30 AĞUSTOS PERŞEMBE, 2018
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar'ın kafasının içine bunu yerleştirsinler: Ona hata yapmayan birini işaret parmağıyla, işte bu kişi, o kişi hiç hata yapmadı diyerek göstersinler. Gösteremezler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Buna tutundu, hata yapmayanın olmaması kendi hatasında kendisini tek başına hissetmesine engel oldu çünkü hatalar konusunda tek başına değildi ve bu onun bir düşüncesinin yazıya dökülmüş hali olsaydı, bunu okuyan kişiler bile ben hiç hata yapmadım diyemezlerdi. Diyemezlerdi. İşte bu yüzden tek başına değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İlk kez yaptığında o hatadır, hatalar tekrarlanıyorsa yanlışa dönüşür ve durmaksızın tekrarlanmaya devam ediyorsa artık günah olur ve sonuç olarak o başlangıçtaki hata artık bir bağımlılıktır. Onunla ilk kez yattığında bu aşkın masum bir hatasıydı, evlenemeyeceklerini anladığında son kez mutlu bir yanlışa düştüler ve sonuçları imkansızlaştığında hataları artık bir günahtı, ya da en başından beri bir günahtı ve bağımlılığı oluşmadı çünkü yaptıkları şey üçü ya da beşi geçmemişti. Geçememişlerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bağımlılık oluşmadığı için hatayı, yanlışı ya da günahı bir daha tekrardan yaşamak yoktu ama bağımlılık olsaydı günahları çoğaldıkça pişmanlık azalırdı ve bırakılmazdı. Bağımlılıkları bırakamazlardı. Bırakamazlardı. Tıpkı sigara içenlerin sigarayı bırakmayı düşünmek bile istememeleri gibi çünkü bu da bir bağımlılıktı. Sigarayı bırakmayı düşünmüyordu çünkü bağımlıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Artık bağımlılıktan da öte, içtiği ikinci sigarasından çıkan dumanlar sadece iki koltuğun sığabildiği ufacık odayı doldurmuştu. Ufacık oda, hatırı sayılır bir şekilde sislenmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sık sık tekrarlanan günah, ilk kez işlenen günah kadar büyük bir pişmanlık uyandırmaz insan bünyesinde.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Odanın kapısı açıldığında panik dalgasıyla zihninde cümlelerini toplamaya çalıştı Fırat ve oğlunun içeri girdiğini gördü, sonra bağımlılığının başkasını rahatsız ettiğini izledi. Oğlu ilk önce yüzünü buruşturdu sonra tişörtünün yakasını burnuna kadar çekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapı kadar boyu olan oğlu sigara içmiyordu ve küçücük odayı dolduran dumanlar oğlunun gözlerini yaşarttığında bir iki saniye öksürdü. Babasının gözleriyle kapıyı işaret ettiğini gördüğünde gözlerini kıstı ve ardından odanın kapısını kapatıp babasının karşısındaki tekli koltuğa oturdu. Zaten bu minik odada karşılıklı iki tekli koltuk ve arasında da bir sehpa vardı. Bu kadarı sığabiliyordu ama bu odanın gizli özelliğiymiş gibi burada karşılıklı oturanlar birbirinin yüzlerine tam on ikiden dikkatle bakarlardı. Babası ve oğlu birbirlerinin yüzlerine bu odada, başka günlerin aksine dikkatle bakıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Beni çağırmışsın, baba," dedi oğlu, yeni uyandığı için sesi normalden bile kalın çıkmıştı. Babasının, çoğu yerde karşılaştığımız o demir rengindeki ela gözlerine baktı. "Kendi oğlunu, hemen yan odadayken bile telefonla arayacak kadar asosyalleştin mi ve," dediğinde duraksadı, bir yandan etrafındaki dumanların dağılması için elini yüzünün etrafında sallarken bir yandan da okuduğu üniversiteye geç kalmamak için konuşmaları kısa sürsün diye içinden dua ediyordu. Zaten yeterince geç uyanmıştı ve son anda hazırlandığı, giyindiği halde dağınık görünüşünden belli oluyordu. "Ve," diye yeniledi sonra gözleriyle babasının parmaklarının arasındaki sigarayı gösterdi. "Şu şeyi içmeyi ne zaman bırakacaksın artık? Çok ciddiyim, fazla rahatsız oluyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dürüst olacağım." Nefesini çabucak verdi. "Annen, seni yanıma çağırdığımı anlamasın diye aradım, sorarsa da Serdar aradı dersin. Yalan olmaz çünkü gerçekten okulda buluşacaksınız ama ağustos ayında okul ne arasın?" Biten sigarasını hızlı bir şekilde küllük tabağına attı ve sigara kutusundan yeni bir dal çıkarttı. Sonra da eşinin dairelerinin dışına çıktığını, daha sonra da komşusunun kapısının ziline bastığını kulağına gelen melodiyi duyarak fark ettiğinde oğluyla konuşmak için doğru zaman olduğunu anladı. "Hazır annen bizi duymayacakken ve hazır oğlumla karşılıklı oturuyorken yavaştan konuşmaya başlayalım. Sigara konusuna hiç girmeyeceğim çünkü o kadar zamanımız yok."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ölmediğimiz sürece zaman bizim için hep var, baba," dedi oğlu ve hırsla tişörtünü burnundan çekti. "Sinirlenmeyeceğim diyorum, kendini kontrol et diyorum ama senin annemi dışladığın her hareketinde kendimi sakinleştirmek adına oluşturduğum bu terapim uçup yok oluyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar, bir misafirin artık evine gitmek için aceleyle kalkması gibi oturduğu koltuktan hızla ayağa kalktı; oğlu babasının yüzüne doğrudan bakabilmek için kafasını kaldırdı ve daha da dikleşti, babası ise sakin sakin dudaklarının arasında dengelediği sigaranın ucunu çakmağıyla yaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hazır annen de evde yokken, hazır bizi duyamayacağı bir fırsat kollamışken konuşmak için bu anı kaybetmeyelim," diyerek Fırat Özar diretti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu anı kaybedelim, baba," dedi oğlu aynı kendisi gibi direterek ve o da hırsla ayağa kalktı. Şimdi aralarında sadece sehpa vardı. "Annemin aramızda olmadığı her anı mümkünse kaybedelim çünkü yetti. Kendi kanımızdan bile olmayan kişilerle bizden daha çok bağ kurman gerçekten yetti."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar içine çektiği dumandan sonra dudaklarında hızlıca dilini gezdirdi. "Havadan sudan farksız, gereksiz konularla bu zamanı öldürmeyeceğim ve annen yüzünden şimdi seninle kavga da etmeyeceğim çünkü tek oğlum sensin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Baba ve oğul uzaktan gelen kapı açılma sesini duydu ve komşu kadının sesi geldi. "Oo, kapımı çalar mıydın, Duygu?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Oğlu, babasının cümlesini kendince düzeltti: "Tek çocuğunum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annesinin sesini duydu: "Kapını çalıyordum tabii ki, Fatma. Şey diyecektim," dedi çekinceyle. "Sütü ısıttım da mayalamak için yoğurt yok evimizde, almayı unutmuşum, rica etsem bir fincan kadar varsa yoğurt verebilir misin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kanımızdan olmayan kişiler derken Serhat'ı kastettiğinin farkındayım ama cidden her an annen gelebilir." İçine sigarasından derin bir nefes çekti ve burnundan ve ağzından dumanı dışarı saldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Komşuları olan Fatma'nın sesini duydular: "Yoğurt vardı buzdolabımda. Bekle de getireyim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar aceleyle yarım kalan sigarasını küllüğe bıraktı ve yine aceleyle doğruldu. "Zamanımız yok, seninle önemli bir konu hakkında konuşmalıyım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İçinden sigara dumanlarının pis havasına lanet eden oğlu "Peki, hemen söyle," dedi. "Zaten şimdiden geç kaldım ve o elit Serdar beklemeyi hiç sevmez."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babası, koltuğun üstünde duran ve içinde kâğıtlarla fotoğrafların olduğu mavi dosyayı eline aldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nedir o?" Hiç ilgilenmediğini göstermek istememişti ama istemsizce bileğindeki kalın kadranlı siyah saatine baktı. Sonra babasına yanlış yaptığını düşünerek kolunu aşağı indirdi hemen. "Emniyet Müdürü olan babam bana insanların suç dosyalarını mı gösterecek?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kimsenin dosyasını sana göstermem," dedi Fırat Özar kesin bir dille. "Mesleğimin hakkını titizlikle korurum." Elinde tuttuğu dosya değildi sanki çünkü manevi anlamda çok ağırdı ama pişmanlıktan değil; kendisini ailesine karşı yüzsüz hissettiğinden.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Komşuları olan Fatma'nın sesi geldi. "Bu kadar yoğurt yeter mi, Duygu?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Duygu, yani Fırat'ın eşi konuştu: "Yeter canım, çok teşekkür ederim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufacık odanın camını bile açmamış olan babasının sigarasının dumanı boğazını yakmaya devam ediyordu. "Hadi baba," dedi meraktan uzak bir sesle ama babasıyla konuştuğu için de önemli hissediyordu çünkü çoğu zaman kendisi babasıyla konuşmak için fırsat kollardı ve içten içe bu zamanın bitmesini istemiyordu. Ama sadece içten içe. "Annem birazdan gelecek, duymasını istemiyorsan çabuk konuşmalısın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babası mutlu olmakla mahcup hissetmek arasındaki küçücük çizginin tam üzerine basıyordu; sanki ayakları oğluna doğru hareket ederse mahcup hissedecekti ve geri gittiğinde ise kendi köşesinde mutluluğu gizli gizli tadacaktı. Fırat Özar korkak bir adam değildi, mutluluğu da mahcupluğu da aynı anda yaşamayı göze aldı ama ilk önce ileri adım attı, pişmanlıktan yoksun bir mahcupluğa doğru yol aldı. "Senin ve annenin hiç hoşlanmayacağı ama benim yaşamıma anlam katan bir hata yaptım, geçmişte ve günaha bulandım ama merak etmene gerek yok çünkü tekrarlanmadı ve bağımlılığa da dönüşmedi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eşinin, bulundukları odaya doğru geldiğini kanıtlayan adım sesleri yaklaştığında Fırat Özar çabucak sehpanın etrafından döndü ve kendisini anlamaya çalışan şaşkın oğlunun tişörtünün altına mavi dosyayı gizledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Duygu, kapının kulpunu tutmuştu ve indirmesi saliseydi. Fırat, "Hiçbir şeye zarar vermeyeceğin bir ortama git ve sakin kafayla oku, gör o fotoğrafı ve iyice zihnine kazı. Belki her gün farkında bile olmadan aynı sokaktan geçip de birbirinizden habersiz yollarınıza devam etmişsinizdir ya da hâlâ da devam ediyorsunuzdur," diyerek çabucak fısıldadı ve Duygu içeri girdiğindeyse baba ve oğul, birbirlerinden elektrik çarpması hissetmiş gibi hemen ayrıldılar ve farklı taraflara başlarını çevirdiler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
8 EKİM PAZARTESİ, 2018
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hayatımda hep yalnızdım çünkü hayatımda hep birileri yoktu, bazıları gelip geçse bile bu kısa bir andı ve hep değildi; hep olmadığı için ise hep yalnızdım.
Heptim ve hiçtim.
Hep yalnızdım ve hiç yanım dolu olmamıştı.
Çoktum ve azdım.
Çok insan vardı ama az arkadaş, hatta hiç arkadaş yoktu; arkadaşlığın olmadığı yerde de dostluk yeşermezdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Deren ile arkadaş değilmişiz ve onunla dostluğu düşünemezmişim çünkü yine ve yine insanları tanıdım. İnsan olmak demek başkalarını yakınındakilere tercih etmek demek miydi diye sorsalar bana, ikinci saniyesinde hemen evet derdim çünkü dostunu, arkadaşını ya da yakınını satmamış bir kişi bile karşıma çıkmamıştı; karşıma çıkmadığı için de herkes aynıydı. Herkes herkesi satabilirdi ama bu para ile alakalı değildi; karşı tarafa hissettirilendi, onu dışlanmış hissettirmekti ve dışlanmışlığın daha ötesini de o kişinin sadece gözünün içine sokmak değil, herkese bizzat göstermekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Deren'in beni sattığını görüyordum çünkü otuz kişilik bir sınıfta okuyordum; otuz sayısı ikiye tam bölündüğü için mantıken okulun bahçesinde sıraya girildiğinde kimsenin yanının boş kalmaması gerekirdi: Yanım boştu. Herkesin içinde, bu kadar çokluğun arasında en fazla bu kadar öksüz hissedebilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bazen kendimi sorgulardım; tüm sorun bende miydi diye kendi kendime sorardım ama hiç mantıklı bir cevap bulamazdım. Artık neden kimse benimle arkadaş olmak istemiyor diye düşünmüyordum; artık neden kimse yüzüme baktığında sadece ufak bir gülümseme bile göstermiyor diye düşünüyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Saçlarımın tam o an beyazlamaya başlayacak olmasına kadar derin düşüncelere daldığımda acaba fazla yalan söylediğim için mi uzak duruluyordu benden, gibi bir düşünce geçtiğinde zihnimde, beynim; alakası yok çünkü yalanların ortaya çıkmadı, çıksaydı bu kötü insanlar kusur gizlemezdi, kusur gizlemeyecekleri içinse yalanların yayılırdı diyordu. Yayılmamıştı. Yayılmadığı için ise düşüncelerimin nedeni bu değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şöyle bir geçmişe baktığımda yalanlarımın hiçbirinin başkalarının başını belaya sokmak için söylenmediğini fark ediyordum; başkalarına iftira atmak için değildi, başkalarını küçük düşürmek için de değildi ve hiç bu şeylere sebep olacak bir yalan yoktu ortada. Benim yalanlarım hep kendim ile ilgiliydi. Korktuğum zaman korkumu belli etmemek için, küçük düşeceğimi hissettiğim zaman küçük düşmemek için ve en önemlisi ailem ve sevdiklerimi korumak için yalan söylüyordum, ki herkes küçük veya büyük yalanlar söylerdi. Örneğin ceketimde bir akrep vardı ve bunu ailemi endişelendirmemek adına yalan söyleyerek örtmüştüm. Başıma bela olan o adamları aileme anlatmamamın da bir sebebi vardı ve ben, bu konuda hiç kimseye bir açıklama yapmadığım için henüz bir yalan söylemiş de sayılmazdım aslında.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu seçenek de elendiğine göre şahısların benden uzak durmalarının nedeni neydi? Tek bir kişi benimle arkadaş olmak istemeseydi sorun o kişide olurdu ama herkes benimle arkadaş olmak istemediği için kusur bendeydi ve kusurumu kendim göremezdim. Kendime dışarıdan bakmalıydım; mesela Deren'in gözlerinden nasıl görünüyordum? Burnu havada? Asosyal? Soğuk? Somurtkan bir ruh? Aklı başında bir dış gözün derin analizlerinin sonuçlarına ihtiyacım vardı sanırım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Çevremde doğru düzgün konuşabileceğim bir arkadaşım olmadığı için kimse, hayliyle ağzımı açıp konuştuğumu göremezdi ve doğal olarak beni asosyal bir insan zannederlerdi. Sebepsiz yere gülüp insanların benim hakkımdaki düşüncelerini yalanlamak istemiştim ama bir keresinde biri, "Deli misin sen? Neden sebepsiz yere gülümsüyorsun etrafa?" diye laf attığında bana, çevreye saçtığım boş ve sahte gülücüklerimi sonlandırmıştım tıpkı kimsenin benimle konuşmadığı zamanlarda o kişilerle zorla konuşmaya çalışmayı bıraktığım gibi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben bir umutsuz vakaydım. İnsanlarla iletişim kurmayı bilmeyen, çoğu kişinin benim hakkımda atıp da tutmadığı şizoid kavramıyla anılan bir kusurlu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sabahtan beri böyle düşünceler içerisindeydim. Beni böyle düşüncelere iten pek çok şey yaşamıştım ve şu anda da yaşıyordum. Tüm liseliler olarak okul binasının önünde ikişerli sıraya girmiştik ve ben, her zamanki gibi sıranın ortasında tek başımaydım halbuki sınıfımdaki tüm öğrenciler okula gelmişti. Sırada böyle tek durmamın nedeni ise Deren ve iki arkadaşının en arkada üç kişilik sıra yapmasıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tam önümde yedi sıra vardı, sonra da ben geliyordum, sıranın tam ortasında tek başımaydım ve bu durumda olmam, sağımızdaki ve solumuzdaki sınıfların sıralarındaki öğrencilerin bana tuhaf bakmalarını sağlıyordu. Umursamamaya çalışmıyordum; umursuyordum ve onlara bakmamayı tercih ettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Somurtkan bir şekilde gözlerimle yere bakıyordum ama omurgam, kafam ve boynum dik bir şekildeydi. Her şeye rağmen yalnız olmamı umursamamaya çalışarak özgün olmaya çalıştım. Yalnız olmam yetmiyormuş gibi bir de yan sıralardakilerin bana olan bakışları beni çok yıpratıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
On sekizime girmeme çok az kalmıştı ve yalnızlık kavramını, hayat ile ilgili tüm tecrübeleri edinmiş yaşlı bir kadın kadar iyi bildiğimi, bilmekten çok; iyi hissedebildiğimi düşünüyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkamda da ikişerli bir şekilde yedi sıra vardı ve ne tesadüftür ki ben sıramızın tam ortasında olmayı başarmıştım. Gerçi tesadüf diye bir şey yoktu ve her şey kaderde yazılıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sıramızın tam ortasında yalnız kalmam sıranın görünüşünü bozuyordu ve burada fazlalık gibi hissediyordum. En başından beri sıramızın en arkasına gitmeyi düşündüm ama böyle yaparsam daha çok dikkat çekeceğimi düşündüğümden ve ben arkaya geçeceğim sırada, öğrencilerin bana daha çok bakacak olmalarından arkaya geçmekten vazgeçmiştim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bugün açık bıraktığım gri, dümdüz saçlarım yüzümün her iki yanından aşağı sarkıyordu ve hırkamın ceplerinde duran ellerimi çıkartıp saçlarımı geri itmeye çok üşeniyordum, aslında üşenmekten çok sanki hareket edersem çevremdekilerin dikkatini daha çok çekerdim. Sırtımdaki siyah çantamı, değişen ders programından kaynaklı diğer günlerden daha ağır hissediyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okul müdürümüz sabahtan beri tepemizde konuşuyordu ve kafam başka yerlerde olduğundan duymuştum ama hiçbir şey anlamamıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Üniversitelerin bahçesi, liselerinkinden daha güzel ve büyüktü, normal olarak. Henüz üniversite ile ilgili kavramları pek fazla bilmiyordum ama zamanla her şeyi öğreneceğime emindim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şu an bizim okuyacağımız binanın tam önünde sıradaydık ve merdivenlerin yukarısında konuşma yapan müdürü hiçbir öğrenci heyecandan dinleyemiyordu bile. Müdürün her on kelimesinden biri 'Sessiz olun!' idi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bizim tam arkamızda da bir bina vardı ve o arkamızdaki bina, bizim dört haftayı geçireceğimiz binadan daha büyüktü. Buranın mimarisine göre yuvarlak bir biçimde sıralanmış tam beş tane bina vardı ve bu binaların tam ortasında kalan kısım çok büyüktü. Biz de şu an o kısımlardan birinde, o beş binadan okuyacağımız birinin önünde sıradaydık. Her binanın arkası çimlerle ve ağaçlarla doluydu hatta gerilerde başka binalar da vardı. Tahminimce öğrenciler yemeklerini o çimenli kısımlardaki banklarda yapmayı seviyorlardı çünkü ben de yeşillikleri severdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Buradaki üniversitede okuyan öğrenciler buraya girmek için sanırım öğrenci kartlarını kullanıyorlardı. Biz buraya girmeden önce okul numaralarımızı ve sınıf şubelerimizi kontrol eden birkaç güvenlik görevlisi ile karşılaşmıştık. Kafasına göre buraya girip çıkamıyordu insanlar. İzmir'in bilinmeyen bu bölgesinde neyin güvenliği diye sorgulamamış değildim ama zaten ıssız yerler en az kalabalık yerler kadar tehlikeliydi. Aslında çağımızda her yer tehlikeliydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Abisi, çok tuhaf bir durumdayız. Nasıl bu kadar şanslıyız, hâlâ anlamadım ve şu anki konumumdan şüphe duyuyorum. Sanki gözlerimi açıp kapasam burada olmayacağım." Arka çaprazımda aynı sınıfta olduğumuz Begüm, burada olmamızı az önce şanslarına yormuştu. Halbuki o adamların neden böyle bir şey yaptıklarını ve bizi okulumuzdan ayırmalarının sebebini bilmiyordum. Belki de sonuçları herkes için tehlikeli olacaktı?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yüzüne sürdüğü fondötenden Begüm’ün gerçek ten rengini unuttuğumu bilirdim. Kahve-siyah karışık göz rengine sahip olan Begüm, siyah saçlarına maşa yapmıştı. Arkamda olduğu için onu göremiyordum ama sıraya geçmeden önce onu görmüştüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O Gizemli Adam’ı günlerdir görmemiştim ve biz arabadayken bu şehre, İzmir'e yeni geldiğinden bahsetmişti yani beni yeni izlemeye başlamıştı. Çok kısa bir sürede iyi gözlem yapabilmesi iyi bir insan sarrafı olduğunu göstermenin yanında belki de sadece eline diğer adamlardan geçen bilgilerle yetinmiş de olabilirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdür hâlâ konuşuyordu ve ben de hala dinliyormuş gibi yapıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Liseyi bitirmeden üniversiteli olduk esprisinden bıktım artık, kanka," diyen Hivda, benim tam arkamda duruyordu. Begüm ise Hivda'nın tam yanında, benim arka çaprazımdaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hivda, kepçe kulaklarını örtmek için her zamanki gibi siyah saçlarını açık bırakmıştı ayrıca onun bana olan bakışlarındaki değişiklik gözle görülür bir biçimde değişmişti. Önceden beni sevmezdi zaten ama şu an daha bir sevmiyor gibi hissediyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Binanın içine girmek için sabırsızlanıyorum." Herkesten böyle ilk günün heyecanıyla ilgili laflar duyuyordum. Ben çoktan heyecanımı atmıştım hatta tedirgin bile hissediyordum çünkü ortada bir belirsizlik vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birkaç kişi dışında pek bir üniversiteli öğrenci görmemiştim. Aslında bu yanlış olurdu, en az on beş kişi falan görmüştüm ama buraya gelmeden önce çok çok büyük insanlar göreceğimi düşünmüştüm. Anlaşılan büyük sınıflar üniversiteye küçük sınıflar kadar çok uğramıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bugün tarihe geçmeli kanka," diyen Begüm'e kulak misafiri oluyordum. Aslında bu çok normaldi çünkü arkamdalardı. "Üniversite sınavına hazırlığımızı üniversitede okuyarak yapacağız, kanka. Olaya baksana."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet, Begüm ama ben günlerden ne hatırlamıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O an istemsizce dudaklarımdan "Günlerden 8 Ekim," cümlesi ama arkamı dönüp onlara bakmamıştım. Yine de bu sözlerimin Hivda ile olan aramızdaki buzları eritebileceğimiz anlamına gelmiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sana sormadık!" dedi Hivda, aksi bir sesle. Hiç bozuntuya vermeden sessiz kalmayı tercih ettim ve arkamı dönüp ona bakmadım bile. Bu tür düzgün konuşmalarıma ters cevap verilmesine çok alışıktım ve tüm tecrübelerime dayanarak söylüyordum: İlk fırsatta kuyumu kazacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet, sen ne karışıyorsun ki?" Begüm'ün aksi sesine de bir cevap vermedim. Yan sıralardaki öğrenciler bana kavga varmış gibi daha çok bakmaya başlamışlardı ve bu durumu büyütmemek adına, aslında daha çok aileme laf götürmemek adına alttan almak tercihimdi ama yine de dik duruşumdan vazgeçmedim. Göz kapaklarım yarı kapalı yere bakıyordum ama boynum eğik falan değildi, ben dik durmayı seviyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birkaç dakika önce hava güneşliydi ama şimdi bulutlar güneşin önüne geçmişti ve hava sabah saatlerine yakışır bir biçimde gri olmuştu ya da evren gerilimi hissetti ve ortamı tedirgin göstermek için efekt değiştirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neden bize bir cevap vermiyorsun?" dediğinde Hivda, eş zamanlı eliyle sırt çantama vurdu ama ben kımıldamadım bile. Herhangi bir insanın bana olan temasından nefret ediyordum. Ayrıca ben onlara düzgün ve ılıman bir cümle kurmuşken bu ters cevaplar ve küçük düşürücü temaslar niyeydi ki?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kanka bırak, korkuyor!" diye beni küçümseyerek konuşan Begüm'ü takmıyor olabilirdim ama bu tür durumların beni mutsuzlaştırdığını da hiç inkâr edemezdim. "Yazık kıza, zavallı." Begüm'ün bilerek kavga çıkartmaya çalışmasını anlamamak için hem kör hem sağır olmak lazımdı ve onun uğraşısı boşaydı. Benim sorunum Hivda iken araya karışması benim gözümde Begüm'ü Hivda'nın uşağı gibi gösteriyordu. Benim yerimde bir başkası olsaydı ikisinin de istediği gibi bir kavga çıkardı ama ben bir başkası değildim ve henüz bile çok sakindim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu, onuncu sınıf olduğundan sıra olarak bizden uzaktaydı. İyi ki de bizden uzaktaydı çünkü beni bu durumda görmesini istemezdim. O, beni korumak yerine anneme benim sırada tek başıma kalışımı üstüne ekleyerek aktarırdı ve ben, benden küçük olan kardeşimden yardım alacak kadar düşmemiştim daha. Üstelik Cansu, onun gözünde benim bu küçük düşmüş halimi hiç unutmadan her yerde bana hatırlatarak beni daha da küçük düşürürdü fakat ben henüz alçalmamıştım ve biraz sonra küçük düşen Hivda olacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İnsanlardan kendimi soyutlaştırmalı, içime kapanık biri olmalı ve her şeyimi de kendim halletmeliydim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dik duruşumu bozmadan ve ellerimi hırkamın ceplerinden çekmeden bedenimi onlara döndüm. Yüzümdeki ciddiliğimi korudum ve iki kaşımı da alayla havaya kaldırdım. Yan sıralardakilerin, aramızdaki gerginlikten kavga çıkacağını düşündüklerini ve bizi ayırmak yerine sinema izler gibi bizi izleyeceklerini biliyordum ama onların da tüm heveslerini kursaklarında bırakacaktım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İstedikleri gibi aksiyonlu bir sinema izleyemeyeceklerdi çünkü ben insanlara dokunmamak için ekstra çaba sarf eden bir kişiydim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Begüm'ü es geçtim ve tam karşımdaki Hivda'nın siyah gözlerine odaklandım. Gözlerine öyle bakıyordum ki bir aslanın gözüne kestirdiği avı olan ceylana bakarmış gibi bakıyordum ona ve bu durumda da ikimizin arasında en üstün bendim. Boyumun ondan birkaç santim uzun olması ona üstten ve güçlü bakmamı sağlıyordu. O da bana, benim ona baktığım gibi bakmaya çalışıyordu ama sadece çalışıyordu. Siyah gözlerinin göz bebeklerine tüm ciddiyetimle odaklanmaya çalıştım. Öyle ki gözlerinin içindeki siyah noktanın arada bir açılıp küçüldüğüne şahit olmuştum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Boy üstünlüğüm vardı, bundan dolayı hakimiyetim sadece bakışlarımda değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu göz temasından o pes ederek ayrılacaktı ve ben ondan daha üstün olduğumu ona kanıtlayacaktım. Sebepsiz yere aramızı gerip kavga çıkarmaya çalışan ben değildim, Hivda ve Begüm ikilisiydi yani Hivda pes edene kadar geri adım atmayacaktım. İnatçılığım gerektiği kadardı ve ben, beni kısıtlayacak sorunlarım olmadığı sürece zayıf ve korkak biri gibi davranmak istemiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hivda, gözlerini benden kaçırmamak için kendini zorluyordu ama ben çok rahattım. Onun pes edip gözlerini benden kaçıracağına adım kadar emindim çünkü o, hiçbir konuda benimle bir değildi. İlk önce Hivda'nın gözlerinde korkuya şahit oldum. O, pes etmemek için gözlerini benim iki gözümde hızla dolandırdı. Onun dudakları aralanıp dudaklarının kenarları aşağıya doğru sarktığında duruşumu daha da dikleştirdim ve hırkamın cebindeki ellerimi çıkartıp kollarımı göğsümde bağladım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben, sürekli herkesi alttan alıp kendimi ezdiremezdim çünkü kime iyi bir niyetle yaklaşsam ertesi gün onlar kötü niyetleriyle tepeme çıkıp benden uzaklaşıyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hivda'nın yüzüne korkuyla karışık bıkkınlık yerleştiğinde Begüm, elini arkadaşının omuzuna yerleştirdi ve, "Kanka, ben saç başa gireceğinizi düşünmüştüm ama karşında Hira'nın olduğunu unutmuşum," dedi ve benim ismimi söylediğinde aşağılamak için sesini şekilden şekle soktu. "O Hira, istersen çıkışa ayarlayalım." Aptal Begüm ciddi anlamda istediği aksiyon için sinemaya gitmeliydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aynen," diye onayladı Hivda, Begüm'ü. Onlar benim hakkımda kendilerince kötü konuşuyorlardı ama ben kendimi övünmüş hissediyordum. "Kızın insanları gıcık etmesi için ağzını açmasına bile gerek yok. Baksana, nasıl bakıyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Deminden beri bugünün tarihini söylemek dışında ağzımı hiç açmamıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hivda'nın benim bakışlarıma ettiği sözleriyle kaşlarımı derinden çattım ve ona daha da baskın bakmaya başladım. O ise tüm yenilgisiyle gözlerini devirip bakışlarını yere sabitledi. Pes edip gözlerini benden kaçırmasıyla dudağımın tek kenarını alayla havaya kaldırdım. O şimdi bana bakmamak için gözlerini etrafında dolaştırıyordu ve onun bana bakamama korkusuyla şu anki zafer mutluluğum iki katına çıkmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okul çıkışında ise beni köşeye sıkıştıramayacaklarına adım gibi emindim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O sırada müdürün bitmek bilmeyen konuşmalarından birine şahit olduk. "Şu dört haftada hiçbir kavga, hiçbir şikâyet, hiçbir sorun istemiyorum! Unutmayın, burada misafiriz." Biz kavga etmiş sayılmazdık, aramızda geçen tek şey ufak bir bakışmaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Direncin(!) takdirime şayanmış," diye onu küçümseyerek konuştuğumda Hivda, kollarını göğsünde bağlamıştı ve yere bakıyordu. Benimle göz teması kurmaya çekindiğini görmek mutlu olmamı sağladığında ben üstünlüğün bende olduğunu kanıtlamak adına bakışlarımı daha ondan çekmemiştim. "Artık dersini almıştır," diye mırıldandığımda Begüm'den hiç ses çıkmıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gözlerimi tam Hivda'dan çekip önüme dönüyordum ki karşı binanın yanındaki ağaçlardan birine yaslanmış olan ve tam burayı izleyen bir adam gördüm. Bu kişi bizden yaşça büyük bir erkekti ama yüzünü de seçemeyeceğim kadar uzaktaydı. Tam buraya, sanki bana bakıyor gibiydi ama Hivda'ya ya da başka birine de bakıyor olabilirdi. Anlaşılır tek yanı bakışlarının sabit oluşuydu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hayır, yanılmıyordum çünkü tam olarak buraya bakıyordu ve benim de şu an ona baktığımın farkındaydı. Gözlerinin odağında beni pür dikkat izlediğini hissediyordum. Tamam, belki koca sırada tek başıma olduğumdan dikkat çekiyor olabilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Onu bir tek ben görüyordum çünkü diğer herkesin bedeni müdüre doğru dönükken benim bedenim tam tersi yönde, benim çok çok ilerimdeki binaya dönüktü. Adamın yüzü net değildi ama siyah bir pantolon ve beyaz bir tişört giydiği görülüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Buraya mı yoksa bana mı bakıyordu, bunu ufak bir hareket ile anlayabilirdim. Yan sıradakiler ve bizim sınıftan beni izleyenler nereye baktığımı merak etmesinler diye bakışlarımı yere çevirip nefeslerimi düzenli tutmaya çalıştım. Yan sıradakiler artık aramızda bir kavga çıkmayacağını anladığından bizi izlemeyi bırakmışlardı ve önlerine dönmüşlerdi. Bakışlarımı yerden çekip Hivda'ya baktığımda bana baktığını fark ettim ama ona baktığım gibi bakışlarını kaçırdı. Kaşlarımı havaya kaldırıp gülümsediğimde gözlerim sıranın en arkasında beni izleyen Deren'e kaydı. Gülümsememi hiç bozmadım, ona kırgın olduğumu da hiç belli etmedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bakışlarımı tekrardan yere sabitlediğimde sıra bizden yaşça büyük olan o adamın buraya bakıp bakmadığını anlamaya gelmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kimse sürekli nereye baktığımı merak etmesin diye çok hızlı olmalıydım. Gözlerim yeniden ağaca yaslanmış adamı bulduğunda sola doğru iki adım attım ve yan sıradakilerin dibine kadar girdim. Adam, benim kaydığım yere doğru kafasını oynattığında gözlerim irileşti. Olasılığım artık bir kesinlikti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Normalde gözlerini oynatarak beni izlemesi gerekiyordu ama ben aniden hareket ettiğim için, muhtemelen gözünden beni kaçırmaması gerektiğinden kafasını oynatmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gözlerimi ondan ayırmadan bu sefer de sağa doğru aniden üç adım attığımda onun da kafası refleks olarak benim gittiğim yöne doğru kaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İçimden lanetler okuduğumda hemen müdüre doğru döndüm ve eski yerime geri geçtim. Korkudan mıdır bilmem ama terlediğimi hissettiğimde sol elimi enseme götürüp açık olan saçlarımı dalgalandırdım. Hızlanan nabzımla eş zamanlı aklımda o kadar çok soru oluşmuştu ki. Mesela beni ne zamandan beri izliyordu? Neden izliyordu ve benim Hivda ile olan uzun bakışmamda ne düşünmüştü? O kişi Gizemli Adam olabilir miydi? Hem ağaca yaslanarak çok rahat bir tavırla beni izleyebileceğini mi kanıtlamak istiyordu?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İnsan hiç tanımadığı birini kısa süreliğine inceleyip sonra da yoluna devam ederdi. Mesela ben de hiç tanımadığım birine kısa süreliğine bakardım, sonra da umursamayıp es geçerdim. Okulumuz yaklaşık bin iki yüz kişiyken bu kalabalık sıraların arasında nasıl dikkat çekmeyi başarmıştım ya da o adam nasıl bir tek beni bulmuştu? Üstelik beni izlediğini belli etmek için kafasını bilerek oynatması da gözümden kaçmayan detaylardandı. Refleks olmadığını yeni yeni çözmüştüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben onun yüzünü o kadar uzaklıkta seçemediğimden o da benim yüzümü seçememiştir yani sokak arasında beni tanıyacağı da yoktur. Onun beni hiç izlemediğini varsayıp yoluma devam edecektim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sıkıntıyla kafamı oynatmadan gözlerimi sol tarafımdaki boşluğa çevirdim. İlkokulda bu boşluğu Uraz öğretmenim kapatırdı, ortaokulda kimse kapatmamıştı ve lisede ise arada bir Deren kapatıyordu ama Deren, şu anda en arka sıradaydı ve başka arkadaşlarının yanında olmayan boşluğu dolduruyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Umarım bu dört haftayı sıkıntısız geçiririz," dedi müdür. "Son kelimelerimi söyleyip İstiklâl Marşı'na geçeceğiz. Biliyorsunuz, okulumuzda on bir ve on ikinci sınıfların derslerine giren biyoloji öğretmenimiz Suat Seyfioğlu geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayata gözlerini yumdu. Ailesine Allah'tan sabır diliyoruz. Sınıf öğretmenleriniz mezar ziyaretini gerçekleştireceğimiz zamanı biz kararlaştırdığımızda size duyuracaklar. Okul olarak öğretmenimizin mezarlığını ziyaret etmeyi planladık ama zorunluluk yok. İsteyenlerle bir Fatiha suresi okuyup geri döneceğiz. Okulumuzda Müslüman olmayan öğrencilerimizi de aramızda görmekten mutluluk duyarız. Bizim bir inancımız var ve Allah insanlar arasında ayrımcılık yapılmasını istemez; iyi olmanın kurallarından biri de ayrımcılık yapmamaktır. Böyle bir açıklama yapmam gerektiğini hissettim. Kabir ziyaretimize gelmek zorunlu olmayacak ve gelmek isteyenlere de kapımız her zaman açık, bu hepimizin hakkı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdür Bey, mikrofonu arkasında bekleyen beden eğitimi öğretmenine verdi. Bu beden eğitimi öğretmeni okula sık gelmeyen erkek bir öğretmendi ve kıvırcık, uzun saçlıydı. "Rahat!" dediğinde Turan öğretmen, bazıları onun filmler için teklif alacak sert yapılı ses tonuna güldü, bazıları dalga geçercesine sessiz sessiz sesini kalınlaştırarak taklit etti. "Hazır ol!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Turan öğretmen mikrofonu okulumuzun müzik öğretmenine verdi. "Ses veriyorum," dedi Funda öğretmenimiz. Bu yapılı ve süslü bayan bizim müzik öğretmenimizdi ama az önceki bedenci bizim öğretmenimiz değildi. "Korkma!" diye başladığında müzik öğretmeni Funda Hoca, tüm okulca İstiklâl Marşı'nı söylemeye başladık. Bizim İstiklâl Marşı'mız bize yaraşır bir biçimde "Korkma!" kelimesiyle başlıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İstiklâl Marşı'nı bitirdiğimizde binanın içine 9/A sınıfından girilmeye başlandı. 12/D sınıfındaydım ve biz içeriye geçene kadar akşam olurdu herhalde. Sadece bir dakikanın sonunda sıra bize gelmişti ve biz de sınıfça kocaman binanın içine girdik.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben, okul hayatım boyunca böyle bir yer görmemiştim. İçeri ilk girdiğimizde yuvarlak, sadece kantinin bulunduğu bir koridorla karşılaşmıştık. Her iki tarafımızda da yukarıya çıkan merdivenler vardı. Sol taraftaki merdivenlere yöneldiğimizde aslında her iki merdiven de en yukarıda kesişiyordu ve iki merdivenin de kesiştiği noktadaki trabzanlar, sanki bir balkonu andırıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bina, ilk girişi saymazsak aslında beş katlıydı ama sadece dört katı kullanılıyordu. En üstteki kat sanırım sadece spor salonu ya da gereksiz eşyaların konulduğu bir yerdi. Biz, on ikinci sınıfa gittiğimizden dördüncü katta ders görecektik ve tam dört kat merdiven çıkmak bu yaşta dizlerimi ağrıtmıştı. Sanki diz kapaklarım birbirine sürtünüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu kocaman binada sınıfımızı nasıl bulacağız diye düşünürken okula gelmediğimiz o vakitlerde gereken tüm hazırlıklar yapılmıştı, hangi sınıfın hangi katta olduğunu kolonlara asılmış yönlendirici kâğıtlardan anlayabiliyorduk.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bazıları direkt sınıfa doğru giderken ben dönerek çıktığımız merdivenlerden en aşağıdaki boşluğa bakıyordum. Buradan binanın ilk giriş tarafı görünüyordu ve ben burayı tasarlayan mimarla gurur duymuştum. Öğrenciler yanlışlıkla bile olsa aşağıya düşmesin diye ortadaki boşlukları en alt katta demir filelerle kapatmışlardı ama aşağısı yine de filelerin arasındaki boşluklardan görünüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu yeri gördükten sonra iyi bir üniversite kazanabilmek adına içimde ders çalışma isteği yeşermişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Oradan ayrılıp koridorda yürüdüğümde koridorun en sonunda bir asansör gördüm ama sanırım onları sadece öğretmenler kullanacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Koridor, normal bir okulun koridoru gibiydi ve tek farkı daha da uzundu. 12/D sınıfımın önünde durduğumda tam karşımızda 12/G sınıfı vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Büyük bir ders çalışma isteği doğduktan sonra eve ulaşıldığında o isteğin birden yok olması gibi içimdeki heyecan da birden yok oldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sınıf tahtasının önünde durduğumda sınıfa bir göz gezdirdim. Normal bir sınıftan farkı yoktu bu sınıfın sadece sıraları tıpkı özel okullardaki gibi beyazdı ve cidden içerisi inanılmaz ferahtı. İkişerli olmak üzere üç küme önden arkaya kadar uzanıyordu. Öğretmenler masasının üzerinde nazar boncuklu bir masa örtüsü vardı. Bu saçma ilkokul örtüsünü bizim sınıftan biri getirmediyse benim de adım Hira değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Herkes eski okuldaki gibi kendi sırasına geçsin bir zahmet!" diye bağırarak konuşan Cafer'e baktım. Cafer, cam kenarının en arka masasına elini yaslamış bir vaziyette, sırada oturan Hivda'nın üzerine eğilmişti. Hivda, sanırım eski okuldaki sırasına geçmediği için Cafer, onu sırasından kovmaya çalışıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam be!" diye bağırdı, Hivda. "Kalktık, kaktık!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gerçekten Hivda kalktı ve orta sıranın en arkasına geçtiğinde ben de orta kümedeki üçüncü sırama çantamı koydum ardından oturdum. Öyle bir konumdaydım ki öğretmenler masası çok yakınımda olmasa bile tam karşı çaprazımdaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Talha, öğretmenler masasının üzerine oturdu. "Bana bakın sınıf! Bu örtü neslimize nazar değmemesi için ben tarafından getirildi yani kirletmeyin." Sınıftan içeri Hacer öğretmenimiz, yani fizik öğretmenimiz girdiğinde hemen masadan atlarmışçasına indi sonra kendi sırasına ilerlerken fısıldadı: "Zaten şevkim kaçtığında, muhtemelen okul sonu eve götüreceğim ve bir daha da getirmeyeceğim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sınıfın yarısı ayağa kalkarken diğer yarısı heyecanlı konuşmalara dalmıştı, bayan öğretmenimiz çantasını masaya koyduğunda kimin kalkıp kimin kalkmadığına bile bakmadan "Oturun, çocuklar," dedi ve ayağa kalkanlar da oturdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hacer öğretmenimin kısa ve kıvırcık saçları vardı, biraz balık etliydi. Dar pantolonunun üstüne kazak giymişti ve ayaklarına kahverengi bir bot geçirmişti, muhtemelen, yaşına göre normal saydığım ama ona normal gelmeyecek olan kilosunu örtmek adına üstüne uzun ceketler giyiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hacer öğretmenimiz sınıf tahtasının önünde durdu, gözlerini kısarak sınıfa şöyle bir göz gezdirdi. "Tamam, çocuklar!" diye bağırdı. "Artık sessiz olun." Bazıları sustu ama bazıları ise bu dünyada değildi sanki. Öğretmenimiz, isim isim uyardı: "Mert. Begüm! Dönün önünüze artık. Haydi!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öğretmenimizin tek tek isim söylediğini duyan sınıf sessiz olmayı başarmıştı. Tüm öğrenciler benim gibi olsaydı muhtemelen teneffüslerde bile konuşmazlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet, çocuklar," diyerek konuşmalarına başladı Hacer öğretmenimiz ve sıraların arasında yavaş yavaş yürüdü. "Tuhaf bir olay yaşadık, biliyorum. Heyecanlısınız doğal olarak ama derse de başlamam lazım. Zaten geçen hafta salı gününden sonra okula gelinmedi, e haliyle ders işleyemedik." Durdu, öğrencilere tek tek baktı. "Çalıştınız mı bari bu birkaç günlük tatilde?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Uyuduk, hocam," dedi Cafer.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hocam, eğer kitabın kapağını açtıysam..." dedi Talha sonra sınıfı yine bir gürültü sardığında "Neyse," dedi ve devamını getirmedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öğretmenimiz gülecekti ama kendine engel oldu. "Bu sınıftan kimler birkaç ay sonra üniversite sınavına gireceğinin farkında acaba?" diye sordu hem kinayeyle hem de şakaya alarak.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yanımda oturan Deren "Hocam, kimler farkında değil deseydiniz bence el kaldırmayan kalmazdı sınıfta," dedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yine gürültü ve gülüşmelerden sonra öğretmenimiz tahta kaleminin arkasıyla kendi masasına birkaç kez vurdu ve sınıfı susturdu. Bu sefer bizim sıraya doğru sınıfta gezdiğinde "Tamam, çocuklar," dedi. "Artık teneffüslerde dolaşıp okulu keşfe çıkarsınız." En arka taraftan bize doğru yürüdüğünde başım arkada, öğretmenimize bakıyordum. "Artık derse başlayalım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Öğretmenim, müfredattan ne kadar gerideyiz?" diye sordum kısık bir sesle hatta beni öğretmenim duyamayabilirdi ama tam yanımdan yürüdüğünde beni duydu, yürümeye devam ederken de başını çevirip arkadan bana baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne sen sor ne ben söyleyeyim, Hira," dedi bana karşılık olarak. Demek ki o kadar çok gerideydik. "Müfredata bir girsek bir daha çıkamayız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öğretmenimiz beyaz tahtanın kulpunu tuttu ve sonuna kadar çekti, akıllı tahtayı açığa çıkardı. Fişi de taktığında akıllı tahtayı çalıştırmaya çalışıyordu. Sınıfın sessiz olduğu o anda herkes öğretmenimizi izliyordu. "Çocuklar," dedi hocamız. "Bu niye açılmıyor?" Bize doğru döndü. "Anlayan var mı bundan?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkadan bir erkek öğrenci "Hocam, bence akıllı tahta çalışmaya çalışmaya akılsızlaşmış, tıpkı eski okulumuzun kafayı yemesi gibi," dediği gibi yine sınıfı gürültülü bir gülme sardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anlayan varsa gelsin açsın şu tahtayı, çocuklar," dedi öğretmenimiz sonra ekledi ama onun da güldüğü ve şaka yaptığı çok belliydi. Anlaşılan bugün pozitif uyanmıştı. "Ne abarttınız çocuklar, el kadar böcekler de sizi yiyecekti sanki."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu sefer konuşan kız öğrenciydi: "Hocam ben en son bahçede gorillerle sumo güreşi yapıyordum." Bu söze ben bile sırıttım ardından öğretmenimiz de bir kahkaha attı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hacer öğretmenimiz duvardaki saate baktı, sonra ciddi anlamda derse başlamak amaçlı ve daha fazla zaman kaybetmemek adına sınıf defterini aldı ve sınıf başkanı olan Gurbet'in önüne sınıf defterini koydu. "Sen yoklamayı al, ben imzalarım." Sonra Murat'ın omuzlarına bir iki kez tıklattı ve "Seni seçtim," dedi. "Hallet bakayım şu akıllı tahtayı. Hatırlıyorum, gece saat üçlere kadar bilgisayardan kalkmıyorum diye ortalıkta hava atıyordun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Murat ayağa kalktı, tahtaya doğru yürüdü, sonra arkasından gelen öğretmene şaşkın şaşkın baktı, ardından yine önüne döndü. Açma tuşuna birkaç kez bastı, ses geldi, kocaman ekranda sinyal yok yazısı çıktı sonra ekran yine kendiliğinden kapandı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Murat olumsuz bir ifadeyle arkasındaki öğretmenine döndü. "Olmuyor hocam," dedi Murat. "Açılmadan da bir şey yapamayız." Sonra sırasına doğru ilerledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İkinci ders tahtası çalışıp da boş dersi olan bir sınıf bulun," dedi öğretmenimiz ve artık derse başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Harıl harıl dersi anlatan ve soruları çözen Hacer öğretmenimiz aslında dersi çok güzel anlatıyordu ama sorun bendeydi. Fizik dersinin sorularını öğretmenimiz tahtada çözdüğünde anlıyordum, eve gittiğimde ise sorular üzerinde kalem oynatamıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dersin bitmesine son beş dakika kala öğretmenimiz "Bu sayı görüldüğü gibi formülden sonra da değişikliğe uğramıyor ve sonuç aynen kalıyor," dediğinde arkadan bir öğrenci devriyelerinin yandığını belli etti: "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne alaka lan?" dedi arkadan başka birisi ve otuz beş dakikalık ciddiyet birkaç kelimeyle yerini gülmelere bıraktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben sadece gülümsediğimde kalem tutan eli gevşedi öğretmenimizin ve o da gülümsemesinin arasından arkadaki öğrenciye baktı. "Evladım," dedi gülmelerinin arasından ardından başka bir öğrenci Hacer öğretmenimizin sözünü kesti: "Araya biyoloji terimi karıştırsaydın bu kadar gülmezdik. Tam sayısalla tam sözel dersi nasıl bağlayabildin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öğretmenimiz çalan zille eş zamanlı öğrencilerine sinsi sinsi baktı, son beş dakikayı iyi kaynatmışlardı. Sonra değişmeyen tek şey değişimin kendisidir sözünün sahibinin, Herakleitos’un kemiklerini sızlatacak o sözünü söyledi hocamız: "Değişmeyen tek şey öğrencinin kendisidir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eğlence ile biten ders öğrencilerin sınıftan yavaş yavaş dağılmasıyla son buldu. Deren, duvar kenarının en arkasında oturan Begüm'ün yanına koştu. "Gel kanka, keşfe çıkalım!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Deren'in sesini duymamla oturduğum yerden hafif bedenimi döndürdüm ve onları izledim. "Hivda da gelsin o zaman," dedi Begüm ve sırasından kalktığında iki adım atmasıyla orta kümedeki Hivda'nın yanına gitti. "Gelecek misin, kanka?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kanka kelimesinden nefret ederdim; sebebi içimdeydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Geleceğim tabii ki," dedi Hivda ve ayağa kalktı. "Hatta bizim olmayan o karşı binalara da girelim. Büyük çocukları keseriz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Deren, yüzüme bile bakmadı ve sol tarafımdan geçtiler ardından sınıftan çıktıklarında koca sınıfta tek başıma kaldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İlk otuz saniye dalgın gözlerle masayı seyrettim, ellerimi de bacaklarımın arasına aldım. Dersin eğlenceli ve komik geçmesini sağlayanlardan değildim ama sanırım ben de onlardan biri olmak isterdim. Derin bir nefes verdim ve ayağa kalktım, bomboş sınıfta adımlarımın sesini duydum ve ardından kapatmadıkları kapıyı kapattım çünkü koridordan geçenler koca sınıfta tek başıma oturmama tuhaf bakışlarından atıyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ellerimi mavi beyaz hırkamın ceplerine koydum ve öğretmenler masasına doğru ağır ağır ilerledim. Cama doğru attığım her adımımda kendi yansımamı daha iyi görüyordum. İlk önce zayıf bir beden belirdi, ardından yuvarlak, çenesi belirgin bir yüz, daha sonra ise küllü kumral rengindeki o saçlar. Cam ile yüz yüze gelene kadar yaklaştım, bacaklarım kalorifer peteğine değdiğinde ise artık adım atacak yerim kalmamıştı ve durdum, kaloriferin sıcaklığını yanan bacaklarımda hissettim ama kımıldamadım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yansımamdan tipime bakıyordum, ben kendime bakıyordum; kendim de bana. Gözlerimin altına baktım, telefon ile çok haşır neşir değildim, televizyonla da aram pek yoktu ya da geceleri gözlerimi yoracak bir aktivitem de bulunmuyordu; bundan dolayı gözlerimin altları mor değildi ama sanki bu okulda kaldığım süre ile orantılı olarak o morluklar çıkacaktı ve artacaktı. Neden böyle düşünmüştüm bilmiyordum ama bir yanım bundan adı kadar emindi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Biraz yukarı kaydırdım bakışlarımı ve karşılıklı olarak gözlerimizin içine baktık. Yansımam, gözlerime benden bile daha dikkatli bakıyordu. Bu renk diyordu, ne kadar da cansız ve fersiz. Gözlerimin o siyah noktası, elâ renginden bile daha belirgindi şu an çünkü ışıklı ortamlarda gözlerim böyle görünürdü; karanlıkta nasıl göründüğünü bilmiyordum çünkü görebilmek için ışık gerekirdi, ışığın varlığında da karanlık olmazdı ama ikindi vakitlerinde bu elâ rengi biraz daha koyu bir hâl alırdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ellerimle saçlarımı iki yandan tuttum ve önüme doğru getirip bıraktığımda yansımam kayboldu ardından büyük ve havalı bir manzara belirdi karşımda. Sınıfımız ön tarafa bakıyordu, yani diğer dört binayı ve ortasındaki o boş alanı görebiliyorduk üstelik o binaların arkasındaki yeşillikler ve ağaçlık alanlar da bakış açımızdaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İnat etmiştim, okulu keşfetmeye çıkmayacaktım çünkü utanıyordum: Herkes çifter beşer dolaşırken ben tek başıma dolaşmaktan utanıyordum ayrıca bu üniversite çok kalabalıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O güzelim yeşillikleri izlerken birden gözlerimi kıstım ve işaret parmağımı cama yasladım, o işaret parmağım beyaz tişörtlü ve siyah pantolonlu adamı gösteriyordu çünkü. Bu sıradayken beni izleyen adamdı. O İsimsiz Adam bana o siyah poşetlerin bizi sürükleyeceği yerde tanışacağımızı söylemişti. Tanışmamız bu kadar basit mi olacaktı yoksa o, hemen hemen bir ders öncesinde beni izleyen adam aslında başka biri miydi?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Onları daha dikkatle izlediğimde beyaz tişörtlü adam başını ellerinin arasına almıştı ve kendini dizginleyemeyecek tonda bir şeyler anlattığını buradan bile görebiliyordum. Karşısında kim vardı bilmiyordum çünkü o dinleyici ağaca yaslanmıştı. Gördüğüm ilk şey ağaç, ağaçtan sonra da ağacın her iki yanından fışkırmış beyaz ceket ve ellerin ceplere konduğunu belli eden dirsekler. Beyaz tişörtlü adam, kendisinden daha uzun olan ve beyaz giyinmiş bir başka adama çaresizlikle midir bilemem ama önemli şeyler anlattığı belliydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ağaç, beyaz ceketlinin önünü kapatıyordu ama beyaz tişörtlü, ağaç ile karşı karşıya olduğu için netti. Birden beyaz ceketli yaslandığı yerden kendini ileri fırlattı ve o beyaz ceketliyi arkadan gördüm. Tahmin ettiğim gibi bayağı uzun bir adamdı ve sarışındı. Sarışın adam, sabah beni izleyen adamın omzuna dostça vurdu ve ileriye yürümeye başladılar, yeşilliklerin arasında kayboldular.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Zerre umurumda değildi ve emindim, beni izlemesi sadece öylesineydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sabit surat ifadesiyle bir başka manzarayla daha karşılaştım. Şevval, o sarı melek, çok geniş gülümsüyordu ve gülümsediği kişi de bir başka noktada aynen ağaca yaslanmıştı. Kime gülümsüyordu bilmiyordum, sadece ağacın gövdesini görüyordum, onun dışında yapılı bir beden ve yine uzun bir boy vardı. Yani o ağaca yaslanan ve benim göremediğim bu kişi de bir erkekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval ellerini önünde birleştirip tatlı tatlı gülümsedi, ardından karşı taraftan ne duyduysa ayaklarının tepesinde yükseldi ve o kişiye sarıldı. Sarıldığı kişi de karşılık verdi hatta bu adam yeşil, şişme bir mont giymişti. Sımsıkı ve içten bir sarılma olduğunu ta bu camın ardından bile hissetmiştim, düşüncelerimde ikisinin de önceden tanışıyor olma ihtimali vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sarılmayı bıraktılar ama Şevval ellerini adamın boynundan çekmedi, adam da ellerini Şevval'in beline dolamıştı ve ilerisine doğru yürüyordu; Şevval de geri geri yürüyordu. Adama dikkatlice baktım çünkü yüzünü göremesem bile arkadan çok erkeksi bir görüntüsü vardı. O koyu yeşil şişme mont, rengini çözemesem de gür saçlar, yapılı anlamda orantılı bir beden ve uzun bir boy...
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkisi ayrıldı ardından o adam yeşilliklerin ilerisini göstererek koştu ve beyaz ceketli ile beyaz tişörtlü adamın gittiği yola girdi ardından o da gözden kayboldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, öylece olduğu yerde bekledi ve yeri izlediği sırada mutsuz surat ifadesiyle, daha çok düşünceli bir ifadeyle yutkunduğuna şahit oldum ardından bizim binaya doğru ellerini gri ceketine koyarak yürümeye başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir erkek olsaydım çıkma teklifi edeceğim kişi kesinlikle Şevval olurdu çünkü onun güzelliğini başka birinde daha görmemiştim, bende pasif bir güzellik vardı ama Şevval'in görüntüsü bir başkaydı ve daha dikkat çekiciydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okula okul formasıyla gelmemişti. Gri, kalın, paçaları lastikli bir eşofman altı giymişti, içine siyah kazak ve üstüne de gri, bol bir ceket giymişti. Ceketinin fermuarını yarıya kadar çektiği için siyah kazağını görebilmiştim. Binaya daha da yaklaştı ve başına geçirdiği berenin renginin açık pembe olduğunu daha net gördüm. Sapsarı saçları beresinin altından omuzlarına doğru dalgalı dalgalı dökülüyordu. O kendinden emin yürüyüşüyle, kıyafetleri üstünde taşıyışıyla, uzun boylu sarışın mankenlerden farksızdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birden arkamdaki kapı açıldı ve kendimi kapıya doğru dönerken buldum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hacer hoca hiç uzatmadan bana baktı. "Akıllı tahtası çalışan bir sınıf buldum, arkadaşların geldiğinde söyle, topluca karşı sınıfa geçin. 12-G şubesinin dersi müzikmiş, tahtayı kullanmıyorlarmış, tamam mı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam hocam," dedim. "Söylerim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sınıfa konuşabilmek için elime fırsat geçmişti ama bunun daha kolay bir yolu vardı: Tahta kalemimle yazdım: Bu yazıyı okuyan ve 12-D şubesinde öğrenim gören öğrencilerin dikkatine. İkinci ders saatinde akıllı tahta için 12-G şubesiyle yer değiştireceğiz.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ciddiliğime ve resmiyetime gülümsediğimde tahtaya yazdıklarımı seyrediyordum. Bir anda kapı açıldı ve hemen silgiyle tahtaya yazdıklarımı sildim ardından gelen öğrenciye dönmeden "Fizikçi az önce geldi ve karşı sınıfa geçmemizi söyledi," dedim. Aynı sınıfta okuduğum kişi böyle bir şeyi lise hayatımızda ilk kez yaşayacağımızdan şaşırdı ama sorgulamadan çantasını toplamaya başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Masama yaklaşıp kitaplarımı çantama koyduğumda zil çaldığı için birkaç öğrenci daha geldi sınıfa ve o sınıfa ilk gelen öğrenci konuştu: "Dostlar, galiba daha ilk günden eski okulumuzun konforunu özlemeye başlayacağız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neden?" dedi biri.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Karşı sınıfa geçiyormuşuz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Akıllı tahta için mi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Telefonumu da elime alıp çantamı sırtıma taktığımda sınıfa benden sonra gelenler sınıftan ilk çıkmaya başlamışlardı bile.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Koridora topluca çıktığımızda karşı sınıfa girmeye başladık. Hacer öğretmenimiz anlaşılan sadece karşı sınıfın müzikçisine değil, öğrencilerine de haber vermişti ki karşı sınıftakiler içeri çantalarımızla girmemize şaşırmadılar ve çantasını alan da bizim sınıfa doğru yol aldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
12-G şubesinin kapısına dalgın gözlerle varmıştım ki birinin önüme doğru yürüdüğünü gördüğümde sağa doğru çekildim ama o kişi de aynı anda sağa doğru kaydı ve omzuma bilerek çarptığında yoluna devam etti. Her ne kadar dikliğim ile karşıma bakmış olsam da griler içindeki kişinin Şevval olduğunu anlamıştım ve göz ucuyla görmüştüm. Omzum acımıştı ve onun neden bana çarptığını anlamamıştım fakat içimde bir tedirginlik yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Herkesin aynı yerlerine oturduğunu gördüğümde eski sınıfımda nerede oturuyorsam bu sınıfta da çantamı aynı yere koydum ve oturdum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, bilerek önüme geçmişti ve kenara çekildiğimde de bilerek tekrardan yolumu kesmişti hatta bana çarpması da istemliydi. Yüzüne bakmadığımı görmüş olmalıydı ve tahminimce müdürün odasındaki gerilimimizi unutmadığı için dikkatimi çekmeye çalışmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öğle Molası
12.50
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Direneceğim," diye fısıldadım. "Açlığa direneceğim." Son dört yıldır hep böyleydim, şimdi de aynıydım ve öğle molalarında günlük harçlığımı harcamak yerine saklıyordum ve biriktiriyordum. Bir gün ihtiyacım olacaktı bu biriktirdiklerime, emindim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öğle molasından hemen önce Hivda'nın, Begüm'e "Karşı binanın kafeteryasındaki adamın tostu çok meşhurmuş, deneyelim mi?" diye sorduğunu duymuştum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fiyatını bilmesem de bir kereliğine de olsa ağız keyfiyle bir şeyler yemek istiyordum. Hem de karşı binada ama bunu yapabilmek için ertesi günleri beklemeliydim çünkü sınıftan çıkacak cesaretim yoktu daha. O ertesi günlerden birinde karşı binaya gidecektim ve nedendir bilmem yiyeceğim tostun, ağız tadıyla değil de kader tadıyla damağımda iz bırakacağını düşünüyordum daha şimdiden. Kaderimin tadı da ağzıma hiç hoş gelmezdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Geçen hafta edebiyat öğretmenimiz okuyacağımız romanların listesini içinde diğer öğretmenlerin de bulunduğu ayrı bir sınıf grubuna atmıştı. Listenin içindeki Serenad romanını temin edebilmiştim ve şimdi yanımdaydı. Bomboş sınıfta çantamın fermuar sesi yankılandı ve Zülfü Livaneli’nin yazdığı Serenad'ı çıkartıp masama koyduğumda telefonum titredi. Oturduğum yerden hafif ayağa kalktım ve sıramı bacaklarıma doğru çekip oturdum ardından masamı da kendime doğru çektiğimde bu sıkışıklıkta dikleşip telefonu elime aldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
1. Kardeşim Cansu: Almancacı gelmmiş bzim son iki saat ders boşş erkn gitcem.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Üstte isim görmeseydim ve sadece mesajın içeriğini okusaydım yazım dilinden bu mesajı Cansu’nun attığını anlayabilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Durakları biliyor musun?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu'nun sınıfında bizim semtte oturanlar olduğu için arkadaşlarıyla binerdi ama yine de soruyordum çünkü başına bir şey gelirse sorumluluk tamamen bana aitti. Bana seçenek sunsalardı en büyük kardeş olmak istemezdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
1. Kardeşim Cansu: Yes
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Anneme, eve erken gideceğine dair haber ver.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
1. Kardeşim Cansu: Biliyoz herhqldr mal
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Karşımdaki beyaz tahtayla bakıştık, bu tahta bile Cansu'dan daha sıcak bakıyordu bana. İşte bu yüzden sabah Cansu'ya mesafeli davrandığım için pişman değildim çünkü Cansu menfaatçiydi ve kişilere ihtiyacı kalmadığında o kişiyi görmüyordu bile.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serenad'ın sayfasını açtığımda telefonum titredi ve Cansu'nun mesaj atabileceğini düşündüm ama titreme devam ettiğinde birinin beni aradığını anladım. Kitabın her iki sayfasından ellerimi çekmeden gözlerimi telefona kaydırdım ve isme baktım. Kalbim çarptığında Müge'nin ismini okudum ve sınıfta tek başıma olduğum için aramayı yanıtladım ardından hoparlöre aldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Açtığım gibi onun neşeli ve yerinde duramayan ses tonunu duydum. Bu onun yapısıydı, hareketlilik damarlarında akardı Müge'nin.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Az önce senin velet kardeşin Ebru ile konuştum ve sizin çılgın olayınızı kıskançlıkla anlattı!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sakin ol Müge," dedim yatıştırıcı ses tonumla ve gülümsedim. "Bunu yeni duymadın. Elbette annem belki de yaklaşık üç saat konuştuğu Akşın teyzeme bunu anlatmıştı ve sen de annenden öğrenmiştin zaten."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tabii ki de ama detay bilmiyorum!" Bir şeyler ısırma sesi geldi ve yemek yediğini anladım. Ağzında lokmasıyla konuştu: "Anlatmak için neyi bekliyorsun, kuzen?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Onun duymayacağı şekilde yutkundum ve kitabın kapağını kapattım. "Şimdi şöyle," diyerek geveledim ve suluğumu çıkarttım. "Bildiğin İzmir'in herhangi bir ilçesindeyiz." Biraz su içtim. "Her şey o kadar tuhaftı ve her şey o kadar hızlı gelişmişti ki Müge, okulu böceklerin sarması, birden üniversiteye gelmemiz falan..." Suluğumu tekrardan çantamın yan gözüne koydum. "Cansu'nun kafasına solucan düştüğünü biliyor muydun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Boğazda lokma kalma sesinin hemen ardından öksürme sesi ve gülüşmeler. "Oha!" dedi şaşkınlıkla. "Hira bana şaka yapıyor derdim ama bu konuda yetenekli değilsin ve Cansu'yu o şekilde düşününce, zihnimde o görüntüyü canlandırınca... Allah kahretmesin!" Resmen kahkaha attı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neredesin sen, Müge?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Senin amcanın Amaç Restoranında ama bu şu an önemli değil," dedi Müge. Yine bir şeyler çiğniyordu. "O böcekler falan nasıl okulunuza gelebilir ki?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dirseğimi masaya yaslayıp çenemi avucumun içine aldım. "Bizim eski okulun çevresinin yarısı piknik alanı, yani ağaçlık alan falan," dedim bildiklerimi gerçek; bilmediklerimi ve uydurduklarımı yalan sayarak. "Bilmiyorum, zamanında okula ilaçlama yapmadılar herhalde."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okulumuz yaklaşık bin iki yüz kişiydi ve bu kadar çok kişinin arasında gerçekleri bilen tek kişi olmak beni korkuttuğu kadar sorumlu da kılıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge, bu konuya çok takılmadı. "Yemin ederim senin amcanın aşçıları çok iyi ve Allah'tan bizim lise buraya yakın." Onun iri ve simsiyah gözleri tüm canlılığıyla karşımda gibiydi. Omuzlarının da üstünde olan simsiyah, kısacık saçlarını küçük çocuklar gibi iki taraftan topladığına adım kadar emindim ve oturduğu masada ayaklarını bir ileri bir geri sallıyor olma düşüncesi de görsel algılarımdaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Amcamı benden çok görüyorsun," dedim şakayla. Babam sadece iki kardeşti ve kendisinden büyük bir abisi vardı. O abisi de benim tek amcamdı, amcamın ismi Mehmet'ti ve halam da yoktu. Amcam her fırsatta bize gelirdi ama ne zaman bizi kendi evine davet etse babam mırın kırın yapardı ve bizi amcamın yanına hiç götürmezdi öyle ki amcamın restoranına babam izin vermiyor diye hiç gidememiştik.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Amcanı senden çok görüyorum," diyerek şen sesiyle beni tekrarladı. "Ama amcanı her gün görüyorum diye beni senden daha çok sevmez sonuçta sen öz yeğenisin bense çoook uzak bir akrabası," dediğinde tuhaf tuhaf sırıttım. “Bu arada selamını söylerim birazdan amcana.”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Derslerin nasıl gidiyor?" diye sordum Mehmet amcamın konusunu kapattığımda. Aslında ben de yabancı dil bölümü seçip Almanca öğretmenliği okumak istemiştim bir ara ama annemden ve akrabaların sözlerinden ötürü sayısal bölümünü seçmiştim ve hayallerimin de başkalarının ellerinde olduğunu anlamıştım. Sonrasında on birinci sınıfta Kimya ve Biyoloji derslerine ilgim haddinden fazla artmıştı ve başkalarının müdahalesi de olsa şu an istediğim yerdeydim. Hedefim kendimi kimya alanında geliştirmekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge istediği bölümdeydi ve ne istediğine karışmayan anlayışlı bir ailesi vardı. Bu konuda Müge’yi çok şanslı görürdüm çünkü annesi de babası da iyi insanlardı ve taşıdığı sıfatların anlamını iyi hissettirip sorumluluklarını da yerine getiriyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Benim yabancı dil iyi de senin sayısalda devriyeler yanıyordur şimdi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Devriye kaldı mı ki yansın?" dediğimde cümlemi ciddi kurmuştum ama o kahkaha attı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Demek durum o kadar vahim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sınıfta tek oluşumu düşündüm ve onun da aynısını yaşayıp yaşamadığını merak ettim, her ne kadar cevabı bilsem de. "Yanında birileri var mı? Konuşmalarımızı duyuyor mu diye merak ettim de."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Var ama merak etme, sesin hoparlörde değil, bizzat kulağımda." Onu sesi benim hoparlöre aldığım telefonumdan yankılandı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge şanslıydı ama onu kıskanmıyordum, sadece durumunun kıymetini bilip bilmediğini merak ettim. Tek çocuk olduğu için zaten iyi insanlar olan annesinin ve babasının daha fazla üstüne titremeleri, arkadaşları ve aslında sahip olduğu her şey için şükretmeliydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Telefonu hemen kapatmak istemiyordum çünkü kapatırsam bir ses eksilirdi ve ben yine sadece kendi nefes seslerimi duyardım. "Başka ne var, Müge?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Başka," diyerek kendi kendine düşündü. "Ebru'dan önce de Cansu'yu aramıştım," dediğinde beni en son aramasına alınmadım; aksine beni aradığı için mutluydum ve minnettardım. "Bana ne anlattı, biliyor musun? Teneffüste bir sürü yakışıklı erkek görmüş ve galiba aralarından birini seçmiş." Nefesimi tutmuştum ve dikkatle dinliyordum. "Yirmi dokuz yaşlarında, erkeksi, kirli sakallı, yeşil gözlü diyerek tarif etti ilk önce hatta bu adamı kardeşin takip etmiş ve hatta ve hatta yeşil bir şişme mont giydiğine kadar dikkatle incelemiş. Bu arada kardeşin salak mı daha onuncu sınıfa gidiyor ve büyük insanlara bakıyor? Onu uyardım ama bence beni ciddiye almadı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Devriyelerim çalışmaya başladığında "Başka ne söyledi?" diye sordum onu bölerek. "Bana anlattıkların benden dışarı çıkmayacak, emin olabilirsin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Biliyorum, Hira," dedi. "Sana güvenmeseydim anlatmazdım zaten," dediğinde birinin bana güveniyor olması, yanan kalbime soğuk suyu dökmüşler gibi hissettirmişti. "O yüzden ilk önce kardeşlerini aradım," dediğinde sinsice güldü. "Sana bilgi aktarımı yapabilmek için. Dedikodu değil canım, bilgi aktarımı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kardeşlerimle amcamın restoranına giden yolda kısacık konuşmuştur ve benimle konuşabilmek için ise sandalyesine rahat rahat yayılmayı beklemiştir Müge, emindim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bilgi aktarımını yapmaya devam et o zaman, kuzen," dedim sonra onun o adamı betimlemesini düşündüm. Yeşil şişme mont çok tanıdıktı ama hemen kesin düşünme dedim, bu kadar kalabalıkta yeşil giyen tek bir kişi olmazdı çünkü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yeşillik falan dedi Cansu. O yere kadar takip etmiş adamı ve adamın bir köşede birileri ile kavga edip dayak yediğini görmüş. Bana ne dedi üstelik, biliyor musun? Adam madem kendini savunmak için hiçbir hareket yapmayacaktı, o kasları yapmak için neden zaman öldürmüştü? Evet, bana aynen böyle söyledi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Anladığım kadarıyla adam kaslıydı ama dayak yiyordu ve kendisini savunacak tek bir hareket bile yapmıyordu. Yirmi dokuz yaşında gösterdiğine göre ya ikinci üniversitesiydi ya da geç kalınmışlıktı. Tuhaftı sadece.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hira," dedi Müge. "Kardeşlerini sana aktararak yeterince günaha girdim. Artık kapatmam gerekiyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam," dedim Müge’ye. "Kendine iyi bak."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Görüşürüz!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
“Bu aptal kardeşim Şevval’in sevgilisini gözüne kestirmiş galiba,” diye mırıldandığımda Serenad'ı okumaya başladım direkt.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Genelde herkesin beğendiğini beğenebilirdim ama herkesin beğenmediğini de beğenirdim. Aslında herkes, o, bu, şu, kısacası kişilerin neyi sevip sevmediğinin bir önemi yoktu, konu benim de beğenip beğenmemem değildi. Yazarın ne anlatmaya ve neyi savunmaya çalıştığını anlamaya çalışacaktım çünkü kitap hakkında az çok bir bilgim vardı ve hiçbir insan ile benim kanımın aynı akmadığını biliyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okul Çıkışına Bir Dakika Kala
16.09
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir keresinde zilin çalmasına bir dakika kalmıştı ama öğretmenimiz son bir soru daha çözmek için direniyordu, aslında direndiği biz değildik; zamandı. O soruyu hızlı hızlı tahtaya yazdığında son saat olsa gerek öğrenciler bıkmıştı ve "Hocam, saniyeler içinde zil çalacak, neyin sorusu bu?" diye söylenerek öğretmene çıkışıyorlardı ama öğretmenimiz o soruyu, hiçbir öğrenciye kulak asmadan çözmüştü ve son beş saniyede şunları söylemişti: "Sizin bir dakika diye boşladığınız o zamana üniversite sınavında ihtiyaç duyabilirsiniz ya da büyük bir acı çekersiniz ve o acı yüzünden beş saniye size beş saat gibi de gelebilir. Sizin yaptığınız en büyük hata zamanı küçümsemek, çocuklar. Zaman sizin sözünüzü dinlemez ya da kendisini sizin algılarınıza göre şekillendirmez; keyfine göre hızlı ya da yavaş akar. Önemli olan zamanı değerlendirebilmek."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öğretmenimiz o zamanı değerlendirebilmişti ve o geçmiş zamanda, zaman hızlı akmıştı; şimdi ise o bir dakika yerinde sayıklıyor gibiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öğretmenimiz çantasını toparlarken sınıf arkadaşlarım çantalarını çoktan sırtlarına takmışlardı ve ayakta dolanıp birbirleriyle sohbet ediyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Oturduğum yerden cama doğru döndüm ve havaya baktım. Havanın aydınlık olduğunu gördüğümde ise hırkamı çıkarttım ardından ayağa kalktım. Mor, kısa kollu okul formamı şöyle bir düzelttim ve siyah pantolonumu da olmayan karnımı içime çekip yukarıya çektiğimde saçlarımı omuzlarımdan geriye attım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Telefonumun ekranına iki kez dokundum ve saate baktığımda saat tam on altıyı on geçiyordu. Zilin çalmış olması lâzımdı ama çalmıyordu. Ya benim zamanım yanlıştı ya da okulun.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Siyah sırt çantamı sırtıma taktığımda koluma hırkamı doladım ardından Kent Kart’ımı arka cebime koydum ve telefonumu da elime alıp sınıfın kapısına doğru yürüdüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
ESHOT saatlerine bakacağım sırada zil çaldı ve arkamdaki sınıf, kim olduklarına bile bakamadım, beni itekleyerek önüme geçtiler ve benden önce çıktılar. Onları iteklemedim ya da bağırmadım, benim huyum kenara çekilip ilk önce onların çıkmalarını sakince beklemekten yanaydı. Yaptığım korkaklık değildi; alttan almaktı. Huyum zayıf değildi; iradem ve sabrım güçlüydü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sınıfın kapısından çıktım ve uzun ince koridorda yürümeye başladım. Tek başıma olduğum için gün boyu sınıftan hiç çıkmamıştım ve bana biri tuvaletlerin yerini sorsa tarif bile edemezdim. Neticede gün içinde sıkıntılı hiçbir durumla karşılaşmamıştım ve kimseyle de tanışmamıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Merdivenlerden sakin adımlarla inmeye başladım, sakin adımlarımın sebebi en üst katta okuduğumuz için arkamdan beni itekleyecek ya da benim hızlı inmemi sağlayacak bir sürünün olmamasıydı. Merdivenlerden inerken önüme bakmıyordum, sol tarafımdaki boşluğa bakıyordum. Bir kez daha burayı tasarlayanla gurur duydum çünkü her iki merdiven de en alttan başlayıp üst kata kadar aynı yere çıkıyordu üstelik her kattaki merdivenlerin arasındaki devasa boşluklar İzmir'in Gaziemir ilçesindeki Optimum AVM’sini anımsatıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sağıma ya da soluma bakmadan hızlı adımlarla binadan çıktığımda üşümedim çünkü hava soğuk değildi. İzmir böyle bir yerdi işte, soğuk geç ulaşırdı ama zamanı geldiğinde kar yağdırtmadan kuru soğuğunu da çektirirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otobüs saatlerine bakmıştım ve beş dakika içinde durakta olmazsam eğer otobüsü kaçırma ihtimalim çok yüksekti ve hatta şimdi bile kaçırmış olabilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu üniversite cidden gözüme çok güzel görünüyordu ama bunda ilk günün payı var mıydı, hiç bilmiyordum. Taş kaldırımların olduğu dümdüz bir yolda yürüyordum ve her iki yanımda da ağaçlar vardı. Yol uzundu ama eni öyle küçüktü ki sanki kollarımı her iki yanıma uzatsam aynı anda her iki yanımdaki ağaçlara da dokunabilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkadan durağa yaklaştığımda yaklaştığım o kalabalık durak benim bekleyeceğim durak değildi, üniversiteye varmak için indiğim duraktı. Karşıdan karşıya geçtim ve bekleyeceğim o durağa şaşkınlıkla yaklaştım çünkü okulun yarısından fazlası bu durakta bekliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İnsanlardan uzak bir tarafta beklemeye başladığımda gözüm arada bir karşı durağa da kayıyordu çünkü karşı durak da kalabalıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İlk önce 713 numaralı ESHOT geldiğinde duraktan sadece üç kişi bindi bu numaraya ve duraktaki insanlar hiç azalmadı aksine okuldan yeni çıkan her on öğrenciden altısı buraya doluşmaya devam ediyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arka cebimdeki İzmirim Kart’ımı kontrol ettim ardından elimde tuttuğum telefonumdan saate baktım. Durak bu kadar kalabalıksa ve sabahleyin aynı otobüste olduğumuz simalar da burada olduklarına göre ben otobüsü kaçırmamıştım, otobüs geç gelecekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Biraz sonra 719 numaralı otobüs geldi ve bu numaraya sadece bir kişi bindi. Bu otobüs diğer otobüslerden farklı olarak çok minikti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Durak hâlâ kalabalıktı ve karşı durak bizden daha çabuk azalmıştı. Sol tarafa döndüğümde ileriden bineceğim numaranın geldiğini gördüm ardından son hazırlıkmış gibi bir elimde telefon, diğer kolumda hırkayla ellerimi kullanmaya çalışıp açık saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdım. Durakta bekleyenler de otobüsün numarasına baktılar ardından bekleyenlerin yüzde doksanı otobüse binmek için bekledikleri yerden ayrılıp öne atıldılar. İnanamıyorum dedim içimden. Hepsiyle aynı otobüs mü?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Herkes gibi ben de öne geçtim ve bineceğim otobüsün şoförünün, otobüsü neden bu kadar yavaş sürdüğünün sebebini merak ettim çünkü henüz bize yaklaşmamıştı bile. Aradan birkaç öğrenci durakta dursun diye otobüse elini uzattı ve otobüs yaklaştıkça tuhaf bir manzara gördüm içeride ve buna şaşırdım da. Otobüsün içi öyle doluydu ki ön kapıdakilerin çantaları cama yapışmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otobüsü süren şoför direksiyondan ellerini çekti ve iki yana kaldırdığı elleriyle maalesef sizi alamam demek istedi ardından durakta bile durmadan önümüzden geçip gitti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nasıl ya? diye dudaklarımı oynattım. İlk kez böyle bir şey ile karşılaşıyordum sonra aklıma o Gizemli Adam geldi. Durakta otobüs bekleyen öğrenciler bana gençliğimi hatırlatıyor gibi bir şey demişti ve ben, benim başıma böyle bir durumun gelmeyeceğini düşünmüştüm hatta büyük konuştuğumu hatırlıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ya o adamın geçmişini şimdi yaşıyordum ya da kaderim büyük konuşmamın hesabını bana soruyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Duraktaki bazı kişilerin arkadaşlarına önceki durağa yürüyelim mi gibi şeyler söylediğini duydum sonra bu onaylandı ve bazıları duraktan ayrıldı ama gözümde kalabalık hâlâ azalmamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otobüsün ön kapısına yapışmış çantaları görmüştüm ve o çantaların ardındaki okul formalarını da öyle. Biz eski okuldayken otobüs maceralarına tecrübeli olan öğrenciler kurnazca önceki duraklara yürümüştü ve otobüse binebilmişlerdi ama bizim okulun formalarını sadece ön taraftan görebildiğime göre onlar da son anda binmiş olmalılardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Önceki durakların yerini bilmediğim için yürümeyecektim. Hiç çekince göstermeden soğuk kaldırıma oturdum ve hırkamı kucağıma bırakıp telefonu ellerimin arasına aldım, dizlerimi birbirine değdirip bacaklarımı kendime çektim. Sırtımda okul çantam olmasaydı aslında duruşum daha düzgün olabilirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otobüs saatlerine baktığımda bir sonraki de beş dakika önce kalkmıştı yani yaklaşık on beş dakika sonra burada olurdu. Açlıktan karnım guruldadığında bu yüksek sesli değildi. Sadece eve gidebilmeyi ve yemek yemeyi istiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kalçamı buz gibi hissediyordum ama ayağa kalkmadım ve caddeden geçen arabaları izlemeye koyuldum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okula gelmeden önce hiç böyle düşünmemiştim, normal bir şekilde otobüse binerim sanmıştım ve bu durağı böylesine kalabalık görmek beni şaşırtmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Böyle düşünceler arasında on beş dakikalık bir zaman kaybının ardından başka numaradan otobüsler de durağa gelmişti ama cidden duraktaki insan sayısı azalmıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Önümüzde 795 numaralı otobüs alacağı iki kişiyi aldı ardından önümüzden geçip gittiğinde ileriden yavaş yavaş buraya yaklaşan otobüsü gördüm ve bu benim bineceğim otobüstü, anladım çünkü doluluktan yavaş yavaş sürülüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Çevik bir hareketle ayağa kalktım ardından otobüse doğru elimi uzattım ve duraktaki birçok kişinin de benimle aynı hizaya geldiğini gördüm. Neden çoğu öğrenci benim bineceğim numaraya biniyor diye hiç sorgulamayacaktım çünkü eski okulumuz zaten gideceğimiz semtteydi ve o semte de bu duraktan sadece bu numara geçiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otobüs yine dolu geldi ve bu kargaşada yine durmayacağını anladığımda otobüsün içine baktım. Otobüs, otobüsü değil de sanki bir okul servisini anımsatıyordu çünkü içerisi sadece öğrenciydi, en azından ben öyle gördüm. Hatta ön kapıya yapışan çantalardan tanıdığım kadarıyla bu kişiler önceki durağa yürüyelim önerisini sunup bunu icraata dökenlerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otobüsün şoförü öyle gıcıktı ki önümüzde durmak yerine çok ileride durdu ve inecek olanları ileride indirdi. Sanki burada indirseydi arkadan binecektik.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şaka mı bu?" dedim kendi kendime ardından kaldırımdaki yerimi geri aldım. "Koskoca İzmir Belediyesi bu mu?" Dirseğimi dizime yasladım ardından elimi de alnıma. "Şimdi dört hafta boyunca aynı şeyleri mi yaşayacağım ben yoksa durumu fark edip otobüsleri sıklaştıracaklar mı?" diye konuştuğumda kimsenin beni duyamayacağı bir seviyede ayarlıyordum sesimin tonunu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Duraktaki kişi sayısı şaşılası bir biçimde azaldı ama kişiler istedikleri yere ulaştıkları için değil, önceki duraklara yürüdükleri için. Belki de elli kişinin ardından sadece beş kişi kalmıştık durakta.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yeniden otobüs saatlerine baktığımda gelecek olan otobüs daha kalkmamıştı bile. "Galiba okulda yatılıya kalacağım." Şimdi önceki duraklara yürüyenler otobüsü doldururlarsa ben yine bir sonrakine mi kalacaktım? Tedirginliği kendimden uzak tuttum ve dalgın gözlerle yoldan geçen arabaları seyre daldım. İçimden şarkı dinlemek geçiyordu ama sanki şarkı dinlersem şu anda yaşadığım gerçekliğin korkunç tarafını unuturdum. Şarkı dinleyemeyeceğim için yapılacak tek şey buydu. Arabaları seyretmek.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yol çift yönlü olduğu için sağ taraftan ve sol taraftan gelen arabalar, gözlerimi tam karşıma, yani arabaların buluşma noktalarına diktiğim için, birbirleriyle çarpışıyormuş gibi görünüyorlardı. Kimisi yeni, kimisi eski, çeşit çeşit renk, çeşit çeşit model arabalar... Kimisi hızlı sürüyor, kimisi yavaş, kimisi yaya geçidi olduğunu bile umursamıyor.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ellerimi yumruk yaptım ve işaret parmaklarımı havaya kaldırdığımda kollarımı çok hafif iki yana açtım. Sağdan ve soldan gelen arabaları işaret parmaklarımla buluşturduğumda arabaların birbirlerine yaklaştı ve benim parmaklarım da birbirlerine yaklaştı. Arabaları birbirlerini karşılıklı olarak solladıkları zaman benim de parmaklarım çakıştı ve arabalar yollarına devam ettikleri için sağ parmağımı sola, sol parmağımı da sağa doğru kaydırdım ardından ellerimi kucağımda birleştirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Renk bakımından farklı giyimli insanlar, farklı suratlar, kadınlar ve erkekler, çocuklar ve yaşlılar... Herkes bir telaşlı göründü gözüme ve herkesin bir işi vardı sanki. Her biri bir yerlere gidiyordu ve her biri kendi amaçları doğrultusunda yaşıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben neden yaşıyordum?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İnsanları izleye izleye saat on yedi yediye geldi. Zaman ilerledikçe açlığım artıyordu ve midem yanıyordu. Telefonuma çift kez dokundum ve saate tekrardan baktım. Buradan bizim eve elli dakika kadar sürüyordu ve otobüs şimdi gelse bile saat on sekizi geçerdi. Şu anda belki gündüzler uzundu ama dört hafta sonrası için aynı şeyi söyleyemezdim. Dört hafta nasıl böyle geçecek?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yeniden otobüsler gelmeye başladığında aslında benim bindiğim otobüs diğerlerine nazaran hep en son geliyordu. Böyle birkaç dakika daha geçti sonra ileriden otobüsün numarasının tanıdıklığı gözlerime iliştiğinde hemen ayağa fırladım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Duraktakiler benim de o otobüse bineceğimi bildiklerinden olsa gerek hareketlendiğim gibi onlar da hareketlendi. Bazıları ellerini ileri uzattı ve ben de ayakta beklediğimde otobüs biraz geride durdu ardından öğrenciler birbirlerine ite kaka binmeye çalıştılar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben, bön bön onları izledim ve sıranın bitmesini elimde kartımla bekledim çünkü aralarına sıkışıp da kimseyi itip kakamazdım. Otobüs maceralarına bu kadar uzak olduğumu hiçbir şeyden haberi olmayan ve bizi izleyen biri bile anlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir yandan otobüs dolacak ve dışarıda kalan tek ben olacağım diye tedirgin hissettim ama o bir adımlık boşluğu gördüğümde kendimi otobüsün içine attım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam mı?" dedi şoför bıkkınca. O kadar sıkışıktı ki ne ben şoförü görüyordum ne de şoför kapıyı görüyordu. "Kapatıyorum kapıyı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Önümdeki iki öğrenciyle bir beden olduğumuzu hissedecek kadar onlara yapıştım çünkü çantam kapıya sıkışabilirdi. Kapı kapandığında yarım ayağın bile sığmayacağı bir boşluk oldu ama bu o kadar azdı ki bir hareketimle kayboldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kolumu aralardan sıkıştırıp kartımı okuttum ve yeşil yandığında aynı boşluklardan kolumu kendime geri çektim. Bu öyle bir doluluktu ki hiçbir yere tutunmasam bile düşecekmiş gibi olmuyordum ve yine bu öyle bir doluluktu ki ne telefonumu ne hırkamı ne de kartımı aynı elimde toplayamayacak kadar hareketsizdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Biraz sağa dönmeye çalıştım ve dev camdan, altımızdan akıp giden yolu seyretmeye başladım. Sağımızda ve solumuzda apartmanlar, düzensiz yollar, tek tük de olsa kaldırımdaki ufak ağaçlar... Hepsi geniş açıyla gözlerimin önünden akıp gidiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İlerideki durakta bir kadın vardı ve otobüsü biraz izlediğinde elini kaldırdı ardından o durakta durduk. O yüzünü göremediğim ve sesinin tonu ilerlemiş şoför konuştu: "Kapıyı açıyorum, dikkat edin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapıyı açma kelimesini duyduğumda ve arkamdaki kapının açılacak olmasının habercisi olan o ses belirdiğinde sol tarafa kaymaya çalıştım ve kapı açıldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kadın adım atamayacağını gördüğünde otobüsün içine gür sesle seslendi: "Arkaya biraz ilerler misiniz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yer mi var?" dedi arkadan bir kadın imayla ve o kadını görseydim yüzümü ekşitirdim. Az önce otobüslerin beni almaması böyle davranmama sebep olurdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İlerleyelim arkaya doğru!" diye bağırdı şoför, o kadına ithafen.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sonra arkadan bir ses geldi ve her ne kadar göremesem de öğrenci olduğunu anladım. "Teyze hem oturuyorsun hem de laf yapıyorsun!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şoförün bıkkın nefesinin ardından dışarıda bekleyen kadın "Üzgünüm, binmem lâzım," dedi ve öyle bir içeri girdi ki ben önümdeki kızlara çarpmadım, önümdeki kızlarla bir oldum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şoför kapıyı kapattı ve ilerlemeye devam etti. Ben ise o sırada ezilip büzülmüştüm ve en arkaya bakmaya çalıştım. En arka taraf, benim olduğum bölge kadar sıkışık değildi ve daha rahattı. Arkaya ilerlemiyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Benim bindiğim duraktan sonraki ikinci durak Cumhuriyet Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine aitti. Sokakta ada etrafından döndük ve onların durağı gözlerime iliştiğinde; bizim durakta nasıl mor okul forması hakimse onlarınkinde de kırmızı okul forması hakimdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Maalesef, sizi alamam," dedi şoför, gerçekten üzüldüğünü belli eden bir sesle ve o kırmızı kalabalıktaki öğrencilerin önlerinden yavaş yavaş geçip gittik hatta o duraktaki zayıf ve kısa boylu bir erkek öğrenci otobüsün içine baktığında "Oha, oha, oha," dedi ve orta parmağını otobüse doğru salladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir an bu kırmızı okul formalı kızların çok süslü olduğunu ve erkeklerinin de çok serseri olduğunu gördüm ama hepsi birlik gibiydi ve iç içeydi. Bu gençlik bir kez yaşanırdı ve onların bunu tam anlamıyla yaşadıklarını düşünüyordum, benim gibi hayatını kasanlardan değillerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkamda zorla yer edinen kadın, şoförle çok bağırmadan konuşmaya başladı. "Bu kalabalık hep böyle mi oluyor?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu saatlerde kalabalık oluyor abla," dedi şoför. "Torbalı Belediyesi durağında dolduktan sonra Cumhuriyet lisesindekiler doldururdu ama şimdi buraya başka okul gelmiş gördüğüm kadarıyla. Normalde az önceki durakta Cumhuriyet lisesindekiler binerdi daha sonra gelen Piri Reis' teki öğrenciler kalırdı ama şimdi Cumhuriyet'tekiler kaldı ve birazdan görürsün, Piri Reis'in durağı da aynen böyle kalabalık."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cumhuriyet Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinden sonraki altıncı durak Piri Reis Meslekî ve teknik Anadolu Lisesine aitti. O durağa yaklaştık ve o durakta da beyaz okul formanın fazlalığı gözlerimi kamaştırdı. Durak dolu değildi; durak taşıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendime güvenim olsaydı otobüsün arkasına doğru "İlerleyin!" diye bağırırdım çünkü otobüse binenler otobüse bindikten sonra biraz önce duraklarda bekleyip "Umarım otobüs bizi alır," diye dua eden kişiler olmaktan çıkıyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bizim durakta mor okul forması, Cumhuriyet lisesinde kırmızı ve ilerimizdeki durakta ise beyaz üniformalar hakimdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öğrenciler otobüse baktılar ardından büyük bir kalabalık öne atıldığında ve ellerini öne uzattığında şoförün durmayacağını düşünmüştüm ama durağın biraz ilerisinde durdu ve "Kapıyı açıyorum, dikkat edin," dedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Duran otobüse duraktaki öğrenciler şaşırdı ve beyaz üniformalılar birbirlerinin önüne geçmeye çalışarak arkamdaki kadının arkasındaki kapıdan baktılar. Adım atacak yer bulamadı öndeki kız öğrenci ve hiçbir öğrenci binemedi çünkü gerçekten ayaklarının yarısı bile girmezdi buraya. Aslında ben şoför olsaydım arka kapıyı açardım çünkü otobüsün arka tarafı yedi sekiz kişi daha alabilirmiş gibi görünüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şoför kapıyı kapattı ve sonrasında ada etrafından döndük, nihayet otoyola çıkmayı başarmıştık. "Bu insanlar neden arkaya ilerlemiyorlar ya?" dedi arkamdaki kadın. "Yazık günah yemin ederim. Durakta ne zamana kadar böyle bekleyecek bu gençler?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yemin ederim abla, arkaya ilerleyin, arkaya ilerleyin diye diye dilimde tüy bitti ama onlar yerlerinde durmaya devam ediyorlar," dedi şoför.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben kımıldayabilseydim ilerlerdim arkaya doğru ama kafam dışında oynamıyordu hiçbir yerim ve hiçbir yere tutunmadığım hâlde düşmüyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yazık ya, her gün böyle ne yapacak bu insanlar?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu daha hiçbir şey, abla," dedi şoför. "Sen bir de perşembe günlerini gör. Pazar kuruluyor Torbalı'ya perşembe günü ve o semtten bu semte doluşuyor insanlar sanki kendi semtlerinde pazar yok."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Belediye uzun araçlardan versin, o körüklü olanlardan," dedi kadın bilgili bilgili.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İnşallah verirler," dedi şoför umutsuzca.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Uzun bir otoyol süreci geçirdik ardından otobüs ada etrafından döndü ve Toki'ye girdi. Duraklarda bıraktı bırakacağı kadar insanları ve otobüs boşalmaya başladığında Toki'den çıktık akabinde tekrardan otoyola girdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İneceğim yere son altı durak kalmıştı ve tahminimdeki gibi çoğunluk hep bu taraflarda iniyordu. Otobüsün boşalmasını fırsat bilip demirlere tutuna tutuna orta kapıya yaklaştım. O sırada otobüs bizim çarşıya sağ tarafa dönerek girdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kartımı arka cebime koymuştum, telefonumu ve hırkamı sol elim taşıyorken sağ elim demirdeydi ve dengemi korumaya çalışıyordum. Başımı sola çevirip şoförün camından baktım ardından tekrardan önüme döndüm ve buradaki camlardan dışarıyı seyrettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otobüsteki tüm koltuklar doluydu ama ayakta bekleyen kişiler az olduğu için gözüme az görünmüşlerdi. Muhtemelen bu kişiler bizim semtten sonra Egekent’te, Türkmenköy'de ya da Pancar'da ineceklerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bacaklarım koltukta oturan kadını rahatsız etmesin diye orta kapıya biraz daha yaklaştım sonra bir şey fark ettim. Kahverengi binek bir araç bulunduğum otobüs ne zaman bir durakta dursa bir yerlerde aracını durduruyordu. İnci durağına geldiğimizde bir fırının ara sokağına girdi ve otobüs yine ilerlemeye başladığında o ara sokağın başında o aracı yine gördüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İneceğim durak çarşının üçüncü durağıydı. Düğmeye bastım ve ben de dâhil birkaç kişi otobüsten indik. Otobüsün o ağır insan nefesinden sonra açık hava ilaç gibi üstümde hoş bir serinlik yarattı ama bitmiştim. Yorgunluk bacaklarımdaydı, ağrı bedenimdeydi ve açlık da midemdeydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bitkin bir yürüyüş sergilememeye çalıştım ve bizim eve kadar yürümeye başladım. Üç dakikalık bir mesafem daha vardı rahat rahat kendimi yatağa atacağım, yemekler yiyeceğim o eve ulaşmama.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yorgunluğu unutturacak kadar tuhaf bir his doğdu içimde ve dikkatli bir şekilde adımlarımı yavaşlattım. Yürüdüğüm sokakta kimsenin olmadığını kendi gözlerimle görüyordum ama kendi adım seslerime ait olmayan başka bir adım sesi daha var gibiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bizim apartmana yaklaştığımda sakin sakin arkamı döndüm ve baktım. Kimse yoktu ve adım sesleri de kulaklarımda değildi artık. Belli belirsiz bir nefes aldım ve merdivenleri çıkıp apartmandan içeri girdim. Daha sonra iki kat çıktım ve bizim dairenin kapısını çaldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Artık yorgunluktan çantamı da kendimi de taşıyamıyordum ve bayılmama az kalmış gibiydi. Hayatımda hiç bayılmamıştım ve bayılma duygusunu merak ettiğim zamanlarda bayılmak istemiştim, galiba o bayılacağım an, bu andı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapıyı açmadıklarında tekrardan zile bastım. Bayılmak istemem tuhaftı ama hiç asansörde kalmadığım için asansörde kalmak da istiyordum. Ne yazık ki bizim apartmanda asansör yoktu. Keşke asansör olsaydı o zaman asansöre binerdim sonra açlıktan bayılırdım ve asansör bozulunca da tüm tuhaf isteklerim aynı anda gerçekleşmiş olurdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kapıyı niye açmıyorlar ya?" dedim gevşek gevşek sonra kapının önündeki ayakkabılara baktım. Cansu'nun ve Ebru'nun ayakkabıları gözlerimin önündeydi yani evdelerdi. Tekrardan zile bastım, yine açan olmadı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yorgunluktan dolayı ağır hareketlerle sırtımdaki çantamı omzumdan indirdim ve çantamın içinden anahtarı çıkarttım. "Az kaldı bayılmama," diye fısıldadığımda bitkinliğimden anahtarı deliğine bile sokamıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapıyı açtım ve ayakkabılarımın topuklarını birbirine sürterek çıkarttım ardından kendimi evin içine bıraktım. Bu öyle bir takatsizlikti ki arkamdan kapıyı kapattığımı bile hatırlamıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Odamıza girdiğimde çantamı duvarın yanına koydum ardından telefonumdan ve kartımdan kurtulduğum gibi sırt üstü kendimi yatağıma bıraktım. Kollarımı da iki yana açıp iyice gerindim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ebru salondan konuştu: "Babam geldi sanmıştım be."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapıyı çaldığımı duydukları hâlde kapıyı açmamışlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Boş ver, Hira'yı," dedi Cansu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tavan ile bakıştık. Tavanın sakinliği ne kadar beyazsa benim sakinliğim de o kadar durgundu ve lekesizdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapıyı üstüme açmamalarını hiç sormadım çünkü ikisinin de kendi aralarında kapıyı açmamak için ayağa kalkmama inadı yaptıklarını biliyordum ve normal ses tonumla yan odaya seslendim: "Annem nerede?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Biraz bekledim ama ikisi de bana cevap vermedi. Şu anda kim nerede ne yapıyor hiç umurumda değildi ve beni umuda bağlayan birazdan yiyeceğim yemeğe kavuşacak olmamdı. Yemek kelimesi tükenmişliğimi unutturdu ve çevik bir hareketle doğrulup lavaboya girdim, işlerimi bitirdiğimde ise siyah eşofman altımı ve siyah kazağımı çoktan giymiş, saçlarımı da sıkı bir topuz yapmıştım bile.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hevesle mutfağa girdim ve ocaktaki tencereye koştum. O sırada telefonum çaldığında eşofmanımın cebinden telefonumu çıkarttım ve annemin aradığını gördüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Efendim, anne?" dedim o bir türlü ulaşamadığım, tam karşımdaki tencereye hasret hasret bakarken. İçinde ne olduğunu bilmediğim için daha da heyecanlanıyordum ve bu merak birazdan ona kavuşacak olmamdan dolayı çok tatlıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben bir üst komşudayım," dedi annem mesafeli ses tonuyla. Annem, bu sabah hastanedeydi ve hiç yorgunluk belirtisi göstermeden komşuya mı uğramıştı? "Yemek masasının üstündeki tencerede sarmanın iç harcı var. Baban gelmeden sarmaları sar ve çabuk ol."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Papatyaların arasına adım attığımı düşünmüştüm ama ayaklarımın altında ateşi hissettiğimde ocağın üstündeki tencereyi açtım ve tencerenin içinin boş olması ateşten daha da kötü hissettirdi çünkü boşluk, herhangi bir şey hissedebilmekten daha kötüydü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mutfakta tek başıma olduğum için hislerimin mimiklerime yansımasını engellemedim ve yere çöküp elimi alnıma dayadım. "Cansu ve Ebru da yardım etsin bari," dedim ağlamaklı suratımı sesime yansıtmamaya çalışarak. "Tek başıma koca tencereyi saramam, sarsam bile babam çoktan gelmiş olur."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yaparsın sen," dedi annem ve telefonu yüzüme kapattı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yemek yiyecek olmam kâğıt bir hayaldi ve o kâğıt suya düştüğünde paramparça olmuştu. İlk önce derin bir nefes verdim ve açlığımı unutmaya bile çalışmadan yemek masasına doğru doğruldum. Annemin dediği gibi küçük tencerenin içinde sarmanın harcı vardı. Bir elimi karnıma koydum ve bastırdım ardından yere siniyi koydum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yapılan sarmaları o tencerede görmek isterdim ama o boş tencereye sarmaları ben yapıp dolduracaktım. O boş tencereyi üzüle üzüle siniye koydum ardından iç harcın olduğu tencereyi de siniye koyduğumda yere oturdum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sakin ve sabır dolu bir nefes aldım içime ve salona seslendim: "Gelin de yardım edin bana."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır!" diye haykırdılar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Eve geldiğimi biriniz anneme mesaj atmış," dediğimde sesimin uyarıcılıkla bir alakası yoktu. "Annem geldiğimi tam vaktinde bilip de arayamazdı beni."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Seni mi ilgilendirir be!" diye bağırdı Cansu, halbuki ben kontrollü konuşuyordum ve ondan da aynı ses tonunu duymak isterdim. "Kendi işine bak!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ellerime baktım, bu eller bir kez yumruk olursa geri dönülemez hislere kapılırdım ve şimdiki ben olamazdım. Kardeşlerimin ablası değildim; kardeşlerimin kardeşiydim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sarmaları sarmaya başladığımda iç harcını az koyuyordum ve özenli sarmaya çalışıyordum. Erkenden sarmaları bitirmek ve babama görünmeden bu işi yapmak umurumda bile değildi. Ağır ağır ilerledim ve babam geldiğinde de ağır ağır ilerleyecektim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu, bir grubun gürültülü şarkılarından birini açtı ve son sese verdi. Şarkının anlamını zaten anlamıyordum ve bu gürültülü ses kulaklarımı doldurmuyordu, taşırıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Biraz sesi kıs, Cansu." Bu saçma sapan şarkı, başımın ağrımaya başlaması, midemin açlıktan yandığının hissi... Hepsine katlanırdım ama kardeşlerimin sözümü dinlememelerine katlanamıyordum ve cidden çok ağırdı. Gururuma dokunmuyordu, üstüne tüm ağırlığıyla oturmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Cansu, sesi kıs demiştim," dedim tekrardan ikisine seslenerek. Kısmadı hatta ses daha da arttı. “Sizin yüzünüzden bütün Kore şarkılarından nefret ediyorum.”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dudaklarımın olumsuz anlamda iki yana düştüğünü hissettiğimde hırsla sarmaları sarmaya devam ettim. Kalbim ağırlaşmıştı ve ne kadar ağırlaşırsa bir o kadar gözlerime baskı yapıyordu. Öfkeyle dolmuştum ama zorla da olsa kapağı kapatmayı başardım. Bu içte sıkışıklık iradem dışında patlamamalıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Son ses şarkı yetmiyormuş gibi bir de ayağa kalkıp dans etmeye başladılar ve bu ayak seslerini, hareket ettikleri için iğrenç nefes seslerini duymak zorunda kaldım ama yine de şükrettim. Mutfakta olduğum için danslarını görmüyordum. Şükrüm bunun içindi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu iki salağa bu şarkı gruplarını öğretmeseydin olmaz mıydı Müge?" dedim fısıldayarak.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Daha yirmi sarma sarmıştım ki Cansu'nun telefonu çaldı ve şarkı sustu sonra da salonda bir toparlanma sesi geldi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne oldu anne?" dedi kabaca Cansu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sus!" dedi annem kızarak. "Zaten sinirliyim. Biriniz çarşıdaki zincir marketin oraya gitsin. Babaannenizi karşılayın orada."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O mu geliyor?" dedi Ebru bağırarak.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Oha ya!" dedi Cansu. "Anne sen de her gün evdesin, bir kere komşuya gidiyorsun onda da kaynanan geliyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben geleceğim eve şimdi, hadi git neneni karşıla. Elindeki poşetler ağırmış."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bana ne!" dedi Cansu. "Beni niye arıyorsun? Git Hira'yı ara. O gitsin ben niye gidiyorum?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Elimdeki sarmaları bırakıp ileriye uzattım ellerimi. Ellerimi yumruk yapmadım belki ama dudaklarımı birbirine bastırmıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yav hadi gidin biriniz!" dedi annem ve kapattı telefonu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Doğrudan eşofmanımın cebinden kulaklığımı çıkarttım ve kulaklığı ilk önce telefona ardından kulağıma geçirdim. Şarkı dinliyormuş gibi yaptığım sırada Cansu mutfağa girdi ve ilk önce bana baktı, ardından telefonumu ve kulaklığımı gördüğünde gözlerini kıstı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ona bakmayıp çok işim varmış gibi sarmaları sarmaya devam ettiğim sırada "Bana baksana bi'," dedi Cansu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şarkı dinlemediğim hâlde şarkı dinliyormuş gibi yapıyordum ve Cansu'nun geldiğini yeni fark etmişim gibi gözlerimi kısıp şaşırarak ona baktım ardından kaşlarımı kaldırdığımda kulaklığımın tekini indirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne var?" dedim her şeyden haberim olduğu hâlde hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi davranarak.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Annem dedi ki nenem geliyormuş, sen de onu karşılamaya gidecekmişsin, elinde ağır poşetler olduğu için yardım edecekmişsin." Annemin böyle bir şey demediğini biliyordum ve Cansu'nun kendini uyanık sanmasını sıradan bir şekilde izliyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Öyle mi?" dedim mimiklerimi iyi kontrol ederek ardından direnmeden ayağa kalkmama gizliden sevinmeye çalıştı, Cansu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İlk önce dikleştim ve Cansu'nun yanından geçip mutfaktan çıktım. "Sen ve Ebru nenem gelmeden sarmaları bitirin çünkü annem nenemi karşılamaya beni yolluyorsa sarmaların sorumlusu ben olmuyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İtiraz etmelerine fırsat vermeden dış kapıyı açmam ve kapatmam bir oldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sol taraftaki merdivene ayaklarımı tek tek yaslayıp beyaz spor ayakkabımın bağcıklarını bağladım. İki kat merdiven indiğimde demir kapının yansımasından siyah eşofmanımı ve siyah kazağımı düzelttim sonra da saçlarımı açıp sıkı bir atkuyruğu yaptım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sonunda kurtuldum o hiç bitmeyecek sarmalardan," dediğim sırada demir kapıyı kendime çekip çıktım ve merdiveni de inip sokağa girdim. "Allahtan iç harcını sarmalara az koydum da çoğu Cansu’ya ve Ebru'ya kaldı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ana caddeye çıktığımda telefonumu açtım ve nenemi aradım. Babaanne ya da anneanne demezdim ben. Benim için sadece nene vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yürümeye devam ettiğim sırada telefonu kulağıma yasladım ardından aramam yanıtlandı. "Alo, nene," dedim zincir marketlerden birine yaklaştığım için daha bir dikkatli izliyordum etrafı. "Neredesin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yeşil kubbeli caminin ilerisindeki marketin orada bekle," dedi ve sesinin tonu, torunuyla mutlu sohbetler eden yaşlılardan çok farklıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam." Telefonu kapattım sonra da park edilen kahverengi ve beyaz iki arabanın arasına geçip kaldırıma oturdum. Tam karşımda nenemin bahsettiği zincir market vardı ve o marketin önüne park edilmiş bir araba.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arabaya daha dikkatli baktığımda çok beğendiğim modellerden biri olduğunu gördüm. Beyaz, üstten basık arabanın farları ve çeşitli yerleri siyahtı ve bu, o arabaya muazzam bir hava katmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nenemin yavaş yürüdüğünü hesaba katıp telefonumu çıkarttım ve sıkıntıdan ne yapacağımı bilemediğimde zaten konuştuğum tek bir kişi olduğunu acınası hâlde hatırladım ardından Müge'ye mesaj attım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sana ne zaman mesaj atsam hep aktifsin.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Evet.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hemen mesaj atmasına hayret ettim sonra ona ne yazabileceğimi düşündüm. Yazacak hiçbir şey bulamadığımda karşımdaki marketi seyre daldım. O sırada zincir marketin çıkış kapısı açıldı ve Şevval'i gördüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hissiz bir bakışla onu izlemeye devam ettim, beni görüp görmemesini bile takmadım. Elinde poşetiyle merdiveni indi ardından benim demin gözüme kestirdiğim beyaz, sportif arabaya yaklaştı, dokundu, siyah film kaplı cama yaklaşıp içini görmeye çalıştı. Kimseyi bulamadığında ise ilerledi ve bu hareketinin sebebini sorguladım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sabah onu gördüğüm kombini hâlâ üstündeydi. Gri eşofman ve ceket, içine siyah kazak ve pembe bere, sarı saçlar ve güzel bir yüz.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir elini ceketinin cebine koyarken tam önümden geçti ve iki arabanın arasında kaldırıma oturmuş o kıza yan gözle ve biraz da düşmanca baktı. O kız bendim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bakışlarımı ondan kaçırmadım ve o da ciddi bakışlarının devamlılığında yürümeye devam etti ardından bakış açımdan çıkmadan önce sağ tarafımdaki kahverengi arabaya, hiç sevmediğimiz birini gördüğümüzde kaşlarımızı çattığımız o bakışını attı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge.
Az önce önümden çok güzel bir kız geçti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkimiz de birbirimize hasımlarımıza bakarmış gibi baksak da onun bakışları bir erkek olsaydım eğer beni etkilerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Güzelden kastın?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sarı saçlı, 1.75 boylarında, gözleri gökyüzü mavisi renginde ama dudakları daha çok dikkat çekiyor gözlerine nazaran. Üst dudağı ters hilal şeklinde.
Rusların güzel kızlarını ve Amerikalıların sarışın aktörlerini andırıyor.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Öyle bi' tarif ettin ki öpüşeceksiniz sandım. *Kusma emojisi*
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yabancı, Müge. Yabancı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Neden yalan söylediğimi bilmiyordum ama sanırım uzun bir mesaj atmak istememiştim. Ya da bir şeyleri açıklamak içimden gelmiyordu ve bu konuda Müge'yi bilgilendirmek gereksizdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Yabancı kelimesini yalancı diye okudum. Bana yalancı dedin sandım lo!
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nenem yavaş yürüyordu ama zaman ilerledikçe etrafı daha dikkatli seyretmeliydim. İki arabanın arasında bir şey göremediğim için ayağa kalktım ve çarşıya tekrardan göz gezdirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Biri omuzuma dokundu ve arkamı döndüğümde nenemi gördüm. Beyaz eşarp, gözlük ve bej renginde bir pardösü gözüme ilk çarpanlar olurken babamın, Cansu'nun ve Ebru'nun simsiyah göz rengini nenemde gördüm ve o gözleri izledim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ne yapacağımı bilemedim ve gülümsemek son anda aklıma geldi. Hafif tebessüm ettiğimde elini öpecektim ama iki eli de poşetlerle doluydu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hele tut bakayım şunları," dedi bana ve bedenlerimiz karşılıklı olsa bile ruhlarımız birbirinden çok uzaktı. Sonra başıyla karşımızdaki marketleri gösterdi. "O markete gireceğim, birkaç şey daha alayım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gerek yok, nene," dedim zahmet etmesin diye. Kaldırımın aşağısındaydım ve nenem kaldırımın üstünde olduğu hâlde benden biraz kısaydı. "Hadi, gidelim hemen eve."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yav tut şunları!" diyerek bana bağırdığında etrafımızda bizi izleyen olup olmadığına bakmak istedim ama gururum buna izin vermedi. Sonra nenem poşetleri buruşmuş elleriyle özensizce ellerime tutuşturdu ve karşıdan karşıya geçip biraz önce Şevval'in çıktığı markete girdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendime biraz süre tanıdım daha sonra ise çekinceli gözlerle etrafıma baktım. Karşımdaki kim olursa olsun o kişiyle bağırmadan konuşurdum ve karşımdaki kişiden de aynı ses tonunu beklerdim ama nedense karşımdaki kişiler hep aşağılayıcı ses tonlarının desibelini yüksek tutarlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendimden bir şey anlatmazdım Müge'ye ama birileri ile karşılıklı oturduktan sonra anlamlı ve sessiz bakışmalara ihtiyacım vardı. Birilerinden kastım ise, Müge'ydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ellerimdeki poşetleri kaldırıma koydum ve cebimdeki telefonumu çıkarttım. Parmaklarım klavyede gezindi, bir sildi bir yazdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Benim sıfatım ile senin suratının karşı karşıya geleceği o an ne zaman gelecek?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: *Gülen emoji*
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge'nin dakikası dakikasına mesaj atmasına hayrandım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Senin baban; benim, pardon, bizim eniştemizi sevmeye başladığında.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, Müge'nin babasını seviyordu ama ortanca teyzemi, yani Ebru ile aynı yaşta olan Gamze kuzenimin babasını sevmiyordu çünkü babam siyaset konularında kinciydi. Gerçi ben de eniştemin siyasi görüşlerinden çok babamın görüşlerini akılcı bulurdum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam eniştemizi sevmeye başlarsa cennete gideriz. Cennet kelimesi bize uzak olduğu için de babam eniştemizi hiç sevmez.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Aramızda kalsın ama ne o eniştemi ne de eşini, yani teyzemi seviyorum. Isınamamak. Kan uyuşmazlığı. Frekans eksikliği. Elektrik alamama. Hepsinden.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gülümserken ilerime baktım ve o beyaz arabanın hareket ettiğini gördüm. Deminden beri sahibini merak etmiştim ve o araç sol tarafa doğru ilerliyordu. İleri iki adım attım ve bir şey göremeyeceğimi bilsem de heyecanla aracı izledim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Siyah film kaplı ön cam ağır ağır açıldığında dövme midir yoksa büyük yaralar mıdır, ne olduğunu çözemediğim bir erkek kolu ve direksiyonu tutan aynı kolunda siyah kayışlı ve büyük kadranlı spor bir saat gördüm. Araba, bagaj kısmı bana dönük olacak şekilde ilerlediği için daha fazlasını görememiştim ama son anda bir şey dikkatimi çekti ve gerildim çünkü arabanın plakası, geçen hafta o Gizemli Adam ile karşı kaldırımlarda karşılaştığımızda önümüzden geçen arabayla aynı plakaydı ve şimdi dikkatimi çekmişti, o önümüzden geçen beyaz araba, benim deminden beri izlediğim arabanın ta kendisiydi. 35 SRH diye başlıyordu plaka, devamını göremedim çünkü artık araba bakış açımda değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu durumu daha sindirememiştim ki nenemin bana doğru yürüdüğünü gördüm. Hemen telefonumu eşofmanımın cebine koydum ardından kaldırımdaki poşetleri ellerime aldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nene," dedim çekinceyle ve eve doğru yürümeye başladık. "Nasılsın, iyi misin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Altmışlı yaşlarındaydı nenem ve yüzü kırışıyordu. "Hele eve gidelim..." dediğinde bana karşı ne kadar kötü olursa olsun ona merhametliydim. Artık yaşı ilerlemişti ve sanırım yürürken konuşmak bile onu zorluyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yürürken ansızın arkamı döndüm ve az önce o iki arabadan kahverengi olan aracın hareket ettiğini gördüm. Önemsiz diye düşünüp önüme döndüğümde adımlarım duraksar gibi oldu hatta yanımda nenem olmasaydı yürümeyi bırakırdım ve şaşkınlığımı üstümden atmayı beklerdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nenem benden bir adım önde yürümeye başladığında tekrardan arkamı döndüm ve deminden beri önünde oturduğum o kahverengi aracın, ben otobüsteyken otobüs ne zaman durursa o zaman durduğunu fark ettiğim o araç olduğunun gerçekliğiyle karşılaştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kader miydi yoksa tesadüf müydü hiç bilmiyordum ama bu iki seçenekten biri parmağıyla bizleri ortak bir alanda kesiştirmeye çalışıyordu sanki.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Üstelik o kahverengi aracın şoför tarafına göz ucuyla bile bakmamıştım ve deminden beri o aracın sahibi tarafından izlenmiş olma ihtimalim vardı ama üstünde çok düşünmemeye çalıştım çünkü ben düşündükçe yeni detaylar fark edebilirdim ve elimde kabına oturtabileceğim düşüncelerden mahrumdum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bizim apartmana girmemize birkaç adımlık mesafe kaldığında ellerimde tuttuğum poşetleri, kollarımı kaldırıp ve parmaklarımı çekiştirip düzeltmeye çalıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nenem ile konuşmak istiyordum ama bir tarafım çekinceliydi üstelik konuyu nereden açacağımı da bilmiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nenem, ağır ağır merdivenleri çıktığında sağ elimdeki poşetleri yere bırakıp kapıyı çaldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kız, o poşetler yere konulur mu!" Hafif duraksadım ardından hemen poşetleri elime geri aldım. Poşet kirlense bile içindekine pisliği bulaştırmazdı ki. Yoksa ben mi hatalıydım?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yandan neneme baktığımda kapı açıldı ve karşımızda Cansu ve Ebru belirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nene, hoş geldin!" dedi Cansu gülümseyerek ve Ebru ise nenemin ellerindeki poşetleri aldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hoş bulduuuk, hoş bulduuuk," dedi nenem ve içeri adım attığımda Cansu, nenemin elini öptü ardından da Ebru.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Onları kapının dışından seyrettiğimde aslında fazlalıktım. Nenem iki torununa da sıkıca sarıldı ve selamlaşma merasimleriyle beraber içeriye ilerlediklerinde "Cansu," dedim. Ebru, nenemin ellerini öptüğü sırada poşetleri yere bırakmıştı. "Bu poşetleri de sen alsana."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Üç adım ilerideki sağ taraftan kafasını çıkardı ve sinirli ifadesiyle pis sesini birleştirip "Suuus!" dedi hem uzatarak hem de odaya ses gitmesin diye kısık tonla konuşmaya çalışarak sonra da kafası kayboldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dişlerimi birbirine sürttüm ve poşetleri yere koyup ayakkabımı çıkarttım daha sonra da hem kendi taşıdığım poşetleri hem de nenemin buraya kadar taşıdığı poşetleri ellerime alıp güç bela mutfağa götürdüm ve masaya koydum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Salona girdiğimde nenem ve annem de selamlaşmıştı ve nenem koltuğa oturduğunda annem "Çay koyayım mı?" diye sordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yok anam, yok. Şimdi gidecem."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ee Cemal gelsin seni bıraksın nasıl olsa araba var," dedi annem babamın ismini söylediğinde bir tuhaftı ama bunu sadece ben fark ettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Pey, hayır, hayır!" Nenem ayağa kalktı doğrudan ve eşarbını açıp düzelttiği sırada "Zaten oğlum çalışıyor bir de beni mi bırakacak?" dedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anne, sarmayı ocağa koydum, biraz bekle beraber yemek yiyelim," dedi annem direterek ama aslında nenemin burada kalmasını istemiyordu ve sanırım bunu da sadece ben, hissetmekten öte biliyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aha ben hazırlandım, gidiyorum." Nenem, koltuktaki çantasını da aldı ve "Hele biriniz bir bardak su getirin," dedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem, bana baktı. "Nenene bir bardak su getir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Salonun ortasında ayakta beklediğim için tuhaf değildim; fazlalık olduğum için tuhaftım. Nenemin gözünde değer kazanmak için hevesle mutfağa girdim ve bir bardak suyla salona dönüp neneme bardağı uzattım. Nenem suyu içtiği sırada aslında nenemin elini öpmediğimi fark etmiştim ve şimdi bunu dile getirirsem geç kaldığım için yapmacık görünür müydüm bilmiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nenem, bana bardağı verdiğinde geri mutfağa girdim, o sırada da nenemi uğurlamak için annemler dairenin açık kapısına doğru yürüdüler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"E haydi görüşürüz," dedi nenem gelişi ve gidişi bir olduğunda sonrasında muhtemelen hepsiyle sarıldı. Onların yanına gitmedim, tek yaptığım içimdeki açlığı ve manevi açıdan oluşan soğukluğu bastırmak için bir bardak su içmek oldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nenemin beni sevmemesini; ailemin, okul arkadaşlarımın beni sevmemesi gibi görmüyordum hatta bu konuda neneme hak veriyordum çünkü sebebi vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Aç karnıma sarılıp yemek masasının sandalyesine oturdum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nenemin sadece iki çocuğu vardı: Amcam ve babam. Nenemin ilk oğlu olan Mehmet amcam babamdan önce evlenmişti ve çocuğu olmamıştı bir türlü. Şimdi bile amcamın ve yengemin çocuğu çok istemelerine rağmen olmuyordu. Nenemin kocası yani dedem, torunu olmuyor diye çok üzülüyormuş. Babam evlendiğinde dedemin ilk torunu olan ben doğmuşum ve dedem ise heyecandan mıdır yoksa yaşının ilerlemiş olmasından mıdır, bilmem, kalp krizi geçirip rahmetli olmuş.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nenemin beni sevmemesi için bir sebebi vardı ve işte bu yüzden onun bana karşı tutumu beni, arkadaşlarımın ya da ailemin tavırları karşısında en az kırandı. Üstelik gerçekten de neneme hak veriyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hiç sanmıyordum ama gelecekte âşık olacağım biriyle evlendiğimde ve gerçekten o kişiyi kendimden çok sevdiğimde bir torun sevinciyle o kişiyi kaybetmek bende hem mutsuzluk izi bırakırdı hem de vefat eden aşkımın torunu olduğu için sevinirdim. Sanırım mutluluktan ağlarken aynı zamanda da mutsuzluktan ağlamak delirme sebebi olurdu benim için.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annemler dış kapıyı kapattılar ardından mutfağa girdiler. Annem, tencerenin kapağını açtığında yoğun buhar ile karşılaştı ve sarmaların pişip pişmediğini kontrol etti, pişmediğini anladığındaysa kapağı geri kapatıp ocağın altını biraz daha yaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sırtım mutfak tezgâhına, yani anneme dönük olacak şekilde oturuyordum ve yine o sönük beyaz duvar ile bakışıyordum. Bu duvarın gözleri olsaydı ve gerçek anlamda duvar ile bakışsaydık bu duvar bile bana acıyarak bakardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu, masanın köşesine oturdu ve bir kolunu sandalyenin gerisinden sarkıtıp annemin sırtına baktı. "Anne, senin hiç şansın yok gerçekten," dediğinde Cansu, annem mutfak tezgâhında bir şeylerle oyalanıyordu. "Bir yere gidiyorsun, o sırada da kaynana kapıda beliriyor." Kabaca tekrarladı: "Gaynanaaa. Koca kadın, kaynana."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Biraz önce neneme sarılan kişi ile bu lafları eden kişi aynı kişi olmamalıydı ama aynı kişiydi. Acınası olmamın sebebi bundan dolayıydı. Kendisinden değer görmeye çalıştığım kişiye ne yaparsam yapayım yaranamıyordum ama yaranmaya çalıştığım kişi ise, önden kendisine iyi; arkasından ise kötü olan kişilere değer veriyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ebru da Cansu'nun karşısındaki sandalyeye oturduğu sırada annem, sol tarafımda belirdi ve nenemin getirdiği poşetlerin içine baktı. "İnşallah," dedi annem beddua eder gibi. "Kızlarıma benim şansım bulaşmamıştır."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yok, anne," dedi Cansu, elini göğsüne iki kez vurarak. "Ben şanslıyım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nenen ile tam nerede karşılaştınız?" diye sordu annem, bana.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Duvara bakmayı kesip dirseğimi masaya yasladım ve robot gibi dümdüz bir şekilde anneme döndüm. "Marketin orada karşılaştık." Biraz bekledim ve hazır konuşmaya başlamışken, her ne kadar annem sormasa da sürdürdüm. "Nenemle karşılaştığımızda direkt eve geleceğimizi düşünmüştüm ama o markete gideceğini söyledi. Zahmet olmasın dedim ama markete girdi ve bir şeyler daha aldı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen mal mısın!" diye bağırdı Cansu, bana. Ardından bir poşeti kendi önüne çekip poşetin içine baktı. "Kadın zaten yaşlı, ne yapacak parayı? Mezarına mı koyacak, harcasın işte bize. Neden engel oluyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Duvar ile bakışmak, Cansu'nun yüzüne bakmaktan daha huzur vericiydi ama duvara dönmek yerine anneme gözlerimi kaydırdım. Çenemi elime yasladığım için bileğim ağrımaya başlamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Zaten o saf," dedi annem ve sadece fazlalık olduğumu değil, aynı zamanda düşünce yapısı olarak da onlardan ayrıldığımı gördüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ebru, oturduğu yerden ayağa kalktı ve annem ile Cansu'nun ortasına geçip poşetlerden birini aldı, içindekileri masaya koydu ve annem de masaya koyulanlardan buzdolabına girenleri ellerine doldurdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem, buzdolabına yiyecekleri yerleştirmeye başladığında Ebru, "Zaten çok şey de almamış," dedi ve Ebru'nun beyni de annemin ve Cansu'nun beyni ile aynıydı. Çocuklar kimin yanında yetişirse, çoğunluğu ebeveynlerinin düşüncesinde olurdu; azınlığı ise, yani benim gibileri ise doğru olanı bilirdi. Ya da belki de doğru olan ben değildim sonuçta çoğunluk her zaman azınlığı bastırabilme gücüne sahipti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Açlıktan midem bulanmaya başladığında Ebru'nun masaya döktükleri arasında çikolata gördüm ve anneme, Cansu'ya ardından da Ebru'ya tek tek baktıktan sonra çikolatayı elime aldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Çikolatanın paketini açtığımda Cansu bana baktı ve o da ben yediğim için kendisinin de yemesi zorunluymuş gibi farklı bir çikolata aldı. Daha sonra ise Ebru ikimize baktı ve biz yediğimiz için onun da yeme zorunluluğu geldi ardından o da yedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dış kapının açılma sesi geldiğinde Cansu'nun boğazında çikolata kaldı ve öksürdüğünde Ebru'ya parmağıyla hareket yaptı. "Babam geldi, koş odaya."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ebru da gözlerini açtı ve ilk önce kendi üstüne ardından da Cansu'nun üstüne baktı. İkisinin de okul formaları üzerlerindeydi ve babam evde okul formalarımızla dolaşmamıza kızdığı için, üzerlerini değiştirmek suretiyle bizim odaya koştular.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Geldi yine," diye söylendiğinde annem, aslında babamı kastediyordu. Babam, seslerden anladığım kadarıyla yatak odasına girdi ve birkaç dakika içinde üstünü değiştirip mutfağın kapısında göründü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam geldiği için, çaktırmadan kendime çeki düzen vermeye çalıştım. Babamın siyah gözlerine, uzamaya başlayan sakallarına ve giydiği rahat üst ve altına baktığım sırada babam da anneme bakıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tam babam "Yemekte ne var, Hasret?" diye sorduğunda, annem musluğu açtı ve sanırım duymadığı için cevap vermedi ya da duydu ve babama cevap vermek istemedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şşt, Hasret?" dedi babam ve annemin cevap vermesini öyle çok istedim ki o an, çünkü babam, kendisine cevap verilmediğinde kontrolsüzce sinirlenebiliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne var yemekte, Hasret?" dedi babam ve babamın sesinin tonu yükseldiğinde bir başka korkutucu oluyordu. Kalbimin tam üstünde korku yeşermeye başladığında sessizce nefesimi verip annemin sırtına baktım. Annemin yerinde olsaydım babam sinirlenmesin diye ve bana bir şey yapmasın diye, istemesem bile cevap vermeye çalışırdım ama o, annemdi. Annem, babamla yaklaşık yirmi yıldır evliydi ve annem, babamı öyle tecrübe etmişti ki artık ondan korkmuyordu, ne olursa olsun kafasındaydı. Mutfakta yalnız olsaydım eğer gözlerimin dolmasına izin verirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Biraz önce, ne kadar zayıf olduğumu bir kez daha gördüm ama kader bizi zayıf yapmazdı; zayıflığımızın sebebi kendi tercihlerimizdi ve zayıf olmamak için ise doğru kişiyi seçmek gerekiyordu. Babam kötü biri değildi ve annem de zayıf biri değildi; babam, konuştuğu kişilerin kendisine karşılık vermesini istiyordu; annem ise işine gelmediğinde konuşmuyordu ve sorumsuz davranıyordu. Ben ise ne annemdim ne de babamdım. İrademi kaybetmediğim sürece babam gibi kontrolsüz olmayacaktım ve canım her istediğinde annem gibi sorumsuz da davranmayacaktım; zayıf düşsem bile kaderi değil, kendimi sorumlu bulacaktım ve sorunların tamamen kendi tercihlerim olduğunu kabul edip kendimi düzeltecektim. Herkes bu düşüncede olsa ve bu düşüncenin üstüne de biraz anlayışlılık serpiştirse, ortada kavga ve dövüş kalır mıydı ki?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sarma var, sarma ha!" dediğinde annem, kurumuş bulaşıkların bazılarını yerleştirmeye başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, ocağın yanına yaklaştı ve tam önünde durduğunda sıcak tencerenin kapağını kaldırdı, buharı umursamadan tencerenin içine gözlerini kısarak baktığında ise annem babama yandan ters bir bakış atıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bana bak, Hasret," dedi babam ve anneme baktığında kafasıyla tencereyi gösterdi. "Bu sarmaları daha yeni koymuşsun. Sen bilmiyor musun ben bu saatte eve geliyorum, bu saatte yemek yiyorum?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sarma geç pişer," dedi ve annemin sesinin tonu da ciddiydi. "Hem sen geldiğin gibi yemek yemiyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, anneme öyle bir bakış attı ki istesem bile bu bakışı ve bu bakışın hissettirdiği korkuyu unutamazdım, üstelik yüzümü sabit tutmaya çalışsam bile annemden daha çok korktuğumu düşünüyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, birkaç saniye daha anneme dik dik baktı ve mutfaktan öyle bir yürüyüşle çıktı ki sanki parmağımın ucu babama değse babam bir bomba gibi patlayacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gerginlikle annemin sırtına baktım, ellerini yumruk yapıp sıktı annem ve "Allah'ım, sabır ver," diyerek kısık bir sesle kendi kendine mırıldandı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otuz Dakika Sonra
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Haber kanallarından birini izlediğimizde en köşedeki tekli koltukta put gibi oturuyordum çünkü kımıldarsam televizyonun sesinden başka hiç ses olmayan bu salondaki tüm gergin havayı bozardım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kare biçimindeki salonun ortasında eski tip halıları andıran sıkı dokumalı bir halı vardı. Babam, koltuğa uzanır biçimde oturduğu için televizyonun tam karşısındaydı ve ayakları da televizyonun yönünde uzanmıştı. Salonda sırasıyla üçlü koltuk, yani babamın oturduğu koltuk vardı, üçlü koltuğun arkasında tekli koltuk vardı ve o koltukta Cansu oturuyordu, Cansu'nun oturduğu tekli koltuğun yanındaki üçlü koltukta ise annem ve Ebru oturuyordu, annemlerin oturduğu koltuktan hemen sonraki tekli koltukta ise ben vardım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Saçlarımı kaşımak istedim ama hareket edemiyordum. Annem ise ne zaman gergin olsa hep parmaklarıyla dudaklarının etini çekiştirirdi. Cansu ve Ebru bile ses çıkartmıyordu üstelik ses çıkartmamalarının sebebi babamın televizyonu ciddi ve çatık kaşlarıyla seyretmesiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Pür dikkat televizyonu izliyormuş gibi göründüğüm sırada aslında babamın daha yemek yemediğini ve bu durumu da dile getirmediğini düşünüyordum. Babam, ya annemin onu yemeğe çağırmasını bekliyordu ya da tam tersine kavga etmek için bir sebep oluşturma peşindeydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ne yapacağımı bilemediğim sırada Cansu, muhtemelen salonu yumuşatmak için "Baba," dedi ve çıt çıkmayan ortamdan dolayı, kısık konuşmasına rağmen sesi gürültülü geldi. "Sen gelmeden önce nenem gelmişti eve."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, başını arkasına çevirdiğinde arkasındaki tekli koltukta oturan Cansu'ya baktı ve belki de Cansu, babamın ani hareketinden dolayı az önceki konuşmasından pişman oldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, Cansu'ya bakıp biraz bekledikten sonra "Öyle mi?" dedi ardından anneme baktı. "Annem mi geldi, Hasret?" dedi babam ve onun aslında bir şeyleri toparlamaya çalıştığını anladım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, anneme baktığında annem ise televizyona bakıyordu ve annem, babamın bakışlarındaki ısrarı sezmiş olacaktı ki "Bilmiyorum," dedi sadece.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, anneme bakarak düşündü ve çenesini sıkıp televizyona geri döndü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Daha sekizinci sınıfa giden Ebru, tüm bu olanlara şahit olduktan sonra anneme doğru yaklaştı ve başını annemin kulağına götürdü. Ebru, bana yakın olduğu için anneme söylediği fısıltısını yarım yamalak duydum ve bütünleştirdim: "Anne, kırtasiyeye gitmeyi unuttuk."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hareketlerin dili olmazdı ama o hareketi yine anlardık. Annemin hareketi sonunda kelimesini andırdı ve ayağa kalktı, annemin ardından Ebru da kalktı ve salondan çıktıklarını gören Cansu ise peşlerinden gitti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam kımıldandığında tüm sorumluluk yine bana kalmıştı. Üçü de umursamadan gidiyordu ve babama kimin yemek vereceğini de düşünmüyorlardı. Sonuç olarak annemlerle dışarı çıkmak istesem bile çıkamazdım çünkü babamın önüne yemek koyacak birinin olması gerekiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gerçekten annemlerle dışarı çıkmayı çok isterdim ama sadece isterdim. Sonra kendime bu tür olayları çok yaşadığımı hatırlattım ve bu tecrübelerimle de ilk kez başıma geliyormuş gibi üzülmemem gerektiğini düşündüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dış kapının açılıp kapanmasıyla eş zamanlı evde sadece babam ve ben kaldık. Ona yemek boşaltıp boşaltmamam gerektiğini sormak istiyordum ama tam ağzımı açacağım sırada nabzım yükseliyordu ve kelimeler ağzımdan çıkmıyordu korkudan.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Böyle korkulu birkaç denememin ardından "Yemek boşaltayım mı?" diye sorabildim. Başım televizyona dönüktü ama gözlerim yandan babamı izliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hele boşalt bakalım," dediği gibi babam, ayağa kalktım ve mutfağa geçtim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sarmaları ısıtmaya gerek duymadan dolaptan tabakları aldım fakat bu konuda titiz olduğum için kendi tabağımı birkaç kez değiştirdim ardından sarmaları iki tabağa da boşalttım. Buzdolabından yoğurt çıkarttım ve sarımsak olmadan yoğurdu sarmaların üstüne döktüm daha sonra ise zeytinyağını ilave ettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babamın tabağını yemek masasının köşesine koydum ve normalde babamın yan çaprazında yerdim ama şimdi aramızda bir sandalye boşluk bırakarak tabağımı masaya koydum. Bu ev ortamındaki sessiz gerginlik açlığımı bile unutturmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gelebilirsin, baba," diyerek salona seslendim sonra haber kanalının sesi kesildi ve babam mutfağa girdi ardından her zaman oturduğu köşeye geçti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Poşetten ekmek çıkartıp aralarından en kızarık olanını babama uzattım çünkü babam kızarık ekmek severdi. Kendi sandalyeme geçtiğimde babamla aramızda bir sandalye olmasını babam fark etti ya da etmedi, pek önemli değildi çünkü bedenen mesafenin yerine bu evde babamla uzaktan anlaşabilen tek kişi bendim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Annenler nereye gitti, benden izinsiz?" dedi babam. "Hava da zaten kararmış."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ebru için kırtasiyeye gittiler, galiba," dedim ve sarmaları ekmeksiz yemeye başladım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu saatte kırtasiye açık olmaz," dedi babam sinirli ve şüpheli bir biçimde. Güven sıkıntısı olanlar hep şüphe içerisindedirler zaten demek isterdim ama ben de bize yakın olan küçük kırtasiyecilerin kapanmış olma ihtimalini düşünüyordum. Ama annem için kırtasiye ya da market önemli değildi, annem için önemli olan bir bahane ile dışarıya çıkmaktı ve nefes almaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babama cevap vermediğim sırada "Haksız değil miyim?" diye sordu babam ve öyle bir durumdaydık ki evet ya da hayır demem önemli değildi, babam kendisine inanırdı çünkü. "Sabahtan akşama kadar çalışıyorum, annen de tüm gün evde. Aç ve yorgun geliyorum eve ama yemek daha hazır değil."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eve aç geldiğimde ben de yemek görmeyi beklemiştim. Tek fark bunu dile getirmemiş olmamdı ama hangimiz doğru davranmıştı, onu bilmiyordum. Sessiz kalmak ve sorunu dile getirmemek mi yoksa ses yükseltmek ama yine de konu tam oturmadan, sorunu tam çözmeden yarım bırakmak mı? Babam benden önce tabağını bitirdi ama salona geçmedi ve beni bekledi, ya da sadece düşündü. Ben de tabağımı bitirdiğimde yemek yemiştim ama tadına varamamıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tekrardan yiyecek misin, baba?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır," dedi. "Elhamdülillah, çok şükür," diyerek kalktığında babam, "Elhamdülillah," dedim ben de ve tabakları direkt tezgâhın içine koydum ardından babam salona geçerken ben de bizim odaya geçtim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yarına ödev olmadığı için sadece çantamı hazırladım ve çantamı duvarın dibine bıraktığımda dış kapıya anahtar sokuldu ardından kapı açıldı. Annemler kendi aralarında konuşmalarıyla içeri girdiklerinde biri dış kapıyı kapatıp üstten bir kez kilitledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendi yatağıma oturduğumda salondan Cem Öğretir'in sesini duydum ve eş zamanlı Cansu içeri girdi. Yastığımı, yatağın başlığına yerleştirip yaslandım ardından bacaklarımı kendime çekip yorganla da üstümü örttüm. Hemen yandaki komodinin üstünde duran Serenad'ı aldım ve dizlerime yasladım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu, minimum hareketle dolabına doğru yaklaşıp kapağını açtı ve bu ses çıkartmamaya çalışmasının sebebini, onun üstünü başını incelediğimde anladım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam dışarıya eşofmanlarla çıkılmasına kızdığı için ve Cansu da dışarıya eşofmanla çıktığı için babama yakalanmadan buraya gelmişti, dolabı açıp da giyiniyormuş gibi dolabıyla bakıştı ardından kapağı çarparak kapattı. Babam, istediği kadar eşofmanla dışarı çıkmamıza kızabilirdi, nenemi karşılamaya giderken ben de dışarıya eşofmanla çıktığıma göre baskıcı yasaklar işe yaramıyordu, aksine daha çok yöneliyorduk. Babama göre giydiğimiz bol eşofmanlar kalçamızın hatlarını belli ediyormuş ve insanlar bizi o şekilde görmemelilermiş.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sözde yirmi birinci yüzyıldayız," diye mırıldandım ama bu mırıldanışı babam karşımda olsaydı yapamazdım ve bunun sebebi korktuğumdan değil evde kavga çıkartmamak için olurdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ebru da içeriye girdi ve Ebru da Cansu'nun hareketini tekrarladığında annem içeri girdi ardından Ebru'yu dolabın önünden çekip "Yapmayın şunu," dedi annem. "Boş verin o geri kafalıyı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem geldi ve Cansu'nun yatağına oturdu, o sırada da eşarbını çıkarttı. "Ömrüm çürüdü, ömrüm," dedi annem dolulukla. "Yirmi yılım boşşşu boşuna gitti bu adamla."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu geldi ve şaşılası bir biçimde ayaklarımın dibine oturdu. "Dışarıya çıktık diye babam bize bir şey dedi mi?" diye fısıldadı bana.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arada yorgan da olsa ayaklarımı biraz kendime çektim ve ne söyleyebileceğimi düşündüm. "Kısmen," dedim kısaca sonra kitabıma döndüm ama satırları okusam bile anlayamadım çünkü kafam doluydu. Bu evde ben olmasaydım ve annem dışarıya çıksaydı ne Cansu ne de Ebru babamın yanında kalırdı. Bazen düşünüyordum, üçü de evden gittikleri zaman babamın önüne kuşlar mı yemek koyacaktı? Ben neden annem ve babam arasında köprü olarak kurulmuştum? Ve artık öyle bir noktaya gelmiştim ki aralarından çekilsem annem, babamla ilgilenir derdim ama her şey daha da kötüleşirdi çünkü kavuşmaları, köprüsüz olacağı için sadece bir uçurum olurdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bana bakın," dedi annem sinirle. "Erken erken evlenmeyin, gördüklerinizi örnek alın bak. Yiyin, gezin, için, tozun, hayatınızı yaşayın, ondan sonra ne yaparsanız yapın. Yanlış kişiye denk geldiniz mi geriye kalan ömrünüz çöp oluyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yoo," dedi Cansu olumsuz anlamda kafasını iki yana sallayarak. "Boşanma diye bir şey var."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem, veletlere atılan bakışından attı. "Araya çocuk girince boşan bakayım ne oluyor? Kolay değil, boşanmak vallahi söylendiği kadar kolay değil."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, salonda tek başınaydı ve annemlerin geldiğini de muhtemelen biliyordu. Bunu bildiğine göre annemlerin salona bilerek gitmediklerini de anlamış olmalıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İnşallah şu nakil işi hallolur," dedi Cansu ve ona baktım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne nakli?" diye sorduğumda sıradan bir günde olsaydık bana cevap vermezdi ama annemin ve babamın arasındaki gerilime bir başka gerilim eklemek istemedi ve "Cumhuriyet Meslek lisesine okulun başladığı ilk gün nakil aldırdık ama daha bir sonuç çıkmadı," dedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bundan hiç haberim olmadığı için gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım ardından bunu sormasam bana hiç anlatmayacaklarını bildiğim için mimiklerimi şaşırıyormuş gibi yapmamın da saçma olacağını düşündüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Salondaki televizyonun sesi kesildi ve babam, bulunduğumuz odanın açık kapısının önünden yürüdüğünde "Televizyonu açmayın," dedi sert bir sesle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam ile her akşam olan konuşmalarımızı yapmayacağımı anladığımda uyumama kalan tek engel annemlerin bu odada bulunmasıydı. Salon boşaldığı için annemler salona geçtiler ve odadan en son çıkan Ebru ışığı üzerime söndürdü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Devamını getirmeyi istesem de bir sayfa bile okumadığım kitabı komodine bırakıp telefonumu elime aldım. Bugün okula gittiğim otobüs saatlerine göre alarmımı güncelledim çünkü bu sabah otobüsün tesadüfen boş geldiğini ve tesadüf eseri de otobüste oturarak okula gittiğimi bugünkü kötü deneyimimden dolayı biliyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yastığımı ve yorganımı düzeltip uzandım ve tavanı seyrettiğimde salondan televizyonun sesi duyuldu. Sonra sesi kıstılar ama bana yine de ses ulaşıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yatağım, cam ile iç içe olduğu için çektiğim perde kısa da olsa perdenin uçları yatağımın üstüne dökülüyordu. Cama doğru döndüm ve yorganı kafama kadar çektim. O sarmaları sindirmeye fırsat vermeden uyumak istemezdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
9 Ekim Salı 2018
06.42
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Alarmımdan üç dakika önce uyanmıştım ve sabahın bu karanlığında evin sessizliğini dinliyordum. Uzandığım yerden esnedim ve yorganı biraz daha kendime çektim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam işe gitmek için saat tam altıda evden çıkardı, bu yüzden de evde değildi. Annem salonda uyumuştu ve koltuğun yay seslerinden annemin uyandığını anlamıştım. Tahmin ettiğim gibi annem, dizlerinden gelen eklem sesleriyle salondan çıktı, koridordan geçti ve dış kapıya yakın olan yatak odasına girdi. Doktor annemde kireçlenme olduğunu söylemiş.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sonunda beklediğim an, Cansu'nun hareketlenmesiyle geldi. Cansu, lavaboya gitmek için yerde yatan Ebru'ya basmamaya çalışarak yürüdü ve lavaboya girdiğinde hareketsizliğimi bozup ultra sessizlik içinde doğruldum. Çok sessiz bir şekilde ayağa kalkıp yerde yatan Ebru'ya basmamaya çalışarak Cansu'nun yatağına yaklaştım ve bakkaldan almış olduğum akrebi Cansu'nun yastığının altına koydum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O akrebi süs olsun diye almamıştım. O Kimliksiz Adamlar sayesinde artık akreplerin bende bir anısı vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendi yatağıma geçtim ve Cansu'nun yatağına doğru cenin pozisyonu aldım. Birkaç dakika sonra Cansu lavabodan çıktı, karanlıkta önünü görebilmek için lambayı kısa süreliğine açıp kapattı ve sarhoş adımlarla yatağına kendini fırlattı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu yumuşak şey ne ya?" dedi Cansu, uykulu uykulu mırıldanarak. Bu cümlesini kurduğunda gözlerinin de kapalı olduğuna yemin edebilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sonra esneyişini duydum ve komodinden sesler geldi, gece lambasının düğmesini aradı ve açtı. Odayı cılız, sarı ışık doldurduğunda Cansu, yatağının üstünde dizlerinin üstüne oturdu ve elinde sıktığı oyuncak akrebimi ışığa doğru uzattı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu, öyle yüksek sesle çığlık attı ki akrep gerçek olsaydı korkarak kaçardı. Annemin "Bismillah!" diyerek uyandığını duydum ve Cansu kaçayım derken yorgana dolandı ardından yerde uyuyan Ebru'nun üstüne düştü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annemin hızlı adımlarla bizim odaya gelmesi ve Ebru'nun uykudan yeni uyanmasına rağmen Cansu üstüne düştüğü için yüksek sesle inlemesi beni korkuttu ve sanki hiç uyanmamışım gibi yorganı başıma kadar çektim, yüzümü gizledim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Uyuyormuş gibi yapmalıydım. Bir ihtimal paçayı sıyırabilirdim. Bir ihtimal.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem "Ne oluyor Cansu?" dedi endişeyle sonra da lambayı yaktı. "Kötü rüya mı gördün?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hiç kımıldamamaya çalıştım, uyuyormuşum gibi ve yorgan kafamı tamamen gizlediği için gözlerimi sımsıkı kapattım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır, anne," dedi Cansu nefes nefese. "Akrep vardı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kalk üstümden!" dedi Ebru ve daha sonra "Akrep mi?" dedi ve hızlı bir kımıldanma sesi geldi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nerede?" dediğinde annem, odadan içeriye doğru yürüdü ve artık böyle rol yapmama gerek olmadığını düşündüm çünkü asıl bu gürültüde uyumuş gibi davranarak kendimi ele verirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gözlerimi açıp yorganı çektim ve ilk önce beyaz ışık gözlerimi acıttı. Daha sonra annem Cansu'nun yatağına yaklaştığında Cansu ve Ebru ayağa kalkarak kapıya doğru korkarak ilerlediler. Annem bir yere odaklandığında bir an korkar gibi olup geri çekildi ama daha dikkatli baktığında ona yaklaştı, elini uzattı ve aldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Allah sizi kahretmesin," dedi annem ve elindeki oyuncak akrebi Cansulara doğru gösterdi. "Oyuncak ya bu."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kötü sonuma çok az kalmıştı ve bu kadar çok büyütüleceğini bilseydim hiç böyle bir şaka yapmazdım. Tahminlerimde Cansu o akrebi görüyordu ve şaşırıyordu, ben de şaka yaptım diyordum. Bu kadardı sadece.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Lütfen annem kardeşlerimin önünde beni azarlamasın. Lütfen, lütfen, lütfen.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yutkunduğumda uzandığım yatak ve başımı koyduğum yastık beni çok rahatsız etmeye başlamıştı. Annem bana döndü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ani bir hareketle yorganı ayağımla ittirdim ve yatakta oturur pozisyona geldiğimde annemin elindeki akrebe kısık gözlerle baktım, nabzımı normal tutmaya çalıştım ve başımı salladım. "Benim o," dedim yeni uyanmışım gibi bir mimikle. "Aslında tam benim değil, arkadaşımın ve onu dün komodinin çekmecesine koymuştum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yalan söylüyor be!" diye bağırdı Cansu ve hemen ardından annem Cansu'nun yastığını, beni dövermiş gibi kafama sertçe fırlattı. Kardeşlerimin önünde kendimi aşağılanmış hissettiğimde "İnsan düşünür," dedi annem ve odadan çıktı ardından diğer odadan bağırdı. "Cansu ya korkudan kalp krizi geçirseydi, beyinsiz!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bana, "Aptalsın be!" diye bağırdı, Cansu. "Bir de sana abla mı diyeceğim!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu ve Ebru evde iki tane bulunan lavabolara girdiğinde nefesimi verdim ve yüzüme fırlatılan yastığı en kibar bir biçimde Cansu'nun yatağına geri koydum. Daha sonra oyuncak akrebimi yerden aldım ve özenle okul çantamın en küçük gözüne koydum. Bu akrepten ve bu akrebi kullanmaktan vazgeçmeyecektim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sineye çek, Hira. Boş ver, düşünme. Olabilir bu tarz olaylar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Derin bir nefes alıp odanın kapısını kilitledim ve bugünkü ders programına göre üç ve dördüncü saat beden eğitimi olduğu için üzerime mor, kısa ama bol kollu ve yarım boğazlı tişörtümü giyip onun üstüne de siyah ceketimi giydim. Zaten dün giydiğim siyah eşofmanım altımdaydı. Beyaz çorabımı da giydikten sonra küllü kumral saçlarımı tarayıp ensemden hafif bir at kuyruğu yaptım. Tokayı, saçlarımda o kadar az dolamıştım ki sanki hareket edersem toka saçlarımdan kayarak düşecekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Odadan çıktığımda boşalan iki lavabodan birine girdim, öteki lavaboda Ebru olmalıydı. Çok üşensem de buz gibi suyla elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa geçtim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu, oturduğu sandalyede kolunu yüzüne kapamış, uyukluyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Cansu," dedim. "Düne göre bugün bir önceki otobüse binmeliyiz çünkü otobüsler almıyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kolunu çekti ve yüzüme aval aval baktı. "Ne saçmalıyorsun sen ya?" dedi ve okul formasını giymek için odaya gitti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dün sabah tesadüfen ilk otobüse binmiştik ve Cansu, okul çıkışından önce eve geldiği için okul sonrasında neler yaşadığımı görmemişti, yani bilmiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Beni ilgilendirmez," diye mırıldandım ve hazırladığım kahvaltıdan bir parça ekmeğin içine peynir koydum ve o ekmeği bir dilim domatesle ve bir tane siyah zeytinle yedim. Benim kahvaltım bu kadar az, çabuk ve tatsızdı. Ocağa koyduğum iki bardaklık su kaynadığında çaydanlığın içine çay attım ve ocağın altını kapattım. Şimdi Cansu ve Ebru ağız tadıyla kahvaltı yapabilecekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okul çantamı sırtıma aldığımda İzmirim Kart’ımı elime aldım ve telefonumu da siyah eşofmanımın cebine koydum sonra da annemin bana bıraktığı parayı aldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dış kapıya yaklaştığımda annemin odasının kapısında durdum ve yatakta uyuyan anneme baktım. "Anne, ben Cansu ile aynı anda çıkmayacağım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aynı anda gideceksiniz," dedi annem kesin bir dille.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anne!" diye seslendi Cansu, mutfaktan. "Hira'ya ihtiyacım yok, ben de biliyorum yolu."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır," dedi annem. "Yol uzak, tek başınıza, ayrı ayrı gitmenize izin vermiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Teklifin üstüne on kez ısrar yapılırsa artık o teklif olmazdı. Cansu'ya benimle erken çıkması için teklif sunmuştum ama ısrar edecek kişi ben değildim. Israr etmesi gereken kişi Cansu'ydu çünkü o benim kadar yollara hâkim değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anne, ben zaten Hira ile gitmek istemiyorum! Bu ne ya erken erken!" diye bağırdı Cansu ve annem de "Of!" dedi. "Ne haliniz varsa görün."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Koşa koşa beyaz spor ayakkabılarımı giydim ve koşa koşa da apartmandan çıktım. Otobüs Pancar'dan yedi geçe kalkmıştı ve yirmi dakikada bizim durağa gelmiş olurdu. Saat ise yediyi yirmi bir geçiyordu ve durağa acilen ışınlanmam lazımdı. Sokak kalabalık olmadığı için ara ara koşturdum ve durağa geldim. Durakta benle beraber altı kişi vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sabah yavaştan aydınlanmaya başlamıştı, hava ise çok soğuk değildi. Zaten İzmir'e soğuk geç ulaşırdı ama aralık ve ocak aylarında da kuru soğuğundan geçilmezdi. Bu kadar soğuğu çekmemize rağmen tüm İzmirliler olarak kar yüzü görmüyorduk.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İzmir'deki otobüsler kırmızıydı. Kırmızı ESHOT'u gördüm, araç sağa sinyal verdi ve durakta durdu. Dün yaşadıklarıma rağmen otobüs maceralarına alışamamıştım. Amcalar birbirine ite kaka otobüse bindiklerinde birkaç adım attım. Önümdeki iki öğrenci ve bir tane de teyze ilerlemediğinde aslında otobüs yine dopdoluydu ve alamıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Az daha ilerleyin, gençler," dedi teyze ve güç bela otobüse girdi, hatta şoför kapıyı ilk denemesinde kapatamadı ama ikinci denemede güç bela kapı kapandı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Önümdeki iki öğrenci birbirlerine baktığında bu semtte kaç yıldır oturduğum için önceki durakları biliyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sırtımda çantam, dik adımlarla dört yol ağzından aşağı indim ve geldiğim durağı es geçtim, sonra bacakları inanılmaz yoran dimdik bir yokuş çıktım ve sol tarafa döndüğümde Egekent’in son durağını da es geçtim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yokuşun verdiği müthiş yorgunlukla soluklana soluklana ilerlediğimde sağ tarafa döndüm. Bu durak fırının önündeydi ve durağa bile bakmadan yoluma devam ettim. Bir yandan yetişmek için hızlı yürüyordum öte yandan nefeslerimi düzenli tutmaya çalışıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Modern Çağ Koleji'nin durağına geldiğimde artık durmak zorundaydım çünkü yolun devamı otoyola açılıyordu. Bulunduğum durak Egekent’in giriş durağıydı ve tam aşağımızda otoyol vardı, otoyola göre ise yukarıda, yokuş tarafta kalıyorduk.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okul formalarına baktığım kadarıyla bu durakta bizim okuldan üç beş kişi vardı. Telefonumdan saate baktım, saat yedi buçuğu geçmişti ve otobüs yediyi on beş geçe kalkmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir iki dakika sonra otobüs geldi ama ilerideki kırmızı ışığa takıldı. Yeşil ışık yandığında eğimli yoldan çıktı ve biri kolunu öne uzattığında otobüs önümüzde durdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otobüslere binme konusunda çok pasif kalıyordum. Tam bineceğim sırada biri önüme geçti ama en sona da kalsam binebildim. Kartımı okuttum ve otobüsün içine kısa bir bakış attım. Çok dolu olmamakla beraber oturacak yer de yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otobüsün orta tarafına geçtim ve bebek arabalarının konulduğu yere yaslandım. Otobüs geldiğim yolları tekrardan geri dönüyordu, ben de aynı manzaraları büyük camdan izliyordum. Egekent'teki duraklar otobüsü doldurdu ve demin çıktığım korkunç yokuştan indik.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bizim semtin ilk durağına geldiğimizde "Arkada yer var, arkaya ilerleyelim bir zahmet!" diye bağırdı şoför ve arkaya doğru ilerlendi ama bu ilerleme öne ulaştığında yer açılmadı ve sadece sıkışan ön biraz ferahladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu duraktan da birkaç kişi bindi ve sıra bizim durağa gelmişti. Başımı çevirip kapıya doğru baktım ve bizim kalabalık durakta Cansu'yu gördüğümde başımı geri çevirdim. Beni görmesini istemiyordum çünkü önceki duraklara yürüdüğümü bilmesini istemiyordum ve bir sonraki otobüse kaldığımı da bilmesine gerek yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şoför, bizim kalabalık durakta durmadı ve öylece geçip gitti. Cansu otobüse binememişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İki durak sonrasında yine otoyola çıkmıştık ve bu iki duraktaki insanlar otobüse binebilmişlerdi. Benim kötü kaderime karşılık Cansu'nun iyi şansı vardı ve emindim ki Cansu, okula geç kalmayacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Toki'de inecek var mı?" diye bağırdı şoför. "İnecek var!" diye bağırdı bir teyze. Otobüs o kadar doluydu ki şoför Toki’de insan almamak için oraya girmemeyi düşünmüştü. Sonra otoyoldan sağ tarafa döndük ve uzun tarla yolundan sonra bir iki tane müstakil ev geçtik ardından iki kez sola dönüp Toki'nin durağına geldik.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Teyzelerden biri indi ama benim dikkatim Toki durağındaki öğrencilerin fazlalığındaydı. Şoför, ön taraf dolu diye kapıyı açmadı ama otobüsün arkasına beş altı kişi daha binebilirdi. Şoför ilerlediğinde oradaki bir sürü öğrenciye üzüldüm ardından otobüse binebildiğim için şükrettim. Harcanan Toki.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tekrardan aynı ıssız ve dar yolu geçtik ve otoyola çıktık. Engelli yerine yaslanmayı bırakıp bedenimi tamamen cama doğru çevirdim. Otobüs dopdoluydu ve arkamdaki biri beni sıkıştırmıyordu, tamamen bana yaslanmıştı. Kaşlarımı çatıp ezilen sırt çantamı oynatmaya çalıştım ve sanırım arkamdaki kişi bunu anladı ve biraz geri çekildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sol tarafımda aynı demiri tuttuğum bir tane adam vardı ama o adam cama doğru değil, otobüsün içine doğru dönüktü. Sonra başka bir kız tutunacak yer bulamadığında tutunduğum demire elini uzatıp o amcayı biraz itekledi ve aramıza girdi. Arkamdaki engelli yerine daha çok yaslandığımda tersten oturan ve ayaklarını engelli yerin demirlerine uzatan çocuğun ayakkabısının tabanı pantolonuma değdi. Bu dört hafta nasıl geçecek cidden?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otoyolda, Kuşçuburun diye adlandırılan bölgenin durağında da birkaç öğrenci vardı ama şoför aracın hızını hiç azaltmadı ve ilerlemeye devam etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Büyük bir alışveriş merkezinin etrafındaki adadan döndükten sonra buranın semtine girmiş olduk ve Piri Reis’teki öğrencilerden okuluna geç kalan iki öğrenci indi. Böyle arada bir dur kalk dur kalk yaptık sonra sağlık ocağının oradaki duraktan da iki yaşlı insan ve bir çocuklu kadın indi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cumhuriyet Meslek lisesindeki duraktan da inenler oldu ve bizim okula son iki durak kalmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bizim durağa yaklaştığımızda düğmeye bastım ve bedenimi kapıya doğru döndürdüm. Otobüs durdu ve otobüsün çoğunluğu bizim okuldan olduğu için inecekler inmeye çalıştı, boşalan yerlere oturacaklar oturmaya çalıştı ve bu kargaşada otobüsten inmeyi başardım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şükürler olsun temiz havayı yaratana," diye mırıldandığımda otobüsün kendine has, sıcak ve terli insan nefesi kokusundan daha şimdiden bıkmıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Girişteki güvenlik içeriye giren öğrencilerin okul numaralarını aldı, numaraları adam tabletinden buldu ve aynı numara bir daha kullanılmasın diye işaretledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben de okul numaramı verdim ve içeriye girdim daha sonra o sağı solu ağaçlı olan dar yoldan yürüdüm ama binaya girmedim, okulun otoparkına doğru yürüdüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Büyük ve açık otoparka geldiğimde sıra sıra park edilen araçların arasında dolaştım. Bugün inadım kırılmıştı ve etrafı keşfetmek istiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öyle dümdüz ilerlerken bir şey dikkatimi çekti ve adımlarımı durdurdum ardından soluma döndüm. Dikkatimi çeken şey, dün marketin önündeki beyaz arabanın aynısının burada park edilmiş olmasıydı ve nabzım yükseldiğinde bu arabayı geçenlerde o Kimliksiz Adamı gördüğümde de görmüştüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Beyaz spor arabanın siyah farları," diye mırıldandığımda gördüğüm aracın aynı modelini görmüş olmama kanıt olacak detaylar bulmaya çalışıyordum. "Aynı plaka işte, 35 SRH…"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kaşlarımı çattığımda yana doğru bir adım attım ve krem rengindeki araca baktığımda gözlerimin parladığına yemin edebilirdim. "Bu Magnum reklamında çıkan krem rengi arabayı satsam, bizim semtteki tüm evsizlere dört artı bir ev alırdım yemin ederim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sonra diğer tarafa iki adım attım ve siyah beyaz arabanın yanında olan mavi cip tarzındaki büyük ve parlak arabayla bakıştık. "Olamaz," diyebildim sadece ve siyah eşofmanımın cebinden telefonumu çıkarttım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge'ye atacağım mesajın anlam bütünlüğünü sağlamaya çalışıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendini rezil ettiğin o mavi cipin plakasını hatırlıyor musun, Müge?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge mesajlara asla geç yanıt vermezdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge:İzmir'in plakasıydı işte.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arabanın plakası da 35 diye başlıyordu. Yani tutuyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: S midir K midir öyle bir harf vardı plakada.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
35 SRK yazısını okudum ve kontrollü bir yapım olmasaydı eğer çığlık bile atabilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O da mı bu okulda?" Anladıklarımı Müge'ye mesaj olarak atmadım çünkü gerisi kaderin işiydi. Kader, ortak noktalarda toplamaya çalışıyordu kişileri ve bu iyi de olabilirdi kötü de.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mavi arabanın hemen yanındaki kahverengi arabayı gördüm ve başımı iki yana sallamaktan kendimi alamadım. Dün iki arabanın arasına oturduğum kahverengi araba aynen buradaydı ve bu araba ben otobüsteyken, aynı otobüs gibi dur kalk, dur kalk yapmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu arabanın sahibi," diye kesin bir sesle mırıldandım ve işaret parmağımla da arabayı gösterdim. "Kesin ve kesin o yüzünü gizleyen adam. Tüm bu oyunlar da kesin burada tanışmamız içindi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sanki bu söylediklerime zaman ve evren kanıt oluşturdu ve titreyen telefonumu elime aldım. Gizli numaradan bir mesaj gelmişti ve çatılan kaşlarımla mesajı okudum:
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gizli Numara: Kim olduğumuzu biliyorsun.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gizli Numara: Seni hak etmeyen aileni terk et ve bize katıl.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
//
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir sonraki bölüm benim bestlerle tanışıyormuşuz :)
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.