışına taşmış kokan köpek cesedini taşıyışını ve parktan uzaklaştırmasını izledim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yok artık," diye mırıldandı Müge şokla. "O adam ölüm katılığındaki bir hayvanı kolaylıkla mı kaldırdı? Yanlış mı görüyorum ben?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Etrafında uçuşan kocaman sinekler, garip garip böcekler, ortama hâkim iğrenç koku, Serhat'ın kanlı ve organları dışarıda olan köpeği kavrayışı... Daha fazlasını midem kaldırmadı ve aceleyle önüme döndüğümde Serhat'ın köpeğinin bir insan gibi sahibini sakinlikle izlediğini fark ettim. Serhat da köpeği de çok garip varlıklardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'nin de midesinin kaldırmadığını fark ettiğimde o da benim gibi önüne döndü ardından arkamıza bir daha dönmeden yürümeye başladık. Az da olsa Serkan'ın sesini duyabilmiştik: "Bana o ellerinle bir daha dokunmayacaksın amına koyayım, sen yarrak mı yedin Serhat?" Serhat; konuşmayan o adamı, Serkan'ı, küfürle de olsa konuşturmayı başarmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç dakika sonra geride bıraktığımız adamların ultra garipliklerini unuttuğumuzda yolu yarılamıştık. Müge sağımda yürüyordu ve adımlarımızı aynı atıyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin okul çantan nerede?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne?" dedi Müge daldığı yerden sonra fark ettiğinde "Okula götürmemiştim," dedi ve siyah, omuzlarının üzerinde biten saçlarını kaşıdı. "Bugün sosyal etkinlik, müzik, beden eğitimi gibi bizi sınava hazırlamayan gereksiz dersler vardı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aslında hiçbiri gereksiz değildi ama eğitim sistemimiz yüzünden sadece sınava tabi tutulacağımız derslere ağırlık veriyorduk. Kim bir YKS öğrencisini beden eğitimine çıkartabilirdi ya da matematik çözmesi gerekirken müzik notları tuttururdu ki?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne zaman geldiniz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Okul çıkışı," dedim etrafa bakınırken. "Daha Akşın teyzem gelmemiştir eve, değil mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Annem..." diye mırıldandı Müge sonra telefonundan saate baktı. "Yirmi dakikaya evde olur." Yandan bana baktı. "Sen o ikisini nereden tanıyordun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sefer saçlarını düşünceyle kaşıyan bendim. "Aslında tanıyorum denemez. Sadece gittiğimiz üniversitede okuyorlar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Üniversite kelimesini duyunca Müge bana heyecanla sorular soracak oldu ama önce davranıp "Sen ikisini de mi tanıyordun?" dedim olağan bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge olumsuz anlamda başını iki yana salladı. "Sadece Serkan'ı tanıyordum ama öyle bir konuşmuşluğumuz yok. Ötekiyle kardeştiler herhalde, göz renkleri farklı ama tenleri ve beden yapıları benziyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet, kardeşler," dedim nefesimi verirken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Üniversitede ortam nasıl?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Doğru düzgün arkadaşlara sahip olabilseydim kampüsün içerisinde çok eğlenebilirdik ama ben her gün hem evde zaman geçirmemek için okula hem de okul bir işkence gibi olduğundan geri eve gitmek istiyorum. Onun haricinde ev de okul da ruhumu sömürüp karartmaktan başka bir şey yapmıyordu. "Gayet güzel," derken dudaklarımı dilimle yalana ıslattım. "Gezilecek yer çok orada. Spor salonları, yüzme havuzu ve bir sürü kafeteryası var. Kütüphanesi cidden çok büyük ve fazlasıyla da kitap var. Sınav senem olmasaydı romanların hepsini okumak için kendi kendime motto yapardım." Duraksadığımda anlattıklarım arasından gerçek bir gülümseme sergiledim aklıma gelen şeyle. "Ama nedendir bilmem en çok beğendiğim bir tane dar yolu oldu. Dar bir yol var ve taştan döşenmiş böyle, kollarını açsan yolun kenarlarındaki ağaçlara dokunursun, öyle güzel yani ve sanırım yapay çiçekler de vardı. Yoksa sonbahar ayında yerde çiçek ne arasın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dışarıdan birini götürebiliyor musunuz üniversiteye?" Müge ellerini birleştirdi ve resmen yalvardığında hafif bir kahkaha attım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır ama seni kraker niyetine çantama atabilirim, ki zorlasam sığarsın da zaten." Bana ciddiyetle baktığında "Tamam," dedim ve ellerimi kaldırdım. "Bilmiyorum ama bir gün okula gelmeyecek bir kişinin yerine okul numaranı ve sınıfını söyleyerek içeriye girebilirsin. Tabletlerinin içeriğini görmemiştim ama fotoğraflarımıza baktıklarını sanmıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Harika, işte budur," dedi Müge elini zaferle yumruk yaparken. "Kaçakçılık en sevdiğim kelimedir. Bekle beni okul, ayakkabım sana basmaya geliyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden sitenin içerisine girdiğimizde ben Asude teyzemlere gitmek istemiyorum diyecektim ama Müge sanki içimi okumuş gibi "Direkt bize gel bence," dedi gülümseyerek sonrasındaysa bütün şükürlerimi edip içten bir tebessüm ettim. Müge diye yazılırdı ve anlamı da aradığım arkadaşlıktı, aradığım kuzenimdi, aradığım sırdaşımdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mügeler de Asude teyzemlerle aynı site içerisinde fakat farklı bloklarda oturuyorlardı. Asude teyzemler A1'deydiler ama biz Akşın teyzemlerin evine gidecektik, bundan dolayı A3'e girdik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir anda aklıma nereden gelmişti, bilmiyordum ama sarılmaya ihtiyacımın olduğunu fark etmiştim. Zayıf mıydım? On sekiz yıldır mı? "İnsanın sadece bir kişisi olsa da olur, Müge, biliyor musun?" Apartmanın içi buz gibiydi ve duvarlar yeni sürülmüş boya kokuyordu. "O kişi sağlam olduktan sonra kavramın karşıladığı kişi sayısının pek de bir önemi kalmıyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge asansörü çağırmak için tuşa bastı. "İtiraf etmek gerekirse," dedi Müge ve gözleri yere daldı, deminden beri bakışları ilk kez durgunlaşmıştı. "Akraba diye miyiz, bilmiyorum ama hiçbir arkadaş senin yerini tutamaz, Hira. Herkes farklıdır, kimseden aynı tadı alamazsın bu yüzden ama illaki ötekilere nazaran daha çok sevdiğin ve hep tercih edeceğin bir tat vardır."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sevgiyle gülümsediğimde apartmanın serinliği yüzünden kollarımı birbirine sarmıştım. Benim için de kimse Müge'nin yerini dolduramazdı hatta kız kardeşlerim bile ama benden kaynaklı mıydı, bir türlü çözemediğim bir konu vardı ki ben sevdiğim insanlardan hep fiziksel olarak uzak kalmıştım. Müge'nin hisleri de benim gibiydi ama Müge de bu fiziksel engelin farkındaydı. Bir kurgu olsaydım ve hikayemin sayfaları sarılmaya açlığımla başlasaydı bölümün sonunda birinin kollarının arasına girerdim elbette ama burası gerçek hayattı ve ben bölüm sonunda yine sadece kendi nefes sesimle baş başa kalacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aynı anda asansöre girdiğimizde Müge beşinci kata bastı ardından aynaya yaklaşıp simsiyah ve dümdüz saçlarını parmaklarıyla taradığında "Senin saçların nasıl bu kadar parlak, elektriksiz ve hiç kabarmamış görünebiliyor?" diye sordum kendi saçımda olan bütün kötü özellikleri sıralarken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir sürü krem falan sürüyorum. Eve geçtiğimizde sana da yapalım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir cevap vermediğimde ben de aynanın karşısına geçtim ve düzleştirdiğim hâlde hafif elektriklenmiş gri saçlarımı düzeltmeye çalıştım. Sonrasındaysa kendi kendimle göz göze geldiğimde düzgün çekilmiş eyelinerim Serhat'ın iltifat niteliğindeki cümlesini hatırlattı ardından gülümsediğimde de Serhat bana hurma şekerini ve hurma şekeri de pantolonumdaki varlıklarını hatırlattı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Asansörden çıktığımızda "Müge," dedim ve elimi siyah, bol pantolonumun cebine soktum, hâlâ yerlerindeydiler. Bir tane hurma şekeri çıkarttığımda "Alsana," dedim ona uzatırken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sevinerek hurma şekerini aldığında evin anahtarını neresinden çıkartacak diye bakınıyordum ona çünkü çantası yoktu, telefonu elindeydi ve taytının da cebi yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapının önündeki ayakkabılığı açtı Müge ve içlerinden bir ayakkabının içerisine elini daldırdığında "İşte," dedi kendi kendine. "Evde anahtarımı unuttuğumda annemlere çaktırmadan geri eve girebilmemin nedeni kullanılmayan ayakkabıya yedek anahtarı atmaktır."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tuhafsın," dedim sadece. "Saksının içerisine koymanı beklerdim, genelde öyle yapıyorlar ve sen de basit düşünürsün aslında."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Basit düşündüğüm için zaten Adana Yüreğir'deyken köydeki gelenekselleşmiş ritüeli bozmadan devam ettiriyorum. O köyde çoğu kişi anahtarları ayakkabıların içine atardı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge anahtarla kapıyı açtığında ayakkabılarımızı çıkartıp içeriye geçtik. Etraf tanıdıktı. "Bu buluşmayı çok geçe ayarladık diye düşünüyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de öyle düşünüyorum," dedi Müge ve doğrudan mutfağa geçtik. "Aylar oldu resmen seni görmeyeli."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kader sonunda bize acıdı ve bizi birleştirdi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfağa adımladığımız anda sol tarafta duvara yaslı yemek masasına oturduğunuzda gözlerim yine ocağın üstüne kaydı ve yine bir boşlukla karşılaştım. Neden kimsenin evinde yemek yoktu ki? Aile evlerinde sürekli yemek olması gerekmez miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Acaba ben bebekken annemin sütünü içmeyi reddetmiştim de Allah da ceza olarak bana aç kalma lanetini mi vermişti?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın dolaylı yoldan bana verdiği hurma şekerinden yemek için elimi pantolonumun cebine soktum, o sırada Müge'yle aynı anda hurma şekerinden yedik ama Müge bu şekerlerin Serhat'a ait olduğunu bilmiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç dakika Müge'yle şapşal şapşal bakıştık, gülüştük ve havadan sudan konuşmaya devam ettik. Müge'nin yanında günlük konuşma kelime sınırımı aşabiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin nasıl sevgilin hâlâ yok ya?" dedi Müge başını şüpheyle sallarken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yok," dedim garip bir sesle. "Yüz vermiyorum kendi isteğimle çünkü liseyi ciddiyet yeri olarak görmüyorum. Hem zaten üniversiteye gittiğimizde sevgilimizi peşimizden mi sürükleyeceğiz? O da başka bir üniversiteye gidecek ve orada nasıl onu bekleyen güzel kızlar olacaksa beni de bekleyen, beklemese bile sürpriz erkekler bulunur. Kalben düşünemiyorum ben, akılsal, yani mantıksal hareket ediyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Aynı üniversiteyi kazanırsınız."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Olmayan bir erkek yüzünden muhabbet açılmıştı. "Öyle bir şans olmaz. Zaten ben annemin ve babamın evliliği yüzünden bütün ilişkilere soğuk bakıyorum. Bana kalırsa evlilik de sevgililik de bir kısıtlama ve ben kısıtlanmalara gelemem. Bir yere çıktığımda kimseden izin almak istemiyorum, ne giyineceğime karışılmasına ya da kimlerle görüşeceğime karar verilmesine. Sadece hür yaşamak istiyorum, bir kişiye sadık kalacağım diye bir çember etrafında dönecek olmak bana çok korkunç geliyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bütün düşüncelerin benim için de geçerli ama sen ciddi düşündüğün için böylesin. Niye sıfatları ciddiyete bindiriyorsun ki? Sadece birbirinize sevgi ve ilgi verirsiniz, sarılırsınız, öpüşürsünüz, sevişirsiniz sonra da baktınız yürümüyor eyvallah dersiniz. Sonra yine sar başa."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerim Müge'nin sözlerine karşı irice açılmıştı. "Sen benim hayatımda olmayan erkeğin varlığı varmış gibi niye konuşuyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Mesela yani," dedi Müge gülümseyip geveleyerek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin annen de baban da çok iyi insanlar, bundan ilişkilere sıcak bakıyorsun. Ben teyzemin ve eniştemin nazar değmesin de hiç kavga ettiğini görmedim mesela." Müge'nin ebeveynleriyle benim ebeveynlerim arasında dağlar kadar fark olduğu için ilişkilere Müge'yle aynı pencereden bakamıyorduk. Yetiştirildiğimiz ortam bakış açımızı da etkiliyordu işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet," dedi Müge gülümserken. "Annem de babam da hep konuşarak anlaşırlar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İkisinin de şansı ender bulunan bir şey. Seni bilemem ama benim öyle bir şansım olmaz, bu yaşta bile-"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dış kapının deliğine bir anahtar girdiğinde cümlemi yarıda kestim ve "Annem gelmiştir," diyen Müge'ye başımı salladım. Akşın teyzem psikologdu ve eniştem de avukattı. İkisi de okumuş, eğitim görmüş kişilerdi ve gerçekten de evlendikleri hâlde hiçbir duyguları ölmemişti. Mesela en basitinden konuşarak anlaşıyorlardı, olması gerektiği gibi ama benim aile ortamım yüzünden olması gereken şeylere bile şaşkınca bakıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapının açılmasının ardından "Müge?" diye seslendi teyzem kapının önünde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Mutfaktayız, anne."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Misafirimiz mi var evde?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümsediğimde aynı olay benim başıma gelseydi ne olurdu diye düşündüm. Mesela eve bir arkadaşımı getirseydim ve babam da kapının önündeki yabancı ayakkabılardan bir şeyler anlasaydı kesinlikle teyzemin az önce kurduğu cümlenin aynısını bana kurmazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet, misafirimiz var." Müge itinayla benim ismimi söylemiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzemin ayakkabılarını çıkarttığını düşündüm, dış kapıyı kapattı ve "Mutfağa geliyorum, hayatım," dedi bize seslenerek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendime çeki düzen verdiğimde teyzem aralık kapıdan başını uzattı ve beni gördüğünde ilk şaşırdı ardından "Hira?" dedi gülümseyerek ve mutfaktan içeri girdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tebessümle ayağa kalktığımda "Otur, kız," dedi bana yapay bir kızgınlıkla ve geri sandalyeye kurulduğumda geldi, yüzümü kavradı ve saçlarımın tepesinden öptü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu kızın neresi misafir, ya?" dedi ve Müge'yi de aynı şekilde öptüğünde geri çekildi. "Bu bizim kız işte."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem bir altmış boylarında minyon ve şirin bir kadındı. Simsiyah saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmıştı ve annem ve teyzem gibi kapalı değildi. Siyah, kendisine çok yakıştırdığım diz üstü dar bir elbise giymişti ve bacaklarını da siyah, ince külotlu çorap sarmıştı. Ellerine odaklandığımda koyu renk bir oje sürdüğünü gördüm ve bunu bile teyzeme yakıştırmıştım. Enerji taşlarından pek anlamazdım ama teyzemin bileğinde ve boynunda o taşlardan takılar vardı ve yüzünü de yumuşak gösteren bir makyaj yapmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bugün de çok yorucuydu." Teyzem kendisini masanın uç kısmına attığında geriye yaslandı ve bacak bacak üstüne attı. "Bilseydim Hira'mın geleceğini erken gelip yemek yapardım ama biz bugün dışarıda yiyecektik. Sen de bizimle gelirsin, kızım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzemi gördüğümden beri yüzümde söndüremediğim bir sırıtış vardı ve sonrasında teyzemin kurduğu cümleyle daha da bir güldüm. "Ama biz de zaten bugün buraya yemek için gelmiştik," dedim hafif bir tebessümle. Şu anda nasıl da mutluydum; Teyzem, Müge ve eniştem tam da aklımda kurduğum gibi bir aileydi. "Fırat denen bir adam varmış, o da gelecekmiş hatta bugün."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem ilk anlamadı, kaşlarını çattı ardından "Bugün müydü?" diye parladı ani bir farkındalıkla. "Ama bugün salı değil mi? Ben çarşamba geleceklerini sanıyordum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anne," dedi Müge baygın ve yapay bir sesle. "Günleri karıştırmış olabilir misin? Çünkü bugün çarşamba da."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem alt dudağını dişlediğinde bir yandan da aman dermiş gibi elini havada salladı. "Zaten şimdi gelmemiştir Fırat Özar. Adam Emniyet Müdürü sonuçta, işi geç biter onun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem yeniden şaşkınlığını attığında yine rahat bir şekilde kendisini geriye yasladı. İşten çıktığı için yorgun görünüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Annemi yine hastaları yormuş anlaşılan," dedi Müge alayla ve ayağa kalktığında teyzemin sandalyesinin arkasına geçti ve bir anda teyzeme arkadan sarıldı, kollarını teyzemin boynuna yasladığında ikisine de belli etmemeye çalışarak yutkunmuştum. Ben anneme hiç böyle sarılmamıştım, hatta ben anneme bilinçliyken de hiç sarılmamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kısık bir nefes aldığımda yine gülümser yüz ifademe geri döndüm, onları izlemek bile yetiyordu aslında çünkü yumuşadığımı hissediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Boğacaksın." Teyzem kahkahasıyla eş zamanlı Müge'nin kollarını boynundan çekmeye çalıştı. "Kızım, çeksene şu kolunu," teyzem gülmekten zor konuşuyordu, "boğulayım mı illa?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sarılıyorum anne işte ya!" Müge'ye her şey az geliyormuş gibi bir de teyzemin arkadan yanaklarını da sıktığında hayretler içerisindeydim. "İşte şimdi sevme ölçümü yerine getirdim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge arkadan çekilip geri yanıma oturduğunda teyzem gülmekten karnını tutuyordu. "Ayağımda terlik de yoktu ki sana ataydım. Hiperaktif kızım benim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Annem de çok kırılgan yahu, iki sevmeye gelmiyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem kendisine geldiğinde masanın üzerindeki siyah çantasından telefonunu çıkarttı ve "Selim'e mesaj atayım da eve erken gelsin," dedi, eniştemi kastediyordu. "Fırat geliyormuş yemeğe, biz de gidiyoruz ama seni bekleyeceğim. Beraber gideriz tatlım. Çabuk ayrıl o bürodan." Teyzem yazdığı mesajı dışından söylüyordu. İşte aradığım ama bulması zor ilişki türü buydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Oysaki Asude teyzemlerdeyken Asude teyzem ve eniştem telefonda konuştuğunda gerginlik hat safhadaydı ve insan o stresli ortamda bir saniye bile durmak istemiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İşlerin nasıl gidiyor, teyze?" diye sordum çünkü teyzem bir psikologdu ve ne yaptığını, oraya nasıl insanların gittiğini çok merak ederdim her seferinde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İşlerim yoğun gidiyor, kuzum." Teyzem daldığı telefonu geri çantasına bıraktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Annem hiç iş hayatıyla ilgili konuşmuyor ki!" İsyan eden Müge'ye döndüm. "Tek dediği şey işinin mahremiyet işi olduğu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen oraya gelen insanların özel hayat bilgilerini istediğin için sana böyle söylüyor olabilir miyim, kızım?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ama teyze," dedim bu sefer ben araya girerek. "Alanın çok dikkat çekici ve insan başka insanların tecrübelerini duymak istiyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tavsiye vereyim o zaman," dedi teyzem ve emir kulu köpekleri gibi aynı anda Müge ile oturduğumuz yerden dikleşip pür dikkat teyzeme baktık. Teyzem ise bu halimize güldüğünde sandalyesini biraz geriye götürdü ve ayaklarını da dinlendirmek için yemek masasına uzattı, eteği biraz kalktığında ise düzeltti. "Öyle her gördüğünüz insan sizin sandığınız ve aklınızda kurduğunuz gibi biri olmayabilir. Misal seri katiller çok zeki insanlardır, en masum gördükleriniz katil çıkar, en normal saydığınız insan belki de en anormalidir. Bunu siz anlayamazsınız ilk bakışta. İnzivaca çekilin demiyorum ama insanlara hemen güvenmeyin, ne tehlikeler dönüyor bir bilseniz var ya aklınızı kaçırırsınız. Geçen bana bir hasta getirmişlerdi mesela, ben onun bir şizofren olduğunu bir süre anlayamadım ama görseniz o kişiyi hayatınızdaki diğer insanlar gibi sanırsınız. Adam yanımda delirip de bana saldırabilirdi mesela, ailesi bile bilmiyormuş şizofren olduğunu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Normal saydığımız insanların bir psikolojik sorunu olabilirdi hatta farkında olmasam bile benim bile olabilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben psikiyatrist değilim," diye devam etti teyzem. "Hastalara öyle ilaç falan yazamam ama kendimi çok geliştirdim hatta üniversitemdeki hocamla çok iyi anlaştığımızdan bana okumadığım bölümler hakkında bayağı bilgi verirdi özel ders niteliğinde. Bazen anlıyorum ve kime nasıl ilaçlar verebileceğimi biliyorum ama bu benim yetim değil tabii ki."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Peki hiç ilaç verdin mi teyze?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem gözlerini sağ tarafa indirip biraz düşündü. "Yasal değildi ama bunu yapmışlığım var, o kişi iyi değildi elbette ama iradesi çok güçlü bir adamdı ki zaten ben o kişinin çocukluğunu da biliyordum yani. Bir nevi tanıdığımdı hatta o kişi Müge'nin küçüklük anılarında olmalı da."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben mi tanıyorum?" diye sordu Müge hayretle ve kaşlarını da kaldırmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet ama unutmuşsundur sen, küçüktün o zamanlar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Enteresan," diye mırıldandım. "O kişinin nasıl bir sorunu vardı peki teyze?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İşte bunu söyleyemem," dedi teyzem dudaklarını yalarken. "Bana sorun çıkartmayacağını bildiğimden ömrümde sadece bir kişiye kaçak ilaç yazdım, zaten ailesinin ileri görüşlü fertler olması bir güvence gibiydi benim için."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İnsanlar çok delirmiş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem ile aynı anda Müge'ye döndüğümüzde "Bir daha duymayayım," diye uyardı teyzem Müge'yi. "O insanlar deli olmuyorlar kızım. Hatta bizden bile daha yüksek farkındalıkları var çünkü bir sorunları olduğunu fark edip bir profesyonelden destek almak öyle herkesin gururuna yedirip de adımlayacağı bir iş değildir. Sorsan herkes akım başımda der ama o insanlar kendilerinin gayet de farkındalar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Özür dilerim annişko."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Düşünceyle başımı salladım ve teyzemin sözlerini bir müddet düşündüm. "Oraya gelen insanların ne gibi bir sorunları var teyze?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayat onları biraz hırpalamış ama her şeyin bir geri dönüşü vardır kızım, mesela yerini dolduramayacağın insanları kaybettiğinde sen belki de farkında bile olmadan o kaybettiğin kişilerin yerlerinin dolduğunu görürsün. Elbette ki herkes aynı etkiyi veremez ama yara da her zaman kanamaz, en kötü izi kalır."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarımı birbirine bastırdım ve oraya giden insanları hiçbir zaman anlayamayacağımı düşündüm çünkü hiçbir zaman aklımı kaçıracak şekilde kendimi kaybetmeyeceğimi sanıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gizemli Adam'ın otobüs maceralarıyla dalga geçtiğimde başıma gelmişti, büyük konuşmamalıydım, ki hâlâ da otobüs sorunu çekiyordum. Aklımı kaybedecek kadar kendimden geçmemiş miydim? O zaman aklımı kaybedecek kadar kendimi kaybedeceğim zamanlar gelecekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İçime bir ürperti dolduğunda yeniden dış kapıda bir hareketlilik hissettim ve zile basıldı, Selim eniştem gelmişti. Teyzem kapıyı açmak için ayağa kalktığında mutfak kapısını sonuna kadar açık bırakmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen Fırat denen adamı tanıyor musun, Müge?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bilmem ki," dedi Müge omzunu silkerken ve tek ayağını sandalyeye yaslayıp dizini kendisine çekmişti. "Hiç görmemişimdir herhâlde."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hoş geldin, hayatım." Teyzem dış kapıyı açmıştı ve iki adım geri gittiğinde mutfak kapısından bakış açımıza girdi çünkü dış kapı mutfağın hemen ardındaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hoş buldum," dedi eniştem boru gibi sesiyle ve o da kapıda bakış açımıza girdiğinde uzun boyundan dolayı teyzeme yetişmek için eğildi ve bir anda teyzemin dudaklarına minik bir öpücük bıraktığında hem şaşırmıştım hem yumuşamıştım hem de bakıp bakmamak arasında kararsız kalmıştım. Annemle babamı hiç böyle görmezdim ben.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ama Selim eniştem çok güzel ve hissederek öpmüştü hatta teyzem bile büyüye kapılmış gibiydi ardından teyzem bizim mutfakta olduğumuzu hatırladığında geri çekildi ve eniştemin omzuna hafifçe vurdu. "Çocuklar var, görmüyor musun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eniştem anlamadan kaşlarını kaldırdı ardından başını çevirip mutfağa baktığında iki kız gördü, o an nereye bakacağımı bilemediğimden tuhaftım ama eniştem hiç oralı olmadan "Vaay," dedi ve mutfağa adımladı. "Kimleri görüyorum böyle ya?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ayağa kalktığımda "Otur, kızım," dedi eniştem ve bilgisayar çantasını yemek masasının üzerine bıraktığında ilk beni saçlarımdan öptü ardından da Müge'yi. Eniştem de teyzem de saçlarımızdan öperek bize en büyük güveni veriyorlardı ve kapı girişinde formaliteden kafa tokuşturmaktan bin kat daha hisle doluydu bu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biz bugün dışarıda yemek yiyecektik, Hira kızım," dedi eniştem ardından buzdolabını açıp içinden soğuk su şişesini çıkarttı ve yere, dizlerinin üzerine çöküp birkaç yudum su içti. "Ama Fırat gelmiş yanılmıyorsam?" Sorarcasına teyzeme baktığında teyzem bakışlarıyla onayladı. "Biz de yarın gideriz hatta sen de gel bizimle." Şişeyi buzdolabına geri koydu eniştem. Siyah, kalın kumaşlı bir tişört ve siyah pantolon giymişti, boyu ise uzundu ve buğday tenliydi. Müge'nin kömür gibi kapkara saçları ve kapkara gözleri teyzemden ve eniştemden geliyordu bire bir. "Hatta sen niye hiç bizim evde kalmıyorsun, Hira? Müge'yle derç çalışın, film izleyin, oyun oynayın, dışarı çıkın. Büyüyünce bu yapamadıklarınıza çok üzülürsünüz sonra."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam bizi hiç ailecek bir yemeye çıkartmamıştı hatta ben okul ihtiyacı haricinde dışarıda yemek yemeye bile gitmemişim. Bir eksik yönüm daha çıkmıştı piyasaya ama bu yuvada böyle şeyler düşünüp üzülmek mümkün değildi. Dudaklarımı yaladığımda bu ailenin dürüstlüğümü fazlasıyla hak ettiklerini fark ettim. "Babam benim burada kalmama izin vermez ama," dedim durgun çıkmamasına çalıştığım sesimle. Eniştem bize dışarı çıkarsınız demişti ama ben bunu babama söylediğimde ağzıma bir daha Müge kelimesini almamı bile yasaklayabilirdi hatta ortamı tatsızlaştırmamak için daha fazla konuşmamayı seçtim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ay," dedi Müge ve gözlerini devirdi. "Senin şu baban..."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öyle konuşma Müge." Eniştem bana döndü. "Eğer istiyorsan bana söyle kızım, baban bana hayır demez eminim ki." Eniştem teyzeme gülerek döndü, gerçekten de ikisinin sevgisi bedenlerini de genç tutmuştu. "İki tane kızımız olur işte, fena mı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem bana gülümseyip göz kırptığında dışımdan zerre belli etmiyordum ama ağlama noktasındaydım çünkü bu kadar sıcak bir yuvaya alışık değildim. Gözlerim dolu dolu görünmese bile şu an kalbim dolu doluydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eniştem bir kez daha teyzemi öptü ve "Ben bir duş alayım, öyle Asudelere geçeriz," dedi ve mutfaktan çıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kıyaslama yapmak istemiyordum, kendi ailemi kötülemek istemiyordum ama bu çok zordu çünkü ben en basitinden annemi ve babamı hiç sarılırken görmemiştim. Babam eve geldiği gibi sadece yemek masasına oturup önüne yemek konulmasını beklerdi, annem babamla konuşmak istemezdi ve ikisinin arası ise kutuplardan bile daha soğuktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben neden Müge'yle kardeş olarak gelmemiştim ki bu dünyaya? Akşın teyzem de Selim eniştem de çok iyi ebeveynlerdi ve asıl çok çocuklu olanın onlar olması gerekirdi ki iyi çocuklar yetişebilsin ve onların yanında sevgiyle büyüsünler ama annem ve babam üç çocuk yapmıştı ve ben bu yuvayı görmeden önce bir yuvanın nasıl olması gerektiğinden habersiz büyüyecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mesela bu dünyaya Mehmet amcamın çocuğu olarak da gelebilirdim ki Mehmet amcamın da Derya yengemin de bir çocuğu olmuyordu ve bir çocuklarının olmasını ikisi de hak ediyordu çünkü amcam ve yengem de teyzem ve eniştem gibi iyi insanlardı. Yengem de amcam da bir çocukları olmadığı hâlde birbirlerini sevmekten hiç vazgeçmemişlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Akşın teyzem mutfaktan çıktığında Müge de ayağa kalktı ve "Terli hissediyorum," dedi bana. "Üzerimi değiştireceğim, sen de gel benimle."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hevesle ayağa kalktığımda Müge'yi takip ettim. Koridordaki banyodan su sesi geliyordu ve eniştem banyo yapıyordu. Teyzem yatak odasına girdiğinde ben de Müge'nin peşinden Müge'nin odasına girmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Diğer odalara kıyasla bu oda biraz daha ufaktı ama şirindi de. Tek kişilik bir yatak vardı panjurlu camın yanında, aynalı bir elbise dolabı ve ufak bir çalışma masası. Müge yabancı dil bölümünde okuduğu için benim gibi aman amanlık bir düzeyde test kitapları yoktu ama fazlasıyla roman vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge elbise dolabını açtığında ben de raflara yürümüştüm ve romanları incelemeye başlamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Baban hâlâ elbise giymene kızıyor mu?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'nin anlık sorusuyla kitapları bıraktım ve ona döndüm. Hayır, onlar benim yalanımı hak etmiyorlardı ve dürüst olmalıydım. "Geçen gün annemle pazara giderken uzun bir elbise giymiştim, ona bile çıplak demişti ve kızmıştı ama görsen kolları dışında çıplak bir yanı da yoktu yani." Bunları söylerken utanmıyordum çünkü benim utanmamı gerektirecek bir durum yoktu, kaldı ki Müge benim için yabancı da değildi. “Bazen giydiğimiz pantolonların vücut hatlarımızı çok belli ettiğini söylüyor, erkekleri günaha sokuyormuşuz. Cehennemde yanacakmışız.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge sözlerime karşılık çığlık atıyormuş gibi yüzünü buruşturdu ve elbiseyi dişliyormuş gibi yaptı ardından "Hadi inat yapalım," dedi ve yanıma geldiğinde kolumdan tutup beni ardından sürükledi. Müge'nin arkasından bakarken Müge'nin benden iki santim kadar kısa oluşuna odaklanmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge beni bir anda yatağına oturttuğunda dolabından üç tane elbise çıkarttı ve ikisini yatağa atıp ötekini de kendi üzerinde tuttu. "Bizim bedenlerimiz aynı, gerçi senin belin benden biraz daha ince ama bu çok az bir fark." Bir iki adım geri gitti ve elbiseyi kendi üzerinde tuttu. "Aynı anda elbise giyelim mi?" diye sevecenlikle sorduğunda aklı olan bu şirinliğe hayır diyemezdi ama üzerimdeki baskılar bende bir akıl bırakmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Üzerimi değiştirmek istemiyorum," dedim kararsız bir sesle. Müge akşamleyin babamın da geleceğinden habersizdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapıdan teyzem göründüğünde içeri girdi ve Müge'nin dağıttığı elbiselere baktı daha sonra ise hiç umursamadan Müge'nin dolabındaki aynadan kendine getirdiği kıyafetleri üstünde tuttu. Bir an korkmuştum, bize kızacak sanmıştım çünkü büyüdüğüm ortam beni böyle düşünmeye itmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sence hangisini giyeyim, Hira?" dedi teyzem bana, üzerinde hâlâ siyah kısa elbisesi vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Teyze bence üzerini değiştirmene gerek yok, üstündeki elbise sana çok yakışmış."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bence de anne. Bizden daha havalı görünüyorsun işte."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem gözlerinin etrafını kırıştıracak biçimde güldüğünde "Biz cahil kesimin yanına gidiyoruz," dedi alayla ve bana bakıp Müge'nin göremeyeceği şekilde göz kırptı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge ise annesine şaşkınlıkla döndüğünde ben teyzemin bana göz kırpışından işi dalgaya aldığını ve sadece rahat bir şeyler giymek için pantolonlarla yanımıza geldiğini anlamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şu üzerimi değiştireyim ben, hatta eşofmanla geleyim de kızlar parlasın, benim yaş geçti artık."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem odadan çıkarken bizden daha bakımlı olduğunu ima ettiğinde Müge'yle birbirimize bakıp gülüştük.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendime geldiğimde yatağın üzerindeki iki elbiseye bakmıştım ama ilk bakışta gözlerime sadece bir elbise takılmıştı. Kısa, omuzları askılı, şifon ve etek kısmı pileli ve beli dar lacivert, çiçek desenli bir elbiseydi. Acayip beğenmiştim ama bu kıyafet Asude teyzemlerin evine gitmezdi çünkü fazlaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben senin bu kadar elbise giydiğini bilmiyordum," dedim Müge'ye dönerken ve Müge'nin zayıf ama orantılı bedenine baktım, benimle hemen hemen aynı bedene sahipti. "Sen genelde spor giyinirsin hatta elbiseler senin hiperaktifliğini söndürür."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İnanamayacaksın ama bu üç elbiseyi dün annemle almıştık. Bakma bana sen, ben elbise giymeyi sevmiyorum zaten ama sadece sen de giyersin benimle diye bir an heves ettim öylesine."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Açık kapıya biri tıklattığında bu kişinin eniştem olduğunu gördük. Eniştem ıslak saçlarıyla "Kusura bakmayın, kızlar," dedi ardından içeri girip balkon kapısına yöneldi. Müge'nin odası aslında ufak bir balkona da açılıyordu. "Yeni ayakkabı almıştım da ben bu balkona koymuştum herhalde, bir alayım da çıkayım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge siyah, kayıkçı yaka elbisesini hâlâ üzerinde tutuyordu. Eniştem bir ayakkabı kutusuyla odaya yeniden girdiğinde "Bak, baba," dedi Müge ve elbiseyi kendi üzerine tamamen yasladı. "Nasıl elbise, güzel mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çok güzel bir elbiseymiş," dedi eniştem uzun boyuyla Müge'nin tam karşısına geçip hevesli Müge'yi incelerken. "Ama biraz kısa sanki." Eniştem diz boyuna baktı. "Evet, gerçekten de fazla kısaymış." Eniştem ne derse desin kızıyla konuşarak iletişime geçiyordu ve burada medeni olan kıyafet tercihleri değildi, eniştemin kızıyla kibar bir şekilde iletişime geçiyor olmasıydı. "Ben bunu öyle her yerde giymeni istemiyorum kızım. Kesin annen aldırmıştır bunu sana."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet baba," dedi Müge gülümserken ve elbiseyi yatağa bıraktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ama," dedi eniştem anlayışlı bir sesle. "Yarın yemeye gidersek o zaman bu elbiseyi giyebilirsin. Yanımda giydiğin için aklım sende kalmaz kızım." Eniştem bana döndü ve yanımdaki lacivert elbiseyi gösterdi. "O da sana çok yakışır, bak. Yarın sen de bizimle gelirsin, o kıyafeti giyersin ve ikiz gibi olursunuz. Küçükken hep ikiz kızlarım olsun istemiştim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge bir anda kahkaha attığında eniştem "Ne gülüyorsun?" diye dalga geçti ve odadan çıktı, ardından da kapıyı kapatmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hayır, kıyaslama yapma. Babanın upuzun bir elbise giymene rağmen seni rencide edişini düşünme. Hayır, nankörlük etme. O akşama kadar çalışıp senin karnını doyuruyor. Hayır, kıyaslama yapıp da kendi aileni kötüleme. Hayır, iletişim kuramayışınızı düşünme. Hayır, annen sana yemek yapıyor. Evet, bunu düşün. Annenin seninle arkadaş gibi olamayışını düşünme. Babana nankörlük etme. O bizim için çalışıyor. Hayır, evin soğukluğunu düşünme. Bir kez daha hayır, şu anki yuvanın sıcaklığına alışma çünkü akşam yine aynı soğuk yatağında olacaksın.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tek başına olsaydım deli gibi ağlayabilirdim şanssızlığımdan ama bu konuda Müge'yi kıskanmıyordum çünkü Müge böyle anneyi ve babayı hak etmeyecek hiçbir şey yapmamıştı. Ama ben nasıl bir şey yapmıştım da böyle iyi bir ailede doğamamıştım, işte bunu bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge yeniden kıyafetleri askılığa aldığında benim üzerime baktı, bol bir pantolon ve beyaz bir kazak giyişimi gördü ardından "Babamı mı kıracağım, ya?" dedi kendi kendine. Karşımda üzerini değiştirmeye başladığında Müge'ye fazla bakmamaya çalışıyordum. "Şu hayatta olacaksa tek ikizim Hira olsun zaten." Müge de aynı benim gibi siyah, bol bir pantolon ve üzerine de beyaz bir kazak geçirdiğinde kıyafetlerimizin modelleri farklıydı ama renk ve görüntü bakımından fazlasıyla benzerdik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'yle kız kardeş olabilirdim, Müge'yle aynı evde yaşamak istiyor olabilirdim, Müge'yle şu an Cansu'dan ve Ebru'dan daha fazla samimi olabilirdim ve daha fazla da seviyordum Müge'yi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ayağa kalktığımda açlığım yok olmuş gibiydi, sanki ben evsiz bir insandım ve bana bir parça kuru ekmek mi yoksa haddinden fazla sevgi mi tercihin olurdu diye seçenek sunmuşlardı. Sanki ben sevgiyi seçmiştim karın doyurmadığını bile bile ve zaten sevginin karın doyurmadığını söylemiştim en başta. Ama en başta bir şey daha söylemiştim: İnsanın bir evi olmayabilirdi ama bir başkasında yuvasını bulurdu, karın hiçbir zaman sevgiyle dolmazdı elbette ama kimsesizken ki açlığımız ile sevildiğimiz vakit oluşacak açlık aynı olur muydu hiç?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çocuk odasından çıktığımızda eniştem ve teyzem ile koridorun sonunda karşılaştık. Teyzem siyah, dar bir pantolon giymişti ve üzerinde de tesadüf eseri olsa gerek beyaz bir kazak vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eniştem metal kapıyı açtığında hepimizi tek tek inceledi. "Hep ikiz kızlarımın olmasını istemiştim ama şimdi görüyorum ki üçüz kızlarım olmuş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hepimiz güldüğümüzde ayakkabılarımızı giyiyorduk. İzmir böyle bir yerdi işte, biz üçümüz kazak giymiştik ama eniştem sadece beyaz bir tişörtle yetinmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ani bir farkındalıkla Müge'yle bakıştık çünkü dördümüzde de beyaz üst ve siyah pantolon vardı, tam bir aile takımı giyinmiş gibiydik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Asansöre bindikten sonra dışarı çıkmıştık ve ben hiçbir şekilde Asude teyzemlere gitmek istemiyordum. Tamamen çıkar ilişkisi üzerineydim şu an çünkü ilk olarak orada yemek vardı ve ikinci olarak ise Fırat denen adamı merak ediyordum. Onun haricinde Müge'ye söyleseydim o da Asude teyzemlere gitmek yerine evde kalmayı tercih ederdi benimle, adım gibi emindim ama gerek yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Site içerisindeki parkın çardaklarından birinde oturan Cansu'yu, Ebru'yu ve Gamze'yi gördüğümde o tarafa doğru bakıyordum. Teyzemler düz ilerledikleri esnada Cansuların konuşmalarını okumaya çalıştım. Yoldan geçen insanların giydiklerini hoş olmayan kelimelerle eleştiriyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Akşın teyzem yukarıdayken şaka niyetine de olsa cahil kesimin yanına gidiyoruz demişti ama onun şakası benim düşüncelerimdi resmen. İnsan mutlu bir ortamdan çıkıp da fesatlık kaynayan gergin ortamlara girmek istemiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzümdeki memnuniyetsiz ifadeyi ortadan kaldırdım büyük bir ustalıkla ve yürümeye devam ettik. Annemler Adem'i ve Mustafa'yı da tıpkı kızlar gibi evden postalamış olmalıydılar evde kalabalık yapmamaları için. Çünkü Fırat denen adam gelmiş olmalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gündüzler hâlâ uzun sayılırdı ama bu havanın hafiften kararmaya başlıyor olmasını değiştirmezdi. Hep beraber A1'e girdiğimizde bu sefer asansöre binmedik çünkü sadece bir kat çıkacaktık. Dairenin önüne vardığımızda Müge tokmağa vurdu çünkü zilleri çalışmıyordu. Birkaç saniye sonra kapı Asude teyzem tarafından açıldığında burnuma dolan kokuyla sonunda demiştim, yemek kokusu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Asude teyzem yapay bir gülümsemeyle karşıladı bizi ama ne eniştem ne de Akşın teyzem bu durumu ciddiye almıştı. Ayakkabılarımızı çıkarttık ve içeriye geçtiğimizde kapıdaki büyük numaralı yabancı ayakkabıyı fark etmiştim. Fırat Özar'ın ayakkabısı olmalıydı. Fırat Özar içerideydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem ve eniştem konuşmaların yankılanıp da bize kadar ulaştığı büyük salona doğru ilerlediğinde mutfağa su içmek için giren Müge'nin peşinden gitmiştim. Müge bana baktı, yere çömeldi, su içti ardından da bardağı tezgâha bıraktığında "Neden gitmedin salona?" diye sordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Utandım galiba, bilmiyorum," dedim sakinlikle. "Seninle salona gitmek istedim aslında, beraber selam veririz diye düşündüm."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biz niye kardeş olarak gelmedik ki dünyaya?" diye isyan etti Müge ve koridora girdiğinde peşinden ilerliyordum. "Ben mutfağa girdiğimde arkamdan geldiğini görmemiştim ve şimdi herkesin ortasında selam vermek için salona tek başına gideceğimi düşünmüştüm ama sen peşimden gelmişsin benim." Başını arkaya çevirip bana baktı ve gülümsedi. "Bence aileni terk et ve bize katıl, kardeş olalım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Büyük salon kapısının önünde durduğumuzda Müge'yle birbirimize baktık ardından birkaç saniye içeriyi dinledik. Derin bir sohbet içerisindeydiler ve teyzem de eniştem de çoktan aralarına dâhil olmuştu bile. En sonunda beklemenin kimseye bir faydasının olmayacağını düşündüğümde ve utanmanın ecele faydasının olmadığına karar verdiğimde biraz daha düşünmeye zaman kalmasın diye Müge'yi arkadan hafifçe itekleyip bir anda salona düşürdüm, pişman değildim çünkü istemsiz de olsa bu hareketim içeri adımlamamı sağlamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge bana küfredecek gibi oldu ama sonra aile büyüklerinin arasında kendisini sıktı ve şaşkın ve yapay bir tebessümle misafire hoş geldin demek için ilerledi. Arkasından kıs kıs güldüğümde annemler aslında konuşmalarını kesmemişlerdi, sadece hafiflemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hoş geldiniz," dedi Müge, Fırat'a elini uzatıp ardından biraz sağa kaydım ve Fırat denen adamı gözüme kestirdim. Emniyet Müdürü dedikleri için göbekli ve pos bıyıklı birini bekliyordum ama Fırat Özar kırklı yaşlarında olmasına rağmen nadir görülen genç bir olgunluğa sahipti. Asker modelinde koyu yeşil bol bir pantolon ve siyah-kahve bol bir üst giymişti. Saçları koyu siyahtı ama aralarında saysam belki de on-on yedi tane ancak beyaz tel çıkardı ve bu beyaz teller demir rengi gözleriyle uyum içerisindeydi. Annem benim gözlerimin annemin amcasına çektiğini söylerdi ve annemin amcasının oğlu da Fırat Özar'dı. Fırat Özar'ın da gözleri babasına çekmişti, benim de gözlerim Fırat Özar'ın babasına benziyordu. Fırat Özar resmen damat tıraşı yaptırmıştı çünkü belirgin, sivri çenesi tertemizdi ve yumuşak görünüyordu. Aramızda iki adımlık bir mesafe olmasına rağmen sert parfüm kokusu çok net bir şekilde burnuma hücum etmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge ile tokalaştı Fırat Özar sonra Akşın teyzeme döndüğünde "Bu kızımızın boyu babasına görünüşü de sana çekmiş, Akşın," dedi kalın sesiyle ve gülümsedi. Fırat Özar yeniden Müge'ye baktı. "Sen beni hatırlamazsın ama sen doğduğunda da ve üç yaşına girdiğinde de ziyarete gelmiştim, bebekliğini hatırlıyorum; el kadardın ve şimdi de annenin boyunu geçmişsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öyle mi?" dedi Müge şaşkınlıkla. "Hiç bilmiyordum. İlk kez tanışıyoruz sayıyorum yine de."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar bana itina ile bakmıyor gibiydi. Müge kenara çekildiğinde "Merhaba," dedim ne yapacağımı bilemesem de bilmediğim şeyleri belli etmemeye çalışarak. Sanki herkes konuşmayı kesmiş gibiydi. Fırat Özar demir rengi gözleriyle bana baktı, sert bakışları yumuşadı ve elini uzattığında elimi tuttu, elini öpeceğimi sanmıştım ama Fırat Özar sağ elimi sıcak avucunun içine aldığında başını yana yatırdı ve anneme döndü. "Senin büyük kızın mı, Hasret?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira en büyük kızım, evet."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar yeniden bana oturduğu yerden döndüğünde yumuşak bir şekilde baktı, bakışları öncesinde bir asker gibi sertti ama sonuçta o da bir insandı. "Ben de Fırat Özar," dedi ılıman bir sesle. "Annenin ve teyzenlerin kuzeni oluyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tanıştığıma memnun oldum," dedim gülümserken ve Fırat Özar'ın kimsenin uzaktan fark edemeyeceği şekilde nefesini tuttuğunu fark etmiştim. Gözlerindeki şaşkınlık ise dikkatle bakıldığında ancak anlaşılıyordu, gerçek değildi. Beni önceden tanıyor olması muhtemeldi, Müge'nin bebekliğini gördüğü gibi tıpkı ve sanırım bu kadar büyümemize şaşkındı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de öyle, kızım." Koltukta biraz öne geldi ve başkalarına tokalaşmak olarak görünecek pozisyonu sergileyip beni şakağımdan öpmüştü ama kalbimi bu öpücüğün mü yoksa elimdeki sıcak elinin varlığı mı eritmişti, işte bunu anlayamamıştım. Geri çekildiğimde dizine çarpan dizimi biraz geri götürdüm ve gülümseyerek ayrıldığımda arkamı döndüm, Müge burada değildi ve salondan çıkacağım esnada "Gitme, gitme," dedi Akşın teyzem ardından "Fırat yabancı değil," dedi annem. "Gel, salonda otur."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neden herkesin içinde böyle şeyler söylemişlerdi ki? Utançla yüzümü buruşturduğumda derin bir nefes aldım sonrasında normal yüz şeklime dönüp gülümseyerek tekli koltuğun yanındaki tabureye kuruldum. Hem kapıya yakındı hem de salonun bir köşesinde gibiydi. Ve Müge neden beni burada yalnız bırakmıştı? Benimle aynı anda kaçabilirdi çünkü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar kapının tam karşısındaki üçlü koltuğun tam ortasında oturuyordu. Akşın teyzem ise benim karşımda, tekli koltuktaydı ve eniştem de aynı benim gibi tekli koltuğun yanındaki taburedeydi. Fırat Özar'ın oturduğu koltuğun çaprazındaki bir başka üçlü koltuk ise boştu çünkü Asude teyzem ve annem yerde oturmuşlardı, yanlarında ise çay demlikleri vardı. İlk fark etmemiştim ama teyzemin ve eniştemin önünde bir sehpa olduğu gibi Fırat Özar'ın solunda da bir sehpa vardı. Çay içiyorlardı ve bisküvi yiyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Lise son, değil mi kızım?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar'a döndüğümde hafif bir tebessümle başımı salladım sonra anneme baktığımda "Çay içecek misin Hira?" diye sordu annem ama onu da başımı olumsuz anlamda sallayarak reddetmiştim. Aç karnımla sıcak bir çay ve mide bulandırıcı tatlı yemek hiç akıl kârı bir iş olmazdı ama karnım tok olsaydı tam bir keyif sehpası olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar'a karşı ilk izlenimim pek iyi olmamıştı sanırım çünkü bana sorulan bütün sorulara cevap vermek yerine sadece kafa sallamıştım. Çekingen değildim ama şu an çekingendim işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Duygu'yu niye getirmedin buraya?" diye sordu annem şüpheyle Fırat Özar'a bakarken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gelmek istememiştir kadın, bizi sevdiğini sanmıyorum," dedi Asude teyzem saf bir şekilde ve o anda da Akşın teyzem ayağıyla önünde oturan Asude teyzeme hafif vurmuştu. Gerçekten, Asude teyzem en sinsileriydi kardeşler arasında ama nerede nasıl konuşması gerektiğini bilmiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar çayından bir yudum alıp geri sehpaya bıraktı, bu kendisine tanıdığı bir süre gibiydi. "Duygu gelmek istemedi, biraz rahatsızdı çünkü." Yalan söylüyordu çünkü mimiklerini kendime benzetmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge birkaç dakika sonra salondan içeri girdiğinde doğrudan yanımdaki sandalyeye kuruldu ve kulağıma doğru hafif eğildi. "Neden çıkmadın buradan, seni bekledim o kadar mutfakta."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzümü Müge'ye doğru döndüğümde herkes arkamda kalmış gibiydi. "Annem ve teyzem çıkmama izin vermedi, yabancı değilmiş ama biz zaten adamın yabancı olmadığını biliyoruz. Ayıp olmasın diye herhalde burada oturtturuyorlar bizi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge sessizce etrafa göz gezdirdiğinde birkaç saniye gözlerini Fırat'ın üzerine dikti ardından yine bana doğru eğilip fısıldadı. "Adam yakışıklı ve karizmatikmiş bu arada. Ne zayıf ne yapılı, yüzü kırışmamış, tek tük beyaz saçları gözleriyle uyumlu ve çok dinç duruyor. Dik duruşlu ve üniformalı hali daha da baştan çıkartıcı görünür eminim ki."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'ye gözlerimi açarak sinirle baktım. "Sen ciddi misin?" Başımı hafifçe iki yana salladım. "Ne olursa olsun adam kırk küsür yaşında ve sen de lütfen BTS üyelerini sevmeye devam eder misin?" Müge bana ciddiyetle ve kaşlarını çatarak bakmıştı, en sonunda dayanamayarak gülümsedim: "Adamı ben kestirdim gözüme, sen git sıska adamları sevmeye devam et."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yaş dediğimiz nedir ki be güzelim?" dedi Müge bana takılarak. O nasıl benimle kafa buluyorsa benim sinirliliğim de öyle sahteydi. "Yaş da kilo da sadece rakamlardan ibaret."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siz ne fısır fısır konuşuyorsunuz bakayım?" diye sordu Akşın teyzem gülerek ve o an tüm gözler bir anda üzerimize çevrilmiş gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge ile aynı anda dikleştiğimizde kısa bir an Fırat'a bakmıştım ve merakla bizi izlediğini fark etmiştim, diğer herkes gibi. Misafirimizin olgun yakışıklılığından bahsediyorduk aslında.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sınav tarihlerinden bahsediyorduk," diye araya girdi Müge. "Bizim okul 29 Ekim' den hemen sonra başlatacak ilk dönem sınavlarını ama Hira'nın okulunda tarihler daha belli değilmiş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımla Müge'nin yalanını onayladığımda aslında dışarıdan sadece bir baş sallaması olarak görünüyordu ama bu onaylama da bir yalan sayılırdı. Yalanı dürüst olmayışımla onaylıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem kaşlarını anladım dercesine kaldırıp indirdiğinde "Dersleri de çok zorlaştırmışlar ya," diye araya girdi annem. "Biz eskiden sadece toplama çıkartma görüyorduk."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hm," dedi Fırat anneme karşı, ince belli çay bardağını elinde tutuyordu. "Eskiden liseden mezun olunca hemşire olabiliyorduk ama o zaman okuyan kişi azdı, anneler ve babalar da izin vermiyorlardı çocuklarının okumalarına ama şimdi herkes okuyor. Öğrenci seçmek için her şey."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir melodi sesi duyulduğunda Fırat Özar telefonunu eline aldı ve sanırım bir mesaj gelmişti. "Benim oğlan da şimdi gelmek için çıkmış yola," dedi ardından onay almak istercesine yerde oturan Asude teyzeme baktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gelsin, gelsin," dedi teyzem anında. "Zaten siz hani ailecek gelecektiniz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar gülümsediğinde telefonuna geri dönmüştü, kaşları çatıldığında bir mesaj yazdığı belliydi. Alnını kaşıdı ve yeniden teyzeme döndü. "Oğlum tanıdığım bir arkadaşını da getirmek istiyormuş." Hafif öne eğilmişti. "Tek gelmek istemiyor herhalde."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem ilk anlamadı sonra jeton düştüğünde gelmesin de diyemeyeceği için "E gelsin arkadaşıysa," dedi ve anneme bakmıştı ama annem Fırat'a bakıyordu. Sanırım bardağında daha çay var mı yoksa yok mu diye kontrol etmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar yeniden telefonuna odaklandığında el hareketlerinden mesaj yazdığı bariz belliydi. Birkaç dakika sonra ise konuşmalarına kaldıkları yerden devam ettiler. Eski zamanlardan ve anılarından bahsediyorlardı ve Müge ile onları dinliyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çıkardığım sonuç ise eskiden huzurun olduğuydu. Yokluk varmış, evet ama varlık da varmış. Onun haricinde hep dışarıda oyunlar oynayıp akşama kadar da eve girmiyorlarmış.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir keresinde," diye söze başladı Akşın teyzem. "İzmir Bornova eskiden bataklıktı tamam mı? Ondan sonra biz arkadaşlarla Bornova'nın ormanlarında oyuna dalmayalım mı? Arkadaşım önüne bakmadan yürüdüğünde ayağı bataklığa denk gelmişti ve fark ettiğim gibi kendime çekmiştim arkadaşımı, sadece ayağı bataklığa girdiğinden bir şey olmamıştı ama yere düşmüştük işte. Üstümüz başımız çamur hâldeyken eve vardığımızda," hüzünle anneme bakmıştı, "rahmetli annemiz ne dövmüştü bizi ya. Ama cidden her yerimizi batırmıştık hatta korkudan üzerimiz kurur da toprağı dökülür diye güneşte falan beklemiştik."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hepimiz güldüğümüzde Fırat da "Biz de," diye söze girişti. "Ağrı'dayken babamlar kar toplamıştı ve mutfağa koymuştu. Ben dokuz yaşındaydım kız kardeşim de yedi yaşlarındaydı. Neyse işte, annem akşam olduğundan kar yememizi yasaklamıştı ama sonrasında annem ve babam uyuduğunda kız kardeşim beni uyandırdı ve mutfağa gittik, pekmezle kar yedik ama hiç görmemişler gibi yiyoruz görmeniz lazım. Ondan sonra şiş karınlarımızla uyuduğumuzda sabahına kız kardeşimle altımıza kaçırmış olmayalım mı? Annem deliye dönmüştü rahmetli babam da anneme gülüyordu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gelecekte anlatacak hiçbir anım olmamasına rağmen onların anıları çok güzeldi. Müge kırıla kırıla güldüğünde Fırat Özar boş bardağını masaya koydu ve eş zamanlı da dış kapı çaldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'yle birbirimize baktık, kapıyı da boş bardağı da teyzemler ayağa kalkıp almasın ve açmasın diye Müge, Fırat'ın boş bardağına ilerlerken ben de çalan kapıyı açmak için salondan çıkmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Asude teyzemin kocası ve en küçük kızı Zilan daha gelmemişlerdi ve onlar gelmiştir diye düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Soğuk kapı kulpunu tuttuğumda kapının ardından yankılanan erkek sesleri kesilmişti. Kapı kolunu indirdim ve biraz geri gidip kapıyı açtım ama kapıdakiler kesinlikle görmeyi beklediğim kişiler değillerdi hatta yanlış geldiklerini düşünebilirdim ki kendimi kontrol eden bir yapım olmasaydı yüzlerine kapıyı kapatırdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ciddi anlamda kapıyı kapatıp yeniden açmayı düşündüm ama elimi sıktığımda kendime engel oldum ve anlamayan gözlerim Serhat'a ve Anıl'a takıldı. Serhat'ın elinde bir poşet vardı ve Anıl'ın da öyle. “Bu bir şaka olmalı.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl bej rengi bir şort giymişti ve üzerinde de kalın kumaşlı beyaz bir tişört vardı, rengi açılmıştı ve kahve saçları gür olmasına rağmen Serhat'ın koyu kumral saçları gibi dağınık değildi. Sol eliyle poşeti tutuyordu ve bileğinde de beyaz kadranlı bir kol saati vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ise onu bıraktığım gibiydi. Beyaz bir sweat ve siyah, tam kalıp bir eşofman giymişti. Hiçbir şekilde yüzüne bir renk gelmemişti ve gözlerinin altı mosmordu. Daha sonra parkta ölmüş bir köpeğe dokunduğunu hatırladığımda ellerine baktım. Temiz olan sağ elinde poşet taşıyordu ve sol elini ise yine sargıya almıştı, belki de misafir olarak geleceği evdeki aile büyüklerine yarası görünmesin diye sarmıştı çünkü parktayken sarılı değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yanlış gelmediğinize emin misiniz?" diye sordum ikisine de bakarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'ın anlamlandıramadığım bir şekilde bana karşı olan tuhaf bakışları vardı. "Sanırım yanlış geldik," dedi Anıl yutkunurken hatta gidecek gibi oldu ama Serhat onu kolundan tuttu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gayet de doğru geldik." Serhat ayakkabısını çıkartmak için tek ayağının üzerine ağırlığını verdi ve eğilmeden öteki ayağıyla ağırlığı alan ayağının topuğundan ayakkabıyı çıkartmaya çalıştı. Düşünüyor gibiydi, şu durumda bile neyin analizini yapıyordu ki?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sonradan mı buraya geleceğiniz kararlaştırıldı?" diye sordu Serhat kıstığı neon yeşili gözleriyle bana bakarken ardından annemin ve teyzemin buraya gelebilmek için yaptıkları planı düşündüm. Kurcalarsam üzülürdüm, bilmediğim için de üzülüyordum ama Serhat da Anıl da bir şeyler biliyor gibiydi yoksa nasıl bir amaçla buraya misafir olarak ansızın gelip gelmediğimizi sorgulayabilirdi ki?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Burası benim teyzemin evi," dedim net ve ciddi bir sesle. "İster sonradan geliriz ister önceden, kime ne?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın bana aksi bir cevap vermesini bekledim çünkü birilerinin bana bağırmalarına alışıktım ama Serhat içeriye geçtiğinde biraz daha açtım kapıyı uzaklaşmak adına sonra Serhat öyle olsun dercesine başını salladığında gülümsedi. "Madem öyle," dedi rahat bir tavırla ve elindeki poşeti duvarın kenarına bıraktı. "Sen beni de Anıl'ı da üniversitede tanımadın, tamam mı? Biz," dedi bastırarak. "Tam da şu anda, ilk kez karşılaşıyoruz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sandığımdan bile daha kurnazdı, şu anda ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum sadece bir şeyler yaptığını biliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'a değil, yere bıraktığı poşete bakıyordum çünkü Serhat'a bakarsam bakışlarımı kaçırırdım. Bir cevap vermediğimde Serhat arkamdayken döndü ve Anıl'ın içeri girmesini bekledi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl ise Serhat'ı sorgulayacak gibi oldu ama arkama, Serhat'a baktığında nefesini verip bundan vazgeçti. Kabul edermiş gibi ayakkabılarını çıkarttı ve içeri geçerken de bana ve çatık kaşlarıma bakmıştı. Ne olursa olsun, bana nasıl bakarsa baksın "Boş ver onun beynini," dedi bana ve umursamadan kendi elindeki poşeti de duvarın kenarına bıraktığında ilerlemeye başladılar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şimdi biz Anıl ile uzaktan akraba mıydık? Bütün bunlar kaderin bile ötesinde gibiydi. Kuzen çocukları oluyorduk ve ben Fırat Özar'a hâlâ nasıl sesleneceğimi bilmiyordum. Fırat amca desem makbul görürdü sanırım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemlerin nerede olduklarını söylememiştim ama sesin geldiği yöne ilerliyorlardı. Kapıyı kapattığım gibi peşlerinden ilerlediğimde en önde Anıl vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl duraksadı, arkasına dönüp Serhat'a ve bana baktı ardından hoşnutsuz bir tavırla salondan içeri gireceğinde bir anda Müge'yle çarpıştılar. Anıl geri adımlayıp göğsünü çukurlaştırdığında Müge kendisinden beklediğim gibi kısık bir küfür savurdu ve geri çekildi, saçlarını kaşıdı ve hiçbir şey olmamış gibi "Merhaba," dedi ardından umursamadan çocuk odasına gitti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl şaşkınca içeri adımlayacağı esnada Serhat aniden durmuştu ve ona çarpmamak için de ellerimi kaldırıp geri frenlemiştim. Ona çarpmamaya çalışmama kısık gözlerle baktı Serhat, bir anlam veremediğini el hareketinden anlamıştım ama sorgulamadan içeri geçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tek tek içeri geçtiğimizde Fırat ayağa kalktı ardından teyzemler, annem ve Selim eniştem de öyle. "Merhaba," dedi Anıl kimsenin elini öpmeyerek, ki zaten annem, teyzemler ve eniştem yaşlı da değildi ama en azından kafa tokuştururlar sanmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ise yürüdüğü esnada herkesle göz göze gelmeye çalıştı ve dudaklarını birbirine bastırarak gülümsedi, selam verircesine baş salladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl ile Fırat göz göze geldiler, Anıl'ın sırtı bizimkilere dönük olduğundan Anıl'ın yüz ifadesini görmüyorlardı ama ben çaprazda olduğumdan yandan fark etmiştim. Baba benim burada ne işim var bakışı atmıştı Anıl babasına kaşları çatık bir hâlde sonra yüz hatlarını normale döndürdüğünde deminden beri boş olan üçlü koltuğa yerleşti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Akşın teyzem ise Anıl'ın yanına oturan Serhat'ı çatık kaşlarla izlemişti ve Serhat da aslında teyzemin hareketinin farkında olmalıydı. İlk görmezden gelecekti Serhat sanırım ama onu dikkatle incelediğimi fark ettiğinde yeşil gözleri bana döndü ardından bana baktı, ansızın bakmasını beklemiyordum daha sonra ise Serhat sanki ben istemişim gibi Akşın teyzeme döndü ve gülümsedi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Herkes anın telaşında olabilirdi ama bunu da sadece ben fark etmiştim ve yine çok düşünürsem bana yazık olurdu. Mesela ben neden Serhat'ın bir psikolog olan teyzeme gittiğini anlayabilmiştim ki?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Herkes yeniden yerlerine yerleştiğinde ben yeniden tabureme oturmuştum, sanırım kapıya yakın olması istediğim zaman kaçabileceğim rahatlığı bana sunduğu için burada oturmayı sevmiştim ve bu açıdan herkesi görebiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge içeri girdi, Anıl ise kısa bir an Müge'yi seyretti ve Müge yanımdaki tabureye oturduğu esnada hafif bana yaklaşıp "Bu adam demin parktaki kişi değil miydi?" diye elini dudağına örtüp sessizce konuştu Serhat'ı kastederek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ona bakmadan başımı salladım. "Biz şu anda yeni tanışmışız gibi davranmalıymışız," dedim ve Müge'nin aklının karıştığına şahit oldum. "Nedenini boş ver çünkü ben de boş verdim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Peki," dedi Müge sadece. Anlayışlıydı, sorgulardı ama en azından istediğim gibi davranırdı ki Müge'nin yerinde şu an bir Cansu olsaydı anında anneme öterdi ve hakkımda yalanlar da uydururdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Açlığım Müge'ye sarılmayaydı. Basit gibi görünüyordu ama insanın bir tane bile sır tutamayacak arkadaşının olmamasının hissini sadece benim gibiler anlayabilirdi. O zaman insan hayatındaki kişi bir kişi bile olsa büyük şükürler ediyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu benim oğlum işte," dedi Fırat Özar eliyle Anıl'ı gösterip. "Diğer misafirimiz de Serhat, o da benim oğlum gibidir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'ın anlayamadığım bir havası vardı çünkü Fırat, Serhat'a oğlum gibidir derken Anıl, Serhat'a dönüp garip bir şekilde gülmüştü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"E ben senin oğlanı daha liseli gibi falan sanıyordum ama bu ikisi de koca adam gibi," dedi tabii ki Asude teyzem.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl garip bir ifadeye bürünürken Serhat ise Asude teyzeme bakıp sırıtmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ilk gözlemlerini yapıyor olmalıydı çünkü Serhat'ı hoşnutsuz gözlerle incelemişti. Nazarımda Serhat bana Serdar'dan bile daha yakışıklı geliyordu ama benim dışımdaki gözler Serhat'ı ilk etapta göründüğü gibi yargılıyorlardı. Yaraları, yüzündeki dayak izleri, elindeki sargı, gözlerinin neon yeşili ama retinasının kırmızı olması da aynı şekilde dikkat çekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben kusurlu yüz severdim ve izler hoşuma giderdi, esmer erkekler bir adım öndeydi ve mavi gözlü erkekler bana güvenilmez geliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin eline ne oldu evladım?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, anneme hiçbir şey yokmuş gibi döndüğünde "Elim mi?" diye sordu sakin bir sesle. Serhat'ı tanıyorum diyemezdim ama artık Serhat'ın insanlarla bağırmadan iletişime geçtiğini söyleyebilirdim. Ve görüntüsüne tezat hiç sinirlenmiyormuş gibiydi hareketleri. Anneme hafif gülümsedi. "Kızartma yağının altını kısmayı unutmuştum," dedi Serhat ve yalan söylediğini o an kimse anlayamazdı çünkü yarasının bir kızartma yağı yanığı olmadığını görmeseydim ben bile inanırdım. "Zaten tencere yağı kızdırmıştı üstüne kaptaki patateslerin altında su olduğunu da unutmuştum. Kızgın yağ elime bayağı bir sıçradı ama şu anda öyle aman aman bir şey yok."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Akşın teyzem gülecek gibi olduğunda anlayamadığım bir biçimde ben de gülecektim çünkü sanki biri Serhat'a bir soru sormuştu ve Serhat da kızartma yaparken yağ sıçradı demişti ve karşıdaki insan da insan kızartırken mi yandın diye sormuştu. Aklıma neden böyle bir senaryo geldiğini bilmiyordum ama Serhat garip gülüyordu. Ve Akşın teyzemin gülüşü ise bambaşkaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O zaman sen solaksın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ağır ağır Asude teyzeme döndü ve başını olumlu anlamda salladı. Konuşulan konu onu rahatsız etmiş gibi değildi ya da güzel oynuyordu kendisini alıştırdığı ve alıştırdıkları için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç dakika geçti, o an konuşulan konular yeni konu açmak için bir çabaydı. Daha sonra Anıl'ı izlediğimde etraftaki yamuk yumuk eşyaları stresle seyrettiğini fark ettim hatta yetmedi ve yanındaki yastığı düzeltti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir şeyler fark etmiştim ve bu hem Serhat ile hem de Anıl ile ilgiliydi. Gerçek cevapları öğrenir miydim yoksa bu düşündüklerim böyle yarım mı kalırdı, işte bunu bilemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın çayı severek içtiğini görüyordum ama Anıl önüne konmayan çaydan çok memnundu. Anıl tam bir kahve adamı gibiydi ama Serhat şu anda çay içiyor diye kahveyi sevip sevmediğini nasıl anlayabilirdim ki?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sehpanın üstünde şeker kabı vardı ve Serhat'ın şeker tabağına gözleri takıldı ardından bir şeker aldı eline, bu hurma şekeriydi ve paketi açtığında kısa bir an bana bakmıştı daha sonra ise pantolonumun cebine ve şekerin varlığını kanıtlayan çıkıntılara.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Güç de olsa yüzümü sabit tutmayı başarmıştım. Daha sonra ise çaylar bitmişti bile ve Müge de aynı benim gibi çaya çok uzaktı. Kahvaltıda çay içmeyi unuttuğum oluyordu mesela ama ben zaten uzun bir süredir ailemle kahvaltı yapmamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birazdan çaydanlıkların tepsilerle toplanacağını bildiğimden salondan arkama bile bakmadan ayrıldım çünkü kimsenin önündeki çay bardaklarını almak istemiyordum. Tuvalete girdim ve klozetin kapağını indirip oturdum ve bekledim. Vicdanen biraz rahatsızdım ve iki sebebim vardı: Hem Müge'yi orada tek bırakmıştım hem de annemlerin çalışmasını istemiyordum. Bu işin bulaşık yıkaması da olur muydu? Çünkü ben her ne kadar burada misafir de olsam misafir sıfatında olmadığımı biliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfaktan tabak çanak sesleri geldi, işi kim halletti bilmiyordum ama birkaç dakika daha bekledikten sonra lavabodan çıkmıştım ve doğrudan mutfağa ilerlemiştim. Bulaşıkları doğrudan bulaşık makinesine yerleştirmiş olmalıydılar çünkü etraf toplu görünüyordu. Daha sonra ocağın başına geçtim ve kapakları aralayıp baktım. Sulu tavuk eti yemeği, patlıcan kızartması ama yanık. Pilav ve salata.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elimi içine atıp da atıştıracağım yemekler değildi hiçbiri. Mutsuz mutsuz mutfaktan ayrıldım ve salona yeniden girmeye çekindiğimi fark ettim. Kimsenin bana bakmasını istemiyordum ve dikkat çekmek bazı anlarda çok kötü hissettiriyordu ama şu anda üzerimde ayrı bir çekince vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir anda suratıma voleybol topu fırlatıldığında neye uğradığımı şaşırdım ama daha sonra çocuk odasındaki Müge'yi kapıda gördüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O neydi?" diye seslendi annem salondan çünkü top kapının önünden hızla geçmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hiçbir şey," diye seslendi Müge ve hiç düşünmeden aynı şekilde yerden aldığım topu ona fırlatacaktım ama sonrasında top yine onların önlerinden geçecekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge yapamayışımı gördü ve bana cadı kahkahasını baskılanmış bir sesle sergilediğinde usul usul yürüdüm ve onların kapılarının önlerinden topu göremeyecekleri yanıma alarak geçtim. Başımı o yöne çevirip bir an bile bakmamıştım. Odaya geçtiğimde Müge kaçacak yer arıyordu ama sıfır düşünceyle topu ona fırlattım ardından neresine geldiğini bile göremeden salona geçtim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu olay salona gitmemi kolaylaştırmıştı sanırım çünkü anın etkisiyle hiç çekince duymamıştım içeriye girerken. Her zaman oturduğum o tabureye geçtim ve Müge de yeniden yanıma geldiğinde burası da toparlanmıştı ama Müge'nin işlere el sürdüğünü sanmıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen sayısal mı okuyorsun, kızım?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk anlamamıştım ama Fırat Özar'ın bana baktığını fark ettiğimde "Evet," dedim başımı sallarken sonra Fırat Özar Müge'ye baktığında "Yabancı dil," diye yanıtladı Müge, Fırat'ı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl, Serhat'a dönmüştü. "Sen de sözelci olsaydın burada dört bölümün de tek tek temsilcisi olurdu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anladığım Anıl'ın eşit ağrılıktan mezun olduğuydu ve Serhat da fizik okuduğuna göre sayısaldan mezundu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, Asude teyzeme bakıp "Artık yemekleri koymaya başlayalım," dediğinde Fırat Özar anneme bakıp "Necati'yi ve Cemal'i de bekleyelim, beraber yeriz," diye karşılık verdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Necati geç gelecekmiş," dedi Asude teyzem ayaklanırken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar anneme döndüğünde bakışlarını anlamlandıramamıştım. "Cemal gelecek miydi bu arada?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Belli değil."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anın etkisiyle salona hiç girmemeliydim çünkü sofrayı hazırlamayı da istemiyordum ki zaten sofrayı bu salona, yere kuracaktık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ve teyzemler ayaklanıp salondan çıkacaklarken Serhat ve Anıl da koltuktan kalktıklarında "Nereye?" diye sordu annem ikisine de bakıp. "Gitmeyin bir yere. Oturun, yemek yiyeceksiniz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiçbir şekilde ayağa kalkmamıştım ama Asude teyzemin bakışları yüzünden ayağa kalktığımızda Müge göz devirmişti gizliden gizliye çünkü Müge sofrayı kurmaya yardım etmek için mutfağa giderdi sonra da yanlışlık süsü verip tabakları kırardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl, anneme anlamaz gözlerle baktı. "Yemek yemeyeceğiz demedik ki zaten."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat kısa bir an Anıl'a bakıp yeniden anneme döndü ve ikisi de yürümeye başladı. Yemek yiyeceklerse mutfakta yenileceğini düşünüyor olmalıydılar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"E otursanıza o zaman." Kesinlikle annem ve Serhatlar arasında bir anlaşamamazlık vardı ve Fırat Özar ise bıyık altından gülüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat durduğunda Fırat Özar'a sakinlikle gerçekten mi bakışı attı ardından bir şeyler anladığında sonunda nerede anlaşamadıklarını Anıl'dan önce fark etmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sofrayı kurmaya yardım etmek için kalkmıştık," dedi Serhat saygıyla. "Yemek yememek için değil."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'a ve Anıl'a içten içe bir hayranlık duymuştum ve bir cevhere bakıyormuş gibi onlara annemlerin yanında bakmamaya çalıştım. Şu anı ilk kez yaşıyordum çünkü bir aile evine misafirliğe giden bir erkeğin sofra kurulması için yardım etme isteklerini ilk kez görüyordum. Sanki ikisini de ben doğurup yetiştirmişim gibi acayip gururlandığımda Serhat'ın ve Anıl'ın annelerini dehşet merak etmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir keresinde erkek bir kardeşimiz olsaydı ona da ev işi yaptırır mıydın anne diye sormuştum anneme ve hayır cevabını aldığımda o hafta annemin bana verdiği bütün ev işlerini annemin cevabına sinir oluşumdan yarım yamalak yapmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gel Serhat yardıma o zaman," dedi Akşın teyzem gülerek ve bu hitaptan bile ikisinin daha öncelerden tanıştıklarını anlayabiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Selim eniştem gülümser bir vaziyette salondan ayrıldığında nereye gideceğini bilmiyordum ama tahminlerim lavaboya yönündeydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır, oturun," dedi Asude teyzem ve ben de oturmak istiyordum. "Misafirsiniz siz, oturun oturduğunuz yerde." Ben de misafirim burada, alo?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kimseyi küçümsemek istemiyordum ama insanların kafalarının içlerinde cinsiyet farklılıklarının olduğunu bir kez daha anlamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen de mi misafirsin?" diye sordu Anıl, Müge'ye sırıtarak ama ilk bana bakmıştı ve Anıl'ın bana olan bakışları sanki ben onun kalbini kırmışım gibi hafif bir öfke ve kin içermişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge bir şeyler söyleyecekti Anıl'a ama annemin sesi araya girdi. "Oturun yerinize." Ben de oturabilir miyim anne? Biz de misafiriz de sonuçta çünkü ben elin adamlarına yemek servisi yapmak istemiyorum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge herkesten önce salonu terk etmişti ve muhtemelen annemlerden emir almadan önce kendi isteğiyle mutfağa gitmeyi seçmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öfkemi yutup kaşlarım hafif çatılıyken Serhat'ın koltuğa oturmadan önce Fırat'a bir bakış attığını görmüştüm, bir şey istemiş gibiydi sonra annemler beni kendi sesleriyle mutfağa çağırmasın diye kendi ayaklarımla mutfağa gidecektim sonrasında Fırat Özar'ın bana seslendiğini duydum:

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira, iki dakika yanıma gelebilir misin, kızım?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anlamayarak arkamı döndüğümde Fırat Özar bana telefonunu gösterdi ve "Telefonumda bir şeyi düzeltemiyorum," dedi. "Önceden böyle bir sorun yoktu, bir baksana kızım, belki sen düzeltirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anlayabildiklerim yüzünden Serhat'a öfkeyle bakmak istiyordum ama bir yanım hoşnut olmuş gibiydi. Resmen sofrayı kurmaya yardım etmeyeyim diye Fırat Özar beni yanına çağırıyordu Serhat aracılığıyla, annemler bunu anlamamıştı çünkü o an çok doğal bir şeydi. Hatta annemin sıfır telefon bilgisine göre ben birine mesaj attığımda ya da telefonu yeniden başlattığımda Bilgisayar Mühendisi olmalıymışım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fazla tepki göstermemek adına dudaklarımı bastırarak Fırat Özar'ın yanına ilerlediğimde nereye oturacağımı düşünüyordum. Kaç kişilik bir boşluk bırakmalıydım? Ya da oturmasam olur muydu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yürüdüğümden beri Serhat'ın beni incelediğini fark etmiştim ama hoşnutsuzluğumu fark edip etmediğini bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gel," dedi Fırat Özar doğrudan yanındaki boşluğu işaret ederek. Bir dizini öteki dizine yaklaştırdığında biraz mesafe bırakarak diken üstüne oturdum ve şu anı garip bir yüz şekline girmemeye çalışarak sorguladım. İmdat?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar'ın yoğun kokusu burnuma dolduğunda yanımızdaki boşluğu kapatıp telefonunu benim önüme getirdi Fırat sonra da hiç beklemediğim bir şekilde boştaki kolunu omzuma attı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kalbim atışlarını dengesiz bir şekilde hızlandırdığında hem dışımdan hem de içimden sıcak iğneler batmıştı bedenime. O an uygun bir an mıydı, sorgulanırdı ama Anıl'ı böyle bir babası olduğu için kıskanmıştım hatta Anıl'a belki de ilk kez gerçek yüzümü gizlemeden kıskançlıkla baktım, Fırat Özar fark etmemişti ama Anıl deminden beri itina ile koruduğu sessizliğini ona olan bakışlarımla bozdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Akşamları babam bana asker kulu gibi konuşma yapacağına aynen böyle sarılıyormuş gibi davransaydı içimdeki çocuk çok daha farklı bir Hira olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen bana telefonunda yaşadığın sorunu neden göstermedin, baba?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Göstermişti," dedi Serhat bir anda ayaklarını kendisine çekip başını Anıl'ın kasığına yasladığında ve uzandı. "Sen de yapamamıştın, cahil herif." Anıl'ın, Serhat'ın uyguladığı pozisyon gereği yüzünü sıkarak bacaklarını açmaya çalıştığını gördüm. "Daha telefonlardan anlamıyorsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu nasıl bir andı böyle? Neden Serhat Anıl'ın bacaklarına yaslanacakken doğrudan Anıl'ın kasığına uzanmıştı ki? Sonrasındaysa Serhat herkesin almak isteyeceği ama çoğu kişinin parasızlıktan sahip olamayacağı o telefonunu eşofmanının cebinden çıkarttı ve yüzünü tavana doğru dönüp bir ayağını koltuktan aşağı sarkıttı ve telefonuna baktı. Anıl ise dirseğini koltuğun kolçağına koymuştu ve yüzünü bıkmış bir ifade ile kapatmıştı. Bir an onları çok yakıştırmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfaktan tabak çanak sesleri geliyordu ve yemeği ısıtıp kaplara boşaltmasıydı derken bir iki dakika gecikeceklerdi annemler ve anında bu üç adamın buldukları boşlukta gerçek yüzleri olmasa da gerçek anlıkları belli olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge içeriye girdi, ikisinin bu halini gördüğünde duraksadı ardından yere sofra örtüsünü sermeye başladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl bir anda Serhat'ın elinden telefonu çekip aldığında "Bakacağım," dedi Anıl, Serhat telefonunu alamasın diye eliyle uzaklaştırıp telefonu kurcalayarak. "Nasıl böyle su içer gibi yalanlar söyleyebilirim araması mı yaptın sen Google'da?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ise yüzüstü uzandı bu sefer ve elini Anıl'ın şortunun cebine koyup Anıl'ın telefonunu aldı ve koltukta en köşeye gittiğinde Anıl bir anda "Lan," dedi sonrasında kısık bir küfür savurduğunda "Anıl," diye uyardı Fırat Özar onu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Google'da aynı anda en fazla kaç kadını tavlayabilirim diye mi arattığına bakacağım." Serhat, Anıl'ı üzerinden iteklediği esnada gülüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gel Müge, belki sen de anlarsın telefondan," dedi Fırat, Müge'yi çağırarak ve Müge de Fırat Özar'ın öteki tarafına geçtiğinde Fırat Özar kolunu omzumdan çekmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar telefonu ortada tutuyordu ve Müge ile eğilip bakıyorduk ama telefonda hiçbir sorun yoktu. Müge alttan bana bakıp gülümsediğinde ben de tuhaf bir şekilde gülümsedim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar galeriye girmişti ve en eski albümün üzerine bastığında bize fotoğraf göstereceğini anlamıştık. Fırat Özar küçüklük fotoğraflarını es geçtiğinde köşede bir fotoğraf görmüştüm. Piknik alanı gibi bir yerde Serhat şort ve beyaz bir atlet giymişti, yakın zamanlı bir fotoğraf olduğunu Serhat'ın sporcu bedeninin değişmediğinden anlamıştım. Elinde bir alkol şişesi tutuyordu ve bir elini kadına sarmıştı, Anıl ise gri bir eşofman ve siyah bir atlet giymişti, kadının öteki tarafına sarılmıştı ve kadraja bakıp gülümsüyorlardı ama bu fotoğrafın kalitesi çok düşüktü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ortadaki benim eşim," dedi Fırat Özar hangi fotoğrafa baktığımı anlamış gibi. Sanırım fotoğrafı kendisi çekmişti ve Anıl'ın annesi çok genç çıkmıştı. Tek çocuk yaparak mevcut kilosunu korumuştu sanırım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sefer de Fırat Özar, Anıl'ın bir ortaokul fotoğrafını gösterdi, bu fotoğraf okul bahçesinin dışından çekilmişti ve Anıl'ın küçüklüğü tellerin arkasından görünüyordu. Bir teneffüs vaktiydi, fotoğraftaki erkek çocuğu şimdiki Anıl'dan çok uzaktı çünkü fotoğrafta zayıftı ve altıncı sınıfa gidiyormuş gibiydi. Bahçede diğer çocuklar oyunlar oynuyorlardı, belki Anıl da oynuyordu ama o an fark ettiğinden olsa gerek okul bahçesinin tam ortasındayken doğrudan kameraya bakmıştı ve gülümsemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şimdiki Anıl tam bir kalite adamı gibiydi ve ben bir nedenden Anıl'ı kendime yakın buluyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar bir başka fotoğrafı gösterdiğinde bu fotoğrafta sırtı bize dönük beş erkek çocuğu vardı ve yandan göründüğü kadarıyla karşıdaki duvar çizgi çizgi ıslaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu veletler dokuzuncu sınıftayken en uzağa kim işer yarışı yapıyorlardı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar'ın sözlerine karşın Müge'yle şaşıp kaldığımızda "Ya baba," dedi Anıl ve Serhat'ın elinden telefonu almak için hamleler yaptı. "Yemin ederim sağdan soldan saldırıyorsunuz Serhat'la. Hangi birinizle uğraşayım ben? Ve sen neden bizim müstehcen fotoğraflarımızı gösteriyorsun kızlara?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Lan İzmir'de senin çavuşu görmeyen kadın mı kaldı?" Serhat ettiği sözle birlikte uzandığı yerden bacaklarıyla kendisini aşağı çekti ve tepesinde dikilen Anıl'ın göğüs hizasına geldi. Müge ise ikisine şaşkın bakışlarından atıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Parmağım fotoğrafa değince elim değiştirmeye gitmedi be oğlum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kesinlikle yanında oturduğum adam çok kafa bir insandı ve Anıl babası konusunda nezdimde fazla şanslıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

En uzağa kim işer yarışı adlı tema fotoğrafında Serhat'ın da olduğunu öğrendiğimden hangisi olduğuna bakacaktım ama o fotoğrafı da geçmiştik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat. Serdar. Serkan. Anıl. Dört etmişti ve beşinci kimdi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Burada da Anıl Barbie bebeklerle oynuyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat bir anda tükürürcesine kahkaha attığında ben ve Müge de eşlik etmiştik sonrasında "Yav yeter ama," dedi Anıl ve en sonunda telefonunu Serhat'tan alabilmeyi başardı. "Niye aynı anda uğraşıyorsunuz benimle?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İnsan gibi fotoğraflar çekinseydin böyle laflar etmek zorunda kalmazdım, oğlum. Hem bence fotoğraflar çok orijinal ve doğal."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İki kocaman adamın yedi yaşındaki erkek çocukları gibi bir güreşmediği kalmıştı çünkü bu sefer de Serhat, Anıl'ın üzerine çıkmıştı telefonunu almak için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"En güzel ve şirin tokalar mı?" dedi Anıl, Serhat'ın telefonundaki arama geçmişini okumuştu sanırım ve kaşlarım çatılmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar bir fotoğraf daha gösterdi, bu bir öz çekimdi ve Anıl çekmişti. Ailecek yemek yiyorlardı ama başka akrabaları da vardı, Anıl’ın tam karşısına oturan Fırat Özar'ın ise gözleri çok belirgin çıkmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir başka fotoğrafta ise Anıl sadece annesiyle bir fotoğraf çekmişti, ikisi de güneş gözlüğü takmıştı ve fark ettiğim bir detay da Anıl'ın fotoğraflarda otuz iki diş sırıtmasıydı ve bu onun nötr hâlinden daha şık duruyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat anında Anıl'ın şortunun üzerinden Anıl'ın kasığına dizini yasladığında Anıl öne doğru geldi ve Serhat da telefonunu hileli yoldan almış oldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siz bakmayın bu ikisine akıllı kızlarım," dedi Fırat Özar. "Bu ikisi de yamyamlar mağarasından firar etmişler ve eskiden beri şu huyları değişmemiş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge ikisine de baktı ve eline arkasındaki küçük koltuk yastığını aldığında o yastığı hâlâ birbirlerini sinir etmeye çalışan Serhat'ın ve Anıl'ın arasına fırlattı. "O koltuk örtüsünü siz düzelteceksiniz. Sizin yüzünüzden ben düzeltmek zorunda kalırsam ikinizi de o koltuk örtüsü gibi buruş buruş yaparım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar Müge'ye bakıp "Böyle işte, kızım," dedi samimiyetle ve en başta Müge Anıllara yastık fırlattı diye Müge'ye kızabilir diye düşünmüştüm ama düşünmemeliymişim bile. "Arkalarını da toplamayı öğrensinler."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hemen düzeltiyoruz Müge," dedi Anıl ve ayaklandığında Serhat da ayağa kalkmıştı ama Müge'ye çok uzaklardan bakmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl koltuk örtüsünü hiç reddetmeden düzeltmeye giriştiğinde Asude teyzem içeri girdi ve "Bu sorunu da bir halledemedik," dedi Fırat Özar telefonunu kastederek, teyzem ne yaptığımızı fark etmesin diye. Fırat Özar'ın teknolojiden uzak bir adam olduğunu düşünmüyordum aslında.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Asude teyzem koltuk örtüsünü düzelten Anıl'a baktı ve "Evladım, siz niye kadın işi yapmaya çalışıyorsunuz sürekli?" diye sorduğunda o esnada koltuk örtüsünü dişlemeyi istedim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, Asude teyzeme döndüğünde hiçbir şey söyleme gereği duymadı ama ayıp olmasın diye de gülümsedi. Anıl ise sabır dilenircesine koltuk örtüsünü koltuk arasına sıkıştırırken göz devirmişti, fark edilmeden.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem siniyi ve büyük pilav tabağını ortaya koyduğunda bana ve Müge'ye gizli gizli siz niye koltukları düzletmiyorsunuz bakışı atıyordu ama Müge umursamadığı gibi ben de Fırat Özar'ın telefonuna bakmaya devam ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Son gördüğüm fotoğraf ise siyah beyazdı ve Anıl yanında tanımadığım dört arkadaşıyla tenis sahasında bir fotoğraf çekmişti. Sıfır kol giydiği tişörtüyle yapmış olduğu sıkı ama fazlalık olmayan kasları belli oluyordu. Raketi omzundan geride tutmuştu ve siyah bir şort giymişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl ve Serhat düzelttikleri koltuğa yeniden geçtiklerinde zil çalmıştı ve Necati eniştemin gelme ihtimali beni üzmüştü ama Cansuların sesini duyduğumda daha da üzülmüştüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl telefonuna baktığı esnada Serhat'ın gözleri olağan bir şekilde sininin üzerindeki pilavda takılı kalmıştı ve nedenini anladım sanıyordum. Açlıktan değildi bakışları ama yanılıyor da olabilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemler başka tabaklarla içeri geçtiklerinde arkalarından Cansu ve Gamze de girmişti. Cansu, Serhat'ı ve Anıl'ı gördüğünde gözlerini irileştirdi çünkü standartların üzerinde görünüşe sahip iki adam görmüştü. Keşke yüz hatlarını kontrol edebilseydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Merhaba," dedi Gamze uzaktan ve tabureye geçtiğinde Cansu da "Hoş geldiniz," dedi Fırat Özar'a bakarak. Bizim tarafa hiç yaklaşmamıştı ve hâlâ etrafa şaşkın bakışlar atıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hoş buldum, kızım," dedi Fırat Özar ve başını salladı ama ben hiç hoş bulmamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu, Serhat'ı biraz daha dikkatle izlediğinde bir şeyler hatırlarmış gibi oldu halbuki yaşamadığım hâlde bu detayı en başından beri biliyordum. Cansu, Serhat'ı bir sokak arasında dayak yerken görmüştü ve bunu hatırlamıştı ama bu bile ikisine etkileyici bakışlar atmasını engelleyememişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gamze de misafirleri inceledikten sonra Cansu'nun kulağına bir şeyler söyledi, biz duymadık elbette ama "Şu taburelere geçen neden kulaktan kulağa konuşmaya başlıyor?" diye mırıldandı haklı olarak Anıl.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar "Böyle işte fotoğraflar," dedi cebine telefonunu atarken. "Daha fazlasını gösterirdim de zaman yeterli gelmiyor ve ortam müsait değil." Müge'yle bana tek tek bakıp ayrı ayrı göz kırptığında gülümsüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mehmet amcam, Selim eniştem ve şimdiden tanıyıp da ısındığım Fırat Özar bir tarafa; babam, Necati eniştem ve bizim sınıftakiler bir tarafaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu'nun kaçamak bakışlarını gördüğümde telefonumu elime aldım ve mesaj kısmına girdim. Cansu ise iki adama bakarken içi geçmiş gibi gözlerini kapattı ama hevesini kursağında bırakmak için attığım mesajla telefonunu eline aldı ve attığım mesaja baktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hangisi Cansu, bir seçim yap.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

1. Kardeşim Cansu: Sen ne saçmlaıyrsun?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl mı Serhat mı böyle ağzını sulandırdı diyorum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

1. Kardeşim Cansu: Seni anneme söylicem.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerimi devirerek telefonumu geri cebime koyduğumda Müge'yle ayağa kalktık ve Fırat Özar da kalktığında aslında ayağa kalkmadan önce Fırat Özar'ın yanından kalkmak istemediğimi fark edememiştim. Onun yanı sıcaktı. Onun yanı baba gibiydi. Asker sayıldığından mıdır bilmem ama onun yanı güven yeriydi. Onun yanı sağlamlıktı. Kıskanç bir insan değildim ama kendime engel olamadan Anıl'a onu kıskandığımı belli eden bakışlar atıyordum. Yapmamalıydım ama elimde değildi ve sahip olamadığım- sıcaklığı, babalığın hissettirdiklerini, güveni, sağlamlığı- bir şeyi kıskanmam kadar doğal bir şey yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl, ona attığım bakışlara karşılık sadece dudaklarının içini düşünceyle çekiştirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, teyzemler ve eniştem içeri girdiğinde Âdem ve Mustafa da bacak kadar boylarıyla salonda belirmişti. "Fırat, geç otur bakalım." Annem, gergince bekleyen Anıl'a ve yerdeki yemekleri inceleyen Serhat'a döndü. "Haydi, siz de geçin sofraya."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge bana baktığında annemlerin misafirlere yakın oturmamızı istemediklerini biliyorduk. Sofra büyüktü, Müge ile kapıya doğru geçtik ama oturmadık çünkü ilk Fırat Özar'ın ve tabii ki Serhatların oturmasını bekliyorduk. Anıl sorgusuz sualsiz yerleştiğinde Serhat bir şeyin analizini yapıyor gibiydi. Serhat ile Fırat Özar kısa bir an bakıştı ve rastgele bir yere geçtiklerinde ben de yere çömeldim, Müge de soluma çöktü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu yanıma oturmazdı ve artık ben de onun yanıma gelmesini istemiyordum. Cansu, Müge'nin yanına geçtiğinde Gamze de Cansu'nun yanına oturdu ve sağım boş kalmıştı. Asude teyzem, Serhat ile Gamze arasındaki az bir mesafeyi gördüğünde Serhat'ın yanına oturdu ve Serhat da dudaklarını birbirine bastırarak gülümsedi. Daha sonrasındaysa Asude teyzem Serhat'a biraz daha yaklaştı ve Gamze ile aralarına Adem'i ve Mustafa'yı soktuğunda gülmemek için zor duruyordum çünkü iki oğlan da yamyam gibi yemek yerdi fakat Serhat'a baktığımda yüz ifadesinde hiç de hoşnutsuzluk yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, Fırat Özar'a baktığında Fırat Özar ayağa kalktı ve "Ben bir elimi yıkayıp geleyim," dediğinde başıyla kapıyı göstermişti. Annem ise komut almış gibi "Direkt koridorda," dedi. Annemin lavabonun yerini tarif edişine de gülmek istedim çünkü koridorda bir sürü kapı vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Selim eniştem Anıl'ın yanına çöktüğünde annem Cansu'nun yanında oturmak için yer açtırdı kendisine ve mecburi Selim enişteme kadar yaklaştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hâlâ yemek yemeye başlamamıştım sonra Anıl'ın gözlerini üzerimde hissettiğimde ona baktım. Yere, doğru oturuş pozisyonunu bulamayışı şortundan veya iri cüssesinden kaynaklı değildi, bunu anlamıştım ve o sadece yerde oturmaya alışık değildi. Bana bakmaya devam ettiğinde kimseye belli etmeden Anıl'a yön vermeye çalıştım. Oturuşumu değiştirdiğimde bir bacağımı yere koydum ve öteki dizimi de kendime doğru çektiğimde Anıl da bej rengindeki şortunu biraz yukarı çekti ve benim oturuşumun aynısını sergiledi. Daha sonrasındaysa bakışlarını üzerimden çekip arkama odaklandı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'ın sıcaklığı sadece uzaktan hissedilebilecek türdendi ve ona yaklaştığımdaysa yine buz gibi olurdu, buna emindim ayriyeten de onun bana olan kinci bakışlarına karşın ben ona nötr bakıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'ın arkamdaki bakışları giderek yaklaştığında sağ tarafıma bir gölge bir anda çöktü, bu Fırat Özar'dı. Aynı benim gibi tek bacağının üzerine oturduğunda başını çevirip doğrudan gözlerimin içine baktı. O an sanki ruhlarımızdan çıkan elektriklerimiz birbirine çarpmıştı ve ikimiz de gözle görülemeyecek bir şekilde irkilmiştik. Yüzlerimiz ciddiydi ve bir o kadar da dikkatli. Gözlerimizin gördüklerine ya da derinlerde yatan anlamlara değil, bir nesneye bakarmış gibi gözlerimizin yapısına baktık, iki nesne de birbiri üzerinde kilitli kalırken çünkü o an bunu gerektirmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Koyu elâ gözlerimize baktık, griye çalan gözlerimize baktık, bir maddeye bakarmış gibi baktık. İki saniye, yalnızca iki saniye sürdü bu elektrik çarpmasını andıran bakışma ve önümüze döndük aynı anda. Kısacık bir iki saniyede büyük bir voltaja maruz kalmıştım, oysaki bizim yuva sandığımız evimizde kaçak vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir insana bakmakla o insanın gözlerinin içine bakıp kişinin derinlerde yatan özünü görmek bambaşka şeylerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar, Serhat ile bakışıp resmen planlayarak yanıma oturmuştu? İsteseydi yanıma oturmayı bu kadar denk getiremezdi hatta annem kısa bir an bana bakmıştı ama ben yanlış bir şey yapmıyordum. Anıl ise bize bakarken nefesini vermişti ve umursamadan, umursamamaya çalışarak önüne döndü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sofraya şöyle bir göz attığımda et ve yanık patlıcan yemeğini hiç yememe kararı aldım çünkü o an çorba ve kuru üzümlü pilav ikilisi daha cazip geldi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge ile aynı çorba tabağından içiyorduk onun haricinde Müge pilav yemiyordu ve ortak olarak sadece Cansu ve ben pilavı kaşıklıyorduk. Serhat et yemeğini yiyordu, annemin yaptığından ve Anıl ise sadece salatayı kaşıklıyordu. Fırat Özar ise her şeyin tadına azar azar bakıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge, Anıl'ın yemeklere karşı olan yüz ifadesine tiksintiyle baktığında bana biraz yaklaştı ve "Sanki kendisi her gün kraliyet yemeği yiyor," diye mırıldandı, o sırada ise gözlerim her şeyden habersiz salata yiyen Anıl'daydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mercimek çorbası ve kuru üzümlü pilav mideme düştüğünden beri mutluluk hormonum tavan yapmıştı ve bugün de açlığa iyi dayanmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu'nun pilavdaki kuru üzümleri ayıklayıp önüme attığını çatık kaşlarla izlediğimde Fırat Özar ekmeğine yanık patlıcan kızartmasından koydu, çiğnedi ve yedi; kuru geldiğinde ise salatayı yedi en sonunda yutkunduğunda Asude teyzeme döndü. "Formunu hiç kaybetmemişsin, Asude?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem kıtlıktan çıkmış gibi yiyen yamyam çocuklarını bıraktığında "Vallaha mı?" dedi gülümserken. "Akşamları bir şey yememeye başladım artık, ondandır."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl tükürerek gülecekken eliyle ağzını kapattı ve su içtiğinde Serhat da elleri et suyu olan iki afacan oğlana yumruğunu tokuşturdu gülerek ama o esnada elleri yağdan görünmeyen çocuklara sıfır tiksintiyle dokunmasının şaşkınlığını yaşıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge bana biraz daha yaklaşıp fısıldadı, aynı iç sesim gibiydi bu söyledikleri. "Serhat çocukları bahane ederek gülmediyse teyzeme ben de bir şey bilmiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar bozuntuya vermemeye çalıştığında "Iı," gibi bir ses çıkarttı bilemeyerek sonrasındaysa "Ben yemek yapışından bahsetmiştim ama," dedi şakayla açıklamaya çalışarak, yanık patlıcanları göstermişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu hâlâ pilavın kuru üzümlerini ayıklıyordu ve onun artıklarını yiyormuş gibi hissediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sağ elimi kullanırdım, sağımda Fırat Özar vardı ve kolumu ona çarpmamaya çalışıyordum onun haricinde yanında yemek yerken hiç utanmamıştım, bu tuhaftı çünkü topluluk içerisinde rahat yemek yiyemezdim pek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Akşın teyzem Fırat Özar'a güldüğünde Serhat, Anıl'ın kaşığına bir baba gibi zorla bir parça et koyuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Patlıcanlar mı?" dedi ısınamadığım Asude teyzem sonradan anlayarak sonrasındaysa teyzemin bana neden baktığını anlayamadığımda "Sinsi," diye mırıldandı Müge ardından hâlâ aynı yerde oturuyor olsam da Müge beni görünmeyen dünyada arkasına almış gibiydi. "Patlıcanları biraz fazla kızartmışsın Asude teyze ama bakma sen onlara, eline sağlık."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım Asude teyzem patlıcanları benim yaptığımı söyleyecekti ve yıllardır karşılıklı apartmanlarda oturan iki aile de huy su ezberlemişti. Ben zaten teyzeme ısınamıyordum ama Müge, Asude teyzemin bir adım ötesini görmüştü ve beni savunmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar pilav tabağıma et koyduğunda "Ben yemiyorum," dedim ona kısa bir bakış atarken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden ki? Vejetaryen misin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır." Annem de yapmış olsa Asude teyzemin evinde pişen yemekler tatsızdı ve et yemeklerini sadece kendi evimizde midem bulanmadan yiyebiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen ekmek de yemedin deminden beri ama?" Fırat Özar gözlerini kısmış bana bakıyordu ve deminden beri ne yiyip ne yemediğimi çaktırmadan kontrol etmişti sanırsam.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır, yiyorum normalde ama şimdi yiyesim gelmiyor sadece." Herkesi kendi hâlinde görmek beni mutlu etmişti çünkü konuşmalarımız sadece üç kişi tarafından dinleniyordu o an. Müge ve Anıl doğrudan bize bakıyorlardı ama Serhat'ın neon yeşili gözleri tabağındayken kulağı bizdeydi, hissediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu arada eline sağlık, Hasret. Pilav harika olmuş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat da kaşlarını kaldırdığında alnı kırıştı ve gözlerime görünen o çekiciliğine daha fazla bakmadan önüme döndüm; Serhat, anneme bakıyordu. "Et yemeğin de öyle bu arada, eline sağlık."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Selim eniştem Akşın teyzemin yanağından gülümseyerek bir makas aldı. "Yemeklere hiç elini sürmeyerek en temiz işi yapan benim eşim olmuş bu arada."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hepimiz güldüğümüzde sırıtışımın ardında düşünceli bir gizem vardı. Fırat Özar ve Serhat; eti ve pilavı annemin yaptığını nereden biliyordu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'ın, Âdem ve Mustafa'ya attığı uzaylı bakışlarından tek çocuk olduğu ortaya çıkıyordu ama daha Zilan'la tanışmamıştı kimse çünkü asıl yaramaz eve daha gelmemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet," dedi Cansu Serhat'a bir bakış atarken. "Pilavın çok güzel olmuş, anne. Kuru üzümler de çok enfes yapmış pilavın tadını."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çatık kaşlarım öfkeyle Cansu'nun deminden beri ayıklayıp önüme attığı ve bir tane bile yemediği kuru üzümleri bulduğunda dudaklarımı birbirine bastırmıştım. Bir insanın kardeşi ne kadar sinir bozucu ve yalaka olabiliyorsa Cansu bu versiyonun da üstündeydi ve bu durum sinirlerimi çok bozuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın ilk beni daha sonra da pilav tabağını izlediğini fark ettim, en sonunda ise Cansu'ya döndü. "Tadına bakmadığın bir şeyin güzel olup olmamasına nasıl karar verebildin ki Cansu?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu'nun yüz ifadesi bozulduğu esnada "Kapak sesi buraya kadar geldi," diye mırıldandı Müge kısa bir an koluma dirseğini değdirerek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'nin mırıldanmasına rağmen Anıl duydu ve kahkaha attığında Serhat dudaklarını birbirine bastırdı, Müge gülmemek için su içti ve ben ise Cansu'nun bozulmuş yüz ifadesini izledim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sakin, çocuklar," dedi Fırat Özar gülümserken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anneme bakmak istemiyordum çünkü bana sinirle bakacağını düşünüyordum. Ne de olsa bir abla kardeşini ilk günden tanıdığı insanlara rezil etmemeliydi ama ben bir şey yapmamıştım, yaptığım tek şey o an pilavı izlemek olmuştu bundan dolayı rahattım da. Sadece kalbimi dolu gibi hissediyordum çünkü üç kişi tarafından korunup bir kişi tarafından ortalığın yatıştırılmış olduğunu hissediyordum. Garipti, kaderin bizi bir şekilde birleştirdiği minimum nokta anındaydık sanki.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Akraba olarak Anıl bu evin misafiriydi ve Serhat sadece Anıl'ın arkadaşı sıfatında buradaydı ama buna rağmen Serhat, Anıl'dan daha sıcaktı ve yemekleri de hiç misafirmiş gibi çekinceyle yemiyordu Anıl'ın aksine.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yemekler bitti, sofra toparlandı ve bu sefer kimse Anıl'ın ve Serhat'ın sofrayı kaldırmaya yardım etmesine engel olamamıştı. İlk kez Serhat ve Anıl gibi yetiştirilmiş erkek görüyordum hatta ikisini tanımadan önce böyle yük olmamaya çalışan erkek olduğuna da inanmıyordum. Tek düşündüğüm ikisinin de annelerini çok merak ettiğimdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yirmi ya da yirmi beş dakika sonra Müge beni tutup büyük balkona götürmüştü. Uzun ve dikdörtgen bir balkondu burası ve tüm fayansı kaplayan bir halı serilmişti yere. En köşedeki yemek masasına geçtiğimde omzumu duvara yasladım ve sağıma da Müge kuruldu nefesini vererek. İkimizin de bedeni balkon manzarasına dönüktü, sırtlarımız duvara.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge sandalyede bacaklarını kendisine çekti ve kollarını da dizlerine sardı. "Yarın yemek için babandan izin almayı unutma, olur mu? Ben babama söyledim, babanla konuşacak yani muhtemelen izin verir," gözlerini devirdi, "umarım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Arabadayken söyleyeceğim babama." Gelecekte, kimseden bir izin almamı gerektirecek bir durumun olmadığı bir hayat yaşamak istiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İzin verirse okul çıkışı direkt bize gelirsin, beraber hazırlanırız hatta saç-" duraksadı ve bana döndü. "Biz senin saçına krem sürmeyi unuttuk!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırıttığımda "Gerek yoktu zaten," dedim. "Ben saçlarımı böyle doğal ve petrolsüz seviyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Masalı balkon konuşması diyecektim de bu tam bir keraat vakti sohbeti." Serhat, balkon kapısını açıp başını öne getirerek içeri girdiğinde bize doğru yürüdü hatta tam karşıma geçip yerleşti ve balkon manzaram dev bir cüsse tarafından kapatıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Doğrudan Serhat'a ifadesiz bir yüzle baktım. "Bu benim düşüncem değil ama aile evindeyiz ve ikimizin yanına gelmen hoş karşılanmayacak."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gideceğim birazdan zaten." Serhat, anlayışla başını salladı ardından siyah eşofmanının ipini öne eğilip bağladığında ona bakmıyorduk Müge'yle. Ne demek istediğimi anlayaraktan mı o hareketi yapıyordu acaba?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Keraat ne demek?" diye sordu Müge kaşlarını kavislendirip Serhat'a bakarken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Akşama giren kızıllık," dedi Serhat ve Müge'ye baktığında arkasından vuran kızıllıkla neon yeşili gözlerinin etrafındaki kızıllık bir bütün oldu, o an muhteşem bir görüntüydü ama yine de yüzüm nötrdü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Burüp de aynı şey demek," diye açıklama yaptım Müge'ye sakince.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anladım, dercesine gözlerini açıp kapattı Müge.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden balkon kapısı açıldığında Anıl'ı gördüm, elinde bir sigara paketi vardı daha sonrasında bizi fark ettiğinde "Burada mıydınız?" dedi kaşlarını kaldırarak ardından yanımıza geldi, sigara paketini bej rengindeki şortuna attı ve Müge'nin karşısına, Serhat'ın yanına oturdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ilk başta o sigara paketine kaşları çatık bakmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Düşünsene, Müge," dedim nefesimi verirken. "Eniştem ve babam gelip dördümüzü de böyle görseydi lan biz ne ara Alman olduk derlerdi herhalde."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yanlışlıkla espri yapmıştım sanırım çünkü gülmüşlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl arkasına yaslandığında "Yani?" dedi bana ithafen ve tek gözünü kısıp bana başını salladı. "Birleşik Arap Emirlikleri’nin şeriatında bu yaptığımız uygun falan dersek topuğumuza vurulma olasılığını kaça indiririz tahmini?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"On dakikaya tüyüyorum," diye mırıldandı Serhat siyah kadranlı saatine bakarken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nereye?" diye sordu Anıl başını yana çevirip. "Beni burada yalnız mı bırakacaksın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biz uzaylı değiliz," dedi Müge, Anıl'a karşı. "Deminden beri yamyam görmüşsün gibi tepki veriyorsun zaten. Tamam, en medeni ve en insancıl sensin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir arkadaşımın doğum günü, dündü gerçi ama onu bugün evime davet ettim ve daha yemek bile yapamadım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yemek yapabildiğini öğrendiğim vakit sırıtmamaya çalışarak Müge'ye şey demek istedim; Anıl aslında bu aile evinde kendisini yabancı hissettiğinden yabani davranıyor hatta bundan dolayı Serhat'ı da yanında getirdi. Misafirliklere ikisinin de alışık olmadığı aşikardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hangi arkadaşın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tanımıyorsun, Anıl." Oturduğumuz masayı inceledi Serhat. "Şu dört kişilik masalardan da kurtulamıyorum babalar aşkına, her yerdeler." Dudaklarını buruşturdu. "Bir masa... dört kişi... dört harf… dört sayısının birleştirici gücü beni her zaman etkilemiştir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın sakince ettiği küfür alnımı kırıştırmıştı çünkü lafı değiştirmişti, anne kelimesini kullanmamıştı. Öte yandan son sözleri o an sadece kendisine anlamlı gelebilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Daha sonrasındaysa Serhat, Müge'ye baktı. "Bu arada sen parkta bahsettiğin kişiyle hala konuşuyor musun?" Ne alaka şu an?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin sevgilin mi varmış?" Şaşıran Anıl'dı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır ya," dedi Müge, arkasına rahatça yaslandı ve tek ayağını aşağı indirdi. "Artık sevmiyorum onu, düştü gözümden ve kendisi çok ergendi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sevgili olaylarına o kadar uzaktım ki. "Yani," dedim kimseye bakmadan. "Eniştem ve babam bizi Amerikalı falan sanacak hatta konumumuzdan bile kısa bir an şüphe duyacaklar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beni birazdan tükürürsünüz," dedi Serhat bana bakarak ama ona bakmadım. "Onlar gelmeden gitmiş olurum zaten."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben bir tahminde bulunabilir miyim?" Anıl, Müge'nin anlamaz bakışlarını gördüğünde devam etti: "Erkekler kadınların ilk aşkı ve kadınlar da erkeklerin son aşkı olmak ister diye şahsıma münasip saçma ve uyduruk bir söz vardır. Kesin önceden bir sevgilin olduğundan seni istemedi Allah'ın ergen veledi, yanılıyor muyum, Müge?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge bildin dercesine kaşlarını kaldırıp Anıl'a baktığında Serhat dudaklarını birbirine bastırdı ve Anıl'ın omzuna vurdu. "Ne ara bu kadar profesyonelleştin sen bu konularda?" Elini koyu kumral saçlarından geçirip arkaya yaslandı Serhat. "İnsanların alınlarına bakıp da ilişki geçmişini anlar olmuş dün uyutmak için kucağımda salladığım Anıl."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl o an çok etik ve kaliteli bir şekilde gülmüştü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge yeni ayrılmış sayılırdı, Anıl'ın bir an bile boş kalmadığı belliydi ve Serhat da Şevval ile beraberdi. Konuştukları konuya çok uzak olmakla beraber artık İngiliz olmuştuk ve annem dördümüzü böyle yakalarsa arka planda bana edeceği bol bol lafı olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eğer gelecekte âşık olacaksam beni benden daha iyi anlayan birine âşık olmak isterdim, ki şu ana kadar böyle bir zekiliğe sahip bir insan çıkmamıştı karşıma. Kısa bir an Serhat'a baktım. Yoksa çıkmış mıydı? Başımı kendime gelmek istercesine iki yana salladım ama o esnada Serhat kısa bir an bana bakmıştı, düşüncemi okuyormuş gibi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayatımız sikile sikile profesyonelleştik tabii, oğlum. Daha bugün öğretim görevlisinden rektörlüğe yükseldim ben bu konuda."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge, Anıl'a bakarken elmacık kemiğinin altını kaşıdı ve bir medyuma bakıyormuş gibiydi. "Allah aşkına tavsiye ver bana, Anıl. Kime yaklaşıp kime yaklaşmayacağım söyle mesela bir erkek olarak." O an Müge'nin içinden Allah bütün erkeklerin belasını versin, hepiniz aynısınız hatta kesin maks on üç yaş ergen veled-i tavsiyesi vereceksin, dediğini düşünüyordum hatta biliyordum da.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elimle alnımı kapattım. Sanırım Meksikalı olmuştuk artık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ya sen niye bundan tavsiye istiyorsun?" Serhat, eliyle Anıl'ı gösterdiğinde gülümser bir vaziyette kaşları çatıktı. "Maksimum üç haftalık ciddi ilişkisi olmuş gariban bir vatandaştan tavsiye istememelisin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bunu söylemek zorunda mıydın şimdi?" Anıl gülerken yüz mimiklerini oynatmıyordu ve ağır takılıyordu şu an, günlük hayatta bile havalıydı ama Serhat'ı daha sıcak buluyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senden duyalım tavsiyeyi," dedim Serhat'a bir anda, kaşlarım havaya kalkmıştı ve onu izliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benden," dedi Serhat emin olmak istercesine ve dudaklarını yalarken. Yine göz göze gelmiştik ve ben bu detayı unutmuştum, o bakışlarını hiç kaçırmadan beni izleyecekti. Bunun haricinde zaten bir sevgilisi vardı ve tavsiye verebilirdi, her ne kadar kullanmayacak olsam da çünkü bana göre lisede aşk olmazdı. Bu işin üniversiteye geçişi de oluyordu ve o zaman sanki hiç ayrılmayacaklarmış gibi sonunu bile bile gönül eğlendiriyorlardı. Bu bana göre değildi ve uzaktan mesajlaşarak da sevgili olunamayacağını düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şöyle," dedi Serhat gözlerini bir an bile üzerimden çekmezken, ona zor bakıyordum. "Her erkek için geçerli olmasa da çoğunluğa göre böyle bir genelleme yapmak makul düşer. Erkek zenginleşmeye başladığında ilk önce evini, sonra arabasını, daha sonra da çaktırmadan eşini değiştirir." Gözlerini kıstı. "Yani size tavsiyem ne çok fakir ne de çok zengin erkeklere yaklaşın. Yaklaşırsanız ya aç kalırsınız ya da aldatılırsınız. Sadece erkeğin çalıştığı hayattan bir öneriydi ama olsun. Tavsiye tavsiyedir, tavsiye bir genellemedir ve tavsiye bitmiştir, dağılın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ve," dedi Anıl o an eklemek istermiş gibi ve Serhat'tan bakışlarımı çektim, yenilerek ve yüz şeklim ondan bakışlarımı her kaçırışımda duvara toslamışım gibi oluyordu. "Bir nasihat de benden. Hiçbir zaman erkeklerin çoğunlukla kanın hücum ettiği organlarını düşünerek hareket ettiklerini unutmayın. Bütün erkekler için geçerli olmasa da şahsıma münasip istisnalar kaideyi bozmaz derler."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nasıl yani, diyordum içimden çünkü daha önce kadınları destekleyen erkek de görmemiştim ben. Bir kadının tecavüze uğradığının haberinin ardından bizim sınıftaki erkekler açmasaydı diyordu ve kahvede kadınlara laf atıldığında bir keresinde babam adamlar haklı, demişti. Ne diye sokakta öyle dolaşıyorlar? Ama şu an karşımda iki adam vardı ve babamdan da bizim sınıftaki erkeklerden de öteydiler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sanki ters oldu ya bu replik?" dedi Müge eli saçlarındayken. "Sorry ama sizin bu nasihatler halis mi? Ben şey beklemiştim." Biraz düşündü. "Sigara içmeyin, bir yerlerinizi açmayın, ortamınız olmasın ve paralı habeş maymunlarına göz kırpın falan dersiniz sanmıştım böylece doğru kişiyi bulmuş olursunuz diye devam ettireceğinizi ama siz kendi hemcinslerinize laf edebildiniz az önce?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yani şöyle," dedi Anıl ve kısa bir an arkasına baktı, manzaraya sonra yine önüne döndü. "Ben şahsen erkekleri sevmiyorum hatta kadın olarak dünyaya gelseydim lezbiyen olurdum yüksek ihtimal. Zaten siz ne buluyorsunuz ki erkeklerde?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır," dedi Serhat bir şeyleri düzeltmek istercesine. "Kimseyi kötülemedim ben sonuçta herkesin iyisi ve kötüsü oluyor. Zaten mühim olan da doğru kişiyi bulmak değil mi?" Durdu, tek dirseğini masaya yasladığında hafif eğilip sargılı sol elini bacaklarının arasına aldı. O an bu masadakilerin hiçbirinin Serhat'ın sargılı elini ön plana almamasına sevinmiştim. "Anıl'ın son sözlerine katılıyorum bu arada. Tipi ne kadar şekil olursa olsun, kendim de dahil bütün erkeklerin orangutandan beş dakika önce doğduklarına inanıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bence," dediğimde artık İngiliz olmayı kabul etmiştim sanırım. "Herkese göre biri yaratılıyor bu dünyada. Yani çok iyi anlaşabilecek iki kafa muhakkak ki vardır ama yanlış kişiye düştüğün zaman hep böyle etrafı ve insanları kötülemeye başlarsın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat bana bakmadan başını salladığında "O yüzden mi?" dedi Anıl sesini incelterek. "Lan benim İzmir'de tanımadığım kadın kalmadı, nerede şimdi benim kafa yapımla uyuşan o mahlukat? Şırnak'ta mı yaşıyor acaba?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kahkaha attığımızda çok keyif aldığımı hissediyordum bu ortamdan. Hepimiz bilinçle ergen sohbetleri döndürüyorduk. Anıl hatırladığında bana kinle bakıyor olabilirdi, Serhat'ın üzerimde bir amacının olduğunu seziyordum, Müge'nin hiçbir şeyden haberi yoktu ama yine de bu masada uzun bir aradan sonra toplu bir şekilde birileriyle konuşmuştum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Soy ismini öğrenebilir miyim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Karalar," dedi Müge, Anıl'a karşı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kahve gözlerini kıstığında "Bir sürü kara parçası..." diye mırıldandı Anıl.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ya da," dedi Serhat geriye yaslanırken. "Karalamak gibi. İtibarını Müge Karalar." Serhat'tan beklediğim gibi mantıklı ve farklı bir bakış açısıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Aynen," dedi Müge umursamazca başını aşağı yukarı sallarken. "Bir Karalar'ım bir daha da aydınlanamazsınız." Bu ise soy adına yüklenen üçüncü ve bambaşka bir boyuttu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ayağa kalktığında "Artık beni tükürün," dedi gülümserken sonra kapıya ilerlediğinde balkon manzaram açıldı ama Serhat'ın karşımdan gitmesi bir boşluk yaratmıştı. Ben Alman olmayı kabul ediyorum bu arada, gitmesen ve konuşmaya devam etsek? Çünkü Serhat gittiğinde Anıl da yanımızdan ayrılırdı, biliyordum ve sebebiyse aslında Anıl'ın, Serhat yanımızda olduğundan bu masaya oturmuş olmasıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Salona uğramadan evden ayrılma." Kapıdan çıkarken Serhat omzunun üzerinden bana baktı. Biliyordum, tahminim doğru çıkmıştı. Dirseğimi masaya yaslayıp başımı avucumun içine koyarak, sanki elimin üzerinde uzanırmışçasına Serhat'a bakıyordum, devam ettim: "Ayıp olur, büyüklerle vedalaştıktan sonra git."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen gidiyorsan ben de gidiyorum." Anıl da ayağa kalktığında Serhat'ın önüne geçti ve sonunda dedim çünkü yine yanlışlıkla Serhat ile bakışma oyunu oynamıştık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anıl," dedi Müge ve ellerini saçlarının arasına aldı. "Kaçmakla en doğru kararı veriyorsun şu an çünkü biz yamyam çocuğuyuz, insan eti yiyoruz ve uzaylıyız."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ha ha," dedi Anıl yüzünü buruştururken. "Gülmekten bir yerlerim yarıldı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sanki kaçmıyorsun," dedi Serhat koyu neon yeşili gözlerini devirirken. Anıl'a baktı. "Kendi evime gidiyorum, yemek yapacağım," Anıl'ın gözlerinin önüne elini salladı, "arkadaşım gelecek, doğum gününü kutlayacağız, bir günlük gecikmenin telafisini yapmam gerekiyor ve zamanım olsaydı da burada kalmaya devam ederdim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siktir git," dedi Anıl ve Serhat'ın açtığı kapıdan Serhat'tan önce koşarak çıktığında Serhat da bir küfür mırıldandı ardından kaşlarını kaldırdığında bize hafif bir el salladı ve tebessümle balkondan ayrıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dakikalar geçti, balkonda hafif rüzgâr esiyordu ama Müge'yle içeri girmiyorduk. Okullardan bahsettik, gelecekten, aynı üniversiteyi kazanabilme ihtimalimizden ve kazanırsak da yurtta kalmaktansa bir ev tutabileceğimizden. Şu yaşıma kadar bir işte çalışmamıştım ama ev tuttuğumuzda yarı zamanlı işlerde çalışırdık ve bence geçinebilirdik çünkü Müge'yle ben metropol bir şehir istemiyorduk. Ama eğer İzmir'de oturmasaydık İzmir'de bir üniversite kazanabilmek için şu anda bile ders çalışıyor olurduk. İzmir, yaşadığım şehir, benim için bambaşkaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat çoktan gitmiş olmalıydı ama Anıl ile farklı zamanlarda gittiklerini biliyordum çünkü sesler duymuştuk. Neden farklı zamanlarda gittikleri hakkında bir fikrim yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir ara sınıfınızdan bir kişinin ertesi gün okula gitmeyeceği kesinleşirse o kişi yerine kaçak gireyim üniversiteye, n'olur?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge ellerini birleştirmiş bir vaziyette bana yalvarırken okuduğum sınıftaki hiç kimsenin benimle böyle bir iş yapacağını düşünmüyordum hatta sevilmediğimden ispiyonlanırdım da ama "Bakarız, yani ayarlamaya çalışırım," dedim hâlâ yalana olan yeminimi bir türlü yerine getiremediğimi hatırlarken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk önce Necati eniştem geldi, zile bastığında herkes salonda olduğundan duyulmamıştı bundan kapıyı enişteme biz açmıştık. Asude teyzemi sevmediğim gibi Necati eniştemi de sevmiyordum, yapay bir merhabayla yetindim sadece. Sonrasında daha birinci sınıfa giden ve bacağımdan kısa Zilan'a baktım; afacan, sarı bir kızdı ama ağladığı belliydi. Eniştemin çocukların dilinden anlamadığını düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'yle yeniden balkona geçtiğimizde hava tam kararmamış olsa da sokak lambaları yanmıştı ve lambaların etrafında sinekler dönmeye başlamıştı. Sonra mutfağa biri girdi ve Müge'yle pür dikkat odaklandığımızda bu kişinin annem olduğunu fark ettik; telefonda konuştuğundan o kişinin annem olduğunu anlamıştık. Babamı aramıştı annem ve aksi aksi konuşmuşlardı, Müge de annemlerin konuşma biçimine şahit olmuştu. Yanımda yabancı biri olsaydı utanırdım ama Müge yabancı değildi ve her anne ve babanın kendi anne ve babası gibi düzgün iletişim kuramayışını görmeliydi. Annem dedi ki: "Bizi almaya mı geleceksin yoksa burada mı kalalım!?" Babam bu eve gelmek istemiyordu ama evde tek başına kalmak istemediğini de biliyordum. "Tamam," demişti annem. "Yukarıya gelirsin!" Babam bu eve siyasi meselelerden dolayı da gelmek istemiyordu. "Ayıp olur Cemal! Fırat'a bir merhaba dersin ve gideriz işte!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dakikalar geçti, sonra yeniden dış kapı çaldığında Müge'yle kapıyı açmaya gittik. Babam gelmişti; yorgun, çökmüş ve memnuniyetsiz bir şekilde içeri geçmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Soğuk olmasına rağmen yine ve yine balkona gittik. Sandalyede bacaklarımı kendime çekmiştim ve üşüdüğümden kollarımı da birbirine sarmıştım ama şu karanlık havayı izlemek bana çok iyi geliyordu çünkü ben akşamları dışarıya çıkan bir insan değildim, şu an çoğunlukla yabancı olduğum bir manzaraya bakıyor olmaktan çok memnundum. Beyaz kazağımı üzerimde biraz çekiştirdim ve ısınmaya çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam, erkenden gitmek istiyordu ama bırakmamışlardı ve Necati eniştemle ortak yemek masasına geçmişti. Mutfaktaki seslerden fark etmiştik ama o esnada sanki hiç balkonda değilmişiz gibi Müge'yle ses çıkartmıyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sevemediğim Necati eniştem bilerek babamı sinir etmek için siyasi bir konu açıyordu yine. Mutfak masasında yemek yerlerken bile huzur yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şu terörist destekçisi eniştemden nefret ediyorum ya."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Duyulmayalım diye Müge'nin ağzına elimi götürdüm panikle sonra Müge başını salladı ses çıkartmayacağına dair.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ezan okunduğunda karanlıktan gelen böceklerin seslerini dinledik ama elbette ki babamın ve eniştemin sesleri daha baskındı. Merak ediyordum, Gamze; savunduğu terör partisi tarafından dağa kaçırılsaydı Necati eniştem yine böyle fanatikçe uyduruk bir partiyi savunabilir miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gerçekten de çok sıkı tartışıyorlardı öyle ki bu soğuk balkondan bile babamın yükselen sesinin ardından yüzünün kıpkırmızı olduğunu hayal edebiliyordum. Necati eniştem ise kıs kıs gülüp tek amacının babamı sinir etmek olduğunu gösteriyordu ama anlattıkları tamamen kendi düşünceleriydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Balkon oradan açılıyor, değil mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar'ın sesini duyduğumuzda babamlar konuşmayı kestiler ama yaklaşan adım sesleriyle bir yerlere saklanma ihtiyacıyla Müge'yle ayaklarımız birbirine dolandı. Deminden beri burada sessiz sessiz bekleyip konuşulanları dinliyorduk çünkü ve balkonda oluşumuzun kimse farkında değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aklımı başıma toparladığımda Müge'yi omuzlarından tutup geri yerine oturttum ve aynı şekilde yanına oturduğumda sakin diye ellerimin avuç içlerini gösterdim ona. Müge bu panik baskılayıcı hareketimden bir şey anlamamıştı ama Fırat Özar'a tam da şu anda acayip bir güven besliyordum, bu his ani gelişmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapı kolu tutuldu ama indirilmediğinde "Cemal," dedi Fırat, babama ve Müge'yle odağımız oraya kaydı; sakindik. "Sen var ya ikimiz de evlendiğimizden beri hiç gelmedin bizim evimize. Bir ara kızları da alıp uğrasanıza bir akşam yemeği yiyelim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bakarız ya," dedi babam ama hiçbir zaman Fırat Özar'ın evine gitmeyeceğimizi biliyordum, öte yandan Anıl'ın ve Fırat Özar'ın ev hâlleri şu an benim için tam bir merak konusuydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar balkon kapısını açtığında ardından kapıyı kapatmadı, demirliklere ilerlediğinde elindeki sigarayı ve çakmağı görmüştük. Başını olağan bir şekilde bize doğru çevirdiğinde işaret parmağımı dudaklarıma götürdüm ve Müge de ellerini birleştirdi, ‘N'olur bizi ifşa etme,’ bakışlarından birini attı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elimi dudağımdan indirdiğimde Fırat Özar hiçbir belirti göstermedi ve başını bize doğru çevirdiğinde bile ani tepki vermemişti, sanki burada olduğumuzu zaten biliyordu. Başını önüne doğru götürdüğünde karanlık balkonda çakmağın kıvılcımı parladı ardından sigarasını yaktı ve ağzına götürdüğünde dumanını tüttürdü. Gri gözleri kısa bir an çakmak sayesinde kırmızı olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfakta başka bir adım sesi duyulduğunda Fırat Özar o tarafa doğru baktı, telefonunu çıkarttı ve balkon kapısının ardından bir fotoğraf çekti. "Ömrümde bir daha şu üç bacanağı bir arada görebileceğimi sanmıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Selim eniştemin gülüşü duyulduğunda "Aha, babam," dedi Müge ve saklanacak yer aradı. "Kesin o da sigara içmeye gelecek."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Fotoğrafımızı mı çektin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar babama karşı başını salladığında telefonunu geri cebine koydu ve kapıdan öteye kaydı biraz sonra bize göz kırptı. Babam ve Necati eniştem sigara içmiyordu ama Selim eniştemin elinde nadiren görürdüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bacanak, müsaadenle yarına kızını alıyoruz." Selim eniştem yarınki yemek için babamdan izin alacaktı ve fark ettiğim gibi bu sefer ben yerin dibine girmek istedim çünkü herkesin içinde şu an babamın ters cevap verme durumu vardı ve nedensiz ya da nedenli Fırat Özar'ın baskıcı bir babaya sahip olduğumu bilmesini istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayırdır?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir dışarıya yemeğe götüreyim diyorum, yarın için benim kızım olsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bakarız." Bu hayır demekti ve öyle bir sesle söylemişti ki sanki Selim eniştem beni işleyeceği cinayette suç ortağı yapmak istemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Demek yemeğe, ha?" Fırat Özar bize doğru yaklaşmıştı ve fısıldıyordu. "O zaman bir ara da ikinizi ben kapayım." Müge'yle birbirimize baktığımızda Fırat Özar sigara tutan elini de dâhil arkasında birleştirdi. Ona baktığımda bana baktığını fark ettim. "Zaten benim kızım da hiç olmadı, yıllardır hayır kurumlarına bağışlamak istediğim yabani oğlumla baş başayım, Anıl hayvanat bahçesinden kaçmış bu arada. Üçünüzü de aynı anda yemeğe götüreyim de sizden biraz meymenet görsün." İkimizin üzerinde gözlerini gezdirdi. "Olur mu?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge hevesle başını salladığında ben samimiyetle gülümsüyordum ama bir cevap vermedim. Veremedim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Aranızda anlaşın, gereksiz derslerin yoğun olduğu bir günü ekersiniz artık ve bana da söyleyin. Şu bacanaklardan izin almadan bir kaçak yapalım biz de."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar biten sigarasını balkon çöpüne atmak için bizden biraz uzaklaştığında "Bu adam niye bu kadar yakışıklı?" diye kulağıma fısıldadı Müge ama ani açtığım gözlerimle elimi dudaklarıma götürüp sus işareti yaptım ve "Duyar," diye dudaklarımı oynattım. "Tamam ya," diye fısıldadı ve bize doğru yeniden gelen Fırat Özar'a baktık. "Hazır gelmişken Necati eniştemizi de bir tutuklasaydı tadından yenmezdi yeminle, değil mi Hira? Bu adam Emniyet Müdürü değil mi, al sana bir terör savunucusu işte."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Telefonlarınızı çıkartın bakalım," diye fısıldadı Fırat Özar ve sorgulamadan çıkarttığımızda "Telefon numaramı vereceğim size," dedi. "Yazın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Garipti, sadece komutlara uymuştuk o an ama kaşlarım çatıktı. Biliyordum ve bilmiyordum da aslında. Telefon numaramızı almak isteyecek. Hayır, sus, öyle düşünme.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şimdi çaldırın beni."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk Müge çaldırdı daha sonraysa ben ama kaşlarımın çatıklığını düzeltemediğim gibi başımı kaldırıp bakamıyordum da. Galiba gerçekten de ciddiydi yemek konusunda çünkü onu aramayacağımızı düşünerekten numaralarımızı almıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge Karalar dayanamadı ve Fırat Özar'a kalp işareti yaptığında başımı sokacak yer aradım ciddi ciddi ardından Fırat güldü ve bir anda Müge'nin saçlarından öptüğünde sandalye köşesinden döndü ve hiç beklemediğim bir anda benim de saçlarımdan öptü. Geri çekildiğinde kalbim erimişti sanki, çok aniydi çünkü ve alışık değildim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'nin düşündüğünün aksine Selim eniştem sigara içmek için balkona gelmedi ve Fırat Özar da artık balkonda değildi hatta mutfak da boştu. Babam ve Necati eniştem kavga etmiş sayılırlardı ve babam kinciydi, uzun bir süre Necati enişteme karşı ağzını bıçak açmayacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biz de içeri geçelim artık."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'yi takip ettiğimde misafirlerin olduğu büyük salona gitmedik aksine ikinci ufak bir oturma odası daha vardı burada, televizyon burada izlenirdi. Müge'yle minik odaya girdiğimizde arkamdan biri bana vurdu bir anda ve başımı çevirdiğimde bunun Zilan olduğunu gördüm. Bana vurup kaçmıştı bacak kadar boyuyla ve şu ufak odadaki gürültünün yüzde doksanı ondan çıkıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'nin oturduğu koltuğa geçtim, televizyonun karşısındaki üçlü koltukta ise Gamze, Cansu ve Ebru üçlüsü vardı, internetten bir moda programının özetini izleyip yorum yapıyorlardı. Âdem ve Mustafa oyuncak arabaları yerde sürmek yerine oyuncak arabalarla birbirlerine vuruyorlardı ve Âdem arabayı Mustafa'ya attığında resmen kalbim ağzıma geldi çünkü oyuncak sertti, neyse ki Mustafa'nın kolundan sıyırmıştı ama yine de Mustafa bir anda ağladı ve bu odadan çıkıp büyük salona geçti. Şikâyet etmek için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Farkına varmadığım bir esnada Zilan yeniden bacağıma vurup kaçtığında "Yeter," dedim Zilan'a kızıp. "İkide bir vurup vurup kaçma." Zaten öyle şanslıydım ki Zilan vurup da kaçacak bir tek beni seçmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O sarı cüce şeytan laftan anlamaz," dedi Müge sonra yine bize yaklaşan Zilan'ı gördüğünde ayağındaki terliği eline alıp Zilan'a vuracakmış gibi yaptığında Zilan da salona gitti. Ya da en azından ben öyle sanmıştım çünkü kız tam bir kaçıktı, laftan anlamıyordu ve Fırat Özar'ın gideceği zamana kadar da Zilan bizimle uğraştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir elimi pantolonumun cebine soktuğumda yumuşak bir hisle fark ettiğim detayı yerine getirmenin şu an tam sırasıydı artık. Oyuncak akrebi cebimden çıkarttım ve sinsice Müge'nin elinin yanına koydum ardından biraz geri çekildim. Şimdi olmasa bile birkaç dakika sonra eli akrebe değecekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ya bu yarışmacılar karşılarına Angelina Jolie bile çıksa kör gibi kötü giyinmişsin ve fiziğin de bok gibi derler." Müge, Cansuların izlediği saçma programa sinir olmuşa benziyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir yarışmacı podyuma çıktığında vaov diyeceğim kadar güzel giyindiğini gördüm aynı şekilde Müge de beğenmiş olmalıydı ki iki elini de tamam işaretine soktu, bunu beğeneceklerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O sırada jüriler çok düşük puanlar verdiler çünkü elbise de anlamadığım bir şekilde simetri hatası varmış, topuklu ayakkabısı bir tık daha koyu renkli olmalıymış ve kadının yaptığı makyaj yaz havasını çağrıştırmış onlara.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Jürilerin düşük puanını gören Müge "Yuh ama," dediğinde ellerini iki yana koydu, sırıtmamaya çalıştığımda kaşları çatıktı ve farkında olmadan elinin altındaki akrebi sıktı ardından düşünceyle önüne getirdiğinde bir an şaşırdı sonrasındaysa "Ebemin kocasının babasının dedesi!" diye tuhaf bir bağırışla akrebimi yere attı ve büyük bir irkilme yaşadı, bir küfür savurdu ve üst üste elini pantolonuna sildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kahkaha attığımda gittim ve akrebimi yerden aldım ardından kuyruk kısmından tutup havada salladım. Müge dehşetle beni izliyordu, yüzünü buruşturdu ve bir kez daha irkilerek elini pantolonuna sildiğinde "Has-" diyecek oldu, kendine engel oldu ve akrebin oyuncak olduğunu anladığında bir anda kahkaha atmaya başladı aynı benim gibi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülüşümü sonlandırıp başımı çevirdim ve bizi izleyen Cansu'ya baktım. İşte, bakışı atıyordum. Yapman gereken korkup sonrasındaysa benimle gülmendi ama sen anneme şikâyet etmeyi seçtin.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerimi devirerek önüme döndüğümde "Zaten bu kadın bu yarışmadan elenir," diyordu Gamze. Yaptığım oyuncak akrep şakasını sonradan fark ettikleri için oyuncak olduğunu anlamışlardı ve hiç etkilenmemişlerdi. "Kadında çene yoktu, diğer yarışmacılara laf sokamıyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Galiba gidiyorsunuz." Müge eli karnında bana konuşmuştu ama hâlâ elimdeki akrebe bakıyordu. "Sizinkilerin koridorda sesleri yükseliyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar'ın daha gitmediğini ama seslerinin koridordan geldiğini fark ettiğimde bu evden aynı anda çıkacağımızı anlamıştım. Hızlı bir şekilde telefonumu ve kendimi kontrol ettim sonra akrebimi cebime koyduğumda Müge'ye bir tane daha hurma şekeri attım. Serhat'ın dolaylı yollardan verdiği hurma şekeriydi ama Müge bundan habersizdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Koridora çıktığımda arkamdan bizim kızlar da geldiler. Annem, babam, Selim eniştem, Akşın teyzem ve Fırat Özar açık dış kapının önündeydiler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siz de gidiyorsunuz galiba, " dedim Müge'ye mırıldanarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Jüriler düşük puan vererek en iyisini yaptı bu arada." Cansu arkamızdan konuşmayı devam ediyordu. "Kadın giyinmeyi daha bilmiyor, renkleri birbirine uyduramamış. Şişko bir de."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu’ya gözlerimi devirdiğimde "Hira, Cansu, Ebru!" diye seslendi ammen kapının önünden: "Haydi, gidiyoruz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar'ın yere çömelerek ayakkabılarını giydiğini gördüğümde ben de bulduğum bir boşluktan dışarıya çıktım ve ayakkabımı giyindim. Müge de dairenin dışına çıktığında babam, Selim eniştem ve Fırat Özar aşağı iniyordu. Annemler kapıda uzun bir süre sarılıp vedalaştıklarında onları beklemeden aşağı indim, bu sefer Müge beni takip edendi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Arabadayken babanla konuşmayı unutma," diye uyarıda bulundu Müge biz merdivenlerden inerken. Mügeler kendi evlerine gitmek için karşı binaya geçeceklerdi ama biz bu siteden çıkmadığımız sürece apartman içine girmeyeceklerini biliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar'ın arabasının yanına park edilmişti bizim araba. Babam çabucak Selim eniştemle ve Fırat ile vedalaşıp sürücü koltuğuna geçtiğinde annemler de aşağı inmişti, bize doğru geliyorlardı. Öylece Müge'yle ayakta beklediğimizde ilk Selim eniştem yanıma geldi ve saçlarımdan öptüğünde "Yarına bekliyoruz," diye fısıldadı ve gülümsediğim esnada Fırat Özar'ın yumruğunu Müge'yle tokalaştırdığını gördüm. Selim eniştem geri çekildiğinde Fırat Özar yumruğunu bana da uzattı ve dudaklarımı birbirine bastırıp gülümserken ben de yumruğumla onunkine vurdum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin, babamın yanına oturmayacağını biliyordum arabadayken. Bundan dolayı yolcu kapısının önünde beklediğimde herkese arkamı dönmüştüm çünkü seziyordum, hepsi birbiriyle vedalaşırken iki kişinin vedalaşma kısmında bir an bocalayacaklarını görmek istemiyordum. Aptal değildim, sadece dile getirmek ve içimden de olsa söylemek istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ön kapıyı açıp arabaya geçtiğimde babam da motoru çalıştırdı sonra annem ortaya gelecek şekilde Cansu ve Ebru da cam kısmına geçtiler arkada. Babam arabayı geri geri sürerken Fırat Özar da aynısını yaptı sonra ben, Müge ve ailesine el salladığımda onlar da el salladılar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar önümüzden sürdüğünde sitenin çıkışına geldi ve bir an arabayı durdurdu, ilk arabayı bizim gideceğimiz ara sokağa sürmek için sola çevirdiğinde yine arabayı durdurdu, Storia Konaklarının önündeki yoldan gitmekten vazgeçmişti sanırım, arabanın hareketinden kararsızlığı sezebiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yolu mu bilmiyor?" diye sordu babam çatık ve sinirli bir sesle anneme.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biliyordur." Annem umursamaz konuşmuştu. "Limon Tepe’de oturuyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fırat Özar seri bir şekilde direksiyonu sağa kırdı, otoyola çıkan yola girdiğinde biz de site çıkışından sola dönmüştük. Ara sokaklardan ilerliyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam direksiyonu tek eliyle tutarken öteki eli yumruk hâlinde bacağının üzerindeydi, ben ise tek kolumu kendime sarmıştım ve kemer takmadan geriye yaslamıştım. Etraf karanlıktı ve bazı sokaklarda lamba olmadığından sadece arabanın farlarıyla etraf görünüyordu, tepede ise tek tük yıldız vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Selim bana yemek memek bir şeyler dedi." Sükuneti bozan babamdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir an kendime geldiğimde "Evet," dedim fazla yüksek olmayan bir sesle. "Yarın yemeğe gideceklermiş ve beni de çağırdılar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gerginlikten fazla kımıldayamıyordum ama yine de yandan babama bakmaya çalıştım, kaşları alnını kırıştıracak denli çatıktı ve yine bir şeylere izin vermeyeceği o zamandaydım. Hayır, izin alamayacaksın diye ağlamak yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen ne diyorsun, Hasret?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gitsin," dedi annem sadece. Nedense gecenin bir vakti olmasına rağmen dışarıdan çekirge sesleri bile duyulmuyordu hatta araba tekerleğinin sesleri bile ya da bir şeyler zoruma gittiğinden kulaklarım kendisini kapatmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır," dedi babam ve bu konunun üzerine gidecek kadar kendimi güçlü hissetmiyordum, belki de şu an ağlamak istemediğimdendi çünkü konuşmaya başlarsam boğazımdaki ağırlıktan ağlardım da. "Gitme."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çenemi sıktım, gözlerime hâkim olmaya çalıştım ve ön camdan dışarıya bakmaya devam ettim. Belki babam bizi hiç yemeğe götürmediğinden kıskanmıştı, eniştemin bize acıdığını düşünmüştü ya da başka şeyler ama bunlar çok boş düşüncelerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mügelerin yuvasını gördükten sonra böyle bir ailede doğmak, yaşamak, yaşayamamak, izin istemek, izin alamamak, sırf annem ve babam yüzünden sevgiliye de evliliğe de soğuk olmaktı hissettiklerim. Hayır, ama nankörlük etme. Belki de sevmediğim Necati eniştemle olan siyasi kavgaları yüzünden sinirliydi babam ve bundan izin vermiyordu. Evet, böyle düşün. Nankörlük etme. O sana bakmak için işte çalışıyor. Bu şekilde düşün. Okul masraflarını karşılıyor. Evimizde yemek var mesela. Evimizde sevgi yok mesela.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiç konuşmadım, daha doğrusu konuşmak istemedim ve kimse de konuşmadı zaten. Ben daha Mügelerdeyken izin alamayacağımı biliyordum, en başından beri yarınki yemeği konuşmak fazlasıyla saçma ve gereksizdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ana caddeye çıktığımızda karşımızdan bindiğim otobüs, 712 geliyordu ve içi bomboştu, şoför tek başına seyahat ediyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eve vardığımızda moralim hiç yoktu, daha doğrusu kimsenin morali yoktu ve Cansu ve Ebru doğrudan uyumaya gittiklerinde annem yine babamın yanında uyumadı ve yastığını ve battaniyesini salona götürdü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra babam yine beni çağırdı, konuşma yapmak için ama dinlediğim söylenemezdi. Hakkımda hiçbir şey bilmiyordu, babama sarılmıyordum, saçlarım sevilmemişti, soğuktum, hayır; oda soğuktu, hissizdim, hayır, dopdoluydum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkadaşlar yalanmış, kardeşlik gerçekmiş, böyle söylüyordu babam. İçki, sigara, yalan, kötülük, kandırmak, dedikodu... Bunların hepsinden uzak durmalıymışım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Müge'yle de fazla görüşme."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne alaka?" Ani çıkışmıştım ve fark etmişti de hatta bu çıkışıma karşın yüzü öfkeli peçeteyle silinmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tayt giyiyor ve yoldan çıkartır. Bize gelmez öyle şeyler. Annesi de açık zaten, Selim de çok geniş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yutkundum, bu kadar. "Görüşmem," dedim ben de yalanlı peçeteyle yüzümü silerken. İnanırdı, yalanlarım daha yakalanmamıştı çünkü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Odadan çıktığımda önüme getirdiğim ellerime bakıp yürüyordum. Diyordum ki, bir kez yumruk yaparsan bu elleri, bir daha eski Hira olamazsın. Ağlamıyorsun, güçlüsün; karşı koyamıyorsun, konuşamıyorsun, hakkını savunamıyorsun, çok zayıfsın.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bizim odanın lambası kapalıydı ve Ebru'ya basmamaya çalışarak yatağıma geçtim, yorganı üzerime kadar çektim ve cama doğru döndüm cenin pozisyonunda.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benim için günün kahramanları camın ardından bile olsa bana göz kırpan Mehmet amcamdı, bir yuvaya sahip olan Müge ve ailesiydi, son etapta yumruklarımızı tokuşturduğumuz Fırat Özar'dı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir kitap karakteri olsaydım hikayemin ilk kısmı sarılmaya olan açlığımla başlardı, ailemle iyi geçinemeyişimle devam ederdi ve sonrasında gerçek aileleri görürdüm, en sonunda ise gerçek yuvada kalırdım ama burası gerçek hayattı. Ben yine istemediğim bir evdeydim, yuva bile değildi ki burası, sadece dört duvardı ve ben yine kendi nefesimle baş başa kalmıştım. Açlığım sarılmayaydı demiştim en başta ve şu anda değişen hiçbir şey yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Açlığım annemin ve babamın gerçekten de anne ve baba sıfatlarını taşıyıp birbirlerine sarılmalarınaydı. Kendimi de geçmiştim artık, sevgiye de sevgiliye de sevilmeye de inanmıyordum hatta gelecekte evlensem bile o kişi babam gibi çıkardı, ben annemin yerine geçerdim ve buz gibi bir salonda uykuya dalardım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ellerimle yüzümü kapattım ve ağladım, sessizce. Ben bu gece ağlayarak uykuya dalıyordum ama yarına gözlerim şişmesin diye bile ağlamamı bastırmaya çalışıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiçbir çocuk ağlayarak uykuya dalmamalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

//

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Duygusala bağlamayın bunlar daha hiçbir şey...

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Instagram: esmanur.yilmaazz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.


← Anasayfaya dönün

Paragraf Yorumları