SİYAH YALAN – 11. EKSİK GEÇMİŞ VE GENÇLİK

❤️ 1 👁 8

Herkese merhaba, bu bölümde ilk kez bir şey yaptım. Satır aralarına kitabı yazdığım zamanları ekledim yani kitabı okuduğunuz an bazı yerlerde yazar notu çıkacak, o kısımlarda da bu bölümü yazdığım zamanlar anlık olarak hayatımda neler olduğunu göreceksiniz.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu arada bu bölümde karakterlerim voleybol oynuyorlar, bu ne hız annecimm... Neyse onları sevindiriyorum değerimi bilmeleri gerekiyor (ileride canlarını okuyacağım sonra yine barışırız)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Keyifle okuyun, ki keyifle okuyacaksınız eminim :)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

11 Ekim Perşembe, 2018

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gerginliği yalayıp yutmuştum çünkü ellerim titriyordu, izin istemek korkunç olan değildi ki; reddedilmekti ya da izin verilmeyeceğini bilsek bile yine de şansımızı deneyip bir kez daha sorabilmekti sıkıntı. "Bizim sınıf, öğretmenler ile bir akşam yemeğine gidecekler, baba. Müsaaden var mı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yok." Karanlıktı, bir şey görmüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tamam." Değil.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O yemek masasındaydım, okul çıkışı eve gitmemiştim ve saat gelene kadar da okulda beklemiştim. Hırsımdan mı? Kendi isteğimi yapabilmek için mi? Tek başına kararlar almanın nasıl hissettireceğini tatmak için mi? Bilmiyordum ama buradaydım işte, uzun bir masada önümüze yemekler konuluyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nasıl da ruhlarımız farklıydı herkesle ya da herkesinki aynıydı ve tek farklı bendim. Buraya gelmemeliydim diye geçiriyordum içimden, herkes kendi arasında konuşuyordu, öğretmenlerimiz gülüşüyordu ama benim ruhum onlardan öyle uzaktı ki masaya bakabiliyordum sadece, ağzım bantlanmıştı. Hiç istenmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hayır, babanı haklı çıkartma. Sen hayatın boyunca bir kez bile olsun sınıfça bir yemeğe gitmedin, bu akşamı hak ettin.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yemekler yenmeye başlandı, yedim, yedikçe yedim ama sanki yediklerim mideme düşmüyordu, yediklerim mideme ulaşamıyordu ve doyma hissine erişemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karanlık bir köşede tek başımaydım, belki de hiç gelmemeliydim buraya, korkuyordum, eve gidebilirdim elbette ama eve ulaştığımda nasıl karşılanacaktım? Döver miydi babam beni? Ne zaman kalkacaklardı bu masadan? Biri yemek sonrası bir şeyler içmekten bahsediyordu rahatça, onun ailesiyle bir derdi yoktu, saat umurunda bile değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra öteki ev hâllerini anlatmaya başladı, pek dinleyemedim ama annesinin ve babasının ayrı odalarda uyumadığının kanaatine varmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kıskanmıyordum. İnsan sahip olamadığı şeyleri kıskanırdı. Kıskanıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deminden beri etraftan bir yerlerden babam çıkacakmış gibiydi, ondan kaçtığım için her yerde onu görüyordum sanki. Karşıma tam şu an çıksaydı, bana kızmayacağını bilseydim, kollarını bana açacağını bilseydim, bana gülümseyeceğini görecek olsaydım haklısın baba derdim. Arkadaş diye bir şey yok, geldim bu yemeğe ama sadece inadımdan. Ben biliyordum zaten sen izin versen ve ben geçmişte gidemediğim tüm etkinliklere katılmış olsam yine böyle yalnız olurdum. Ama en azından sen izin verdiğinden bir daha sana sormadan hiç katılmazdım bu yüzüme bile bakılmayan etkinliklere. Bir kere alttan alsaydın omuzlarım dik hiçbir etkinliğe katılmıyorum ben diyebilirdim. Sen izin vermedikçe etrafa sizinle gelmek istemiyorum diyememe zorunluluğu hissediyormuşum gibi zayıfım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Köşeden babamı gördüm, bu seferki essahtı. Korku sıcak iğnelere dönüştü ve tüm vücuduma aynı anda battığında bakışlarımı önüme çekmiştim. İlk baş kaldırışımdı. Ne yapardı? Uzaktan izlemeye devam etmesini umuyordum, beni burada azarlamamasını istiyordum, rezil olmamalıydım hatta tam da şu anda kalkmalıydım bu masadan.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden baktım o köşeye ama babam yok olmuştu. Güldüm delirmişçesine, gecenin tadı çıkar demiştim kendi kendime ama içimdeki bu korku yüzünden her şey zehirdi gözlerime ve dilime. İzin almış olarak gelseydim, ben de arkadaşlarım gibi rahat takılabilseydim gerçekten mutlu olurdum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Saat geç oluyordu, eve ulaşamıyordum, gitmek istiyordum artık ama kimse masadan kalkmıyordu, ilk kalkan olmak istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Titreyen ellerimi ceketimin ceplerine soktuğumda yine babamı gördüm, içeri girmişti, ağlayacaktım, psikolojik şiddet miydi bu? Görünüp görünüp kayboluyordu ve onun korkusundan hayal görüp görmediğime bile emin olamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bantlanmış ağzımı açıp da konuşamadım hiçbiriyle. Sonra babamı o köşede yine göremedim, ağlayacak gibi oldum, başımı öteki tarafa çevirdiğimde ise sıradan müşteriler gibi bir yemek masasına geçtiğini fark ettim, göz göze geldik, daha da korktum, delirdiğimi düşündüm, kendimden şüphe ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Masadakiler yüzüme bakmadığında ellerimle ağzımı parçalamak istedim konuşamıyorum diye. Kalkmak istedim bu masadan sonra biri kolumdan tuttu ve geri yerime oturmak zorunda kaldım. Saat gecenin on biri olmuştu ve zaman çok geçti, daha önce hiç bu saate kadar izinsiz dışarıda kalmamıştım. Annemler ne yapıyorlardı şu an? Sessizdeki telefonum sürekli çalıyordu, en kısık ekran parlaklığındaki telefonumun minimum ışığına rağmen görebiliyordum sürekli arandığımı ama açamıyordum, eve gidemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Daha sonra ESHOT'ların saatlerinin geçeceğini fark ettiğimde yeniden babama döndüm. Orada değildi. Tüm kızmalarına rağmen eve götürür beni diye düşünmüştüm ama yoktu ya da ben korkudan düzgün düşünemediğim gibi her şeyi yanlış görüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ağlama noktasına geldiğimde ayağa kalktım ama biri yine beni durdurdu, otobüs saatlerinden bahsettim, sorun yok dediler, zaman geçti, eve yürüyerek ne kadar sürede varabileceğimi hesapladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Değdi mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Değmedi baba. Bilmiyorum baba. Gerginlik yaşatmasaydın belki. Senin ne yapacağını düşünmek zorunda kalmasaydım belki ama iki yönün de beni mahvetti, ne hissetmem gerektiğini bile değiştirdin. "Evet."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam yine yoktu, hayal görüyordum. Hırsla kalktım yemek masasından ve bu sefer durdurulmadım ama lokantanın ortasında birden ayaklarım dondu. İlerleyemedim ve ağlamaya başladım bu sefer. Kimse arkamdan gelmedi, önümdekiler bana bakmadı, sanırım duyulmuyordum ama kımıldayamıyordum da. Eve gidemiyordum, saat gecenin on ikisini de geçmişti, babam burada değildi, onu dinlemediğim için pişman değildim çünkü tecrübe bana aitti, tahmin ettiğim gibi beraber oturduğumuz yemek masasında değerli görülmemiştim ama en azından gelecekte anlatacağım bir şeyler yaşamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben lise son sınıfken arkadaşlarla ve öğretmenlerle yemeğe gitmiştim diyecektim, o zamanlar babamdan izin almak inanılmaz sıkıntılıydı ama güzel zamanlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yeter." Yürüyemediğim gibi ağlıyordum da. "Karanlık korkunç. 712 otobüsünün içinde sokaktaki sarı lambaları görerek eve gitmek istiyorum." Ağlamaya devam ettim. "Evi yuvaya çevirmeyi deneyin, ikiniz de!" Karşımda annem ve babam vardı. "Yapamıyorsanız da boşanın! Sizin organlarınızı bir kemikmişim gibi yerinde sabit tutmaktan kırılıp kırılıp kendi kendimi kaynaştırıyorum hep! Yeter, yapamıyorsanız, ilerletemiyorsanız bitirin! Mahvettiniz beni, yemekler boğazımdan geçmiyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam, olmayan arkadaşlarımla olan hâlimi gördüğünden gülüyordu bana. Şu ortam için mi izin istemeye çalışıyordun benden diyordu sanki.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Pes ediyormuşum gibi verdiğim nefesimle daha da içten ağladığımda "Evet," dedim dişlerimi sıkarak. "Sen bir babasın ama daha çocuğunun bir tane bile arkadaşının olmadığını bilmiyorsun ve bu duruma gülüyorsun da. Akşamları bana yaptığın konuşmalara ben de içimden gülüyorum baba, haberine."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine yok olmuşlardı, bana bakan yoktu, ağlayışlarım duyulmuyordu, eve gitmek istiyordum ama Mügelerin yuvasına. 712'ye binemezdim artık, gecenin on ikisinden sonrasına sefer yoktu. Yürüyüşüm dört saati bulurdu, ertesi gün evde olurdum, telefonumu masada bırakmıştım ve dönüp alamıyordum da çünkü kımıldayamıyordum. Mahvolmuştum, bitmiştim, tükenmiştim ve hem ağlamaktan hem de çevremin bana hissettirdiklerindendi bu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İrkildiğimde bile gözlerimi birbirinden ayıramadım çünkü karanlık korkunçtu, gözlerimi açmak istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yastığım haddinden fazla ıslaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Islak gözlerim acıyarak kapanmıştı, uyumaya çalışmıştım tabiri caizse ama bu öyle bir uykuydu ki ara ara uyanmıştım gecenin bilmem kaçlarında, hepsi de huzursuzluktandı. Ağlayarak uykuya dalmak hiç uyumamaktan bile daha kötüydü. İç sıkıntım gece boyu peşimi bırakmamıştı, yapamadıklarımı düşünmüştüm, düşünememiştim, ağlamıştım, kardeşlerim ağladığımı duyup da uyanmasın diye ağlamamıştım, direnmiştim, kabus görmüştüm, bir daha genç olamayacağımı ve bir daha bu yaşlarıma istesem bile dönemeyeceğimi hatırlamıştım, korkudan yorganı kafama kadar çekmiştim, boğulmuştum, gecenin bir vakti ne annemin ne de babamın yanına sarılmaya gidemeyeceğimi fark etmiştim, yüzüme yapışan saçlarımı elimin tersiyle itmiştim, kendimi reddetmiştim, bir irademin olmadığını ve hep yönetilmek durumunda kalışımı hatırlamıştım, heveslerimin hep kursağımda kalışını, gelecek ile ilgili boş hayallerimin olduğunu çünkü hiç gerçekleşmeyeceğini, bir anda karanlıktan korktuğumu hatırlamıştım, konuşamayışımı da öyle ve bu halimle bir yarışmaya katıldığımı anımsamıştım. Kimin haberi vardı ki bu yarışmaya katıldığımdan?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hava almak için balkona çıkmak istemiştim sonra annemin salonda uyuduğunu hatırlamıştım ve babamın uykusu da hafifti. Hırsımdan mahvettiğim gözlerimi babamın gecenin bir vakti balkonda görmesine hazır mıydım ki?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Saat kaçtı bilmiyordum ama ağlamıyordum artık, sadece acıyan gözlerim kapalıydı ve dinlenmeye çalışıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öyle iradesiz bir insandım ki birkaç gün sonra bunun için mi ağlayıp kendimi perişan etmişim derdim, diyordum da ama şu an sürekli ezilişim hakimdi hislerime. Bir iki gün sonra da şu anki hâlimi kendi içimde küçümseyecektim, herhalde geçen zaman şu anki yoğun duygularımı boşaltabiliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Huzur denen kelimeyi açıklayamazdım kimseye çünkü hissetmiyordum. Bazen bazı insanlar bazı kelimeleri başkalarına bindirirlerdi bir dayanak gibi. Annelerin çocuklarıydı huzur mesela ama ben hayatımdan birini huzur olarak dayandıramıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam işe gitmek için evden çıktığında bile huzursuzluğum kaybolmadı. Bir geceme mal olmuştu hislerim ve yıkıcı gözyaşlarım. Başa sarıp kuru yorganımda huzurla uykuya dalmak vardı şimdi ama hayat böyleydi, ne yaşanırsa yaşansın sadece ileriye bakmak lazımdı. Islak yastığımı ve terlemiş bedenimi şıp diye değiştirmeyi bile istemezdim gerçekleşseydi, sadece şanslı doğan çocuklardan olmayı dilerdim ama hırsım, gururum ve inadım diyordu ki sıfırdan başarıya ulaş. Kendin kazan, huzuru kendin bul, kendin çabala, kendin refaha eriş, sadece başar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yatağımdan ayrılıp soğuğa erişmek bile etkilemiyordu şu an beni. Terli bedenim ve acıyan gözlerimle beraber birkaç parça elbise ayarladım kendime ve direkt banyoya attım kendimi. Bilerek aynaya bakmamıştım çünkü kendi görüntümden korkmuştum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendimi sıcak suyun altına attığımda bile gözlerim kapalıydı ve başım ağrıyordu. Kendime gelene kadar ve aklımı başıma toparlayana kadar da çıkmadım suyun altından.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeterli bulduğum an ya da bulmak zorunda hissettiğim an suyun altından ayrıldım ve havluya sardım kendimi, aynadaki buğuyu bir başka havluyla sildim ve kendime bakabilme cesaretine eriştim. Ne yaşarsam yaşayayım kendimi kaybetmemeye çalışıyordum, gece boyunca kesintisiz ağlasaydım mesela gözlerim şu anki hâlinin beş katı kadar şişerdi ama ağlamaya direnebildiğimden birkaç saate kadar gözlerim normale dönerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

(Yazar notu: 21 Mayıs Pazar 2023, bu satırları yazarken 18. Yaşıma girdim.)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Huzursuz uykularım ve kontrollü ağlayışlarım öz kardeşti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin derin nefesler alıp bilincimi açmaya çalıştım daha sonrasındaysa zaman kaybetmeden giyinmeye başladım. Siyah bol pantolonumu, beyaz çorabımı ve uzun kollu mor okul formamı giydiğimde üstüm zayıflığımdan mıdır bilinmez her zamankinden daha da bol durmuştu, resmen ellerimi kaplıyordu artık. Mor okul formamı pantolonumun içine soktum ve aynadan baktığımda belimin normalden daha ince göründüğünü fark ettim. Dişi bir birey olmak böyle bir şeydi galiba, fiziğimi güzel bulduğum an moralim az da olsa yerine gelmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sinirlerim bozulmuş bir şekilde lavabodan ayrıldığımda ıslak saçlarım üzerimi su damlalarıyla doldurmasın diye başımın tepesine havlu sarmıştım. Çabuk bir şekilde okul çantamı kontrol ettim sonrasındaysa annemden para aldım ve okul çantamı dış kapının önüne bıraktım. Saç kurutma makinesini kaptığım gibi yeniden lavaboya geçtim ve kapıyı kapattığımda saç kurutma makinesini en düşük ayarda kullandım, küllü kumral saçlarım düz bir hâlde kabarmıştı ama şu an düzleştirmek istemiyordum. Sadece lastik tokamla alttan salaş bir şekilde toplamakla yetindim. Yüzüme nemlendirici krem ve dudaklarıma da hafif bir parlatıcı sürdüğümde biraz daha kendime gelmiş hissediyordum. Bir iki saate gözlerim de tamamen inmiş olurdu zaten.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Saate bilerek bakmıyordum, ev sessizdi ve telefonumu aldığım gibi babamın odasına geçtim ve annemin eşarplarından birini aldım yanıma çünkü bugün, okul çıkışı hep gitmek istediğim ama bir türlü nasip olmayan o yere gidecektim. Günüm ağlamamla başlamıştı; günüm ağlamamla bitmeliydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beyaz çiçekli eşarbı siyah çantamın ikinci gözüne koydum ve sessizce kapıyı açıp spor ayakkabılarımı giydim. Cansu'yu beklemeden ve annemden habersiz erken saatlerde evden çıkıyordum ve hedefim okula erken varıp kafamı sıraya gömerek orada biraz kestirmekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İki kat merdiven indikten sonra bina kapısının aynasından kendime baktım ardından ağır demir kapıyı tutup kendime çektiğimde yarattığım boşluktan dışarı adımladım. Son merdivenleri de indiğimde sabahın erken saatlerinin yarattığı soğukluk bana ceketimi almayı unuttuğumu hatırlatmıştı, yine de yürümeye devam ettim ve bana bol gelen mor üstümü üzerimde çekiştirip ısınmaya çalıştım. Yüzüme tokat gibi çarpıp beni kendime getiren bu soğukluk öğlen saatlerinde haziran ayındaymışız gibi sımsıcak olacaktı çünkü burası İzmir'di.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Etrafımı incelemeden durağın yolunu tutmuştum ama her ne kadar hiçbir şey düşünmemeye çalışsam da yokuşun olduğu; Gizemli Adam ve Azelya ile çarpıştığım yer gözüme ilişmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sakin bir şekilde zincir marketin önündeki durağa geldim, saat erken olduğundandı sanırım çünkü durakta sadece bir kadın vardı ama o kişiye de pek dikkat etmemeyi seçtim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüs saatlerine hiç bakmamıştım ve her şeyi akışına bırakmayı tercih etmiştim şu an. Sonuçta okula her türlü geç kalmazdım üst üste gelen otobüslerin hepsi de arızalanmadığı sürece.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Pardon." Yanıma durakta bekleyen ve hiç dikkat bile etmediğim o kadın geldi. "Otobüsü kıl payı kaçırdım ben, tam önümden geçti ve bir sonraki de biraz geç gelecek."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana neden böyle bir şey söylediğini anlayamamıştım kadının. Sadece ilk bakışta haddinden fazla uzun olan saçlarına takıldı gözlerim. Bir şapka takmıştı ve şapkanın deliğinden de at kuyruğu yaptığı saçlarını çıkartmıştı. Kalçalarını da geçiyordu saçları ve benimle hemen hemen aynıydı kadının boyu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Siyah kazağını üzerinde düzeltirken "Bugün perşembe," dedi kadın ve benimle göz göze geldi. "Torbalı'da perşembe pazarı kuruluyormuş, bundan ötürü otobüsler her zamankinden daha kalabalıkmış yanılmıyorsam. Ben otobüslere daha yeni binmeye başladım ve şey diyecektim." Okul çantama baktı. "Sen okula gitmek için her gün otobüse biniyorsundur, acaba bu erken saatte bile otobüsün bizi almama gibi bir durumu olur mu? İşe geç kalamam da ben."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ne diyeceğimi bilemediğimde "Bilmiyorum," dedim sıfır mimikle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anladım," dedi uzun saçlı, bayağı uzun saçlı kadın. "Ben Kübra bu arada."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana uzattığı elini isteksiz bir şekilde sıktım, yapay bir gülümsemeyle "Hira," dediğimde ellerimi arkama aldım ve sildim çünkü artık öz kardeşlerime bile dokunmak istemiyordum, bütün insanlar midemi bulandırıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benimle rica etsem bir önceki otobüs durağına kadar yürür müsün acaba?" Kübra telefonuna başını eğmiş bakıyordu. "Otobüsün gelmesine daha yirmi üç durak var görünüyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anlıyordum bir şeyleri ama anlamlandıramıyordum, belki de fazlasıyla paranoyak olmuştum ve sıradan insanlar bile uzaylı gibi görünmeye başlamıştı gözlerime.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Olur," dedim, bir kişinin benimle hiçbir şey olmadan iletişim kurmaya çalışması normal insanlara sıradan görünürdü ama ben garipsiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yan yana yürümeye başladığımızda ara ara saçlarına bakıyordum göz ucu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gerçek," dedi bana gülümserken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nasıl bu kadar uzatabildin?" Saçları ilgimi çekmişti. "Ve bu kadar uzun olmasına rağmen canlı ve kalın görünüyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hafif bir gülümsemenin ardından "Emek ve sabır," dedi Kübra sadece. "Senin saçlarının ve gözlerinin rengi orijinal mi peki, Hira?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı salladım. "Saçlarım küllü kumral diye geçiyor, gözlerim de elâ."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bahsettiğin renklerle pek ilgisi yok gibi ama..." Konuyu değiştirdi. "Yeni taşındım Ayrancılar’a ben, öyle pek durakların yerini falan bilmiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öyle mi?" dedim kaşlarımı kaldırırken, bilerek bir adım önümde yürümesini sağlıyordum. "Yanlış semt seçmişsiniz o zaman." Arkamızda kalan Yıldırım Market'i gösterdim. "Her akşam jandarma gelir ve orada bekler, olası bir kavga ihtimaline karşı." Yavaşça yutkundum. "Geceleri öyle pek dışarı çıkmadığım için kavga falan görmüyorum ama ertesi gün herkes bunu konuşur. Kavgayı yani."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anlarmışçasına mırıltılar çıkarttı Kübra sonrasındaysa okul çantama baktı. "Erken değil mi?" Gözleri kısıldı. "Okul için."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bakışlarımı ileriye çevirdim. "Lise son sınıfım ben," nefesimi verdim sıkıntıyla. Yalana olan yeminimi hiçbir zaman gerçekleştiremeyecekmişim gibi hissediyordum. "Okula biraz erken gidip boş sınıfta ders çalışmak bana daha çok verimli geliyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kübra da ilerisine bakıyordu, bir önceki durağa varmış sayılırdık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kaç yaşındasınız acaba?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yirmi beş." Sanırım Kübra abla diye hitap etmem gerekiyordu, sonrasındaysa histerikle kendi kendime sırıttım. Kardeşlerim bana hiçbir zaman abla demezdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen peki?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Durağa gelmiştik ama bir sonraki durağa gidemezdik çünkü devasa yokuşu çıkmamız gerekirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"On sekiz diye yuvarlıyorum ben."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tam olarak ne zaman on sekizine giriyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendime hayret ettim çünkü bu sefer yalan yoktu. "1 Aralık'ta. 2000 doğumluyum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüsün yokuştan indiğini gördüğümüzde kartımı hazırladım ve ilk Kübra bindi ardından da ben. Dünden bile daha erken binmiştim otobüse ve otobüsün içi sadece işçi kesimle doluydu. Oturacak yer olmamasına karşın en azından ferahtı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kübra orta kısmın cam kenarına geçtiğinde "Gel," dedi bana ve yanına gittim, alçaktaki demire tutunduğumda ikimiz de camdan dışarıya bakıyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben tanıştığımıza memnun oldum," dedi ve gülümsedi daha sonra ise çantasından telefonunu çıkarttı. "Eğer her sabah bu saatte gidiyorsan otobüse beraber binebiliriz." Klavyesi açık telefonunu bana uzattı. "Telefon numaranı verir misin? İletişimi kesmeyelim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk tereddütte kaldım ardından numaramı yazdım ve o da çaldırttı beni.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira Otobüs diye kaydettim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Enteresan kaydedişine yüzümü ekşittim şaşırarak. "Kübra Uzun Saç da yakıştı bence."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülüştük öylesine, belki iğne parçasını sopaya benzetmeye çalışmamalıydım. Sınıfımdakilerle iletişimim yoktu diye bütün insanları kendi sınıfımdakilere benzetmemem gerekirdi aslında.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüs sağa döndü ve Toki'ye girmiştik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nerede çalışıyorsun Kübra abla?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir tekstil fabrikasında canım, Yazıbaşı durağında ineceğim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fabrikaların çok olduğu yerdi orası, doğru söylüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yanlış anlamayacaksan bir şey sorabilir miyim?" Başımı olumlu anlamda salladığımda bana hafif bir tebessüm etti. "Neden gülmüyorsun acaba? Bana güldüğünde bile gözlerin tam kısılmıyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarımı birbirine bastırdığımda gerçekten gülen insanların güldükleri vakit gözlerinin kısıldığını okumuştum bir yerde. "Yapım öyle," dedim ciddiyetle ve dilimin yalan zehrine ağlamak istedim. "Yani, güldüğüm zaman yüzüm fazla mimik oynatmaz, normalde de öyle zaten." Soru ani gelmişti ve böyle bir soruyu ilk kez alıyordum. "Gülmekle ilgili değil."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"En kötü zamanlarında bile aynanın karşısına geçip kendi kendine gülümsemeyi huy edin derim, biraz deli gibi hissediyor insan en başta ama sonrasında iyi geliyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Güzel tavsiyeymiş," diye mırıldandım sadece.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dilek," diye seslendi bir amca ve Kübra o tarafa döndüğünde aslında bir amcanın eşine seslendiğini fark ettik. Kübra yeniden bana baktığında bir nefes bile vermemişti, nasıl yapıyorsa çok doğaldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Böyle karşılaşmamız iyi oldu." Biriyle havadan sudan da olsa konuşmak iyi geldi demeliydim aslında. "Okula gidince insan derslerden sosyalleşemiyor." Okula gittiğimde arkadaşlarım yüzünden asosyal oluyorum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sevindim," dedi Kübra ve düğmeye bastı. "Ben iniyorum burada, haberleşirsek yarın yine beklerim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı salladığımda otobüs durdu ve Kübra indiğinde yine hareket ettik. Kısa otobüste oturacak yer aradım sonra ve işçi kesimden birkaç kişi daha indiğinden ters koltuklardan biri boşalmıştı. Bu otobüste oturmak çok şaşırtıcı gelmişti o an çünkü bırak boş koltuk bulmayı insan acaba otobüs beni alacak mı diye soruyordu çoğu kez. Oturdum öylece ve camdan dışarıyı izledim bizim okulun durağına varana kadar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşımdaki düğmeye bastım ve otobüsten indiğimde bu duraktan kimse inmemişti, hiçbir öğrenci yoktu ve öylesine erken gelmiştim işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her zamanki gibi güvenliği geçtim ve ilk otoparka gittim, bu sefer haddinden az araba vardı saatin erken olmasından ama hiçbir arabayı incelemeden o çok sevdiğim dar yola girdim. Kollarımı açsam yolun çizgisinden dışarı çıkmış sayılırdım, öyle dar, tatlı ve taşlı bir yoldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Evden kahvaltı yapmadan çıktığım için aç hissediyordum ama herhangi bir teneffüs bir poğaçayla yetinirim diye geçirdim içimden ve yine etrafı hiç incelemeden binaya girdim. Kendi sınıfıma geldiğimde okulun içi öyle sessizdi ki attığım adımların bile yankısı duyuluyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ardımdan kapıyı kapattım ve serin hava uykumu açtığından biyoloji dersine çalıştım. Hedefim öyle yüksek değildi, kimya öğretmenliği, düz kimya ya da Kimya Mühendisliği kazansam hayallerim gerçekleşmiş olurdu benim için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kimya ve biyoloji dersleri bana çok kolay geliyordu, matematiğin üzerinde biraz daha durmam gerekiyordu ama fizik dersi için resmen tepinmeliydim. Öyle kötüydü yani, Hacer öğretmenimiz anlattığında ya da YouTube'da Fizikle Barış kanalından izlediğimde çok iyi anlıyordum ama bir hafta sonrasında ise önceden çözdüğüm soruları bile yapamaz hâle geliyordum. Fizik dersi benim beynime öyle nankördü işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Zaman geçtikçe bu vakitte ders çalışmak bana fazlasıyla verimli gelmişti ama maalesef sınıfa yavaş yavaş insan dolmaya başlamıştı. Yeni gelen her öğrenciyle gürültü daha da artıyordu ama yine de çözebildiğim kadar soru çözdüm. On ikinci sınıfın ilk günü tüm sınıf boş derste bile test çözmüştük, o zamanlar herkes hevesliydi ama şimdi sadece gayret edenler kazanacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiç kimseye bakmadım, kimseyle konuşmak da istemedim zaten ve gördüğüm kâbusum da resmen bana uyarı niteliğindeydi ya da olası bir karara karşı bana olacakları göstermişti. Bütün sınıf kabusumda yer edinmeyi başarmıştı ama artık anlıyordum ve hiçbir zaman kalbimde yer edinemeyeceklerdi. Yirmi yıl sonra bile gözümde şu anki olmayan değerleriyle var olacaklardı çünkü şu an ben onların gözünde değersizdim. İnsan büyüdükçe bazı şeylerin daha fazla farkına varıyordu, istenmediğim yerde durmama kararı alabiliyordum artık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ortaokuldayken sevileyim diye insanlara gülümseyen o Hira'dan; bugün, sen güldüğünde gözlerin neden kısılmıyor sorusunu alan o kişiye dönüşmüştüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk iki saat Mazlum Hoca ile matematik işledik, sonrasında ise beden eğitimiydi dersimiz. Seçmeli olarak geçen yıl beden eğitimini seçmiştik, doğrudan yüz alıp ortalamamızı yükseltir diye ve bundan dolayı haftada dört saat görüyorduk beden eğitimini.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deren ile konuşma başlatmadığım sürece iletişimimiz aktifleşmiyordu. Sadece çıkar anında yanımda olan ve işine geldiği zamanlarda benimle konuşan o kişiyle artık bir konuşma başlatmayı düşünmüyordum. Küsmeyecektim, karakterime tersti ve küsmek tam bir çocuk işi gibi geliyordu, bundan sonra sadece benimle konuştuğunda merhabası merhabam olacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiç şaşırılmayacak bir durum oldu; bu, sınıfta bir teneffüs vakti yine tek başıma olmamdı. Beden eğitimi derslerinden nefret ediyordum çünkü kimsenin yanına gidemiyordum, en yalnız olduğum zamanları içeriyordu bu ders ayrıyeten beden eğitimi öğretmenimiz hep serbest bırakırdı bizi. Hiçbir şekilde sınıfça herhangi bir etkinliğe giriştirmezdi. Kısacası, haddime miydi bilmiyordum ama okula sadece kahve içmeye geldiğini söyleyebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine cam kenarına gittim ve dizlerimi peteğe yaslayıp camdan dışarıya baktım. Karman çorman bir manzaraydı gördüklerim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözüme siyah bir siluet iliştiğinde bu kişinin Serkan olduğunu gördüm. Siyah, bol bir pantolon ve kalın kumaşlı naylon, siyah, bol ve üstünde sportif duran bir üst giymişti. Kömür gibi saçları vardı ve boksörleri andırıyordu. Okyanus mavisi koyu gözleri elinde tuttuğu kitabındaydı. Yine tek başına yürüyordu ve yine Serkan'ın yanına çekiliyormuşum gibi hissediyordum. Gülümsediğimde onun yanına gitmek istedim. Daha dün yine ani bir hevesle Serkan'ın yanına gidecekken kâğıdımı vermek üzere Serhat yolumu kesmişti ama sonuç itibariyle ne kâğıdımı alabilmiştim ne de Serkan'ın yanına ulaşmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapıya doğru döndüğümde Begüm sınıfa girmişti, ona bir kez bile bakmadan ilerlemeye devam ettiğimde şaşırmamaya çalıştım çünkü Begüm'ün sırasına gideceğini düşünmüştüm ama o bana doğru yürüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Seni sınıfta tek bulduğuma sevindim," dedi Begüm yüzüne bir dokunsam ellerim bir kova dolusu boyaya bulanacakmış gibi hissettiğim esnada.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ona bir cevap vermeden sabit gözlerle baktım, önceden bu bakışlar bana özgüydü ama Serhat'ı tanıdığımdan beri dümdüz bakma durumu konusunda bir adım gerideydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beni sınıfta tek bırakmanıza ben sevinemiyorum nedense?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Seninle bir şey konuşabilir miyiz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ciddiyetimi bozmadan ona bakmaya devam ettim ve başımı salladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ama aramızda kalacak." Yeniden başımı salladığımda "Şöyle ki..." dedi ve bakışlarını kaçırdı. "Annem ve babam boşanma aşamasındalar ve boşandıkları takdirde birinin tarafını seçmek zorunda kalacağım. İkisinden birini seçsem ötekine ihanet edecekmişim gibi hissediyorum." Gözlerimin içine baktı. "Sen olsan benim yerimde ne yapardın? Anne mi yoksa baba mı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Boşanma durumunu elbette ki kendi annem ve babam üzerinde düşünmedim, öyle bir şey olsaydı kimi seçeceğimi de öyle çünkü günüm ağlamayla başlamıştı, gün ortası ağlamayla geçmemeliydi ki zaten gün sonunda gizli bir yerde yeniden ağlayacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Begümlerin gözlerinde gram değerim yoktu ama öyle bir izlenim sunuyordum ki sanki bu sınıfta en güvenilir kişi bendim. Ya da onların gözlerinde en safı ama ben içimi bilen bir insandım. Bilmediğim bir şey ise bu kadar önemsenen ama aynı zamanda da bu kadar nefret edilen biri olmayı nasıl başardığımdı. Tüm sınıfın ortasında bir yüzüme tükürmedikleri kalıyordu ama teke tek olduğumuzda resmen beynimden bir parça istiyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şöyle ki," dedim Begüm benden bakışlarını kaçırırken. Bir an duraksadım çünkü onun gözünde kötü bir ailede yaşadığımın resmi oluşmuş olabilirdi. Belki de bundan bana bu soruyu soruyordu, bu konularda tecrübeli olduğumun imajını hissettiğinden. "İkisini de seçmezdim. Akışına bırak da seni hak edecek adımları onlar atsınlar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mesela annem ve babam geçinemedikleri hâlde bilinçsizce çocuk yapmışlardı, küçüklüğümde bir rüyaymış gibi hatırlıyordum. Kavga ettikleri halde annem yine sonradan hamile kalıp Ebru'yu dünyaya getirmişti. Kimse bize doğup doğmak istemediğimizi sormuyordu ya da biz nasıl bir ailede doğacağımızı seçemiyorduk. Dünyaya getiriyorlarsa bilinçli olmalıydılar yoksa kötü sonuçlarla üstüne biz suçlu oluyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarını kaldırdığında karşılık olarak omzumu indirip kaldırdım sadece ve sınıftan ayrıldım. Serkan'ın yanına gitmek istiyordum, bana bu cesareti veren onun tek başına yürüyor oluşuydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aç karnımla binanın merdivenlerinden koşar adım zıpladım ve galiba ben açken daha çok enerjiktim. Yürümeye devam ederken kısılmış gözlerim Serkan'ı arıyordu. Siyahlar içinde bir adam gördüm, yürürken kitap okuyordu ama onu gördüğüm gibi adımlarım tereddütte kalmıştı. Yine de cesaretimi içime çektiğim nefesten alıp ilerlemeye devam ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gerginlikten terleyen ellerimi pantolonuma sürttüğümde tam soluna geçtim aramızda bir adımlık mesafe bırakarak. Benden uzun insanların yanında küçülürdüm, Serkan'ın haddinden uzun oluşunun yanında baskın bir ezilme duygusu hissetmemiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onun yanında yürümeye başladığımda en çok tepkisini merak etmiştim ama o hiç duraksamadan kitabını okumaya devam etti. Alınmadım, böyle bir tepki bekliyordum çünkü istediğim de buydu: Konuşmadan birinin yanında sakince yürüyebilmek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Montaigne'in Denemeler kitabını okuyordu, bu kitabı ben de okumuştum. Başımı biraz kaldırıp hangi bölümde olduğuna bakmaya çalıştım: Aşk Üstüne.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yürüdük öylece, sonrasında kollarımı göğsümde birleştirdim başımı yere doğru eğerken. Kimseye bakmıyordum, yanında yürümeme ses etmiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bölümü bitirip bitirmediğine bakmak için başımı sağıma çevirdim sonrasında sayfanın sonuna doğru geldiğini fark ettim ama bu sayfanın altı önceden çizilmişti: "İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz. İnsanı öldürmek için gün ışığında geniş meydanlar ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz." Sayfayı çevirdiğinde çizilen kısım devam etti. "İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini," nedense bu kelime birçok kez çizilmişti. "Bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu cümle haddinden fazla karalanmıştı: "Onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir." Bu resmen fosforla geçilmişti. "...birini iyileştirmenin öldürmek anlamına geldiğini söyler... Bütün hayatın böyle geçiyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan kendisiyle eş zamanlı okuduğumun farkındaydı. Yüzünü buruşturdu, hayır, mimik bile oynatmadı, tepki vermedi, ona bakmaya devam ettiğimdeyse okyanus mavisi gözlerini devirdi ve "Şimdi ulu orta yerde sevişmemiz gerektiği kanısına mı varmalıyım?" dedi alayla. Serkan az konuşuyordu, konuşmayı sevmiyordu. Ve tamamen alaya almıştı, ciddiyetini içinde yaşadığını görebiliyordum ama. Sanırım bunu bilecek olmamdan çekinmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı olumsuz anlamda salladığımda bölümü bitirdiğinden kitabı parmağı arasında kalacak şekilde kapattı ve bir nefes verdi. "Şaka bir yana bu kitabı Serhat'tan çalmıştım bir ara. Altı çizili yerleri Serhat çizmiş olmalı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sor, dedim. Sırası mıydı? Değildi. Yanından kovulma ihtimalim var mıydı? Öyle bir konuşuyordu ki sanki kelimeleri ağzından zorla çıkartıyordu. Neden yaşama sevincin yokmuş gibi? Yalnız göründüğünden değildi bu düşüncem ama insanlar benim hakkımda da Serkan'ın hakkında düşündüğüm gibi düşünüyorlar mıydı acaba?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nasılsın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cevap yok. Dudaklarımı birbirine bastırdığımda benimle tanışmaya çalışan kişinin aslında sadece Serhat olduğu kanısına varıyordum. Anıl sanki Serhat'ın zoruyla dibimde bitiyordu, Serdar hakkında ise şu an hiçbir şey düşünemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan Gizemli Adam olamazdı- Gizemli Adam'ın bu kadar soğuk biri olduğunu düşünmüyordum- çünkü cüsse farkı vardı ama fiziken Anıl ve Serhat Gizemli Adam'ın görünüşüne daha yakındı. Serdar da gizemli adam olamazdı çünkü abartısız en uzun olanıydı ve boyu iki metre bile olabilirdi. Üstelik Serdar sarışındı da ama ben uzaktan Gizemli Adam'ın saçlarını koyu bir renk görmüştüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Üniversite son sınıf mısın?" Bir sırıtış bile bulamadım. "Yanında yürüyorum." Kafanın içinden çıkmayı denesen, Serkan? "Sorgulamayacak mısın?" Başını olumsuz anlamda bile sallamadı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yürümeye devam ettik, sessizce ve belli bir tempoda. Yanında sakinlik vardı, gözlerinde dinginlik yer edinmişti, ağzı sessizliği temsilen bantla çapraz bağlanmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teneffüs zilinin çaldığını duyduğumda "Gidiyorum," dedim haber verircesine. Yine dönüp bana bakmadığında en azından yanından kovmadı diye düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beden eğitimi dersinde hiç kimsenin yanında yer edinemeyeceğimden sınıfıma gitmek için binaya doğru yürüdüğümde "Sevgilim!?" diyen tanıdık bir ses duydum ama bakmadım. "Sevgilim, bakar mısın buraya?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana seslenilmediğini düşünüyordum ama yine de çatık kaşlarımla o tarafa doğru döndüğümde Serdar'ı gördüm, bana bakması ayrı bir şaşırttığında etrafındaki kız topluluğu dikkatimi çekmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar yine tek bir kelimeyle parlıyordu. Bembeyaz, paçaları lastikli bir eşofman giymişti altına, beyaz çorabı ve bembeyaz spor ayakkabılarıyla mükemmel olmuştu. Üzerinde ise altına giydiğinin takımı gibi duran naylon, beyaz, uzun kollu ve bol bir üst vardı. İki metrelik boyu, sapsarı saçları, beyaz teni, belirgin çenesi ve sadece siyah göz bebeğini belli edecek türden fazlasıyla açık ela gözleriyle Serdar'ı görmeden önce bana böyle bir tarif yapılsaydı imkânsız derdim ama Serdar tam karşımdaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elbette ki incelememi nötr bir ifadeyle yapmıştım ama Serdar'ın yanındaki kızlara gözlerim iliştiğinde yüzüm soğumuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sevgilim," dedi Serdar bana bakıp bir kez daha ve kendisini darlayan kız grubundan, rahatsız edildiği hâlde kimsenin kalbini kırmamaya çalışarak ayrılması acayip bir incelikti- uzaklaşıp bana doğru gelmeye çalıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sevgilin mi?" dedi güzel kızlardan biri.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sevgilim." Serdar yanıma geldiğinde upuzun boyundan dolayı geri geri gitmek istiyordum. Serkan'ın yanında çok az hissettiğim bu duygu Serdar'ın yanında tavan yapmıştı. Serdar'ın da havası aynı Serhat ve Şevval gibi çok baskındı, yanlarına yaklaşıp da kaldıramıyordum. "Evet." Serdar bir anda elimden tuttuğunda yüzümü stabil tutmaya çalıştım, belli ki kızlardan kurtulmaya çalışıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gidelim buradan Serdar." Her şeye rağmen, belki de şu andan bir an önce kurtulabilmek için Serdar'ın elini sıktım ve geri götürmeye çalıştım Serdar'ı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yalnız Serdar," dedi beş kişilik kız grubundan biri. Nedendir bilinmez bütün kızları aynı görüyordum. "Sevgilim dediğin kızı ben erkek kardeşin ile yalnız başına bir sınıfa girerken görmüştüm."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başka biri de "Ve az önce de Serkan'ın yanında yürüyen ilk kız olarak tarihe geçti," dedi büyük imalarla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sefer Serdar'ın susmayacağını gördüğümde elini biraz daha sıktım susması için ve bana doğru döndüğünde yüzümdeki sabrı görmeyi beklemiyordu üstelik kızlar da hafif şaşkın gibiydiler. Ani çıkışmamı bekliyorlardı herhâlde çünkü insanlar hep aynı model kişi görmeye alışıktılar. Bir kadına söylemekten utandığım o kelimenin muamelesi yapıldığında o kişinin sakin kalabilmesi çok uçuktu çünkü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet," dedim kızlara doğru sıfır mimikle ve Serdar'ı götürmekten vazgeçmiştim. "Sizin uğraşıp da bir türlü ulaşmayı başaramadığınız üç erkek kardeşi bir günde ağıma çekmeyi başarmış biriyim." İfadelerini tek tek izledim, sorun çıkartacak tipler değillerdi. "Şimdi beni sevgilimle yalnız bırakır mısınız?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir iki saniye dik dik baktılar ama yine de düzgün kızlardı, bozuntuya vermeden bizden uzaklaştıklarında elimi Serdar'ın elinden ayırdım ve arkama aldım, silmek için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ne yaptığımı fark etmedi Serdar ve "Sonunda," dedi nefesini verirken. "Kurtuldum o kızlardan." Bana baktı ve gülümsedi. "Kurşun kalem de değilim ki kendimi parçalara ayırıp her birine eşit yeteyim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar neşeliydi, gülümsetme yeteneği vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aklımı kurcalayan bir şey vardı. "Kendin de ayrılabilirdin o ortamdan?" Cidden upuzun boyu ve yapılı bir vücudu vardı Serdar'ın, eminim ki ona bakan bir daha dönüp bakıyordu ama ben Serdar'dan nedendir bilinmez etkilenemiyordum. Sanırım sarışın olduğu içindi. "Neden kendin uzaklaşamadın o kızlardan?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çünkü," dedi Serdar ve arkamda bir yerde gözleri sabitlendi. "Kadınların kalbini kıramıyorum değer verdiğimden ve kırıcı konuşamam." Etkilenerek kaşlarımı kaldırdığımda "Ben peki bir şey sorabilir miyim?" dedi Serdar ve evet anlamında başımı salladım. Parmağıyla hafif bir şekilde arkamda baktığı yeri gösterdiğinde ben de o tarafa döndüm. "O kızı tanıyor musun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval. Ağaçlık alanların bir köşesinde dört arkadaşıyla ayakta sohbet ediyordu ve resmen ışıldıyordu. "Şevval mi?" dedim Serdar'a dönerken. Gözlerini kısmıştı ve düşünceyle, belki de bir şeyi hatırlamaya çalışarak Şevval'i izliyordu. "Şevval'i tanımıyorum ismini bilmek dışında. Neden sordun onu?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elini şıklattığında "Bir yerden," dedi ve duraksadı. "Onu bir yerden tanıyor gibiyim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarımı bilmem dercesine büzdüm ve Serdar ile aynı anda zıt yönlerde hareket ettik. Sınıfıma çıktığımda yine tek başımaydım ve yine dışarıyı seyrettim. Teneffüs bittiğinden bahçede liselilerden sadece bizim sınıf vardı. Oyun oynayacaklardı ve ben yine uzaktan izleyecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendime yediremediğimde sırama geçtim ve bu sefer de matematikten üç beş soru çözdüm sonrasında, belki de soru çözdüğümden artık lise için son yılı okuduğumun farkına vardım. Bitiyordu. Hiçbir şekilde lise hayatının tadını çıkartamadan ve çıkartmama hep müdahale eden kişilerden bir dört yılım daha çöp olacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kitabı yine de sakinlikle kapattım, bir gün değişir miydim hiç bilmiyordum. Sertçe kitabı kapattığım, insanlara bağırdığım, sakin kalamadığım, küfrettiğim, sabrımın bir şelale gibi şiddetle aktığı zamanları görmek istemiyordum çünkü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çantamdan ufak not defterimi ve tükenmez siyah kalemimi aldığım gibi yeniden sınıftan ayrıldım. Adımlarım yeri bile inletmiyordu işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendimi yeniden dışarı attığımda okuduğumuz binanın tam önünde bir bank vardı, gözlerim oraya keskince değdiğinde o banka oturdum. Sırtımı binaya veriyormuşum gibi bir konumdu burası.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Not defterimin boş bir sayfasını açtım ve tükenmez kalemimin kapağını açıp kapağı kalemin arkasına yerleştirdim ve derin bir nefes aldım, yeteneksizce yazdım: "Ben dik durmaktan ve hiçbir şey olmamış gibi insanların yüzüne bakmaktan çok yoruldum." Devam ettirsem mi diye kararsız kalmıştım ve bu bir anda kâğıdımın çalınma hissine sebebiyet verdiğindendi. Not defterini kucağımda sımsıkı tuttum, etrafım ders saati olduğundan boştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Soğuk suratımla hiçbir işe yaramıyormuşum gibi görünüp kendi ailemi bir arada tutmak için zincir rolü üstlenmekten çok usandım." Ailem, kardeşlerim ve dün olanlar aklıma geldi. Özgürlüğümün olmayışını düşündüm not defterini sıkarken. "En büyük çocuk olarak doğup kardeşler arasında her şeyi yanlış tercihler yaparak tecrübe etmekten bıktım ve kardeşlerimin de benim tecrübelerime bakarak o hatayı yapmamaları canımı sıkıyor artık çünkü ben, bir deneme tahtası olmaktan da çok yoruldum." Derin bir nefes ve yaşıtlarım tarafından kale alınmayışımın hatırlanması. "Yüz şeklim hep asık durduğu için, kişilerin, hiçbir sözlerini önemsemediğim kanılarına varmaları ve beni ezip geçmeleri artık beni çok üzüyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı kaldırıp sağ ileriye baktım, karşı binanın yan tarafında kalan köşede voleybol oynanması için büyük bir file koymuşlardı ve bizim sınıftakiler orada voleybol oynuyorlardı. Üzüldüm, oynayamadığım için. Dedim ki kendi kendime, yanlarına gitmeyi dene. Ben de sizinle oynayabilir miyim? Hayır. Direkt filede boş bulduğum herhangi bir yere geçsem herkesin içinde kovarlar mıydı beni? Olmuyordu, gidemiyordum. Yeniden defterime dönmeden önce bu sefer de soluma baktım hislerimle ve ileride, yere oturmuş olan Serhat'ı ve Anıl'ı gördüm, bu tarafa bakmıyorlardı ya da ben o tarafa baktığımdan bu tarafa bakmayı kesmişlerdi. Yere, buz gibi betona öylece oturmuşlardı, bildiğimiz okul bahçesinin o soğuk zeminine.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sınıf arkadaşlarımın beni dışlamalarından doğan asosyal kız modeli oldum ki böyle olmadığım hâlde beni oyunlarına dahil etmemeleri çok kırıcı. Bu beni çok yalnız hissettiriyor, halbuki ben ne asosyalim ne de duygusuz. Ben nasıl bu kadar yanlış anlaşıldığımı bile bilemeyecek kadar saf düşünceliyim. Gerçekten, neden ilkokuldan beri bulunduğum sınıflarla iyi geçinemiyordum, benimle iyi geçinemiyorlar? Neden?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden uzağımdaki Anıl'a ve Serhat'a döndüm, bir şey konuşuyorlardı birbirlerinin yüzlerine bakmadan.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yüzlerce arkadaşım olmasına gerek yok, gerçekten tek bir iki tanesine bile razıyım. Mesela tek bir dostum olsun ve o kişi, Şevval gibi gerçek bir dost olsun. Onu tanımıyorum tam anlamıyla ama dobra oluşu ve cesaretiyle iyi bir dost olurdu herhalde." Kız kardeşlerimi düşündüm, bence üvey kardeştik aramızdaki görünmez mesafelere bakınca. "Mesela tek bir kardeşim olsaydı ve o da yüz güldürmeyi başarabilen Serdar olsaydı." Düşününce, gerçekten de bir abi fena olmazdı. "Çevrem bu kadar kötü niyetli insanlar ile dolacağına sadece her bir sıfattan birer tane iyi yakınım olsaydı ya."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiçbir zaman böyle bir şeyin gerçekleşmeyeceğini hatırladığımda gözlerimin içinin alev topu gibi yandığını hissettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarımı birbirine bastırırken Anıl ayağa kalkmıştı ve yürüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"On sekizine girmene şunun şurasında ne kalmış ki, Hira? Bitiyor artık, oyun oynayamayacaksın, gençliğin yarımı geçtim fazlasıyla eksik olacak, salıncağa binemeyeceksin çünkü yadırganacaksın ileriki yaşlarda, hatta yaşın ilerledikçe doğru dürüst koşamayacaksın bile, ebelemece oynayamayacaksın, belki cüssen büyüyecek ve saklambaca da veda edeceksin sanki çok sahip olabilmişsin gibi. Geçmişin eksikti, gençliğin de eksik kalıyor ve geleceğinin de pek bir değişiklik göstereceğini sanmıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir anda ayağa kalktım ve binaya koşar adım geri girdiğimde sanki arkamdan da biri geliyordu. Not kâğıdımın sayfasını koparttım ve lavaboya daha ulaşamadan yırttım, hırsla yırtmak isterdim ama şu sakinliğimin kaynağı hiç tükenmiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir dakika, Hira?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkama dönüp bakabilirdim ama öyle büyük bir gururum vardı ki ağlamasam bile kızardığımın da görülmesini istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İki elimle kapıyı itip kızlar tuvaletine girdim ve boş bulduğum bir kabine kendimi attığımda şaşılası bir şekilde adım sesleri kesilmemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aceleyle kalemi ve not defterimi bacaklarımın arasına sıkıştırıp koparttığım sayfayı daha da ufak parçalara böldüm ve suda yumuşatıp un ufak hâle getirdikten sonra tuvaletin içine attım ama sifonu çekmedim çünkü peşimden gelen kişi yazdıklarımı yok ettiğimi anlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gittin mi?" diye seslendim çünkü kızlar tuvaletine girmesine ihtimal vermiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapının kapanma ve kilit sesi geldiğinde "Hayır," dedi Anıl ve diğer kabinleri tek tek kontrol etti. Kendisi bulunduğu konumun farkında mıydı yoksa ben bakar kör bir şekilde erkekler tuvaletine mi girmiştim? "Şu an lavaboda sadece ikimiz varız." Ona çok büyük bir başarı ya seni alkışlıyorum Anıl, demek istediğimde görüş alanıma ayakkabıları girdi. "Çıkacak mısın oradan?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ağlamış suratım ve kızardığına emin olduğum gözlerimle karşısına çıkacağımı sanmıyorum demek isterdim ama sadece yüzüm sıcaklamıştı. En normal hâlime dönmem on saniye bile sürmezdi aslında.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendime bir çeki düzen verdiğimde ellerimle saçlarımı geri ittim ve sesimin düzgün çıkmasına özen gösterdim: "Kızlar tuvaletine girdiğini müdüre söyleyeceğim, Anıl."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir ayağını komikliğine sertçe yere vurduğunda duvara sinmek isterdim ama çocukça eğlendiğimi hissediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de seni zorla erkekler tuvaletine sokacağım ve sonra da hep beraber müdüre gideceğiz. Sen benim kızlar tuvaletine girdiğimi; ben de senin erkekler tuvaletine girdiğini söyleyeceğim. Nasıl fikir?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beni o tuvalete zorla soktuğunu söylerim, bu nasıl fikir?" dedim bacaklarım arasındaki not defterimi ve kalemimi alırken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hmm," diye bir ses çıkartıp düşündü. "Ben de senin beni kızlar tuvaletine zorla soktuğunu söylerim. Bu nasıl fikir?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Seni bu tuvalete zorla sokamayacağımı müdür zaten bilir ama," dedim direterek.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benim de seni zorla erkekler tuvaletine sokamayacağımı müdür zaten bilir." Senaryo sözlerimizi karşılıklı değiştiriyorduk ve gülümsüyordum, sahi, o niye gelmişti buraya ama sorsam bile cevaplamazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir şey söyleyeyim mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Göremeyecek olsa bile başımı salladım. "Evet."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şu hâlimiz bana eski bir anımı hatırlattı. Ortaokuldayken kızların eşyalarını alıp kaçardım, kovalarlardı beni ve erkekler tuvaletine girdiğimde kapıdan onlara hep hareket yapardım içeriye giremezler diye. Güvenli bölge gibi bir yermiş harbi şu lavabolar karşı cinsler için biz küçükken."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne yani," dedim hafif alayla. "Büyümüşsün diye öyle her yere girebileceğini mi zannediyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir gülme sesi duyduğumda "Neyse, ben gideyim artık," dedi Anıl. "Ortaokuldaki gibi farklı sınıflardaki kızlar dedikodu için aynı anda lavabo izni alırlar falan." Kilit sesi açıldı ve kapının açılmasını da kulağıma ulaşan gıcırtıdan anladım. "Hiç uğraşamam şimdi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kabinden çıktığımda Anıl çoktan gitmişti, şöyle bir aynadan baktım kendime ve bir kusur bulamadığımda yeniden sınıfa döndüm ve matematik testi çözmeye devam ettim. İlk beden eğitimi dersi bitmişti ve teneffüsün de bitmesine az kalmıştı. Bir yedi soru kadar yeniden çözdüm ama süreyi idareli kullanamadığımı fark etmiştim. Erken fark et hatalarını ki düzeltebileceğin zamanın olsun.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yedi soru az olabilirdi ama matematik sorusu çözmeyi sevmediğimden baymıştım iyice. Midem yandığında aç karnımla su içtim sonra dayanamayacağımı fark ettiğimde cüzdanımdan yeteri kadar para çıkartıp aşağı indim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Zeytinli ve patatesli poğaçalara bayılırdım ama boyoz sevmezdim, İzmir bombası güzeldi ve midye aşığıydım. Çiğdemi ise sadece sevdiklerimin yanındayken yemeyi seviyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Zeytinli poğaça aldım bir tane ve boş bulduğum bir yere geçip yedim, zaten ufak olduğundan çabuk bitmişti. Kantin aynasından kendime çeki düzen verdiğimde koridor kısmına çıkmak yerine kantinin camından verandaya çıktım ardından bu açıdan bizim sınıftaki voleybol oynayan kişilerin daha net görüldüklerini fark ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Geçmişin eksik, gençliğin yok ve muhtemelen geleceğin de böyle olacak. En azından ileride anlatacak bir şeylerin olsun. Ben lisedeyken voleybol oynayan sınıf arkadaşlarımı izlerdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine bahçeye çıktım ve yine o hep oturduğum binanın tam önündeki banka geçtim. Erkeklerden voleybol oynayan kalmamıştı ama kızların sayısı aynı duruyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sence aşk denen şey insanların üremelerini sağlayan ucuz bir his mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir anda yanıma kurulan karaltıyla bankta yana kaydım ve yanıma gelen kişiye baktım. Serhat. Yerimde başka biri olsaydı ona mantıklı cevaplar vermeye çalışırdı ama ben anlıyordum, Serkan'ın kitabını Serkan ile aynı anda okuduğumuzu görmüştü ve okuduğumuz bölümde böyle bir düşünce de geçiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bakışlarımı önüme geri çevirdiğimde göz kaçırması yaptığımı saymıyordum çünkü tam gözlerine bakmamıştım. "Yani," dedim sadece ve başını memnuniyetle salladı. Neden ileri görüşlülüğüme ve bana edilen cümlelerden ne denilmek istediğini anlamama şaşırmıyordu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ona az önce göz ucuyla bakmıştım ve başkasına tuhaf ama bana mükemmel ötesi görünen giyim tarzıyla karşılaşmıştım. Beyaz ayakkabı, siyah çorap, gri eşofman ve cidden eşofmanın üzerine beyaz renkli, sönük gri dikey çizgileri olan bir gömlek giymişti. Eşofmanın üzerine bol bir gömlek giyen ilk insan olarak Serhat'ı görmüştüm. Yetmemişti ve beyaz gömleğinin açık üst düğmelerinden gördüğüm kadarıyla siyah ince bir kazak vardı içinde, bu da yetmemişti ve siyah bir mont da giymişti. Koyu neon yeşili gözlerinden ve dağınık kopkoyu kumral saçlarından bahsetmiyordum bile. Sol eli hâlâ sargıdaydı ama bol tarzı güzel örtmüştü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiçbir şekilde bir arada göremeyeceğim o kombin parçaları Serhat'ın üzerinde mükemmel ötesi durmuştu ama şu an yüz şeklim öyle bir ifadedeydi ki sanki Serhat ailemden birini öldürmüştü ve ben de öyle çatık kaşlarla ileriye, voleybol oynayanlara bakıyordum işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Oturacak başka yer mi yoktu?" diye sordum ona bakmadan aksi bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Vardı." Dürüstlük?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden geldin yanıma o zaman?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çünkü yanın boştu," dedi bariton ses tonuyla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benimle dalga mı geçiyor diye Serhat'a bakmak istiyordum ama uzun uzun onunla bakışmak çok korkunçtu. "Yanı boş olan kişilerin yanına böyle bodoslama giriş mi yaparsın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır," dedi Serhat sonra duraksadı ardından "Yani," dedi ağzını yayarak. "Kişiden kişiye değişir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bacakları hafif açık oturduğundan sol ayakkabısının sağ ayakkabıma minik bir teması olduğunu fark ettim, muhtemelen o da farkındaydı ama ayakkabılarımızı çekmedik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden ne yapmaya çalıştığını açık bir dille beyan etmiyorsun, Serhat?" Ona bakamıyordum. Benimle tanışmaya çalışan dört kişi yoktu, sadece Serhat vardı. "Bir amacının olduğunun farkındayım. Ne yapmaya çalışıyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sana yakın olmaya çalışıyorum." Ağır bir şekilde ona döndüm ve koyu neon yeşili gözleriyle bakıştım, üzülerek çünkü yine çok baskın ve yenilmez bakıyordu; gözlerimi başka yöne çekmem an meselesiydi. Bana bakarken gözlerini kıstığında "Dürüst olmak gerekirse," dedi ve işaret ve baş parmağını birbirine yaklaştırdı. "Kaderi biraz yoklayıp, parmağımın ucuyla onu biraz deşip ucunu ya da bizleri nereye bağlayacağını görmek istiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yeterince açık değilsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Haddinden fazla dürüsttüm naçizane."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı olumsuzca iki yana salladım ve çenemi sıkarak önüme döndüm, gözlerimi Serhat'tan ayırmama rağmen Serhat yine geriye yaslanıp bana bakmaya devam ediyordu ve bu bana kendimi hatırlatıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çok çok yüksek bir ihtimalle Gizemli Adam Serhat'tı. Gizemli Adam'ın köpeği olduğu gibi Serhat'ın da vardı ve giyim tarzları biraz andırıyordu hatta boy ve beden yapıları da kısmen benzerdi ama Serhat'ın sol kolu tüm işi bozuyordu düşüncelerimde çünkü Gizemli Adam'ın sol elinin yaralı olduğunu görmemiştim ya da bir dövme de hatırlamıyordum ama belki de anında tanınmamak için böyle delice bir eylemde bulunmuştu. Yine başımı olumsuzca salladım. Uçuk kaçık düşünüyordum sadece.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mesela Serhat neden şu an yanına geldi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiç konuşmadan birkaç dakika daha voleybol oynayan kızları izledik, Serhat yanımda haddinden fazla sessiz bir şekilde bekliyordu ya da bir şeyler düşünüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, yumruk yaptığı elini ağzına götürdü ve boğazını hafifçe temizledi, konuşmak için. "Çocuk oyunları hakkında ne düşünüyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiçbir zaman tam anlamıyla oynayamayacağımı ve içimde bir ukdenin taşlaşarak yaşlanacağımı. "Hiçbir şey düşünmüyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben de kendimi geriye yasladığımda Serhat'ın bir elini bankın arkasından attığını gördüm, benim arkama atmıştı ama sıfır temas vardı şu an. Görmezden gelemezsin ama görmezden gelmeye çalış. Öyle heybetliydi ki kendimi ezik ve küçük hissetmemem için hiçbir sebebim yoktu. Yenilemezmiş gibi duran aurasını görme.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Seni," dedi Serhat başını hafif eğip kaldırırken. "Onların yanına voleybol oynamaya götürebilirim hatta ben de gelirim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatıldı ama en iyi yaptığım şeylerden biri de kendime hâkim olabilmemdi. "Onların yanına gitmek istediğimi de nereden çıkarttın?" Serhat'a baktım, bakışlarımı kaçıracağımı bilmeme rağmen keskin bir şekilde baktım ona. "Hem sen benim velim misin ki yanımda geleceğini söylüyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öyle demek istemedim," dedi Serhat sakin bir sesle. Bu sefer baskın değil; hafif, yumuşak ve anlayışlı bakıyordu. "Sadece ben de seninle oynarım demek istemiştim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ona bakmaya devam ederken gözlerimi kaydırdım başka bir yöne ardından çenemi havaya kaldırıp yeniden voleybol oynayan kızlara döndüm. Bir cevap vermeyecektim, onlarla oynamak istemiyordum hatta hayal edemeden de duramadım. Ben ve Serhat onların yanına gidip biz de oynayabilir miyiz diye soruyorduk, onlar da Serhat'a evet ve Hira'ya hayır cevabını veriyorlardı. Korkunçtu ve gülünçtü de.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden sessizliğe gömüldüğümüzde sükuneti bozmak adına "Sen oynamak istiyorsan gidebilirsin bu arada," dedim açıklama yaparak. "Bana bakma sen."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hayır anlamında salladı başını. "Ben seninle oynamak istiyorum, karşı takımlarda." Koyu neon yeşili gözleri bir şahin gibi kısıldı voleybol filesine bakarken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beni oyuna almazlar diyemedim, ben üç buçuk yıldır onlarla hiç oynamadım diyemedim, Serhat'a; gururumdan onların yanına gidip de ben de sizinle oyun oynayabilir miyim diye soramayacağımdan bahsetmedim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şöyle yapalım." Başını önüne eğdi bacaklarını hafif açarken ve gömleğinin ucuyla gri eşofmanının birleştiği bir noktaya baktı. "Zekiyim," dedi Serhat ve ona doğru dönmesem bile bir kulağımı ona verdim. Konumuzla ne alakası vardı şu an? "Zenginim, güçlüyüm..." her bir kelimesinde bir parmağı daha havaya kalkıyordu. "Laflarım var, görünüşüm de öyle." Saydıkları kendisiyle övündüğünü düşündürtmedi bile, aksine güven verdi çünkü ses tonunu bile o seviyede ayarlamıştı. Sanki onun yanındayken her şey ayağımın altındaydı ve tek bir sözüme bakıyordu ya da tek bir ezişime. Koyu neon yeşili gözleri voleybol oynayan kızları buldu. "Hangi özelliğimi kullanmamı istersin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım sanırım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tek bir lafıyla kızları oradan çıkartabilirdi çünkü ettiği tehdidin yanında gücü de vardı, serçe parmağıyla bile kızlar, karıncalar gibi etrafa saçılırdı. Görünüşü ise en cazibeli yöntemi olurdu çünkü onun görünüşünü beğeniyorlardı her ne kadar çekinseler da. Para kısmını es geçtim çünkü bu devirde artık çoğu kişi paranın kölesiydi. Tek bir seçeneğim kaldığında "Zekâ," dedim düşünceyle. "Zekânı kullanmanı tercih ederdim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dikkatle voleybol oynayan kızları sonra da havada bir sağa bir sola savrulan topu izledi. Önceden plan yapmadığı ve doğaçlama gittiği belliydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Montunun cebinden telefonunu çıkartıp birine mesaj attı. "Peki." Sonra başını salladı ağırca ve telefonu geri montunun cebine koydu. "Gerçekten oyun mu oynamak istiyorsun, arkadaş mı edinmek istiyorsun yoksa tek mesele yalnız görünmemek mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir anda sormuştu. "Yok, sadece oynamak isterim aslında." Elimle yüzüme vurmak istedim çünkü verdiğim berbat bir cevaptı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tamam," dedi Serhat ayağa kalkarken. "Beni ve zekâmı izle o zaman." Karşımda siyah montunu çıkartıp bir anda kucağıma bıraktığında "Sende kalsın," dedi ve mont yere düşecekken iki elimle tuttuğumda o baskın ada çayı kokusu bir tokat gibi beni kendime getirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatık bir hâlde montu tutarken tam karşımda sönük gri çizgili gömleğiyle kalmıştı ama ona bakmıyordum. “Bana bu kadar soğuk olma, Hira. Kötü bir insan değilim.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı kaldırdığımda göz göze geldik, bana anlayışla gülümsedi ve kalbimden sıcak bir sıvı aktığında dudaklarımı birbirine bastırarak bakışlarımı kaçırdım ondan.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sağa, voleybol oynayanların tarafına doğru gideceğini düşünmüştüm ama Serhat sol tarafa doğru yürüdü ve arkasından onu izledim. Otuz adım sonrası tıpkı Gizemli Adam'ın koyu renk dalgalı saçları gibi Serhat'ın da koyu kumral saçları siyaha bürünmüştü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bizden çok çok uzaktaki bir köşede, ağaçlık kısımların en diplerinden birindeki bir çardağın önünde durdu Serhat ve oradaki erkek grubuna bir şeyler söyledi. Zekânı kullan demiştim ama o daha çok savaşa gidenler gibi yanına insan mı topluyordu? Baskın mı yapacaklardı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat bir şeyler konuştu ama bu mesafeden kimsenin yüzü seçilmiyordu hatta Serhat yanımdan o kısma gitmemiş olsaydı Serhat'ı da tanıyamazdım. Bir şeylere ikna etmeye çalışıyor gibiydi; bir adam hemen ikna oldu, öteki mırın kırın yaptı ve sonuncusu ise hiç konuşmadan kollarını göğsünde kavuşturmuş bir vaziyette Serhat'ı izlemeye devam etti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şunun şurasında kaç gün olmuştu ama kimin nasıl tepkiler verebileceğini anlayacak raddeye gelmiştim. Serdar. Anıl. Serkan.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

(Yazar notu: 8 Haziran Cuma 2023, lisedeki son sınavına girdin ve en küçük kardeşinin ayağı kırıldı bugün. Mutlu bitecek bir sahneyi duygusala bağlamazsam iyidir.)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım ikna etmek içindi; Serhat, Serkan'ın kulağına eğilip bir şeyler söylemişti ama Serhat'ın bu çabasını anlayamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Umutsuzdum, hiç gülmüyordum, içime, tam kalbimin ortasına bir ağırlık çökmüştü ve bu iç karartısı beni mahvediyordu. Hiçbir zaman oynayamazdım, iyileşemezdim, iletişim eksikliğim düzelemezdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Donmuş bir ifadeyle erkek grubunu çardakta geride bırakan Serhat'ı izledim, oradan ayrıldığı için birkaç saniye sonra yüzü seçilebilir hâle gelmişti. Bana, gözlerimin içine bakacak diye düşünmüştüm ama o dudaklarıma baktı ve belki de ilk kez açık bir şekilde ifadesini okudum: Dudaklarımın kenarları aşağı sarkmıştı, umutsuzca ve gözlerime bakmadığı hâlde gözlerimin tam içine oturan çaresizliği hissettiğini biliyordum. Şu an öyle bir haldeydim ki gözlerimin içine oturan o çaresizlik bir sandalyeye bağlanmış gibiydi, özgürlüğe kavuşmak için çırpınıyordu ama ifademdeki dinginlik olası bir savaşa müsaade vermiyordu. Öyle zıt ve büyük ikilemlerin tam çizgilerinin üzerine basıyordum işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Doğru kelime stres altında olduğumdu ama stresim bile bağlanmıştı, özgürce hislerime odaklanamadığımdan dışarıdan ya da sadece Serhat'ın gözünden üzerimdeki ruhani ağırlık belli oluyordu, görebiliyordu. İlerledi, ilerledi, ilerledi ve Serhat aynı benim gibi dudaklarının kenarlarını aşağı getirerek gülümsedi. Aynı dudak hareketi ama farklı anlamlar...

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Voleybol oynayanların yanına ulaştı Serhat ve herhangi birine bir şey dedi ama Hivda direkt araya atlayarak birkaç bir şey söyledi başını evet anlamında sallayarak. Şaşırmamıştım, kendisiyle konuşulmadığı hâlde kimin oynayıp oynamayacağına tek başına karar veriyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat oyuna dahil olduğunda olağan diyordum içimden. Zaten Serhat'ı oyunlarına dahil ederlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Keşke bir oyuna dâhil olabilmek benim için de bu kadar kolay olabilseydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hislerim doğrultusunda yeniden sol tarafıma baktım ve Anıl'ın, Serdar'ın ve Serkan'ın yakınımdaki banklardan birine geçtiklerini gördüm. Bana bakmıyorlardı ve gözleri Serhat'taydı. Serdar gülümseyerek izliyordu. Anıl kollarını göğsünde kavuşturmuştu ve bir şahin gibi kısıktı gözleri,

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan ise dizlerini birbirinden ayırmıştı ve ayakkabılarına bakıyordu dik bir şekilde ama sanki bu bakışlar bilerekti. Etrafa bakmamak için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

(Yazar notu: 8 Haziran Cuma 2023 saat 00.23 ve yazmaya ara veriyorum, bu şekilde devam edersem bunlar voleybol oynayamazlar.)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Biraz geriye yaslandım ve yeniden Serhat'ı izledim, bulunduğu kısımdan yüzü bana doğru dönük bir şekilde oynuyordu ve Hivda ve Begüm ile karşılıklı taraftaydılar. Onun dışında Serhat'ın fiziği gerçek miydi diye düşünüyordum ya da giyim tarzı nasıl bu kadar has olabilirdi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bildiğimiz voleybol oynadılar, uçan kuşlarda bile bir değişiklik yoktu ama birkaç dakika sonra Serhat'ın arkasındaki kızın yüzünün düştüğünü fark etmiştim. Dikkatle izleyince anlaşılıyordu, karşı fileden ne zaman Serhat'ın arkasına doğru top gelse Serhat hem upuzun boyuyla hem de bilerek geriye gidip topun kızın eline değmesine izin vermiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dur, Hira. Gülme.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Top diğer kızlar arasında normal döngüde döndüğü için diğer oyuncular pek farkında değildi olanların ama Serhat'ın arkasındaki kız dakikalardır topa dokunmadığında sahanın içinde topa dokunma çabaları veriyordu mutsuzca.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım kız oyundan çıktığında yerine ben geçecektim, anladığım buydu ama Hivda bir anda karşı takıma öyle bir smaç attı ki ve Serhat da yaralı sol eline rağmen o sert gelen topu öyle bir kurtardı ki onlarla oynamaya korktum, uzun zamandır oynamıyordum ve kesinlikle dalga konusu olacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ani kararımla binadan içeriye girecektim sonra kucağımdaki siyah ada çayı kokulu mont varlığını hissettirdi, sıkıntıyla nefesimi verdiğimde montu burada bırakabilirdim ama montu havaya tek elimle kaldırdığımda ceplerindeki ağırlık dikkatimi çekti ve içerisindeki eşyalardan montu burada bırakmak istemedim o an.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın arkasındaki kız belki de gururuna yediremediğinden ya da Serhat'tan korktuğundan bana topu atmıyorsunuz diyemedi ve sessiz sessiz geri geri gitti, oyundan çıktığında kaşlarımı kaldırmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dur, Hira. Gülme.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden sol tarafa döndüğümde çardakta sadece iki adam vardı bu sefer. Gözlerim üçüncüsünü aradığında Serdar'ı fileye giden yolda görmeyi beklemiyordum. Serdar, beyazlar içinde ve iki metrelik boyuyla fileyi çok rahat bir şekilde tuttu ve bir şeyler söyledi. Ben de oynayabilir miyim sorusunu sorduğuna emindim ve bütün kızlar tarafından gülümsemeyle ve tam onayla oyuna dâhil olduğunda Serhat'ın arkasındaki boşluğa geçti ama Begüm karşı taraftan itiraz etti. Ama siz çok güçlü oldunuz itirazı olduğuna emindim sonra çok hızlı bir şekilde Hivda karşı takıma geçti, öndeki bir kızı bakışlarıyla geriye kovduğunda Serhat'ın yanında yer etmişti. Serdar ise karşı takıma geçti ama uzun boyundan arka tarafta durduğunda Begüm herhalde Serdar'dan dolayı arka tarafta durmak istemişti bir an ama sonra kendimi çok belli etmemeliyim düşüncesiyle vazgeçtiğini şu mesafeden bile anlamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın ne yapmaya çalıştığını anlıyordum galiba, kaleyi içten fethetmek bu olsa gerekti. Öte yandan maksimum bir altmış kızların yanında bir seksen yediyi rahat geçen iki kişi acayip komik bir görüntüydü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat bu sefer de karşı takımdan Begüm'ün yanındaki kıza topu hiç atmıyordu, kızın yanındaki Begüm ise top eline değdiği an hava atarcasına topu geriye atıyordu ve Serdar da o uzun boyuyla topu direkt karşı takıma atıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine birkaç dakika geçti, bekledim elbette ve teneffüse girmemize yaklaşık yirmi dakika kalmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yanındaki kızlar bile sürüye uyma alışkanlıklarından olsa gerek karşı takımdaki Begüm'ün yanında olan kıza top atmayı bırakmıştı, öyle oyuna kapılmışlardı ki deminden beri top kızın eline üçüncü kez zor değmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar bile aynı takımda oldukları hâlde önündeki kıza topu hiç atmıyordu ve yanındakilerle paslaşıyordu. Begüm bu sefer kendisine gelen topu Serdar'ın yanındaki kıza attı ve kız da topu yanındaki Serdar'a attığında Serdar en arkadan yine topu karşı fileye fırlattı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Topun havada dans edişine öyle odaklanmıştım ki solumdaki karartıyı fark edememiştim bile saniyelerdir. Acı bir şey yemişim gibi yutkunup bir anda soluma döndüğümde o büyük karartının Anıl olduğunu gördüm. Kahve gözleri doğrudan bana bakıyordu. Kahve rengi, kargo cepli bir eşofman ve bol, koyu bordo renginde bir sweat giymişti. Koyu kahve saçları ve beyaz teniyle garip ama hoş bir renk havası katmıştı kendisine.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nasıl ikna ettin?" Durgun ve acayip ciddiydi Anıl.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir şey anlamamıştım. "Neyi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Serhat'ı," dedi durgun bir sesle ve ağır hareketlerle dudaklarını yaladı sonrasında ise gözlerini üzerimden çekip fileye baktı. "Serhat oyun oynamaktan nefret eder."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım şaşkınlıkla ya da o anki düşüncelerimle havaya kalktığında ben de fileye döndüm ve Begüm'ün yanındaki kızın da yerinde bir boşluk vardı artık ama herkes topu profesyonelce döndürdüğünden kimse farkında değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl ile dönen oyunu anlıyorduk karşılıklı bir şekilde, tek fark Anıl belki de nedenleri biliyordu ama ben hiçbir şey bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ı keskin gözlerle izledim öylece, izlendiğinin farkında olarak çok kısa bir an Serhat bize doğru döndü ama yine oynamaya devam etti. Kimse tarafından bir oyuna davet edilmemeye öyle alıştırılmıştım ki Serhat'ın seninle oynamak istiyorum dediği anı hiç idrak edememiştim ve şu anki şaşkınlığım bundandı işte. Ben seninle oynamak istiyorum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hani Serhat oyun oynamayı sevmiyordu? Ve ben ilk kez bir oyun teklifi mi almıştım? Gerçekten de çok şaşkındım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl ile konuşacak bir şey yoktu, zaten artık benimle tanışmaya çalışan tek kişinin sadece Serhat olduğunun farkındaydım. Mesela bu oyun işi olmasaydı Anıl yine yanımda olmazdı. Ama beni tuvalete kadar takip etmesini ve boş konuşmalar yapmasını hala anlayamamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl derin bir nefes verdi ve ilerledi, tahmin edildiği üzere fileye doğru ve yine giriş kısmında bir konuşma yaşandı ardından Anıl, kızın bıraktığı o boşluğa yerleşti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her bir kızın sahayı terk edişine karşılık ortaokuldaki hâlimi hatırlıyordum. Bana top atılmadığı halde sahayı bazı zamanlar sonuna kadar terk etmezdim ve o zamanlar şu anki hâlime göre bayağı gurursuzmuşum. Zaten gurur denen kavram da içime eskiden beri hep ufak ufak işlendi ve zamanla büyüdü, köklerini sımsıkı sararak ve hiç acele etmeden. Bundan dolayı artık bu gurur kavramı kalbimden sökülemezdi hiçbir zaman.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir kız daha çıktı sahadan, bu sefer üç adam sadece bir kıza değil birkaç kıza topu hiç atmıyordu. On bir buçuk yıllık intikamım alınıyor galiba Serhat tarafından üstelik neden böyle bir şey yaptığını da bilmiyordum Serhat'ın ama taktiği çok tahkirdi, nasıl hissettirdiğini ortaokuldaki Hira çok iyi anlardı ama kızlara hiç üzülemiyordum nedense.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sefer Serkan bana doğru yaklaştı ama Anıl'ın yakınlaşması gibi fark etmemezlik yapmamıştım. Doğrudan siyahlar içindeki Serkan'a baktım, siyah bol eşofmanı ve siyah üstünün üzerinde duruşu bir kez daha bana boksörleri anımsattı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan bana bir şey der sandım, Serkan'dı bu ve hiç konuşmadı elbette ve koyu okyanus mavisi gözleri yine ayakkabısını buldu; konuşmayı sevmediği gibi etrafa bile bakmak istemiyordu sanırım. Bir iç savaş verdi, yüz ifadesinden anladım sonra bir anda bana baktığında kaşlarım çatıldı ve Serkan aniden fileye doğru yürüdü. Neyin kararıydı, neyin sessizliğiydi, neyin acımasıydı hiç bilmiyordum ama dört adam da birbirinden ilginçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan elbette ki kimseyle konuşmadan Serhat'ın yanına yerleşti ve sıradan ve olağan bir şekilde voleybol oynamaya başladı. Serkan bile Serhat'ın planını yerine getiriyordu ama ne uğruna?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dört adam da sadece kendi arasında voleybol oynamaya başlamıştı, kızları tek tek yalnız bırakmışlardı ve kızlardan bazıları sahayı kendi istekleriyle terk etmişlerdi. Oyundan çıkıyorlardı, oyunlara hiç dâhil olamamıştım. Begüm ve Hivda birbirlerine bakıp inadına çıkmıyor gibiydiler ve kendilerine atılmayan topu izlediler bir süre saf dışı kalmış bir şekilde. Serhat gülerek topu karşıya attığında Anıl da eğlenerek karşılık verdi, Serdar ile paslaştılar ve galiba küfürler ede ede eğlenip oynuyorlardı. Hivda ve Begüm belki de diğer kızlardan daha fazla dışlandılar ve bizim burada ne işimiz var düşüncesine girdiler çünkü ben bile bu mesafeden üç adamın da nasıl hiperaktif ve küfürlerle eğlenerek, birbirleriyle konuşarak oynadıklarını görebiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan normal ve sessiz bir şekilde oynuyordu ama Hivda'yı da Begüm'ü de umursamadığı belliydi. Aslında Serkan'ın bakışlarına bakılırsa kolay kolay kimseyi umursamadığı sonucu çıkıyordu ortaya.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hivda kollarını indirerek topun kendisine atılmasını bekledi. Çok aşağılayıcı bir durum olduğunu biliyordum çünkü bizzat yaşamıştım bu hissi her hafta beden eğitimi derslerinde ve ortaokulun dört yılı boyunca da böyle hissettirmişti insanlar bana. Şimdi onlar bu his ile sadece bir kez tanışmışlardı, bocaladıklarından bile belliydi ama ben yine de haftaya bir daha gireceğimiz şu beden eğitimi derslerinde yine beni oynatmayacaklarını biliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

En sonunda Hivda ve Begüm bakıştı ve Begüm bir baş işareti yaptığında oyundan çıktılar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Evet, şimdi gülebilirsin Hira.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İyi bir insan olsaydım başıma sürekli gelen bir şeyin başkalarının başına geldiğinde sevinmemem gerektiğini bilirdim ama ben çok mutluydum. Resmen gördüğüm manzara on bir buçuk yıllık bir intikamımdı ve hiç kılımı kıpırdatmadan izlemiştim öylesine.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teneffüs zili çaldığında artık binaya geri girmemin zamanı gelmişti, elbette ki onların yanına gidip voleybol oynamayacaktım ama ilk kez oraya gidersem bu sefer reddedilmeden kabul edileceğimi biliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın cepleri dolu montunu burada bırakmak istemiyordum ve kameralara güvenerek montu banka bıraktığımda ayağa kalktım ve binaya doğru ilerledim. İlk başta binaya girme kararı almıştım ama beni o banka oturtan da Hivda'nın ve Begüm'ün voleybol sahasından nasıl çıkacaklarını görebilmek olmuştu. Başıma gelen bir olay başkalarının da başına geldiğinde o kişilerin nasıl tepkiler verebileceğini merak etmiştim. Ben mutsuzca ve umarsızca ayrılıyordum sahadan, onlar hırsla ve gayzla terk etmişti sahayı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teneffüse girdiğimizden dışarı çıkmak için merdivenlerden inen öğrenci sürüsü bir an gözüme çok fazla göründüğünde bir köşede bekleyecektim ama hiç beklemediğim bir anda biri kolumdan tuttu ve "Sen de benimle gelsene," dedi sevecen bir sesle. Dokunduğunda böyle garip hissettirecek bir tek Şevval vardı, tanımlayamadığım ama rahatsız hissettiren o dokunuşunu idrak edebildiğimde binadan çıkmıştık bile.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen ne yaptığını zannediyorsun, Şevval?" demiştim ama beni fileye doğru götürdüğünü fark ettiğimde tepkimi bozmamaya çalıştım, kimsenin karşısında bir çocuk gibi görünmek istemiyordum. Şevval kolumu bıraktığında mavi, yeşil, ela ve kahve gözlerin üzerimde olduğunu biliyordum ve asıl şimdi geri dönersem en küçüğü ben olurdum. "Montu," dedim kısık bir sesle. "Serhat'ın montu bankta ve cepleri doluydu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kalsın," dedi Şevval sadece ve yan yana yürürken ondan biraz uzaklaştım çünkü Şevval'in bir yetmiş beşlik boyu bana fazla geliyordu. "Zaten abisinden çalıyor montlarını."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gergin görünmemeye çalıştım, her zamanki gibi yürümeyi denedim ama o bazı anlarda insan yürümeyi bile unutabiliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval siyah, dar bir kazak ve beyaz, bol bir pantolon giymişti, gür sarı saçlarını alttan lastikli tokayla bağlamıştı ve gökyüzü mavisi gözleri hafiften kızarıktı, geceden kalma gibi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yanındakilere bir şeyler söylüyordu, uyarıcı bir tonda sanki ve Serkan sessiz kaldığında Serdar gülümseyerek onaylamıştı ama Anıl aksi ve umursamazca bir şeyler söylemişti. "Ağzımı açtırma," dedi Serhat sanki ve biraz daha yakınlaştığımızdan güçlükle dudaklarını okumuştum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fileye vardığımızda dışım bir robot gibi olsa da içim öyle korkuluydu ki çünkü Serhat da Serkan da Anıl da Serdar da ve Şevval bile öyle yapılı ve büyük görünüyorlardı ki şu an acayip küçük, zayıf ve güçsüzdüm. Sert bir şekilde bana top atıldığında kurtarabilir miydim acaba yoksa topla birlikte uçar mıydım? Benimle dalga geçeceklerdi oynayamıyorum diye.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Karşıma," dedi Serhat ve sanırım terlediğinden hem gümüş çizgili gömleğinin hem de içindeki siyah kazağının kollarını sıvıyordu. Serhat'ın tam karşısına geçtiğimde delikli filenin aralarından bile net görünüyordu yüzü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kollarımı arkamda birleştirdim, Serhat bana gülümsedi ama ona bakmayı kestiğimde bile sabit ve durgun bakıyordum, eve ilk kez gelen üvey evlat gibiydim şu an. Bütün bunlar bir rüya mıydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşımdaki Serhat'ın yanına Şevval geçtiğinde geriye, Şevval'in ve Serhat'ın orta kısmına Anıl geçti. Serdar ise soluma geldi ve arkamıza da Serkan geçmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tamam, az önce kızlara güldün şimdi de kendine ağlama vakti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Başlatıyorum," dedi Şevval ve topu ilk yerde sektirdi ardından Serhat'a attığında Serdar kısık gözlerle Şevval'i izlemişti dikkatlice, bir yerden tanıyordu sanki ama bir türlü çıkartamıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tahmin ettiğim gibi Serhat doğrudan topu bana atmıştı, nefesimi tutarak elime çarpan topu yanımdaki Serdar'a attım ve Serdar da arkamızdaki Serkan'a topu attığında Serkan çok basit ama çok sert bir şekilde topu karşıya fırlatmıştı. Anıl topa resmen yumruk atarak topu kurtardığında Serhat topa yetişti ve Şevval de topu karşısındaki Serdar'a attı ama Serdar beklenmedik bir şekilde topa bir anda sertçe smaç attığında doğrudan Şevval'in yüzüne geldi top üstelik kurtarılma payı yoktu o topun çünkü çok hızlıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Oha ama," dedi Şevval kafasını tutarak sonra Serhat yerdeki topu alıp "Bilader," dedi Serdar'a, sonra topu Serdar'a attığında Şevval'in yanına gitti onu kontrol etmek için. İkisi arasında nasıl bir ilişki olduğunu bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar elindeki topu tutarak gülümsüyordu. "Yanlışlıkla oldu," dedi kaşlarını kaldırıp indirirken sonra gülümsedi hafifçe ve yine topu bana attığında topu karşıya göndermek yerine yeniden Serdar'a attım ama Serdar yine topu Şevval'e sert bir şekilde attığında Şevval'in arkasındaki Anıl kahkaha attı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çok pardon," dedi Serdar fileyi tutarak ama galiba gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İyi misin?" dedi Serhat kaşlarını çatarak ve Şevval'in elini tutup baktı çünkü Şevval topu kurtarayım derken elini acıtmıştı, bir anda eğilip ellerini bacaklarının arasına koymuştu çünkü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl arkadan eğlenerek Serdar'a yumruk yaptığı ellerinin baş parmağını kaldırıyordu. Anıl’ın, Şevval’i sevemediğini tahmin ediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İnsan gibi oyna, Serdar." Topu bu sefer Serhat, Serdar'a atmak yerine arkamdaki Serkan'a fırlattı başlatsın diye.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O sırada Şevval çenesini havaya kaldırıp "Bir daha o kadar sert atarsan bana o topu senin bir yerlerine-" diyordu ki "Tamam," dedi Serhat.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval'i burada tanıyan bir ben bir de Serhat olmalıydık, onun dışında buna rağmen yanlarında bir yabancının da yer etmesine ses çıkartmamışlardı ama ben de yabancıydım her halükârda. Üstelik şu oyun sahasına gelirken ezilen kişinin ben olacağımı düşünmüştüm ama bana gelen toplar hep yumuşak oluyordu ve güzel de kurtarıyordum, galiba bu kurtarışım bana topu güzelce attıklarındandı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bugün 11 Ekim Perşembe, 2018'di. Döngüyü kırdığım ve lise hayatım bitmeden bir oyuna dâhil olabildiğim o büyük tarih. Nasıl hissediyordum? Galiba mutluydum. Hatta bana gelen topu karşıya gönderirken bir an gerçekten genişçe gülümsemiştim ve fark edilmişti sanırım karşımdaki şahıs tarafından çünkü kısa bir an bana bakmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Oyuna dâhildim, top benim de elime değsin diye dakikalarca beklemiyordum ve mutlu mutlu voleybol oynuyorduk şu an, bunu dile getiriyordum çünkü benim için idrak etmesi güçtü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar yine topu Şevval'e yapıştırdığında "Yeter ama," dedi Şevval hafif bir çığlık atıp toptan korunmak için eğildiğinde. "Seni gebertirim, Serdar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl arkadan yine Serdar'ı onaylarcasına başını sallayıp güldüğünde arkamdaki Serkan "Ne dersin yavaş oynamaya?" dedi Serdar'a kısık bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ama ben bilerek sana atmıyorum ki," dedi Serdar isyan edercesine. "Kız tam karşımda ve attığım top da tam olarak ona denk geliyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yer değiştiriyoruz Şevval ile o zaman," dedi Serhat çatık kaşlarıyla ve Şevval ile yer değiştirdiler. "Karşında Ebrar Karakurt var zannediyorsun herhalde, dostum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar sadece sırıttı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de sana öyle atayım mı, Hira?" dedi Anıl ve arkadan bana topu attığında itiraf etmek gerekirse kısa bir an cidden sert atacak diye korkmuştum çünkü topu kontrollü atmasalar parmak kırılması yaşardım. Yine de top bana göre sert geldi ve Serdar'a aramızdaki mesafeyi kapatacak güçte atamamıştım topu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anıl," dedi Serhat uyarıcı bir sesle, galiba bana da sert atılmasın diye sonra Serdar yine Şevval'e, topu gavura atarmışçasına attığında "Siktirin gidin lan," dedi Serhat ama bu sefer ben bile gülüyordum. Serkan bile eliyle yüzünü kapatmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Götümle gülüyorum şu an bir türlü oynayamayışımıza," dedi Anıl ve elini saçlarından geçirdi gülerken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kardeşim," dedi Serdar elini ileriye uzatıp. "Şevval tam çaprazıma geçmiş, herhalde topu ben atınca ona denk gelecek."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Az önce de tam karşındaydı ama," dediğim esnada Şevval topu bir anda Serdar'ın kafasına fırlattı ve Serdar başını eğdiğinde yine gülüyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O zaman yine yer değiştiriyoruz," dedi Serhat ve yanıma geçtiğinde "Peki," dedi Serdar ve Şevval'in yanına geçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutlu olunan anlarda zaman aynı akardı ama insanlara yine de kısa gelirdi, o an mutlu olunduğundan ama şu an teneffüs gerçekten de uzun gibiydi. Eğlenerek oynuyorduk, gülüyorduk, bana şu an çok enteresan geliyordu hatta topa her dokunduğumda acaba gerçekten de gülüyor muyum ya diye kendimde şüphe yaratmaya çalışıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İleride lise yıllarıma ait anlatacak bir hadise yaşadığımın farkına vardığımda topu o anki hisle yanımdaki Serhat'a attım ve bana neon yeşili gözlerini kısıp gülümseyerek baktığında gülümsemem yüzümde asılı kalmıştı fark ettiğim bir detayla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat o kadar zekiydi ki montunu yanıma, ben ani bir karar verip de gitmeyeyim diye bırakmıştı ve bu ancak fark edebildiklerimdendi. Kim bilir fark etmediğim anlarda daha neler yapıyordu. Serhat bana topu atarken çabucak karşıya attım topu, koyu neon yeşili gözleriyle bir anda bakıştığımızda bir an gözüme o kadar uyanık ve sinsi göründü ki resmen gözleri renkli diye böyle düşüneceğimi sayacaktım. Esmer teni ve sol eli yüzünden onun bir iblis olduğunu ve bu dünyaya yanlışlıkla düştüğünü düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Fazla detaylı düşünüyorsun," dedi Serhat kısık bir sesle ve o an çatılı kaşlarımı düzeltip eski yüz şeklime geri döndüm. Kısa bir an banka doğru dönüp montuna bakmıştı, sanki düşündüklerimi zihin okuduğundan bilebiliyor gibiydi ama o sadece haddinden fazla zekiydi. “Detaylı düşünmeyi ben üstleniyorum zaten. Biz sadece anın tadını çıkartalım, olur mu?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı olumsuz anlamda salladığımda Serhat'ın yaptığı ve benim başka fark edemediğim bir detay olup olmadığını düşündüm ve zihnime binaya girdiğim esnada Şevval'in üst kattan yanıma gelmeyişini, sanki direkt zemin katta beni beklemiş gibi durmasını anımsadım. Bankta Serhat ile otururken Serhat birine mesaj atmıştı, mesaj attığı kişi ise Şevval olmalıydı. Bu oyun grubunda tek kız olarak yalnız hissetmemeyim diye Şevval'i çağırmış olabilirdi ve geleceği öylesine görmüştü ki Serdar, Serkan ve Anıl tarafından sanki ben binaya Şevval'i de oyuna kendi isteğimle çağırmak için girmişim gibi durmuştu. Şevval'i tanımadıkları hâlde oyuna girmelerine ses çıkartmamalarının sebebini bulmuştum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat gerçek miydi diye bir anlığına Serhat'a baktığımda onun da kısa bir an gözleri Şevval ile aramızda dolaşmıştı, sanki yine zihnimi okuyordu ya da hisleri çok kuvvetliydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biraz daha düşünürsen beyninden buhar çıkacak ama fark etmen de hoşuma gitti." Serhat bunları söylediği esnada topu bana atmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Topu karşıya, Serdar'a attığımda "Beynim biraz yandı ama halledeceğim," dedim başımı sallayarak. Serhat'ın iblis olma ihtimali var mıydı? Ve ben hiç düşünmesem böyle detayları fark edemeyecektim hatta şu anda bile bazı şeyleri fark edemiyor olabilirdim. Acaba şu an ne kaçırıyordum?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ile aramızdaki enerjiyi yok eden Serdar'ın yeniden Şevval'e topu sertçe atması oldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan nefesini verdiğinde "Nedendir bilinmez içimin yağları eriyor," dedi Anıl başını sallarken. "Turşu suyu içtikten sonra üzerine bal yemişim gibi bir hoş oluyorum ayol."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ellerini çevirdi sorgularcasına. "Bu sefer nasıl bir bahanen var, Serdar?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar bize doğru yaklaşıp fileyi tuttu. "Bir bahanem yok, kral. Şevval tam yanımda olduğundan top ona öyle sert geldi işte, yanımdaki kıza nasıl atmamı bekliyorsunuz başka? Elim öyle ayarlanmış, ben bir şey yapmıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval'in sert yüzüyle bakıştığımızda gülümsemiştim sonra Serdar Şevval'e doğru döndüğünde bir anda top yüzünde patladı Serdar'ın ama Serdar buna rağmen başını hafifçe yere eğip kahkaha atmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir daha topu bana öyle sert atarsan sikerim seni, Serdar. Düzelt o elinin ayarını."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Lütfen," dedi Serdar, Şevval'in ilk cümlesine ithafen ve o an Serhat'ın yüzü galiba kıskandığından gerilmişti. Galiba sevgili olduklarını saklıyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl, Serdar'ı gülerek tuttu ve "Geç arkaya," dedi komikçe emir vererek. Topun Serdar tarafından sürekli Şevval'de patlaması hoşuma gidiyor imaları yapıyordu Anıl deminden beri ama şimdiki hareketi tamamen Şevval'i savunmaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar gülmemek için yumruk yaptığı elini ağzına bastırdığında arkaya doğru yürürken Şevval'e yandan bakıp sırıtıyordu ama Şevval'in Serdar ile eş hareket eden mavi gözleri pek iç açıcı değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan hiç haz almıyormuşçasına elini beline koyup beklediğinde Serhat bu sefer orantısız güç kullanarak topu karşıya attı ama Anıl ayağıyla topu Serkan'a kadar ulaştırmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan'dan kaptığı topu Serhat hafifçe bana attı ve "Seninle karşılıklı oynamak istemiştim aslında," dedi kısık bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden?" diye sorduğumda topu çaprazımdaki Anıl'a atmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Seni yenmek için."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın sözlerini sindirememiştim ki Anıl, herhalde kışkırtma amaçlı topu Serdar'a attı ve Şevval yine topun kendisine geleceğini anladığında ağlayacakmış gibi bir ses çıkarttı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Acıdım lan," dedi Anıl ve şu kısacık bir anda Şevval'in önüne geçip topu engelledi ama Şevval hırsla topu havada yakaladığında "Birazdan lavaboya gideceğim ve yüzümün kızardığını görürsem senin yüzünü kızartmak için kilometrelerce yol kat edebilirim," dedi bağırarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öyle mi?" dedi Serdar kaşlarını kaldırıp ve ellerini arkasına aldı. "Yüzümü nasıl kızartmayı düşünüyorsun acaba?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yüzünü memnuniyetsiz bir hâle soktu çünkü haklı olarak Şevval ile Serdar'ın imalı konuşmaları hoşuna gitmemişti. İkisine de gergin ve baygın bir şekilde baktı, daha doğrusu uzunca izledi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Böyle," dedi Şevval ve havadaki topa tekme attığında Serdar yan döndü ve top bacağına geldiğinde "Emanet kurtuldu, görev başarılı asker," dedi Anıl dalgayla ama Serhat öyle dümdüz bakıyordu ki ve Serkan da öyle umursamaz duruyordu ki onların takımında olduğumdan onlar gibi mi tepki vermeliyim diye düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar'ın bir an Şevval'e mi yoksa topa mı alıcı gözüyle baktığını kestirememiştim, aslında cevabı çok açıktı ve Serdar ciddiyetsiz bir halde gülmeye devam ediyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Oyunun içine sıçtıklarını düşünmüyorum," dedi Serhat ve teneffüsün bittiğini gösteren o zil çaldı. Cümlesinin devamında kötü bir şey söyleyecekti ama duraksadı ve ne söyleyecekse yuttu. "En azından eğlendik."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl bana Serhat'ın oyun oynamaktan nefret ettiğini söylemişti ama Serhat şu an hiç memnuniyetsiz durmuyordu oyun konusunda ya da çok güzel rol yapıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarımı birbirine bastırıp gülümsedim ve sahadan ayrıldığımda Şevval de ayrılmıştı hatta sahada kimse kalmamıştı, sanki kilit olarak oyun alanından bizim çıkmamız bekleniyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Eğer yüzüm gerçekten kızardıysa o topu kafanda patlatırım, Serdar, Haberin olsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beyaz tenlisin, Şevval," dedi Serdar o etkileyici bakışlarıyla. "Ayna karşısında iki konuşsan zaten anında kızarırsın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Etrafa dağıldığımızda Serhat banktan montunu almaya gitmişti, elbette ki Şevval ile yan yana yürümüyordum ve etrafımda bazı gözlerin üzerimde olduğunu hissediyordum. Onlarla voleybol oynarken dış dünyadan istemsiz olarak soyutlamıştım kendimi ama şimdi benim yerime ya da boş bulunan herhangi bir yere girip de bizimle voleybol oynamak isteyen kişiler olduğunu seziyordum. Ama o dışarıdan bir kişi ben olsaydım yine diğer herkes gibi sıfır cesaretle Serhatların yanına gidip de voleybol oyununa dâhil olamazdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

OKUL ÇIKIŞINA 20 DAKİKA KALA,

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

SAAT, 15.50

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Son ders saatindeydik ve ders işlediğimiz bir esnada öğretmenimize bir telefon geldi ve öğretmenimiz sınıftan ayrılmamamızı söyleyip eşyalarını alıp çıktı sınıftan. Gurbet ise, hocanın kesinlikle geri gelmeyeceğini düşündüğü halde sınıftan çıkmaya çalışan öğrencileri durduruyordu sınıf başkanı olarak ama iradesinin bu konuda güçlü olup da sınıfa karşı direnemeyeceği çok açıktı. Birkaç dakikalık yoğun ısrarın ardından kapının önünden ayrıldı ve kaçacaksanız da kimseye görünmeden kaçın uyarısı yaptı Gurbet sınıfa karşı yenildiğinde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eşyalarımı toparlayıp siyah okul çantamı sırtıma aldım ve elimde telefonum ve ESHOT kartımla sınıftan diğer herkes gibi ayrıldım. Bugün perşembeydi, herkesin bahsettiği o meşhur Torbalı'nın perşembe pazarı bugündü ve Ayrancılar'dan bir sürü insan geliyordu bu pazara. Yani meşhur olan bir diğer şey ise otobüslerin her zamankinden daha da dolu olacak olmasıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sabah kantinden aldığım küçük bir poğaça dışında yine bir şey yememiştim ve yine açtım ama bu açlık benim için artık çok alışılmış bir histi. Sanki açlığı hissetmediğim zamanlar benim için en anormal zamanlar olmuştu. Onun dışında saatlerdir sınıftan çıkmamıştım, bundan yürümekten mustarip bacaklarım uyuşmuştu ve o voleybol oyunundan sonra Serhatların tayfasını ve Şevval'i hiç görmemiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O çok sevdiğim dar, taşlı yoldan geçtiğim esnada yirmi dakika erken okuldan ayrılmanın benim yararıma olacağını düşünüyordum, en azından otobüse birkaç durak öncesine yürüyüp bindiğimde, daha doğrusu otobüse binebilme şansım olduğunda gitmem gereken yere daha erken gidebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşıdan karşıya geçtim ilk önce sonrasında bu durakta beklemek yerine ileriye doğru yürümeye başladım. İzban'ın geçtiği demir yolunu solladığımda ileride bir önceki ikinci durak vardı ve bu durakta durak cebi yoktu, doğrudan güneş görüyordu ve tıpkı çölün ortasına dikilmiş bir direkten farksızdı. İnsan bu durakta otobüsü beklerken sinir krizleri geçirirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlerlemeye devam ettiğimde birkaç dakikanın ardından ikinci durağa varmıştım, bu maksimum gidebildiğim durak sayısıydı çünkü daha ilerisi dört yol ağzına ayrılıyordu, hatta sağda ve solda başka yollar da vardı ve otobüslerin hangi yollardan geçtiklerini bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkamda Şok ve karşı tarafta A101 vardı, arabaların sanki otoyolmuş gibi sık geçtiği hafif dönemeçli bir yol olduğundan tehlikeliydi bu taraflar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Saate baktığımda otobüsün gelmesine birkaç dakika daha olduğunu görmüştüm ve acaba bir önceki durağın yerini de öğrenebilir miyim diye düşünüyordum. Ani bir kararla ileriye yürümeye başladığımda bir balıkçı restoranının orada durdum ve hemen sol tarafımda kalan yolda bir durak cebi olduğunu gördüm ama ileri taraftaki yolda da otobüs durağı olduğunu belli eden bir direk asılmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir türlü yalana olan yeminimi gerçekleştiremediğimi hatırladım, kötü bir insandım ve şansımı sol tarafta deneme kararı vermiştim o an. Daha fazla düşünmeye fırsat kalmasın diye bacaklarıma emir verdim ve sol taraftaki durağa ilerledim. Karşı tarafta hamburgerciler, dönerciler ve de bir kıraathane vardı. Bir önceki durak ile bu durak arasında ise sadece dört dakikalık bir yürüme mesafesi vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkamdaki duvarın ardında kalan yeşilliklerden böcek sesleri duyduğum esnada ilerideki ada etrafında bir otobüs döndü ve biraz yaklaştığında bunun bineceğim otobüs olduğunu fark ettim. 712. Biraz daha yaklaştı, elimi uzattım ve indirdim durması için ve kırmızı, kısa ESHOT tam önümde durduğunda otobüsün içerisine bakmamıştım ama içerisi hiç de kalabalık değildi hatta insan yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kartımı cihaza dokundurup çatık kaşlarımla otobüsün içerisine baktığımda en arkada oturan orta yaşlarda, gömlek giymiş bir adam vardı ve o adam da camdan dışarıyı izliyordu. Sol tarafta ise sabahları hep gördüğüm ve hep kulaklık takan güzel ama mutsuz bir kadın vardı. Hani bugün perşembeydi, hani bugün Torbalı'nın meşhur kalabalık pazarından ötürü otobüsler acayip doluydu? Tüm bunları geçtim bugün otobüs diğer günlere nazaran bomboştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kartımın hala okunmamasına gerildiğimde kartımı biraz daha bastırdım sonra şoför arkadan cihazın bir tuşuna bastı, bir şeyi düzeltiyor diye düşündüğümden kartımı geri çektim ama "Basılı tut, gülüm," dedi sonra katılaşan ifademle kartı yeniden dokundurttuğumda şoför yine arkadaki tuşlara bastı ve kartım yine okunmadı. (Yazar notu: Benim anılar harbi can yakar.)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İnadına yüzüne bakmadığım şoförün kartımın okunmasını bilerek engellediğini düşündüğümde ilk önce fark edilmeyecek düzeyde içime bir nefes çektim, şaşırmamak adına sonra da şoföre baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Boşluğuma gelseydi çok şaşırırdım, aslında çok şaşırmıştım ama neon yeşili harelerin yaptığım hiçbir şeye şaşırmadığını hatırladığımdan gururumdan yüz ifademi sabit tutmuştum. Ben de onun hiçbir şeyine şaşırmayabilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sonunda gözlerin bana dokundu," dedi Serhat ve elini cihazdan çektiğinde bir anda kartım okundu ve yeşil ışık yandığında nereye bakacağımı şaşırmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden Serhat'a döndüğümde bir an, hatta bir an bile değil bütün zaman boyunca gözlerime o kadar havalı ve karizmatik göründü ki ifademi fark etmesin diye yüzümü katılaştırmıştım. Siyah bir eşofman ve üzerine dümdüz, bol, beyaz bir gömlek giymişti. Gür koyu renk saçları, esmer teni, hafif kirli sakalları, belirgin çenesi ve koyu neon yeşili gözleriyle garip ama güzel bir görüntüsü vardı. Cihazın arkasına sağ eliyle dokunduğundan bu kişinin Serhat olduğunu fark etmemiştim çünkü sağ eli temizdi ve yaralı sol eli öteki tarafta kalıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adam ateş emojisinin ta kendisi diye düşündüğümde arkaya gidecektim ama "Bir dakika, Hira," dedi Serhat ve ilerlemek yerine ona döndüğümde bildiğimiz koca otobüsü sürmeye başladı. "Gitme arkaya, burada kal."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çünkü," dedi Serhat, yutkundu ve sağ tarafa döndük, Şok'un ve A101'in karşılıklı olduğu durağa gidiyorduk. "Torbalı çıkışından sonraki durakların yerlerini bilmiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Acayip merak ediyordum, Serhat konusunda taşlar sürekli yanlış yerlere oturuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kartı arka cebime koydum. "Şimdi ben senin otobüs şoförü olduğuna mı inanayım?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden ki?" dedi Serhat başını sallarken. "Mesleğin büyüğü küçüğü mü olur?" Kocaman direksiyondan elini çekti ve düşmemek için tutunduğum yeri gösterdi eliyle ve gözleriyle. "Okul Çantanı göğüslüğe koyabilirsin bu arada."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dümdüz bir ifadeyle çantamı otobüsün ön tarafında kalan çukura koydum. "Hayır. Sen, ben işsiz ve gariban bir öğrenciyim diye ortalıkta gezerken o göz alıcı arabanı otobüs şoförlüğü yaparak mı alabildin diyecektim." (Yazar notu: 2025 yazında maaşları arttı ya iyice havalı bir meslek oldu (grev zamanları))

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İmalı konuşmama güldü ve çalan telefonunu açıp kulağına koydu. Bu sırada ise otobüsü durakta durdurmuştu ve öndeki kapıyı açmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tıpkı Serhat gibi telefonla konuşan uzun boylu bir adam otobüse bindiğinde "712'de misin?" dedi tanıdık bir ses. Serhat "Evet," dediğinde telefona mı yoksa ortaya mı konuştuğunu anlamak çok zordu. "Bak, bindim," dedi yine tanıdık o ses. "Biz neden otobüse biniyoruz? Kartım yok benim, madem içeridesin gel sen bas benim yerime."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tamam, Anıl. En zengini sensin. İnsan bir öğrenci kartı çıkartır." Serhat telefonu kapatarak konuştuğu hâlde Anıl telefonu kulağından çekmemişti ve gülmemek için çok zor tutuyordum kendimi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen otobüste olduğuna emin misin?" dedi Anıl telefonu kulağından hâlâ çekmediğinde gözleri boş otobüsü tararken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Eminim," dedi Serhat ve açık kapıyı kapatıp yeniden sürmeye başladı. "Ben anlamıyorum ya, insan otobüse bindiğinde hiç mi şoför tarafına bakmaz be. Kardeşim biz insan değil miyiz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl bir anda şoföre, yani Serhat'a doğru döndüğünde çatık kaşlarıyla telefonunu indirip ekrana baktı ve aramanın çoktan sonlandığını gördüğünde bu sefer gülmemeye dayanamamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Günaydın," dedi Serhat, Anıl'a ithafen.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl bir bana bir Serhat'a baktı, şaşırmıştı ama soru sormama kararı aldı o an. "Ben," dedi, yutkundu, başını iki yana salladı şoförün Serhat olduğuna inanamazmışçasına ve "kart mart basmıyorum ben," dedi. "Zaten otobüs kartım da yok." Zenginlik böyle bir şeydi herhalde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat omuz silkti. "Sen bilirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl "Sen şimdi gerçekten," derken kendisini frenledi ve "ne alaka?" diyecekken yine duraksadı ve nefesini verdi. "Nereye gidiyoruz biz? Neden çağırdın beni?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İddiaya girmiştik, hatırlıyor musun?" Anıl karşılık olarak başını salladı. "Videosunu buldum, aynı anda izleriz dedim sonrasında kaybedişinin yüz ifadene yansımasını seyretmek çok hoş olurdu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl baktı, baktı ve sonrasında bu muydu bakışı attığında bir şey söylemeden demire tutuna tutuna ortaya, cam kenarına kendisini yasladı ve telefonuna bakmaya başladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'a o kadar çok sorum vardı ki? "Bugün perşembe." Başını salladı. "Yani çok kalabalık olması gerekiyordu otobüsün, yanılıyor muyum?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bilmem," dedi Serhat. "İşimde yeniyim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yeni olduğun zaten anlaşılıyor," dedim, koca otobüsü güçlükle sürmüyordu ama diğer otobüs şoförlerine nazaran daha dikkatliydi, normalde bile kurallara bu kadar uyduğunu düşünmüyordum. "LC Waikiki’nin önündeki duraktan yani Torbalı Belediyesi durağından itibaren bu otobüsü pazar arabalarıyla teyzeler ve amcalar doldurmalıydı ama otobüs bomboş şu an, neden?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırıttı. "Yukarıyı görüyor musun?" Gözleriyle işaret ettiği yere baktığımda mavi, küçük bir ekran olduğunu gördüm en tepede. "Servis Dışı yazısını aktifleştirdiğimden kalabalık olan duraklarda durmadan geldim belli bir yere kadar, sen binmeden önceki durakta aktifleştirmiştim 712 yazısını."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Alaka?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sol elindeki sargıyı çıkartmıştı ve siyah bir saat takmıştı. Saatine kısa bir an baktığında yüzü hiç belli etmiyordu ama insanın eline küçücük bir iğne batsa bile can acırdı. "Okul çıkışı saati, otobüsü teyzeler neneler dedeler amcalar doldurduğunda öğrenciler eve iki üç otobüs kaçırarak gidiyordu, ben de bunu düşünerekten otobüse sadece öğrencileri almak için yaptım bunu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İnanayım mı?" İnanmıyordum çünkü hiçbir otobüs şoförü böyle bir şey yapamazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Baygın bakışları beni bulduğunda yok bir de inan diyordu sanki. "Sen bilirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çölün ortasına dikilmiş direğe benzettiğim durakta durduğumuzda kucağında bebeği olan bir kadın bindi ilk önce sonrasında tanıdık bir kız kimseye bakmadan kartını okutup geçti. Daha önce böyle bir detayı fark etmemiştim ama gerçekten de otobüse binenler şoför kısmına hiç dikkat etmiyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl telefonundan başını kaldırıp kucağındaki bebeğiyle koltuğa oturan kadına baktı bir süre, sonra yine telefonuna döndü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Erkekler çok tuhaf," dedim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anıl olgun kadınlardan hoşlanan bir tip sadece," diye karşılık verdi Serhat.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Azelya. Anıl gerçekten de Azelya'ya bir kez bile bakmadı, kız o kadar belirgin bir güzelliğe sahipken bile ve Azelya cam kenarına geçtiğinde biraz öne kaydı ve kollarını yastık niyetine demire koyup başını kollarına yasladı, yüzünü gizledi ya da acayip yorgun olduğundan o an her ortamda uyuyabilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl sadece sağında kalan Azelya'nın saçlarına baktı sonra hiç umursamadan bakışlarını çektiğinde yine bebeğiyle oynayan kadını buldu gözleri, bakışları etkileyici bir hâl aldığında "Gerçekten çok ama çok tuhaf," diye mırıldandım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Azelya bize hiç bakmadığından ya da gerçekten beni tanımadığından otobüse bindiğinden beri yüz ifadesi hiç değişmemişti. "Anıl'ın da kart basması gerekiyordu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir kişiden bir şey olacağını sanmıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okulun durağına geliyorduk ve okul çıkışı olduğundan kalabalık gözler önüne serilmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir kişi deyip geçmemek lazım, günde sallamasyon yüz binlerce kişinin otobüse bindiğini düşündüğümüzde ve bunu kuruşla çarptığımızda çok büyük bir rakam ediyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat tek dudağını havaya kaldırdı. "Tunç Soyer seni beğendi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerimi devirdiğimde bedenimi tamamen cama doğru döndüm. "İzmir denizi lağım kokuyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tam tren raylarının üzerinden geçip bizim okulun durağına gidecekken hemzemin geçidin güvenliği bariyerleri kapattı ve önce İzban'ın geçmesini bekledik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arka tarafa baktığımda Azelya ayağa kalktı ve bize doğru geldiğinde Anıl başı telefondayken gözleriyle kızı belli bir yere kadar takip etti sonra yine telefonuna döndü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Azelya kargo cepli kahve bir pantolon ve sadece göğüslerini örten bir büstiyer giymişti, kahve ve gür saçları ise açıktı. Yanımıza geldi, bana yine bakmadı ve Serhat'a doğru döndüğünde "Toki'ye giriyor musunuz acaba?" diye sordu kibar bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat bana doğru döndü, herhalde yolları bilmediği yalanına inandırıcılık olsun diye ama o an cevap vermek istememiştim ve Serhat konuşmak istemeyişimi fark ettiğinde kendisi cevap verdi: "Toki'ye girdiğimizde seslenirim ben."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Azelya karşılık olarak başını salladığında Serhat çok kısa bir an Azelya'ya o kadar sıcak bir ifadeyle bakmıştı ki ben bile yumuşamıştım. Azelya dudaklarını birbirine bastırarak geri yerine geçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu da yüksek ihtimalle durakta diğer öğrenciler gibi bekliyordu ama kardeşimin; beni, Serhat'ın yanında görmesini istemiyordum. Tam da Cansu'yu düşündüğüm bir esnada Cansu'yu arkadaşlarıyla beraber yürürken gördüm, bir ara sokağa girdiklerini izlediğimde telefonum titredi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem: Cansu arkadaşlaırjya perşembe paZarın a gitcekmiş

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Telefonu geri cebime koyduğumda o kadar sevinmiştim ki bu duruma çünkü otobüsten indiğim gibi direkt eve gitmeyi düşünmüyordum ve Cansu denen ayak bağını sabahtan beri nasıl atlatacağımı düşünüyordum ama kader tam bir ayarlama içerisindeydi. Üstelik Cansu otobüse bindiği esnada beni tanımasın diye arkamı o kalabalıkta dönseydim bile beni saçlarımın renginden tanırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerim yeniden Azelya'yı bulduğunda başını hafif yana çevirmişti ve camdan dışarıya bakıyordu kolları yine demire yaslıyken. Tam fotoğrafını çekmelik durduğunu düşündüğümde ani bir kararımla onun yanına gitmek için adımladım ama "Geri geleceksin, değil mi?" diyen Serhat ile kısa bir an duraksayıp "Gelirim," diye karşılık verdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Durakların yerini bildiğine emindim, otobüs şoförlüğü yapmadığını da biliyordum ama taşları bir türlü doğru yerleştiremiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'ın sağına geçtiğimde Azelya da tam benim sağımda kalmıştı, ikisinin ortasındayım. Azelya bana baktığı esnada Serhat otobüsü bizim okulun durağında durdurdu ve bir sürü öğrenci binmeye başladığında Anıl bu kalabalığa ithafen kısık bir sesle küfretmişti, zenginlik insan nefesi solumamak demekti herhalde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Azelya'ya gülümsediğim esnada gözlerim saysam onu geçmeyecek açık renk çillerindeydi. "Beni tanımadın mı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tanıdım," dedi mırıltıyla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden bana hiç bakmadın o zaman?" Nedense Anıl'ın gözlerinin telefonunda olmasına rağmen kulağının bizi işitmeye çalıştığını düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Azelya hafif gerildi ama dik duruyordu. "Belki benimle konuşmak istemezsin diye düşündüm."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı olumsuz anlamda salladığımda kendisini kovalayan adamları sormak istiyordum ama bu konuyu konuşmak istememe ihtimalini de düşünüyordum Azelya'nın.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nereye gidiyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anneannemim yanına, Toki'de oturuyor." O çok hanım hanımcıktı. Bütün yorgunluğuna rağmen.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anladım." Elimi uzattım ona. "Ben Hira bu arada." Elimi sıktığında uzun bir aradan sonra biriyle tanışırken yüzümde memnuniyet vardı ve onun yüzünde de bu memnuniyeti görmüştüm. "İnmen gereken yere gittiğimizde ben seslenirim sana."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sevinirim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tam gideceğim esnada Anıl'ın telefonunda yazdığı ve Serdar'a attığı mesajı gördüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kardeşin otobüs şoförlüğü yapıyormuş, adamların bulamamıştı ama ben buldum üstelik Serhat sağladı bunu. Şu an içinde olduğum otobüsü sürüyor. İnandırıcılık seviyesi sorgulanır.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl, Serdar'a attığı mesajı gördüğümü fark ettiğinde ekranı kilitledi ve başını kaldırıp kahve gözleriyle bana baktı. Düşmanıymışım gibi...

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüs yine öğrenciler tarafından dolmuştu ama şu an pek önemsemiyordum bunu ve aynı katı ifadeyle Anıl'a bakıyordum. "Neden bana öyle sert bakıyorsun?" Anıl mesajında adamlardan bahsetmişti ve Siyah Maskeli Adam'ın yüzünü görmemiştim ama yüzünü görebilseydim bana düşmanıymışım gibi baktığını mı fark edecektim?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çok aptalsın, biliyor musun?" dedi Anıl bana kısık bir sesle. "Hiçbir şeyi anlayamıyorsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ona değişmeyen bir ifade ile bakmaya devam ettim. "Ben mi aptalım?" Kaşlarımı kaldırdığım esnada elim ile kendimi gösterdim, Azelya ise doğrudan bizi izliyordu. "Bunu sen mi diyorsun? Kaç yıldır Serhat ile berabersiniz ama hâlâ geçimini ne yaparak sağladığını bilmiyorsunuz ve asıl sen o kadar aptalsın ki gerçekten otobüs şoförlüğü yaptığına inanmışsın. Sırf aptal görünmemek için sorgulanır yazdığını mesajını gören herkes anlardı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sertleşen yüz hatlarıyla onu baş başa bıraktığımda kalabalığı her şeye rağmen kibarca yararak yeniden Serhat'ın kabininin yanına geçtim, öğrenciler arka taraflara doğru ilerlediğinden ön kısım boştu ve arkamda kalan öğrenciler ile aramızda hemen hemen üç adım vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ile aramıza giren cam kabini açmak için delik bırakılan minik boşluktan tuttuğumda ilk önce yolu izledim, sonra Serhat'a baktım ve yine yola döndüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İleriden başka bir otobüs bize doğru yaklaştığında o otobüsün şoförü tek eliyle Serhat'a doğru selam verip kornaya bastı, Serhat bir şey anlamayarak elini garipçe kaldırdığında "Çabuk kornaya bas," dedim ve yine bir şey anlamadı ama ben dediğim için sanırım anında Serhat da kornaya bastı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç dakikanın ardından Cumhuriyet Lisesinin durağına geldiğimizde kırmızı üniformalılar otobüse binmeye başladı ve kartlarını kolay okutsunlar diye Serhat'ın kabinine doğru yaklaştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sol eline yanağını yaslamıştı ve öğrencilerin binmesini bekliyordu. "Neydi bu şimdi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım korna çalmaktan bahsediyordu. "Benim de otobüslerle pek aram yok ama nereden bildiğimi de bilmediğim hâlde otobüs şoförlerinin birbirlerine kornayla selam verdiklerini biliyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ilerisine bakarken kaşlarını kaldırdı düşünceyle sonra dudaklarını da vay be dercesine büzdüğünde ön kapıyı kapattı ve yeniden otobüsü sürmeye başladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ara sokaktan çıkıp caddeye girecekken ileride bir yol çalışması olduğunu gördük, tam da bizim güzergahımızın üzerindeydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Harika," diye mırıldandı Serhat otobüsü yavaşlatırken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sabah böyle bir yol çalışması yoktu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tam da benim şanssızlığıma diyecekken "Şansıma tüküreyim," diye mırıldandı Serhat sonra tekerleklerden biri bir çukura girdiğinde "Siktir ama ya," diye isyankârca konuştu. "İlk iş günümde ve ben bu kadar acemiyken güzergâh üzerinde yol çalışması mı olur?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nedense gülesim gelmişti Serhat'a sonra otobüsü kıl kadar ince bir mesafeyle bir çukurdan daha kurtardığında yoldan geçebilelim diye kazma makinasının şoförü aracı kenara çekmişti üstelik burası çok gürültülüydü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Diğer şehirleri bilemem ama," dedim sonra yumruk yaptığım elimin baş parmağını kaldırdım. "İzmir kaldırım taşı yenileme konusunda birinci olmalı." Gariptir ki Serhat da sağ elini yumruk yaptı ve baş parmağını kaldırıp beni tamamladı: "Ve heykelcilikte."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerim parladığında "Konya'daki garip surat heykeli peki?" dedim sonra Serhat "İzmir'deki Nasrettin Hoca heykeline laf ettirmem," dediğinde "Ben de Denizli'deki horoz heykeline laf ettirmem," dedim heyecanla ardından Serhat "Rize'deki çay bardağı heykeli de beni benden almıştı," dediğinde "Aslında en mantıklısı da o," dedim. "Ne bileyim, Rize, çay, yağmur, çamur derken çay bardağı o şehre çok mantıklı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aynı anda Serhat ile kahkaha attığımızda elimle dudağımı kapatmıştım ve o da dirseğini kaşıdıktan sonra gülüşünü hafifletti ve kısa bir an baygınca gülümsedi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ana caddeye çıkmamız için köprünün önünden dönmemiz gerekiyordu ve burası öyle bir yoldu ki köprüden inenler son hızdaydı, köprüden çıkmak isteyenler ise yavaş sürdüğünden biz gaza basıp gidemiyorduk sonra bizim yolumuza girmek isteyen araçlar döndüğünde resmen trafik kilitlenmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yolun haritasını yapanın da... Şansımın da... 712'nin güzergahının da..."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ciddi bir sesle ama komik bir ifadeyle bu sözleri dile getirdiğinden beni yine gülme tutmuştu. Normalde küfürlere gülmezdim, daha doğrusu normalde de gülmezdim ama burada asıl güldüğüm sanırım Serhat'ın tıpkı benim gibi olmayan şansıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Komik değil." Serhat direksiyonu profesyonelce kırdığında ve biz ana caddeye ancak geçebildiğimizde biri inmek için düğmeye bastı ve "Yemin ederim bu durağın yerini buraya koyanın da..." dedi Serhat çünkü otobüs daha yeni dönmüştü ve bu durakta durabilmek için otobüsün döndüğü andan itibaren frene basmak gerekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat tepedeki aynaya bakarak ortadaki kırmızı düğmeye bastı ve ortadaki kapı açıldı. "Görevi sana teslim etmeme yedi salise kaldı ve onu da bu konuşmaları yaparken harcadığıma göre direksiyon başına sen geçebilirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aynı şekilde ben de tepemizdeki aynadan arkaya baktım. Dar yolda otobüs yamuk durduğundan ileriden gelen ve arkamızdaki araçlar öfkeli bir hâl almıştı. "Benim ehliyetim daha yok ama." Bu sözlerimin ardından yeniden yola koyulduğumuzda keşke başka bir cümle kursaydım diye düşünmüştüm. Aslında araba kullanmayı biliyordum ve sadece ehliyete sahip değildim. Babamı ikna ettiğim bazı vakitlerde arabayı onun kontrolünde kullanmışlığım vardı. (Yazar notu: Bu satırları yazarken ehliyetim yoktu ama artık var yuppi)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tam da şu an bir farkındalık yaşamıştım, bu an gerçek miydi diye çünkü ben şu an konuşuyordum, normal bir şekilde ve otobüsün sahte şoförüyle. Serhat ile konuşuyordum, herhangi biriyle konuşuyordum. Zorunluluk hissi içimi kaplamamıştı, hem de Serhat da benimle konuşmak zorundaymış gibi iletişim kurmuyordu. Basit bir cümleydi ama biriyle normal bir şekilde iletişime geçebilmek benim için fazlasıyla olağan dışıydı. Ve anlıyordum ki sorun bende değildi çünkü Azelya benimle konuşurken bile ben acayip normaldim o anki iletişim esnasında.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkamı dönüp Azelya'ya bakmak istediğimde kalabalıktan sadece omzunu görebilmiştim sonra zaten Anıl'ın uzun boyundan başını direkt görebilmiştim. Yeniden Serhat'a döndüğümde belki de gerçekten yanlış sınıfa düşmüştüm çünkü Serhat bile otuz kişilik sınıfımın toplamından daha sıcaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'a yakınlık duyuyordum ve Serhat da bu yakınlığı bozmuyordu. "Abinin senin hakkında bir şeyler öğrenmek için çabalaması çok garip değil mi?" Tepkisini ölçmeye çalıştım. "Sonuçta abin o senin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın beyninin hangi anda olursak olalım kendisini dibine kadar çalıştırıyor olmasına aklım şaşıyordu. İlk önce bana bir cevap vermedi sonra yolu izlerken bir şeyler düşündü daha sonra kısa bir an tepemizdeki aynadan arkaya baktı, tahminimce Anıl'a.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O kızın yanına gittiğinde Anıl'ın telefonundan bir şeye kısa bir an bakmıştın, her ne gördüysen bundan soruyor olmalısın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Garip bir şekilde dürüst olasım tutmuştu ve Anıllar ile Serhat çok farklı alemde gibiydiler. "Anıl, Serdar'a mesaj atmıştı. Bindiğim otobüsü kardeşin sürüyor gibisinden bir mesajdı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sözlerimin anlamından çok ona bir köstebekmişim gibi bilgi taşımamı incelemek istermiş gibi yüzüme baktığında istemsiz bakışlarımı yola çevirmiştim sonra o yine yola doğru dönmüştü. Başımı sola çevirip ona yeniden baktığımda alnının gergin olduğunu gördüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nasıl anladığımı bilmiyordum ama anlıyordum işte ya da sadece hislerim çok kuvvetliydi. "Neden Anıl'ı ve Serdar'ı düşünmek yerine benim onların neler yaptığını sana aktarmamı düşünüyorsun?" Ellerimle saçlarımı kaşımak istiyordum, gerginlikten çünkü şu an çok güvenilmez bir izlenim vermiş olabilirdim ona ama zaten kimseye güvenmediğim gibi kimse de bana güvenmemeliydi. En azından bu güven hissi konusunda çevreme dürüst hareketler sergiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yolu izlerken çenesini belirginleştirdi. "Seni denememe izin vermiyorsun, Hira, biliyor musun?" Dudaklarını yaladı. "Bu iyi bir şey aslında, bize zaman kazandırır."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ciddileşip nefesimi verdiğimde "Neyin zamanın-" diyordum ki düz gitmemiz gereken yolu yol çalışmasından ötürü kapattıklarını gördüm ve Serhat da "Şansımı köpekler siksin," dediğinde önümüzdeki araçla aynı anda durmuştuk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatılıydı çünkü ne zaman asıl konulara girsek hep bir sorun konuşmamıza engel olacak şekilde bölücü davranıyordu. Önümüzdeki araç mecburen sağa doğru döndüğünde Serhat da "Bitiremediğiniz yollarınızı ziftle sikip güneş altında patates kızartır gibi…" diye geveledi kısık bir sesle ve direksiyonu sağa kırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Devlet hastanesi durağına gittiğimizde burada kazı çalışması olmamasına rağmen yollar o kadar bozuktu ki tekerleğin her dönüşünde otobüsün köşeleri farklı yerlere saçılıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın otobüse en az hasar vererek otobüsü sürmeye çalışmasını izlediğimde biraz daha sıkı tutundum kabinin delik kısmına. "Aşkımız Torbalı'nın yolları gibi hiç bitmesin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat benden duyduğu cümleden midir bilinmez direksiyon hakimiyetini kaybedermiş gibi oldu ya da yollar bozuk olduğundan bana öyle gelmişti. "Ne dedin ne dedin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bizim güzergahın durağı olmadığı hâlde inmek isteyenlerin inebilmesi için bu durakta durduk. "Torbalı'nın Instagram sayfasında görmüştüm. Bir adam kadına şu Kipa AVM’nin karşısındaki bozuk yolda evlenme teklifi etmişti, paylaşılan fotoğrafta öyle görünüyordu yani sonra adamın arkadaşı da pankart açmıştı ve pankartta şöyle yazıyordu: Aşkınız Torbalı'nın yolları gibi hiç bitmesin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Essah mı?" Serhat dudaklarını büzdü. "İlginçmiş ama mantıklı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden ilerlediğimizde bu sefer otoyola girebilmiştik ama burası hem Aydın hem hastane yolu olduğundan sıkışık bir trafiğe sahipti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen nerelisin, Serhat?" Essah kelimesini buralılar sık kullanmazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat işaret parmağını gülümseyerek gösterdi. Sıfır-bir dermiş gibiydi. "Adana."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Doğulusun yani?" Şaşırmıştım ama belli etmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başını salladı sonra sanki bu konuşmalarımız ona bir şey hatırlatmış gibi kaşlarının ortasında bir oyuk oluştu. "Sen nerelisin peki?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Babam Aydınlı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat kısa bir an gözlerini yoldan ayırıp bileğime baktı ve ifademin değişmesi Serhat'ın alaylı gözleri yüzündendi. "Anıl da Vanlı bu arada."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'ın kaliteli görüntüsünden ama daha çok da buranın diksiyonuna sahip olduğundan Ege Bölgesindendir diye düşünmüştüm ama o bile doğulu çıkmıştı. "Benim annem de Vanlı," dedim birdenbire sonra konuşmalarımıza bir anda neden Anıl'ı da dahil ettiğini düşündüm Serhat'ın.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Teyzenlerdeyken balkona, yanına gelmiştim ve Müge'yi yanında görmeseydim sana bir şey söyleyecektim ama artık vazgeçtim çünkü bu benim meselem değil. Zaten o balkondayken beni sürekli kovmaya çalışıyordun." Normal bir şekilde durmamız gereken duraklarda duruyorduk ve sonrasında yine normal bir şekilde ilerliyorduk ama ifadem normal değildi, ciddiydim ve dikkatliydim. "Annenin ve Anıl'ın babası Fırat'ın kuzen olduklarını unutarak hareket etme derim." Nefesini dışarı salarken gözlerini devirdi. "Siz Anıl'la kuzen çocukları oluyormuşsunuz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anıl bana-" dedim sonra konuşup konuşmamak arasında kararsız kaldığımda bir şeyleri anlıyor olmak canımı acıttı. "Bir şey anlamadığımı ve aptal olduğumu söyledi ve senin şimdiki sözlerini bile tahminlerim doğrultusunda anladığımı bilmeni isterim." Şaka bir yana Anıl ile akraba oluşumuzu daha yeni idrak edebilmiştim. Tamamen Serhat'a doğru döndüm. "Ben aptal değilim, anlıyorum, sadece dile getirmeyin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat dudaklarını araladığında "Gerçekten mi?" diye sordu ve kaşları kavislendi. "Anladığına emin misin, Hira?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anlıyorum," dedim bir kez daha ve biraz dönüp Anıl'a baktım. "Ama önemsemiyorum, hiç de umurumda değil." Sadece Serhat'ın nereden bilebileceğini düşündüm. Ya Fırat Özar ya da Anıl, Serhat ile konuşmuş olmalıydı ama Fırat Özar nasıl böyle bir şeyi öylesine anlatabilirdi ki?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yeşil gözlerini çevreleyen kirpiklerini bile kımıldatmadan yolu izledi, sözlerime karşılık ise hiç renk vermemişti. Bildiği şeyleri söylemeyecekti, yanlışım varsa beni düzeltmeyecekti ve bilmediği konularda bile biliyormuş gibi davranacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir kez daha dile getiriyordum, ben Serhat ile konuşuyordum, ben herhangi biriyle konuşuyordum, ben konuşuyordum. Konuşuyordum. Bu iletişim hoşuma gitmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Artık otoyolda gittiğimiz için hızlanmıştık. Yan yoldan 701'in geldiğini gördük Serhat ile sonra o otobüs bize yaklaştığı esnada kornaya bastı ve hafif gülümsediğimde "Şaka mı bu?" diye mırıldandı Serhat ardından ikilemde kalarak Serhat da kornaya bastı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır," dedim yandan ona bakarken. "Gerçek."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat bana gülümseyerek bir cevap verecekti ama gözleri ileride bir şeye takıldı ve yüz hatları sertleştiğinde siyah eşofmanının cebinden siyah, minik bir cihaz çıkarttı ardından kart okutma cihazının altına yerleştirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tüm bunlara rağmen yüzüme bakıp ifademi ölçtüğünde olağan bir yüz ile karşılaşması onda gülümsemeye sebep oldu. "Gerçekten de seni denememe hiç gerek yok."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aklı olan bile Serhat'ın ne demek istediğini anlamazdı çünkü ben anlamıyordum, neyimi deneyeceğini de bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüs yavaşladığında Serhat ciddi bir ifadeye büründü sonrasında, neden bilmiyordum ama tamamen hislerim doğrultusunda Serhat'ın arkasında kalan yolcu koltuğunun arkasına tutundum. O esnada ise birçok öğrenci kısa bir an bana bakmıştı ve bir kez daha fark ediyordum. Serhat'ın yanındayken dış dünyadan o kadar ıraklaşıyordum ki birçok insanın üstümdeki gözlerini fark edemiyordum bile.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Durakta durduk, otobüsün en arka kapısı açıldı ve inenler indiğinde ön taraftan da takım elbiseli, zengin diyebileceğim bir adam bindi. Orta kilolu ve hastalıklı bir boy uzunluğuna sahipti, bedeni çok yıpranmış duruyordu duruşundan anladığım kadarıyla ama yüzü çok dinçti ve bu adamın saçları benim saçlarımdan bile daha çok parlaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adam kartını cihaza dokundurttu, bu sahne bana tanıdık gelmişti çünkü kendimi görmüştüm. Cihaz adamın kartını okumuyordu. Adam güneş gözlüğünü tek parmağıyla biraz daha gözlerine doğru iteklediğinde "Neden okumuyor bunu?" diye ters bir sesle Serhat'a sordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bilmem," dedi Serhat umursamaz bir sesle ve ön kapıyı kapatıp otobüsü yeniden sürdü. "Kartınızda bir sorun olmalı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kartımda bir sorun olamaz." Adam gözlerimde çok ukala bir imaj çizmişti. "Daha bu sabah bastım ben."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sıkılmış bir sesle "Deneyelim," dedi ve cihazın arkasındaki bir tuşa bastığı anda adamın kartı okundu. "Oldu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Güneş gözlüklerine rağmen sırık gibi adamın gözlerini devirdiğini gördüm. "Bunun gibi cahilleri de otobüs şoförü yapmasalar bari." Adam önümden geçtiği esnada öyle bir baskı hissetmiştim ki üstümde çünkü adam öyle ağır bir havaya sahipti ki o an en küçük insan bendim ve Serhat'ın gizemli enerjisi ve sabit bakışları bana daha katlanılabilir gelmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adam bana bir kez olsun bile bakmadan arka taraflara doğru gittiğinde en arkada tersten oturdu ve otobüsün şu an o kadar da kalabalık olmadığını gördüm. Çoğunluğu zaten öğrenciydi ve ayakta olanların yanında yer yer oturacak koltuk da vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Biraz bekledim, dışarıya baktım ve Kuşçuburun'da olduğumuzu gördüm, otoyoldaydık ve etrafımızdaki dağlara bile ev yapılmıştı. Manzara güzeldi ama olası bir deprem esnasında burası çok korkunç olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tekrardan Serhat'ın yanına gittim ve ona çekincesizce baktım. Koyu gür saçları, siyah eşofmanın üzerine giydiği beyaz gömleği, gözlerinin rengi ve samimi bakışları gerçekten çok iyiydi. Yalanları vardı, sözlerinin yalan olduklarını ispatlayamazdım ama öylesine bir kötülüğünün herhangi birine dokunacağını da düşünmüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Adam ilerlerken sana cahil dedi ama sesinin kayıt altına alındığını da hiç fark etmedi, saftirik."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat nefesini verip elini kalbine götürdüğünde "Hah?" dedi sorgularcasına sonra aynaya baktı, adamın gözlerinin üzerimizde olamayacağını gördüğünde siyah cihazı çıkartıp geri cebine koydu. "Belki görüntü cihazıydı, nasıl böyle emin konuşabilirsin ki?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beni denemesine gerek olmadığını söylüyordu ama kısılan gözleri bunun tam tersiydi. "Adamın kartını bilerek okutmadın, konuşsun diye."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hafif bir sırıtışla kafasını salladı. "Sen bilirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Adamın sesini ne yapacaksın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat fazlasıyla ileri görüşlüydü. "Belki bile diyemiyorum yani, kesinlikle bir gün ne yaptığımı anlayacaksın." Serhat yine düşündü, gelecek ile ilgili senaryolar kurdu belki de o kurnaz kafasında. "Adam senin saçlarına baktı mı hiç? Çoğunluktan kolayca ayırabilir seni saç rengin cihetiyle." Ondan sonra artık ne düşündüyse çok kısa bir an gözlerini yumup dudağının içini ısırdı ve "Umarım..." diye başlayan garip bir mırıltı çıkardı. Sanki ağzından savaş kelimesi çıkmıştı ama neyin savaşıydı ki bu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tepemizdeki aynadan tersten oturan sırık gibi adamı görmeye çalıştım. "Tanıyor muydun önceden o adamı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet," dedi Serhat ağırbaşlılıkla. "Önceden arkadaştık hatta ama kendisi bir kaza sonucu hafızasını kaybetti ve şimdi de beni hatırlamıyor." Serhat'ın bu sözlerine inanmıyordum ama öyle normal ve ciddiyetle söylüyordu ki bunları resmen inanmamaya kendimi ve beynimi zorluyordum. Gerçek ve şaka niyetiyle söyledikleri arasında en ufak bir çizgi bile yoktu ayırt etmeme yarayacak. "Tüm çabam beni yeniden hatırlayabilmesi için."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sadece bir şeyi ayırt edebilmiştim, o da Serhat'ın başta neden otobüsün ekranına Servis Dışı yazısını yazdığıydı çünkü bugün perşembeydi, çünkü bugün otobüs Ayrancılar'ın içine girene kadar boşalmıyordu kolay kolay ve ara duraktaki insanlar otobüse binemiyorlardı. Serhat otobüsü boş tutmuştu ve tüm öğrenci sevici yalanlarına rağmen anlamıştım, bu takım elbiseli adamın otobüse binebilmesi içindi bu yaptıkları.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben durgun bir ifade ile düşünürken Serhat gözlerini yoldan ayırıp benim gözlerimin içine bir an öyle sinsi bir ifade ile baktı ki yüzümü stabil tutsam bile gözlerimin içindeki o vahşet hissini saklayamadım çünkü Serhat o bakışlarıyla ciğerimi bile okumuştu. Ne düşündüğümü ya da neyi ne zaman anlayabildiğimi bile fark ediyordu ve bu çok korkunçtu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nasıl anlayabiliyorsun?" dedim bir anda kendimi durduramadan ve bakışlarımı kaçırdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yeniden yola döndüğünde "Söyleyeyim mi?" dedi merak uyandırmaktan çok gerçekten öğrenmek isteyip istemediğimi ölçmek istermiş gibi. Başımı salladığımda "Çünkü bir şeyleri anladığını belli etmemek için yüz ifadeni her zamanki stabil ifadenden daha da katılaştırıyorsun," dedi ve hafif kirli sakalını sıvazladı. "Ben biraz detaycı bir insanım. Yüz ifadendeki en ufak bir mimik değişikliğinde bile o ifadenin neden değiştiğini anlayabilecek kadar fazla tahmin yürütürüm, isteğimden bağımsız."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Önüme döndüğümde yüz ifademi çok iyi koruyabildiğimi düşünmüştüm hep şu zamana kadar ve sadece başkalarını değil, hiç anlamayarak kendimi bile kandırmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat galiba bu sefer de neyi düşündüğümü anlayaraktan "Dikkatli bakmayan biri fark edemez," dedi kesin bir ifadeyle ve ondan daha çok korktum, yüz ifademi belli etmemeye çalışarak ama bunu anlayıp anlamadığını bilmiyordum. "Çehrende saliseden bile daha kısa süren bir elektrik dalgası oluşuyor, irkilme gibi sonra her zamanki ifadenden daha da soğuk oluyorsun, yüzünü kasıyorsun ama dediğim gibi, dikkatle yüzünü incelemeyen biri düşünce akışının yüzüne nasıl yansıdığını fark edemez."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çok şaşırmıştım, gerçekten ve şu an tamamen içime dönmüştüm. "Ne zaman fark ettin ki böyle ince bir detayı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Söyleyip söylememek arasında kısa bir an kararsız kaldı sonra beyaz, bol gömleğinin üstten bir düğmesini açtığında göz kapaklarını kaldırdı hafifçe. "Sınıfta bakışmıştık ya uzunca, o zaman işte. Seni ürkütmek istemem ama o kadar çok şeyin analizini yaptım ki o an bence o dakikalar yıllara mal olacak kadar kaliteliydi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İçimde biriktirdiğim yetersizlik duygusuyla coşan sinirden midir bilinmez yan yoldan 722 otobüsünü gördüğüm an "Bas kornaya," dedim Serhat'a emir verircesine. Ben basmak istiyordum ama herkesin içinde kabini açmak istemiyordum. "Şaşırıyormuş gibi davranma ve bas kornaya, hadi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat başını utançla eğdiğinde kornaya kafasıyla bastı, bu komik hareketine sinirim uçup gittiğinde 722 otobüsü bize yaklaştığı anda o otobüsün şoförü de bize eliyle selam verip kornayı öttürmüştü. "Kendimi Orta Çağ'da bile hissedemiyorum şu an. Kaç yıl geriye gittik biz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sokak selamı, komşu selamı, misafirlik selamı derken otobüs şoförlerinin kornalı selamı bence bütün selamları solladı bu arada."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzünü buruşturdu. "Tek eksik kornaya basarken Allah'ın selamını dile getirmeyen tercüman bir ses herhalde de de tam olsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ciddi ciddi bunun şakasını yaptım. "Selamünaleyküm düt düt."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat dudaklarını araladı ve böyle bir espri olamaz bakışı attığında olabildiğince sert bakmaya çalıştım, bilerek ifademi değiştirdim hatta yüzüm her zamankinden daha da ciddiyete binmesin diye ve bu hareketimi fark ettiğinde bir nefes verdi gülümseyerek. "Aleykümselam düt düt." Yüzünü daha da gerginleştirdi. "Ben şimdi bu konuşmaları hiçbir zaman unutamayacağım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birilerinin zihninin köşesinde yer edecek olmam beni sevindirmişti, en azından öldüğüm zaman bile bazılarının zihinlerinin bir köşesinde yaşıyor olacaktım. Mezarım en ıssız yerde bile olabilirdi, bedenimi önemsemiyordum ama unutularak ölmek bana en acısını hissettirirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ortadaki düğmelerden biri kırmızı ışıkla dolup söndü ve bu hep devam etti. Yazıbaşı durağına geldiğimizde Serhat ilk önce ortadaki kırmızı ışıkla yanıp sönen düğmeye bastı, ortadaki kapı açıldı sonra ise baştaki düğmeye bastığında öndeki kapı açıldı. Kapalı bir teyzenin bindiğini gördüğümde kartını kolay okutabilsin diye Serhat'ın kabininin arkasına doğru geçtim ve teyze de siyah çantasından kartını aradığı esnada yeniden yola koyulmuştuk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyze penguen gibi çok tatlı bir şekilde yürüyüp kartını okuttuğu esnada yanaklarını sıkmak istemiştim şirinliğinden. Sonra teyze çoğu kişiden farklı olarak ilerlediği esnada şoföre baktı, "Ana?" gibi garip bir şaşırma sesi çıkarttığında arkaya ilerlemekten vazgeçmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Herhalde Serhat'ı bir tanıdığına benzetti diye düşünmüştüm ama teyze "Evladım, kusuruma bakma ama sen bekar mısın?" diye pat diye sorduğunda kendime hâkim olmasaydım az kalsın tükürerek gülüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ney?" dedi Serhat sersem bir şekilde. Biraz öne gelip sırıtarak yüz ifadesine baktım Serhat'ın meraklıca. Oh olsundu ki yüzünde saliseden bile kısa süren gerilim izi yoktu çünkü yüzünde saliseden bile uzun süren bir gerilim izi vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benim aynı senin yaşlarında bir kızım var. Yirmi altısına yeni girdi. Dağ gibi adamsın maşallah, evinde ekmeğindesin de hem çok iyi anlaşırsınız benim kızla." Ben de bazı kızlar nasıl yakışıklı erkekleri kendilerine ayarlayabiliyorlar diye düşünüyordum, meğerse anneleri işin içindeymiş. "Hele o yeşil zeytin gözlere bak, torunum da aynı bu gözlere sahip olsa tadından yenmez ilahi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ilk ne yapacağını bilemedi ve o an Serhat'ın yakışıklı değil, karizmatik olduğunu fark ettim üstelik giyim tarzı bile alışılmışın dışındaydı ve çok hoşuma gitmişti. Gömleğin altına eşofman giyen ilk Serhat'ı görmüştüm mesela.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat beni şaşırttı ve "Olur," dedi teyzeye başını sallarken. "Zaten benim de evlilik yaşım geçiyordu, böyle helal süt emmiş birinin ayağıma kadar gelmesi beni çok mutlu etti." Şevval burada olsaydı sanırım Serhat'ın göbekli ve pos bıyıklı bir şoför olmasını isterdi. "Ama kızın şartlarımı kabul eder mi teyzeciğim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyze işinin şu anlık rast gitmesine çok mutlu olmuştu. "Sen söyle evladım bakalım, ne istiyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Allah'a şükür teyze, öyle paraya falan ihtiyacımız yok." Şu konunun nereye bağlanacağını o kadar merak ediyordum ki resmen kısa bir fragman izliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sanki bana bile göstermediği ayyaş yüzünü sadece kızına damat adayı bulmak isteyen masum teyzeye göstermek istiyordu. Artık Toki'ye girmeye yaklaştığımızdan sol şeride tek eliyle geçti Serhat ve boştaki eliyle de bol beyaz gömleğinin kollarını biraz sıvadı ve özellikle sol elini gün yüzüne çıkarttı. Hem kabuk bağlamış yaraları hem de üstüne yapılan dövmeleri gören teyzenin yüzündeki hayal kırıklığı çok günahsızdı. Kıyamam.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat bir sır vermek istermiş gibi teyzeye doğru hafif yaklaştı ve özellikle yeşil zeytin lafını alan gözlerini teyzeye gösterdi, daha çok içindeki kızarıklıkları ve teyzenin bu konuyu açma pişmanlığı yüzüne yüklenmişti artık. "Teyze," dedi Serhat kısık bir sesle. "Senin kız çoklu ilişkilere sıcak bakıyor mu peki? İnan tek isteğim bu olur, ev araba her şey var." Biraz daha yaklaştı ve biraz daha sesini alçalttı. "Kızın iki adamla evlenmeyi kabul eder mi ama?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tövbe bismillah," dedi teyze elini kalbine götürüp. "Tipi güzel dedik karakteri bok çıktı." Teyze kaçarcasına Serhat'ın kabininin önünden uzaklaşmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bizim zeki prens büyümüş de zeki kral olma yoluna girmiş bakıyorsam." Serhat'ın kabininin önüne bilmem kaçıncı kez yeniden gelmiştim. "Teyzeyi niye öyle korkuttun ki?" Gözlerim kısa bir an Serhat'ın sol koluna kaydı, yaraların üzerindeki dövmeler yazılardan oluşuyordu ama ufak olduğundan okuyamıyordum. "Benim sevgilim var desen yeterliydi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hiç de ehil olmazdı." Sola sinyal verdi, ada etrafından dikkatlice döndü ve benim tarafımdan karşıdan gelen arabalara odaklandı, geride bir yerde kırmızı ışık yanıp buraya doğru gelen araba sayısı azaldığı an karşıya geçecektik. Serhat yola bakarken ben de Serhat'ın yüzüne bakıyordum, bir konuda mecalsiz duruyordu. "Kaçtığım şeylerin inatla burnumun dibinde bitmesinden o kadar rahatsızım ki artık, sıfır tahammülsüzlükle herkesi hayal kırıklığına uğratabilirim isteyerek." Ne önemi var ki aslında dememişti ama yüz ifadesi aynen bu cümleydi. Yine de konuşmaya devam etti. "Hak edilmiyorum ve bu hak edilmeyişimi de katı yüreklilikle gösteriyorum ki bir daha hak etmediğim bir şey karşıma çıkmasın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendine haksızlık ediyorsun demek istedim ama kolunun nasıl sürekli bu hâle geldiğini bilmediğimi fark ettim, gözlerinin kızarıklığının neden hiçbir zaman geçmediğini sorguladım ve ara ara neden bir yerlerinde dayak izlerine rastladığımı da düşündüm ve en sonunda ise bu konu hakkında susmayı tercih ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Takdir edilesisin," dedim yine de tüm içtenliğimle Serhat'a. Toki yoluna girmiştik. "Kendinin farkındasın, bilincin gayet de yerinde ve bu çok iyi bir şey."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, kendisinin övülüşüyle alakalı cümleler duyduğunda kendisini alçaltacak türde sözler ediyordu ve bu özelliğinde kendimi bulduğumda ona biraz daha yakınlık kurdum. Hahladı, alayla. "Teyzeye söylediklerimde ciddiydim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sözlerinin ardından bana döndüğünde kendisinden uzaklaşmamı bekledi ama konumumu hiç değiştirmedim ve gözlerimi devirip yola baktım. "Bana ne senin yatak hayatından? Herkes kendine yaşıyor sonuçta."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yalan söyleyip söylemediğini hiç anlayamayacaktım galiba ama kurduğum cümlemden ötürü güldü bir şeyle eğleniyormuşçasına.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Toki'nin girişinde bir teyze daha vardı, elini bize doğru kaldırdığı için durmuştuk ama bu durakta inen çok olmazdı, Toki konutlarına uzaktı burası ve arkamız otoyoldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşları çatık bir teyze içeri adım attığı gibi yeniden düz gitmeye devam ettik, biraz arkaya geçtim yeniden ve aksi suratlı teyze kartını okuttu ama arkaya doğru ilerlemedi. Yan tarafımızdaki demiri tuttuğunda oturan öğrencilere bakıyordu hatta en önde oturan iki öğrenci çok rahatsız olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siz ne terbiyesiz bir nesilsiniz, be."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Katı teyzenin bu sözlerini duyduğum an nefesimi verip kamburumu çıkarttım. "Yine başlıyoruz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biriniz de kalkıp yer vermiyorsunuz, otobüs sıcak, yine etrafı doldurmuşsunuz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"ESHOT'un açılımını bilir misin, teyze?" diye sordu kısık bir sesle Serhat. Teyze zaten bize yakın olduğundan ön taraftakiler hariç kimse bizi duymuyordu. "H ve O. Halk Otobüsü. Bu iki kelime bana sıcaklığı, insan nefesini ve kalabalıklığı çağrıştırıyor. Kimsenin özel aracı değil bu otobüs, kart basan herkes binebilir yani."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Önde oturan bir öğrenci, teyzenin bakışlarından rahatsız olduğundan "Geç otur, teyze," dedi sonra indiğinde "Bizim de çantalarımız ağır," diye ekledi. "Ama ben seni gayet sağlıklı görüyorum ve senin ücretsiz bastığını da gördüm."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hâlâ terbiyesizlik yapıyor yaşından büyüklere. Sanki okuyup da çok bir şey olacaksınız."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın kısık bir sesle güldüğünü işittiğimde teyze tam yüksek koltuğa oturacakken "Bir dakika," dedi cam kenarındaki öğrenci ve tiksinti dolu bir ifadeyle o da indi koltuktan, teyzenin yanında oturmak istememişti sanırım ya da arkadaşını yalnız bırakmak istemiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden Serhat'ın yanına geldim. "Sen teyzeye yalan söyledin. ESHOT'un açılımı bu değil."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk ben söyleyecektim ama Serhat önce davranıp "Elektrik, su, hava gazı, otobüs ve troleybüs olduğunu biliyorum," dedi. "Teyze inandı ama, sorsam iki artı ikiyi bilmez fakat iş gençlere gelince okuyup da çok bir şey olacaksınız da sanki falan diyor, kolaysa sahneye kendisi buyursun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Su İzsu ve elektrik de Gediz Edaş'a bağlandı." Teyzeye kısa bir an baktım sonra biraz daha Serhat'a yaklaştım. "Bu arada bu teyzenin bir şeyi yok, normalde yaşlısı olsun hamilesi olsun elbette yer verilir ama bu teyze bize oyun çekiyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Oyun çektiğini bildiğim için öyle konuştum zaten." Umursamazca yanağını gerdi. "Yoksa yaşlılar başım üzerine, beni tanıyan da bilir ki vakit bulduğum her an huzur evine giderim çünkü anılarını dinlemek ayrı bir zevk, edindikleri tecrübeleri kendi süzgecimizden geçirmek ayrı bir tat."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben hiç huzur evine de gitmemiştim. Aslında ben bu hayatı yaşıyor muydum demek daha doğru olacaktı, bir insanın daha neyi eksik olabilirdi? Bir ben vardım bir genç olamama kelimesi bir de hiçlik ve eksiklik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Toki durağına geldiğimizde durduk ve bu sefer otobüsün üç kapısı da açıldı. Biraz geç hatırlamıştım ama hatırlamıştım, aceleyle Azelya'ya doğru döndüğümde zaten ayağa kalktığını gördüm ve "Şimdi iniyorsun," diye en belirgin şekilde dudaklarımı oynattım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hatırladım," dedi gülümseyerek Azelya sonra kapıdan inmeden önce bana el salladığında giydiği kısa büstiyerden olsa gerek göğüs dekoltesinden etkilenmiştim. Anıl ise otobüsün hem boşaldığı hem de boşalan yerlere yenilerin geldiği bu vakit gözlerini üzerimizde tutmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O kızı tanıyor muydun daha önceden?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'a döndüm yeniden ve cevap vermeden önce düşündüm, Serhat'tan bir farkım kalmasın istiyordum. "Tanıyordum tabii ama şimdi o kadar da yakın değiliz çünkü o bir kazada hafızasını kaybetti ve sonrasında beni hatırlamadı, ondan sonra da hiç eskisi gibi olamadık. Tüm gayretim beni yeniden eskisi gibi sevebilmesi için."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ciddi yüzüm, ağır hareketlerim ve Serhat'ın o sırık adam hakkında söylediği cümleler gibi normal çıkarttığım sesimle bu durumu daha iyi anlatamazdım sanırım. Serhat ile aynı anda aynadan tersten oturan adama baktık, sonra güldük sonra yine yola odaklandık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşılıklı yalanlar söylüyorduk, dillerimizi zehirliyorduk sonra yalan söylediğimizi anlasak bile yine birkaç dakika önceki hâlimizle aramızda bir değer azalması yaşanmıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"…" Serhat'ın kendi kendine neden Kürtçe küfrettiğini anlayamamıştım sonra gireceğimiz yolda yapılan yol çalışmasını gördüğümde küfür kullanmadığım halde ben bile küfretmek istedim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sağa dönmemiz gerekirken yeniden düz yola girdik ve Mehmet Akif Ersoy Ortaokulunun oraya kadar ilerledikten sonra sağa dönebildik, Toki'nin içine kadar girmiştik, yolu uzatmıştık ama yine aynı yoldan çıkmış olacaktık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen neden yolların babalarının mezarlarına küfrettin ki şimdi? Onlar cansız ve Kürtçe edilen küfürler kulağıma çok komik gelir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kürtçe biliyor musun?" Kaşları kalkıktı. "Yoksa sen de sadece benim gibi bilmediğin dillerin küfürlerini mi ezberliyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Annem nadiren konuşur, ben konuşamıyorum ama anlıyorum." Serhat hazır beni cevapsız bırakmıyorken sormak istiyordum. "Adana'nın neresindendin bu arada? Seyhan? Çukurova?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat gülerek başını iki yana salladı. "Saydın sen de popüler ilçeleri." Yeniden sağa döndük, şimdi düz gidip yeniden otoyola çıkacaktık. "Ben her seçim gecesi haritada sarıya boyanan, ceplerinde çakılarıyla dolaşıp tespih savuranların çok olduğu, kavganın hiç eksik olmadığı Yüreğir'denim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine benim için Serhat'ın değer değişimi olumlu ya da olumsuz olmamıştı. "Sen de cebinde çakıyla mı geziyorsun?" diye sordum şakayla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ileride bir şeye yoğunlaştığında "Çorabımızda diyelim," dedi ama onu ciddiye alıp almamam gerektiğini kestiremedim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşımızdan bizimle aynı numarada olan 712 otobüsü geliyordu. Yan yana Dicle durağında durduk, biz otoyola dönükken Torbalı'ya giden araç Toki'ye yeni girmiş olacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine inenlerin indiği esnada Serhat camını aşağı indirdiğinde karşı otobüsün şoförü de aynı anda camını indirdi ve o an her zamankinden daha da odaklandım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşı otobüsün şoförü beklediğimin aksine gençti ve Serhat ile birbirlerini tanıyorlardı. Genç bir adamdı, sarışındı ve mavi gözleri vardı, sarkastik bir kişiliği olduğunu seziyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Karşılaştığımız iyi oldu," dedi Serhat başını camdan hafif dışarı uzatıp.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Pancar'dan buraya kadar didik didik aradım ama adam bana denk gelmedi," dedi karşımızdaki sarışın çocuk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bende," dedi Serhat başını sallayıp, çok güzel ve vurgulu bende demişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sarışın adam şaşırarak kaşlarını kaldırdığında "Konuşturabildin mi?" dedi ve bizim otobüsün içine bakmaya çalıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet ama onaylıyorum kelimesini biraz teknoloji kullanarak elde etmemiz gerekecek." Serhat geri gelip aynadan arkaya baktı, tersten oturan adama sonra inen de binen de olmadığından kapıları kapattı. "Onaylıyorum kelimesindeki bütün harfleri adam kullandı ama, buna emin olduktan sonra saldım adamı, Arda."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arda’nın arkasındaki beyaz gömlekli, kırklarında bir adam kalkıp Arda’nın yanına kadar gitti ama Arda "Daha değil," demişti, galiba ayağa kalkan gerçek şofördü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arda ve Serhat aynı anda otobüsü sürmeye başladığında "Otobüs selamı vereceğim lan," dedi Serhat ve kornaya bir anda bastığında kendime engel olamayarak gülmüştüm, Arda bir şey anlamadı ama en son kısımda Arda’nın arkasında oturan esas şoförün sırıttığını görebilmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Toki'den çıktığımızda yeniden Ayrancılar yoluna girebilmek için ilk önce Torbalı yoluna girdik ve ada etrafından dönüp yeniden Ayrancılar yoluna girdik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sor diyordum, hazır Serhat cevaplıyorken ama nasıl soracaktım, detay vermesem olur muydu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yolları bilmediğini söylemiştin, Serhat." Derin bir nefes alıp dudaklarımı yaladım. "Yalan söylediğinin farkındayım ama," dedim sonra duraksadım, işte bu kısmı söylemeden nasıl ilerleyeceğimi bilmiyordum ama yine de söyledim işte. "Biz seninle bakıştığımız esnada yalan söylemenin ve kandırmanın aynı şeyler olmadığını, farklı anlamlara geldiğini söylemiştin. Şimdi beni kandırmış mı oluyorsun yoksa yalan mı söylemiş oluyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hatırladım," dedi Serhat yanağının içini ısırırken. "Ben kandırmam demiştim. Sadece yalan söylerim ve hiçbir çekincem de olmaz. İkisinin arasındaki ince çizgiyi kolay kolay bozmam." Dudaklarını vay be dercesine büzdü. "O esnada sana, ben kandırmam dediğimde bile dürüstçe yalan söylemişim, aradaki ince çizgiyi anlayabiliyor musun? Yalan söylerim demiştim, ben kandırmam dediğimde de yalan söylemişim işte." Bana baktı, hiç utanmadan ama yine Serhat'ın gözümdeki değeri olumlu ya da olumsuz hiç değişmemişti ve bunu fark ettiğinde gülümseyerek yeniden yola döndü. "Kandırdım," dedi dürüstçe. "Bir insan bir olgunun ortaya çıkmaması için yalan söyler ve o yalanının da ortaya çıkmasını istemez ama biraz basit düşündüğünde bir insana kolayca seni kandırdım diyebileceğini fark edersin, bu yalandan daha hafif gelir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat’ın bana dediği cümlesini tam hatırlamıyordum. Ben yalan söylerim kandırmam mı demişti yoksa ben yalan söylemem sadece kandırırım mı demişti? Öte yandan bu iki kelime arasındaki ayrımı yapamamıştım, Serhat ise şimdi kandırdığımızı biz söyleriz ama yalanlarımızın yalan olduğunu dürüstçe söyleyemeyiz demişti, ayrım yapmak hâlâ zordu ama zamanla anlayabilirdim. Hayat illaki hatırlatırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ayrancılar çarşısının içine girdik hatta benim inmem gereken durağa kadar geldik ama inmedim, otobüs ise fazlasıyla boşalmıştı özellikle çoğu kişi benim indiğim durakta iniyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat oturduğum yeri bilmediğinden bir sorun yoktu, zaten nerede ineceğimi de sormamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüse bindiğim ilk an en arkada oturan beyaz gömlekli bir adam görmüştüm, şimdi yanımıza kadar geldi ve önlerden boşalmış bir koltuğa geçti, gömleğinin kravatında ise İzmir Büyük Şehir Belediyesi yazıyordu, gerçek şoför bu adam olmalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Egekent’in çıkış durağına geldiğimizde "Ben burada ineceğim," dedim Serhat'a doğru sonra orta kapıya gidecekken gözleriyle ön kapıyı gösterdi kısa bir an ve otobüs durduğunda ön kapı açıldı, hafif gülümseyip el sallayarak ön kapıdan indiğimde Anıl'ın da ön taraflara, Serhat'ın yanına doğru ilerlediğini görmüştüm. Otobüsün içerisinde kalanlar ise son durakta İzban'a binecekleri oluşturuyordu çoğunlukla çünkü geriye kalan yolun büyük bir kısmı Pancar’daydı, Sanayi Bölgesiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yeniden otoyola çıkmadan önce yine kornaya bastı ve elimle alnıma vurdum gülerken, bu da insan ve otobüs selamlaşmasıydı sanırsam.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın sivil polis olduğunu düşünüyordum ve onun yanında hiç dile getirmemiştim çünkü bilinçle öğrenmemem gereken bir şey olabilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu durakta 705'i beklerken az önce geçirdiğim en iyi otobüs yolculuğunu yaşadığımı düşünüyordum, bir otobüs bir insanın evi olabilirdi o an benim için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüsü beklerken yine içime bir sıkıntı basmıştı, acaba babam herhangi bir köşeden çıkacak mı diye hep etrafı inceliyordum ve on sekizime girdiğimde bile bunun böyle süreceğine emindim çünkü olay yaş değildi. Mezarlığa gidecektim, izin istesem izin alamazdım çünkü neden okulla beraber gitmedin derdi babam ve o an öğretmenimin mezarlığına gidebilmek bile benim için bir lüks olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüsü beklerken bu sabah gördüğüm rüya, daha doğrusu kâbus geldi aklıma ve rüyamdaki lokanta ise bana geçen yaz çalışmak istediğim restoranı hatırlatmıştı. Babam saatleri bize uymuyor deyip çalışmama izin vermemişti ve o izin vermeyiş ise gece yarısı babamın dizi için hastaneye giderken sokakta o kadar erkek görmemize rağmen tek bir laf etmeyip en sonra dört kızı yürüyüş yaparken gördüğümüzde babamın "Sizin eviniz yok mu be?" deyişini hatırlamıştım. "Dünyayı yediniz bitirdiniz," demişti ardından. Lokantanın saatleri bize uymuyor dediği esnada gecenin bir yarısı arabadayken sadece kızlara laf atan babamı hatırladığımda nerelerimle gülmüştüm o an.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam kızlara laf attığı esnada yanında oturan benim o kızlara imrenerek baktığımı görememişti. Özenmiştim onlara ama onlar adına sevinmiştim de. Ne güzel yıldızların altında istedikleri saatte yürüyüş yapıyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüs geldi, zaten bu otobüsün ikinci durağı beklediğim bu durağı oluyordu. Kartımı okuttuğumda bu sefer alışılmışın dışında şoföre de bakmıştım göz ucu, bu sanırım artık benim için bir alışkanlık olacaktı. Önden herhangi bir yere oturduğumda telefonumdan haritaları açıyordum, Yeşilköy Mezarlığına gidebilmek için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hem dışarıya hem telefonumdaki haritaya hem şoföre hem otobüsün içerisine baka baka zamanı geçirdim ve haritalardan gelmem gereken yere yaklaştığımı gördüğüm esnada düğmeye bastım ve indim, şoföre sormak istememiştim zaten ve doğru geldiğime de emindim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkamda otoyol vardı ve karşımda bir köyün girişi duruyordu, yollar taşlı ve bozuktu. Tek elimle sırtımdaki çantayı tutup telefonumun yönlendirmesiyle köyün içine girdim, basık ve eski evler vardı ve yürüdüğüm yol o kadar dardı ki iki araba karşı karşıya denk gelse biri geri geri gitmek zaruretinde kalırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Telefonuma bakmayı kestiğim esnada sağımda bir mezarlık gördüm, kocaman kozalak ağaçları ve kahverengimsi toprak, mezarlığın karşısındaki bir ev ise çok ürkünçtü ya da ben tek başıma olduğumdan bu hissi tatmıştım. Yalnızlık da korkunç bir kelimeydi ama ölen kim olursa olsun tek başına toprağın altına giriyordu ve gecenin bir yarısı böcek sesleriyle, rüzgârdan kaynaklı ağaçlardan çıkan korkunç hışırtılarla soğuk toprak altında uyumaya çalışıyorlardı. Tek başına. Ve kendileriyle aynı kaderi paylaşan komşularıyla.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Telefonumu kapatıp arka cebime koydum ve mezarlığın girişine geldiğimde çantamı önüme aldım, annemin eşarbını çıkartmak için sonra mezarlığın girişindeki siyah demir kapının önünde kıpkırmızı gülleri gördüm ardından otobüsteyken Serhat'ın ilk başta bana gülüm dediğini hatırladım. Kan kırmızısı ve vahşice dikenlenmiş gülleri görmek şu an farkına varmamı sağladığında "Çok şaşırdım," diye kendi kendime, eşarbı taktığım esnada konuştum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mezarlığın içine girdiğimde görebildiğim bütün mezar isimlerini tarihleriyle okuyordum, genellikle 1940 küsür tarihlilerdendi doğum tarihi olarak sonra 2000 doğumlu bir mezarlık gördüğümde şaşırdım çünkü ölen bu kişi benimle aynı yıl doğmuştu, kendimi garip hissettiğimde toprağın altında yaşıtımdan birinin varlığını benimsemek daha da garipti. Elimi kaşıdığım esnada bu kişinin daha geçen yıl öldüğünü gördüm. 2017 yılında.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İleride başka bir mezarlığa dikkat kesildim, bir kadındı ve ismi Fecire'ydi. Mezarlığının üzerine bir şey yazılmıştı: "Beni okutmadılar ama siz okutun kızlarınızı." Doğum tarihi 1930'du ve 1999'da ölmüştü, ben doğmadan bir yıl önce.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra bir Alevi mezarı gördüm, şeker konulmuştu başına ve karıncalar ve böcekler yiyordu şekeri.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tesadüf eseri öğretmenimin mezarını bulmuştum, daha bir mezar taşı yapılmamıştı ama başucuna bir tahta koymuşlardı ve yazmışlardı: Suat Seyfioğlu. Ölüm tarihi 1 Ekim 2018.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fatiha suresini okuduğum esnada üç köşemde de bir hareketlilik hissettim ama bozmadım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mezarlıktaki sık, uzun ve yapılı ağaçlara baktım daha sonra. Bu ağaçlar fazla tecrübeliydi, hayat ile ilgili, yaşamak ile ilgili her şeyi biliyorlardı en basitinden çünkü bizzat şahit oluyorlardı. Benim için diğer ağaçlardan daha farklıydı bu mezarlıktaki ağaçlar. Her ölünün kuru toprağın altına nasıl girdiğine, gömüldüğüne, üstüne paylaştıkları toprağın atılışına kadar görüyorlardı. Her ölünün sırlarını ortaklaşa kullandıkları toprak sayesinde biliyordu bu ağaçlar. Bu ağaçlar dünyada yapılan kötülüklerin, kötülüğü yapan kişiye geri döneceğini, bu dünyanın aldatıcı olduğunu ne yaşarsak ve ne yaparsak karşılığını muhakkak bulacağımızı biliyordu. Mezarlıktaki ağaçlar diğer ağaçlardan farklıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ayakkabımın ucunda bir böcek daha gördüm ve mezarlıktaki böceklerin diğer böceklerden daha farklı oldukları kanaatine vardım. Her gün başkalarına güzel görünebilmek için yaptıkları onca bakımın da toprağın altına girdiğini biliyordu bu böcekler mesela. Bedenimizin güzelliğinin bir öneminin olmadığını, biz öldükten sonra cesedimizi yiyen tüm canlılar en iyi şekilde biliyordu. Ve ben daha önce ölü yiyicilerin insan bedeni konusunda ayrım yaptığını görmemiştim, onlara göre güzel ya da çirkin et yoktu; onlara göre sadece insan bedeni vardı. Her ölen yeniliyordu saprofitler tarafından ve bu dünyada bize somut hiçbir şey kalmıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine önemli olan, yine yanımıza kalan tek şey iyilikti. Yaptığımız iyiliklerdi. Öğretmenim, şu zamana kadar bana iyisiyle ve kötüsüyle öğrettiğin her şey için teşekkür ederim. Umarım cennete gidersin.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çömeldiğim yerden ayağa kalktığımda günümün ağlamakla başladığını hatırlamıştım ve demiştim ki ağlamakla da bitmeliydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hislerim doğrultusunda öğretmenimin mezarının başında ağlamak istemiştim, tek başıma ve günümü ağlamakla sonlandıramamıştım çünkü burada yalnız değildim ve tam üç kişi tarafından izlenmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

//

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O üç kişiden biri tahmin ettiğiniz üzere Serhat ama diğer iki kişi kim, işte orasını söyleyemiyoruz maalesef.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bölüm aralarında kendimden notlar koymuştum ben bu işi sevdim arada yapayım ya hem beni tanımış olursunuz (şüpheli) (Şüpheli çünkü ikizler burcuyum...)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Instagram: esmanur.yilmaazz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.


← Anasayfaya dönün

Paragraf Yorumları