Evimizin koridorunda bilmem kaç tur atarak hayal ettiğim ve lise zamanlarımda yazdığım bölümün ikinci partına hoş geldiniz.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu bölümün ortalarından sonra Vikings(Super Slowed) şarkısını dinleyin ve öyle okuyun derim inanılmaz havaya giriyorsunuz.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Keyifli okumalar :)
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda elini saçlarına daldırdı. "Plan ne ve nasıl harekete geçeceğiz? Abi bizim niye hiçbir zaman hiçbir şeyden haberimiz yok ve biz neden sürekli planlara son dakika hâkim olmaya çalışıyoruz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
“Şapşal,” dedi Yusuf ve Arda’nın kafasına vurdu. “Çünkü kilit role her zaman Serhat kendisini koyuyor ve yaptığı planları da zaten üzerinde çok düşünmeyelim, sadece göreve odaklanalım diye basitleştiriyor.”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çok çok üstünkörü anlatıyorum, dinleyin." Serhat, hepsine tek tek baktı. "Dilek'i içeriye sokacağız ve adam bir pizzacı çağıracak. Ben o pizzacı olacağım, içeri gireceğim ve Yusuf olabilecek maksimum sessizlikte korumaları halledecek. Arda da benim ardımdan içeri girecek ve yerine geçtiğim kuryeyi oyalayan da Ufuk olacak."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dilek'i nasıl içeri sokuyoruz ki?" diye sordu Ufuk.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ve kuryeci ne alaka?" dedi Arda.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yusuf da kaşlarını çattı, Arda’ya baktığında başını sana hak vermeye başladım dostum dercesine sallamıştı sonra yeniden Serhat’a döndü. "Sen bu sikim sonik planları ne ara yapıyorsun ve planların da niye hep böyle tuhaf oluyor?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aynen," dedi Dilek sırıtarak. "Kafalarına kurşunları sıka sıka içeri girelim ve doğrudan dalalım işte."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat güldü ve ellerini pantolonunun ceplerine soktu. "Dediğim gibi, biraz zor olacak ama yapılabilir. Dilek'i içeriye bağlantılarımı kullanarak sokacağız." Bağlantısı Savaş’tı ve tabii ki de Savaş'ın babası Haydar'ın yaptığı iş sayesinde Dilek'i içeri sokabilecekti. "Ama ondan önce Dilek'e, ortamına uygun bir kıyafet almamız gerekiyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek dikleşti ve "Sonunda," dedi. "Kendimi gösterebileceğim bir iş."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk yüzünü buruşturup Serhat'a döndü. "Uzun zamandır pezevenklik yapmamıştın ve kaşınıyorsun, değil mi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda, Ufuk'un bu korumacı tavırlarını fark etti ve kaşlarını çatarak Ufuk'a baktı. Ufuk ise Arda'ya döndüğünde anladı ve konuyu değiştirmek için ve konuyu değiştirdiği de fark edilmesin diye Yusuf'a dönüp sordu: "Yusuf, evliliğiniz nasıl gidiyor?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Güzel..." diye geveledi Yusuf, birden sormanın verdiği etkiyle bocaladı. "Güzel... güzel gidiyor. Mutluyum ve mutluyuz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Evlilik konusu açıldığında Yusuf'un gerildiğini hisseden Arda'nın suratında pis bir sırıtış belirdi. "Kanka," dedi Arda, Yusuf'a ve Yusuf'u köşeye sıkıştırmaya bayıldı. "Yatak hayatınız nasıl gidiyor?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yusuf dondu, kaşlarını havaya kaldırdığında ise kızarmaya başladı. "Bunu sormamış ol, Arda," diye mırıldandı Yusuf zorlanarak ve yaslandığı kaputta rahatsızca kımıldandı. "Seni aptal, böyle soru mu sorulur? Evliyim ben farkında mısın?" diye naif bir tonda konuştuğunda gerçekten de utanmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yusuf dışındakiler gülmemek için kendilerini kastığında, hatta Serhat ve Arda bıyık altından güldüğünde Dilek de Arda'ya tuhaf tuhaf bakıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk, Yusuf'a destek vermek için Arda'ya doğru eğildi ve "Seni de göreceğiz, Arda," diye imayla konuştu. "O zaman ben de sana soracağım yatak hayatınız nasıl gidiyor diye."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda, hiç de alınmadı hatta bana laf sokamazsınız dercesine dikleşti. "Yok lan. Benim öyle evcilik hayatıyla bir işim olmaz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat da Yusuf'a destek vermek adına top bende gibi bir hareket yaptı ve Arda'nın kulağına doğru eğildi. "Niye Arda?" diye sordu Serhat kolunu Arda'nın omzunun üstüne atarken. "Neden bu tarz şeylerle bir işin yokmuş senin?" Serhat, son golü vurmadan önce arkadaşlarına baktı ve beni izleyin dermiş gibi bir baş işareti yaptı. "Yoksa yatak hayatıyla ilgili çeşitli sorunlar mı yaşıyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek yumruk yaptığı elini ağzına götürüp oooladığında Ufuk da Yusuf'a kaş göz işareti yaptı ve yüzü kızaran Arda'ya kapak yaptı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yusuf da donmuş kalmış olan Arda'nın yüzüne bakarken "Bu da laf mı, Serhat?" dedi. "Bence Arda'nın direkt bir hekime görünmesi lazım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda, daha fazla dondu ve dudakları daha fazla aralandığında hepsi de Arda'ya kapak yaptı ardından Arda dışındaki herkes kahkaha atıp gülüştüler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, burada kendini mutlu hissediyordu ve her birini bir araya getirenin de aslında yaptıkları iş olduğunun farkındaydı. Aslında Serhat birden çok kişiydi. Serdar’ın, Anıl’ın, Serkan’ın hatta Savaş’ın yanında iken özü aynı olsa bile ipleri birbirinden kopuk bir aile ortamında gibiydi. Dilek’in, Ufuk’un, Yusuf’un ve Arda’nın yanındayken özü bir tık farklı olsa bile iş hayatının birleştirdiği ve iyi geçindikleri eğlenceli bir arkadaş grubundaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, birden çok kişi olmasaydı eğer tekliğinin hangi tarafı seçeceğini düşündü ve cevap çok rahat gelmişti kulağına. Hangi tarafın yanında daha mutlu olduğunu veya kimin yanında kendi gibi hissettiğini düşünmedi bile çünkü bunlar bir kriter olamazdı aile bağları arasında. Bir insan birlikte büyüdüğü, kaderin birleştirdiği, tesadüflerin beslediği ve ne olursa olsun aralarındaki görünmez bağın sağlamlığına rağmen bir seçim yapma hakkını kendisinde bulabilir miydi?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, donmuş olan Arda'nın omzuna hafif bir yumruk attı ve Arda da tam o an çözüldü. "Bel altı vurmak kimin işiymiş, ha Arda?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yine güldüklerinde Arda da alınmış gibi yaptı hatta omzunu da kendisine doğru çekti. "Konuşmuyorum ben sizinle."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek, gülmekten karnı ağrımış olacaktı ki eliyle karnını tutuyordu. Ufuk da Dilek'in karnını tutan eline baktığında "Ay bu erkeklerin niye hep böyle sorunları var?" diye sordu Dilek. "Hep de aklınız o taraflara işliyor ama biz kadınlar da hâlâ aynı anda hem çocuk hem de kariyer yapma peşinden koşalım, yemekleri yetiştirelim ve temizlik yapalım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, dudaklarını birbirine bastırdı ve kafasını Dilek'e hadi gidelim diye salladığında "Bir ara hatırlat da sana erkeklerin sorunlarını anlatayım," dedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek, yüzünün yan tarafını he he dercesine kasıp salladığında Serhat'ın arabasının ön koltuğuna oturdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Biz gidiyoruz," dedi Serhat ve arabasına geçtiğinde arkadaşları da arabanın önünden çekildiler. Arabayı çalıştırdığında "Ben biraz geç geleceğim," dedi. "Ben gelene kadar takılırsınız buralarda."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arabayı sürmeye başladığında ikisi de kemerini takmamıştı ve Serhat, kulaklığını şimdilik kapattı. "Köydeki mağazalardan birine gidelim geç kalmamak için," dedi Serhat ve yine saatini kontrol etti. "Sana kıyafet aldıktan sonra tanıdığım bir adamın evine gideceğiz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir kıyafet mağazası gördü ve arabayı tam olarak dükkânın önüne park etti. Buralar kalabalık yerler değildi ve etrafta birkaç esnaf dışında pek kimse yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Beraber arabadan indiklerinde "Tam olarak ne yapacağım?" diye sordu Dilek ve dükkâna beraber girdiler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek, az çok tahmin edebildiği için kısa ve gösterişli kıyafetlerin olduğu yere yöneldi ve incelediğinde Serhat da hemen arkasındaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Haydar diye yaşlı bir tanıdığım var ve peşinde olduğumuz adam ile aynı işi yapıyor, yani kadın tacirliği diyebiliriz buna ama peşinde olduğumuz bu adam ekstradan imitasyon mücevherler de piyasaya sürüyor." Dilek siyah ve parlak bir elbise alıp incelemeye başladı ve Serhat da inceledi. "Seni Haydar'ın yanına yollayacağım, okuduğuma göre geceyi beraber geçirmek için Haydar'dan arada bir kadın istiyormuş."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Onda kadın yok mu? Niye Haydar'dan istiyor ki?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O sırada dükkân ile ilgilenen kadın geldi ve "Nasıl yardımcı olabilirim?" diye sordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bizim bu akşam bir kına gecesi var," diye söze başladı Serhat ve kadına bakmak yerine kıyafetlere baktı, kıyafetleri dokunarak inceledi. "Bu, sevgilimi ailemle tanıştırmak için harika bir fırsat." Kadına baktı. "Anlıyor musunuz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ah, evet," dedi Dilek. "Bu gece için çok heyecanlıyım ve çok da güzel görünmek istiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anladım," dedi kadın ve kendilerine göre üç adım uzağa gittikten sonra siyah, omuzları açık, etek kısmı tülden ve fırfırlı bir elbise çıkarttı. "Buna benzer bir şeyler mi arıyorsunuz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek, kadının uzattığı kıyafeti aldı ve beğeniyle inceledi. Kadın ise Serhat'a baktı ve "Bence yakışıklı beyefendimizin ailesini etkilemek için harika bir kıyafet," diye konuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat hiçbir tepki vermediğinde "Biz biraz daha inceleyelim," dedi Dilek kibar bir sesle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kadın iki adım arkalarına geçti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Haydar'ın bir oğlu var ve İsmi de Savaş. Kendisi benim dostumdur." Serhat, arkadaki kadının duyacağını bile bile konuşuyordu. "Savaş ile konuşacağım ve adamı arayacak, bu gece için kadın isteyip istemediğini soracak." Arkalarındaki kadın kaşlarını çatmıştı. Serhat da aynen böyle istiyordu ve bilinçlilikle sürdürdü: "Adam istemese bile Savaş'ın ısrar etmesini isteyeceğim. Sonuç olarak adamın yatağına bu gece için seni yollamış olacağız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkalarındaki kadın elini ağzına götürdü ve yakışıklı diye geçirdiği adamın karaktersiz olduğunu düşündü. Bu karaktersizin paraya ihtiyacı var ve sevgilisini mi satıyor?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek, kadının verdiği elbiseyi seçti ve Serhat'a doğru döndü. "Sen nasıl yanımıza geleceksin peki?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Dilek'in elindeki kıyafeti aldı ve kadına doğru döndü, kadın ise ilk hâlinden, sevecen hâlinden uzaklaşmıştı ve hatta Serhat'tan korkarmışçasına kaşları da çatıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kadın, çekinceyle kıyafeti aldı ve kasaya götürdüğünde kadının peşinden gittiler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben bir şekilde geleceğim ama bunu anlatarak zaman kaybetmeyelim," dedi Serhat kasadaki kadına dik dik bakarken. Bunu bilerek yapmıştı, kadının kendisinden soğumasını, hatta nefret etmesini bilerek sağlamıştı çünkü görünüşün, akla gelen ilk düşünceleri etkilemesini pek sevmezdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen sadece adama canının pizza çektiğini söyle." Dilek çantasından cüzdanını çıkarttığında Serhat eliyle Dilek'i durdurdu ve kendisi ödedi. O sırada kadın yine Serhat'a iyimser bakacak olduğunda Serhat da bilerek kadın duysun diye hafiften sesini yükseltti. "Hatta pizzayı getiren kuryecinin de yaptığınız eyleme katılmasını iste, çoklu bir ilişkinin daha fazla zevk vereceğinden bahset. Bu duydukları hoşuna gider herhalde."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kadın resmen donmuştu. "Ben bu kıyafeti kabinde deneyebilir miyim?" diye sordu Dilek.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kadın neye cevap verdiğini bile bilmiyormuş gibi tuhaf bir ifadeyle başını salladı. Dükkân zaten küçük bir yer olduğu için sadece bir tane kabin vardı. Dilek içeri girdiğinde Serhat da kabinin önünde, ayakta beklemeye başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu yaşlı kadın, bu küçük dükkânında böyle günahlara da şahit olacak mıydı ey Rabbim!" diye söyleniyordu kadın ve Serhat da gülümsedi. İşte insanlar diye düşündü. Olayın ön yüzünü gördükten sonra iç yüzünü öğrenmeden yorum yapmaya başlayan insanlar... ama Serhat da zaten kadının bunu düşünmesini istemişti. O sırada kadın da söylenmeye devam ediyordu: "Gençlik nasıl da günahlara bulanmış öyle? Kadın da hiç itiraz etmedi. Namus diye bir şey de kalmamış ki... yazık... çok yazık..."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, sırıtışını kadın görmesin diye eliyle gizledi ve o sırada da Dilek kabinden çıktı. Kıyafet Dilek'in dizlerinin de üstündeydi ve eteğin kesiminde önü fazla kısa, arkasına doğru hafif uzundu. Omuzları açıktı ve bel kısmı kemerli olduğu için de beli incecik göstermişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek de kabinin kapağındaki aynadan kendisine baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Her şey tamam da," dedi Serhat ve bakışlarını yere indirip gülümsedi. "O spor ayakkabılar olmamış."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Buradaki kadının topuklu ayakkabı sattığını sanmıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Seni götüreceğim yerdeki kadınlardan istersin ya da Eliz'e söylerim ve sana bir tane verir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek, üstünden çıkarttığı kıyafetleri poşete koymuştu ve poşeti de Serhat'a verdi. "Eliz de kim?" O sırada da aynaya iyice yaklaşmıştı ve çantasından çıkarttığı rujunu sürmeye başlamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yakın bir tanıdığım, kendisi çok iyi biridir ve Savaş'ın yanında." Serhat, Dilek'e doğru eğildi ve rujunun rengine baktı. "Pembe yerine kırmızı ya da koyu tonları daha iyi olmaz mıydı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yanımda yok," dedi Dilek ve Serhat da aynadan göz ucuyla arkalarındaki kadının eğilip de kendilerini izlemeye çalıştığını gördü ama çaktırmadı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dükkânımda hazırlandıkları şeyi görüyor musun Rabbim? Bir de kına gecesi diye beni kandırmaya çalışıyorlar. Vah vah..."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek göz makyajını da tamamladığında Serhat'a doğru döndü. "İşim bitti," dediğinde Serhat da koyu göz makyajına üstün körü bakmıştı. "Zaten yanımda da bu kadarı vardı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek önden ilerlediğinde Serhat da arkasından ilerledi. Dükkândan çıkmadan önce "Kolay gelsin," dedi Serhat arkasını dönerek ve kadın da hafif tırsmayla başını salladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Beraber arabaya bindiler ve Serhat, Savaş'ın babasının, yani Haydar'ın kaldığı malikaneye doğru sürdü. O sırada Dilek de telefonunun ekranını ayna olarak kullanıyordu ve açık pembe rujunun taşan kısımlarını siliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gideceğimiz yer Oğlananası'nda değil. Benim evime gidilen yolda, Torbalı yolunda ve on beş dakikaya orada oluruz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek biraz yolu izledi ama sıkıldığında "Serhat," dedi birden. "Seni bir kadınla gördüğümü hatırlamıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mimik olarak pek bir şey belli etmedi Serhat ve arabayı sürüşteki hızı bile aynı kaldı. "Sanırım uzun bir ilişkinin yıpratıcılığından çekiniyorum. Yakın çevremde ikili ilişkilerin iyi örnekleri pek yok." Kuracağı son cümlesinde hem dürüstçe konuştu hem de yalan söyledi. "Galiba bu yüzden kendimi geri tutuyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nasıl yani?" dedi Dilek şaşırarak ve upuzun saçlarını da sıkı ve düzgün bir topuz yaptı, yüzünü gerdi. "Biraz açık olmalısın, şu ana kadar kaç kişiyle konuştun mesela?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu konuda konuşmayı hiç sevmezdi. "Yani," Serhat, sol eliyle direksiyonu tutmaya devam ederken iyice koltuğuna yaslandı ve sağ elini de bacağının üzerine koydu, düşündü ve saklayacak bir şeyi olmadığını fark etti. "Aslında birine âşık olmuştum, kalpten bir yakınlık hissetmiştim ve bu his yüzünden hayatıma sonradan girenleri kalpten sevemediğime bağladım hep," dedi Serhat çekincesizce. "Takıntılı biri değilim, sadece aklımın bir köşesinde hep bir yer etti. Ve istesem şu anda onun nerede olduğunu bulabilirim ama yapmıyorum çünkü kafamda yaşıyorum, düşünüyorum ve onun şu anda nerede, ne yapıyor olabileceğini hayal etmeye çalışıyorum. Belki onunla karşılaşırsam büyüsü bozulur ve eskisi gibi hiçbir şey hissetmem. Kafamda büyüttüğüm kadarını görememekten korktum sanırım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çok tuhafsın," dedi Dilek sadece. "Onunla nasıl tanıştın peki?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tanışmadım." Yolu izlerken gözleri kısıldı. "Bir keresinde kendisi yanımıza gelmişti ve ikimiz de daha çocuktuk. Gerçekten de diğer çocuklara göre ayrı bir bakışı vardı. Çocuk parkında toprakla oynamaktan üstü başı kirlenmişti, eski ama şirin bir elbisesi vardı hatta. Ben de o zamanlar çocuk parkında değildim, oraya yakın ormanlık bir alandaydık, o da ormanda kaybolmuştu ve yanımıza gelmişti."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O ormanda ne yapıyordunuz ve çoğul ekine bakılırsa da cidden kimlerle neler yapıyordunuz, Serhat?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, başını sol omzuna doğru eğdiğinde "Kötü alışkanlıklar işte," diye konuştu ve yüzünü buruşturdu, bir kez daha hatırladı ama pişmanlık duymadığı gibi geri dönse o anıları tekrardan yaşardı. "Ondan oyuncak bebeğini zorla almıştım çünkü bir daha denk gelemeyeceğimizi düşünmüştüm ve bende ondan bir parça olsun istemiştim. Ağlamıştı ve benden nefret etmişti yüksek ihtimalle. Sonra şaşılası bir biçimde yeniden karşılaştık ama bu sefer biraz daha büyümüştük ve ben görevdeydim. Ben onu tanıdım ama o beni tanımadı." Çenesini öne çıkarttı ve dişlerini hafif gıcırdattı. "Çok da iç açıcı davranmamışım, sanırım bu aşk değil."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sohbet Dilek'i sardığı gibi Serhat'ı da eskilere götürmüştü ve bu uzun yol çekilebilir bir hâle geliyordu üstelik de birkaç yıl sonra bu ortam gülümsenerek hatırlanacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek, koltuğa daha rahat yaslandı ve yolu izlemeye devam etti. "Sen kötü biri değilsin Serhat ama hamlelerini çok açık oynuyorsun, bu da bir yerden sonra insanı rahatsız ediyor. Küçüklük izlenimlerine dönersen eğer seninle anlaşabilecek biri miydi sence o kız?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
“Bunu övgü olarak kabul ediyorum.” Gülümsedi. "Zihnini bilemem ama o kalabalık çocuk parkında yaptığım beş dakikalık gözlem bana çok şey anlatmıştı aslında. Masumluğu ve neşesi vardı ama şu an değiştiğine adım gibi eminim. Ailesini ve çevresini gözlemleme fırsatım olmuştu çünkü."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek iyice meraklanmıştı. "Görünüşünü hatırlıyor musun peki? Ya da adını."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
“Adını hatırlamıyorum ama M harfiyle başlıyordu, bebeğinin işlemesinde de M harfi vardı hatta.” Serhat, gözlerini birkaç kez kırpıştırdı ve sol dirseğini de cama yasladı, parmaklarını belli belirsiz kımıldattı. "Ayırt edilebilir bir görüntüsü vardı." Cama yaslanmış olan sol dirseğini biraz daha yasladı ve aynı kolunun parmaklarını da şakağına koydu, başına destek oldu. "Kriteri olmayan birinin bütün kriterleri o olurdu."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Vay be," diye mırıldandı Dilek ve dudaklarını birbirine bastırıp dalgın gözlerle başını salladı. "İnsanların ne anıları var..."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat susarak konuyu kapattığını belli etti. Aslında o kızı bulmaya çalışmamasının sebebi çoğu zaman uğraşmadığımız zamanlarda işlerimizin rast gitmesiydi. Bulmak için çabalasaydı ve bulsaydı, belki de sonuç olumlu ilerlemezdi ve aslında kafasında kurduğu kadar da önemli bir şey olmadığını düşünebilirdi. Bazen geçmiş, geleceğe taşınırdı ve Serhat da uğraşmadığı için bu işi kaderin yapacağından emindi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Son bir soru," dedi Dilek ve arabadan indiler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ama sen de çok soru soruyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yine de sohbetimizin hoşuna gitmediğini inkâr edemezsin." Dilek, üstünü başını toparladı ve görevine kendisini hazır hissetmek adına derin bir nefes aldı. "O kızdan yanına kalan bir parça var mı? Hislerini değil, madde olarak... bir eşya var mı? Oyuncak bebek dışında."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat yeniden saatini kontrol etti ve kararmaya başlayan havaya baktı. "Var," dedi sadece. Haydar'ın o tanıdık malikanesine yaklaşmışlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir keresinde, Serhat ve Haydar terastaydılar ve konuşuyorlardı. Saat ise gecenin üçüydü. Serhat, Haydar'ın kırışmış suratına bakarken "Korumaların evin dışında değil bahçenin içinde konumlansınlar," demişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neden?" diye sormuştu Haydar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Aynı içki masasında oturup sohbet ettikleri o akşam Serhat, kafasında Haydar'ı bitirme planları kuruyordu. "Daha az dikkat çekersiniz," demişti ve Haydar'ın kehribar gözlerini incelemişti. "Korumalar gözden uzak olursa, gelen geçen burada sadece yaşlı ve zengin bir çiftin oturduğunu düşünür."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Haydar, iyice sarhoş olmuştu ve yığılıp kalması an meselesiydi. "Bazen seni, oğlum Savaş'tan daha üstün görüyorum," demişti sarhoşluğun verdiği etkiyle ve sandalyesine yığılmıştı. “Oğlum gelişimimi sürdürüyor sen ise beni geliştirmeye çalışıyorsun.”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O an, Haydar kendinden geçtiği an, Serhat gerçek yüz ifadesine dönmüştü ve bu ifade tiksintiyle dolu bir nefretti. Ayağa kalkmıştı, ona yaklaşmıştı ve Haydar'ın hatırlamayacağına adı gibi emin olduğu için konuşmuştu: "Görünüşüne, davranışına ve sıcakkanlılığına güvendiğiniz bu adamın üzerinize dolu gibi düşmesine öyle alışacaksınız ki, üşümekten de beter olacaksınız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O günden beri korumalar hep bahçenin içinde dururdu, zaten evin etrafını büyük duvarlar örttüğü için dışarıdan geçen biri bahçeyi göremiyordu bile.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dilek," dedi Serhat. "Savaş planımı bilmiyor ve onu korkutmak istiyorum. Gerçekmiş gibi davranalım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam," dedi Dilek ve nefes aldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hazır mısın?" diye sordu Serhat gözlerini kısarken ve eve yaklaştıklarını gördü, birkaç adım sonra ise kameraların bakış açısında olacaklardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bulundukları yerde tek ev vardı ve o da Haydar'ın malikanesiydi. Haydar'ın malikanesi bulundukları yolun hemen sağ tarafında kalıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hazırım," dedi Dilek dinçlikle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birden Dilek'in kolunu tuttu ve çekiştirmeye başladı. "Buraya gel! Kaçamazsın!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bırak beni!" diye haykırdı Dilek. "İstemiyorum!" Çırpınmaya ve kurtulmaya çalıştı. "İmdat!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat çekiştirmeye devam etti ve bulundukları yolu Dilek'in bağrışmaları doldurdu. "Kes sesini dedim sana, kes!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır!" diye bağırdı Dilek ve yürümemeye çalıştı, düşecek gibi oldu ve bağırmaktan yüzü de kızardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapıya yaklaşmışlardı ve korumalar da Serhat'ı tanıdığı için doğrudan kapıyı açtılar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, zorla Dilek'i içeri soktu ve çekiştirmeye de devam etti. "Direnemezsin artık, bitti!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır," diye haykırdı Dilek ve kendisine beğeni ile bakan bir koruma gördüğünde boştaki eliyle yüzünü kapattı, diğer kolundan ise Serhat çekiştiriyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Buraya yeni geldiği belli olan bir başka koruma ise Serhat'a gururla baktı ve Serhat ise çatık kaşlarla Dilek'i ilerletmeye devam etti. Dışından oldukça öfkeli ve kontrolünü kaybetmiş durmasına karşın içi tamamen plan odaklıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bahçeden girdiler ama Serhat, korumaların görmemesi için evin arkasına ilerledi. Buraya defalarca kez gelmişti ve her şey ezberindeydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat kapıya gürültüyle vurdu ve Dilek de tek kolunu kurtarmaya çalışmak için kendisini sürekli geri ittirmeye devam etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapı açıldığı an Serhat, Dilek'i kapıdan içeri attı ve "Al şunu," diye öfkeyle soludu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapıyı açan Savaş bir an neye uğradığını anlayamadı, içeriye, yere düşen kadına baktı ve kehribar gözlerini şaşkınlık içinde açıp Serhat'a döndü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hassiktir," diye inledi Savaş endişe içinde ve ileri bir adım attı, evden dışarı çıktı. "Ne yapıyorsun lan sen?" Sonra Serhat'ın kendisine attığı mesajı hatırladığında Serhat'ın yakasına yapıştı ve "Yapmak istediğin kötülük bu muydu senin?" diye sordu, sonra dudaklarını birbirine bastırdı ve endişe içinde Serhat'tan ayrılıp evin içini, babasının gelip gelmediğini kontrol etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne yaptığımın gayet de farkındayım," dedi Serhat ciddi ve öfkeli bir sesle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş yeniden kendilerine döndü ve yerdeki kadına elini uzattı. "Babam gelmeden götürüyorsun onu," dedi ve kadının, elini tutmak yerine korkup geriye çekildiğini gördüğünde "Lânet olsun, babam görürse bırakmaz," diye konuştu. Hem babası duymasın diye alçak bir sesle konuşmaya çalışıyordu ama sinirli olduğu için de bunu tam olarak beceremiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, kadının elini tutmadığını fark etti ve yeniden Serhat'ın önüne geçip Serhat'ı omuzlarından itekledi. "Seni aptal!" diye bastırılmış bir biçimde bağırdı. "Evde zaten bir sürü kadın var ve ben artık hangi birini koruyacağımı şaşırdım, aklımı kaçıracağım ve sen buraya bir kadın mı getiriyorsun?" Yeniden Serhat'ı itekledi. "Götür onu buradan yoksa sikerim seni!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Savaş'ın sinirlendiği zaman kehribar gözlerinin kırmızıya daha fazla çalmasını alışkanlıkla izledi, uçuk bir biçimde gülümsedi ve yerdeki Dilek'e baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek ise aldığı mesaj ile özüne döndü, ayağa kalktı ve Savaş'ın arkasına geçti, parmağının ucuyla Savaş'ı dürttü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'a öfke ile bakan Savaş arkasını döndü, kendisine gülümseyen Dilek'e baktı ve bekledi, sonra yine Serhat'a döndü ve Serhat'ın çarpık gülümsemesini de izledikten sonra eliyle alnına vurdu ve derin bir nefes verdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kollarını göğsünde bağladı Serhat ve "Baban nerede ve niye gelmedi?" diye sordu, aynı zamanda da Savaş'ın kömür karası gür saçlarını ve esmer tenini inceliyordu. Savaş'ın üzerinde aynı Serhat'ta da olduğu gibi siyah bir tişört vardı ve altına siyah bir şort da giymişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Banyo yapıyor Allah'ın cezası," dedi Savaş ve Serhat'a öfke ile bakarken aynı zamanda da yeniden nefesini verdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tüh," dedi Serhat yapaylıkla ve ciddiyetle, daha sonra ise Savaş'ın gözlerine doğrudan, dik dik baktı. "Baban bizi duysaydı ve yaptıklarımı da görseydi herhalde beni överdi ve benimle gurur duyardı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş elini alnına koydu ve Serhat'a aynı şekilde baktı, başını hafif öne eğerek baktığı için de alnı çekicilikle kırışmıştı. "Hâlâ komik değil ve babam gelmeden götür şunu buradan."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şu," dedi Dilek ve kollarını da göğsünde bağladı. "Şu şahsın ismi Dilek."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dilek," dedi Savaş ve Dilek'e bakmak için de başını yan çevirdi. "Gitmek için hâlâ neyi bekliyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek gözlerini devirdi ve kapıdan içeri girdi, Savaş ise kapıdan içeri giren kadına tuhaf tuhaf baktı ve onu geri dışarı çıkartmak için tam içeri girecekken Serhat, Savaş'ı kolundan yakaladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Savaş'ı biraz daha kendisine çekti ve "Gerçekten de ben böyle bir adam mıyım?" diye sorduğunda Savaş'ın kolunu bıraktı. "Öyle bir inandın ki sanki her gün buraya kadın getiriyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Amacın ne senin?" dedi Savaş ve öfkesi hâlâ geçmemişti çünkü bu sinirlilik yapısında vardı ve bir kere şahlanınca da dinmesi zaman alıyordu. "Babamın gözüne girmeye mi çalışıyorsun? Ya babam banyoda olmasaydı ve kendisi, bizzat kendisi kapıyı açsaydı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Küçüklüğümden beri buraya her zaman uğruyorum ve babanın kapıyı açtığına da bir kez bile şahit olmadım." Serhat, kendisinden sadece bir santim kısa olan Savaş'ın omuzlarına tutundu ve Savaş'ın gözlerinin içine dikkatle baktı. "Beni iyi dinle." İlk önce hangisinden başlayacağını kestiremedi ama şu anki olaydan konuya giriş yapmayı daha mantıksal buldu. "Seni bilerek korkuttum çünkü biliyorsun, babanı da yakalatacağımı biliyorsun ve istesen de istemesen de bu işin içinde sen de varsın. Ölçmeye çalıştım, sadece senin içini ölçmeye çalıştım ve onu götür buradan dediğin an kazandın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, kendisine aralıksız bakan Serhat'tan gözlerini ayırdı ve onun omzundaki kollarını itekledi. "Ne saçmalıyorsun sen?" Serhat hep böyle dik dik bakardı ve Savaş yeniden Serhat'a döndü. "Sana, daha bizden kaç kere uzak durman gerektiğini söylemem gerekiyor? Düş yakamızdan, bırak peşimizi artık."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben bıraksam da ekibim bırakmaz ve kabul et artık, baban kötü biri ve sen de bu bok yolundasın." Serhat, başını omzuna doğru eğdi ve dilini de damağına vurdu. "Hem daha ne kadar dayanabilirsin ki? Evinizde bir sürü güzel kadın var ve sen hâlâ direnmeye mi çalışıyorsun gerçekten?" Kafasını iki yana salladı. "Sen aklını kaçırmışsın, tam bir delisin. Tüm bunları babanın gözünden düşmemek için yapıyorsun? İnan bana bu kötülüklere katlanmaya, tüm bu pis şeylere şahit olmaya değmez."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Asıl sen tam bir kaçıksın," dedi Savaş ve Serhat'a öfke ile baktı. "Babamın kuyusunu kazacaksın ama hâlâ ona yaranmaya çalışıyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sıktın, Savaş," dedi Serhat ve nefesini verdi. "Benim kimseye yaranmama gerek yok." Ayakları ucunda yükseldi ve Savaş'ın gerisine baktı. Dilek kapının pervazına kendisini yaslamıştı ve uzaktan bekliyordu. Serhat, Haydar'ın gelmediğine kanaat getirdiğinde yeniden Savaş'a döndü. "Şimdi iş konuşalım. Bugün işini bitirmem gereken bir adam var ve o adam da senin babanı tanıyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Siktir işte, yine bizi konuya getirdi-" diyordu ki; Serhat, Savaş'ın sözünü kesti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sana o adamın telefon numarasını vereceğim ve o adamı arayacaksın, Haydar'ın oğlu olduğunu söyleyeceksin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ver numarasını ve siktir git," dedi Savaş tahammülsüz bir halde ve elini uzattı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Savaş'ın eline baktı ve "Telefonunu çıkar," dedi. "Ezberimden söyleyeceğim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş bakışlarını eline indirdi, sonra o elini cebine attı ve yere de tuhaf tuhaf baktı. "O saçma adamın numarasını ne ara ezberlediğini hiç sormayacağım." Telefonunu çıkarttı ve Serhat'ın söylediği numarayı yazdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben gittikten sonra o adamı ara ve istemezse, gerekirse zorla kadın yolla. Adam bazen yollayacağınız kadının boyu şu olsun, saç rengi bu olsun gibi pezevenkçe laflar ediyormuş. Ne söylerse söylesin oraya Dilek'i yollayacaksın. Senden istediğim tek şey bu."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş tam yeşil butona basacaktı ki "Ben gittikten sonra ara," dedi Serhat ve asıl konuşmak istediği konuya sıra geldiği için Savaş'a doğru bir adım attı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın birden ciddileştiğini fark eden Savaş ise telefondan gözlerini çekip Serhat'a döndü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ağır ağır yutkunduğunda "Doğru olanı yaptığıma emin olmama rağmen kalp kırdığımı düşünüyorum ve sanırım pişmanım," dedi Serhat ve rol yaptı. "Sen pişman olduğun zamanlarda ne yaparsın? Şu anda böyle bir tavsiyeye ihtiyacım var."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş çok çok zeki bir adam değildi ama aptal da değildi. "Sen zaten yeterince zeki değil misin, Serhat?" diye sordu Savaş ve gözlerini kıstı. "Birden neyin tavsiyesini istiyorsun benden?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Savaş'ın kehribar gözlerine anlayışla bakmayı sürdürdü ve bir kez daha yutkundu. "Şaka yapmıyorum," dedi Serhat ve Savaş'a merakla baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş inanmış gibiydi. "Pek bir şey yapmaya vaktim olmadığı için günlük rutinlerimi devam ettiriyorum sadece."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Devam ettiriyorum," diye tekrarladı Serhat, Savaş'ı. "Şimdiki zaman ekine bakılırsa eğer hâlâ pişmansın, öyle mi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, bakışlarını başka bir yöne çekti. "Yaptığın hatayı düzeltmedikçe pişman olmaya devam etmen gerekir yoksa ya yaptığın hata değildir ya da işlediğin günah seni yumuşatmamıştır ve pişman olmanı da sağlayamamıştır."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, bu sefer rol yapmadan, içtenlikle Savaş'ın omzuna dokundu. "Geçmişe dönebilseydin bu yaptığını değiştirir miydin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş bunu ciddi anlamda düşündü ve daldı, kaşlarını çattı ve Serhat ile göz göze geldiler. "Babam istediği için değiştirmezdim ama şu anki aklım olsaydı eğer, başka bir yol izlerdim, mesela babamı kandırırdım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, bunu söylerken arkasına bakıp babasının arkasında olup olmadığını kontrol etmemişti çünkü ne olursa olsun Serhat'a güveniyordu ve Serhat da Savaş'ın arkasını görebiliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Biliyor musun, Savaş?" dedi Serhat ve Savaş'tan gözlerini ayırmadan elini çekti ve bir adım geri gitti. "Ben geçmişte yaptığım hiçbir şeyi değiştirmem ve bence sen de değiştirmek isteme çünkü düşün, hayatına müdahale ettiğin o kız bir gün karşına çıkabilir ve hiç ummadığın bir biçimde iki yakın dost olursunuz. Ben geçmişimin tüyünü bile değiştirmem çünkü o ufacık tüy bile benim şu anki hâlime, şu anda senin karşında oluşuma bile müdahale edebilir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş arkadaşlık kısmına takılmıştı ve imkânsızlık içinde nefesini verip şaka yapma dercesine Serhat'a sırıttı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ciddiyim," dedi Serhat ve gülümsedi. Bu gülümsemesi Savaş'a karşı içtenlik içermesinin yanı sıra konuşmanın istediği yönde ilerlemesi üzerine de bir sevinçti. "Karşına şu anda çıksa onu tanımaz mısın ki mesela?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İşte istediği soruyu sorabilmişti, üstelik konuyu öyle yerlere getirerek sormuştu ki, Savaş bu sorunun asıl amacını anlayamazdı bile.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Onu görsem," diye mırıldandı Savaş düşünceyle ve kaşlarını çattı. "Hatırlamam muhtemelen çünkü sadece uzaktan izlemiştim." Gözlerini kıstı, yüzünü pişmanlıkla buruşturdu ve o sırada da o anı hatırlamak istermiş gibiydi. "Ama yemin ederim ki devam etmelerine izin vermedim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, kanıtlarına kanıt katmak istiyordu. "Ama Savaş," dedi Serhat içten bir sesle. "Yapabilirdin, okulunu ziyaret ederdin ve özür dilerdin ya da ne bileyim, aslında senin bir suçun olmadığını anlatırdın ona." Şimdi de sormak istediği soruya giriş yaptı: "Yoksa okulunu mu bilmiyordun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır, fırsatım olmadı çünkü Çanakkale'den dönmek zorundaydım." Savaş ellerini şakağına bastırdı ve "Yeter artık," dedi. "Konuştukça başım ağrıyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İstediği tüm cevaplara arkadaşının aklıyla oynayarak erişen Serhat "O zaman görüşürüz," dedi ve geri geri yürürken en arkadaki Dilek'e seslendi. "Pizzacıyı arayacaksınız, sakın unutma!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş'ın suratı, pizzacı ne alaka diye merak içinde haykırdığında Serhat sırtını onlara döndü ve yürümeye başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Evin önüne geldiğinde ellerini yeşil montunun ceplerine sokmuştu. "Yemin ederim Dünya'nın Güneş’in etrafında döndüğünü kendime bin kez kanıtlamışım gibi hissediyorum." Savaş ile konuştukları esnada arabasının arka koltuğunda duran o kişinin, Hira'nın kâğıdının alev alev yandığını bile düşünmüştü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Serhat," diyen naif bir kız sesi duydu Serhat ve adımlarını durdurdu, gerisine baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eliz bir yandan çantasını takmaya çalışırken bir yandan da kendisine doğru hızlı adımlarla geliyordu. Eliz, incecik bacaklarını saran siyah bir tayt giymişti ve üstüne de yünlü, beyaz bir kazak geçirmişti. O bol kazağın içinde zayıf bedeni kaybolmuş gibiydi ve beyaz, yünlü kazağı kalçalarının altına geliyordu. Kısa taytı ise dizlerinin altındaydı. Ayaklarına beyaz spor ayakkabı geçiren Eliz, uzaktan siyah ama yakından koyu kızıl olan açık saçlarını omzunun gerisinden attı. Eliz'in saçları aslında çok tuhaftı. Seyrekti ama yanık olduğu için de kabarık duruyordu. Serhat, isimlerini bile bilmediği makyaj boyalarını Eliz'in yüzünde gördü ve bu hazırlığın bir yere gitmek için yapıldığını anladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eliz kendisine yaklaştı, düzgün dişlerini göstererek Serhat'a gülümsedi ve tam olarak önünde durduğunda ise Serhat'a sımsıkı sarıldı. Serhat da gülümsedi ve sakallı çenesini Eliz'in başına yasladıktan sonra aynı şekilde Eliz'i sardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Savaş'a uğramıştım ve seni Savaş'ın yanında göremeyince de evde yoksun sanmıştım." Serhat, Eliz'den ayrıldı ve Eliz'in elini tuttu, aynı şekilde Eliz de Serhat'ın elini sıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ah, hayır," dedi Eliz kibarlıkla ve başını iki yana salladı. "Aslında seni camdan görmüştüm ve seni gördüğüm gibi de alelacele hazırlandım." Eliz, dudağını dişledi. "Lütfen, Serhat, çıkart beni bu cehennem yerinden."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Eliz'in uzun tırnaklarının eline battığını hissetti ve yürümeye başladığında Eliz, Serhat'ın elini bıraktı ve Serhat'ın yanından yürüdü. "Beni buradan çıkart da ne demek?" diye sordu Serhat ve kaşlarını çattı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sanırım Savaş," dedi Eliz o sakin havasıyla ve sanki karnı ağrıyormuş gibi kollarını da karnına doladı. "Korumalarla konuşmuş ve korumalar da buradan çıkmama izin vermiyorlar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat adımlarını birden durdurdu ve Savaş'ın yanına gitmek için geri döneceği esnada Eliz, Serhat'ın elini tuttu ve "Hayır hayır," dedi. "Benim yüzümden kavga etmeyin." Kibarlıkla Serhat'ı kendisine doğru döndürdü ve "Sadece beni buradan çıkartmanı istiyorum," dediğinde yeniden yürümeye başladılar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, kesinlikle sinirlenmemişti ve Savaş ile konuşmaya gidecekti ama bunu başka bir zamana erteledi. "Abimin, yani Serdar'ın acilen Savaş'a özel bir ders ayarlaması lâzım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eliz, ince bir biçimde gülümsedi. "Serdar gerçekten beyaz inci gibi ve onun gibi bir karakter de zor bulunur."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapıya yaklaştıklarında bir korumanın kendisine baktığını gören Eliz dudaklarını birbirine kenetledi ve bakışlarını da yere eğdiğinde Serhat'ın koluna sarıldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O benimle," dedi Serhat korumaya ciddiyetle ve kaşlarını da çattığı için koruma tereddütte kalsa bile açık kapının önünden hafif kenara çekildi. “Savaş’a selamımı iletirsin.”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bazı korumaların Serhat ile düzgün bir geçmişleri yoktu, ona kin tutanlar da vardı Haydar’dan ötürü kendisini seven de bulunuyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çok teşekkür ederim," dedi Eliz minnetle ellerini önünde kavuştururken ve Serhat'tan ayrıldı. Yüzünde, belli etmemeye çalışsa da hüzünlü bir gülümseme vardı. "Tam olarak olmasa da kısa bir süreliğine özgürüm."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Niye teşekkür ediyorsun ki?" diye sordu Serhat ve Eliz'in hislerine karşılık ona nasıl bakacağına karar veremedi, başını omzuna doğru eğdi ve gözlerini kıstı. "O geri kafalı yobaz Savaş'ın seni buraya kilitlemediği kaldı sadece. Bir gün Savaş elimde kalacak ama duygularım şu anlık doğru bildiğim şiddet yollarında ilerlememe engel oluyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eliz, düzgün dişlerini göstererek geniş geniş gülümsedi ve Serhat'a içtenlikle yaklaştı. "Ona kızma," dedi ve bu ses tonu ortamı yumuşatmaktan çok sevecenlik ve yanlış anlaşılmayı düzeltme içeriyordu. "Savaş'ın aklında ne var, bilmiyorum ama bir şeyler düşündüğüne de eminim. Sebepsiz yere bir kısıtlama yapmadığına gerçekten eminim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen çok iyi niyetlisin," dedi Serhat ve gülümsedi. "Neyse, nereye gideceğini sormam hakkım değil ama başını derde sokmamaya çalış." Eliz'in hiç kimseyle bir tartışmaya girdiğini görmemişti Serhat ve boş nasihatler vermenin de saçma olduğunu düşündü. "Sana güveniyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Malikanenin önündelerdi, her ne kadar korumalar ile aralarında duvar da olsa korumaların sinsi adamlar, onları dinliyor olabilirdi. Eliz, Serhat'a yaklaştı ve yan yana yürümeye başladılar. Serhat'ın arabasının olduğu yöne doğru ilerliyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dışarıda biraz işim var," dedi Eliz ve başını iki yana salladığında kopkoyu kızıl saçları savruldu, hafif dağıldı ve önünü kapattı. Sonra ise konuşup konuşmamak arasında tereddütte kaldı ama koyu kahve gözleri yere indiğinde sessizliği tercih etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat yan gözle Eliz'in mimiklerini görmüştü. "Bir şey mi söyleyecektin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eliz yüzünü sabit tutmaya çalışıyordu ama bir şeyleri gizlediğini de tam olarak saklayamamıştı. Başını kaldırdı, Serhat'a baktı, ondan sonra ise nefesini verdi ve bu sefer de tam olarak Serhat'ın yeşil gözlerinin içine baktı. "Gerçekten, hatırlamadın mı?" Yanlış bir şey söylemiş gibi önüne döndü. "Aslında bu yıl, ilk kez Şevval de kutlamadı ama önemli değil, bunu umursamıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, adımlarını duraksatmadı, bedeni hareketini hiç değiştirmedi ve bakışları da hâlâ yandan Eliz'i izlemeye devam etti ama zihni bir anda fırtına gibi olmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bugün 9 Ekim'di ve Eliz'in doğum günüydü. Eliz'in doğum gününü hatırlamadığı için kendisine kızmadı ve unuttuğunu da henüz itiraf etmemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Eliz," diye mırıldandı Serhat ve Eliz'i unuttuğuna da içten içe burkuldu. "Sürprizi bozdun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eliz duraksadı ve şaşırdığında yürümeyi kesip bedenini Serhat'a döndü. "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye sordu hevesle. "Sabahın erken saatleri kutlanmasına o kadar alışıktım ki daha günün bitmediğinin bile yeni farkına varıyorum." Durdu ve bakışlarını başka yöne çevirdi. "Sürpriziniz ne ki? Şevval'e ve Savaş'a, bana sürpriz yaptığınızı bildiğimi belli etmeyeceğime yemin ederim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat cevap vermeden önce düşündü. Demek ki Savaş da Eliz'in doğum gününü kutlamamıştı ve Eliz, olmayan sürprizin içinde Savaş'ı da zannediyordu. "Savaş'ın bizimle bir alakası yok," dedi Serhat düz bir sesle ve yeniden yürümeye başladılar. Serhat, olmayan bir sürprizin planlamasını yapacaktı ama Savaş'ı buna dâhil etmek istemiyordu. Öte yandan Şevval de ayrıyeten bir sürpriz yapıyor olmalıydı ve her an Eliz'i arayıp kendi sürprizini söyleyebilirdi sonrasında Eliz; Serhat'ın yalan söylediğini anlardı. "Sadece ben ve Şevval varız," dedi ve Şevval konusunda da risk aldı. Eliz'in yanından ayrıldığı an, çok geç olmadan Şevval'e bir mesaj atmaya karar verdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın arabasının önüne gelmişlerdi ve Serhat da başıyla arabayı gösterdi. "Gitmek istediğin yere seni bırakmamı ister misin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eliz, kaşlarını havaya kaldırdı ve başını da iki yana salladığında anlayışla gülümsedi. "Sorduğun için teşekkür ederim ama gideceğim yer zaten buraya yakın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat da karşılık olarak "Sen bilirsin," dediğinde arabasının kapısını açtı ve binmeden önce de Eliz geldi, Serhat'a veda etmek için sarıldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yarın akşam bana gel," dedi Serhat ve çenesini Eliz'in kafasına yasladı, aynı şekilde sarıldığı için de Eliz'in beyaz, yünlü kazağının yumuşak dokusunu bütünüyle hissetti. "Sen, ben ve Şevval kafidir. Savaş'a da bahsetme ve bana gelirken de ondan izin alma cüretinde bulunma. Sakın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yarın akşam..." diye mırıldandı Eliz düşünceyle ve yanağını da Serhat'ın sert gövdesine yasladı. "Gece vakti dışarıya çıkmam biraz zor olur ama gelmeye çalışacağım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birbirlerinden ayrıldılar ve Serhat da arabasına binip motoru çalıştırdı. Eliz ise yürümeye başlamıştı bile. Serhat arabasını sürdü ve camını da açıp ormanlık yolda tek başına yürüyen Eliz'e seslendi: "Dikkat et bak, sonra karşına ayı falan çıkar!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eliz, elini ağzına götürüp güldü ve tam yanında ilerleyen ve kendisine bakan Serhat'a bakışlarını çevirdi. "İzmir'in en ücra yerinde ayının ne işi var? Burası Narlıdere'nin tepeleri değil!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, arabayla ilerlediği için Eliz arkada kalmıştı. Önce ilerisini kontrol etti ardından da camdan kafasını çıkartıp arkada kalmış olan Eliz'e seslendi: "İzmir'in en körpe yeri diye bulunduğumuz bölgeyi küçümsemeyeceksin. Zaten en çok da böyle körpe yerlerden korkmamız lâzım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat başını camdan çektiğinde gördüğü son şey Eliz'in gerçek gülümsemesi oldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Otoyola çıktığında arabanın motorunu ağlatacak şekilde gaza bastı Serhat ve mesaj atmak yerine Şevval'i aradı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Efendiiiim?" dedi telefondaki Şevval o enerjik ve güçlü sesiyle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neredesin?" Serhat gerçekten de çok hızlı olmaya çalışıyordu. Şevval ile konuşmalıydı, Oğlananası'na en kısa zamanda yetişmeliydi ve aklını da planlarına yoğunlaştırmalıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bildiğin gibi, sizin üniversitedeyim işte."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, kaşlarını kaldırdı ve yolun boş olmasından cesaretlenip vitesi beşe taktı. "Okuldan daha çıkmadın mı? Çıkış saatiniz çoktan geçmişti."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yok ya," dedi Şevval. "Kızlarla bahçede öylesine voleybol oynuyorduk. Zaten eve de geç dönerim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Şevval'in de unuttuğunu ve dolayısıyla da bir plan yapmadığını anladığında rahat bir nefes verdi. Durumları dolaylı yollardan anlatmak veya karşı tarafa doğrudan söylemek yerine imalı sorularla kendi kendilerinin durumu sezmelerini sağlamak daha çok hoşuna giderdi Serhat'ın.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bugünün tarihinin ne olduğunu biliyor musun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Şevval'in kulağına yasladığı telefonu indirip ekrandan tarihe baktığını düşündü. "Bugün 9 Ekim 2018," dedi Şevval. "Niye sordun ki? Yanında telefonun var ve kendin bakabilirdin, bunun için mi aradın cidden?" Şevval, bir an duraksadı ve eliyle alnına vurduğunun sesi geldi sonra da şaşkınlıkla konuştu: "Of!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
“Of ya,” dedi Serhat ve Şevval'i dalgaya aldı. “Şimdi anladın mı neden aradığımı?”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Of Serhat," dedi Şevval ve telefonda bir hareketlilik oldu. Fermuar seslerine bakılırsa Şevval aceleyle hazırlanmaya başlamıştı. "Acilen bir hazırlık yapmamız lâzım. Kafamı toparlayamıyorum bir türlü, benim hatam."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat dudaklarını yaladı. "O hazırlığı yarına erteledim. Yarın sen, ben ve Eliz benim eve geçeceğiz. Bunu zaten Eliz'e de söyledim yani haberi var."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İyi bari," dedi Şevval ve nefesini verdi. "Gerçekten bir an nasıl yetiştireceğimizi düşündüm."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkisi de bu unutmanın sebebini düşünmediler ve konuşmadılar da. Hiçbiri eskisi gibi değildi ve zaman onları değiştirmişti. Artık birbirlerine duygusal açıdan yaklaşmıyorlardı ve eskisi gibi sıkıntılarını da anlatmıyorlardı. Savaş ve Anıl Serhat'a düşman gibi olmuştu. Serkan ise öncekinden daha da soyutlaştırmıştı kendisini ve Serdar da belli etmemeye çalışsa da artık inanılmaz bir umutsuzluk içerisindeydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben yine de okuldan çıkıyorum," dedi Şevval. "Sen kendi evinde bizi toplayacaksın ama ne yapacağına daha karar vermemişsindir. Ben hazırlık yaparım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sevinirim," dedi Serhat sadece.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Vay be," dedi Şevval ve sesinde bir özlem vardı. "Ne ara büyüdük biz? O cılız Eliz bile on dokuz yaşına girdi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aynen öyle," dedi Serhat ve dalgınlıkla başını salladı, zamana şaşırdı. "Neyse, işim var ve kapatmam lâzım, hazırlık konusuna gelince de tamamen sana güveniyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Telefonunu kapattı ve Oğlananası'na girdiğinde hızını azalttı. Birkaç dakika sonra ise arkadaşlarının kendisini beklediği yere gelmişti. Arabaların en sonuna arabasını park etti ve kendi silahını belinden çıkardı, torpidoyu açtı ve silahını mermi ile doldurdu. İlk işindeki adamın silahı ise hala arkasındaydı. Çok hızlı bir şekilde arabasından indiğinde kendi silahını yeniden pantolonuna sıkıştırdı ve yeşil şişme montunu da düzelttiğinde Arda'nın arabasında toplanmış arkadaşlarına ilerledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sonunda Serhat Efendimiz teşrif edebildiler," dedi Arda ve arabasının ön tarafındaki yolcu koltuğuna, sinema filmi izlermiş gibi yaslanmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda'nın arabasının tüm kapıları sonuna kadar açıktı. Serhat, arka kapının önünde durdu ve içeriye baktı. Ufuk ve Yusuf arka koltuğa dağılırcasına yerleşmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Geldim işte," dedi Serhat aceleyle ve ellerini de birbirine sürttü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tam seni arayacaktım ki arabanı görünce vazgeçtim," dedi Ufuk ve arabadan indi, tıpkı Serhat gibi açık kapının önünde bekledi. "Kulaklığını kapatmıştın ve bizi duyamıyordun. Dilek yola çıkmış bile."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu sözlere karşılık Serhat daha da hızlı düşünmeye çalıştı. Kulak içi kulaklığını hemen aktif hale getirdi. O sırada ise Dilek'in sesi geliyordu: "Demek Serhat ile küçüklüğünüzden beri arkadaşsınız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bunu sana daha önce de söylemiştim zaten," dedi Savaş aksi bir sesle. Savaş'ın yapısı buydu, öfkelendikten sonra sinirinin dinmesi için uzun bir zaman aralığı lazımdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dilek," dedi Ufuk kulaklığına ve ses gelmeyince yeniden seslendi: "Dilek?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Beyler sessizlik içinde dikkatle beklediler. Sonra Serhat, Yusuf'un yanına, arabaya oturdu. "Umarım ki ilk girişte elektronik cihazla Dilek'in üstünü aramaya kalkmazlar yoksa bok çukuruna basarız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yusuf tek parmağıyla kulaklığını tuttuğunda "Bizi duymadığına göre bir yere gizlemiş ama nereye gizlerse gizlesin zaten yakalanmaz mı?" diye endişeyle sordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yakalanır," dedi Arda ön koltuktan.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk da Yusuf'un diğer tarafına oturdu ve ellerini bacaklarının arasına koyup beklemeye başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Girişte kontrol yapacaklar ama ben içeri girmeyeceğim diye üstümü aramaya kalkmazlar, zaten adam da babamın arkadaşı olduğu için bana saygıları var."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş'ın sesini kulaklıktan duyduklarında Ufuk'un telefonuna bir mesaj geldi. Sonra ise Ufuk çatık kaşlarıyla ekrana baktı. "Dilek mesaj attı. Hemen hemen varmak üzereyiz diyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda, arkadaşlarına doğru, yani arka koltuğa doğru dönüp ön koltuğa çenesini yasladı. "Söyle ona telefonunu yanındaki adama versin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk mesaj yazdığı esnada Yusuf da Serhat'a döndü. "O adam, Savaş yani, senin arkadaşın, değil mi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet," dedi Serhat ve kafasını salladı. "Savaş benim arkadaşım, küçüklüğümden beri hem de."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Telefonumu arabanda bırakacağım," diyen Dilek'i duydular.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bırakabilirsin." Savaş'ın arabasından gelen motorun sesinin azalmasına bakılırsa arabayı yavaşlatmıştı, yani gelmişlerdi. "Gerekli önlemlerini aldın mı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bunu istihbaratçı eğitimi almış birine mi soruyorsun cidden?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ajansınız diye insan değil misiniz yani?!" dedi Savaş aynı aksilikle. "Hata yapmayan zaten insan değildir. Üstelik siz ajan falan da değilsiniz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat sağ dizini kendisine çekti ve eliyle de dudaklarını örttüğünde düşünüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Birincisi," dedi Arda, Serhat'a bakarken, daha doğrusu koltuğun üzerine ayakkabısını yaslamış olan Serhat'ın bacağını izliyordu. "Arabamı yeni yıkattığımı söylemiştim ama bugün bu arabanın içine sıçıldı. İkincisi ise senin bu Savaş denen arkadaşın niye böyle kaba sesli?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yapısı bu," dedi Serhat ve daldığı yerden de bakışlarını çekmemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bahçeye girdik," dedi Dilek. "Sizi duyamıyorum ama beni duyabiliyorsunuz. Birazdan içeri gireceğim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu kız kulaklığını nereye koydu da böyle rahat çıkıyor sesi?" dedi Ufuk ve kaşları endişeden çatılmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evin kapısına, yani dışarıdaki adamlara doğru yürüyoruz," dedi Dilek ve gerçekten de arabanın kapısının kapanma sesi geldi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bence kulaklığı Savaş'a vermiştir," dedi Yusuf düşünceyle. "Sonuçta Dilek'i Savaş'ın adamları değil, bizzat Savaş'ın kendisi bırakıyor. Hem Dilek'in kontrolü yapıldıktan sonra bir şekilde eline kulaklığı tutuşturacaktır."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sanmıyorum," dedi Serhat ve kanıt olarak da yabancı bir adamın sesini duydular: "Lütfen siz geride kalın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çok kırıcısın," dedi Savaş imalı bir sesle. "Beni de içeri davet etmiyor musunuz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bize verilen bilgiye göre içeri sadece bir kadın alacağız. Sizin ile ilgili bir bilgimiz olmadığı için sizi içeri alamayız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Başka yabancı bir adam "Kollarınızı da kaldırın," dedi ve bu komut Dilek'eydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek, önlemden geçmiş olmalıydı çünkü korumalardan aksi bir cevap gelmedi ve yürümeye başladıklarının sesini duyduklarına göre de kulaklık Dilek'in yanındaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nasıl geçti acaba?" dedi Arda düşünceyle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İlk olarak," dedi Serhat ve gülümsedi, aynı şekilde yine düşünmeye devam ediyordu. "Savaş Dilek'i bizzat kendisi bıraktı çünkü o, kaba biri olabilir ama çok korumacıdır da. Onun yanında kimseye bir zarar gelmez ve muhtemelen de adamlarına güvenmedi ve gönlü de rahat olsun diye bizzat kendisi Dilek'i bıraktı. İkincisi ise nasıl koydu ve nasıl geri yapıştırdı bilmiyorum ama kulaklık Dilek'in ayakkabısının tabanında olmalı. Dilek'in adım seslerini dinlerseniz eğer bir adımının diğer adımından daha fazla ses çıkarttığını anlarsınız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Akla uygun," dedi Ufuk, Serhat'ın düşüncesini hayranlıkla mantıklı bulurken ve Dilek de sorunsuz geçtiği için rahat bir soluk vermişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Vay canına," dedi Dilek gerçekten de şaşkın bir sesle ve hepsi de Dilek'in korumaları mecazen dürttüğünü düşündü, asıl bilgi kendilerineydi. "Ev labirent gibiymiş."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Dilek'in kendilerine bilgi vermeye çalışmasını anladı ama bir koruma "Sen buraya işini yapmaya geldin," dedi uyarıcı bir sesle, Dilek'e. "Evi inceleme, yapman gereken işi yap ve defol."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben zaten hep böyle hor görülmeye alışığım," dedi Dilek, fahişelik rolünü ciddi anlamda yapmaya çalışıyordu çünkü riskliydi ve yakalanabilirdi. "Ama işleri düştüğünde de nedense hep kuyruğumda dolaşılır."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çok konuşuyorsun! Dikkat et de patronumuz, seninle işi bittiğinde o uzun dilini kesmesin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben bu korumanın gelmişini geçmişini ters yatırıp düz sikmezsem eğer..." dedi Ufuk bastırılmış sert bir sesle ve belli etmemeye çalışsa da bacaklarının arasına gizlediği eli yumruk olmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben sadece adamın evinin karmakarışık oluşuna şaşırmıştım," dedi Dilek utanmış bir ifadeyle. Kulaklığı hâlâ ayakkabısının tabanında olduğu için Serhatları duymuyordu ama kendilerinin duyulduğunun farkında olduğu için de konu dâhilinde bilgi vermekten de geri durmuyordu. "İlk girişten itibaren iki sağ, üç sol yaptık ve artık ne yaptığımızı bile sayamıyorum. Helal olsun burayı tasarlayan mimarca."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir korumanın silahını çıkarttığının sesini duydular ve hepsi aynı anda kımıldandığında en çok kımıldamayı Ufuk yaptı, arabadan indi. Arda ise çenesini koltuktan ayırdı ve elini kalbine bastırdı. O sırada Serhat da dirseklerini dizlerine yaslamıştı ve çenesini eline yasladığında ise kaşlarını çatmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sustum," dedi Dilek soğuk ve ürkek bir sesle ama bu ürkek ses tonunu iş gereği mi yoksa gerçekten korktuğu için mi böyle çıkarttığı tartışılırdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Adamın evinin içi bayağı karışık olmalı," dedi Serhat ve çenesi eline yaslı olduğu için dudakları büzülerek, sesi de tam çıkmayarak konuşmuştu. "Ciddi anlamda çatışma çıkmaya müsait bir yer, yanınızda fazladan mermi bulunsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk tekrardan arka koltuğa oturdu, yan döndü ve bir eliyle oturduğu koltuğun baş kısmını tutarken diğer eliyle de ön koltuğun başını tutuyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gir bu odaya!" dedi bir koruma ve hepsi de zihninde bu adamın Dilek'i iteklediğini hayal etti. "Patron seninle işini bitirene kadar da onu çenenle darlama."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu korumaların son nefes alışı," dedi Ufuk ve hırsla, kendisini kontrol altına almak için başını dizlerine kadar eğdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dilek şu anda bizi duymadığı için böyle korumacı konuşmalar yapmana izin veriyoruz," dedi Yusuf ciddiyetle Ufuk'un kömür karası gür saçlarına bakarken. "Yoksa çoktan çenen dağılmıştı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bana işimi öğretmeye kalkma!" dedi Dilek asi bir sesle bir korumaya ve bu başkaldırıya ilk önce Serhat ardından da Arda gülümsedi. Dilek hırsla kapıyı açıp içeri girdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Aynı şekilde kapının kapanma sesini duydular ama kilitleme sesi gelmedi. Dilek'in attığı adım sesleri birkaç saniye sonra durdu, sonra yatağa oturduğunu da yaylardan gelen sesten anladılar ve odadaki yabancı kişinin nefes sesleri de vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Acaba adam şu anda neyle meşgul, Dilek'i bekletiyor?" diye sordu Arda ve kendisini ön koltuğa iyice yasladı. "Bu kötü adamları anlamak çok zor. Kafasını iki dakika yaptığı kötülükten ayırmıyor, halbuki ucunda kafasını dağıtabileceği bir ortam yaratmış."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Adamın zengin olduğunu görünce hayatın ona kolay olduğunu sanıyorsunuz, tabii," dedi Serhat ve o da koltuğa yaslandı. "Halbuki adamın yapacağı tek bir yanlış, üst bağlantıları tarafından kafasının uçmasına yol açar. Tabii ki de ilk önce işlerini özenle bitirmeli."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ondan sonra gelsin sevk-i sefa," diye mırıldandı Yusuf, Serhat'ın sözlerini devam ettirme niyetiyle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek'in odayı iyice incelediğini düşündüler. "İki dakika banyoya giriyorum," dedi Dilek ve yine yataktan yay sesi geldi, o sesi adım sesleri takip etti ve kapı açıldığında kapandı ve kilitlendi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu topuklu ayakkabı ayaklarımı çok acıtıyor ya," diye kısık bir sesle mırıldandı Dilek ve klozeti kapatıp oturdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Rol yapıyor," dedi Serhat arabanın tavanını izlerken. "Ayaklarını ovuşturuyormuş gibi yapıp kulaklığı alacak. Adamlar öyle tehlikeli ki, güvenlik açısından lavaboya bile kamera koymuşlardır ve Dilek de bunu anladı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O kadına bu ayakkabıyı giymemem gerektiğini defalarca anlatmıştım." Dilek'in acıklı inlemesi duyuldu. "Ayaklarımı mahvetmiş hep..."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ayak tabanlarını ovuşturuyormuş gibi yaptığına adım kadar eminim," dedi Serhat net bir sesle. "Hatta birazdan, yani kulaklığı aldığında saçlarını düzeltiyormuş gibi yapıp kulak içi kulaklığını takacak."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu ayna da çok kötü gösteriyor," diyen Dilek'i duyduklarında Arda, şaşkınlıkla Serhat'a baktı çünkü Dilek saçını düzeltmek için aynanın karşısına geçmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek hapşırdı ve eliyle ağzını kapattığında "Priz," dedi belli belirsiz.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Beyler dikleşti ve kulaklığı kulağına yerleştirmeyi başaran Dilek'in kendileri ile iletişime geçmeye çalıştığını anladılar. Dilek'in kod adı olarak seslendiği ilk kişi Ufuk olmuştu fakat Serhat hemen devreye girdi ve "Dilek," dedi, "Bizi duyuyorsan eğer bir şekilde amacını deşifre et ve ayakkabının tabanını üç kez yere vur."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yürüme sesi geldi ve "Ah," diyen Dilek'i duydular. "Bileğimi burkma zamanı mıydı?" dedi ve bileğini sallamak amacıyla topuklu ayakkabısını üç kez zemine vurdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şimdilik minik bir zafere sevindiler ve tüm erkekler aynı anda Arda'nın arabasından indi. "Dilek," dedi aceleyle Serhat ve işaret parmağıyla da kulak içi kulaklığına dokunuyordu. "Adama canının pizza çektiğini söyle. Muhtemelen ilk üç isteğinde almayacak, tatlı bir şekilde ısrar ettiğinde dördüncüde yumuşayacak ama asıl kabul etmesi beşincide, yani sana söyleyeceğim cümlemi tekrar etmenle gerçekleşecek."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hmm," gibi belli belirsiz bir ses çıkarttı Dilek ve kapının açılma sesine bakılırsa da lavabodan çıkmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne oluyor ya?" dedi şaşkınlıkla Dilek ve bir şey anlamayan beylerin dikkatle kaşları çatıldı. "Burada çalışan ihtiyar nereye gitti?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kırıldım," dedi yabancı bir adam sesi ve bu ses genç birine aitti. "İhtiyar dediğin adamla yatacaktın ve onun gitmesine üzüldün mü cidden?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Patronunuz nerede?" dedi Dilek acillikle. "Sen belki hor görebilirsin ama benim işim patronunuzla." Dilek, derin bir nefes aldı. "Onun yaşlı olması umurumda değil, ben her zaman işimi yaparım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Boş ver patronu, güzellik," dedi yine aynı genç bir adam sesi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne oluyor lan?" dedi Arda bir şey anlamayarak.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yoksa Dilek'in bir ajan olduğunu anladılar mı?" Yusuf da hayretler içerisindeyken ne yapacağını bilemeyecek bir şekilde arkadaki ağaçlara doğru birkaç adım attı. "Kesin anladılar ve bizimle oyun oynuyorlar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kahretmesin!" dedi Ufuk panikle. "Daha planın tam olarak ne olduğunu bile bilmiyoruz ve Dilek'i o ateşin içine mi attık?" Ufuk, her birine tek tek baktı. "Eğer ciddi anlamda işler ters giderse ben o eve dalarım abi!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İlk olarak," dedi Serhat sakin bakışlarla. "Kendinize gelin ve mantıklı düşünün. İkincisi ise Dilek'i kurtarmaya sen değil hepimiz gideriz ve Dilek'in konuşmalarımızı duyduğunu da hiçbiriniz unutmayın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk bu korumacı sözlerini Dilek'in kendisini duymadığını düşünerekten söylemişti ve şimdi ise idrak ettiklerinin sonucu olarak yüzü ben ne yaptım dercesine kasılmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bir şey soracağım?" dedi Dilek ve sesi duygusal anlamda şaşkın çıkmıştı çünkü arkadaşlarının konuşmalarını duymuştu ve yalnız hissetmek yerine dayanağı vardı. "Ama ciddi cevap vereceksin," dediğinde bu sorunun hangi tarafa sorulduğu tartışılırdı: "Gözünde değerli biri olmadığımı biliyorum ama yine de beni ciddiye al ve soruma insan gibi cevap vermeyi dene. Az önceki yaşlı adam nerede? Daha yeni buradaydı ve ben lavaboda üç dakikadan kısa bir süre kalmıştım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Boş versene fıstığım," dedi yine o yabancı adam sesi ve yatağın sesini duydular. Belli ki adam ayağa kalkmıştı ve Dilek'e doğru yürüyordu. Sonra uzun uzun esnedi. "Bir fahişeye göre düşünebiliyorsun sanırım. Genelde verdiğim kritere göre getirirlerdi ama sen siyah saçlısın, oysaki sarışın istemiştim. Tüh." Öpme sesi geldi ve Ufuk öfkeyle kulaklığını çıkarttığında karanlık havaya baktı, hatta sadece dudaklarını oynatarak en ağır küfürleri saydırdı. "Kısacası geceyi benimle geçiriyorsun, zaten o ihtiyarın bir ayağı hep çukurdadır. Hem seninle gayet güzel vakit geçireceğiz, fıstığım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat anladıklarıyla yere çömeldi ve başını da ellerinin arasına aldığında şaşkınlıkla düşündü, düşündüklerini de tarttı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk ise kulaklığını yeniden takmıştı ve duydukları karşısında Yusuf'a doğru dudaklarını oynattı: "Ben bir daha fıstık yemeyeceğim," dediğinde bu dudak oynatmanın sebebi sesin Dilek'e gitmemesini istediği içindi. "Ben bir daha fıstık yersem kafama boyum kadar bok düşsün."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda ise, yeşil gözlerini belirsiz bir yere diken düşünceli Serhat'ı inceliyordu. "Kahretmesin," dedi birden Serhat ve arabasına doğru koştu, elinde tuttuğu kâğıt ile de hemen arkadaşlarına doğru geldi ve ihtiyarın fotoğrafını gösterdi. "Kukla bu," dedi ve konuşurken aynı anda da ne yapabileceğini düşünmeye çalışıyordu. "Şu anda Dilek ile olan o genç sesli adam bizim asıl adamımız ve o ihtiyar ise bir kukla. Her şeyin başında o ihtiyar varmış gibi gösteriyorlar ve bu bir korunma yöntemi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek duydukları karşısında şaşkın bir ses çıkarttı ve "Bir dakika," dediğinde adamdan ayrıldığını düşündüler. "Peki sen kimsin? İsmin ne ve o ihtiyar patronunuzun neyi oluyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben sadece bir çalışanım, fıstığım," diye kestirip attı o adam ve Dilek yeniden bir soru soracaktı ki öpmesiyle susturdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Benim şu andan itibaren fıstığa alerjim var," diye dudaklarını oynattı Ufuk ve silahını mermi ile doldurdu, ayrıyeten de fazladan mermi aldı yanına.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Eğer sadece bir çalışansan patronunla yatmaya gelmiş bir kadını nasıl ayartabilirsin lan göt pezevenk," dedi Arda ve bu sözler Serhat'ın iç sesinden farksızdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dilek adamın görünüşü neye benziyor?" diye sordu Serhat ve her biri kendi hazırlığını yapmaya başlamıştı, ceplerine de fazladan mermi dolduruyorlardı. "Çatışma çıkması ihtimal ve aradığımız adamı yanlışlıkla da olsa vurmayalım. Polisler onu sorguya çekmeli ve adam tüm sırlarına kadar da anlatmalı, aksi takdirde bildikleri de kendisiyle beraber mezara gider."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gözlerinin mavisi çok açık," dedi Dilek adama ve aslında bilgi veriyordu. "Üstelik mavi gözlü olmana rağmen sarışın da değilsin. Farklı bir görünüşün var doğrusu."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Senin de saçların bayağı uzunmuş," dedi o yabancı adam.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk dudağını dişledi ve kontrollü davranabilmek için de derin bir nefes aldı. Ufuk'un Dilek'e karşı olan çekimini görmemek için hem kör hem de sağır olmak gerekirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dilek," dedi Serhat ve kararmış havaya baktığında da tuhaf bir şekilde sırıttı. "Nasıl yapacaksın bilmiyorum ama benim içeriye bir şekilde girmem gerekiyor. Ciddiyim, canının pizza çektiğini söyle ve adam da sipariş versin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İçeriye kuryeci olarak giremezsin ama," dedi Yusuf ve Serhat'a baktı. "O pizzayı bir kere seni daha bahçeye bile sokmadan alırlar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben bir şekilde halledeceğim," dedi Serhat sadece. "İstemem yeterli ve yapabilirim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çok bölüyorum ama," dedi Dilek güçlükle. "Çok açım... Orada... Diyetlere uymak zorundayız ve... Bunu mahcubiyetle söylüyorum ama gerçekten çok açım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aç mısın?" dedi adam duygusuz bir sesle. "Aşağıdaki kadın yemek yapmıştı. Getirsin mi sana?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üzgünüm Dilek ama varla yetinme ve pizza iste."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın sözlerine karşılık bu sefer de Yusuf konuştu: "Düşünsene o kadının yemek olarak zaten pizza yaptığını."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yapmamıştır," dedi Serhat. "Pizza iste, kabul etmez ama o pizza bizim içeri girmemizi sağlayacak."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neden pizza?" diye sordu Ufuk. "Dışarıdan hamburger ya da lavaş da sipariş edebilir ama sen neden pizza üstünde bu kadar duruyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İlk olarak," dedi Serhat ve bu karanlıkta siyah görünen saçlarını dağıttı. "O pizzayı ben yiyeceğim, ikincisi ise daha kolay."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kolay olan ne?" dedi Arda ve kafasını sorgularcasına salladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat yeniden sırıttı: "Eteri dökmek." Neon yeşili gözleri ışıldarken dilini de damağına vurdu. "Kutusu da var ve kokusunu tutar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek'in rol amaçlı utangaç çıkan sesini duydular: "Kimin kimden faydalandığı birbirine girdi ama ben orada sıkı bir diyete girdiğim için ev yemekleri yemek istemiyorum. Canım pizza yemek istiyor. Kilo alamıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu olmaz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu iyiliğini hiçbir zaman unutmam."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Senin unutup unutmaman bana bir fayda sağlamaz ama."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ama iyilik yapacaksın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İyilik yapmak isteseydim burada olmazdım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hah,'" gibi bir ses çıkarttı Serhat. "Adam, Dilek'i bildiğin aptal yerine koyuyor ve resmen patronun kendisi olduğunu haykırıyor." Serhat'ın aklını bir şeyler kurcalıyordu ama biraz daha düşündü ve arkadaşlarına baktı, hayır, onlar bu detayı fark etmemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bana pizza siparişi vermezsen eğer benimle olabilmek için yakalamaca oynaman gerekir!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yakalamaca mı?" dedi adam anlamayarak.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet, yakalamaca," dedi Dilek şımarık bir şekilde. "Bu oda içinde kaçarım ve beni yakalayamazsın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yatakta bir rehin alma sesi geldi. "Şimdi nasıl kaçacaksın ki?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek bir ajan olduğunu belli etmemek için sadece basit çırpınma hareketleri yaptı. "Belki şu anda kaçamıyorum ama," güldü, "Sonsuza kadar beni böyle tutamazsın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu inatlaşma olayları yabancı adamın hoşuna gidiyor gibiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nasıl fark etmez," dedi Serhat aklını kurcalayan detaya takılırken. Arkadaşları Serhat'ın ne düşündüğünü anlamadıkları için bir şey demediler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sadece bir pizza," dedi Dilek. "Çok bir şey değil."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Fark ettiyseniz adam şu ana kadar pizzayı kesin olarak almanın imkânsız olacağını söyleyemiyor çünkü asıl patron o. Asıl adam o olmasaydı benim buna yetkim yok da diyebilirdi." Serhat dudaklarını yaladı. "Ama bu adama inanmıyorum," dedi ve aklını kurcalayan her neyse bu arkadaşlarının kaşlarını çatmasına yol açtı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dördüncü müdür beşinci midir her ne boktur!" dedi Ufuk hâkim olamadığı siniriyle ve Serhat'a baktı. "Dilek'e söyle şu cümleni de adam pizza almayı kabul etsin artık."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dilek," dedi Serhat ve mahcubiyetle güldü. "Kuryecinin de aranıza katılması lâzım." Elini burnunun kemerine götürüp sıktığında dilini şıklattı. "Utanç verici ama tekrar etmelisin. Ben pizza istiyorum, hem belki kuryecinin de aramıza katılması hoşuna gider."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yusuf yumruk yaptığı elini ağzına götürdüğünde Arda da "Lan şu bel altı soğuk esprilerini sadece ben yapabiliyorum sanmıştım ama Serhat beni de geçmiş," diyebildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne?" dedi Serhat boğazdan gelen bir sesle. "Espri falan yapmadım ben. Çoklu ilişki işte, hem abartmayı da bırakın çünkü bu sadece bir eylem."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bana pizza almayacağını görüyorum ve kendi lehime bir şart koşsam eğer kabul eder misin?" Dilek'in konuşurken utandığı bariz belliydi. "Pizzayı getiren kuryeci adam da aramıza katılsın. Bana pizza al ve bunu kabul edeyim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sana pizza almayacağım ve aramıza korumalar katılacak, bu nasıl fikir?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk yerinde duramıyordu. "Oğlum hemen şimdi kurye olarak ben gideceğim oraya ve bu adamı öyle bir sikeceğim ki bir daha da sikilmek istemeyecek."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anlamıyorsunuz, değil mi?" diye sordu Serhat arkadaşlarına detaylıca bakarken. "Ya siz adamın konuşmalarından bir anlam çıkartamıyorsunuz ya da ben paranoyak olduğum için şüpheci düşünüyorum." Sıkıntılı bir nefes verdi. "Umarım ikincisi çıkar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kabul," dedi adam. "Sipariş veriyorum, bekle beni."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Belki burada sıradan bir fahişe olsaydı adamın siparişi niye yanında yapmadığını sorgulayamazdı bile." Serhat, son olarak çorabındaki bıçakları kontrol etti. "Halbuki adam, kukla olarak kullandığı kişinin siparişi vermesini isteyecek. Böyle karanlık işlerde bir çalışanın keyfi için herhangi bir şey sipariş ettiğini düşünebilir misiniz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Of," diyen Dilek'i duydular.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dilek, sana söyleyeceklerimde bana bir cevap verme," dedi Serhat. "Ama korkmana gerek yok. İçeriye kuryeci olarak girecek kişi ya ben ya da Yusuf olacağız. Kuryecinin ne taraftan geleceğine bağlı tüm bunlar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek, istenildiği gibi bir cevap vermedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ufuk, sen benimle geliyorsun," dedi Serhat ve arabasına bindi. "Yusuf ve Arda da öteki yolda bekleyecek." Hepsi de kendi arabasına bindi. Kulaklıkla konuşmaya devam ettiler. "Kısacası ben ve Ufuk güney yolunda, siz ikiniz de kuzey yolunda bekleyeceksiniz. Bu eve sonuçta iki yoldan gidiliyor ve kuryeci kime denk gelirse pizzayı o kuryeciden parasını ödeyerek alsın. Daha sonra da bir şekilde o kuryecinin üniformasından temin etmeliyiz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Oğlananası’nın çıkışına doğru sürüyordu ve Ufuk da arkasından siyah arabasıyla geliyordu. "Bir şey söyleyeceğim ama paniklemeyin," dedi Serhat ve yolun ikiye ayrıldığı bölümden biraz geride arabasını durdurdu. "Planlarım doğrultusunda adamın aslında pizza istemeyi kabul etmeyeceği vardı ve adam kabul etti, yani bir şeyler ters gidiyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nasıl yani lan?" diye sordu Arda ve arabasının motor sesi gelmediğine göre onlar da yolun bitiminde beklemeye başlamıştı. "Sen demedin mi biz içeriye kuryeci olarak girebiliriz diye?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, arabadan indi ve kapısını da tek eliyle kapattığında kendisine doğru gelen Ufuk'a baktı. "Demiştim ama adamın kabul etmemesi lâzımdı hatta Dilek'ten de şüphelenmeliydi ama adam kabul etti. Ciddiyim, bir şeyler ters gidiyor ve Dilek ile o adamın konuşmalarında da yakaladığım bir detay var. Bilemiyorum, belki de adam bu detaydan şüphelendiği için pizza siparişi işini kabul etmiştir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yani," dedi Serhat'ın tam karşısına geçen Ufuk ve Serhat'ın gözlerine doğrudan baktı. "Plan değişti mi? Ve böyle giderse bence bu iş gece on ikiden önce bitmez, belli ki anlamışlar ve bizimle oyun oynuyorlar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendisine bakan Ufuk'un gözlerine kısık gözlerle bakmayı sürdürdü Serhat ve aslında düşünüyordu. "Yeni bir plana gerek yok," dedi ve bakışlarını kaçıran Ufuk'a bakmayı sürdürdü. "Şimdi, Yusuf ve Arda, bizi iyi dinleyin çünkü şu anda Ufuk'a söyleyeceklerimin aynısını siz ikiniz de yapacaksınız." Serhat, sol eliyle hafif kirli sakallarını sıvazladığında Ufuk'un dikkatini çeken şey Serhat'ın yaralı ve karışık dövmelerle dolu sol eli ve bileği oldu. "Ufuk arkadaki ağaçlardan birine saklanacak ve buradan bir kurye geçtiğinde o kuryeyi ben durduracağım. Adam pizzayı ayaküstü vermeyi uygun görmezse de Ufuk saklandığı yerden adamı etkisiz hâle getirecek. Gerekirse adamın üniformasını giyeceğim ve motorunu da alacağım. Eğer kuryeci sizin yolunuzdan gelirse saklanan kişi Arda olsun, kuryeci olarak da içeri giren Yusuf, sen ol."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk, kol saatine baktığında belindeki silahı tutarak ağaçlıkların arkasına geçti. Serhat'ın kulaklığından duyduğu ağaç ve dal kırılma seslerine bakılırsa Arda da ağaçlıklara saklanmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birkaç dakika geçti, hava daha da karardı, artık ağaçlıkların ardından geceleri ortaya çıkan böceklerin vızıltıları da geliyordu. İzmir'e kış geç gelirdi ama artık gece olduğu için esen rüzgâr soğuğunu hissettiriyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birkaç dakika sonra Serhat sabırsızlıkla kol saatini kontrol ettiğinde motor sesini duydu ve ileriden gelen kuryeciyi gördü. Kendisine doğru yaklaşan kuryeciyi dikkatle izledi Serhat ve adama doğru kolunu kaldırdı, geçeceği yolun önüne geçti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kuryeci hızını azalttı ama motorunu durdurmadığında Serhat tam olarak "Hey," diye seslendi ve atıldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne oldu, abi?" dedi motorunu durduran moto kurye ve kaskını çıkarttı. Kuryeci oğlan genç biriydi hatta reşit bile olmayabilirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, peşinde oldukları adamın siparişi dev markalardan vermemiş olmasına sevindi çünkü üniformaya gerek yoktu. Öte yandan kuşkuluydu çünkü böyle zengin birinin bir dükkândan sipariş vermesini mantıksız buluyordu, ama bu bir oyundu, bunun farkındaydı. Belki de kuryeci olarak içeri girmeye çalıştıkları anlaşılmıştı ve adam da onların planları ile onları vurmayı planlamış olabilirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O siparişi ben verdim," dedi Serhat kuryeciye, ciddi bir sesle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nasıl yani?" dedi genç kuşkuyla ve Serhat'ın görünüşünden korkmuştu. Serhat'ın saçları dağılmıştı, dayak yediği ya da kavga ettiği her hâlinden belliydi, yeşil gözlerinin etrafı sabaha nazaran daha da kızarıktı ama tüm bunlara rağmen korkuyu bariz hissettiren Serhat'ın ses tonu olmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dediğim gibi." Serhat, dudaklarını yaladı ve zümrüt yeşili gözleriyle arkada duran kutuyu gösterdi. "Vermek için neyi bekliyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kuryeci motorunu tutmaya devam ediyordu ama ilkine nazaran sıkmıştı çünkü gergindi. Serhat'tan gözlerini ayırdı ve çekinceli gözlerle iki arabaya baktı. Serhat'ın ve Ufuk'un arabası. Siparişi verilen pizzayı vermek istemiyordu ama uğraş vermeye gerek bile görmeden çözülebilen bir tipti bu kurye.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, ağaçlıkların arasından sinsice çıkan Ufuk'u göz ucuyla gördüğünde aceleyle cüzdanından para çıkarttı ve oğlana parayı verdi, pizzayı ise uzanarak aldı ve çocuk korktuğu için de ses çıkartmadı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üstünü verme," dedi ve genç kuryeci sessizce motorunu döndürdüğü sırada Serhat, silahıyla yaklaşan Ufuk'a olumsuz anlamda, hızlı bir şekilde kaşlarını yukarı kaldırıp indirdi. Serhat'ın bu hareketinden sonra ise Ufuk yürümeyi bıraktı, genç kuryeci geldiği yönden döndüğü esnada Ufuk'u, daha doğrusu Ufuk'un silahını gördü ve hızını daha da artırarak gözden kayboldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Görüyorum ki kuryeci sizin yoldan gelmiş." Arda'nın sesini duyduklarında arabalarına binip geri dönmeye başlamışlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şimdi ben içeriye gireceğim," diye söze başladı Serhat ve gaz pedalına yüklendiğinde de saati kontrol etti. "İçeriye nasıl gireceğim bana kalsın, şimdi bununla zaman kaybetmeyelim. Ben içeriye girdikten sonra kameraların olmadığı yerlere saklanın, gerekirse ağaçlara tırmanın ve susturucu takılmış silahlarınızla nişan alın. Korumaları hallettikten sonra içeriye Arda girsin ve beni bulsun, beraber ilerleyelim. Yusuf ve Ufuk dışarıda kalmaya devam etsin çünkü korumaların biteceğini sanmıyorum, hep yenisi gelir. Siz dışarıda korumaları hallederken biz de içerideki korumaları halledeceğiz ve asıl adamın peşine düşeceğiz. O adamın peşine düşme işi de bende çünkü sorularım var. Neyse, çatışmanın ortasında Yusuf bir şekilde Emniyet Müdürü Fırat Özar'ı arayacak ve polis ekipleri de bize yardımcı olacak." Arabasını durdurduğunda arkadan Ufuk da durdurdu ve karşılarında Arda'nın ve Yusuf'un arabalarını park ettiğini gördüler. "Kaba taslak olarak tüm plan bu ama dikkatli olun çünkü adam planımızı anlamış olabilir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat arabasından indi ve arabasının arka koltuğuna oturdu. Pizzanın kutusunu açtığında iştah açan kokuya karşılık derin bir nefes aldı. Aç olduğu için bir dilimini yemeye başladığında tek eliyle de eterin kapağını açmıştı. Arda birden Serhat'ın arabasının açık kapısının önünde belirdi ve uzanıp hızlı bir şekilde o da henüz eter dökülmemiş pizzadan bir dilim aldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda "Tadı harikaymış lan," dediği sırada Serhat bitirdi dilimini ve yeni bir dilim daha aldı, ısırdığında ise eteri dökmeye başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tadı güzelmiş ve açtım da zaten." Serhat şu anda umursamazdı ama düşünceliydi de.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda kaşlarını çattığında "Lan o eter," dedi hatırlatmak ister gibi ve Serhat'ın pizzaya bol keseden döktüğü eteri izledi. "Su gibi döküyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat hâlâ umursamazdı. "Eterin dozajını kaçırmış olabilirim ama adamın ölüp ölmeyeceğini de umursamıyorum açıkçası." Biten şişeyi rastgele koltuğa attı ve Arda'ya baygın gözlerle baktı. "Kötülere bir şey olmaz, bak gör, bayılıp bayılıp ayılacak."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda kenara çekildiğinde Serhat arabadan indi ve kilitledi, tek elinde pizza kutusunu tutarken ikişerli olarak karşı karşıya geldiler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hazır mısınız?" diye sordu Arda ve o sırada da Serhat'ın üstünü başını silkeledi, hiç de kuryecileri andırmayan bu serserice tipi dağıtmak istedi, başaramadı ve en sonunda çareyi Serhat'ın yeşil şişme montunun fermuarını kapatmakta buldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Arda'ya tuhaf ve dik dik bakıyordu. "Hazırız herhalde." Arda, yenilgiyle başka bir yöne baktığında Serhat da hızlıca gözlerini arkadaşlarının üzerinde dolandırdı. "Kulaklıklarınız da kulağınızda olsun, kimse kulaklığını kapatmasın ve hep iletişim hâlinde olalım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet, anlaşıldı." Aynı anda konuşan Ufuk ve Yusuf malikaneye doğru ilerledi ama ormanın içine girerek yaptılar bunu. Uzaktan malikanenin içine ya da bahçesine ateş etmeleri şarttı çünkü bu, önceki iş gibi oyuna alınabilecek bir olay değildi. Belki ağaca tırmanırlardı, belki de arka taraftan sızıp çatıya çıkarlardı, arabaların arkasına saklanırlardı ama bir şeyler yapmalıydılar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Derin bir nefes aldı Serhat ve yürüdüğünde Arda da arkasından geldi. "İçeriye gireceğim," dedi Serhat dinçlikle. "Bahçedeki korumalar temizlendiğinde arkamdan geleceksin ve ikimiz de içeriye girmiş olacağız. Dilek'in dediğine göre içerisi labirent gibiymiş, yani muhakkak saklanacak bir yer ya da yerler buluruz ve çatışabiliriz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Umarım başarabiliriz," dedi Arda ve Serhat ile yan yana yürümeye başladı. "İnanıyorum ama bir şeylerin ters gittiğinin de farkındayım." Serhat'ın yan profiline detaylıca baktı. "Bence sen de farkındasındır ama belli etmemeye çalışıyorsundur. Değil mi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat derin bir nefes verdi. "Gerçekten de bir şeylerin ters gittiğini seziyorum ve istesem bir şeylerin ters gittiğini çıkarımlarımla da kanıtlayabilirim, tüm bu kanıtlarıma ağzınız da açık kalır ama bunun bir geri dönüşü yok." Yeniden saatini kontrol etti ve saat gecenin dokuz buçuğu olmuştu. "Bu işi bugün bitirmek istiyorsak eğer yeni bir plan için daha zaman kaybedemeyiz. Bana güvenin, neyin ters gittiğinin de farkındayım ve aslında bunu kullanıyorum. Adam bizi, bizim oyunumuz ile tuzağına düşürebileceğini sanıyor ama asıl tuzak bende, bizde."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Malikaneye yaklaşmıştı ve Arda sessizlik içinde sağ tarafa girdi, silahını ortaya çıkardığında ağaçlıkların arasında kayboldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat dikleştiğinde kocaman evi gördü, evin etrafını saran upuzun duvarları da. Bu öyle bir uzunluktu ki malikanenin sadece en üst katı görünüyordu ve buranın bahçesine belki de en az elli araba park edilebilirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Buralarda kameraların olduğunu bildiği için Serhat, yüz şeklini sıradan bir vatandaşın yüz şekline benzetmeye çalıştı, bu zenginliğe şaşırıyormuş gibi yapıp dudaklarını vay be dercesine büzdü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Demir kapıya geldiğinde montunun yakasını düzeltti ve dikleştiğinde demir kapıya gürültüyle vurdu. Birkaç saniye sonra kapının sürgülü kısmı değil, ufak kapı kısmı silahlı bir adam tarafından açıldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Pizzayı getirmek için çok geç kaldın," dedi bu silahlı adam ve dışarıya bir adımını attı, diğer ayağı ise kapının arka tarafındaydı. "Ne biçim kuryecisiniz siz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üzgünüm," dedi Serhat ve kaşları çatıldığında dudaklarını kenetledi, adam ise Serhat'ın dış görünüşüne bakıyordu. "Motorum eski bir tipti ve bu taşlı yolda daha fazla onunla ilerleyemedim, az ileride bıraktım ve buraya kadar da yürüyerek geldim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Demek öyle." Adam, arka cebinden cüzdanını çıkarttığında havaya katlanan tişörtten görünen silah Serhat'ın gözlerinin kısa bir an oraya kaymasına sebep oldu. Serhat ise adama kafasını salladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Adam parayı bir eliyle uzatırken diğer elini de pizzayı almak için uzatmıştı. Bekledi ve iki eli de istediğini elde etmediğinde adam, Serhat'a baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat hiç hareket etmeden duruyordu ve aynı şekilde sabit gözlerle de adamı izliyordu. Dudakları düz bir çizgi hâlindeydi ve soğuk bir ciddiyet barındırıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkisi de konuşmadan birbirlerini izlediğinde "Ben dürüst ve işine düşkün bir kuryeciyimdir," diye söze girdi Serhat ve sesi soğuk bir mesafeye aitti. "Siparişleri her zaman siparişi veren kişiye doğrudan teslim ederim ve bu benim takıntımdır."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu ne biçim takıntıdır?" dedi adam kaşlarını çatarken ve sesini yükseltti. "Parayla değil mi bu? Al paranı ve ver şu pizzayı!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Adam Serhat'a doğru atıldı ama Serhat dik bir şekilde ve hiç kımıldamadan durmaya devam etti. Bu adamın ya da herhangi bir kişinin iradesini kıran bakışlarını takınmıştı Serhat. Sabit, yorulmayan ve delici bakışlardı bu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Demek kuryecimiz de geldi," diye bir ses duydular, silahlı adam arkasını döndü ve saygıyla eğildiğinde içeri girdi. O sırada ise sesin sahibi Serhat'ı eliyle içeri çağırdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat içeri girdiğinde kısık gözlerle adama bakıyordu ve az önceki koruma da onlardan uzaklaşmıştı. Karşısındaki adam ise zayıf, gözlüklü ve kafasının tepesi kel biriydi. Cılız bedeni mavi gömleğinin içinde kaybolmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Patron da sizi bekliyordu." Konuşan ve Serhat'ın da önemli bir kişi olduğunu düşündüğü adam yürümeye başladığında Serhat da adamın yanında yürüdü. Bahçe o kadar büyüktü ki yürü yürü bitmiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu bir tuzak diye düşündü. Aptal kafalarını ve oyun oynadıklarını kuryeci olarak gelen kişiyi eve götürmelerinden bile gösteriyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evi nasıl buldun?" Zayıf ve yaşlı adam Serhat'a yandan bir bakış attı. "Yeterince büyük değil mi? İçini de görmelisin, labirent gibidir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Öyledir," dedi Serhat mesafesini bozmadan.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Adam gözlerini kısarak Serhat'a baktığında yürümeye devam ediyordu. "Demek bir kuryecisin, ha?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eve varmalarına az kalmıştı. İşte başlıyor diye düşündüğünde "Elbette," dedi Serhat rahatlıkla.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O zaman şeyi de biliyorsundur," diye sordu adam sinsilikle. "Size verdiğimiz kodun ne olduğunu."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birden silah sesleri duyulduğunda pizza kutusunu evin kapısına doğru fırlattı Serhat ve o yaşlı adamın kafasını tutup çevirerek yere serdi. Eğilerek koştuğunda yerdeki pizza kutusunu kaptı ve evin kapısını açıp içeri daldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yaptığı ilk şey gördüğü manzara karşısında bir kolonun arkasına sakince saklanmak oldu ve nabzını sabit tutmaya çalıştı. Evin içi labirentten daha da karmaşıktı çünkü ilk olarak çok büyüktü, her yerinde kolonlar vardı ve tuhaf görünümlü kapılar koridorlara çıkıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dışarıdan gelen silah sesleri susmadı ve tüm bu silah seslerine karşılık evin içerisi insanı endişelendirecek bir biçimde çok sessizdi. Kafasını kolona yasladı Serhat ve gözleri ile etrafı taramaya devam ettiğinde, elinde silahı ile beklemeye başladı. Silah seslerinin analizi yapılırsa ateş eden sadece Ufuk ve Yusuf değildi, Arda da dâhil olmuştu ve Arda, ilerlemeye çalışarak evin içine girmeye çalışıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Biz farklı yerlerimizde sabitiz," dedi Yusuf ve silah seslerinin gürültüsü yüzünden yüksek sesle konuşuyordu. "Kablo'nun da içeriye girmesi için ortamı temizlemeye çalışıyoruz, Kablo da yeri geldiğinde saklanıyor ama önünü açarak ilerlemeye de devam ediyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat koluyla ağzını örttüğünde "Dışarıyı temizledikten sonra sadece kablo değil," dedi ve aslında Arda'yı kastetmişti. "Ağaç ve Priz de girsin." Ufuk ve Yusuf.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu söylediklerine bakılırsa içerisi dışarıdan daha kalabalık," diyen Ufuk sanırım bu gürültüde gerçek ses ile kulaklıktan gelen sesi ayırt edemiyordu çünkü içeriden henüz hiç silah sesi çıkmamıştı. "Sen tek başına idare etmeye çalış, bittiğinde içerideyiz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aksine," dedi Serhat düz bir sesle. "Siz dışarıda çatışıyorsunuz ama içeride çatışma yok." Kaşlarını çattı ama öfkeden değil, bir şeyleri sezmeye çalıştığından. "Üstelik Kuş'tan da hiç ses seda yok."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın hiç ses çıkmıyor dediği esnada durduğu kolonun arka tarafından bir çıt sesi geldi. Dikkatli bir şekilde sırtını kolondan ayırdığında yüzünü kolona doğru döndü ve ilk önce silahını düzgün bir şekilde kavrayıp kolondan yavaş yavaş ayrıldı, silahını doğrultmaya devam etti. Yeşil gözlerini kıstığında en uzak taraftaki büyük ve açık kapılı mutfaktan o sesin geldiğini anladı. Oradan bir insan çıkmadı ama orada biri vardı çünkü dikkatli bakıldığında perdenin gölgesinin yanında bir insan kafası da vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Silahını tam olarak oraya doğru tuttuğunda adamın kafası kayboldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın düşündüğü kendisini ve dışarıdaki arkadaşlarını kameralardan izledikleriydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bir şey soracağım," dedi Yusuf ve şarjörünü değiştirdiğinin sesi geldi. "Korumalardan biri sebepsizce havaya ateş açtığı için karşılık verdik, yani ya o kurşunu sebepsizce havaya sıktılar ya da bizi denediler. Ne düşünüyorsunuz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İlk olarak," dedi Serhat ve bir elinde silah, diğer elinde pizza kutusu ile saklandığı yerden çıkıp mutfağa doğru temkinli adımlarla ilerledi. "Biliyorlardı çünkü beni evin içine kadar götürmeye çalıştılar. İkincisi ise o adamın ve Dilek'in konuşmalarındaki açık bunu ele verdi ve ben anladıklarını onlarla aynı anda fark ettim. Dilek o evde zorunlu olarak diyet yaptığını söylemişti ama Savaş'ın babasının evinde sadece isteyen kadınlara özel diyetler çıkarılır. Adam Haydar'ı tanıyor ve bu detaydan yakalamış olmalı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mutfak kapısının yan tarafına saklandı Serhat ve silah ile pozisyon aldı. Dilek'ten hâlâ ses yoktu. Hiç ses çıkartmadan ilerledi ve içeri daldığında biri ona saldırdı, Serhat ise ateş edemeyecek konuma geldiğinde silahın kabzasıyla adama vurdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ah," dedi adam acıyla ve Serhat gördüğü kişiyle geri çekildiğinde adam alttan canı yanmışçasına baktı. "Sen miydin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Asıl sen, sen miydin?" diye sordu Serhat ve ciddiliğine hemen geri döndü. Demek ki Arda mutfak kapısından içeriye girmişti. "Neyse..." İki büklüm olan Arda'ya baktı ve silahını sallayıp gidiyoruz, toparlan işareti yaptı. "Kameralardan bizi izliyorlar ve içerisinin sessiz olmasının sebebi de bu. Kısacası oyun arkadaşları bulduk."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Görüyorum ki düşmanın size saldırmamasından ötürü canınız sıkılmış ve birbirinizi vurmaya başlamışsınız," dedi Ufuk tüm bu kargaşanın ortasında.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet, enayi." Arda da dikleşti ve kısa bir inlemenin ardından Serhat'ın arkasından ilerledi. "Baktık oyun arkadaşlarımız piyasada yok, biz de birbirimizle oynayalım dedik. Vurmalı, dökmeli, kırmalı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir kolonun arkasına beraber yürüdüklerinde Serhat öndeydi. Arkadan bir gürültü duydu ve Arda'nın küfretmesiyle eş zamanlı arkasını döndüğü gibi silahı doğrulttu ama hemen geri indirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Zayıf ve sarışın bir kadın Arda'ya çelme taktığı için Arda yerdeydi ve kadın da Arda'nın üstüne çıkmıştı, yumruk atıyordu. Arda, karşısında bir kadın olduğu için silahını kullanmadı ama güç uyguladı ve üstündeki kadının sırtının yere çarpmasını sağladı. Arda, yerdeki sarı saçları etrafa dağılmış kadının kollarından tutup sabitlediğinde onu hareketsiz bırakmıştı ama kadın hâlâ Serhat'ın anlamadığı bir dilde haykırıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, olanları çatık kaşlarıyla seyrediyordu. "Rusça küfürleri bilirim ama bu kadın belli başlı küfürlerden daha derin anlamlı laflar ediyor olmalı çünkü anlamıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gerçekten de küfürlerden daha ağır." Kurtulmak için başını sürekli sallayan ve bedeninde Arda'nın tutamadığı kısımlarını sürekli hareket ettirmeye çalışan sarışın kadın vurgulu bir şekilde ve yabancı bir dilde konuşup, daha doğrusu haykırıp duruyordu. "Gerçekten de Rusça," dedi Arda, kadını baskılamaya çalışırken.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sözlerinde bize faydası olacak bilgiler de var mı bari?" diye sordu Serhat çünkü Arda, Rusça biliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Abisine bulaşmamalıymışız..." Arda, gözlerini kıstı ve kadının dudaklarına odaklandı. "Çok pişman olacakmışız..."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, olaydan çok sözlere odaklanmıştı. Peşinde oldukları adamın kız kardeşi şu an karşılarına çıkmıştı ve bu adam, kendi adamlarından önce kız kardeşini mi yollamıştı? "Bağdaştırması zor," diye mırıldandı Serhat. "Ama imkânsız değil." Karşısındaki kadın muhtemelen kukla rolündeki adamın kız kardeşiydi ve bu kadın da abisinin bir kukla olduğunu bilmiyordu. Asıl plan gerçek adamdaydı. Mesela dışarıda çatışma olmasına rağmen evin içi niye bu kadar sessizdi?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Biz ikimiz de birer ahmakmışız... Abisine bulaştığımız için canımız okunul-" Arda birden sustu ve gözlerini sıkıca kapattı çünkü kadın yüzüne tükürmüştü. Serhat kaşlarını kaldırarak gülümsediğinde Arda da Türkçe küfretti, kadın ise muhtemelen anlamadı çünkü tükürdüğünden beri sakinleşmeye çalışmak istermiş gibi titreyerek susmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda boynunu kütletti ama yüzünü silemedi çünkü kadını bırakamıyordu. Birden kadının kolunu kadının başına kadar götürdü ve tek eliyle tutmaya başladığında boştaki eliyle de "Allah seni bildiği gibi yapsın," diye geveleyerek yüzünü sildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Daha fazla bu tuhaflığı izlemek istemiyorum, daha doğrusu bu gösteri için uygun zaman değil." Serhat arkasını döndü ve ilerlemeye başladı. "Tek ilerlesem daha iyi, başının çaresine bakacak yaştasın, Arda."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, kolonların arasında ilerlediğinde gürültülü adım sesleri duyuldu ve silah sesleri birden patladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Derhal bir kolonun arkasına geçti Serhat ve son gördüğü Arda'nın kadını kalkan olarak kullanmasıydı çünkü kadına zarar vermezlerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın arkası duvardı, önünde ise kolon vardı fakat kolonun ön tarafına bakan tarafta merdiven balkonları vardı, yani adamlar yukarıdan ateş ediyordu ve bayağı kalabalıklardı. Serhat, pizza kutusunu arkasına aldığında yan tarafa doğru kayıp sağ eliyle iki el ateş etti ve geri yerine döndü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şimdi de sol tarafa doğru döndü ve Arda'nın olduğu kısma bakmaya çalıştı fakat yerde kandan başka bir şey yoktu. Nabzı artmaya başladığında "Kablo, iyi misin?" diye telaşlı bir şekilde sordu. "Ses ver."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben iyiyim de..." Arda'nın sesi sıkıntılıydı ama hâlâ yaşadığına göre bir sorun yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir beş saniye kadar gözlerini kapattı Serhat ve kurşunların isabet ettiği noktaların analizini yapmaya çalıştı. Adamların sıktığı kurşunlar bilinçli bir şekilde tuhaftı. Bu tuhaflığı kanıtlamak için Serhat, kendi iradesiyle sağ tarafa doğru tam olarak çıktı ve ateş etti. Geri yerine döndüğünde kaşlarını sorgularcasına kaldırmıştı çünkü bedenini gösterdiğinde adamlar zıttı yönde ateş etmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu sefer de sol tarafa doğru tam olarak çıkıp ateş etti ve bir adamı vurmasına rağmen diğer adamlar Serhat'ı vurmak yerine Serhat'ın çevresine isabet alıyormuş gibiydi. Geri kolona döndüğünde "Bu bir tuzak olabilir," diye mırıldandı. "Böyle bir şey düşünmemi istiyorlardır ve karşılarına bütünüyle çıktığım zaman beni vurabilirler."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Böyle birkaç kere daha mermiler havada dans etti, Serhat'ın silahında susturucu vardı fakat adamlarınkinde yoktu. Bu fazlasıyla gürültülü ses artık baş ağrıtmaya başlamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hah, bir sen eksiktin amına koyayım." Ufuk'un yorgunluktan alnının terini sildiğini düşündü. "Tek tek gelin, kardeşim. Tek, tek." Anlaşılan dışarıdaki adamlar da karınca sürüsü gibi hiç bitmiyordu. "Sikeceğim şimdi hepinizi, hepiniz de fare sürüsü gibisiniz, her delikten çıkıyorsunuz ya. Bir bitin artık, sonunuz yok mu sizin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gerçekten de bunların bir sonu yok gibi." Yine Arda konuşmuştu ve yine sesi sıkıntılıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dilek'ten de Yusuf'tan da bir ses yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ses vermeyenler iyi mi?" diye sordu Serhat ve yine ateş etti, yine adamlar onu isabet alacak şekilde kurşunları sıkmadığında bunun nedenini sorguladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ses vermeyenler yine ses vermediğinde "Ağaç?" dedi Serhat ve silahına mermi doldurdu. "Priz neden ses vermiyor, yanında değil miydi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır," dedi Ufuk endişeli bir ses kalabalığıyla. "Aynı yerde ateş etmek çabuk yakalanmamızı sağlardı, farklı yerlere geçmiştik." Hırstan mıdır bilinmez ama Ufuk art arda beş el ateş etti, Serhat ise o an kulaklıktan gelen gürültüye yüzünü buruşturmuştu. "Priz? Serhat, Priz bir arabanın arkasına saklanmıştı ama şimdi o arabanın arkasında görünmüyor?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
“Sırf komik olsun diye birbirimize verdiğimiz takma adları kullanmayı reddediyorum artık,” dedi Arda garip bir iç sıkıntısıyla. “Artık şaka kalmadı.”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şu ana kadar Dilek'in de o adam ile olan konuşmaları duyulmamıştı. "Dilek?" dedi Arda ve sesi sakin bir endişe içeriyordu. Arda her neredeyse ortama sessizlik hakimdi. "Gerçekten, yapabiliyorsanız cevap verin. Endişelendirmeyin, neredesiniz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, bir yandan kendisine isabet ettirilmeyen ve saçma sapan yerlere mermileri yollayan adamların bunu neden yaptıklarını düşünürken diğer yandan da arkadaşlarının yorulduğunu ve bu işi nasıl kısaltabileceklerini düşünüyordu. Ses veren yoktu, belki de Yusuf'un ve Dilek'in başına bir şey gelmişti ve bu muhtemeldi, Arda söylemiyordu ama başının belada olduğu da barizdi, Ufuk da bir robot değildi ve o kolu biraz daha dayanabilse bile mermisi her an bitebilirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tükenişlerinizden anlaşıldı," dedi Serhat ve gözleri karşısını, merdiven balkonlarından ateş eden kalabalık adamların tek bulunmadığı noktayı, yani kapıyı buldu. Bu adamlar aslında her yerdeydi ve sadece o kapının önünde koruma yoktu, sanki Serhat'ı oraya yönlendirmeye çalışıyorlardı. "Kendimi ölüme atmadan bu saçma çatışmanın bir sonu gelmeyecek gibi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendini birden kurşunların arasına attı Serhat ve tam da tahmin ettiği gibi adamlar silahlarını patlatmaya devam ettiler ama Serhat'ı vurmadılar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Lan! Serhat!" diye bağırdı Ufuk. "Lan! Doğru mu duydum?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Uzun bir süre sonra Dilek'in sesini duydular ve Dilek, sesi hiç dinmeyen silah seslerini korkarak dinlediğinde aklında Serhat'ın bedeninin her zerresinin kurşunlarla dolduğunu düşündü. "Allah kahretmesin! Sen ne yaptın, Serhat? Arda, Serhat'ı görüyor musun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Görmüyorum!" diye bağırdı Arda. "Allah kahretmesin ki görmüyorum!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sakin olun," dedi Serhat yatıştırıcı bir sesle ve kısık konuşmuştu. Kaşlarının ortasında bir oyuk oluştuğunda mermileri sıkmaya devam eden ama kendisine bilerek isabet ettirmeyen adamlara bakıyordu. "Beni vurmadılar ve vurmuyorlar da." Gülüyormuş gibi oldu. "Ama her an vurabilirler." Deneme amaçlı kollarını iki yana açtı Serhat ama onu yine vurmadılar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Korkuttun," dedi Arda ve sıkıntılı ses tonuna geri dönmüştü. Dilek'in yine sesi kesildi, Yusuf hâlâ konuşmuyordu ve Ufuk da bir cevap vermedi. Bu işte hepsi çalışıyordu, beşi de aktif roldeydi ama şimdiden kayıplar başlamış gibiydi. Buna rağmen umarım diye geçirdi içinden Serhat. Hiçbir şey olmamıştır ya da olsa bile bu, en az zararla gerçekleşmiştir.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir elinde silahı, diğer elinde pizza kutusu, öylece ilerlerken pizza kutusunu tutan eline biri ateş etti ve birden durmak zorunda kaldı Serhat, bir adım geri gitti ve elinden fırlayan pizza kutusuna baktı. Kaşlarını çattığında öfkeyle silahını kavradı ve herhangi bir korumaya ateş etti, adam ise bağırdığında yere yığıldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, kapıya doğru iyice yaklaşmıştı ama adamlar, aralarından birine ateş ettiği için bile kendisini vurmamışlardı. Artık pizza kutusunun hiçbir işlevi kalmamıştı. Bir eliyle silahını tutmaya devam ederken boştaki eliyle de vardığı kapının kulpunu tuttu ve açtı, içeri girdi. Ardından kapıyı kapattığında silah sesleri artık bir uğultu şeklinde duyuluyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Burası dar bir koridordu, karanlıktı ama ışıksız da değildi. Bu cılız ışıkta sıralanmış kapıları görebilmek mümkündü. Silahını elinde tutmaya devam etti Serhat ve ilerlediğinde kapıların üzerlerindeki yazılara bakıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Girme
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Girme
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Girme
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bunların hepsi kırmızıyla yazılmıştı. Tüm kapılara bakarak ilerledi ve sadece bir kapıda bu yazıdan yoktu. İlk önce o girme yazısı olmayan kapıdan dikkatle uzaklaştı çünkü tuzaktı. Diğer kapılara doğru tekrardan ilerledi, herhangi bir kapının önünde durdu ve girme yazısının yazıldığı kırmızılığa elini sürdü. Kırmızı boya eline bulaşmıştı ve demek ki bu yazıyı yeni yazmışlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hızlı adımlarla yürüdü ve bu yazının olmadığı kapının önünden de geçiyormuş gibi yaptı, içeride herhangi bir adam varsa bile kapının altından, kapının önünde durduğunu anlayabilirdi. Yürümeye devam ediyormuş gibi yaptığında kapıyı geçti ve duvara yaslandı. Silahını kapının kulpuna doğru tuttu ve birden sıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu ani harekete karşı bile içeriden en ufak bir ses gelmemişti, bu koridorda gördüğü kadarıyla kamera yoktu ve olsaydı zaten sıkılacağı anlaşılırdı, anlaşılacağı için ses çıkartmazlardı. İçeride kimse olmayabilirdi ama yine de silahını tedbirli bir şekilde tutarak dikkatle kapıdan içeri girdi. Silahını doğrultmuştu ve tetikteydi. Kapının arkasına sakince baktı, kimseyi göremeyince de sessizce ilerlemeye devam etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkasındaki kapı birden kendi kendine kapandığında hızlıca arkasını döndü Serhat ve tam o sırada da biri silahıyla Serhat'ın kafasına vurdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, elini saçlarına daldırdığında yere doğru eğiliyormuş gibi oldu ve inlediğinde "Evet," dedi arkasındaki adam. "İlk önce kim olduğunuzla başlayalım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat doğrulduğu sırada Serhat'ın yaşlarında gibi duran adam, Serhat'ın silahı tutan eline tekme attı, Serhat'ın silahı duvarın dibine fırladığında Serhat da tekme atılan eli ile adama hızlı bir yumruk attı. Adam geriye doğru sendelediğinde aynı şekilde Serhat da adamın eline çok sert bir şekilde tekme attı ve adamın da silahı öteki duvarın dibine kadar gitti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkisi de silahsız kaldığında "Kim olduğumuz bariz belli değil mi?" diye sordu Serhat alayla ve silahsız dövüşmeye başladılar. Serhat, adamın yakasına yapıştı ve adamın sırtını duvara vurdu. "Sizin kötü ve bizim de iyi safhalarda olduğumuz bariz belli değil mi diye sormuştum?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın karşısındaki adam, Dilek'in yanındaki genç adamdı. O yaşlı adam bir kuklaydı ve karşısındaki adam her şeyi yöneten sahici kişiydi. Serhat soluk soluğa duvara sıkıştırdığı adamın karnına dizini geçirdi ve "Cevap vermiyorsan adın ile başlayabiliriz," dedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Adam iki büklüm olduğunda ani bir güç uyguladı ve bu sefer de o, Serhat'ı duvara yapıştırdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Adım Kemal," dedi adam tereddütsüzce ve Serhat'a bir yumruk attı. Serhat çenesini tuttuğunda bu sefer de karnına tekme aldı ve adam, Serhat'ın öne doğru eğilmesine bile izin vermedi. Kemal, Serhat'ın suratında acılı bir ifade görmeyi bekliyordu ama her vurduğunda Serhat sanki tebessüm ediyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İyi o zaman," dedi Serhat ve ellerini kurtardığı gibi Kemal'in ensesini kavrayıp dizine geçirdi. Adamın burnundan kan geldiğinde "Ben de Serhat Aymaz," dedi ve aynı tereddütsüzlük Serhat'ın sesinde de vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İsmini korkusuzca söylediğine göre kaybedecek hiçbir şeyin yok," dedi Kemal, fazlasıyla kanayan burnunu tutarken.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat hızlı adımlarla duvarın dibindeki silaha doğru gittiğinde Kemal burnunu bıraktı ve Serhat'ın ayağından tutup çekti. Serhat yüzüstü yere düştüğünde Kemal de Serhat'ın üzerindeydi. Kemal, Serhat'ı kendisine doğru çevirdi ve Serhat'ın üzerine oturup ona yumruk atmaya başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, yüzüne atılan her yumrukta daha da tebessüm ediyordu ve bu acıyı duymayışı Kemal'in daha da sert davranmasına yol açıyordu. "Kaybedecek hiçbir şeyim olmayabilir," dedi Serhat ve acısının zevkini tattı. Aklını başına topladığında adamın yakasını iki eliyle kavradı ve kafasını Kemal'in yüzüne geçirdi. "Sen de adının Kemal olduğunu söylediğine göre senin de kaybedecek bir şeyin yok ama ben daha cesurum. Çünkü sana soyadımı bile verdim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal'in dengesinin sarsılmasından faydalandı Serhat ve kanayan dudağına parmağını bastırdığında duvardaki silaha doğru emekleyip elini uzattı ama Kemal kendisini yine aşağı doğru çekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ayakkabısıyla Kemal'in yüzüne vurdu Serhat ve yine silaha doğru uzanıyordu ki Kemal, Serhat'ı bırakıp ayağa kalktı. Kemal'in silaha doğru koştuğunu gören Serhat da ayağa kalktı ve Kemal'in kaval kemiğine tekme attı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal acı içinde bacağını tuttuğunda "Kemal Kılıç," dedi cesurca ve Serhat'ın içi kıpkırmızı olmuş neon yeşili gözlerine baktı. "Yirmi yedi yaşımdayım ve çok zenginim. Etrafımdaki hiç kimse önemli değil, zarar verebileceğiniz bir ailem de yok ve ölümden de korkmuyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Öyle mi?" dedi Serhat alayla ve ikisi de bitkin düştüğü için ilk dakikalara nazaran daha yavaştılar. Serhat, hızlı bir şekilde adama yumruk attı ve adamın kolunu kavradığında ters çevirdi. "Aramızda pek de bir fark yokmuş. Yaşımın bir önemi yok, çevremdeki kimse için değerli biri olmaya çalışmıyorum, sadece benim için önemliler, onlara saygım var ve onları korurum da. Ölümden de korkmuyorum çünkü kendimi sadece önem verdiğim insanların önüne atmam, herkesin önüne atabilirim ve bu cesaretim de kaybedecek hiçbir şeyimin olmamasından."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dürüst biri misin?" dedi Kemal zorlukla ve Serhat'ın bu konuşmalarında bir kandırmaca olduğunu düşündü. Ona göre Serhat'ın bir ailesi vardı, değer verdiği kişiler de vardı ve kaybedecek çok şeyinin de olduğunu düşünüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yeri geldiğinde," dedi Serhat sadece ve adamın dizine vurduğunda Kemal yüzükoyun yere düştü. O sırada adamın omuzlarından kavradı ve adamın üstünü çıkardı, yırttı ve Kemal'i kendisine çevirdiğinde sağlam bir yumruk attı. Kemal'in sersemlemiş olmasından faydalandı Serhat ve yırttığı üst ile adamın kollarını, Kemal'in kafasının üstündeki masanın ayağına sıkıca bağladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat da nasıl kulaklık varsa aynı şekilde Kemal'de de ses dinleyicisi olmalıydı. Kemal'in üstüne oturdu Serhat ve adamın pantolonunun kemerini çıkartmaya çalıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üstümü çıkarttın ve sadece atletimle kaldım, sonra ellerimi bağladın ve şimdi de kemerimi mi çıkartmaya çalışıyorsun?" Kemal, dirseği ile kanlı yüzünü silmeye çalıştı. "Beni soyarken izin almalıydın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Kemal'e kısa bir bakış attı ve adamın kemerini çıkarttı. Kemerin her bir kısmını incelediği sırada durdu ve kemeri ayağının dibine bıraktıktan sonra da kemere ayakkabısını geçirdi, camın kırılma sesi geldi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üzerindeki dinleyicilerle hakkımda kime bilgi göndermeye çalışıyorsan boşuna," dedi Serhat ve adamın üzerini aramaya devam etti. "Ama eğer bilmek istiyorsan senin anlattıklarında bizim tarafa geçiyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Seni sapık," dedi Kemal arsızca. "Ömrüm boyunca bu işteydim ve kendimi anlatırken bu ihtimalleri göz önünde bulundurmadığımı mı sanıyorsun? Sapık bir adamın tekisin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Kemal'in yüzüne doğru eğildi ve Kemal'in atletinin askılarını öfkeyle sıktı. "Sapık biri olsaydım buraya kadınlarınızla yatmaya gelirdim ama amacımın kurtarmak olduğunu göz önünde bulundurursak ve senin de bu işleri yapan asıl adam olduğunu ortaya katarsak asıl sapık sen oluyorsun. Sen adi bir şerefsiz pezevenkten başka hiçbir şey değilsin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hadi ama," dedi Kemal. "Sen de burada olsaydın illaki biriyle yatardın." İğrenç bir şekilde güldü. "Bekar mısın bilmiyorum ama yaşının benim gibi birkaç yıl sonra otuza dayanacağını görebiliyorum. Seni hayatının tadını çıkarmayı bilmeyen iyilik meleği seni. Hah, hah."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gerçekten iğrenç bir iblissin." Adamın yakasını bıraktı ve tüm ağırlığını vererek Kemal'in üzerine oturdu. Kemal ise nefessiz kalıyormuş gibi canının yandığını gösteren bir ses çıkarttı ve karnını sıktı. "Kötü olmak, kötü bir işte bulunmak, kötü olaylara vesile olmak... İğrenç duygularla yaşamak canını sıkmıyor mu hiç?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şöyle ki," dedi Kemal yüzsüzce ve gerçekten de bir açıklama yapacak gibiydi. "Biz kötüyüz ve karanlığız, iyiler de beyaz ve aydınlık. Biz zalimiz ve onlar da zavallı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Zalim olmak ve karşısındakileri zavallı konumuna düşürmek Kemal için basit bir şey olsa gerek, Kemal'in ses tonunun rahatlığından bile bariz belli.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gece vakti ya da karanlıkların olduğu her ortam, tasarının gizlice yapıldığı zamanlardır. Gündüz vakti ya da aydınlıkların olduğu her ortam," dedi Serhat mırıldanarak ama Kemal onu tam duyuyordu. "Kötülerin, kötülükleriyle kazandığı vakittir. İyiler, sadece cefayı çeker." Biraz düşündü, ondan sonra da eli çorabına doğru gitti. "Ama bu kez tam tersi olsun," dedi Serhat ve çıkardığı bıçağı Kemal'in koluna sapladı, sonra da geri çıkardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Seni aptal!" diye bağırdı Kemal acıyla ama Serhat eliyle Kemal'in ağzını örttü ve "Biliyorum," dedi, sonra da başını anlayışla salladı ve yeşil gözlerini baygın bir şekilde Kemal'in mavi gözlerine dikti. "Gecenin de gündüzün de sadece kötülere ait olduğunu biliyorum." Gözlerini Kemal'in gözlerinden ayırmaksızın kıstı. "Gündüz de gece de sadece kötülere aittir. Ama bu kural benim olduğum ortamlarda geçerli değil."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Beraber büyüseydik sen de benim gibi olurdun!" diye bağırdı Kemal. "İyiliklerle övünmek tıpkı kötülüklerini gizli gizli yapmak kadar aptalca!" Kemal, başını yan çevirdi ve ağzındaki kanı tükürdü. "Ben, hiçbir zaman yaptığım kötülükleri gizlemeye çalışmadım! Benim gündüzüm de gecem de pisliğimdir ve bunu herkese haykırabilirim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Benim de iyi bir insan olduğum söylenemez," dedi Serhat ve sesi Kemal'in sesine kıyasla çok sakindi. "Ve yeri geldiğinde oyunlarımı da sahtekarlıkla oynarım." Bıçağını bu sefer de Kemal'in diğer koluna batırdı, çıkardığında ise bıçağındaki kanı özenle halıya sildi. Gururdan mıdır bilinmez ama bu sefer Kemal acıyla bağırmak yerine kendisini bir hayli kastı ve dudaklarını kenetledi. Kemal'in kollarını bir hayli işlevsizleştirdiğinde Kemal'in bileğini bağladığı beze bıçağını geçirerek kesti, Kemal'in elleri kurtulmuştu ama kaslarına aldığı bıçak darbesi yüzünden kollarını rahatça oynatamıyordu. "İşte, ben de bu kadar iyi olabiliyorum." Kemal'in üzerinden kalktı. "Ellerini çözmemin iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğunu tam olarak bilemem ama sonuç itibariyle iyi bir şey yaptım." Kemal'in güçlükle doğrulmaya çalıştığını ve kollarını oynatamayışını gülümseyerek izledi. "Bence o kadar da kötü biri sayılmam. Ellerini çözdüm, bak. İtiraf et hadi, sen olsaydın çözmezdin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çözmezdim elbet, seni kurnaz sahtekâr!" Kemal, kollarını kullanmaya çalışarak ayağa kalkmaya çalıştı, başaramadı ve dizlerini kullanarak doğruldu. "Ama adam gibi davranırdım ve karşımdakini çaresiz bıraktıktan sonra aşağılayarak ipleri çözmezdim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Adam gibi biri olsaydın şu an seninle böyle bir konumda olmazdık," dedi Serhat ters bir sesle ve Kemal'e doğru yaklaştı. "Sahtekârım, kurnazım, yalancıyım ve fazlasıyla da inatçıyım ama senin gibi bir pezevenk de değilim." Kemal'i yakalarından tuttu ve yine Kemal'i yere serdi. "Özelliklerim kötü olabilir ama bunları kötülük için kullanmamaya çalıştım, sen ise tüm benliğini kötülüğe adamışsın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal kalçasının üzerinde oturuyordu. "Benim dengimsin, bunu sizi izlediğimiz ilk andan anlamıştım." Kemal, sinirleri bozacak bir biçimde gülüyordu. "Beş kişiydiniz ve onların başlarının da sen olduğun çok açıktı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Konu atlıyorsun," dedi Serhat ve duvarın dibindeki silaha doğru yürümeye başladı. "En son ki konumuz iyilik ve kötülüktü."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat silahını duvarın dibinden aldığında arkasını döndü ve Kemal'in de kendi silahını duvarın dibinden almış olduğunu gördü. Aralarında tek bir fark vardı ve o da Serhat'ın silahı tam tutabilmesi iken Kemal'in kollarından dolayı silahı emanet gibi tutmasıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birbirlerine silahı aynı anda doğrulttuklarında "İndirmen senin için daha iyi olur," dedi Serhat düz bir sesle. "Sana sıkmayacağım ama silahını bana karşı kullanırsan ölürsün."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal silahını bırakmadı ve omzunu silktiğinde silahı kucağına koymakla yetindi. Daha doğrusu silahı kucağına düşmüştü çünkü omzunu silktiğinde silahı tutamamıştı, kollarını hareket ettiremiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Kemal'in kulağındaki kulaklığı işaret etti. "Şimdi adamlarına söyle, şu silahları boş boş sıkmayı bıraksınlar artık."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır," dedi Kemal dikleşerek.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın bakışları soğuklaştığında odanın camına doğru ilerledi, gözlerini Kemal'den ayırmadan elini ağzına götürdü ve "Ağaç," dedi, aslında Ufuk'a sesleniyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hı?" diyebildi Ufuk sadece ve bu yorgunluktandı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Emniyet Müdürü Fırat Özar'ı ara ve ekibi ile konumumuza gelsinler. Bu işi tadını çıkara çıkara bitirelim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anlaşıldı. Bu arada Dilek hiç ses vermedi ve Yusuf da ortadan kaybolmuş gibi. Arda desen sesi var ama nerede olduğu belli değil. Sakın sadece ikimizin kaldığını söyleme bana."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Arda'ya ve Dilek'e bir şey olmadığını düşünüyordu ama Yusuf hakkında kesin bir tahminde bulunamazdı çünkü en önemli kısımlarda bile tek ses vermeyen Yusuf'tu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O sırada senin dışında hiçbir arkadaşının can güvenliği yoktu," diye söze başladı Kemal arsızca, aklı sıra da Serhat'ı arkadaşlarından vurmaya çalışacaktı. "Adamlarıma sadece seni vurmamaları gerektiğini söylemiştim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Onlar neredeler?" diye sordu Serhat kayıtsızca ve bu umursamaz ses tonunu bilerek böyle soğuk çıkartmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal, iğrenç bir şekilde sırıttı. "Cehennemin dibine gittiler."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal, bu sözlerinden sonra Serhat'ın sinirlenmesini hatta kendisine kurşun sıkmasını bekliyordu ama Serhat sadece donuk gözlerle kendisini izliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tanıştırayım," dedi Serhat ve elini uzatmak yerine silahını inceledi. "Ben Serhat Aymaz. Asla manipüle edemeyeceğin o kişiyim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal, belli etmemeye çalışsa da bozulmuştu ama yine de altta kalmak istemiyordu. "Seninle olan muhabbetimiz ambulansların içinde hasta olmamasına rağmen sirenleri yakıp diğer sürücülerden yol isteyen şoförlere benzedi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Mantıksız konuşuyorsun," dedi Serhat ve Kemal'in dibine kadar yürüdü. "Ve ambulansların içinde hasta olmamasına rağmen yol istemelerini saçma mı buluyorsun?" diye sorduğunda gözlerini kısmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamamen saçma ve bu Türk milleti işte."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Böyle bir cevap verdiğin iyi oldu," dedi Serhat ve Kemal'in atletinin askılarından tutup kaldırdı. "Bunu söylediğine pişman olacaksın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Kemal'i kapıya doğru çekiştirerek yürütüyordu. Serhat uzandı ve kapıyı açtığında Kemal kapıdan çıkmak yerine birden ayaklarını duvara yasladı ve kendisini geriye ittirdiğinde Serhat'ı yere düşürdü. Serhat ise çabuk toparlandı ve yine dövüş başlamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sonun geldi ama hâlâ yarım bıraktığın kötülüklerini tamamlamak için direniyorsun." Serhat, Kemal'e yumruk attı, Kemal ise kolunu tam kullanamıyordu ve tekmeden gitmeye çalışıyordu. Bir ara Serhat'ın kasığına tekme atmak istedi ama Serhat yana kaydığı için bu tekme Serhat'ın bacağına gelmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kötülüğün yaşattığı o güç hazzını ve herkese hükmedebilme kabiliyetini bilseydin sen de iyiliğe direnirdin." Kemal, soluk soluğaydı. "Bu bağımlı olmak gibi. Mesela cinselliğe ya da herhangi birine, sigaraya ya da alkole bağımlı olduğun gibi bağımlı olabilirsin, kendini durduramazsın ve direnemezsin de."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat da artık yorulmuştu ve sonlandırmak istiyordu. Kemal'i köşeye sıkıştırdı ve Kemal'in yüzüne silahıyla kabaca vurdu, öyle ki Kemal'in yüzünden kırılma sesleri gelmişti. O an Kemal de dövüşmeyi bıraktı ve acıyla kendisini yere bıraktı, elini yanağına koyarak kıvrandı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat ise Kemal'e hiç vurmamış gibi konuşmalara sıradan bir ses ile devam ediyordu. "İlk öncelikle hiçbir şeye bağımlı olmam çünkü iradem var."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal'in kan çanağına dönen mavi gözleri, Serhat'ın yeşil gözleri ile kesiştiğinde "Sen hastasın be!" diyebildi Kemal. Hayretler içerisinde, onca darbe almasına rağmen hiç inkâr edici sesler çıkartmayan, aksine her dayak yediğinde sevinen ve sakinliğinden ödün vermeyen Serhat'ı izliyordu. "Senin psikolojik sorunların olmalı," dedi Kemal korkuyla.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat hâlâ kayıtsızdı. Usulca kulaklığını çıkardı Serhat ve inaktif hâle getirdiğinde Kemal'e tebessüm ederek baktı. "Haklısın," dedi ve ses tonunda sıfır duygu vardı. "Aslında sen kadınlarla iç içe olabilecek kadar iyisin ve ben çevremde kimseyi kalıcı tutamayacak kadar kötüyüm."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şaşılası bir durum olarak Kemal de kulaklığını çıkardı. "Sana söyleyeceğim şeyi korumalarım bile bilmiyor," diyebildi Kemal çünkü yüzüne aldığı darbeler yüzünü şişirmeye başlamıştı, canının yandığı da belliydi ve artık konuşmakta zorlanıyordu. "Cehennemin dibi bana sadece birkaç ay kadar yakın. Bütün rahatlığım buradan geliyordu, yoksa çok baskın yemiştik, beni kolay kolay bulamazdın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Nedense hiç üzülmedim." Kemal'i bir öncekinden daha sert bir şekilde kaldırdı ve koridora kadar çıkartabildi. "Dünyanın bir kötüden daha kurtuluyor olacak olması beni ne kadar mutlu etti, hiç anlatamam. Yöntemi hiç önemli değildi zaten."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu sözlere karşılık Kemal öyle bir sinirlendi ki, bir an yürümeyi bıraktı ve düşmeyi bile göze aldı. Serhat da bunu fark etmişti ve Serhat'ın yüzü de birkaç saniye öncesine nazaran daha da ciddiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Öyle mi?" diye bağırdı Kemal hırsla. Kemal, Serhat'tan kendisini kurtardı ve Serhat da Kemal'in kendisinden uzaklaşmaya çalışmasına izin verdiğinde Kemal dengesini sağlayamadı ve yere düştü. "Demek birkaç ay sonra cehenneme postalanacak olmam seni mutlu etti."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aynen öyle," dedi Serhat hiç düşünmeden ve yerde oturan, her yeri kan revan içinde olan Kemal'e boş boş baktı. "Üzüleceğimi mi düşünmüştün?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hahladı Kemal yüzünün tek kenarını buruşturarak. "Senin ne düşündüğün elbette ki umurumda değil. Benim tek düşündüğüm kötülüklerimin devamını sağlayacak bir kişiyi arkamda bırakmamdır." Kanlı yüzünü silmeye çalıştı. "Ama zoruma giden bir şey var ve o da senin ve senin gibi düşünenlerin ölümümle mutlu olacak olması. Ben kimseye öldükten sonra böyle bir iyilik yapmak istemiyorum." Derin bir nefes verdi ve Serhat'ın gözlerine tüm dikkatiyle baktı, bakışları ise deliciydi. "Umarım hayatını iyi yönde etkileyebilecek hiçbir kadın hayatına dahil olamaz. Umarım ki seni iyileştirebilecek hiçbir kadın seni kabul etmez." Elini ağzına götürüp ukalaca güldü. "Ölmeden önceki son bedduam da sana olsun, Serhat Aymaz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Kemal'e bakmayı sürdürüyordu ama bakışları kararmıştı, bu kararan bakışlara rağmen ise iradesi hâlâ yerli yerindeydi. Ne olur ne olmaz diye kulaklığını açtı, silahını öylesine bir boşluğa attı ve dili olsa ağlayacak sert adımları ile Kemal'in yanında soluğu aldığı gibi vurmaya başladı. Sanki ilk baştaki dövüşleri yedi yaşlarındaki iki oğlan çocuğunun ufak bir kavgasıydı ve asıl tehlikeli dövüş şimdi başlamıştı. Serhat öyle bir vuruyordu ki Kemal kendisini bir türlü savunamıyordu ve artık Kemal'in üzerindeki beyaz atletinin rengi de kırmızıya dönüşmüştü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Aslında Serhat, kontrolünü kaybetmemişti ve yaptığı tüm hareketleri de bilinçliydi ancak gözleri kararmıştı ve yapacakları konusunda da kendisini kısıtlamak istemiyordu. İşkence ise tam işkence, can çekiştirme ise gram vicdansızlık duymadan tam olarak can çekiştirme ve öldürme ise de tam olarak öldürme.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yet- Yeter." Kemal, bayılma noktasına gelmişti. "Böyle vuracağına... Öldürsene."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat art arda vurmaya devam ederken sakin bir yüz ifadesine sahipti. "Öldürsene diyorsun ama ben öldürmeden önceki son işkenceleri daha çok seviyorum," dedi Serhat ve tehlikeli bir biçimde sırıttı. "Bu konuda hayal gücümün hiçbir sınırının olmadığına emin olabilirsin." Doğruldu, köşedeki silahını beline aldıktan sonra Kemal'e rastgele bir tekme daha attı ve Kemal'in yakasına yapışıp odalardan birine soktu. "Sen hiç merak etme, belli bir müddet sonra hissetmeyeceksin bile."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Kemal'i yere attığında odaya baktı, köşeye çekilmiş birkaç kadın vardı içeride ve bu kadınlar gördükleri manzara karşısında çığlık çığlığa odadan kaçarcasına çıktılar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, bu kadınları görmeseydi Kemal ile olan işini devam ettirirdi ama artık diğerlerine de bakmalıydı. Yerde hareketsiz duran Kemal'i bırakıp kıyafet dolabından kadınların ince kemerlerinden birini çıkardı. Tekrardan Kemal'e yaklaştığında Kemal'i tuttu ve muhtemelen Kemal bayılmıştı, bayıldığı için de ağırlığı basıyordu. Güç kullanarak Kemal'i kaldırıp sandalyeye yığdı. Gerçi bağlamasına gerek bile yoktu ama dışarıdaki adamlardan biri buraya gelip Kemal'i götürebilirdi. Bu yüzden kumaş kemeri yırta yırta Kemal'in kollarını ve ayaklarını sandalyeye bağladı. Bu da Serhat'ı kesmedi ve sandalyeyi yere yatırdı, böylece Kemal'in kolları arkada kaldı ve kendi ağırlığı da kollarını oynatabilmesine engel olacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tuzla buz oldun lan." Sadece Kemal'in kendi kanında boğularak bayılmış bedenini iğreti bir yüz ifadesi ile izledi. "Nerede senin o az önceki güçlü bedenin, ha?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çok müdahale etmek istemedim ama," dedi Ufuk, yorgundu ama tükenmemişti. "Birini ters yatırıp düz siktin sanırım." Ancak yarım gülebildi. "Kendindesindir ama yine de soracağım. Kendinde misin ve kimi mahvettin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aslında buna pek de mahvetmek denemez." Serhat, birazdan bayılacakmış gibi bakıyordu ama bu bakışına rağmen dik durdu, üstü başı kandı ama üstünü başını hiç düzeltmeden odadan çıktı ve kapıyı Kemal'in üzerine kapattı. Yürüyüşünü izledi, aklının ne durumda olduğunu düşündü, nabzını hissetmeye çalıştı ve vicdanını da öyle. Kendindeydi. "Sadece pezevenk birinin amından başlayıp götüne kadar yol alıp siktim ve işte şimdi tam olarak rahatlamış gibiyim. Hırsımın hepsi o adamda bitti."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Düşündüklerime karşın mahvetmek kelimesi yaptıklarının yanında az kalmış ya," diye ağzının içinde geveledi Ufuk.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, koridordan çıktı ve demin bulunduğu açık hole, kolonların olduğu büyük mekâna girdi. Arkasındaki kapıya yakın bir kolonda durdu çünkü hiçbir korumanın arkasındaki kapıdan girip de patronlarını almasını göze alamazdı, ki korumaların da o adamın asıl adam olduğunu bildikleri konusu da kesin değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Korumalar etrafa dağılmıştı, ilk sayılarına göre ise azlardı ama tükenmemişlerdi. Serhat, silahındaki mermileri kontrol ettiğinde siren seslerini duydu ve bir anda silah sesleri o kadar fazlalaştı ki, silahı düştü Serhat'ın ve kulaklarını elleriyle kapattı. Gördüğü kadarıyla çoğu kişi kulağını kapatmıştı ve eğilmişlerdi de. Serhat, ellerini kulaklarına daha fazla bastırdığında buruşmuş yüz ifadesiyle etrafa baktı. Mermiler, tıpkı bir yağmuru andırıyordu. Hemen sağ tarafındaki kolonlardan birinde Ufuk'u gördü Serhat ve Ufuk da kulaklarını kapatmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yüz kişi aynı anda taramalı mı kullanıyor?" diye bağırdı Serhat, Ufuk'a bakarken ve kendi sesini bile zor duydu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk da Serhat'ı gördü ve kolonun etrafından Serhat'ın olduğu bölgeye doğru döndü, ellerini kulaklarından çekmeden de Serhat'a baktı. "Bence aynı anda bin tane füze patlattılar!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birden silah sesleri kesildi ve eş zamanlı lambaları kapattılar, etraf zifiri karanlık oldu. Bu sessizlikte Serhat yeniden silahına sarıldı ve ortam şimdi öyle bir sessizdi ki, ötedeki Ufuk'un kımıldanışının sesi bile duyulmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Susan siren sesleri yeniden ötmeye başladığında ortamdaki zifiri karanlık, cılız bir ışıkla aydınlandı ama bu ışıkta insan sadece belli başlı büyük yapıları seçebiliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sadece Ufuk'un gölgesini gören Serhat "Dayan Ufuk," dedi, "Bu siren seslerine bakılırsa Fırat Özar ve ekibi de gelmiş."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bahçede çatıştığımda korumalar ateşi kesmişti." Ufuk, silahını mermi ile doldurduğunda bu sessizlikte silahtan çıkan mekanik ses duyuldu. "Ben de içeri girdim ama aslında tuzakmış. Beşimiz de içeride kapana kısılmışız ve aslında bizi dışarıdan sarmışlar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkisi de ateş etmeye hazır bir pozisyonda beklerken bulundukları devasa yuvarlak holün etrafındaki kapılar açıldı ve burada çalışan yüzlerce kadın aynı anda kapılardan çıktı. Ufuk ve Serhat birbirlerine çatık kaşlarla bakıp bakışlarını geri kadınlara yönelttiler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sakin sakin ilerleyin! Sakin sakin!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk, gurur duyarcasına gülümsedi çünkü bu Dilek'in sesiydi ve kadınları çıkartan kişi de Dilek olmuştu. Fakat sonrasında korumalar yine belirdi ve silahlarını bu sefer de kadınlara yönelttiklerinde bir kargaşa oldu, kadınlar çığlık çığlığa koşturmaya başladılar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kahretsin," dedi Dilek silahını tutarken ve bir kolonun arkasına saklandı. Dilek, Ufuk ve Serhat öyle bir konumlanmışlardı ki sanki bir üçgenin tam köşelerine yerleşmiştiler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Korumalar yine ateş açtığında kadınları vurmaya başladılar, birkaç kadın vuruldu ve yere düştüğünde Serhat ve Ufuk gördükleri korumaları tek tek indirmeye başladılar. Dilek ise arkasına saklanan üç beş kadını koruyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar'ın ekibi de kapılardan ve camlardan içeri doluştuğunda, korumalar ile olan sayıları eşitlenmese bile iş görürdü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat bir korumayı tam göğsünden vurduğunda "Evlat," dedi o içten tanıdık ses ve Serhat da gülümseyerek sol tarafındaki, on beş adım kadar uzağındaki kolona baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar. Koyu üniformasıyla, sadece tel tel beyazlamış siyah saçlarıyla ve demir rengi gözleriyle bir kolonun arkasında duruyordu ve korumaları hallediyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Fırat Dayı'm aynı kırk beş yaşındaki yakışıklı aktörleri andırıyor," dedi Serhat ve Fırat Özar'ı görmek kendisine enerji depolamıştı, silahını kuvvetle doğrulttu ve seri bir şekilde, art arda korumaları indirmeye devam etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar ise yandan, Serhat'a, tam bir karizmayla gülümsedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Elleriyle başlarını korumaya çalışan kadınlar Serhatların olduğu bölgeye doğru koşuşturdular. Ufuk'un arkasına on kadın geçtiğinde Fırat'ın arkasına da on beş kadar kadın geçti ama Serhat'ın arkasına ise hemen hemen yirmi beş kadın saklandı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hüzünle şaşıran Serhat boş bulduğu bir anında arkasına döndü ve "Sakın o kapıya yaklaşmayın," dedi kadınlara çünkü aralarında hain olabilirdi ve Kemal'in yanına gidebilirlerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kadınlar; Dilek'in, Serhat'ın, Ufuk'un ve Fırat'ın arkasına saklanmıştı ama kendilerine bir yer bulamayan kadınlardan bazıları kanlar içerisinde yerlerdeydi, bazıları ise başka kolonların arkasında çömelmiş, küçülmüşlerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, yutkundu çünkü kendisine sığınan kadınların hissi ona ağır gelmişti. Ufuk'un ve Fırat'ın üstü başı tertipliydi; Dilek ise, nasıl yaptı, bilmiyordu ama bir tayt ve tişört giymişti; kısacası kadınları rahat koruyabilecek bir haldeydi ama Serhat öyle değildi, buna rağmen en çok kadın kendisinin arkasına sığınmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Etraf delik deşik olmuştu. Bir mermi Serhat'ın kolonunu sıyırdı ve duvarın boyası kalktı. Bundan dolayı ise arkasındaki kadınlar çığlık çığlığaydı ama hiç kımıldamadılar, yere çömelmişlerdi. Zaten bu cılız ışıkta kim kime vurursa olmuştu tüm olay.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O sırada Ufuk'un arkasına saklanan bir kadın, Serhat'ın olduğu tarafa doğru korka korka ilerliyordu. Serhat bunu gördüğü için, "Niye, dayı?" diye sordu Fırat'a ve sesi sorumlulukla taşmış bir acıydı. "Görmüyorlar mı bu kötü görünüşümü? Berbat bir durumdayım, her yerim kan revan içinde, gözlerim desen sanki içine kırmızı boya akıtılmış, yüzümde çizikler var ve dudağım kanıyor, ama buna rağmen benim arkama saklanmaya çalışıyorlar. Yapamayacağımı biliyorum, kaşlarım çatık ve onlara ne zaman baksam hep soğuk bir ciddilik takınıyorum ama onlar arkama saklanmaktan vazgeçmiyorlar? Neden dayı? Nerede hata yapıyorum?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar'ın dudakları düz bir çizgi halindeydi ve Serhat'a bakmamıştı. "Çünkü senin kanın sıcak." Birini daha vurdu, arkasındaki kadınların ise, kolunu uzatarak, çizgiden çıkmamalarını sağlıyordu. "Senin tesirini tam anlatamam ama bir çekiminin olduğunu söyleyebilirim. Bu duruşunla da ilgili olabilir, güçlü görünmenle de ama senin akıl almaz bir kontrolün, iraden olduğu için bu durum bir sorun teşkil etmiyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk'un arkasından çıkıp kendisine gelen kadın vurulmasın diye fazladan çaba harcadı Serhat, algılarını tamamen açtı ve bir silah gördüğü an, bu bir el bile olsa tereddütsüz vurdu. Sonunda kadın titreye titreye Serhat'ın arkasına geçtiğine "Bir daha yerinizden kımıldamayın," diye sert bir sesle kadınları uyardı Serhat. Bu sert sesi bilinçliydi, kadınlar kendisinden uzak dursun diye mesafe koyuyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Size kötü bir haber," dedi Ufuk ve alnındaki teri avucunun içiyle sildi, elini alnından ta saçlarına kadar götürdü ve Serhat'a baktı. "Mermim bitti."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, mermi kutusunu ayağının dibine koydu ve ayakkabısıyla iteklediğinde o mermi kutusu ta Ufuk'a kadar sürünerek ilerledi. Ufuk da o sürünen mermi kutusunu ayağıyla durdurdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Korumalar bitmek üzereydi, bunu gören Fırat Özar, Serhat'a baktı ve Serhat da anladığında "Arkamızdaki kapıda," dedi. "Sağ taraftan üçüncü kapı. Adam sandalyeye bağlı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar bir kere başını salladı ve "Anlaşıldı," dediğinde geri geri gitti, silahını indirmemişti ama kapıya gidene kadar da Serhat onu korumuştu. Fırat Özar, kapıdan içeri girdiğinde arkasından iki polis daha içeri girmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Silah sesleri, artık daha seyrekleşmişti ve bitmek üzereydi. Kazanacaklardı. Ne oldu, bilmiyordu ama biten korumaların yerine bir yenileri de gelmiyordu. Ya adamları kalmamıştı ya bu adamları çağırtan aracı adam ölmüştü ya da Fırat Özar, buraya ulaşan bütün yolları güvenlik güçleriyle kapatmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hay aksi," dedi Serhat, mırıldanırcasına ve Ufuk'a bakmıştı. Ufuk'a göz kırpmadı, kaş göz işareti de yapmadı çünkü kameralardan anlaşılabilirdi. Son üç koruma kalmıştı, biri yukarıdaki balkondaydı, diğer ikisi ise kendilerinin bulunduğu bu zemin kattaydı. Serhat'ın da mermisi bitmek üzereydi, bundan dolayı rol yaparak, yalana başvurarak bu işi bitirmeliydi. "Son iki mermim kalmış."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ciddi misin?" dedi Ufuk ciddiyetle çünkü Serhat'ın numara yaptığını bilmiyordu. "Allah kahretmesin. Benim de sadece altı tane kaldı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Korumalar tarafından duyulduklarını düşündü Serhat ve kendisini kolonun yan tarafına yavaş yavaş kaydırdı. Balkondaki bir korumanın silahını çıkardığını gördüğü an tetiğe bası, koruma ise öldü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hay aksi," dedi Serhat bir kez daha. "Son bir mermi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ufuk art arda mermileri sıktı ve son mermisinde bir koruma daha düştü. Ondan sonra ise Ufuk silahını yere attı ve ellerini boş anlamında iki yana açtı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sadece bir merminiz mi kaldı?" diye sordu geriye kalan bir koruma.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Son bir mermiye son bir korumanın denk gelmiş olması ne şaşırtıcı," dedi Serhat ve saklanan polisle göz göze geldiğinde o polise göz kırptı. Polis de anlaşıldı dercesine baş salladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Koruma ateş etti ama Serhat, son mermisinin kaldığını belli etmek için hemen tetiğe basmadı. Biraz durdu, korumayı hedef alacak biçimde konumlandığında sıktı ama bilerek ıskaladı ve "Siktir be," dedi ağzının içinde.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İşte şimdi bittiniz," dedi koruma ve bedenini bütünüyle açığa aldığında polis de saklandığı yerden çıktı, sinsi sinsi o korumaya doğru yaklaştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat ve Ufuk teslim olurmuşçasına ellerini kaldırdığında Serhat'ın bakışları tıpkı uykuya dalmak üzere olan insanlar gibi baygındı ve bu bakışı ona umursamazlık havası katıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bize bulaşmamanız gerektiğini çoktan anlamış olmalıydınız," dediği an polis onu vurdu ve "İşte Türk polisinin şaşmaz mermisi," dedi Ufuk kutlarcasına.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat ise yerdeki adama baktı. "Öleceğinizi bile bile böyle bir direnmeye girişmemeniz gerektiğini çoktan anlamış olmalıydınız." Serhat, polise döndü. "Demin burada birçok polis vardı, etraf pek aydınlık olmadığı için de fazla seçemedim. Buradaki polisler nereye gitti?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Korumalar hemen hemen bitmek üzereydi; ben burada kaldım, iki kişi amirim ile gitti ve diğerleri de bahçede, bazıları ise bu labirent evin içini tarıyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bizden iki kişi kayıp," dedi Ufuk ve polisin kulaklığını bakışlarıyla işaret etti. "Sor bakalım, bizimkiler bu evin içinde mi hâlâ? Umarım başlarına kötü bir şey gelmemiştir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Polis olumlu anlamda başını salladığında yanlarına Dilek de geldi. O sırada etrafta yine polisler belirdi ve kadınları götürmeye başladılar. Götürülen kadınların arasından özellikle de biri Serhat'a bakışlarını yöneltmişti ve yürürken bile gözlerini Serhat'ın üstünden ayırmamıştı. Serhat'ın sıkı bir hafızası vardı ve bu kadın, son anda arkasına sığınan o kadındı, o kadına kısaca baktı sadece ve hiç yüz vermeden geri polise döndü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Esmer olan bahçede bulunmuş. Ağır yaralıymış."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yusuf!" dedi Dilek ve Ufuk aynı anda ve Dilek, bilinçsizce Ufuk'un bileğinden tuttuğunda bahçeye doğru telaşla koştular.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat ise gidip gitmemek arasında git gel yaşadığında kararsız gözlerle kulaklığını dinleyen polise baktı. "Sarışın biri de kilerdeymiş."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet," dedi Serhat başını sallarken. "O kilerdeki Arda olmalı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O yaralı değilmiş ama yanında sarışın bir kadın varmış ve ağır yaralıymış, buna rağmen Arda dediğiniz kişi kimseyi yanına beş adımdan fazla yaklaştırmıyormuş."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat yürümek için hareketlendi, yürüdü ama ilerleyemedi çünkü sabırsızca, polisin kendisine konum vermesini bekliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"En üst kattalarmış," dedi polis. "İlk girişte bir koridor varmış, o koridorun sağ tarafına geçmişler, oradaki yedinci odaya girmişler ve o odanın banyosunun kapısının ardında ise gizli bir kapı varmış, o gizli kapı da aslında bir kilermiş. İşte tam olarak oradalar. Ev labirent gibi, kardeşim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, koşarak tarif edilen yere gitti, nefes nefese kiler kapısından içeri girdiğinde ise bir an hareketsiz kaldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Burası boş bir odaydı ve bu odanın ortasında Arda vardı. Yerde oturuyordu ve kucağında ise o sarışın kadın vardı. Kendisini patronun kız kardeşi olarak tanıtan o sarışın kadının üzerindeki beyaz elbise kıpkırmızı olmuştu. Arda ise kucağındaki kadına sarılmıştı ve öylece bekliyordu. Arda, tıpkı transa girmiş gibi bir ileri bir geri, sımsıkı sarıldığı sarışın kadını bırakmaksızın sallanıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Arda?" dedi Serhat donmuş bir sesle ve bir adım attı. "Neler oluyor burada, kardeşim?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İlk önce şu polisleri yolla," dedi Arda ve ses tonu ürkütücüydü. Serhat, Arda'nın yüzünü göremiyordu çünkü Arda, yüzünü kadına gömmüştü ama Arda'nın yüzünün, hiçbir leke olmamasına karşın böyle ürkütücü göründüğüne emindi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Siz çıkın," dedi Serhat gözlerini kımıldatmaksızın ve odadaki iki polis de çıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir polis ise "Eğer hâlâ umut varsa ambulans aşağıda," dedi gitmeden hemen önce.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kurtarılamaz," dedi Arda ve bu sözlerini sanki kendisini inandırmak için söylüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Derin bir nefes aldı Serhat ve onların yanına gitti, diz çöktü. "Nasıl oldu?" Yutkunduğunda ise elini Arda'nın omzuna koydu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda kendine gelirmişçesine irkildi ve başını kaldırıp Serhat'a baktı. Serhat ise Arda'nın mavi gözlerinde kendi gözlerini gördü çünkü, kendi gözleri kadar olmasa da Arda'nın da gözlerinin içi kıpkırmızıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O şerefsiz korumalar..." Arda, dişlerini sıktı ve sarılmayı bıraktı, kadını kucağına düz bir şekilde yatırdı. "Beş kişiydiler ve eğlenceymiş gibi o beş kişi de tek tek on kurşun sıktı! Ondan sonra ise bir başka şerefsiz koruma da marifetmiş gibi kadının kurşunlandığı yerlerine yumruklar attı!" Serhat, bu kadının korumaların arasında yaşadığını biliyordu ve bu kadının, en yakınlarından olan korumaları tarafından bu hâle getirildiğinde duyduğu güvenin nasıl sarsıldığını, bu kadının nasıl da ihanetle tanıştığını düşündü. O an, belki de en yakını olan korumaların böyle bir şey yapmasına bir anlam verememiştir ve ondan sonra da hayatının bu bölümünün aslında bir yalan olduğu gerçeğiyle yüzleşmiştir. "Müdahale etmeye geldim ve," kan bulaşmış pantolonunu gösterdi, "Beni bacağımdan vurdular! Hırpaladım onları ama sayıca fazlaydılar, odaya kilitlediler bizi ve üstüne ne dediler, biliyor musun? Burada bir ölüyle kilitli kal da aklın başına gelsin!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sakin ol!" diye bağırdı Serhat ve Arda'yı omuzlarından tuttu. "Kendine gel, Arda!" Derin bir nefes aldı Serhat ve hâlâ şaşılası bir biçimde ölmemiş olan kadına baktı, nabzını kontrol etti. Serhat'ın bu hareketini gören Arda ise sanki çok işe yaradı dermiş gibi hahladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şu anda umutsuz bakıyorsun, biliyorum," dedi Serhat yatıştırıcı bir tonda. "Her ne kadar geç olursa olsun, çabalamadan nasıl böyle düşünebilirsin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hiçbir şeyi bilmiyorsun!" dedi Arda dişlerinin arasından. "O kurtarılamaz! Ölecek! Ölmeli! Daha fazla mı acı çektirelim?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Arda'ya hafif bir yumru attı ve onu kendisine getirmeye çalıştı. "Belli, kadın sana hayatındaki acılarını anlatmış ve sen de hemen ölmeli diyorsun, öyle mi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda çenesini sıktı ve bir cevap vermedi. O sırada ise hâlâ yaşayan kadın, yüzünü kımıldatacak gücü kendisinde bulamadı ve sadece gözlerini kaydırıp o mavi gözleriyle Serhat'a baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ona bakma," dedi Arda gözleri dolarken. "Benim gibi vicdan azabı çekersin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, kimseden bakışlarını kaçırmadığı için kadının o mavi gözlerine bakmaya devam etti. Öyle bir bakıyordu ki, bir daha bu ölü mavisi gözleri asla unutamazdı ve yine öyle bir bakıyordu ki, bakışlarını kaçırsa ve hemen duvara baksa yine bu mavi gözleri görürdü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, her ne kadar kadının sadece mavi gözlerine bakıyor olsa da aslında göz ucuyla diğer şeyleri de görüyordu. Kadının üzerindeki beyaz atleti delik deşikti ve kandı, aynı şekilde eteği de ve kar beyazı bacakları bile kıpkırmızıydı, hatta ve hatta kadının sarı saçlarına bile bu kırmızılık bulaşmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Acıyla yutkundu. Etkisi uzun süre geçmeyecekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kadının mavi gözlerine tekrar odaklandı Serhat, kadının bu bakışlarında ise geride bıraktıklarının endişesi ve ölüme olan saf korku vardı. "Öleceğim," dedi kadın kuru bir sesle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kadın Rus kökenliydi ve buraya ilk geldiklerinde Rusça konuşmuştu; öleceğim kelimesini ise kadına, Arda öğretmiş olmalıydı. Serhat, nasıl bakacağını bile bilmediği bakışlarını çekemedi ve bir dejavu yaşıyordu. Kadının o ölü mavisi, donuk ve fersiz gözlerini hiçbir zaman unutamayacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Öleceğim," dedi kadın bir kere daha ve Arda gözlerini sıkıca kapattı, başını başka yöne çevirdi ama bu anın sorumluluğunu Serhat bakışlarını kaçırmayarak kendi üzerine aldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, bakışlarını çekmedi ve kadın, kuru dudaklarını ıslatamadan son nefesini verdi, öldü ve başı kaydı; mavi gözleri kapanamadan öldü ama kadının başı kaydığı için bakışlarını kaçıran bu kadın olmuştu. Serhat öylece donup kalmıştı, Arda ise gözlerini hâlâ kapalı tutuyordu ama kucağındaki ağırlığın değişmesinden kadının öldüğünü anlamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yutkundu Serhat ve "Gözlerini açabilirsin," dedi duygusuz, soğuk bir sesle. "O öldü, aç gözlerini artık."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, derin bir nefes aldı ve ellerini yumruk yaptığında birden ayağa kalktı, bu boğucu kilerden çıktı ve koşmaya başladı. Merdivenlerden inerken bir polis ile çarpıştılar ama o durmadı, ilerlemeye devam etti. Bu insanın ruhunu söndüren evden kaçmak için koşuyordu ve tabii ki de koşmasının bir başka nedeni de yaşadığı o dejavunun etkisiydi. Geçmiş, geleceğe taşınmıştı ve bir kez daha yaşanmıştı ama ilki daha sancılı bir acıyla geçmişti ve izi kalmıştı; ikincisi, yani şimdikisi ise duygusuz bir tekrardan ibaretti ama insan yine de kalbinde bir sızı duyuyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Malikanenin bahçesinden de koşarak çıktı Serhat ve kendisini bir polis arabasının arkasına attı. Karşısı ağaçlıktı ve alçak bir yerdi, boşluk bir alandı. Düştüğü yer ise toprak bir yoldu. Dizlerinin üzerindeyken yeşil şişme montunu bir çırpıda çıkardı Serhat ve öylesine bir yere fırlattı. Bu karanlıkta, çekirge seslerinin duyulduğu bu anda sadece fiziki bir ferahlama duyabildi. Yeşil gözleri kısa bir an yaralı ve karmaşık görünen dövmeli sol kolunu buldu ve yine hatırladı, kalbi acıdı ama bu acı da aklını başından alamadı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sağ eline yerdeki büyük taşı aldı Serhat ve sol elinin avuç içini toprak zemine koydu. Gözlerini kapattı ve sağ elindeki taşla sol elinin üzerine art arda vurmaya başladı. Gözlerini sıktı ve bir çılgın gibi, o sol elinin üzerindeki acıyı hissede hissede ve her geçen saniye vurma şiddetini artırarak devam etti. O acının verdiği rahatlama hissini tarif edemezdi. Her rahatlamaya karşılık daha fazla güç uygulayarak vuruyordu eline ve onun dudaklarında acı sesi bile yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yaptıkları aklını kaçırdığının göstergesiydi ama iradesini, aklının içindekileri sadece kendisi biliyordu ve tüm bunları bilinçli yapıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hey! Ne yapıyorsun?" Serhat'ın arkasından Fırat Özar'ın sesi duyuldu ve Fırat koşarak Serhat'ın arkasında diz çöktü. "Bırak şu taşı! Serhat! Sana bırak dedim, oğlum." Fırat, Serhat'ın elindeki taşı almaya çalışıyordu ama Serhat inatla bırakmıyordu ve işini yapmaya devam ediyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat, kendisine zarar veren Serhat'ın hâline şaşkındı. "Sana bırak dedim!" Hâlâ direnen Serhat'ın laftan anlamayacağını düşündüğü için ayağa kalktı ve hiç düşünmeden Serhat'ın taşı tutan eline tekme attı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat inlediğinde elini kucağına koydu ve iki büklüm oldu. Birkaç saniye öylece kaldı ve kendisine süre tanıdı. "Dayı," dedi Serhat ve alttan Fırat'a baktı. Yeşil gözlerini kıstığında aklı hâlâ çektiği acının hazzındaydı. Zar zor yutkunabildi. "Tekmen taş parçasından daha iyiydi." Sırtını arabaya yasladı ve yüzü acının hissini en derinlerine kadar hissedebilmek için kasılmıştı. "Ama çok merak ediyorsan da aklım hâlâ başımda. Kendime vurduğumda da aklım başımdaydı, beni durdurmaya çalıştığın zamanda da öyle ve hepsini bilinçli yaptım. İsteseydim kendimi durdururdum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat, ayakta, korkunç gözlerle öylece Serhat'ı izliyordu. Serhat'a korkunç bakıyordu çünkü Serhat'ın görüntüsü insana besmele çektirecek türdendi. Mahvolmuş bir biçimde kanayan eli, toz toprak olmuş pantolonu, kanayan aralık dudağı, darmadağınık olmuş saçları ve içine kırmızı boya dökülmüş gibi duran gözleri... Serhat'ın tam da bu hâlini gören biri hiç düşünmeden korkup kaçardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İlk öncelikle," dedi Fırat ve derin bir nefes verdi. "Senin dayın değilim." Elleriyle yüzünü sıvazladı ama az önce şahit olduğu o olayı unutamazdı. "İkincisi ise sen kendine ne yapıyordun?" Fırat, öyle bir ruh halindeydi ki gördüğü olayı tanımlayamıyordu bile.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ağır ağır yutkundu Serhat ve "İlk öncelikle," dedi dayısını taklit ederek. "Aramızda kan bağının olmaması seni benim dayım yapmaktan kurtaramaz." Nabzının normale dönmeye başladığını anımsadı. "İkincisi..." biraz durdu ve kaşlarını çattı ama bu sinirlilik değildi. "Kalp acısını geçirmenin yolu fiziki acının dozajını artırmaktır." Herkes için olmasa da bu, kendisi için öyleydi. "Hiç kimse, bedenen büyük acılar çektiği zaman duygusal acısına tam olarak odaklanamaz." Yerde süründü ve montunu koluna astı, daha sonra ise, hiç tükenmemiş de sanki sabah uykusundan yeni uyanmış gibi doğruldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat Özar'ın demir rengi gözleri şaşkınlıkla Serhat'ın şu anki dinç duruşuna bakıyordu ama en çok dikkati çeken kanayan sol koluydu ve buna rağmen de Serhat hiç acı duyuyormuş gibi değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O dövmeler, kendine ettiğin yaraları daha kötü yapmaz mı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bilmiyorum," dedi Serhat yandan Fırat'a bakarken, beraber yürüdüklerinde ise, polislere doğru gittikleri için yeşil şişme montunu giydi. Sırf kolunu görmesinler diye giymişti ve kanayan elini de montunun cebine soktu. Bu yaralar fazlasıyla sızlıyordu ama Serhat'ın yüz ifadesi de fazlasıyla nötrdü. "İçerideki tüm yaralılar çıkarıldı mı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet," dedi Fırat tekdüze bir sesle. "Sadece Kemal kaldı ama onunla polisler ilgileniyor, yani içerdeki labirent evin gizli taraflarını öğrenmeleri lâzım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İyi o zaman," dedi Serhat polislere yaklaşmalarına az kala ve durdu, Fırat'a doğru döndü. "Buradaki tüm ambulansları yolla." Fırat, tam Kemal de yaralı demek için söze girecekti ki "Güven bana," dedi Serhat ve başını salladı. "Ne yaptığımı gayet iyi biliyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat, kaşlarını çattı ama itiraz etmedi çünkü Serhat ile birçok göreve gitmişti ve Serhat'ın daha hiç hata yaptığını görmemişti. Yavaş adımlarla polislere doğru ilerledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sıkıntıyla nefesini verdi Serhat ve yorgunluk içerisinde kendisini yere attı, sırtını arabaya yasladı ve yıldızlara baktı, öylece bekledi. Ne zaman bu yıldızları görse aklına hep Mervan gelirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öylece kaç dakika geçtiğini saymadan bekledi ve ambulansların tek tek gitmeye başladığına şahit oldu. Bir ara üzerine çarşaf örtülü birini taşıyan polisleri görmüştü ve o çarşaftaki kişinin kolu açıktaydı. O beyaz tenli kadın kolunun o sarışın kadına ait olduğunu hemen anlamıştı. Hiçbir duygu belirtisi göstermeden, öylece boş gözlerle o mermere dönen ağır cesedi izlemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Unutamayacağım," diye dudaklarını oynattı Serhat sadece ve artık ambulansların hepsi gitmişti. Etrafta sadece polis arabaları kalmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birkaç dakika sonra Fırat geldi ve tam Serhat'ın önünde durdu. Serhat ise ağır ağır yana çevirdiği başını oynattı ve kaldırıp Fırat'a baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ee?" dedi Fırat sorarcasına. "İstediğin gibi ambulanslar gitti ve sadece Kemal kaldı. Ne yapmaya çalışıyorsun o zehir aklınla yine?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, elini ağzına götürdü ve esnedi. "Sadece işimi yapıyorum. Beğenmediği ve eleştirdiği durum başına gelince bakalım ne yapacak, işte bunu görmek istiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat, yüzünü buruşturdu ve Serhat'ı boydan boya süzdü. "Sana da bir ambulans lazım, hatta söyleyeyim de koca hastaneyi sadece sana ayırsınlar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gülümsedi Serhat ve dizlerinin üzerine koyduğu kollarını ileri uzattı, dalgın gözlerle ellerini izlediğinde de kaşlarını kaldırdı. "Güzel laflar ama ben hiç gülmedim." Gülüyormuş gibi yapmacıktan dudaklarını uzattığında sırtını daha fazla soğuk arabaya yasladı. "Görüyor musun? Hiç gülmüyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tebessüm etti Fırat ve birden, içine gelen bir istekle Serhat'ın başını tuttu ve dudaklarını Serhat'ın gür saçlarına bastırdı. "Seni Anıl'dan hiç ayrı göremiyorum." Serhat'tan ayrıldı ve yine polislere doğru ilerledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Fırat'ın gitmesini hiç kımıldamadan sabırca bekledi, Fırat gittiğinde ise ellerini yüzüne kapattı, dudaklarını kenetledi, gözlerini yumdu ve bunu yapmasının nedeni hislerinin ve aklının birbirine karışmasını istememesindendi. Hiç düşünmemeliydi ve hiç hissetmemeliydi de.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ne kadar öylece kaldı, bilmiyordu ama ayağa kalktı ve toz toprak olmuş üstünü silkeledi ardından da yüzünü koluyla sildi çünkü sol elindeki kan yüzüne bulaşmıştı. Ne kadarını yüzünden silebildi, bunu da bilmiyordu ama yeşil şişme montunun kol kısmı da kan olmuştu. Acısını sonuna kadar hissettiği sol elini yine cebine koydu ve polislerin kalabalık olduğu yere ulaştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat'ın yanına geçtiğinde aynı anda evin kapısına baktılar çünkü Kemal çıkıyordu. İki polis Kemal'in koluna girmişti ve baygın gibi duran Kemal'i hafif sürükleyerek çıkarıyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, Fırat'a doğru döndü. "Üç polis kalsa yeterli."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat, Serhat'a dikkatle baktıktan sonra polislere göz gezdirdi. "Cenk, sen burada kal." Kemal'i taşıyan iki polise döndü. "Siz ikiniz de burada kalın. Geriye kalanlar gidebilirler. Zaten gerekli ekipler burayı kapatacaklar ve buraya girişler ve çıkışlar da yasaklanacak."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal'i tutan iki polis Serhatlara yaklaştığında Kemal'i yere yatırdılar. Kemal, kendindeydi ama kımıldayamayacak kadar bitmişti; yüzü şişmişti ve sağlam bir yeri kalmış gibi de durmuyordu. On dakika içerisinde polisler gitmişti ve artık telsiz sesleri de yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cenk denen polisin gözleri soru doluydu. Diğer iki polis ise kollarını göğüslerinde bağlamışlardı ve Kemal'i izliyorlardı. O sırada ise Ufuk da yanlarına geldi ve Ufuk’un omuzları çökmüş gibiydi. Evine ulaştığında üç gün aralıksız uyumayı planlıyor gibi bir hâli vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal, yan dönmeye çalıştı ve beceriksizce yere kanı tükürdü. "Beni niye hâlâ burada tutuyorsunuz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kimse Kemal'e bir cevap verme gereği duymadığında "Korkman lâzım," dedi Fırat ve boynunu kütletti. "Sorguna ben gireceğim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat ise o sırada Ufuk'a sorgu dolu gözlerle bakıyordu ve Ufuk da ne söylemesi gerektiğini anladığında sıkıntılı bir nefes verdi. "Yusuf ağır yaralı ve Dilek de Yusuf'un yanında olabilmek için hastaneye gitti. Bende bir sorun yok ama Arda da ayağından yaralı, buna rağmen basit bir şey dedi ve hastaneye gitmeyi reddetti." İlerideki arabayı gösterdi. "Arabasında ve dağılmamızı bekliyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gitmediği iyi oldu," dediğinde Serhat sağ elinin parmaklarını ağzına koyup yüksek bir ıslık çaldı. "Arda! Buraya gel!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arabasını çalıştırdı Arda ve U dönüşü yapıp yanlarına geldi. Serhat da camını açan Arda'ya doğru ilerledi ve elleriyle sonuna kadar açılan camın boşluğunu tuttu. "Bizimle çalışan son hastaneyi aramalısın," dedi Serhat ve gözlerini kıstığında yan gözle kendilerini izleyen yerdeki Kemal'e baktı. "Şimdi ara ve buraya gelecek ambulansı kim kullanıyorsa ona ulaş. O ambulansın şoförüyle konuşmam gerekiyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arda, çok hissiz duruyordu. Somurtkandı ama işini hiç ikiletmeden, sessiz sessiz yaptı. Bir beş dakika sonra ise telefonu Serhat'a verdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Çalan telefonu aldı Serhat eline ve Kemal'e doğru yürüdü, Kemal'in tam karşısında diz çöktü ve telefonu hoparlöre aldı. "Evet, şimdi ilkokul öğretmeninin ilkokul çocuğuna anlattığı gibi tane tane konuşacağım ve sen de ilkokul çocuğuymuş gibi cevap vereceksin. Ambulans şoförlerinin içeride hasta biri olmamasına rağmen sirenleri açmalarını eleştirmiş miydin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kemal, Serhat'ın ne yapmaya çalıştığını anladığında yenilgi içinde kafasını taşlı zemine yasladı ve "Senin belanı sikeceğim," diyebildi güçlükle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Telefon açıldı. "Efendim?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yanıtlanan telefonu bilerek Kemal'e yaklaştırdı Serhat. "Merhaba Süleyman, ben Serhat. Geçenlerde sana yine karşılaşabiliriz demiştim, hatırladın mı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet, abi. Hatırladım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Harika," dedi Serhat ve yarım ağız gülümsedi. Ondan sonra ayakta bekleyen herhangi bir polise bir işaret yaptı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O polis ise başını salladı ve Kemal'e tekme attı. Kemal acı içinde nidalar döktüğünde polis art arda vurmaya devam etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu yaptıklarınız kanunsuz!" diye bağırdı Kemal ama diğer polis ise dayakların yetersiz geldiğini, Kemal'in hâlâ konuşabildiğinden anladı ve o da vurmaya başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fırat da Kemal'e küçümseyici bakışlarını yolladı. "Bu kanunsuzluğu kime, nasıl kanıtlayabilirsin ki? Arayacağın telefonun ucunda da yine bizler varız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben bir şey görmüyorum," dedi Serhat ve Fırat'a göz kırptığında yeniden telefona döndü ve Kemal'in gözlerinin içine baka baka konuştu. "Şimdi dostum, ambulansın içerisinde hasta biri olmadığı için o sirenleri kapatıyorsun ve o aracı sakin sakin, ağır ağır sürerek buraya getiriyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Seni kinci!" diye bağırdı Kemal ve Cenk de bu sefer devreye girdi çünkü Kemal hâlâ konuşabilir bir vaziyetteydi. "Serhat, dua et ki müebbet yiyeyim. Ah! Dua et ki hapishanelerde çürüyeyim yoksa senin yakanı asla bırakmam."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Biri ona zaten müebbet yiyeceğini hatırlatmalı," dedi Serhat gözlerini devirirken ve telefonu kapattı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bunun beyni dayaktan sulanmış olmalı." Fırat, Kemal'e elini hiç sürmedi ve ellerini ceplerine koydu. Temiz temiz kendi köşesinden izliyordu. "Adi şerefsiz, alçak bir pislikten ibaretsin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Derin bir nefes alıp gülümseyen Serhat, Arda'nın arabasına doğru yürüdü, telefonu Arda'ya verdi ve "Dayı, ben gidiyorum," diye seslendi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Görüşürüz, evlat," dedi Fırat ve Serhat da gözlerini olumlu anlamda kapatıp açtıktan sonra kendi hâlinde yürümeye başladı. Arabası ilerideydi. Şimdi de yalnız kalacağı zamanlara doğru yürüyordu ve daha şimdiden düşünmeye başlamıştı. Mesela oradaki o iki üç polis, elinin hâlini görmüştü ama hiç yadırgarcasına bakmamışlardı. Arda ise iyi olmamasına rağmen kendisine ters bir söz söylememişti ve sadece denileni yapmakla yetinmişti. Ufuk da Dilek'i tek başına yollamış olmasının stresini hiç belli etmemeye çalışmıştı. "Vay be," diye mırıldandı Serhat ve dudaklarını büzdü. "Harikalar ve aralarında tek sorunlu ben gibiyim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yürüdüğü vakit telefonunu çıkarttı ve Bekir Başkanına işin bittiğine dair mesaj attı. Üstelik saat daha gece yarısı olmamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, arabasına bindi ve motoru çalıştırdığında gaza basmak yerine kendisine biraz süre tanıdı. Karşısındaki aynayı indirdi ama kendisine bakmaya bir an cesaret edemedi. Derin bir nefes aldığında gözlerini kaldırıp kendisine baktı. Böyle bir manzarayla karşılaşmak istemezdi ama bir yandan da göreceği görüntü tahmin ettiği gibi çıkmıştı. Aynayı hızlıca kapattı ve arabayı sürmeye başladı. Demin aynaya baktığında en çok dikkati çekenin gözleri olduğunu görmüştü. Sanki gözlerinin akı alınmıştı ve içerisine alev topları yerleştirilmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapkaranlık yolu aydınlatan tek şey arabasının farlarıydı. Farları ne zaman yaktığını hatırlamıyordu, arabayı nasıl kullandığının bilincinde olup olmadığını bile bilmiyordu çünkü baygınlık geçiren kişiler, uyandıkları ilk saniyesinde nasıllarsa Serhat da aynen öyle gibiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kafayı dikmek gerekiyordu. Zaman geçti, yorgunluğu geçmedi ama yol altından kaydıkça gitmesi gereken yere daha da yaklaştı. Sonunda arabasını bir tekel bayisinin önüne park etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yine soluklandı, ellerini dizlerine koydu ve neyi düşündüğünü bile bilmeden dizlerini izledi. "Sanırım içmeden de kafayı bulabiliyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arabadan indi ve hâlâ açık olan tekel bayisinin önünde durdu. Kendisi, alışverişlerini çoğunlukla esnaflardan yapmayı tercih ederdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir keresinde, ikindi vakitleri yine buranın önünde duruyordu ve içeride Hira'yı görmüştü. Şu an üstünde çok durmak istemiyordu ama Hira'ya amaçlı bir şekilde, bilerek çarpmıştı. Zaten Hira da dönüp kendisiyle konuşmaya bile tenezzül etmemişti. Hira'ya bilerek çarptıktan sonra, sırf Hira'yı denemek için bilerek kendisini alkol reyonlarının önüne atmıştı ve sanırım Hira da bundan dolayı kendisine konuşmak için gelmemişti. Sıradan bir reyonda dursaydı kesinlikle bana neden çarptın gibi bir konuşma yaşanırdı ve burada tanışabilirlerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İzlenimlerinden biri şuydu: Hira, kendisini yabancılara karşı soyutlamıştı ve önceliği hayatındaki insanlardan ulaşamadıklarına ulaşmaya çalışmaktı; daha hayatındakilere yakın olamadığını düşündüğü için yabancıları ikinci plana atıyordu. Yine de üstesinden gelebilirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yutkundu ve düşünceyle ufak bakkala girdi. "Kolay gelsin," dedi Serhat kasadaki adama bile bakmadan ve yine alkol reyonlarının oraya gitti. İçeri girdiği ilk anda, adamın, kendisini görmesiyle gizliden gizliye bir irkilme yaşadığını görmüştü çünkü şu anki görünüşü hiç normal değildi ve tam bir belalı gibi görünüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sadece bayılacakmış gibi sırıttı ve ne içeceğine karar vermek için içkilere baktığında ışık vuran camdan bakkala giren Savaş'ın yansımasını gördü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Seni burada bulacağımı biliyor..." Savaş, geldi ve Serhat'ın tam solunda durdu, duraksadı ve Serhat'ı çatık kaşlarla süzdü. "Dum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, kollarını göğsünde bağladı. "Ne işin var burada, Savaş?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, şaşkın bakışlarını Serhat'ın tipinden ayırmadan "Senin ne işin varsa benim de o işim var," dedi, sonra da yutkundu. Ardından Savaş'ın kehribar gözleri, Serhat'ın kabuk tutmuş dudağına, alev alev olan gözlerine, kanayan eline ve daha doğrusu her yerine baktı, ama en çok da Serhat'ın derisi hemen hemen soyulmuş elini izledi. "Yine mi elin?" diye sordu dehşete düşmüş bir sesle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, hiç cevap vermek istemedi. "Kızartma yaparken yandı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, ciddi bir cevap alamadığı için kaşlarını çattı ve "Kimi kızartırken yandı?" diye alayla sordu. "Patates olmadığı kesin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, kurtulamayacağını anladığında dudaklarını yaladı ve Savaş'a doğrudan döndü, Savaş'ın gözlerinin içine birazdan bayılacakmış gibi baktı ve kaşlarını kaldırdı. "İnsan kızartıyordum ve yağı bana da sıçradı. Anlayıp da anlamamazlıktan gelen ya da anlamayıp da anlamış gibi yapan, Savaş. Evet, şimdi beni rahat bırak."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dükkân sahibi iki adamın konuşmalarına bizzat şahit oluyordu, zaten birinin insanı sebepsiz yere korkutacak bir görüntüsü vardı ve dayanamayıp boğazını temizledi. Bu bir yandan ne seçiyorsanız çabuk seçin ve hemen gidin uyarısıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Adamın bu uyarısına Savaş sinirlendi ve kaşlarını çatarak adama baktığında Serhat, Savaş'ı omzundan tutup kendisine doğru çevirdi ardından da kendisi dükkân sahibine anlayışla bakmaya çalıştı. "Birazdan çıkacağız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, omzunu Serhat'tan kurtarıp içkilere döndü. "Bu hâlinle bile anlayışlı olabiliyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen de en sıradan anında bile bir volkan gibi patlayabiliyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yeniden cama doğru döndüler ve içkileri izlediler ama aslında ikisi de ne gördüklerini bilmiyordu; zihinlerinde net olan tek şey düşünceleriydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş'ın aklında bir yarım kalınmışlık vardı. Bu yarım kalınmışlık Serhat ile olan ilişkilerindeki aksaklıktı çünkü eskiden çok daha farklıydılar. Ve sanki bir şeyi de unutmuş gibiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat ise geçmişte yapamadıklarını düşünmeyi yirmi dört saatin sadece beş saniyesine ayırmıştı; geriye kalan yirmi üç saat elli dokuz dakika elli beş saniyesinde ise gelecekte yapacaklarını, yapması gereken tüm hadiseleri düşünüyordu. O beş saniye, geçmişte yirmi dört saatti ama her geçen gün geçmişi düşündüğü vakti kısaltmıştı ve asıl zamanın geleceğe harcanması gerektiğini biliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu düşüncelerinden tam olarak sıyrılmadı ve doğrudan geçiş yapmak yerine dolaylı yollardan başlamayı tercih etti: "Bugünün tarihi ne, Savaş?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, yüzünü buruşturdu ve telefonunu çıkartıp telefonunun ekranına kısık gözlerle baktı. "9 Ekim Sal-" diyordu ki duraksadı ardından yeniden tarihe baktı. "Lan, bugün 9 Ekim mi?" Dehşet bir ifadeyle telefonunu kapatıp Serhat'a döndü. "Eliz'in doğum günü olduğunu nasıl unutabildik lan?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dükkân sahibi insanı rahatsız edecek bir biçimde yeniden boğazını temizledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat ise hâlâ sakindi ve hâlâ da önündeki camı izliyordu. "Biz değil, sen unuttun." Yalan söylüyordu ama zararsızdı ve Savaş'ı da yarın akşam kendi evinde görmek istemiyordu çünkü, bir nevi rahat vakit geçiremezlerdi. "Biz Şevval ile kutladık bile. Yani kutlayacağız ve bundan Eliz'in de haberi var. Eliz, yarın senden, benim evime gelebilmek için izin isteyecek, maalesef ki senden izin isteyecek ve bu çok zoruma gidiyor." Gittikçe sesi yükseliyordu Serhat'ın ve yan dönüp Savaş'a derin bir öfke ile baktı. "Ona müdahale etmeyeceksin ve kızın üstünde baskı kurmayı da bırak artık. Şerefsiz erkeklerden hiçbir farkın yok."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş sinirlendiği zaman, tıpkı şimdiki gibi, şakağında beliren damarlar ortaya çıkardı. Savaş, Serhat'ın üzerine diklendi ve "Sen bana sormadan nasıl Eliz'in yarın sana geleceğini onaylarsın ve bunu Eliz'e de söylersin, puşt?" diye konuştu bastırılmış bir bağırmayla, elleri ise Serhat'ın yakalarındaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın sakin bakışları bir an olsun Savaş'ın kırmızıya çalan gözlerinden ayrılmamıştı ama dükkân sahibini de yan gözle görebiliyordu. Dükkân sahibi korku içinde elini telefonuna doğru götürüyordu, muhtemelen polisi aramak içindi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çıkacağız, abi," dedi Serhat, Savaş'tan gözlerini ayırmadan ve elini de dükkân sahibine doğru yatıştırıcı bir şekilde kaldırmıştı. Daha sonra ise sert bir şekilde Savaş'ın bileklerinden tutup çekti, yakasını kurtardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, sakinleşmek için boş bir çabayla gözlerini yumdu ve boynunu dik bir şekilde kütletti. "Bak," dedi nefesini verirken ve kehribar gözlerini açtı. "Kısıtlamak benim de hoşuma gitmiyor ama bunu yapmazsam eğer başı belaya girer."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ah, sizin şu hasımlarınız," dedi Serhat, Savaş'ın lafını bölerek. "Ciddiyim, Eliz eğer yarın bana gelemezse bir yıl boyunca sikilmek istemeyeceksin." Kurduğu cümleye Savaş'ın verdiği tek tepki kaşlarını kaldırmak olduğunda biraz daha yumuşak olmaya karar verdi. "Gerçekten, kaç yıllık arkadaşınım. Bana sevgilini yollayamayacak kadar mı güvenmiyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş'ın kaşlarının ortasında derin bir oyuk vardı ve sevgili kısmını görmezden gelmeye çalıştı. "Sana güvendiğimi biliyorsun. Cidden, uyurken bile yastığımın altında bir bıçak taşıyorum ve böyle bir çevrem var işte, bu durumda güvenmediğim kişi sen olamazsın. Ben sadece dışarıya güvenemiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, gözlerini devirdi ve yeniden içkilere baktı. "Erkekler de hep aynı şeyi söylerler: Ben sana güveniyorum ama dışarıya güvenmiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yani sen de aynı şeyi söylüyorsun." Savaş da gözlerini devirdi ve bu sefer gerçekten de hangi içkiyi alacağına karar vermek için baktı. "Kapat artık bu konuyu. Zaten ben izin vermesem bile sen kapıya kadar gelirsin, zorla Eliz'i alırsın ve babam da anlar." Sıkıntılı bir nefes verdi ve seçim yapabilmek için sordu: "Sen ne içeceksin?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Absent."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, sadece kafasını çevirdi ve dehşetle baktı. "İstediğin içki bir zehirden farksız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam işte," dedi Serhat ve kafasını salladı. "Tam da bana layık."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, etrafını tiksintiyle izlediğinde Serhat ile olan konuşmalarını düşündü ve Serhat'a sokuldu. "Bu ne idüğü belirsiz yer bize aslında sahte alkol satıyor olmasın?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, esnaflardan alışveriş yapmazdı ve buraya gelmesinin nedeni tamamen Serhat'tı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne aşağılayıcı bir ölüm olurdu ama," dedi Serhat ve ağırlardan iki şişe aldı. "Haram olan içkiyi içip geberdiler derler arkamızdan. Çok aşağılayıcı, çok utanç verici bir ölüm olurdu ama emin ol, tam da bize, biz ikimize layık."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, ciddi bir ifade ile ve hiç tereddütsüz olarak seçtiği içkiyi alıp Serhat'ın arkasından kasaya yürüdü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dükkân sahibinin gözlüğünün kalın merceğine bakan Serhat, tüm bu berduş görüntüsüne rağmen durgundu ve sakindi ama Savaş ise kıyafet bakımından düzgün görünmesine rağmen yüzü öfkeli görünüyordu ve adamı da çatık kaşlarıyla izliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat parasını ödediğinde "Sen de aynı benim gibi çok kötü bir insansın, Savaş," dedi ve para üstünü de bağış kutusuna attı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben kötü biri değilim," dedi Savaş net bir sesle ve dükkân sahibine delici bakışlarını sabit bir şekilde yolladı. Öyle ki dükkân sahibi, Savaş'ın uzattığı parayı çekinceyle ve yutkunarak almıştı. "Sadece bir işi yapıyorsan eğer o işi düzgün yapmalısın." Savaş, dükkân sahibini baştan ayağa süzdü ve Serhat'a döndü, kafasıyla da dükkân sahibini gösterdi. "Bu adam, bu dükkâna girdiğimizden beri bize uzaylı muamelesi yapıyor ve ben de normal olarak sinirleniyorum. Asıl anormal sensin, Serhat. Bunu kabul et ve bir kez olsun sinirlenmeyi dene."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, tuhaf bir yüz ifadesiyle, yüzü kırmızılaşan dükkân sahibine affedersiniz dercesine elini kaldırdı ve başını salladıktan sonra da Savaş'ı çekiştirip dükkândan çıkardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tam bir aptalsın, Savaş." Serhat, Savaş'ı kaba bir biçimde bırakıp yüzünü buruşturdu. "Sen aynaya bakmamışsın galiba ama ben aynaya baktım ve zaten görüntümüz de uzaylılardan farksız bir hâlde." Kafasını iki yana salladı. "İki kanlı uzaylının tartışmasına şahit olan sıradan bir dükkân sahibi bence az bile tepki verdi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu umurumda değil." Savaş, Serhat'a doğru yürüdü ve şimdiki yüz ifadesi de keyfinin yerine geldiğini gösteriyordu. "Sen sadece iyi düşünüyorsun ve anlayışlı davranıyorsun ama ben mükemmeliyetçiyim ve o adamın da işini düzgün yapmadığını düşünüyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, daha fazla Savaş'a katlanamazdı. "Güle güle, Savaş." Serhat, kaçarcasına arkasını döndü ve karanlıkta ilerledi. "Uzaylı tiplilerle görüşme sürelerimi kısaltmam lazım anlaşılan."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hey," dedi Savaş, Serhat'ın arkasından koşarken ve Serhat'ı omzundan tutup kendisine çevirdi. "Kabul ediyorum, kötü düşünceliyim." Ses tonu ise bu durumu kabul etmediğini gösteriyordu ve sadece geçiştirmekti. Elindeki şişeleri gösterdi. "Seninle içeriz diye almıştım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, ağır ağır yutkundu ve dikkatle Savaş'ı izledi. Savaş'ın moralini yerinde gördü ve bu durum onu rahatsız etti. "Sen, gerçekten kötüsün." Kaşlarını çattı ve Savaş'ın yüzüne yaklaştı. "Sabah sana hayatını olumsuz yönde etkilediğin o kız ile belki de arkadaş olabilirsin demiştim ama o kız şu anki hâlini ve hâlâ da yaptığın işini görseydi bırak seninle arkadaş olmayı; geçmişi için, senden intikam almak için intikam yolunu döşemeye başlamıştı bile."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Böyle olmadığımı biliyorsun," diye bağırdı Savaş bozguna uğramış bir ifadeyle ve Serhat'ı itekleyip arkasını döndü, hırsla ilerlemeye başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat ise o an boşluğa bakıyordu. İleri gittiğinin farkındaydı ve bunu bilerek yapmıştı çünkü Savaş'ın şu anki yolu ancak can acıtan bir yangın olabilirdi. Bu sefer arkadan koşan Serhat oldu ve Savaş'ı yakalayıp kendisine çevirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şaka yapıyordum." Savaş'ı kendisine bakmaya zorladı. "Dalga geçiyordum." Dalga geçmemişti ve yalanların içinde kaybolması gerekiyordu çünkü intikam yolunda hiçbir engel yoktu ve kendi kendisini ele verip bir de engellerle uğraşamazdı. Aslında tek engel Hira'nın cevabı olabilirdi, onun dışında geriye kalan tüm planları daha şimdiden kafasında kurmuştu. "Bak, Savaş." Sinirlenen Savaş'ın hâli bu sefer kırgınlık doluydu. "Tesadüf diye bir şeyin olmadığını ve her şeyin kaderde yazılı olduğunu biliyorsun ve buna rağmen de söylediklerime mi takılı kalıyorsun? Hadi ama, iki laf ettim diye gerçekleşir düşünme."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, ilk önce kımıltısız Serhat'ı izledi daha sonra ise dudakları titredi ve birden, tükürürcesine güldü. Serhat'tan uzaklaştı, daha içmemişti ama sarhoşlar gibi dengesini koruyamayarak kahkaha attı, elini karnına götürdü. Bu gülüş, bu kendisini kaybedercesine kahkaha atış bir imkânsızlıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, donmuş bir ifade ile Savaş'ı izliyordu. "Savaş, sorunlu musun?" diye sordu tüm ciddiyetiyle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş birden gülmeyi kesti ve ciddiyetle Serhat'a dönüp "Evet," diye bağırdı. "Sorunluyum ama senden daha az sorunlu olduğuma yemin edebilirim. Ne yapmaya çalışıyorsun? Umut veriyorsun, ümitleri yok ediyorsun ve sonra da sözlerime takılma mı diyorsun? Sen ve o sürekli planlar kuran aklın var ya, hah, işte siz ikiniz insanı deli edersiniz!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gece vakti olduğu için geçen tek tük insan kendilerinden uzaklaşıp öteki taraflarda yürüyorlardı. Bu insanları izledi Serhat ve ardından da Savaş'a bakıp kafasını hayal kırıklığıyla iki yana salladı. "Kuruntulusun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, arkasını döndüğünde arabasına doğru ilerledi ve yine durduruldu, yine bedenini çevirmek zorunda kaldı. Savaş'ın yüz ifadesine bakılırsa Serhat'ın sözlerini düşünüp tarttığı anlaşılırdı. Derin bir nefes aldı Savaş, kollarını hafif uzatıp şişeleri bırakmamak şartıyla açabildiği parmaklarını açtı ve sakinleşmeye çalıştı. "Tamam, sakinim." Serhat'ın bu karanlıkta, sokak lambası yetersizdi, rengini tam göremediği gözlerine baktı. "Ve yine tamam, kuruntuluyum ama..." Savaş, Serhat'ın damarına basmaya karar vermiş gibi görünüyordu. "Senin kadar değilim çünkü sen insana pabucunu ters giydirirsin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, uğraşmak istemediği için arabasının kapısını açmaya çalıştı ama Savaş izin vermedi ve devam etti: "Yalancının tekisin ve sana inanmak istemediğimiz hâlde öyle bir konuşuyorsun ki saniyesinde sana inanma ihtiyacı hissediyoruz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Savaş, boş muhabbetlerini duymak istemiyorum." Yine Savaş tarafından engellendi ama Savaş'a vurmamak için de hiç çaba harcamadı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sahtekârsın ve bencilsin çünkü sevgisinin tümünü sana verebilecek insanları üzerinde toplamaya çalışıyorsun. Anıl'ın şu anki çabası sırf senin yüzünden. Sen olmasaydın Anıl babası tarafından sevilmek için babasına yaranmaya çalışmazdı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Savaş, cidden boş konuşuyorsun," dedi Serhat gözlerini devirirken ve bu sefer arabasının kapısını açtı ama öfkelenen Savaş, hemen Serhat'ı hırsla iteledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne boş konuşması!" Elindeki şişeleri sıktı. "Ben hâlâ bu bok yolundaysam da senin yüzünden çünkü sen varsın diye bu yoldayım. Senin yüzünden babamın dediklerini ikiletmemey-"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üzerime gelmeyi kes, Savaş," dedi Serhat sesini yükselterek. Özünde sinirlenmemişti, hâlâ rol yapıyordu ve bu yapay öfkesi de Savaş'tan kurtulmak içindi. "Kafam çok bozuk." Rolden Savaş'ın üzerine yürüdü ve kaşlarını çattı. "Geceyi birine saldırmadan atlatırsam iyidir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş'ın boynumdaki belirginleşen damarlardan anlaşılacağı üzere öfkesi nabzıyla orantılıydı. "Saldır o zaman ama susturamazsın!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şu anda hiç kimse ile yüzleşmek istemiyorum ve adam akıllı, tek başıma sarhoş olmanın keyfini çıkarmak istiyorum. Artık git, Savaş."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, Serhat'a inanamıyormuş gibiydi. "Sinsi bir yılan gibi insanların kanına karışıyorsun, onları aklınla zehirliyorsun ve tek doğru senmişsin gibi gösteriyorsun." Kafasını iki yana salladı Savaş ve şişeleri parmak boğumları beyazlayana kadar sıktı. "Ailenle yakın değilsin diye başka ailelerin arasını açıyorsun. Bunun en büyük kanıtı Anıl ve benim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu çok ağır bir laftı ama Serhat tüm bu yüke rağmen dik durmayı sürdürdü. Bu çok zordu ama yine de omurgası istem dışı olarak düz duruyordu. Bu dış görüntüsüydü ve içi bir depremdi. Savaş da Serhat'ın bakışlarından fazla ileriye gittiğini anlamıştı ama artık çok geçti. İşte şimdi Serhat, şu anlığına Savaş'tan kurtulmak için aynı Savaş gibi büyük konuşmaya karar verdi. "Sorunu bir kez de kendinde aramayı dene. Asıl sen bir babanın istediği gibi bir evlat mısın, bir düşün. Baban da kendisine layık olmadığını düşündüğü için, sırf senden uzak olabilmek için beni kullanıyordur sadece. Bunları hiç düşünmüş müydün?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın biraz önceki bakışları Savaş'a da bulaştı. Savaş, buz gibi gözlerle bakmayı sürdürdü, dudakları aralandı ve yutkunduğundaysa arkasını dönüp hızlı adımlarla ilerledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat da arkasını döndü, başını eğdi ve pişmanlıkla gözlerini kapattı. Aslında pişman olmazdı, o an böyle konuşması gerekiyordu ama bunu yaptığı kişinin küçüklüğünün arkadaşı olması onu zorlamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sonra bir düşme sesi geldi ve Serhat birden arkasını döndü. Savaş, dizlerinin üzerine düşmüştü ve elleri de yerdeydi. Koşarak Savaş'ın olduğu yere gitti ve endişeyle Savaş'ın önünde diz çöktü, Savaş'ı izledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş'a bir konuşma yapmayacaktı ya da elini uzatıp Savaş'ı kaldırmayacaktı çünkü bu bir mesafeydi ve bu mesafe yıllar içinde, sağlam bir duvarla oluşturulmuştu. Sadece, Savaş'ı hüzünlü gözlerle izliyordu ve ona neyinin olup olmadığını da sormuyordu çünkü sorarsa Savaş'ın, kendi gözlerinde değerli biri olduğunu kanıtlardı. Gözleri ağır ağır, kalbini tutan ve soluklanmaya çalışan Savaş'ın elini buldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, dizlerinin ve tek elinin üzerindeydi, boştaki eli ise kalbinin üzerindeydi ve kapalı gözlerle nefesini düzenlemeye çalışıyordu. Zaten Savaş da neyinin olduğunu Serhat'a anlatmadı. Nefesini düzene koyduğunda gözlerini açtı ve "Serhat," dedi durgun bir sesle, tüm kırgınlıklarını ve tüm kırdıklarını geride bıraktı. "Seninle sadece eskiden olduğu gibi sarhoş bir kafayla sabaha kadar konuşmak istemiştim, tıpkı eskisi gibi ama olmadı. Gerçekten de zaman bir katil ve eskileri geri vermiyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Savaş, kırgınlıkla ve kalbini de tutmaya devam ederek ayağa kalktı, arkasına bile bakmadan yürüdü. Aldığı alkolü bile yanına almamıştı. O an, küçük Serhat tam da şu anda, şu anki Serhat'ın yerinde olsaydı Savaş'ın arkasından koşarak giderdi ama şimdiki büyük Serhat bunu yapamıyordu; istiyordu ama olmuyordu işte çünkü zaman gerçekten de bir katildi; kişiler de artık eskisi gibi olamazdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, derin bir nefes alıp ayağa kalktı ve Savaş'ın şişelerini, sanki hiç sinirlenmemiş gibi sakin sakin eline aldı, kaldırıma düzgünce bıraktı. Şu anda onu izleyen biri, birkaç saniye önceki olayı yaşayanın Serhat olmadığını kesinlikle iddia ederdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sıkıntılı bir ifade ile arabasına bindi Serhat ve her zamanki yere sürmeye başladı. Günün sonuna geldiğini hissediyordu, başı zonkluyordu ve uyuması gerekiyordu ama gözlerini kapatamazdı; tüm gün yaşananlardan sonra buna cesareti de fazla yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arabasını her zamanki yere park etti. O kadar duyarlıydı ki ne zaman sarhoş olmak istese hep aynı yollardan yürürdü ve sabah uyandığında da nerelerden geçtim diye hatırlamasına da gerek kalmazdı. Arabasını bir sokak lambasına yakın bir yere park ettiği için ortam sarı siyah olmuştu. Görebildikleri pek aydınlık olmayan bir sarıydı ve ötesi de karanlıktı. Bir süre kucağındaki şişelere baktı ve neyi düşündüğünü bile bilmeden şişeleri izledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kaç dakika geçti, bilmiyordu ama dinlenmek için yeterli bir zaman olmadığı kesindi. Arabanın anahtarını aldı ve şişeleri de alıp arabadan indi, arabasını kilitledi ve anahtarı da pantolonunun cebine koydu. Sonra nereden geldiğini anlamadığı bir içgüdü ile arabasının arka kapısının canından içeri baktı, Hira'nın kâğıdını gördü ve inançla geri gitti. Üzerinde düşünmedi ama buna rağmen o kâğıdın maneviyatı ile ilgili ne yapması gerektiğini biliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yutkundu ve içmeye başladı. Ezbere bildiği sokakta hiç kimse yoktu ve tek ses kendi adımlarının ve böceklerin sesiydi. Ara ara sokak lambalarının oradan geçiyordu ama bazı sokaklarda bir sokak lambası bile yoktu ve apartmanların camından gelen ışık dışında tamamen zifiri karanlıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat'ın belli başlı alkollere alışkanlığı oluşmuştu ve artık o içkiler de sarhoş etmeye yeterli gelmiyordu. Bundan dolayı ağırlara başlamıştı ve şişenin daha yarısına gelmişti ki bazı nesneler çifteleşmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu gidişle karaciğer yetmezliğinden gideceğim gaaliba," dedi yarım ağızla ve bir şeyler daha mırıldandığında biten şişenin dibine bakıp yüzünü buruşturdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkinci şişeye geçmişti ve ilk şişenin nereye kaybolduğu hakkında bir fikri yoktu. Böceklerin kanatlarını birbirine sürtme sesi belli bir müddet sonra kulak çınlamasını andırıyordu ve Serhat da bunalmış bir ifade ile kulağını kapatmaya çalıştı. Dengesiz yürüyüşü ise kör adımları andırıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Offf," dedi Serhat derin bir iç çekerek "Ne gördüğümü bile bilmiyorum." Başıboş adımlarla yürümeye devam ettiği vakit gözlerini açıp kırpıştırdı, çevresinde ne gördüğünü anlamaya çalıştı. Aslında gözleri açıktı ama zihni çoktan uykuya geçmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gecenin belki de ikisiydi ve az ileriden iki kişi geliyordu ama kendi yürüdüğü çizginin dışındaydı bu iki kişi. Serhat'ın sol ilerisindeydiler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat, artık zil zurna sarhoştu ve biten ikinci şişeyi de rastgele bir yere attı ama şişe büyük bir gürültüyle kırıldı. İleriden gelen iki kişiden büyük olan kadın, elinden tuttuğu ufak kız çocuğunu korku içinde, Serhat'tan uzak tutmak istermiş gibi öteki tarafına aldı ve korka korka, önüne baka baka hızla yürümeye devam ettiler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat korurdu ama yine Serhat yanına yaklaşılmaması gereken model olarak algılanırdı. Bu algıyı bazen kendisi yaratıyordu bazen ise kendiliğinden böyle algılanıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu iki zararsız ama korkak kişiyi ve kalbi kötülükle kararmış olan kendisini düşündü sonra, nasıl mırıldandığını bile anlayamadan geveledi: "Gece vakti ya da karanlıkların olduğu her ortam, kötüleri gizler ve iyiler, açıkta kalır."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kötülüklerin işlemediği şey kötü insanlardı ve kötülükler hep açıktaki iyileri hedef alırdı. Ya da kötüler kötü işlerini gece vakti ya da karanlıkların olduğu her ortamda yapardı. Çeliştiğini hissetti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sarhoşluk kafasından olsa gerek birden Masakka'nın şarkılarından birini mırıldandı ve hemen ardından da "Bu sarhoş hâlimle bile döverim," dedi işaret parmağını kaldırırken ve kaşları da havalanmıştı. "Masakka'ya hodri meydan bakalım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Park edilmiş arabaların arasından geçerken bir arabaya dizini çarptı ve kaldırıma yüzüstü düştü. Rahatlamayla karışık dizinin sızısından acıyla inlediğinde kaldırım taşlarını yastığı ve buz gibi esen rüzgârı da sıcak yorganı gibi hissetti ve bu sarhoşluktan kaynaklanıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
10 EKİM ÇARŞAMBA 2018
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İnsan topluluğu, araba sesleri, koşuşturmacalar... Bu sesler Serhat'ın erken saatlerde uyanmasına sebep oldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat gözlerini açmıştı ama yüzüstü uzandığı pozisyonunu da hiç bozmadan öylece birkaç saniye etrafı izledi. Kaldırımdaydı ama kendisini gizleyen park edilmiş bir iki araba hâlâ yerli yerindeydi, buna rağmen yürüyen bazı erkenci işçiler Serhat’a gençlik bitmiş ifadesiyle yan gözle, biraz da tırsarak bakıyorlardı. “Ayrancılar gündeminde haber olmazsam iyidir.”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat doğrulmaya çalıştı, bedeni soğuktan dolayı uyuşmuştu ve her yeri ağrıyordu. Dinlenmemişti aksine daha yorgun uyandı, normal olarak ve gözlerinin içi de dün geceye göre biraz azalsa da hâlâ kırmızıydı. Ayağa kalkmayı başardı, gözleri karardı ve sabahın serin esintisi üşüttü de. Geceye nazaran daha fazla ağrıyan başını patlatmak istiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ezberlediği yoldan yürümeye başladı. Dün gece nereye kadar yürüdüyse şimdi de geldiği yolu geri dönüyordu. Yerdeki parçalanmış şişeyi gördüğünde dudaklarını birbirine bastırıp oraya doğru gitti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ağrıyan bedeniyle yere çömeldi ve kendisine en ağır küfürlerden mırıldandığı sırada toplayabildiği kadar camları topladı ve ilerideki çöpün kenarına bıraktı. Sonra yine nasıl yürüdüğünü bile bilmeden ilerledi. İstenmeyen bakışlara maruz kaldı ama hiç bozmadı çünkü hak ettiğinin farkındaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İlerideki çöpün yanında yine bir şişe gördü ve şaşırdı çünkü bu alkol şişesini çöpün hemen yanına koymuştu. Dudaklarını şaşırırcasına büktüğünde onu daha düzgün yerleştirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sonunda park ettiği arabasına vardığında cebinden anahtarı çıkardı ve arabasına bindi. Bu sefer hiç düşünmeden sürmeye başladı çünkü normal bir yatağa ihtiyacı vardı. Bedeni donmuş gibiydi ve sıcak bir yere kavuşup çözülmesi gerekiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendi evine sürmek yerine güzergahı değiştirdi ve birkaç dakika sonra ise bir apartmanın önünde durdu. Derin bir nefes alıp arabadan indiğinde kendisini, gözlerini bile açamayacak kadar yorgun hissediyordu. Apartmandan içeri girdi ve en üst kata çıktı sonra bir dairenin önünde durdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu dairenin içinde oturan kara gözlü adam, elindeki fotoğrafları inceliyordu. Zihninde Aydın’da geçirdiği anılarını yeniden canlandırmıştı. Bir ilkokul öğrencilerinin toplu olarak çekilmiş sınıf fotoğrafına denk geldiğinde algıları da açıktı. Kapıda, zilin çalınmamasına rağmen Serhat'ın olduğunu biliyordu. Zil çaldı, fotoğraf albümünü kaldırdı ve durdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yeniden zil çaldı, banyoya geçti, başını musluğun altına koydu ve kara saçlarını ıslattı. Zil bir daha çaldığında ise gülümsedi ve kapıyı açtı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Serhat da gülümsediğinde Uraz'ın ıslak saçlarına baktı ve "Sakın bana kapıyı geç açmanın sebebi banyo yapmamdan ötürüydü deme çünkü inanmam," dedi ardından içeri daldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ellerini ıslak saçlarına daldıran Uraz ise kapıyı kapattığında ağzından daha çıkmayan yalanını ağzına tıkayan Serhat'ın görüntüsüne baktı. "Sabah’ın altısında, uykudan kalktığımda nasıl göründüğümü merak ediyor diye zamansız aşure getiren takıntılı bir komşun yoksa ben ne yapayım?” Bekledi, daha detaylı inceledi. “Kaç kişiyi dövdün ve kaç kişiden de dayak yedin?”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İkisi de sayamayacağım kadar çok," dedi Serhat ve Uraz’ın karşı komşusundan haberi vardı. Banyonun kapısını açtı. Önce duşa girmeliydi. "Beş dakikaya ada çayım hazır olsun lütfen, daha yapacak çok işim var."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
//
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Allah'ım biri bana ada çayı fırlatabilir mi Serhat'a içirmem gereken konular var da...(maksat işlerini halledebilsin...)
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir şeyi çok merak ediyorum okurken kafanızda ne canlanıyor, ne düşünüyorsunuz ve kafanızdaki soru işaretleri neler????
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Instagram: esmanur.yilmaazz
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.