SİYAH YALAN – 13. RUHLAR FARKLI, HAYATLAR AYNI

❤️ 1 👁 10

Bu bölüm karakterlerimi yoğun bir şekilde düşündüğüm ve annemle pazara giderken pazardaki insanları gerçekten de kafamdaki kişilere benzettiğimden yazılmıştır. Bölüm başlığından da anlayacağınız üzere.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Keyifle okuyun :)

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

13 EKİM CUMARTESİ, 2018

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Zihnimin içerisinde dönüp duran soru işaretlerini ellerimle parçalamak istiyordum ama kendi kendime dedim ki düşünme, zaten zamanı gelince öğrenmek istediklerini hatta ruhunun duymadığı olayları bile öğrenebileceksin.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İnsan bazı zamanlar hayret ederdi çünkü derince düşündüğü zamanlarda kadere şaşırırdı, tesadüfün bile bir kader olduğunu görürdü, bize çizilen yolların enteresanlığına ama gerçekliğine bir farkındalık yaşardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'nin kapkara gözlerinin içine bakarken geleceğimizi düşündüm. Babam demişti ki Müge'yle görüşmeni istemiyorum ama ben diyordum ki bizi ortak bir gelecek bekliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ı o marketin önünde yalnız bıraktığımda zihnim telefonuma gelen bildirimi terk edememişti sonra kaderin oluşturduğu tesadüf sayesinde marketten çıktığım gibi Müge ve Akşın teyzemle karşılaşmıştım hatta eve teyzemin arabasıyla geri dönmüştük.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ve teyzem mutfakta yemek hazırlarlarken ben ve Müge de benim yatağımda karşılıklı oturuyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge beyaz tişört, siyah tayt ve beyaz bir çorap giymişti. Siyah ve kaküllü saçları omzunun üstüne geliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kısa saç kullanmaktan ne zaman vazgeçersin tahmini?" dedim kendi uzun saçlarımı tek omzumun üstüne alırken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge "Rahatımı bozamam," derken dizlerini kendisine çekmişti ve sırtını da duvara yaslamıştı. "Kısa saç benim gibi üşengeçlere fazlasıyla kolaylık sağlıyor." Kısa bir duraksama ve göz devirmesi yaşadı. “Kabarmadıkları sürece tabii.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapıdan Akşın teyzem girdiğinde sessizleştik ve teyzem gülümseyerek yanımıza geldi. "Yoldayken size ne almıştım, bakın." Bez çantanın içerisinden iki paket çikolata çıkarttı ve birini bana diğerini de Müge'ye verdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Korktum anne ya, bana vermeyeceksin sandım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge'ye güldüğüm esnada kendi çikolatamı okul çantamın içine atmıştım. Çikolata küçüktü ama kişide bıraktığı etki büyük bir mutluluktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Akşın teyzem siyah bir etek ve pembe bir kazak giydiği için diğer bütün günlere nazaran daha da şirin görünüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem Müge'nin koyu mavi sırt çantasına kaşlarıyla işaret yaptıktan sonra "Gidip Cansu'ya ve Ebru'ya da çikolatalarını vereyim," dedi ve yanımızdan ayrıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu arada," dedi Müge, çikolatasından bir ısırık aldı. "Sana bir şey getirdim." Koyu mavi çantasının içerisinden bir poşet çıkardı. "Ne getirdiğime kendin mi bakmak istersin yoksa ben mi poşetten çıkartıp ne getirdiğimi sana göstereyim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tereddütte kalsam da poşeti Müge'nin ellerinden aldım ve içerisinden tanıdık lacivert elbiseyi çıkarttım. "Yok artık." Öyle üzüldüm ki çünkü elbisenin güzelliğini ve üzerime yakışıp yakışmayacağını düşünmek yerine babamın bunu giymeme izin vermeyeceğini hatta bu elbiseyi görse çöpe atabileceğini düşündüm. "Sevindim," dedim yine de ama Müge yapaylığımı anlamıştı sonra hafiften öze döndüm. "Aslında getirmeseydin daha iyiydi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge sadece o iri siyah gözleriyle beni izledi. Bu yüzden seviyordum kuzenimi çünkü biz konuşmasak bile anlaşabiliyorduk. Bu elbisenin bize benim Mügelerle gidemediğim o yemeği hatırlattığını elbette ki anlıyorduk ama dile getirmiyorduk, Müge dile getirmiyordu çünkü konuşmanın gereksiz olduğunu ve ona hiç bahsetmesem de varlığı olan gururumu biliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mesela Müge yemek için beni aramamıştı, gelip gelemeyeceğimi sormamıştı çünkü asıl beni arayıp bunları bana sorduğu zaman gerçekten üzüleceğimi anlıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Elbiseyi dene demeyeceğim şu an ama dolabında bir yere saklamanı sana söyleyebilirim. Beni biliyorsun, spor giyinmeyi seviyorum ve bu elbisenin de sana benden daha çok yakışacağına eminim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İkimizin de bedenleri hemen hemen aynı ama," dedim gülerken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge sil baştan kendisini gösterdi. "Bana siyah ve asil elbiseler yakışır, bebeğim," dedi gururla. Siyah saçları, siyah gözleri, siyah kirpikleri ve siyah kaşları dikkatimi çektiğinde o da benim küllü kumral saçlarıma, ela gözlerime, açık ten rengime ve seyrek ve açık tondaki kaş ve kirpiklerime bakmıştı. "Öyle çiçekli böcekli kıyafetler gider sana da zaten."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırıttığımda ayağa kalktım ve lacivert, çiçekli askılı elbiseyi üzerimde tuttum beğeniyle. Bu elbise de küçüktü, Müge'nin bana bu elbiseyi vermesi de küçük bir eylemdi ama doğurduğu ve bende bıraktığı etki büyük bir mutluluktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine de "Bir şartla ama," dedim ve dolabımdan annemden habersiz aldığım kot şortu çıkarttım. "Sen de bunu alırsan alırım elbiseyi senden." İradem ile rahatça doğru dürüst ve istediğim türden bir elbise bile alamıyordum ama yine de bu şortu Müge'ye vermek sanki o an içime bir su serpecekti, yaptığım yanlış değildi ama öyle büyütülmüştüm ki habersiz bu eve hiçbir şey sokamazdım ve habersiz bu evden hiçbir şeyi başkasına veremezdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çekincesizce siyah kot şortu Müge'nin kafasına fırlattım ve kendisi de gülerek başından şortu aldı. "Kabul o zaman." Bakışlarımdan o şortu benden alarak beni annemden ve babamdan kurtardığını anlayabilmişti. "Duyduğuma göre Cansu Meslek Lisesine nakil aldırmış." Şortu koyu mavi çantasına sıkıştırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Aynen," derken kendimi yatağıma attım. "Daha okula kayıt yaptırmaya gitmediler ama. Cumhuriyet Mesleki Teknik Anadolu Lisesine gidecek işte."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge de baş koyduğum yastığa baş koydu, beraber aynı yatakta uzandık. "Biz ikimiz o tür liselerde yapamazdık ama kuzenim Cansu o liselerde gayet de günlerini geçirebilir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yatakta Müge'ye doğru döndüm ve yüz yüze geldik. "Biz orada olsaydık ezilirdik hatta yok olurduk." Müge ile birbirimize benzememize şaşırmıyordum ve bence biz birbirimiz için doğmuştuk. İlişkiler konusunda Müge benden daha aktif olabilirdi ama ne olursa olsun Müge'nin de en yakını ve en bir şeylerini anlatabildiği kişi bendim. Tek fark benim çevremin Müge'ninkine nazaran fazlasıyla az olmasıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O kadar de ezilmezdik ya, herhalde yani." Müge'nin ikimizi de bir meslek lisesinde hayal ettiğine emindim şu an. "Ben bana sataşanlara sataşabilirdim ama sen herhalde insanları sadece izlerdin, Hira."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İzlemek. Şu anda Müge'yi izlediğim gibi. Yaşıtım. Kuzenim. Kan bağım. Arkadaşım ama en çok da dostum. Tüm bunlara rağmen aramızdaki o gözle görülür mesafe.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzem ve Müge evimize girişlerini yaptıkları andan itibaren anneme ve kardeşlerime sarılmışlardı ama ben Müge ile sarılmamıştım. Müge de bunun farkındaydı ama şöyle de bir durum vardı ki Müge Cansu'yla sarıldığı halde, bedensel temas kurdukları hâlde Cansu'ya benimle olduğundan ruhsal olarak daha yakın değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

14 EKİM PAZAR, 2018

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sıradan bir pazar günüydü. İşçilerin pazar tatillerinde tatillerini rahat kafayla yapamayıp yarın yine erkenden işe gidiyoruz ama ya dedikleri o gündeydim fakat yarın açılacak olan okuluma bu kadar antiliğim yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çünkü. Sessizlik ve derin bir nefes alış. Okulda en azından bu evden ayrılabilmek için bir bahanem oluyordu, her ne kadar sığındığım okulun da benim için güzel geçmediğinin farkında olsam bile ama en azından bir konumda öteki konumdan bir tık daha mutlu olabiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kıskanç bir insan olmadığımı düşünüyordum ama bazen öyle anlar geliyordu ki belki de o an en kıskanç kişi oluveriyordum çünkü başkalarının ev hayatlarını ve kardeş birlikteliklerini gördükten sonra kendi ev ortamımdan ve kendi kardeşlerimden soğuyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İnsan, kız kardeşleriyle yeri geldiğinde annelerimize anlatamayacağımız konuları konuşabilirdi, sorunların üstesinden beraber gelmekti bir nevi kardeşlik ama kardeşlerim benim düşmanım ve onlar bana şu ufacık abla kelimesini bile kullanmıyorlar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlkokul ve ortaokulda kirada oturduğumuzun mecburiyetinden sürekli ev değiştirirdik ve her ev değiştirmemizde o evin içerisinde hatırladığım bütün kötü anılardan da kurtulurdum. Öyle sanıyordum küçük olduğumdan ama en azından şu an, o önceki evlerimizde yaşadığımız zamanlardan daha az zaman aralıklarında ve daha az süreyle hatırlıyordum bazı şeyleri.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şu an kendi evimizde oturduğumuz için başka bir eve geçemiyorduk ve ben ne zaman buranın salonunu görsem üşürdüm, mutfağını görsem sessizlik içerisinde duyulan tabak çanak seslerini işitirdim sadece, kendi odamızda olmayan kardeşliğimizi hatırlardım, babamın odasında ise sözlerle baskılanışımı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bazı zamanlarda hiçbir yeteneğimin olmadığını düşünürdüm ama acı çektiğim vakitlerde ise adeta kendimi canım acıya acıya keşfederdim. Kişinin; annesinin ve babasının arasında bir köprü görevi görebilmesi bir yetenekti, insanın dışarıya karşı biz mükemmel kardeşiz imajı verebilmesi bir yetenekti, böyle insanı maneviyattan üşüten bir ev ortamında hatta ders çalışana saygısı olmadan yüksek sesle telefon ve televizyonun kullanıldığı bir ortamda sınavlarda maksimum olmasa da yine de bir başarı gösterebilmesi bir yetenekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her seferinde ağlamaya direnebilmek de bir yetenekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İnsanlarla konuşamazdım, çoğu kişi atılgan olmadığımı düşünürdü ve onlara göre ben merhaba demeyi de bilmiyordum ama öyle acı çektiğim zamanlarda en iyi konuşabilen olurdum, içimde. Zihnimden mükemmel cümleler geçerdi, haksız çıkamayacağım kadar kaliteli kelimeleri birleştirirdim ama yine o acı baskılanış yüzünden hiçbir cümlemi ağzımdan dışarı atamazdım, konuşabilme yeteneğimi gösteremezdim ama konuşabilseydim de bu kadar dolu hissetmezdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıfımda Ayşe diye bir kız vardı ve kendisi iki kız kardeşti. Ablası üniversite sınavına hazırlanırken Ayşe de ablasının evde hiçbir işe dokunmasına izin vermemiş ve şimdi de Ayşe tıpkı benim gibi üniversite sınavına hazırlanıyor ve ablası evdeki bütün işi yapıyormuş. Anneme konuşabilseydim bu örneği vererek kardeşlerimle bir kardeşliğimizin olmadığını göstermek ya da sadece farkına varmasını sağlamak isterdim ama pasifliğimden ağzımı açamıyordum. Ayşe bana ablasıyla olan ilişkisini anlatırken yüzüm nasıl da ketumdu ama değil mi ve hüzünlenişlerimi saklayabilmek bile bir yetenekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınav senemde kardeşlerim yüzünden her pazar pazara giderdim annemle sonra ayakkabımın altında ezdiğim çakıl taşına Cansu'dan daha fazla anlam yüklediğime şahit olurdum, arkamdan sürüklediğim pazar arabasının demirini sıktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kalbime vursunlar, baltayla, taşla, levyeyle ve böyle tozlaşsın, katı ve sağlam hiçbir tarafı kalmasın kalbimin, bantla yapışamasın ve sıvı yapıştırıcıyla da çok kötü görünsün, hiçbir zaman onarılamasın.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Pazara annemle yürümek hiçbir his uyandırmıyordu bende, zaten konuşmuyorduk, zaten yüzüme de bakmıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tarafıma başka bir gözle bakmayı denedim. Cansu diyordu ki evet ablam üç saat boyunca ders çalışabilecekken ben yürüyüp yorulmayayım diye benim yerime pazara gidiyor, annem diyordu ki Hira kardeşlerini yaptığı fedakarlıklarla önemsiyor, babam diyordu ki bu evde benimle yüzünü buruşturup ters ters konuşmayan tek kişi doğan ilk kızım, arkadaşlarım diyordu ki ailelerimizi anlatırken Hira'nın çehresinin ifadesi hiç değişmiyor demek ki onun da çok iyi bir ailesi var. Hayır, hiçbiri son cümlem hariç hiçbirini söylemiyordu hatta içlerinden bile geçirmediklerine emindim. Son cümlemin getirisi ise bütünüyle benim rol yeteneğimden geliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ayrancılar'ın pazarına girerken derin bir nefes aldım ve her şeye rağmen kendimi küçük gördüm; dedim ki abartıyorsun, pazara gitmeyi büyütüyorsun, aileni büyütüyorsun, çevreni büyütüyorsun, olması -olmaması- gereken aile modelini yanlış anlamışsın. Normal aileleri biliyordum, anormal aile modelini ise içime özümsetmem gerekiyordu çünkü biliyordum ki değişmeyecektik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Pazarın baş kısmı iki ayrı yola ayrılıyordu ve bu ayırıcı da aslında mavi demirliklerle önlem alınan su yoluydu. Bazen içerisinde balıkların da varlığına şahit olmuşluğum vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kıyafet kısmını geçip meyve ve sebze yoluna girdik, bu iki kısım aslında pazarın ince uzun ve en az kalabalığa sahip kısmıydı çünkü pazarın ortası kocaman bir meyve sebze yeriydi zaten ve pazarın en sonu ise kıyafetler için ayrılan asıl büyük alandı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem bir tezgâhın önünde durdu ve patates aldı, arada anneme şu kiloya şu kadar para lazım olacak ve şu kadar da para üstü alacaksın diye uyarıyordum. Daha sonrasındaysa patatesi aldım, pazar arabasına koydum ve annemi takip ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine annemle kalabalığa karışıp sessizce dolandığımız bir vakit ada çayı kokusunu çok keskin bir şekilde içimde hissettim, tanıdıktı. Annemi zorla yeşil elma tezgâhının önünde durdurttum ve annem elmaları seçerken de biri belirgin bir şekilde boğazını temizleyip ayakkabımın topuğuna arkadan vurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anlamıştım, nabzım hızlanmıştı ve bir adım geri gidip anneme belli etmeden ayağıma vuran o kişiye baktım. Serhat'a.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Parlak ve koyu neon yeşili gözleriyle bana göz kırptığında beyaz ayakkabı, beyaz çorap, siyah eşofman ve siyah sweatshirt giydiğini fark ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sakin bir şekilde önüme döndüğümde annemin Serhat'ı sadece Anıl'ın arkadaşı olarak tanıdığını ve Serhat'ın şu an çevremizde ve özellikle benimle iletişim kurmaya çalışmasını görürse nasıl bir tepki verebileceğini düşündüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sevdiğim yeşil elmaları alıp pazar arabasına attığım esnada eğilmiştim ve gözlerimle Serhat'a kaybol işareti yaptım, annem ileriye gideceği esnada ise Serhat gözlerini devirip annemin kendisini görmesini engelledi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Pazar arabasını kendimle beraber çekip annemin arkasından yürümeye başladığımda Serhat'ın da peşimden geldiğini gördüm, "Ne?" diyebildim kısık bir sesle, kaşlarım gerilirken. Göz ucuyla anneme baktım. "Neden takip ediyorsun bizi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Seni görmek istemiştim sadece, pazarda denk gelebileceğimizi düşündüm." Onun bu sıcak konuşması beni yumuşattığında üzerimde hala bir gerginlik vardı. "Neden bu kadar kasılıyorsun?" diye sordu Serhat, umursamaz bir sesle ve annemin sırtına baktı. "Bir şey mi der?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hem annemi hem de çevremizdekileri kontrol ederken Serhat'ın sözleri içimde bir farkındalık oluşturdu, biz öyle yetiştirilmiştik ki çevremizde bir erkek görülse annem ve babam tarafından asla anlayışla karşılanmazdık ve kardeşlerim beni bu hâlde görseydi ispiyonlarının içeriği yanımda uzaylı görmüşler gibi olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'a bir şey diyemedim, bakışlarımı önüme eğdim ve yürümeye devam ettiğim bir esnada annem arkasına, bize doğru döndü ve o esnada ise Serhat daha öncesinden bu hareketini o kadar çok tekrarlamış gibi göründü ki profesyonelliğine ve hızına şaşırdım. Siyah kapüşonunu bir anda kafasına geçirmişti ve tersimiz yöne gidiyormuş gibi görünmüştü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem benim arkamdaki tezgâha bir kez daha baktı ve bana "Ispanak alalım mı?" diye sorduğunda başımı sallamakla yetindim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem kalabalığın arasından tezgâha doğru ilerlerken pazar arabasıyla geçemedim, annem ile aramızda biraz mesafe açıldı ve Serhat bir anda kapüşonunu indirmeden kulağıma eğildi ve "Neden keyifsizsin?" diye sordu, başımı gözlerim açıldığı esnada geri götürdüm ve doğrudan annemin tarafına baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fark edilmediğimize sevindiğimde annemin arkasına ilerledim, Serhat'ın hoşnutsuz bir ses çıkarttığını işittim ve yine peşimden geldiğini anladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne?" dedim bastırılmış bir sesle, yeniden. "Eğer bir şey söyleyeceksen bunu şimdi yapmanı isterim çünkü annem beni geriyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Siyah, fazlasıyla geniş sweatini sol elini örtecek şekilde indirdi ve diğer insanlarla arasında belirli bir fark olduğunu gördüm, herkesten daha uzun duruyordu, başkalarından kolayca ayırt edilebilir bir görünüşü vardı ve aslında ben de çevremdeki hemcinslerimden daha uzundum fakat topluluk içerisinde belirli bir farkım olduğunu sanmıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Peşinden gelebilmem için illa bir sebebimin mi olması lazım?" Bana dikkatlice baktı, önüme döndüm. "Sadece konuştuğumuzun farkında mısın, niye bu kadar korkuyorsun ki?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gururum korkmak kelimesini kaldıramadı ve sonucunda da omuz silktim, umursamaz davranma kararı aldım ve annem bizi fark ederse de etsin düşüncesine bir türlü varamadım ama, çünkü kendi ailemi ve aile yapımı biliyordum. Bu sırada ise Serhat'ın ailesini ve aile yapısını merak etmiştim çünkü kendisi fazla rahat duruyordu. Mesela sol kolunda dövmeleri vardı, ben dövme sevmiyordum ama yaptırsaydım babam tarafından evden kovulurdum herhalde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem hemen yan tarafa geçti, pazarcılar bağırdı ve kalabalıkla beraber kaybolduk o an. Sonra Serhat'ın yanında yaşlı bir adam gördüm, altmışlarına gelmiş gibiydi ve bu yaşlı adam zayıf ve kısa duruşundan Serhat'ın yanında Serhat'ın çocuğuymuş gibi durmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yanındaki yaşlı adamı biraz dikkatli izlediğim esnada şaşırdım ve dudağımı ısırdım. Bu yaşlı adamın gözleri Serhat ile aynıydı, neon yeşiliydi sonra ikisi de esmerdi ve yaşlı adamın sol kolunda da dövmeleri vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzümü bu çirkin görüntüye rağmen buruşturmamaya çalıştım ama başarılı olamadığıma emindim. Serhat göz kapaklarını aşağı eğdi ve yüzünü düz tutup gözlerini yana çevirerek yanındaki kısa ve kambur yaşlı adama çok olağan ve çok benzer baktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kötü bir insan değildim ama Serhat'ın bir farkındalık yaşaması adına ikisinin de sol koluna baktım. Yaşlı adamın buruş buruş sol kolundaki dövmeleri o kadar kötü görünüyordu ki hayatımda ilk kez yaşlı bir insan bedeninde buruşarak şeklini kaybetmiş dövmeler görüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat o adama kıyasla gençti ve daha yapılıydı, sol kolundaki yaralarına rağmen dövmeleri o kadar da gülünç durmuyordu ama altmışlı yaşları görebilirse aynı yanındaki yaşlı adama benzeyeceğini fark ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ilerledi, bizden uzaklaştı ve "Senin yaşlılığın," dedim sakin ama vurgulu bir şekilde, Serhat’a.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sakince yaşlı adamdan gözlerini çekti ve ilerlediğim yönde yürüdü. "O yaşa kadar ruhumuzu teslim etmezsek, tabii."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerim bir anneme bir çevreme bir de Serhat'a ve en son da Serhat'ın koluna kayıyordu. "Senin dövmelerin kalıcı mı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bazıları, evet." Serhat biraz daha dik durduğunda ikimizin de Serhat'a benzettiğim ve bir türlü dik duramayan o yaşlı adamı düşündüğümüze emindim. "Şu an sırtım sopa yutmuşum gibi dümdüz olabilir ama ileride o adamdan daha kambur duracağıma eminim, pek umursamıyorum bu durumu ama bu gidişle kaçınılmaz sonum o adamın daha da kötüsü olacak."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzüne aval aval baktım, ciddi cümle kuruyor olabilirdi ama fazlasıyla alaycıydı da. Sağ eli tertemizdi ama sonra sol elinin kesik kesik duran parmaklarına dikkat kesildim, tırnaklarının arasında bile kan vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sormak istesem de soramadım ve annemin arkasından ilerlemeye devam ettim. O yeşil gözlü yaşlı adamın tıpkı Serhat gibi gözlerini değdirdiği noktalarda güçlü bir inatla bakışlarını kaçırmamış olmasını bir türlü aşamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin şu an ders çalışman gerekmiyor mu?" diye sordu Serhat, arkamdan ve düşünceli hâline şaşırdım. Kardeşlerimden daha üstteydi zihin yapısı. "Şey..." dedi sonra, biraz bekledi. "Yeterince test kitabına sahip misin? Tam tersi bir durumsa sana bir şekilde temin edebilirim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülecektim, hatta birazını kaçırdım ama sonra ayıp olmasın diye çenemi sıktım. "Kitaplarımı üst üste koysaydım senin boyunu," diyordum ki bekledim, yapacağım abartının seviyesi komik kaçtığında "Yani," dedim. "Senin boya ulaşamayacak olsa da benim boyuma gelecek kadar kitaplarım var." O kadar kitabın nereden geldiği hakkında hiçbir fikrim yoktu ama zamanla birikmişti işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Fazlalıklarıma rağmen Serhat'ın kitap teklifini kabul etseydim bana vereceği kitaplar, zihnimde yer edecek anlayışlı ve iyi kalpli oluşunun yanında çok küçük kalırdı ve mutluluğum da kocaman olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem her an fark edebilir diye bir tezgâhın yanında bu sefer annemin arkasında durmadım ve direkt annemin sağına geçtim, Serhat ne yapmaya çalıştığımı elbette ki anladı ve hiç hoşuna gitmemiş gibi bir anda annemin soluna tüm heybetiyle geçtiğinde resmen gerginlik kelimesinin beden bulmuş hâli oldum, yüzüm enteresan bir şekilde gerildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anne," dedim bir anda, çünkü sol tarafına dönmesini istemiyordum ve annem sağına döndü, bana baktı. "Şey..." Serhat'ın annemin arkasından dudak oynatışını gördüm: "Sen öyle soğuk davranırsan bana ben de böyle yaparım." "Anne..." yeniden anneme baktım. "Aşağı... elbise kısmına da gidelim mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Olur," dedi annem sadece ve annem yeniden tezgâha döneceği esnada Serhat'a öyle bir baktım ki kendisi sırıtarak annemden uzaklaştı. Onun eğlence seviyesi arttıkça benim gerginlik seviyesi de eş zamanlı artıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tezgâhtan ayrıldığımızda Serhat beni kale aldı ve siyah kapüşonunu biraz daha aşağı indirip sırtını bize döndü, o sırada annemin elbise taraflarına gittiğini fark ettiğimde hızımı artırmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne yapacaksın sen kıyafet kısmında?" dedi annem önden. "Sutyen mi alacaksın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elimle yüzüme vurmak istedim, Serhat arkadan güldü ve hiç konuşamadım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Herhangi bir iç çamaşırı reyonunun önünde durduğumuzda "Şuradan," dedi Serhat ciddiyetle ama bana laf çarpıttığına emimdim. "Boxer falan mı alsam acaba? Boş boş dolanıyorum deminden beri."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İstesem anneme, anne sutyen almaya gidelim mi desem mesela annem beni hiç kale bile almazdı ama şu an bana iç çamaşırı bakmak annemin güzel zamanlarına denk gelmişti, şansım işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siyah," dedi arkadan Serhat, ona dikkat kesildiğim için sesini ayırt edebilmiştim sonra siyah, örgü kumaş bir sporcu sutyenini anneme aldırdım. Normal sutyenlerden kullanamıyordum. "Gri şort, aynen." Kime diyordu bu? "Beyaz, uzun çorap bir de." Sözlerine karşın utançla yüzümü ekşittim sadece.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem kendisine atlet aldığı sırada pazar arabasına ayağımı koyup Serhat'a doğru dönmüştüm ve o esnada yanımda kısa bir kadın belirdi. Yaşlı teyze bembeyaz bir tene sahipti, saçları yaşına rağmen gürdü ama bembeyazdı ve cam gibi mavi gözleri vardı. Yuvarlak bir yüze sahipti bu teyze ve temiz giyimliydi, kamburu ise çok azdı, mavi gözleri ise sabit bir yerde duramıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şevval'in yaşlılığı," dedi bu sefer de Serhat, nefesini verdi. Garip bir andı, olayımız da öyle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra kadının yanına bir kız çocuğu geldi, torunuydu yüksek ihtimalle. Kız simsiyah saçlarını iki taraftan da minik topuz yapmıştı, simsiyah gözleri vardı ve zayıf olmasına rağmen yanakları şişti, göz yapısı ise doğuştan eyelineri varmış gibi çekikti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Müge'nin çocukluğu," dedim yine enteresan bir şekilde. Şu olayın garipliği Serhat'ın boyundan daha zor bir şekilde aşılırdı. Serhat ise çocuğu kıstığı kısık gözleriyle izledi, zihninde bir tanıdıklık hissi oluştuğuna emindim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ile göz göze geldik, o bana gülümsediğinde bu sefer ben de gülümsedim anlayışla ve bu onu sevindirdiğinde ikimiz de bir yandan şaşkındık çünkü tanıdığımız insanları bu pazarda değişik insanlarla bağdaştırabiliyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem alacaklarını aldığında yeniden kalabalık pazar yerinin ortasına geldik sonra biraz sağa gittik ve yumurta aldık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem yumurta parasını öderken kaldırım taşına oturmuş ve dikkatimi çekmeyi başarmış bir yaşlı adam daha gördüm. O kaldırım taşında öyle sessiz bir hali vardı ki o yaşlı adamı dilsiz sanabilirdim. Siyah gri karışık saçlara sahipti, simsiyah giyinmişti ve sahici esmer teni vardı. Yaptığı tek şey ise sadece başını hafif yukarı kaldırıp çevresinde gelip geçen kişileri suskunca izlemekti, koyu mavi gözleriyle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İnanamıyorum ama," dedi Serhat baygınca ve kısık bir tonda.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her şeye rağmen "Serkan'ın yaşlılığı," diyebildim. Bu enteresanlığı kaldıramıyordum. Yeniden Serhat ile bakıştık, ikimizin de kaşları havadaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Pazarı bitirdiğimizi düşünmemi sağlayan şey annemin yukarıya doğru çıkmasıydı, eve her zaman gittiğimiz yol da zaten pazara giriş yaptığımız kısımdan geçiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen bir şey almadın ama."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat bana bakmadı. "Pazar yapma alışkanlığım yok." Pazar arabası ağzına kadar dolu olduğundan güç taşıdığımı gördü ama anında başımı olumsuz anlamda salladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Pazarın çıkışına geldiğimizde annem pazarın en başında bulunan ve cüzdan ve çanta satan bir tezgâhın önünde durdu, Serhat yine karşı reyona dikkat çekmemek için geçmişti sonra pazara gelen iki kişiyi fark ettik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sadece nefes aldım. Serhat ise hiç şaşırmadan izlemeye devam etti. Bir adam vardı, o kişinin baba olduğunu düşünüyordum ve kendi boyundan uzun bir kişiyi tutup zapt etmeye çalıştığını gördüm. Uzun boylu kişi beyaz tenliydi, sarışın olduğu gayet açıktı ama kafasındaki saçlar yolunmuştu, bu kişinin sonradan delirdiğini düşünüyordum. Zihinsel olarak engelli bu sarışın ve uzun kişi bize yaklaştı, gözleri elbette ki Serdar'ın gözleri kadar açık olamazdı ama benziyordu işte.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Serdar'ın..." dedi Serhat, devamını getirmedi ve Serdar'ın aramızdaki en mutlu ve hayattan keyif alan bir yapısı olduğu aklıma geldi. Tam tersi miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar'ın akıl atmış haline benzettiğimiz bu kişi el kol hareketlerine hâkim olamıyordu gerektiğince sonra genç, esmer ve kehribar renginde gözleri olan bir erkek çocuğu öfkeli bir şekilde o engelli bireye laf attı. Kehribar gözlü bu çocuğun saldırgan ve sinirli bu hâline bir anlam vermediğimde "Sava-" dedi Serhat ve bir anda sustu, ismini söylemek istemedi sanki. "Gençliği."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ile pazardan çıktığımızda su yolunun orada, mavi demirliklere tutunarak ağlayan kızıl saçlı ufak ve zayıf bir kız çocuğu gördüm. Serhat güldü, acıyla ve anlamlı hâllere ve insanları insanlara benzetişimize şu an Serhat'ın da bir anlam veremediğine emindim. "Eliz'in," yutkundu. "Küçüklüğü."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annesinin elinden ayrılıp koşarak bana çarpan kahverengi saçlı bir kız sayesinde aklıma o isim geldi, kızın yüzünde gördüğüm çiller ise dudaklarımı aralattı. "Ama Azelya'nın korkarak kaçmadığı zamanlarından."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ile ilerlemeye devam ettik, Serhat bizden uzakta yürüyordu. Pazardan bağımsız olarak bir karpuzcunun traktörünün önünde sigara içen bir adam vardı, simsiyah iri gözlü, simsiyah gür saçlı, eski giyimli ve kimsesiz duruşu Serhat'ın dudaklarının aralanmasına neden oldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu sefer söylemeyeceğim," dedi Serhat, onunla anlamla bakıştık ve iyi ki bugün pazara gelmişim diyebildim içimden. "Bu kadar anlam çok fazla."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümsedim, Serhat ile yollarımız ayrıldığında ise annemin arkasından ayrıldım ve düşünceyle annemin yanına geçtim, yan yana yürüdük.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın hızlı reflekslerini düşündüm, profesyonelce annemin etrafında dolanmasına rağmen hiçbir şekilde yakalanmamasına şaşırdım, nasıl böyle hareketlerde bulunabildiğini idrak etmeye odaklandım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benim küçüklüğüm yok, sanırım hiç yaşayamamışım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benim yaşlılığım da yok, sanırım erken öleceğim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eve varana kadar da gözlerim hep Anıl'a benzeyecek bir kişi bulabilir miyim acaba diye etrafta dolandı ama Anıl'a benzer bir kişi de görememiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

//

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Instagram: esmanur.yilmaazz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.


← Anasayfaya dönün

Paragraf Yorumları