SİYAH YALAN – 9. YALANIN SABRI

❤️ 1 👁 10

İvettt arkadaşlar 35 bin kelimelik bir bölüm ile ben ve karakterlerim karşınızdayız.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benim 712 günlüklerim, tuhaf tuhaf anılarım... bölüm içinde ne ararsanız var.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu arada bu bölüm ful bu şekildeyiz: Yine mi Serhat? Serhat yine mi sen? Oha yine karşımıza çıktı ne yapmaya çalışıyor bu ahahahah

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

neyseee ben sahnenin arkasına çekiliyorum,
Keyifffffle okuyun!!

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

17 EKİM ÇARŞAMBA, 2007
11 YIL ÖNCE
AYDIN, NAZİLLİ

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bazı insanlar, öldükten sonra başka bir insanın bedeninde dünyaya gelecek olan insanların varlığına inanırlardı. Bu belki uçuk bir şeydi belki de her ne kadar kanıtlanamasa bile var olan bir şeydi, iki türlüsüne de kesin bir şekilde inanamazdık ama bazen, bazı anlar, bazı ortamlar ve bazı simalar bilinçaltının bir köşesinde tanıdık gelirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenimi daha öncesinde rüyamda görmüş gibiydim çünkü öğretmenimi sınıfta gördüğüm ilk an zihnimin derinlerinde bir rüya sahnesi canlanmıştı. Rüyamda ağlıyordum, ikindi vaktiydi, elimde tuttuğum her neyse inanılmaz sahiplenmiştim çünkü tek kalmaktan korkuyordum sonra bir sürü ses işitmiştim. Değişik simalar vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Bence hepimiz büyük boy hamburgerlerden yemeliyiz.” Uraz öğretmenim elindeki menüyü kapattığında yanında oturan sınıf arkadaşıma ardından da bana bakmıştı. İkimiz de ses etmeden başımızı salladığımızda garson da siparişi almak için masamıza gelmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neydi bu tanıdıklık? Bu ortam neden zihnimin bir köşesinden fırlamış gibiydi? Bu masalar, bu zemin, bu ışıklandırma, bütün bunların hepsi neden karanlığın içinde sönmeyen cılız bir mumla zihnimin içerisinde parlıyordu ki?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Üç kişiydik fakat garson masaya dört tepsi yerleştirdiğinde sağ tarafıma bir kadın geçmişti elindeki içeceklerle. İnanılmaz çekiniyordum öyle ki oturduğum sandalyede ne karşımdaki Uraz öğretmenime ne de yanıma oturan kadına bakabiliyordum doğru dürüst. Uraz öğretmenimin yanına oturan, bizim sınıfta olan oğlana kayıyordu gözlerim arada çünkü bir tek ona bakarken rahattım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir müddet sonra çekincem azaldığında yemeklerimizi yemeye başlamıştık, minik ellerim hamburgeri doğru dürüst tutamıyordu ve sınıf arkadaşım ise en dağınık haliyle ve sıfır çekinceyle yemeğini yemeye başlamıştı bile.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim, sınıf arkadaşımın ağzına, ketçaba buladığı kızartmayı attığında yanımda oturan bakımlı ve nazik kadın ise hamburgerimi yememe hiç çekincesiz yardım etmeye başlamıştı. Ben sadece ağzımı açmaya, ısırmaya ve çiğnemeye odaklanmıştım artık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Birkaç gündür Mehmet’i iyice zenginleştirdin, Uraz.” Kahkaha sesleri yükseldiğinde Uraz öğretmenim başını sallamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Mehmet Bey Baba hazretleri kaç gündür etrafta görünmüyor ama? Kasasını görseydi keşke.” Bir öncekinden daha keyifle attılar kahkahalarını.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Adana’da o şu an. Birkaç işi varmış.” Yanımdaki kadın ağzıma mayoneze buladığı kızartmadan attığında aslında ikisinde de merhamet ve sevgi vardı. Bu en net hissedilenlerden biriydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Baylar bayanlar,” dedi Uraz öğretmenim hem yanında oturan oğlana hem de bana bakarak. “Beğendiniz mi bakalım yemekleri?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıf arkadaşım nefes bile almadan içeceğini içtiğinde eş zamanlı başını sallamıştı. Yanımdaki kadın merhametle saçlarımı sevdiğinde ben de başımı sallamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Şu tipe bak, Uraz.” Saçlarımı sevmeye devam etti kadın. “Ne kadar da masum, oyyy, yerim seni ben. Şirin şey seni.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Sen onu bir de sınıftayken gör,” diye mırıldandı Uraz öğretmenim ve o da sınıf arkadaşımın saçlarını karıştırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uraz öğretmenim birkaç gün üst üste belli harflerin okumasının sınavını yapmıştı sınıfta ve isimleri not etmişti. Ben üçüncü gün en iyi okuyan seçilmiştim ama Uraz öğretmenim bu sınav günlerinin sonunda en iyi okuyanı ve en kötü okuyanı not etmiş aslında ve ödül olarak da bugün bizi yemeğe getirmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Sınıfın durumu nasıl?” diye sordu kadın. Onda tanımlayamadığım bir sıcaklık vardı, kadın çok samimiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Mine çok çalışkan,” dedi önce öğretmenim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“İki gün önce getirdiğin öğrencin,” dedi kadın hatırlamış gibi. “Hatırladım, ona menüyü göstermiştim, belli başlı harfleri hemen çıkartabiliyordu.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Bu beyefendi de,” dedi öğretmenim, yanındaki oğlana kendi içmediği içeceğini verirken. “Hala harfleri öğrenememiş bir bey. Bu gidişle birkaç seneye sanayiye işe girer, değil mi?”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Umutsuz bir başlangıç, bu belli. Ama iyi niyetli biri bu umutsuzluğun bir parçasını kopartabildiğinde kopan parçanın yerine umudun yeşermesini sağlayabilir. Sonra bu umut hızla büyür, yeterince büyüdüğünde ise yabani bir ot gibi bütün umutsuz durumların besin kaynağını keser.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

9 EKİM SALI 2018

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neden kelimesinden nefret ederdim çünkü bu kelime insanı her geçen saniye daha da kemirirdi ve geriye posamız ve kuruntularımız kalırdı, saçlarımız beyazlardı. Neden? Çünkü kafaya takardık. Neden? Çünkü hayatımızda önemli bir değişikliğe neden olabilirdi ve atacağımız adımlara kader ile müdahalede bulunabilirdi. Kısacası neden kelimesi sonuçlanamadığı anlarda tamamen bir kuruntudan ibaretti, insanı strese sokardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teneffüs zili çaldığında yanımda oturan Deren bana soru sormasın diye başımı pencere yönüne çevirdim ama pencerenin ötesindeki o binaya bakamadım. Sıkıntıyla beklediğim vakit sağ tarafımdaki Deren'in bana yaklaşmaya çalıştığını gördüm ve belli belirsiz çenemdeki elimle yanağımı gizledim. Onunla, daha doğrusu kimse ile konuşmak istemediğimi anladığında sınıftan çıktı ve yine her zamanki gibi koca sınıfta tek başıma kaldım ama sanki ilk kez tek başıma kalmak hoşuma gitmişti çünkü sakin kafa ile düşünebilecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neden? Camın ötesini izleyecek cesareti kendimde bulamadım ve gözlerimi ağır ağır öğretmenler masasına yönlendirdim. Kaşlarım çatıldığında ayağa kalktım ve öğretmenler masasına yürüdüm, düşünceyle parmağım masanın üzerinde gezindi ve en sonunda, birdenbire masanın üstüne oturdum. Çatık kaşlarla kendi öğrenci masamı izlediğimde mesafeye bakıyordum ve bu mesafeyle doğru orantılı olarak da istatistikleri hesaplamaya çalışıyordum. Böyle bir konumdayken masamda kâğıdıma yazdıklarım okunabilir miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Orta kümedeki üçüncü sırada, cam kenarına bakan kısımda oturuyordum ve şu anki konumumda masam tam karşı çaprazımdaydı. Serhat denen adamın yazdıklarımı okuması çok çok güçtü ve bu durumda da neye dayanarak kâğıdımı almıştı? Neden? Bunu bilebilmem için Serhat denen adamın kâğıdımı neden alıp kaçtığını öğrenmem gerekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenler masasından atlayarak indim ve cam kenarındaki soğuk peteğe yaslandım, dışarıyı izledim ama karşı binaya bir türlü bakamıyordum. Geçmişimden bir kesiti yazarken o kadar derin hislere boğulmuştum ki o an sınıfın düzenine odaklanmamıştım; sınıfa yabancı bir bedenin geldiğini biliyordum ama o kişiyi, Serhat'ı hiç umursamamıştım. Neden? Ortada hiçbir sebep yokken neden gelmişti? Büyücü müydü ki geleceği görüp yazılar yazacağımı anlamıştı ve bu nedenle de gelmişti?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sinirlerim bozulduğu için kendi kendime, dikkat çekmeyecek bir biçimde güldüm ve stresten terleyen avuç içlerimi pantolonuma sildim. Kâğıdıma yazdıklarımı elbette ki okuyacaktı ve eğer o Serhat denen adam kötü biriyse de sınıftaki arkadaşlarıma kadar yayardı, alay konusu olurdum. Zaten o yazıları yazarken gözlerim kararmıştı ve o an kimin bana bakıp bakmadığına da bakmamıştım ama şu ana kadar geçen zaman içinde sınıftaki erkeklerin değil de daha çok kızların dikkatini çekmiştim. Serhat, kağıdımı sınıf kapısı ile koridordaki orta bir alanda almıştı, Şevval ve koridordaki birkaç kişi görmüştü üstelik bizim sınıftaki bir on kız daha görmüştü bizi. İşte bunların merakları yüzünden benimle konuşmaya çalışanlar vardı ama bu sefer de ben onlarla konuşmamak için elimden geleni yapıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İyi ki bir ilk yaparak olayın devamını getirmemiştim ve yazdıklarımı her zamanki yerde sonlandırmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin bir nefes aldım ve cesaretimi toparladığımda karşımızdaki apartmana bakabildim, ki Serhat kâğıdımı aldığından beri utancımdan karşı apartmana bakamıyordum. Öğle molasında ve diğer tüm teneffüslerde kendi kendimi cesaretlendirmeye çalışıp yapabilirsin diyordum, karşındaki eğitim binasına gittikten sonra Serhat'ı bir şekilde bulursun ve kâğıdını da temiz bir şekilde ondan alırsın.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşı binanın kafeteryasına gittikten sonra o masada, kalabalık bir erkek grubunun ortasında kaldığım vakit oraya bir daha hiç gitmeyeceğimin kararını almıştım ama telefonumu unuttuğum için gitmek zorunda kalmıştım, tesadüfe bak ki kâğıdımı almam için yine gitmem gerekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir adım gerilediğim zaman gördüğüm insan bedeniyle eski yerime geri döndüm ve camdan bakmaya devam ettim. Bu Serkan'dı. Koyu mavi gözlü olandı ve aralarında kas bakımından da en iri kişiydi. O kafeteryadayken sol tarafımda oturmuştu. Bakış açımda olan bir binanın arka tarafındaki ağaçlık alandaydı ve elleri ceplerindeydi, tuhaf bir şekilde önüne bakıyordu ve tek başına yürüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bahçede olan herkes çifter ya da beşerliydi ve takılıyorlardı ama Serkan sanki tek başına, kendi kendine bahçede yürüyüşüyle beni anımsattı. Tek fark ben bahçelerde tek başıma yürümemek için sınıftan hiç ayrılmazdım çünkü tek olmak bana, diğer gözlerin üzerimde olduğunu hissettiriyordu ve utanıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bende bulunmayan tek başına yürüyebilme cesaretini Serkan nasıl bulmuştu? Tek olmak ona hiç zor gelmiyor muydu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Stresten midir yoksa çok düşünmekten mi hiç bilmiyordum ve anlamak da istemiyordum, sadece adımlarım beni koridora kadar götürdü ve sınıftan ayrıldığımda bir ferahlama geldiğini hissettim. Nereye gideceğimi bilmiyordum, sadece düz bir şekilde yürüyordum ve o sırada da müdürün yaptığı anonsla adımlarımı yavaşlattım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tüm öğrencilerin dikkatine. Merhum biyoloji öğretmenimiz Suat Seyfioğlu'nun defnedildiği mezarlığa bugün, okul çıkışı toplu bir şekilde gidilecektir. Gelmek isteyen öğrencilerimizin okul çıkışında bahçede toplanmaları arz olunur."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Salih Müdür cümlesini birkaç kez farklı şekilde tekrarladığında tek düşündüğüm toplu olarak oraya gitmeyeceğimdi çünkü dayanamazdım ve yine çünkü herkesin içinde ağlamaya cesaretim yoktu. Adım kadar emindim ve o sahnede duyusal anlar yaşanacaktı; duygusallığımı tek başıma, rahat bir şekilde yaşamak istiyordum ve boş kaldığım bir vakit o mezarlığa tek başıma gidecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adımlarım kızlar tuvaletinin önünde durdurdu beni ve hazır gelmişken de içeriye girdim. Bir iki adım attıktan sonra lavabonun önünde durdum ve kendime baktım. Karşımdaki ayna lavabo boyunca bölünmeden ilerliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Basit bir şekilde yorgun görünüyordum. Gözlerimin altında hiçbir sorun yoktu ama elâ gözlerim baygın bakıyordu, grimsi saçlarım ise yavaş yavaş, günün sonu olduğu için dağılmaya başlamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tuhaf bir şekilde arkamdaki tuvaletlerin hepsi doluydu ama benim olduğum kısımda hiç insan yoktu. Zaman geçti, kımıldamadan aynaya baktım; kapıdan içeri kimse girmedi ama ortadaki tuvaletlerden biri açıldı ve içerisinden Şevval çıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval çıktığı için önüme döndüm ve elimi musluğun altına koydum, elimi yıkıyormuş gibi yaptığım sırada ise sensör çalıştı ve kurtarıcım olarak da musluk suyunu akıttı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O kadar boş yer olmasına rağmen Şevval tam solumdaki lavaboya geçti, ilk önce yüzünü gerdi ve işe saçlarını yeniden toplamakla başladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yutkunduğumda elime sabun sıktım ve öylesine köpürtmeye başladım. Şevval ile konuşmak istiyordum ama nasıl başlayacağımı bilmediğim gibi de konuşmaya başlayacağım zaman kelimeleri doğru telaffuz edemeyeceğimi, sesimin ikide bir takılacağını hissediyordum. Hem konuşacağım konudan hem de Şevval'in 1.75'lik boyu karşısında kendimi ufak hissetmemden ötürüydü bu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elimi köpürttüğüm zaman diliminde Şevval'i düşünüyordum. Bir keresinde yine camdan dışarıyı seyrettiğimde Şevval'in Serhat'a sarıldığını görmüştüm yani Şevval, Serhat'ı tanıyordu. Hem zaten koridordayken Serhat kâğıdımı aldığı zaman Şevval bir şeyler anlamış gibi gülmüştü de. Şevval ile konuşamamamın bir diğer nedeni de Serhat'ın kâğıdımı okuduktan sonra Şevval'e de göstermiş olabileceğiydi. Benimle alay ederlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çenemi sıktım ve gururum Şevval'den yarım adım kadar uzaklaşmama sebep oldu, lavabomu değiştirmedim aksine hafif uzanarak elimi duruladım. O sırada ise Şevval sanki göğe uzanırcasına ellerini saçlarına atmıştı, geriniyormuş gibi de saçlarını at kuyruğu yapıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Seninle konuşmak istiyorum," dedim birdenbire ve ses tonum istediğim mesafede çıkmıştı fakat tek sorun konuşurken Şevval'in yüzüne bakmamış olmamdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir dakika hayatım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarımı tuhaf bir biçimde çatıp Şevval'e baktım, karşısına, doğrudan aynaya dik bir şekilde bakıp saçlarını toplamaya devam ediyordu ama sonra bir şey fark ettim ve ben de aynaya baktım; benim göremediğim tarafındaki kulağında kulaklık vardı ve o cümlesini de telefonda konuştuğu kişiye söylediğini anladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerim kısık bir şekilde beklediğim sırada sapsarı saçlarını tepeden sıkı bir at kuyruğu yapmıştı ve yüzü açılmıştı, alnı genişlemişti ve gerilmişti de. Bana döndü ve buz mavisi gözlerini gözlerimle buluşturdu, bakışlarında bir bilmişlik ve kurnazlık vardı. "Bana bir şey mi söyleyecektin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı sallayıp "Evet," dediğim sırada "O zaman beklemen geriyor," dedi ve bana sunduğu bahane yüzümü ekşitti. "Çünkü ellerimi yıkıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beni bilerek bekletiyordu. "Ne yapmaya çalıştığını anlıyorum," dedim düz bir sesle. "O adam," dedim ve derin bir nefes aldım çünkü kâğıdım benim mahremimdi, kimsenin bilmesini istemediğim hâlde konusunu kendi ağzımla açmak zoruma gidiyordu. "Benim kâğıdımı aldı ve sen de güldün. Güldüğüne göre bir şeyler biliyorsundur. Ne istiyorsunuz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırıttı ve "Telefonu üzerime kapatır mısın, hayatım?" dedi Şevval kulaklığına. Ellerini yıkadığı için başı öne eğikti ve çenesini öne çıkarttığında bana tıpkı koridordaki gibi güldü. O an bana bildiklerini anlatmayı geçtim, bilmediklerini bile anlatmazdı. Tek yaptığı şey sezgileriyle sırıtmaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra planlanmış gibi tuvaletlerdeki bütün kızlar aynı anda çıktılar ve yarısı Şevval'in ötesindeki lavaboya geçtiğinde diğer yarısı ise arkama dolmuştu. Sol omzumu kendime doğru çekip çatık kaşlarla kızlara baktım ardından dudaklarımı kenetleyip doğrudan bana bakan Şevval'e döndüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval ise gökyüzü mavisi gözlerini, beni yeni kavrıyormuş gibi açmıştı ve kaşlarını da kaldırmıştı. "Hira?" dedi Şevval ve kalabalık çevresini bir bahane olarak süzdü. "Sanki sen bana bir şey söylemek istiyordun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hâlâ bilerek yapıyordu çünkü biliyordu, bu kız topluluğunda Şevval'e kendi konumdan bahsedemezdim ki o zaten bu konuda bana hiçbir bilgi vermemek için planlı ilerliyordu. Kabulleniş içinde derin bir nefes aldım ve onlara arkamı döndüm, yürümeye başladığımda ise omuzlarımı dikleştirdim ve kızlar tuvaletinden dışarı çıktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hazırlanmam gereken bir üniversite sınavım vardı ve birkaç ay sonra bu okuldaki herkesten kurtulacaktım. Ortaokuldayken ismi Suna Özyılmaz olan Türkçe öğretmenim "Tüm dertlerinizi sınıfa girdiğiniz anda dışarıda bırakıyorsunuz ve bu öğrenci masalarına oturduğunuz andan itibaren de tek odak noktanız dersler oluyor, olmalı." diye bir nasihat vermişti ve Suna öğretmenimin sözleriyle böyle bir anımda gülümsedim. Sınıfıma attığım adım ile beraber de tüm sorunlarımı kapının dışarısında bıraktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç dakika sonra Edebiyat dersi başlamıştı bile. Edebiyat dersini seviyordum fakat öğretmenimizin anlatışı, daha doğrusu anlatamayışı yüzünden insan bıkma noktasına geliyordu. Kitapları ve içeriğini ezberletmek yerine neden okutmuyorlardı ki? Ya da edebi akımların özelliklerini maddeler hâlinde ezberlemek yerine eserleri okusaydık ve eserlere göre de akımların özelliklerini tahmin etmeye çalışsaydık daha kalıcı olmaz mıydı? Çünkü emindim, benim ezberim sınava kadardı ve sınavdan sonra da yine sıfır bilgi ile etrafta dolaşırdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine çalınan kâğıdımı hatırladım ve yine kendimi cesaretlendirmeye çalıştım. Son teneffüs zili çaldığında ise karnıma kramplar girmeye başlamıştı ve gerilmiştim. Ayağa kalktım ve zorla yürüdüm, istemeye istemeye koridora çıktım ve merdivenlerden indim. Tedirginliğim sadece içimdeydi ve dış görünüşüm her zamanki gibi durgundu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bahçeye çıktığımda karşı binaya bakamıyordum ve istikametim de yine karşı binaydı. Tozlu zemini hiç bu kadar detaylı incelememiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yutkundum ve çenemi öne çıkardım, karşı binaya baka baka, dik bir şekilde yürümeye devam ettim. Sonra yine tek bir bedenin bana baktığını gördüm ve yürümeye devam ettiğim sırada gözlerim ağaçlık kısmı buldu. Serkan yine tekti ve yine tek başına dolanıyordu, elleri ceplerindeydi fakat mavi gözleri beni çekincesizce ve aynı zamanda da düşünceli gözlerle izliyordu. Bakışlarımı kimseden kaçırmadığım için ona bakmayı sürdürdüm ama Serkan hemen önüne döndü ve yine yalnız başına yürümeye devam etti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bunu nasıl yapıyordu? Tek başına yürümek hiç zor değil miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adımım takıldı ve ayakkabım merdivene çarptığında karşı binaya vardığımı fark ettim. Geri dönmemek için hiç düşünmeden adımlamaya devam ettim. İçeri girerken bile yüz ifademi soğuk tutmaya çalışıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sadece birkaç adım atmıştım ki ileride, koridorun tam ortasında Serdar'ı gördüm ve çekinceli adımlarımı belli etmemeye çalışarak ona doğru yürümeye devam ettim. Serdar beni fark ettiğinde yanında konuştuğu bir adamdan vedalaşarak uzaklaştı ve bana gülümseyerek yaklaştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neden? Beni tanımıyordu ve gerçek anlamda da tanışmıyorduk ama neden bana gülümsüyordu ki? Neden birdenbire karşıma çıkmıştı ve tanışalım mı demişti? Ya da yine bu binanın kafeteryasındayken neden aniden etrafımdaki masalara dört tane tanımadığım adam oturmuştu. Neden? Ne bilmiyordum ve neyi anlayamıyordum? Aslında biliyordum ve anlamadığım ise sebeplerdi. Neden yapıyorsunuz bunu diye bağırmak istiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar tam karşıma geçtiğinde yürümeyi kestim hatta yere baktığımda belli etmeden şaşırdım çünkü 1.90'dan fazla olan boyuna rağmen Serdar'ın karşısında kendimi, Şevval’e kıyasla daha az küçük hissetmiştim. Yine de aldanmamayı seçtim ve bir adım geri gidip Serdar'a baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dehşet açık renkte olan elâ gözleri doğrudan bana içten bir şekilde bakıyordu. Aslında Serdar iyi bir adama benziyordu ve bunu sadece anlayışlı bakan bakışlarından çıkarmıyordum; boydan boya beyaz giyinmişti ve onu yakışıklı ve temiz karakter meleklerine de benzetiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sana bir şey sormam lâzım," dedim ve nefes alıp çenemi dikleştirdim, doğrudan Serdar'ın gözlerinin içine bakıyordum. İçimde bir yerlerde utanç da vardı çünkü Serhat kötü biri olabilirdi ve dalga geçmek maksadıyla yazdıklarımı Serdar'a okutmuş olabilirdi. Yine de utancı bir kenara bıraktım ve ona bakmaktan ağrıyan boynumu da es geçtim. "Gözleri yeşil olan bir adam vardı ya hani, kafeteryada tam karşımda oturmuştu..." Böyle ağzımın içinde gevelemeye başlamamın sebebi aynı şekilde Serdar'ın da sıfır kımıltıyla bana bakması mıydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar yutkundu ve bana gülümsedi. "O harika yeşil gözlerden bahsediyorsun galiba." Başını salladı ve yaklaşmak adına üzerime az bir şey eğildiğinde yüzümü daha da soğuk tuttum. "Okulun nirvanası benim yeşil gözleriyle tanınan biricik kardeşimdir. O yüzden isim kullanmak yerine gözlerini tarif ediyorsun, öyle değil mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Donmuş bir ifade ile Serdar'a baktım. "Ne demek istediğini anlayamadım." Bir nevi anlamıştım ama dile getirememiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İlk önce bahsettiğin kişi benim kardeşim ve ismi de Serhat. Koyu mavi gözleri olan da benim kardeşim ve onun ismi de Serkan. Anlıyorum, üçümüzün de ismi aynı hece ile başlıyor ve karıştırıyorsan da bundandır. Sırası ile Serdar, Serhat ve Serkan. Ben en büyükleriyim." Kaşlarını havaya kaldırdı ve gözlerini açtı. "Benim de gözlerimin rengi akıyla aynı denecek kadar açık bir renk ve üçümüzün isimlerini karıştırmamak için renk ismi kodlayabilirsin." Beyaza yakın elâ, neon yeşili, okyanus mavisi. Serdar hızını alamadı ve donuk yüz şeklime rağmen başka bir konuya bodoslama geçiş yaptı. "Üçümüzün de kardeş olması ve aynı üniversitede okuyor olmamız şaşılası bir tesadüf diye düşünüyorsundur, eminim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Serdar," dedim ve Serdar'ın da beni oyalamaya çalışmasına inanmak istemedim. "Sizin akrabalığınızı, bağınızı ya da kimin nasıl tesadüfler yaşadığını merak etmiyorum." Derin bir nefes aldım ve kollarımı göğsümde kavuşturduğumda çok hafif gülümsedim. "Serhat'ı bulmam gerekiyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar da kollarını göğsünde bağladı ve dişini dudağına geçirdiğinde açık bir ima ile gülümsedi. "Bahsettiğin kişiyi tanımam için gözlerinin rengini tarif etmen lazım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benimle oyun oynadığını kalbim onaylamıyordu ama aklım tam tersiydi. "Yeşil."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana göz kırptı ve gözlerimin içine sorgularcasına baktı. "Nasıl bir yeşil peki? Tarif etmende çekinecek hiçbir durum yok, hayatım. İçinden geldiği gibi betimleyebilirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarım şaşkınlıkla aralık bir biçimde Serdar'a bakarken birden arka taraftan bize doğru yürüyen Anıl'ı gördüm. Yüzü asıktı ve kaşları da çatıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkamda bu binanın çıkış kapısı vardı, önümde Serdar ve Serdar'ın arkasından bize doğru seri adımlarla gelen Anıl. Kızlar tuvaletinde Şevval'i yüzüstü bırakıp gittiğim gibi buradan da hiçbir şey söylemeden çekip gitmek istiyordum ama olacakları da merak ediyordum. Mesela Anıl neden buraya geliyordu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Daha çok başlardayız ve şimdiden Serhat'ı sormaya başladığına inanamıyorum," diye kendi kendine mırıldandı Anıl ve Serdar'ın yan tarafında durdu. "Senin burada ne işin var? Yerinde olsaydım buraya fazla gelmezdim ki ayağım çok alışmasın," dedi bana sert bir sesle Anıl ve daha sonra da kahve gözlerini Serdar'a döndürdü. "Ve sen de neden Serhat'ı kıza betimletmeye çalışıyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar bıyık altından gülmeye devam ederken artık yüz şeklimin nasıl olduğunu bile anlayamayacak kadar aklım bulanmıştı. Fakat yine de göz ucuyla bazı üniversitelilerin bize baktığını görebiliyordum. Galiba karşımdaki iki adam zor ulaşılan kişilerdi ve kem gözlerin bakışları altında kıskanıldığımı hissettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir kız bize yaklaşıp özellikle de Serdar'a bakarak "Selam," dedi cilveli bir sesle ve yürümeye devam etti. Serdar ise kızın gitmesini bekledi ve kız gittikten sonra da yüzünü buruşturdu. Serdar, ona baktığımı anladığında şahit olduklarımıza, şaşılası bir biçimde gülümsedik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aklımı başıma topladığımda ciddi bir şekilde bizi izleyen Anıl'a döndüm. "Serhat'ı nerede bulabilirim? O hangi sınıfta okuyor?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Cehennemin dibinde okuyor," dedi Anıl hemen.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kısa bir an yine şaşırdım ve yüzümü geriye götürdüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anıl," dedi Serdar uyarıcı bir tonda ve az önceki andan beri Serdar'ı ciddi gördüğüm tek andı. "Fazla kabasın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl gözlerini devirdi ve "Ne yapmamı bekliyorsun?" diye sordu. "Senin gibi insanları kırmamak için hep güler yüzlü mü olmalıydım? Deminki kıza seni tanımıyorum diyebilirdin mesela."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sefer Serdar gözlerini devirdi ve bana baktı. "Sen bakma bu Anıl'a. Kimlikte onun ismini yanlış yazmışlar. Gerçek ismi Barbar-ı Anil-i Mağara Kekosu'dur."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Düşündüm. Kalbim inanmasa bile aklım rol yapıyorlar dedi bana. Seni oyalıyorlar ve Serhat'ın yerini kesinlikle söylemeyecekler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşımdaki Anıl, parkta bir kız ile öpüşen o çocuktan çok farklıydı ve görünüş olarak da fazla olgun görünüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl, kolunu Serdar'ın omzuna yasladı ve parmağını kendi dudağına doğru havalı bir şekilde uzattı. "Serdar," dedi Anıl ve delici bakışlarıyla bana baktı. Hayır, bu bakışlara rağmen hâlâ nefeslerim düzenliydi. "Neden Serhat'ı ve özellikle de Serhat'ın gözlerini Hira'ya betimletmeye çalışıyorsun? Bunu seninle konuşmuştuk."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl bu sözlerini bana bakarak söylüyordu ve yaptığı imalar da çok açıktı. Sırtımı onlara dönüp gitmeme çok az kalmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kendimi betimlettireyim o zaman, " dedi Serdar ama şimdiki hâli, beni az önce karşıladığı hâlinden çok uzaktı. Ciddiydi ve ağır bir duruşu vardı. Neden onların karakterlerini tam olarak çözemiyordum? Çünkü güldükten hemen sonra, saniyesinde kötü adamların bakışları çehrelerine yerleşiyordu. Serdar, Anıl'a bakarak sırıttı ama gözleri bir kez olun bana dokunmadı. "Serhat'tan çok beni tercih edersin gibime geliyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl sabit gözlerle beni inceledi, izledi ve ne düşündüğünü anlayamadım daha sonra ise gülümsedi ve Serdar'a baktı. "Aslında sen gayet de harika olursun ama maalesef ki senin gibisini kimseye layık görmüyorum, sana açık açık beni aldatman gerektiğini söylerdim herhalde." Anıl, güldü ve elini Serdar'ın omzundan çekip sırıttı. "Ben ne saçmalıyorum ya? Kadın olsaydım ilk sana gelirdim hatta beni kabul etmek zorunda kal diye de çeşitli entrikalar planlardım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine karakterlerini değiştiriyorlardı ve işte bundan dolayı onları çözemiyordum çünkü buraya gelen ciddi Anıl ile şimdiki Anıl hiç aynı kişi gibi değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İkisine de baygın bir şekilde baktım ve soruma itina ile cevap vermemelerine nazaran da umudu kestim. Anıl ve Serdar karşılıklı konuşmaya dalmışlardı. Birkaç saniye boş boş onları izledim ama ikisinin dikkatini de üzerime çekemediğimde arkamı onlara döndüm, yürümeye başladım. Yürümeye başladığım anda ise ikisinin konuşmaları noktalanmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gerçekten de Serhat nerede?" diye sordu Serdar ve belki de rolleri ortaya çıkmasın diyeydi bu soru.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Durdum ve arkamı dönüp son kez onlara ciddi bir ifadeyle baktım. Onlara baktığımı Anıl gördü ve derin bir nefes aldıktan sonra da "Bilmem ki," dedi sırf ona baktığımı fark ettiği için ve bence yalan söylüyordu. Beynim aynen böyle düşünüyordu hatta bu binadan tam olarak ayrıldığımda ise Serhat'ın nerede olduğunu birbirlerine söyleyeceklerine emindim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden önüme döndüm ve yürümeye başladım. Konuşmaların ortasında kişileri yüzüstü bırakıp ileriye yürümeye başlamak çok hoşum gitmeye başlamıştı ama beni bu duruma alıştıran onlardı. Şevval de Serhat'ın yerini bana söylemekten kaçınmıştı ve bu da demek oluyordu ki hepsi de iş birliği içerisindeydi ve bir plan kuruyorlardı ama neden?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Merdivenlerden indiğim sırada Serkan birden karşımda beliriverdi ve ona çarpmamak için kendimi fazlasıyla frenledim ardından ona baktım. En soğuk bakan Serkan'dı. Yüz şekli de aynen buz gibiydi, ki gözleri bile buzun karanlıktaki hâlini andırıyordu ve insanın içini ürpertiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne oldu?" diye sordum ama bana hiç cevap vermedi ve insanı korkutan seri katil bakışlarıyla bana bakmaya devam etti. Daha sonra ise yanımdan geçip gitti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden?" diye sordum kendi kendime bir kez daha ve yürümeye başladım. "Beni tanıyormuş gibi birden karşıma çıktılar ve benimle tanışmaya çalıştılar, sorularımı cevaplamıyorlar ama ima ile konuşmaktan da çekinmiyorlar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eve gittiğim gibi kendime bir liste tutacaktım ve Serdar'ın, Anıl'ın, Serhat'ın ve Serkan'ın özelliklerini yazıp o Gizemli Adam'ın özellikleri ile kıyaslayacaktım. Aralarından biri o Maskeli Adam olmalıydı çünkü aklıma başka hiçbir sebep gelmiyordu. Benimle sebepsiz yere tanışmaya çalışmaları zaten çok saçma olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Son derse de girdim ve çekilmez bir kırk dakika yaşadım. Sayısalcıydım ve edebiyat ben mezun olana kadar bir işime yaramazdı, sadece okul notlarımı düşürmemek için çalışıyordum. Dersin bitmesine iki dakika kala öğretmenimiz ders anlatmayı bıraktı ve toparlanmaya başladık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hocam, siz de mezarlığa bizimle gelecek misiniz?" diye sordu uykusundan uyanan Cafer.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimiz hüznünü gizleme gereği duymadı. "Elbette ki geleceğim, yedi yıldır aynı okulda beraber görev yapmıştık." Daha zil çalmadan çantalarını sırtlarına takıp ayaklanan sınıfa baktı. "Hepiniz gelecek misiniz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben gitmeyeceğim demedim çünkü cevaplamayı çok gereksiz gördüm ama sınıftan da hep evet sesleri yükseldi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu bir fırsattı. Muhtemelen okuldan çoğu kişi mezarlığa gitmek için bahçede toplanacaktı ve otobüsler dolu bir şekilde gelmeyecekti, az kişi olacaktı ve ben bu dört hafta boyunca eve geç gitmemek için bu semtin duraklarını öğrenmeliydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Saat geldiğinde zil çaldı, çantamı sırtıma taktım ve merdivenlerden inmeye başladım. Daha sonra ise telefonum titredi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

2. Kardeşim Cansu: Bende mezarlıka gitçem

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümsedim çünkü bu daha bir harikaydı. Bana ayak bağı olacak kimse de yoktu ve rahat rahat durakları öğrenebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bahçeye çıktığımda belli bir köşede öğrencilerin toplandığını gördüm ve gülümsemeden edemedim çünkü çok kalabalıktı. İçlerinden muhakkak ki benim bindiğim otobüse binenler vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O çok sevdiğim dar yolda yürümeye başladım. Ara ara kâğıdımı hatırlıyordum ama artık çok takmıyordum ve Serhat'a güvenmesem bile akışına bırakmayı tercih ettim. Sanki kâğıdımı her hatırladığımda Serhat o kâğıda dokunuyordu ya da kâğıdı düşünüyordu. Bu tuhaf durumu ilginç bir şekilde kalpten hissediyordum ve içimde artık bir korku yoktu çünkü hiçbir şeyin açığa çıkmayacağına büyük bir rahatlıkla emindim fakat bu büyük rahatlığın nereden geldiğini de bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Telefonum elimdeyken ara ara saate bakıyordum. Karşıdan karşıya geçtim ve normalde beklediğim durağa geldim. Tam da tahmin ettiğim gibi bulunduğum durakta da karşı durakta da toplasam en fazla beş kişi vardı çünkü birçok öğrenci mezarlığa gidecekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüslerin bizim durağa geldiği yönde yürümeye başladım, İzban'ın geçtiği rayların üzerinden geçtim ve karşımda bir önceki durağı gördüm. Bu günlük bu durakta beklersem otobüse binebilirdim muhtemelen ama bu beni sadece bugün için kurtarırdı. Daha ilerisini de öğrenmem gerekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu durakta bir durak cebi bile yoktu ve bu durak tabelası çölün ortasına dikilmiş bir dala benziyordu. Düz yürümeye devam ettim, çok yorgundum ama hız kesmedim çünkü durakları öğreneceğim diye otobüsü kaçırmak da istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç dakika daha yürüdüm ve ikinci durağın da yerini öğrendim. Daha ileriye gidemezdim artık çünkü ilerisi üç yol ağzına açılıyordu. Etrafımda aynı otobüse bindiğim ve peşlerine takılacağım öğrenciler de yoktu zaten.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sabırla ve açlıkla bekledim. Bazen bütün harçlığımı bazen de gün sonunda arta kalan harçlığımı gizli bölmeme koyardım. Yine farklı numaralarda otobüsler geçmeye başlamıştı. Yarım saniye sonra dalgınlığıma geldi ve benim bindiğim otobüsün hangi yoldan geldiğini göremedim, elimi uzattım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüs sinyal verdi ve durduğunda çok rahattım çünkü içerisi gördüğüm kadarıyla dolu değildi. 712’ye bindim ve kartımı okuttum ardından yüzüm düştü çünkü otobüs sadece kalabalık değildi, onun dışında oturacak yer de yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Diğer otobüsler benim bindiğim otobüs kadar dolu değillerdi hatta 719 bomboş gidip geliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ayakta kalmıştım ve orta kapının karşısındaki boşluğa geçtim, demiri tuttuğumda ise bedenim doğrudan dışarıya dönüktü. Bizim okulun durağını çoktan geçmiştik ve içeride bizim okuldan beş altı öğrenci ancak vardı. Otobüsün arka taraflarına ise Endüstri Meslek Lisesi hakimdi. Zaten o lisenin yüzde seksen dokuzunu erkekler oluşturuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cumhuriyet Meslek Lisesinden çok fazla öğrenci bindi hatta otobüs yine tıklım tıklım oldu. Birkaç durak daha geçtik, çarşıya çıktık ve bu sefer de Piri Reis Meslek Lisesinin öğrencileri binmeye başladılar. Şoför arkaya ilerleyin diye bağırdı hatta ilerlemeyenler olduğu zaman da arabayı sürmeden öylece bekledi. En sonunda altmış beş yaş üstü bir vatandaş ilerleyin, işimiz gücümüz var diye bağırınca bazıları otobüsün arkasına ilerlemeye başladılar. Ancak aksi bir kadın el alemin içine mi girelim diye bağırdı, ufak çaplı bir tartışma yaşandı; otobüs kapısını zorlayacak bir doluluk yaşadık ve en çok da meslek lisesi öğrencileri beni cama yapıştırdılar. Orta kümede o kadar sıkışmıştım ki sırtımdaki çantamı bile oynatamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kipa'nın önündeki durağa geldiğimizde şoför arka kapıyı açtı ve bir kadının bebek arabasını içeri sokmaya çalıştığını gördüm. Birkaç aksi kadın laf etti fakat Endüstri Meslekte okuyan bir başka erkek öğrenci ise bebek arabasını üstünde taşıma pahasına da olsa içeri çekmeye çalıştı. Orta kümedeydim ve normalde buraya o bebek arabasının bağlanması gerekiyordu. Beni cama sıkıştıran insanlar güç bela köşelere gitmeye çalıştılar ve kadın bebek arabasını bana doğru sürdü. Ben de bu orta yerden çıkmak için ilerlemeye çalıştığımda kadın "Orada kalabilirsin," dedi ve bebek arabasını tam önümü kapatacak şekilde yerleştirdi. Şimdi ise benim durağım geldiği zaman nasıl bu yerden çıkacağımı, nasıl düğmeye kadar uzanacağımı düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ve otobüslerle yeni yeni tanıştığım için şu şeyi yeni fark ediyordum: Otobüsün arka kısımları ön kısımlara göre daha rahattı. Arka taraf da kalabalıktı ama en azından nefes alınabilirdi. Benim durduğum yerde nefes alamıyordum ve bebek arabasından dolayı ayaklarımı bile oynatamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu kalabalık Toki'ye kadar sürdü. Toki’nin içindeki durakta ise bir on kişi falan indi diyebilirdim. Toki'nin çıkışında da genç kesimlerden dört kişi indi fakat hala bu bebek arabalı kadın inmemişti ve diğer taraftaki insanlar rahata kavuşurken ben hâlâ sıkış tepiştim. Benden sonra otobüse binenler oturmuşlardı bile. Bu sana ders olsun, otobüse bindiğin zaman istikametin hep arka taraflar olsun.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç dakika sonra otoyolda gitmeye devam ettik ve bizim semtin çarşısına girmek için şoför petrol ofisinin oradan sağa döndü. Son üç durak kalmıştı inmeme ama hâlâ bu bebek arabalı kadın önümden ayrılmamıştı ve otobüste tek rahatsız seyahat eden bendim sanırım çünkü otobüs artık o kadar da kalabalık değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hareketlenip ilerlemeye çalıştığımda kadın durumu fark etti ve bebek arabasını kendisine doğru çekmeye çalıştı. Ayağım bebek arabasının tekerleğine takıldığı sırada şoför İnci durağında durmak için tam da benim şansıma bir fren yaptı ve öne savruldum, o sırada ise tam düşüyordum ki son anda demiri tutabildim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Utançla yürümeye devam ettim ve yüzümü buruşturduğumda orta kapının önündeki demiri tuttum. Utandığımı belli etmemek için etrafıma bakmadım fakat az bir süre sonra öylesine, sıradan yerlere bakıyormuşum gibi otobüsün arkasını taradım. Bir iki erkek öğrenci bana bakıyordu ama hiç bozuntuya vermeden, sanki az önce yere kapaklanacak olan kişi ben değilmişim gibi dik bir şekilde geri önüme döndüm. Bir yerlere tutunmadan hareket etme ve duraklara yaklaştığın zaman ilerlemeye çalışma bir daha.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Düğmeye bastım, otobüsü bu sefer yavaş sürdü şoför çünkü bazı araçlar yanlış yerlere park etmişti ve durağa geldiğimizde ise indim, şansa bak ki o bebek arabalı kadın da tam benim durağımda indi ve biri o kadına arabayı indirmek için yardım etti. Bizim semtin en işlek durağıydı benim indiğim durak çünkü kişiler çoğunlukla bu durakta inerdi ve otobüste bir sürü oturacak yer kalırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüsün içindeyken bebek arabasının kısmı bana ters olduğu için bir türlü bebeği görememiştim ama şimdi görebiliyordum. İki buçuk yaşlarında görünen tombik bir erkek çocuğuydu bu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yorgunlukla yürümeye başladım. Sonunda çarşıdan çıkıp bizim sokağa girebilmiştim. Sakin sakin ilerlediğim sırada boynuma, tam olarak şah damarıma bir şey fırlatıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Etrafıma baktım, kimse yoktu. Kalbim teklediğinde omzuma çarpıp yere düşen kâğıdı eğilerek aldım ve tedirginliğimi düşük düzeyde tutmaya çalışarak okudum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

* S.D.R.İ.B.A.K.A.S.T.B.Y.R.B.K.İ. :( *

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu da ne demek?" diye mırıldandım nefes alışım hızlanırken. Elimdeki kâğıdı sıktım ve kaşlarım çatık bir şekilde yürümeye başladım. Muhakkak ki o adamlar tarafından izleniyordum ve gerildiğimi görmelerini de istemiyordum. Dik bir şekilde seri adımlarla yürümeye devam ettim ve apartmandan içeri girdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Merdivenleri çıkmaya başladığımda ise nabzımın normale döndüğünü hissediyordum fakat gördüğüm şey ile kalbim bir öncekinden daha şiddetli attı. Hızlı adımlarla ilerledim ve bizim evin kapısının önündeki kâğıdı avuçladım. Bu öncekinden daha korkulu hissettirmişti çünkü bu kâğıdı bizim evden birinin ya da bir komşunun görme ihtimali vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzüme kanın fazla gittiğini hissettiğim sırada etrafı kokladım, erkek parfümü kokusu alamadım ama bu kâğıdı yeni bıraktıklarına da emindim. Bu apartmanın içini dolaşacak gücüm yoktu, hem belki de bu kâğıdı buraya bırakan adam çoktan gitmişti. Derin bir nefes alıp kapıyı anahtarımla açtım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dış kapıyı kapattığım gibi odama geçtim ve kapıyı da kilitledim, çantamı duvarın dibine attım sonra ise ikinci kâğıdı okudum:

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Demek bize katılmak istemiyorsun:( "

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Her şey senin rahata kavuşabilmen için ama sen bizim zor kullanmamızı istiyorsun ve bunu da dediklerimizi yapmamandan anlıyoruz.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Babanla mı tehdit etmeliyiz? ;>( "

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra bana geçen attıkları mesajın aynısını gördüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Seni hak etmeyen aileni terk et ve bize katıl. :)"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Histerikle gülüp kâğıdı avucumun içinde sıktım. Evet, beni tehdit edebilirlerdi ama beni tehditleriyle de yönlendiremezlerdi çünkü ben Hira'ydım. Çünkü ben de planlar kurabilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O adamları polise vermenin bir yolunu bulmalıydım ve bunu benim yerime bir başkası yapmalıydı çünkü babamı tehlikeye atamazdım. Babam her gün sıradan bir şekilde işe gidip geliyordu fakat o adamları tanıdığım ilk gün bana bir şey izletmişlerdi ve söylemişlerdi. Babamın hayatını bana bağladıkları için polise gidemiyordum ama bunu benim yerime bir başkası yaparsa işte o zaman bir sorun olmazdı çünkü her ne yapacaksam bir şekilde o adamların bir haberi olmadan yapacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O adamların bana verdikleri kâğıtları siyah bir poşette biriktiriyordum. Bu iki kâğıdı da sakladığım siyah poşetin içine koydum. Daha sonra çantamdan bir defter çıkarttım ve acilen şunları alt alta yazdım:

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat:
Anıl:
Serkan:
Serdar:

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şimdilik o Beyaz Spor ayakkabılı Adam'ın kim olduğunu bulabilmek için özellikleri yazmadım çünkü annem bu kız odada bir saat ne yapıyor diye şüphelensin istemedim. Üzerimi değiştirdim ve altıma pembe bir pijama giydikten sonra üstüme siyah, dar bir body geçirdim. Saçlarımı sıkı bir topuz yapmaya çalıştığımda ise banyoya doğru yürüyordum. Yaklaşık yedi dakika sonra banyodan çıktım ve Serenad romanımı çantamdan alıp mutfağa geçtim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem tezgâhın önündeydi ve işlerle meşguldü. Yemek masasının köşesine oturdum, sol omzumu duvara yasladım ve romanımda kaldığım sayfayı açtım. O sırada ise annem yemek masasına birkaç patates koydu ve içi su dolu bir kap da koyduğunda sandalyeye oturdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Patates mi soyacaksın?" diye rahat bir şekilde sordum çünkü annem ile arama girebilecek bir kardeşim yoktu şu an evde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İki dakikada soyayım şunları da bir kızartma yapayım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin patatesleri soyuşunu izlediğim sırada "Ebru nerede?" diye sordum ve annemin grimsi saçlarına ilişti gözlerim. Şu an normal bir andaydık. Annem evin içerisinde eşarp takmazdı ve şu anda benim ile aynı renk olan saçlarını görüyordum. "Ebru'nun da mı kursları başlamış?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hmm... Ebru kursa kaldı." Cansu zaten mezarlığa gidecekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ile aramızda mesafe vardı fakat kardeşlerim şu an burada olsaydı tüm bunlara rağmen annem ile aramız bu kadar rahat ve doğal da olmazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Daha bizim okulun kursları başlamadı," diye mırıldandığım sırada annemin telefonu çaldı ve konuşmamı sonlandırdım. Annem ilk önce masadaki telefonuna baktı daha sonra ise ıslak ellerini eteğine kısa bir şekilde sildikten sonra aramayı yanıtladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kitabımı okuyormuş gibi yaptığım sırada aslında kulağım annemdeydi. Kitabın iç dünyasına dalamamıştım ve şu an tamamen dışa odaklıydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arayan annemin ikinci kız kardeşiydi, benim de Asude teyzemdi. Müge'nin annesini, yani en küçük teyzem olan Akşın teyzemi daha çok seviyordum ve bir türlü, tam manasıyla Asude teyzeme ısınamıyordum. Annem zaten üç kardeşti ve en büyükleriydi, hiç dayım da yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemler ilk önce havadan sudan konuştular, birkaç dakika sonra kocalarını birbirlerine kötülediler hatta bazı yerlerde gülmemek için zor tuttum kendimi, bazı kısımlarda ise utandım çünkü konuşmaları öyle derinleşmişti ki ne dediklerini hiç ölçmeden söylüyorlardı. Babamın yerine utandığımı, hatta tüm erkeklerin adına utandığımı söyleyebilirdim sonra düşündüm: Hayatımda biri olsaydı aramızdaki sorunları üçüncü bir kişiye mi anlatırdım yoksa o sorunları bizzat karşımdakiyle mi konuşup halletmeye çalışırdım?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öylece kocalarına saydırmaya devam ettiler, cidden bazı konularda çok haklıydılar ama bazılarında da abartıyorlardı. Konuştukları konunun en ince ayrıntısına kadar konuşmayı sürdürdüler ve sonra da bu konu hakkında konuşacak bir şey kalmadığında bir süre sustular sonra ise Asude teyzem "En büyük haberi söylemeyi az kalsın unutuyordum!" diye bağırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne oldu?" diye sordu annem, patatesleri ince uzun doğramaya başlamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ahmet amcamızın oğlu, babamız öldüğünden beri bizlere hiç uğramamıştı ama bugün beni aradı ve yarın bize yemeğe geleceğini söyledi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin yüz ifadesi dondu, hatta ilk önce tatlı bir telaşa kapılmıştı ama sonrasında ise dehşetle hareketsiz kaldı, patatesi soymayı kesti. "Neden sana yemeğe geliyor?" diye sordu annem ve derin bir nefes aldı. "Ben en büyüğünüzüm. Yıllar sonra sana değil bana gelmesi gerekirdi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden bize yemeğe gelecek ben de hiç bilmiyorum abla. Hatta söyledim, Hasret'e gitmen daha mantıklı çünkü rahmetli babamızın en büyük çocuğu o dedim ama o ilk önce duraksadı sonra ise bir şeyler geveledi yani." Ben hâlâ Asude teyzemi sinsi buluyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, pür dikkat teyzemi dinliyordu. Annemi derinlemesine düşünceli gördüğüm nadir anlardandı, sanki bir şeye karar vermeye çalışıyordu. "Asude," dedi annem ve kaşlarını çattı, düşündü, ellerindeki patatesleri ise unutmuş gibiydi. "Amcamın oğlu size yarın kesin geliyor, değil mi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet," dedi teyzem olağan sesiyle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ise nefes aldı ve "O zaman yarın bizi de yemeğe, evine çağırıyorsun," dedi dan diye.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anlamadım," dedi Asude teyzem.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şimdi ben kocama yarın amcamın oğlunu görmeye Asudelere gidelim desem kalabalık oluyor der ve oraya getirmez bizi. Normalde bile zar zor izin veriyor salak kocam ama neyse. Doğru vakit geldiği zaman sana mesaj atacağım, ben sana mesaj attığım gibi beni arayacaksın ve evinize, yemeğe çağıracaksınız bizi. Yarın biz size geleceğimiz zaman, amcamın oğlunun da orada olduğunu bilmeyeceğiz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırıtıyordum çünkü iki kız kardeşin yapmaya çalıştığı planlara şahit oluyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tamam," dedi teyzem. "Sen bana mesaj attığın gibi seni arayacağım, enişte izin vermezse de ısrarcı olurum. Ama abla, sen neden bu kadar çok gelmek istiyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem bocaladı ama belki de bu duraksamasını anlamamayayım diye patatesleri soymaya devam etti. Yine de gözümden kaçmamıştı. "Aradan kaç yıl geçmiş, insan kuzenini merak ediyor. Gerçi o bizi merak etmiyor ama olsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemler biraz daha konuştular, planlarını tamamladılar ve telefon kapandı. Ben ise o sırada kitabımı sakin bir şekilde kapattım ve özenle köşeye koyup ellerimi birleştirdim, anneme baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Soru soracaktım fakat annem telefonunu bana verdi ve "Asude'ye mesaj yaz benim yerime ama daha yollama," dedi, telefonlardan fazla anlamıyordu. Gözlerinde ihtiyarların, evladım, şu numarayı bana bulabilir misin bakışından vardı. "Mesajı öyle bırak ve bana ver, ben zamanı geldiğinde direkt gönder tuşuna basayım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Telefonu aldım, mesajlar kısmına girip Asude Kardeşim'in üzerine bastım ve anneme döndüm. "Ne yazacağım?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beni şimdi arayabilirsin de."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Asude, şimdi beni ara.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gönder tuşuna basman yeterli," dedim ve telefonu anneme uzattım. Annem telefonu aldı ve ekrana baktı daha sonra ise yemek masasının köşesine koydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yutkundum ve "Amcanın oğlunun, yani kuzeninin ismi ne?" diye uysal bir şekilde sordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öyle bir "Fırat," dedi ki sanki uzun zaman sonra ilk kez dile getiriyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Demek erkek kuzeninizin ismi Fırat," diye mırıldandım ve gülümsedim. "Peki bu adam kaç yaşında, genç mi, evli mi, kaç çocuğu var, mesleği ne, nerede oturuyor..."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hangi kelimem annemi sinirlendirdi ve hangi cümlem anneme dokundu, bilmiyordum fakat "Sus," dedi bana kızarak. Sonra donmuş suratıma baktı ve fazla tepki verdiğini gördü, toparlamaya çalıştı. "Yarın gidebilirsek göreceksin zaten."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarımı havaya kaldırıp sorduğum soruları gözden geçirdim, sonra ulaşacağım cevaplara canım sıkılmasın diye de boş ver dedim, annen zaten sana hep aksi davranıyor ve şaşırmana da gerek yok.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem patatesleri kızartmaya başladığında Serenad romanının dünyasına sonunda girebilmiştim. Ne kadar süredir masada oturduğumu bilmiyordum fakat kitapta bayağı ilerlemiştim hatta beni romanın dünyasından dan diye koparan da dış kapının sesi oldu. Biri zile basıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kapıya baksana kızım." Annem kızartma yapmayı bitirmişti ve cacık için salatalıkları rendeliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kitaptan zorlukla gözlerimi ayırdım, ayağa kalktım ve dış kapıya kadar yürüdüm. Kapıyı açtığım gibi Ebru kendisini içeri attı ve bizim odaya girdi. Çelik kapıyı kapatıp tekrardan mutfağa yöneliyordum ama sonra düşündüm ve doğru zamanın şu an olabileceğini fark ettim. Babam ve Cansu eve daha gelmemişlerdi, Ebru ise elinde kıyafetlerle banyoya girmişti yani banyo yapacaktı. Annemin ise mutfakta daha işi vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hızlı adımlarla odamıza girdim ve kapıyı sessiz bir biçimde kilitledim. Daha sonra ise isimleri yazdığım defterimi ve kalemimi alıp cam kenarındaki yatağıma oturdum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İsimlerin en üstüne bunu da ekledim: Kimliği Belirsiz Şahıs.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Daha sonra gözlerimi kıstım ve düşünmeye çalıştım, bildiklerimi ve gördüklerimi ise yazdığım ismin yanına not etmeye başladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uzaktan gür ve siyah saçlı olduğunu görmüştüm ama yakından koyu kumral da olabilir. Boyu uzundu ve yapılıydı. Küfretmekten çekinmeyen biri. Zeki, amaçları kötü ama tuhaf bir biçimde sempatik ve sakar. Sesi kısılmıştı ama çoktan düzelmiştir. Sır olmayan sırrımı ona anlatmıştım ve ağzından evinde köpek beslediğini kaçırmıştı. Spor giyinmeyi tercih ediyor. El yazısı güzel.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dış kapı anahtarla açıldığı gibi aceleyle defteri kapattım ve gizledim. Odamızın kapısının kilidini ses çıkarmamaya çalışarak açtım ve koridorun uç noktalarında babamla karşılaştık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hoş geldin, baba."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam güldü ve "Hayırdır, okul için para mı istiyorsun?" diye sorduktan sonra üstünü değiştirmek için odasına girdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzümü tuhaf bir şekilde buruşturdum ve "Yo," dedim babamın odasına ses gidecek şekilde. Hoş geldin kelimesi farklı bir boyut kazanmıştı sanırım. "Öylesine söylemiştim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tamamen iyi niyetle söylenen iki kelimenin yanlış anlaşılmasının nedeni neydi, bu kadar mı ailecek anormalleşmiştik, iyi sözleri kötü algılamamızı sağlayacak kadar mı düşmüştük?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfağa girdiğim sırada Ebru da banyodan çıkmıştı, en son ıslak siyah saçlarını gördüğümde yeniden sandalyeye oturdum fakat bu sefer babamın sandalyesine oturmamıştım. Sözlü olarak hiç ben bu sandalyede oturacağım dememiştik birbirimize ama herkes öyle bir ayarlamıştı ki kimse sevmediği kişiyle yakın oturmuyordu. Demin oturduğum yerde babam otururdu, hemen yan çaprazına ise ben geçerdim. Annem babamdan uzak olarak tam karşısına geçerdi. Cansu ise beni sevmediği için aramıza Ebru otururdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sandalyeden ters döndüm ve kendisini düşünceyle tezgâha yaslamış olan anneme baktım. "İşin biraz zor," diye fısıldadım anneme, babam duymasın diye. "Babam ile, yani birbirinizle konuşmuyorsunuz ve nasıl teyzemlere gitmek için izin alacaksın ki?" Babama kurduğum cümlem babam tarafından ters algılanınca teyzemlere gitmek için izin isteme konusunun biraz zor geçeceğini fark etmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem bana dudaklarını sus diye büzdü, kaşları da eş zamanlı havaya kalkmıştı çünkü Ebru içeri girmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sekizinci sınıf olmak hiç güzel değil, anne!" diye isyan etti Ebru ve yan tarafımdaki sandalyeye geçti. "Sınavlar çok zor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ebru nedense gözümde bir bebek gibiydi. Sanırım en büyük çocuk olduğumdan dolayıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen fizik dersini bilir misin?" diye sordum Ebru'ya. "Bence Türkçe, sosyal bilgiler ve fen bilgisi derslerinin elini ayağını öp çünkü ortaokulun derslerini lisede özleyeceksin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"LGS'den geçeyim de gerisi gelir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ebru'nun sözlerine karşılık iç çektim ve "TYT ve AYT'den geçeyim de gerisi gelir," diye mırıldandım, o sırada ise babam içeri girdi, sandalyesine oturdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin ve babamın arası bozuktu ve babam hiç anneme bakmıyordu. Sadece önüne bir kap yemeğin gelmesini inatçılıkla bekledi. Bu zor şartlar altında yarın nasıl teyzemlere gidebileceğimizi düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Günün nasıl geçti?" diye sordu annem ve üçümüz aynı anda anneme baktık. Annem tüm kızartmaları büyük bir kaba toplamıştı ve onu da masanın tam ortasına koydu. Bardaktaki cacıkları Ebru'nun ve benim önüme koyduktan sonra babamın önüne de koydu ve sorusunu yineledi: "Günün nasıl geçti?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ekmeğimin arasına kızartma koymaya başladığımda dudaklarımı büzerek sırıtıyordum çünkü annemin ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Küslüğü unutmayacaktı elbette ki ama geçici olarak bir köşeye çekecekti ve babamla iyi geçinmeye çalışacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ketçabı ekmeğimin arasına sıktım ve kendime yarım ekmek yaptım. Isırdığımda ise babamın tepkisini ölçmek istermiş gibi bakıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yorucuydu," dedi babam ve şaşırdığını belli etmemeye çalıştı, her zamanki gibi bu durumu da anladım ve ikisini izlemeye devam ettim. Annem de babamın karşısına oturduğunda yemek yemeyi sürdürdük.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Cansu nerede?" diye sordu babam aksi bir sesle ve ortam gerginlik ile gerginliğin çözülebileceği anlar arasındaki o ince çizgideydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yemeğimi mutsuz bir şekilde yiyordum ama annem gülümsedi ve "Merhum öğretmeninin mezarlığına gittiler," dedi. O an anneme hayranlık duydum çünkü amacı için güler yüzlülükle hesap vermeyi başarabiliyordu. Ben ise sorgulanmaktan, atacağım adımlara karışılmasından ve hesap vermekten nefret ederdim. Eğer şansım anneminki gibi olursa gelecekteki eşim de tıpkı babam gibi olurdu ve ben bunu istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babamın kaşları daha çok çatıldığında "Tek başına mı gitti?" diye sordu ve öyle bir sormuştu ki sanki biz Cansu'nun sevgilisinin evine gittiğini saklamaya çalışıyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ebru ilk başta mutlu görünüyordu ama şimdi ise yemeğini iştahsızlıkla yiyordu. Ben nötrdüm ve bakışlarım da çok boştu ve nedensizce aklıma Şevval geldi. Şevval benim yerimde olsaydı muhtemelen babama "Kızın mezardakilere fahişelik yapmaya gitti," derdi aksi ve soğuk bir sesle. Ya da bu benim babama kurmak istediğim ama bu konuda hiç cesaret edemeyeceğim bir cümleydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nedense Şevval'in bu cümleyi kurduğunun ses tonunu zihnimde canlandırmaya çalıştığımda sırıtacakmış gibi oldum ama sonra yine dudaklarım düz bir çizgi halini aldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem, bu durumda bile sıkıntıyla nefes vermedi. "Tüm okul beraber gitmişler."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Saat kaçta gelecekmiş?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bilmiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonra babam bana döndü. "Sen neden kardeşinle gitmedin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Lokmamı güçlükle yuttum ve etrafıma bakındım, kaşlarımı kaldırdım. Gitmek istemedim diyebilirdim ama kardeşimle gitmediğim için bana kızardı, zihnimde bir türlü cümle bulamıyordum ve neden gitmediğim konusundaki gerçeği de söylemek istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gerçekleri uzun uzun anlatamazdım çünkü kendimi anlatırdım, yalana başvuracağım sırada ise kurtarıcım olarak annemin telefonu gürültüyle çalmaya başladı. Bir türlü kanımın ısınamadığı Asude teyzeme o an minnet duymuştum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Arayan kim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam, annemden yüz bulduğu için rahat rahat yükselebileceğini düşünmeye başlamıştı sanırım ve annemin neden sürekli babama ters cümleler kurduğunu, hatta bazen o cümleleri bile kurmadığını anlıyordum çünkü en ufak bir alttan alışta babam her istediğini yapabileceğini sanıyordu. Annemin tecrübelerini örnek almam gerekecek bir ilişkim olmazdı umarım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Asude arıyor," dedi annem gülümseyerek ve aramayı yanıtladı. Annem kesinlikle tecrübelerinden yararlanabileceğim bir kadındı ya da annemin bu tecrübelerini ancak sağlam adım atamayanlar kullanabilirdi. Bazen kendi cinsimin neden hep aşağılanmak zorunda kaldığını, zavallı gibi davranmaları gerektiğini güç idrak edebiliyordum. Annemin alttan alışları sadece beni değil, annemi de öfkelendirmeliydi oysaki.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem sesi hoparlöre aldı bilerek ve rahat bir şekilde yemek yemeye de devam etti. Sanki hiç planlanmamış gibi davranıyorlardı ve şu anki konuşmaları ile babamın gelmeden hemen önceki konuşmaları çok farklıydı. Bir an babamın eve bir ses cihazı koyduğunu ve tüm sesleri işitebildiğini düşündüm. Babam, annemin teyzem ile olan konuşmalarını duysaydı herhalde delirmekten de öte kendisini kaybederdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Eniştem de orada mı?" diye sordu Asude teyzem.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet," dedi annem, babama bakarak. "Yemeğini yiyor o da."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O zaman sesimi hoparlöre al, abla."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sesin zaten hoparlörde, Asude." Anneme bakan babam çok isteksiz ve keyifsiz görünüyordu ama aynı zamanda da, minicik de olsa bir merak vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Abla, sen niye sesimi hoparlöre alıyorsun!" diye kızdı teyzem, anneme. Planlarını bilmeseydim gerçekten de kızdığını düşünürdüm hatta daha benim bilmediğim ve onların işlettiği kaç plana kim bilir inanmıştım ve inanmıştık? "Ya eniştemin duymaması gereken şeyler söyleseydim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benim kocamla aramda gizli saklı bir şey yok," dedi annem babama bakmaya devam ederek. Hayır, babamın içten içe hoşnut olmasına, gururlanmasına kesinlikle sırıtmamaya yemin etmiş gibiydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Enişte, ne yapıyorsun?" diye başladı teyzem konuşmasına ve babam da yemeğini yemeyi şimdilik durdurdu. Öyle telefonla konuşulurken kurulan temel birkaç cümleyi yinelediler, babam hafif gülüyor gibiydi ama "Yarın sizi bizim eve, yemeğe çağırıyorum," dediği an teyzem, babamın yüzündeki tüm keyif anında kaçtı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben irkilmedim ama "Evett!!" diye birden bağırıp ellerini birbirine vuran Ebru yüzünden annem duraksadı, babam ise kaşlarını çattı ama Ebru, tam da istediğim gibi hiç de aldırış etmedi. "Lütfen, lütfen teyzemlere gidelim. Gamze'yi kırk yıldır görmüyorum resmen! Lütfen, baba. Lütfen!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babama doğru sakin bir şekilde döndüm ve başımı sallayarak "Müge'yi yüz yıldır görmedim," dedim daha sonra ise gözlerim babamın çatık kaşlarını buldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benim yarın çok işim var," diye bahane sıralamaya başlıyordu babam ama annem hemen araya girdi. "O zaman kızların okul çıkışı biz kendimiz gidelim, sen de iş çıkışı uğrarsın ve bizi alırsın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet, enişte," dedi teyzem bodoslama. "Yemeğe davet ettim o kadar. Gelmezseniz ayıp olur."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yarın işimin bitmesi geceyi bile bulabilir," dedi babam anneme sinirlilikle bakarken. O an şeyi düşündüm, yarın babam eve sırf geç gelebilmek için başka adamların işlerini bile kendisi üstlenirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babamın bakışlarına karşılık annem sessiz kaldı. Bir şeyleri yapabilmek için sürekli başkasından izin almak zorunda olmaktan nefret ediyordum çünkü kimseye bağlı kalmak hiç hoşuma gitmiyordu ama annem bu kısıtlanmaya nasıl dayanıyordu? Teyzemlere gidip gidememek umurumda bile değildi ama cidden böyle izin verilmediği zamanlarda hiç ısınamadığım teyzeme kanatla uçup gitmek istiyordum, işte bu durum zoruma gidiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ne oldu bilmiyordum ama annem ısrar etmekten vazgeçti ve önceki somurtkan hâline, babamla küs olduğu zamana geri döndü. Beş karış suratla yemek yemeyi de kesti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin bu hâline karşılık babama baktım ve yutkundum. Anneme acımıyordum, annelere üzülüyordum. "Annem, o zaman biz kendimiz gideriz sen de bizi almaya gelirsin, dediğinde işinin geç biteceğini söylemiştin baba," dedim ve saf bir şekilde gülümsedim. Bu yaptıklarım annem için denilebilirdi ama daha çok kısıtlanmaları ortadan kaldırmaya yönelikti, herkes istediğini kendi iradesi ile yapabilsin istiyordum. "Sen geç geleceksen biz de teyzemlerde kalırız."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Oynadığım ufak oyuna karşılık teyzem "Kabul edildi," dedi ve Ebru da "Yaşasın!" diye bağırdı. Annemin ise jetonu sonradan düştü ve onun için yaptığım minik bir eyleme şaşırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O zaman yarın bizim evde görüşürüz!" dedi teyzem ve telefonu direkt kapattı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam telefonu fırlatırcasına annemin önüne attığında bana kızacak sanıyordum hatta kendimi buna hazırlamıştım, tek sorun rezil olmak istemiyordum. Ama babam doğrudan anneme bakıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babamın mimiklerini izledim ve analiz etmeye çalıştım. Gözleri kısıktı ve hedef doğrudan annemdi. Başını az az sallıyordu ve şüpheleniyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Umutsuz bir şekilde karşımdaki beyaz duvara baktım. Yarın Asude teyzemlere gitmek istemiyordum ve annem ile babamın arasına girmek de istemiyordum ama Müge'yi görmek istiyordum ve Fırat denen adamı da merak etmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutsuz bir şekilde babama döndüm çünkü babamın şu anda ne düşündüğünü anlamıştım. "Baba," dedim sakin bir sesle. Bu ev, bu aile, bu bağlar neden bu kadar yabancıydı ve soğuktu? Hep ben mi onarmaya çalışacaktım? Bir gün benim bile önleyemeyeceğim bir deprem olursa altında ezilen ilk ben olurdum oysaki. "Annem sana iyi davranırken teyzemin arayıp böyle bir yemek davetinde bulunacağından habersizdi," dedim, tarafıma günah yazdım ve amacım da ikisinin uzun süre birbirlerine düşmanlık beslemelerini istemememdendi. Babam bana döndü ama tatmin olmamıştı, sonra aklıma Ebru'nun babamdan önce eve geldiği doldu. "Ebru daha sekizinci sınıfa gidiyor ve sence Ebru'nun verdiği tepki bir oyunculuk muydu? Gerçekten baba, seninle aynı anda aldık bu haberi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam Ebru'nun verdiği tepkiyi hatırladı ve inandı ama muhtemelen gururuna yediremedi diye bize bir şey söylemedi, kalktı ve salona geçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Mutfakta üçümüz kalmıştık. Düzgün ve temiz yalanıma annemin şaşırdığını görüyordum, sanırım bunlar benden beklemediği performanslardı ama aslında hiçbir şey yapmamıştım. Üzüldüğüm tek şey yalanlarıma Ebru'nun masum ve temiz tepkilerini karıştırıp onun hislerini kirletmiş olmamdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ve ben öylece Ebru'nun yemeğini bitirmesini bekliyorduk. Salona gitmek istemiyordum çünkü orası kasvetliydi ve boğulurdum. Bu mutfak da aslında iyi hissetmeme sebep olmuyordu ama iki kişinin nefes seslerinin varlığı beni yalnız hissetmekten şimdilik alıkoyuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deminden beri Ebru'nun yemek yiyişini izliyordum. Sanki Ebru yemeğini bitirdiği anda zoraki bir şekilde o salona adımlayacaktık. Zihnimde Ebru'nun o çiğneyişlerini bile çok yavaşlatmıştım ve kendimi kandırıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem de sessiz bir şekilde Ebru'yu izliyordu. Ebru yemeğini bitirdi ve eline telefonunu aldı, yüzündeki heyecana bakılırsa Gamze'yle mesajlaşıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem bulaşıkları yıkamaya geçtiği zaman Cansu eve gelmişti. Bu mutfaktan ayrılmak istemiyordum ve annemi izlediğim sırada, şimdi de annemin bulaşıkları yıkamasını hatta çeşmeden akan suyu bile zihnimde yavaşlatmıştım. Salona gitmek istemiyordum ama babamı salonda tek başına bırakışımız bile içimde bir sıkıntı oluşturuyordu ve babamın şu anda acayip öfkeli olduğuna o kadar emindim ki.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiçbir şeyden haberi olmayan Cansu ilk önce salona gitti ve salondaki sesler mutfağa kesintisiz ulaşıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen neredeydin?" diyen öfkeli bir baba sesi duyduğumda mutfağın bu güçlü ışığı artık gözlerimi acıtıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem ıslak ellerini havluya kuruladığında "Sanki bilmiyor," diye mırıldandı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çenemi avucuma yasladığımda Cansu'nun şaşkın bakışlarını zihnimde canlandırabiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Annemler söylemediler mi?" diye sordu Cansu babama somurtkan bir sesle ve gülümsedim çünkü Cansu daha yeni evdeki gerginliği fark ediyordu ve sanki bu gerginlik çok normal bir şeymiş gibi kendimi alıştırmaya çalışıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kardeşine gülme," dedi annem bana ve sanırım neye güldüğümü yanlış anlamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tamam."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben sana nereye gittiğini sordum," dedi babam, Cansu'dan bir cevap beklerken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Partiye," diye mırıldandım ve hemen ardından "Mezarlığa," diyen Cansu'nun şaşkın sesini duydum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kim kim gittiniz mezarlığa?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Okuldaki tüm erkeklerle," diye gevelediğim sırada Ebru bana baktı ve güldü. Annem ise arkadan babama söyleniyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öğretmenlerle ve öğrencilerle."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neredeydi mezarlık?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Transların bol olduğu İzmir'in Hilal'indeydi mezarlık," dedim ama bu sefer Ebru ne demek istediğimi anlamadı, buna rağmen komik bir şey söylediğimi düşündü ve yine güldü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tüm bu boş konuşmalarım Ebru içindi çünkü en ufağımız oydu ve bizden daha fazla etkileniyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu'nun adım seslerini duyduğumda daha fazla bu duruma katlanamayacağını anladım ve "Yeşilköy Mezarlığına," dediği gibi mutfağa girdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem öfkeliydi, ben tepkisizdim, Ebru mesajlaştığı için gülümsüyordu ve Cansu ise katil olmamak için yüzündeki katil bakışı değiştirmeye çalışıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu'nun şu anki görüntüsü bir video olsaydı "Çıldıracağım," dediği kısmı izleyen biri telefonunu son sese kadar kıstığı için o bağrışmayı duyamazdı. Bir kez daha "Çıldıracağım," dedi bastırılmış bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Cansu, sen kaç yaşındasın?" diye sordu annem ve kaşlarım düşünceyle çatıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu da beklemediği bu soru karşısında şaşırırken "On altı," dedi bir şey anlamayarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem başını anlayışla salladı ve "Sen yaklaşık altı yıldır katlandığın halde böylesin," dedi, Cansu'ya bıraktığımız kızartmayı masaya koydu. "Oysaki ben yirmi yıldır katlanıyorum bu adama."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kalbimden bir sızı geçtiğinde anneme acımadım ama üzülmekten de kendimi alamadım. Annem, hemen hemen ömrünün yarısını baskıyla geçirmişti ama buna rağmen şikâyet etse bile yine de katlanmayı sürdürüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir şeye inat etmem yeterliydi. Kendi içimde salona gitmeyeceğimi söylememiştim ama kendi içimde oraya gitmeyeceğimi kararlaştırmıştım. Şu anda hepsi salondaydı ve nefret ettiğim o aslan belgeselini izliyorlardı. Annemin ve kardeşlerimin aslan belgeseli sevdiklerini hiç sanmıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendi kendime zaman geçirmeye çalışıyordum. Okul çantamı yarın için hazırlamıştım, ders çalıştıktan sonra şimdi de ders çalışıyormuş gibi yapıyordum çünkü boş kalırsam odaya gitmek zorunda kalırdım. Sonra biraz uykum geldi, uyumak istemedim ve telefonda dolaşmaya başladım. Sınıf grubumu gördüğümde kimsenin o adamlardan şüphelenmediğini fark ettim ya da kimse dile getirmiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Düşündüm, taşındım ve sınıfımdakilere şüphe tohumları ekmeye karar verdim. Neyin içinde olduğumu anlayamadım ya da kimlerin piyonu olduğumu da çözemedim ama ben her zaman tek başıma yürümüş biriydim. İstersem her şeyi başarırdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bize katıl diyorlardı bana. Amaçları neydi ve kabul edersem ne değişirdi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendimi rüzgârda savrulan başıboş bir yaprağa benzettim. Gelen geçen istediği yöne savurabilirdi beni ama unuttukları bir şey vardı, rüzgârda savrulan başıboş bir yaprak olmadan önce çok güçlü bir ağacın bir parçasıydım ben ve herkes bu maddeyi atlıyordu çünkü fark ederlerse daha başlayamadan pes ederlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzüm memnuniyetsizlikle dolup taştığında Müge yazısını gördüm ve ona mesaj attım, bu bile yüzümün eksilikten nötrleşmesine sebep oldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bil bakalım ne oldu?
Yarın sizdeyizzzzzzzzzzzz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kuzenim her zamanki gibi beni hiç şaşırtmadı ve anında mesaj attı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Müge: Hiç sevemediğim Asssude teyzeme gideceğinizin haberi var bende.
Müge: Onlar teyzeme gitsin sen bize gel.
Müge: Aynı sitedeyiz sonuçta.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben de aynı şeyi düşünmüştüm.
Bir asır aradan sonra görüşmüş olacağız.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adım sesleri duyduğumda telefonumu kitabımın altına gizledim ve elime kalemi alıp ders çalışıyorum gibi yaptım. Koridorda babamın yürüyen gölgesini gördüm hemen ardından "Odaya gel," diyen sesini işittim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin nefes alıp ayağa kalktım ve babamın odasına doğru ilerlemeye başladım. Her akşamki günlük konuşmasını tekrar edecekti ve ben de tüm karşılıklarımı içimden verecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam yatağına oturduğunda ayakta beklemek istemediğim için babamın karşısındaki sandalyeye oturdum. Aramızdaki maddi mesafenin mi yoksa manevi mesafenin mi daha çok olduğunu ölçemedim ama. Dizlerimi birbirine değdirdiğimde ellerimi de kucağımda birleştirdim ve dik bir şekilde babama baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Okula, okumak için gidilir." Okula bu evde daha az zaman geçireyim diye gidiyorum. Aslında okul da ev de benim için kötü ama en azından okul daha katlanılabilir bir yer ve daha rahat.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Serseri arkadaşlar edinme. Bu devirde arkadaş diye bir şey yok." Serseri arkadaşları geçtim daha babam bir arkadaşımın olmadığını bile bilmiyordu. Belli belirsiz sırıttım sadece.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Arkadaş insanı yoldan çıkartır. Senin arkadaşların kardeşlerin ve ailendir." Arkadaş yoldan çıkartır mı bilemem ama arkadaş, kardeş ve aile kavramlarının aynı şeyleri karşılayamayacaklarını bilebilirim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hırsızlık yapma, okuldan eve bir şikâyet getirme ve..." dedi babam ardından benim için en vurgulu olanı sona sakladı. "Yalan söyleme, dürüst ol."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babamın son cümlelerini ciddi anlamda düşündüm. Yarın güzel bir gün olacaktı çünkü teyzemlere gidecektik ve bunun karşılığında yarın tüm günümü dürüst bir şekilde geçirmeye çalışabilirdim. Benim için imkânsızdı ama yalana başvurmamak için çok çabalardım çünkü ucunda mutluluk vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Babam konuşmasını bitirdiğinde yeniden odaya döndüm. Annemler hep geç uyurdu çünkü çeşitli programlar izlerlerdi. Son kez her şeyimi hazırladım yarın için ve kontrol ettim ardından kendimi yatağa attım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

10 Ekim Çarşamba, 2018

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Heyecandan uyuyamamak diye bir his vardı ve aslında bu harika bir histi çünkü insan ertesi gün için bir umut besliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Alarmdan önce uyanmıştım çünkü heyecanlıydım. Heyecanlıydım çünkü bugün Müge ile görüşebilecektim ve deliksiz bir uyku uyuyamamıştım çünkü heyecan buna müsaade tanımamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bugünün sonunda Müge ile görüşebilecektim ve bu benim için bir şükür sebebiydi hatta bu şükrümü bugünü yalansız geçirerek desteklemek istiyordum. Hayatımda bana değer veren nadir bir kişiydi Müge ve buna rağmen kader bizi Müge ile nadiren bir araya getirirdi. Bu yüzden yalana nadiren başvurmayı düşünmüştüm ama nankörlük etmek istemediğim için bugünü tamamen yalansız geçirmeye çalışacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Alarmım ötmesin diye komodindeki çekmeceye uzandım ve telefonumu elime alıp alarmı kapattım. Telefonumu geri koyduğumda yatağın içinden çıkmak istemiyordum ve yatakta bir sağ bir sol yapıyordum ama sonra ne kadar erken yataktan çıkarsam o kadar çabuk hazırlanırım ve gün de çabuk biter diyordum. Ve tabii ki de nefret ettiğim otobüsü kaçırmayı geçtim evden erken çıkmazsam ve otobüslere geç kalırsam otobüs dolu geliyor diye bir sonraki otobüse binemeye de bilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sıcak yorganı güçlükle terk ettim ve lavaboya girdim ardından da mutfağa geçtim, çayı ocağa koyduğumda da kahvaltıyı üstünkörü bir şekilde hazırladım. Yaptığım tüm bu şeyler mutfakta ses çıkartmama neden oluyordu. Annem bu gürültüyle uyandı ve mutfağın kapısından gördüğüm kadarıyla babamın odasına gitti. Annem ve babam ayrı uyurlardı. Annem salonda uyumuştu ve babam işe erkenden gittiği için de geri kalan uykusunu yatakta geçirecekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin bir nefes aldım ve bugün hiçbir şeyin moralimi bozmasına izin vermeyeceğimi tekrarladım ve yalan söylemeyeceğimi de yineliyordum çünkü unutabilirdim. Kıyafetlerimi ve makyaj malzemelerimi alıp yeniden lavaboya girdim. Mor, uzun kollu okul formamı üstüme geçirdim ardından siyah, belime tam yapışan yüksek bel ve bol bir pantolon giydim. Üstümü de içime sokmuştum. Saçlarımı açık bırakma kararı aldığımda üstten taradım sadece. Eyelineri çekmeye odaklandığımda sağ gözümü düzgün çekmeyi başarmıştım. Sol gözümü de aslında yapabilmiştim ama simetri durmadığı için silip yeniden, bu sefer daha dikkatli ve özenli yapmaya çalıştım ve kapağı kapattığımda göz kapaklarımı aşağı kaydırıp baktım. Jilet gibi çekmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Geri mutfağa döndüğümde çayı da hazırladım. Tek başıma kahvaltı etmeye başladığımda daha kardeşlerim uyanmamıştı ve sanırım Cansu bu otobüslerin işleyişini kavrayamamıştı. Halbuki dün ben bindiğimde o binememişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Karşımdaki beyaz duvar yine bana bakıyordu, ev sessizdi, yemekler tatsızdı ya da ben fazla solgundum. Telefonumu ve kent kartımı alıp koridorda yürüdüm ve ayakkabılığın orada durdum, anneme seslendim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne kadar alayım?" Annemden para istemek bile bana zor geliyordu ve annem de babamdan para isterken benim düşündüğümü düşünüyor, benim hissettiğimi de hissediyor olmalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Para alıp kapıyı açtım ve spor ayakkabımı giydiğim sırada annem söyleniyordu: "Milletin çocukları arkadaş gibi anlaşıyorlar ama benim kızlarım düşman gibi! Bir otobüse bile aynı anda sığamıyorlar!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemim sadece sonuçları değil de bu sonuçları doğurtan sebepleri de düşünmesini isterdim böylelikle kardeşlerimden ne kadar uzak olduğumu sadece görmekle kalmazdı; buna kendisinin sebep olduğunu da fark ederdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sonbahar kendisini hissettiriyordu artık çünkü sabahları soğuktu ama konu İzmir'in havası olunca havanın bugün öğle vakti yaz sıcağına döneceğini bütün has İzmirliler bilirdi çünkü İzmir soğuğu gösterip sıcağı vururdu ya da bazen tam tersini de yapardı. Siyah ceketimin kapüşonunu çantamın sırtımla olan kısmından çıkartıp düzelttiğimde saate baktım: 07.44. Otobüs Pancar'dan bizim durağa yaklaşık yirmi dakikada geliyordu ve acele etmeliydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bugün yalan söylemeyeceğim." Unutmamak için tekrarlıyordum. Bir anlığına aklımdan çıkması sözümü yerine getirememem demekti. "Yalansız bir gün olacak."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bizim sokaktan düz yürümeye devam ederken sol tarafımdaki yokuş yoldan biri çok hızlı bir şekilde bana çarptı ve sarsıldığımda bana çarpan kişiyle aynı anda acılı sesler çıkardık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O Gizemli Adam ile de burada çarpışmıştık ve sanırım burası benim kişilere şaşmaz çarpma noktamdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne oluyor ya?" diye konuştuğumda acıyan omzumu tuttum ve karşımdaki kıza baktım. Nefes nefese kalmıştı ve uzun, kahverengi saçları terlediğinden yüzüne yapışmıştı üstelik kalbi benim bile duyabileceğim bir şiddette çarpıyordu. Saysam on taneyi geçmeyecek olan çilli bu kızın kalbinin gürültüyle atması beni korkuttuğunda içimden bir sızı geçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Lütfen," dedi kız baygın bir şekilde. Kızın üstünde sadece yün bir hırka vardı. Tişörtü geçtim, içine sütyen bile giymemişti ve sadece hırkanın ilk üç düğmesini yanlış bir şekilde bağlamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neler oluyor?" dedim ve şaşkın bakışlarım eşliğinde bir adım geriledim. Kızın köprücük kemiğine baktığımda benimle aynı zayıflıkta olduğunu gördüm ve aynı yaşta olabilirdik ya da benden bir iki yaş büyüktü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Lütfen," dedi bir kez daha ve koşmaktan kurumuş dudaklarını yaladı. "İsmim Azelya." Derin bir nefes aldı, bayılan bir kişinin ayıldığı ilk saniyelerdeki gibi bitkindi. "Peşimdeler." Bana çarpmadan önce geldiği yokuşu, elini arkaya uzatarak gösterdi. "Birazdan burada olurlar." Bizim apartmanın bulunduğu sokağı gösterdi. "Oraya doğru koşacağım ve sana sorarlarsa aksi yönde gittiğimi söyler misin onlara?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şaşkındım çünkü ilk kez böyle bir olay yaşıyordum ve yine şaşkındım çünkü yalansız bir gün geçireceğimin kararını aldıktan sonra biri benden yalan söylememi rica ediyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Elbette.” Arkamızda erkek sesleri duydum ve bu dürtünün nereden geldiğini bile anlayamadan elimi Azelya'nın omzuna koydum ve başımı salladım. "Sen koş, ben aksi tarafa gittiğini söylerim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Azelya ellerini birleştirirken bana minnetle baktı ve ona nedenini bile anlayamadığım bir biçimde sıcak bir şekilde baktım. "Çok teşekkür ederim," dedi ve yine koşmaya başladığında başımı çevirip onu izledim ve kılık kıyafetini bir kez daha yokladım. Her neyden kaçıyorsa bu çok plansız bir kaçış olmalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hızlı bir şekilde bu sessiz sokaktan yürümeye başladığımda "Buraya baksana!" diye emir verircesine konuşan kaba bir adam sesi duydum, duraksadım ardından yüzümü buruşturup arkamı döndüm ama şu ana kadar olan sakinliğim onları gördüğüm an yerini adrenaline bırakmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

En az yedi erkektiler ve başları olduğunu düşündüğüm en öndeki uzun ve yapılı adamın üstü çıplaktı. Esmer, iri gövdesine bakmamaya çalıştığımda dışarıda neden üstü çıplak dolaştığını sorgulamaya çalışıyordum ve bu görünüşe karşı şaşkındım da. Pantolonu da aşağıya kayıktı ve sanırım bu da habersiz bir kovalamacaydı. Saçları gürdü ve yanları üç numaraydı. Bana korkunç bakıyordu ama ben sokakta üstsüz dolaşmasına ve çete gibi durmalarına rağmen sıradan bakmaya çalışıyordum. Sadece çalışıyordum. Birinin emriyle yatağından çıktığı gibi kızın peşine düştüğü çok açıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onlarla konuşmak istemedim ve başımı sorgularcasına salladım sadece. Kaşlarım çatıktı ve öndeki adamın doğrudan gözlerinin içine bakıyordum üstelik şu anki cesaretimin kaynağını da bilmiyordum. Emin olduğum tek şey bana zarar veremeyeceklerini düşünmemdi. Başımı sallamama karşılık olarak bana doğru yaklaştı, üçüncü adımında durdu ve "Buradan kaçan bir kız gördün mü?" diye aceleyle, kaba ve kalın bir ses tonuyla sordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Gördüm," dedim ve şimdilik bu bir yalan değildi daha sonra ise kaşlarımı daha çok çattım ve düşünürcesine bir yüz şekline girdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adam yutkundu ve "Nereye gitti?" dedi fakat bu yutkunması o kızı önemsediği için değildi aksine ben sadece tehlikenin en kötüsünü seziyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerim adamın arkasındaki diğer adamları ve hemen ardından da ilerideki bizim apartmanı buldu. Sokakta sadece biz vardık ve sanırım beni gören herhangi bir tanıdığım olmadığı için bu kadar soğukkanlıydım. Kendime destek olmak istermişçesine çantamın kolunu sıktım ve diğer elimle çarşıya giden düz yolu gösterdim. "Oraya doğru koşuyordu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Üstü çıplak adam bana bakarken gözlerini kısmıştı ve yüz şeklimi olabildiğince sabit tutmaya çalıştım. Hareketlendi ve başını belli belirsiz salladığında "Çarşı kalabalık diye oraya doğru koşması mantıklı," diye mırıldandı ardından arkasındakilere el işareti yaptı. "Çarşıya doğru koşuyoruz, daha sonra çarşıdaki diğer sokaklara tek tek dağılacağız ve onu bulacağız. Onu bulmadan dönemeyiz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adamlar üstünde kıyafeti olmayan adamın önderliğinde benim gideceğim sokakta koşmaya başladılar ama ben hiç kımıldamadım, onların gözden kaybolmalarını bekledim ve artık görünmediklerinde de tek ayağımı yere sert bir şekilde vurdum ve "Of," dedim nefesimi vererek daha sonra ise adamların koştukları sokakta yürümeye başladım. Gideceğim durak bizim eve üç dakika mesafedeydi ve çarşıdaydı da. Eğer yalanımı anlarlarsa başıma bela olurlardı ama ben bunu hiç umursamıyordum çünkü zaten başımda başka bir musibet vardı ve her adımımı da takip ediyorlardı. O Maskeli Adamlar başkalarının bana zarar vermelerini engellerlerdi ve ben onlara sığınmıyordum çünkü bu bir tahmindi. Ve nedendir bilinmez aklım Azelya’da kalmamıştı, onun başına bir iş gelebileceğine ihtimal vermiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elimi alnıma vurdum. Yalanlarımın sabrı yoktu. Saatin 07.48'i gösterdiğini gördüğümde durağa varabilmek için adımlarımı hızlandırdım. Saat 07.48'de, tam da şu anda uyanmıştım ve şimdi hiç yalan söylemeden akşama kadar sabredecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu durumda şu saatte uyanma konusunda kendime söylediğim yalan sayılır mıydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dört yol ağzına geldiğimde çarşıya gelmiştim. Düz yürümeye devam ettiğimde aşağıya baktım ve daha otobüsün gelmediğini gördüğümde zincir marketin önündeki durağa kadar yürüdüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Durakta ben de dâhil yedi kişiydik ve duraktaki hiçbir kişiye dikkat etmedim. Otobüslerden ve otobüse binenlerden nefret etme boyutundaydım ama içimden bir ses daha başlarda olduğum için otobüslere ısınamadığımı, gelecekte ise otobüsleri çok özleyeceğimi söylüyordu ve bu düşünce şu anlık nedensizdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sıradan bir şekilde otobüsü beklemeye devam ettiğimde etrafıma göz gezdiriyordum ve en sağ tarafta, camiye giden yolda o üstü çıplak adamı gördüm ve aklıma ilk önce yalanımla ilgili yeminim geldi. İkinci olarak ise içimde bir şüphe oluştu ve o adamların Siyah Maskeli Adamlar olabilme ihtimalini düşündüm, beni kandırıp benimle oyun oynuyor olabilirlerdi. Hemen sonrasında Azelya'yı kovalayan adamları beni kovalayan Siyah Maskeli Adamlar ile bağdaştırdım, dış görünüş olarak beni kovalayanların yüzleri dahi kapalıydı ama bu adam dışarıda olmasına rağmen bir tişört bile giymemişti. Yüzleri de gizli değildi ve sanırım Azelya denen kız aslında tanıdıklarından kaçıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir iki dakika daha geçti ve karşı kaldırımda yürüyen tişörtsüz adamı yürürken gördüm, telefonla konuşuyordu ve kısa bir an gözlerini kısıp bana baktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Otobüs geldiğinde kaldırımın bitimine doğru yürüdük, ben hâlâ otobüse binmeye alışamamıştım ve en sona kalmama rağmen binebildim. Alışık olduğum bir biçimde yine oturamadım ama bu sorun değildi artık çünkü benim için tek önemli olan okula zamanında gidebilmekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okula otobüsle giden öğrenci sayımız az mıydı bizim? Çünkü benimle aynı okul formasına sahip öğrencilerden daha fazla kırmızı formalılar, yani Cumhuriyet Meslekî Teknik Lisesi öğrencileri vardı. Bu öğrenciler, özellikle de bu okulun kız öğrencileri fazla bakımlıydılar. Kabalardı ama yine de bir arada, arkadaş olarak kalabiliyorlardı. Mesela benim bu otobüste hiç arkadaşım yoktu ve bu otobüsün numarasından, 712’den nefret ediyordum. Sanırım bu bir ay bana on ay gibi gelecekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O Siyah Maskeli Adam kendi otobüs maceralarına çok az değinmişti ve ben de böyle bir şeyi hiç yaşamam demiştim ama ben Hira'ydım ve ben her büyük konuştuğum cümleleri eylemsel olarak yaşardım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gelecekte bu otobüse binmek için can atacağım, otobüsün benim motivasyonum olacağı zamanlar gelir miydi acaba?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şoför durabildiği her durakta durdu, binemeyenler için sürekli arkaya ilerleyin diye bağırdı hatta bir kere kendi kabininden çıkarak bağırdı. Doldurdukça doldurdu ve ben buna karşı değildim çünkü herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Tek sıkıntı neden kısa süreli ek seferler yoktu ya da neden uzun araç vermiyorlardı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Uzun, boğucu ve benim için çok tatsız bir yolculuğun sonuna varmak üzereydik. İlk önce Cumhuriyet Lisesindekiler birden toparlandılar ve inmek için düğmeye bastılar. Kaşları çatık, belalı bir kız omzuma çarparak kapının önüne geçtiğinde yüz şeklim tuhaftı. Onları ilginç görüyordum ve onlar için de ben ilginç bir varlık olarak görünüyor olmalıydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İki durak sonrası bizim okulundu. Yaklaştığımızda düğmeye bastım ve otobüs durduğunda indik. Aklımı kurcalayan şey Cumhuriyet'tekilerin durağında inen öğrenci sayısı ile benim indiğim duraktaki öğrenci sayıları arasındaki uçurumdu. Bizim durakta benimle inen sadece beş öğrenci vardı. Ben mi erken geliyordum, okula otobüsle gelen öğrenci sayısı mı bizde azdı yoksa bizim okulun kadrosu bir sonraki otobüsle mi geliyordu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Üniversiteye girmeden önce kulübedeki görevli okul numaralarımızı, sınıfımızı ve ismimizi sorup ekranda bir şeyleri tik attı. Maalesef ki bu haftayı saymazsak bize üç hafta daha katlanacaklardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira Taşdelen, 12-D, 6094."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Binaların olduğu kısma girmeden önce açık otoparkın olduğu kısma geldim. Bu nedensiz adımlarım beni yine aynı arabaların arkasında durdurduğunda gözlerimi kıstım ve histerikle nefesimi verdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

35 SRK... 35 SRD... Bir aracın daha sığabileceği düzeyde bir boşluk. 35 ANL... 35 SRH...

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan, Serdar, hiç kimse ya da henüz ortaya çıkamamış bir kişi, Anıl ve Serhat. Bu sıralamanın bile bir mantığının olduğunu düşünüyordum ama henüz bu cevaplar bende yoktu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu adamlar bu kadar birlik miydi ya da bu kadar sıkı bağlarının olduğunu bana düşündüren neydi? Yine de bu adamlar hiç ayrılamazlarmış gibi duruyordu ya da aralarına sürpriz bir kişi bile giremezdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Soru işaretlerimi ardımdan sürükleyerek o dar, hoşuma giden yolda yürüdüm ve geniş, uçsuz bucaksız görünen o alana girdim. Ondan sonra ise bizim binaya doğru yürümeye başladım. Bu yürüme mesafesi cidden insana tüm fazlalık kilolarını verdirirdi. Binaya girdiğimde bu okula gelmem için bir motivasyonumun olmadığını fark ettim. Mesela hoşlandığım ya da merak ettiğim biri yoktu, amaçsızdım. Teneffüslerde peşinden koşabileceğim biri de yoktu ya da ayak uydurabileceğim bir arkadaşım da öyle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bizim sınıfa doğru ilerlediğimde okul daha bomboştu ve tek tük öğrenci vardı. Sınıfıma girmeden hemen önce sanırım Şevval'i görmüştüm, sarı saçlarından bu çıkarımı yapmıştım çünkü görüntü saniyelikti. Sırtı dönüktü ve sanırım telefonla konuşuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çantamı nefesimi vererek sırama bıraktığımda "Yalansız bir gün, unutma," diye tekrarladım kendi kendime. Sınıfa ilk gelen değildim, başka sıralarda bir iki çanta vardı ama sınıfta tektim şu an.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O nefret ettiğim otobüs beni terletmişti. Ceketimi çıkartmadım ama yakasından kendimi serinletmeye çalıştığımda kartımı çantama koydum, telefonumu da cebime koyup tuvaletin yolunu tuttum. Bu sefer Şevval koridorda değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İçim huzursuz değildi ama kıpır kıpırdı ya da bir şeyler değişmeye başlayacaktı. Bu nedenler, sonuçlar ya da tahminler sadece hislerime dayalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tuvalete girdim ama yine amaçsızdım. Sadece aynadan baktım ve yüzümü yakınlaştırdım, eyelinerim bozulmamıştı. Sonra siyah, bol pantolonumu ve üstümü de tam düzelttim ardından grimsi saçlarımı da öyle. Saçlarım açıktı, düzleştirmemiştim ve taramakla yetindiğim için üstelik o otobüsten de kaynaklı olarak kabarmıştı. Elimle düzeltebildiğim kadar düzlettim sonra saçlarımı kulaklarımın arkasına tıktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tuvalette aynaya rahatça bakabilmek adına içeri girdiğim gibi kapıyı kapatmıştım ancak kapı gürültüyle birden açıldığında sağ tarafa döndüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval beni gördüğünde derin bir nefes verdi. "Her yerde seni arıyordum." Gökyüzü mavisi gözlerini devirişini tepkisiz izledim. O da siyah pantolon ve mor formasını giymişti ve pantolonuna göz alıcı bir kemer takmıştı. Aramızda bir fark varsa bu da onun daha olgun ve daha çarpıcı bir güzelliğe sahip olmasıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval'i boş boş izledim sonra dün bana ısrarla cevap vermeyişini hatırladığımda onu hiç umursamadan geri önüme döndüm. Aynaya son bir kez baktım ve lavabodan çıkmak için onun tam yanından geçtim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Heyecanlı değildim fakat yine de onun yanından geçerken gerginliği hissediyordum. Bunu sadece Şevval'in 1.75'lik boyuna yormak istediğimde aslında kendimi yalanlarla kandırıyordum. Şevval ile aramızda olanlar bence Şevval'in bu okuldaki diğer kız arkadaşlarıyla olan ilişkisinden çok farklıydı. Önemli biri değildim ve başrol de olamazdım, insanların hayatlarındaki dördüncü kişi bile olamazdım ben.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Koridorda düz yürürken Şevval'i arkamda bıraktığımı zannediyordum fakat birden koluma girdi ve beni yangın merdivenlerine doğru götürmeye çalıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İdrak etmeye çalıştığımda bana olan teması kaşlarımın çatılmasına yol açtı ve ayaklarımı durdurdum, yürümeyi kesti ve bana baktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden gelmiyorsun?" diye sordu bilmeceli, soğuk bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öfkeyle yutkunduğumda dudaklarımı birbirine bastırdım, sırtımı dik tuttum ve sabit bakışlarımla ona bakmayı sürdürdüm. "Koluma dokunuyorsun," dedim hiç kımıldamadan. Ondan soğuk bakışlarımı bir an olsun kaçırmadım. "Elini çeker misin?" diye tüm bunlara rağmen sakin bir şekilde konuştum. Yüzüm hem öfkeliydi hem de sakin. Damarlarımdaki kan sinirle akıyordu fakat bakışlarım netti, duruşum sabitti ve yüzümün mimikleri sıfır kımıltıdaydı. "Rahatsız oluyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Pekâlâ," dediğinde durağan bir şekilde kolunu kolumdan ayırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval'in bana olan teması bana iyi anlamda hiçbir şey hissettirmemişti. Sadece nereden geldiğini anlamadığım bir his karşıma çıkan herkesi ezebilecek güçte olduğumu düşündürtmüştü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval'in beni nereye götürmeye çalıştığını sormaya bile gerek görmedim ve ona arkamı döndüğümde hemen karşıma geçti ve kollarını iki yana uzattı. Az kalsın ona çarpıp yeniden temas edecektik ama neyse ki doğru zamanlı bir frenlemeyle bunu önlemiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İki yana açtığı kollarına boş boş baktım ve kaşlarımı havalandırdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benimle geleceksin." Kollarını hırsla uzatmaya devam ettiğinde üzerime bir adım attı, bir adım geri çekilmedim ve Şevval'in sabırsız, öfkeli ve dediğim dedik karakterinden nefret ettim. Bir adım geri çekilme isteğine içimde güçlükle karşı koyabiliyordum çünkü Şevval'in çevresinde görünmeyen bir güç abidesi vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Nereye?" dedim ağzımın içinde. "Ve neden?" Kendimi Şevval'in karşısında küçük hissediyordum ve bu his doğrultusunda ellerimi yumruklaştırmaktan kendimi alıkoymaya çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beni takip et, uğraştırma yoksa zor kullanırım." Yangın merdivenlerine gittiğinde arkasından onu takip ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senden korktuğum için değil, sadece merakımdan dolayı peşinden geliyorum." Şevval ile aramızdaki buzlar sebepsizdi ve nedensiz o buzların hiçbir zaman eriyemeyeceğini düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Meraklı bir insan değilsin, Hira." Şevval durdu ve onun yanında yürümemi bekledi. İki adım sonra onun yanına, sağ tarafına geçtiğimde yeniden yürümeye başladı. "Sen daha çok geleceği ya da şu anın geleceğe olan etkisini merak ediyorsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sadece sessiz, derin bir nefes verdim. Elbette ki sorularım çoğunluktaydı ama cevaplar Şevval değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aklıma gelen düşünceyle birden durdum ve korkuyla yüzüm kasıldı. Şevval durduğumu fark ettiğinde arkasını döndü ve bana baktığında profesyonelce o yüz şeklimi yok ettim. Bunu başta nasıl tahmin edememiştim ki? Serhat dün kâğıdımı almıştı ve Şevval de bundan haberdardı. Bunun için Şevval beni bir yere götürüyor olmalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yutkunduğumda yeniden geri yöne doğru yürüdüm ve maalesef ki yine Şevval önümü kesti. "Yeter," dedi sert bir tonla ve yüz ifadesiyle. "Zaten sana ısınamıyordum ve bu inadın yüzünden senden daha da soğudum." Bana kaşlarını öfkeyle çattı. "Neden ikide bir geri dönmeye çalışıyorsun? Tacizci gibi mi görünüyorum?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benimle o kâğıt yüzünden dalga geçebilecek olmalarının ihtimalini Şevval'in yüzüne bakarak ölçmeye çalıştım. "Eğer beni Serhat'ın yanına götürüyorsan gelmem. Zorlasan bile direnirim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şaşırdı hatta nasıl tahmin ettiğimi düşündü. Tam konuşacakken vazgeçti sonra dudaklarını yaladı. "Aslında tam olarak onun yanına gitmeyecektik." Neden Serhat'ın yanına gitmek istemediğimi mi anlamaya çalışıyordu? "Beni takip et, cidden, sadece bir şey izlemeye gidiyoruz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İyi," dedim bir anda ve yürümeye başladığımda şaşkın bir şekilde yanımda yürümeye başladı. Sürekli geri dönmeye çalıştığım için beni korkak olarak sıfatlandırabilirlerdi ama aslında korkak olanın bizzat onlar olduğunu onlara göstermem gerekiyordu. Kâğıdımı zorla aldıkları için korkaktılar çünkü rica etmek de cesaretlilik gerektirirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çözülmesi zor birisin," dedi Şevval ve yürürken gözlerini yerden ayırmıyordu, sadece göz bebekleri yerin üzerinde dolaşıyordu. Gözlerini belli bir noktaya sabitleyemediğini müdürün odasındayken de fark etmiştim. "Ama seni en ufak düğümüne kadar çözebilecek birini tanıyorum, tanışırsanız, ki tanışmamanızı daha çok isterim ama o seni anlar."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onun fark edemeyeceği bir şekilde yutkunduğumda Serhat'ın yanına gittiğimizi anladım. "Ben kimsenin ayağına gitmem ve kimsenin beni anlamasına da ihtiyacım yok çünkü ben kendimi anlayan en büyük ve birinci kişiyim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kimsenin ayağına gitmem diyorsun ama şu an yürüdüğünün farkında mısın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bahçeye çıktığımızda Şevval önümde yürümeye başlamıştı. Şu an cevap verip vermemek arasında kararsızdım ve cevap verirsem de başıma yeni bir iş alırdım fakat yine de "İstesem şu an seninle gelmezdim ve yine istesem ayağıma gelen de siz olurdunuz," demekten kendimi alamadım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana cevap verme gereği bile duymadı Şevval ve sadece aşağılayıcı bir şekilde gülerek karşılık verdi bana fakat ben konuyu uzatacağını hatta iddiaya bile girebileceğimizi düşünmüştüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birkaç dakika sonra istikametimizin otopark olduğunu anladım. Kollarımı kendime sardığımda otoparkın arka tarafından girmiştik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Niye bize yakın olan ön taraftan girmedik ve yolu uzatıp arka taraftan geldik bu otoparka?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Birazdan anlarsın," demekle yetindi sadece.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tanıdık arabaların olduğu kısma yaklaştığımızda içim çok hareketliydi. Arabaların arasından yürüdüğümüz esnada erkek sesleri duymaya başlamıştım ve sanırım bu sesler kavgadan doğuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval birden beni tuttu ve bir arabanın arasına soktuğunda "Bu beyaz arabanın arkasından sakın çıkma," dedi ve kolumu bıraktığında geri geri gitti. "Sana işaret vereceğim, elimi arkaya doğru kaldırdığım an bu arabanın arkasından çık, tamam mı? Sakın sana işaret verdiğimde arabanın arkasından çıkmazlık yapma!"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval yanımdan ayrılıp erkek seslerinin geldiği yöne doğru gittiğinde bu tanıdık beyaz arabaya baktım hemen ardından ise geri geri gidip beyaz, üstten basık spor arabanın plakasına baktım ve hiç şaşırmadan dudaklarımı oynattım: "35 SRH..." Bu Serhat'ın arabasıydı ve ben bu arabayı aslında ilk kez bu üniversitede görmüyordum, Gizemli Adam'la kaldırımlarda karşı karşıya kaldığımızda bile bu araba tam ortamızdan geçmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tesadüflerin iplerinin ucundan yakalamalıydım, yakalamalıydım ki sorularım cevaplansındı ve bağlantıları kavrayabileydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okula ilk giriş yaptığımda Serhat'ın arabası buradaydı ama konumu değişmişti. Bu tek taraflı bir plandı ve Serhat da bu planın sahibiydi çünkü aracı bilinçli olarak konum değiştirmişti. Beni kandıramazlardı ya da böyle düşünmemi istiyorlardı ve onlara kanan da ben oluyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bak, Serhat," diyen Anıl'ın sesini duydum ve kavga edenin onlar olduğunu anladığımda kaşlarım çatıldı ve daldığım yerden uyanıp arabanın uç noktasına gittim, bedenimi tam çıkartmadım ve sadece kafamı doğrultup onları köşeden izledim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl. Bedeni bana dönüktü ama sırtı bana dönük olan Serhat yüzünden Anıl'ın yüzünün sadece yarısını görebiliyordum. Kahverengi, kargo cepli bir eşofman giymişti ve üstünde de bol bir ceket vardı. Kaşları çatıktı ve bu mesafeden gözlerinin kahveliği seçilemiyordu. Dağınık ve gür saçlarına elini daldırdı ve yerinde duramayan bir öfkeyle Serhat'a bir adım attı, Serhat'ın yakasına yapışmamak için kendisini zor tuttu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Konuşmalarından çok etrafa göz gezdirdim. Şu an için sanki başka bir boyuttaydım ve onların görüntüleri duyu organlarımdan sadece görme ile kavrayabildiğim bir yapıdaydı. Serhat'ın sadece gür saçlarını ve sırtını görebiliyordum, Şevval de tam Serhat'ın yanındaydı. Anıl'ın yirmi adım kadar arkasındaki duvara Serdar yaslanmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar'ı fark ettiğimde dikkatim bir an sadece Serdar'a kaydı. Beyaz tişört, beyaz mont, beyaz pantolon, sarı ve kıvırcığa yakın saçlar, en açığından elâ gözler, beyaz ten ve sıfır sakalla çıkık bir çene... Sanırım aralarından görünüş olarak en ve ilk dikkati çeken Serdar oluyordu. Sırtını duvara yaslayan Serdar kollarını göğsünde birleştirmişti ve düşünceli gözlerle kavga eden Anıl'ı ve Serhat'ı izliyordu. O gözlerde alışkanlık ve bıkkınlık vardı. Sanırım Anıl ve Serhat sürekli kavga ediyordu ve Serdar da en büyükleri olarak onları kavgadan ayırma ve barışmaları için yeniden birleştirme görevine sahipti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerim biraz sola kaydı ve Serkan'ı gördüm. En sessizleri ve en irisi. Serkan'ın esmer teni ve bu mesafeye rağmen parlayan okyanus mavisi gözleri insanın ilk odak noktasıydı. Siyah bir pantolon ve siyah, bol bir sweat giymişti. Sessiz sakin, sanki önünde kavga eden hiç kimse yokmuş gibi telefonuna bakıyordu. Sanırım Anıl'ın ve Serhat'ın kavgalarına tek alışkın olan sadece Serdar değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir kavga, hele ki yakınlarımızın bir kavgası bu kadar olağanlaştırılabilir miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ya ben seni hiç anlayamayacak mıyım?" diye bağırdı Anıl ve sağ elinin parmaklarını birleştirip elini salladı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yüzünü göremiyordum ama kollarını göğsünde bağladığını kavrayabildim. "Sende kavrama gücüne ait bir potansiyel var mı ki anlayabilesin, Anıl?" Serhat'ın sesi Anıl'ın desibelinin aksine sıradan diyaloglarda kullanılan ses tonuydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl başını iki yana sallayarak sakinleşmek adına derin bir nefes aldı. "Bak, Serhat." Anıl, Serhat'ın yüzüne gözlerini kısarak baktı ve ne gördü bilmiyordum ama "Belli ki dün dayak yemişsin ve sanırım doymamışsın," dedi, sonra ise Anıl'ın Serhat'ın çehresinde ne gördüğünü anlayabildim. "Sana vurmak istemiyorum ama inatla, damarım sanki bir ipmiş gibi damarımla ip atlıyorsun, damarım bir oyuncakmış gibi onunla oynuyorsun, çekiştiriyorsun ve kopabilir mi diye deniyorsun da ama yeter; sabrımın göstergesi kırmızı ışık yakmış durumda."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kavrayabildiğim şeyler vardı. Mesela Şevval beni buraya onları izlemem için getirmişti, onları izlediğimin farkında olan tahminimce sadece Serhat ve Şevval'di fakat onları izleyip izlememem neyi ifade ediyordu, işte burası bir soru işaretiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin kırmızı ışığının duygularının algısını bozduğunun farkında mısın?" diye soğuk bir sesle konuştu Şevval, Serhat'ın kolunu tuttu ve Serhat'ın bir adım önüne geçtiğinde başını salladı. "Daha tepkini bile ortaya koyamıyorsun, Anıl. Hiç aynaya bakıp da nasıl biri olduğunla yüzleştin mi sen?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar'ın elâ gözleri ağır ağır Şevval'i buldu ve inceledi, gözlerini kıstı. "Asıl sen şu anda araya giren üçüncü kişi olduğunun farkında mısın?" dedi Serdar bir an bile olsun gözlerini Şevval'den ayırmadan ve nedensizce Şevval'e verilen ters cevaplar, o ters cevapları veren kişiye yakınlık hissetmeme neden oluyordu. Şevval'e ısınamıyordum ve Serdar'ın Şevval'e olan cümlesi beni Serdar'a daha da yakınlaştırdı diyebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar, beklentiyle ve bakışlarını Şevval'den hiç ayırmadan bir karşılık bekledi fakat Şevval Serdar'a bakmaya tenezzül edip de Serdar'a bir cevap verme gereği bile görmedi. Aslında bu da bir laf sokmaydı. Şevval tepkisiz kalarak, Serdar'ı duymazdan gelerek aslında Serdar'ın üçüncü kişi olduğunu kendi açısından göstermiş oluyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Burada ne işimin olduğunu sorguladığım esnada geri bir adım attım sonra Anıl kendisini frenleyemedi ve Şevval'i atlayıp Serhat'ın yakasına yapıştığında ayaklarım yere yapıştı. Anıl'ın Serhat'ın yakasını tuttuğu gibi gözlerini kapatması ve Serhat'ın yakasını bırakması bir oldu. Serhat ise gülerek bir adım geri çekildi ve sakin bir şekilde siyah kazağının içindeki beyaz gömleğinin yakasını düzeltti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Babanın seni sevmemesi kadar normal bir şey yok," dedi Serhat. Bir şekilde kavgayı devam ettirmek istiyordu ve beni kandıramazlardı. Şevval ve Serhat birlikti, nereden böyle bir kanıya vardığımı bile bilmiyordum ama Serhat'ın burada olduğumdan haberi vardı ve geri gideceğimi anladığı için ağır konuşmaya karar verdiğini düşünüyordum. "Kendine bir bak, Anıl. Kontrolsüzsün ve elinin kimin cebinde olduğu da belli değil." Yakasını düzeltmeyi bıraktı ve Şevval'i sağ tarafa hafifçe itekleyip Anıl'ın önünde diklendi. "Başka bir ailenin çocuğu olsaydın da şu an ailenden gördüğün muamelenin aynısını o başka aileden de görürdün çünkü hiçbir ailenin senin gibi bir evladı olmasını isteyeceğini sanmıyorum. Belki de bu yüzden baban seni değil beni seviyordur."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'ın alt dudağı aşağı kaymıştı ve boynundaki damarı seçebildiğimde gözleri öfkeli bir baygınlık içerisindeyken birden Serhat'a yumruğunu geçirdi ve Serhat'ın başı yana kaydığında bile Serhat'ın yakasını bırakmadı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar sırtını duvardan ayırdığında Serkan kaşlarını kaldırarak telefonundan bakışlarını çekti, manzaraya iki saniye baktıktan sonra ise geri telefonuna döndü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatık bir halde Serhat'ın ellerini arkasında birleştirdiğini gördüm. Anıl'a aynı karşılığı verebilecekken kendisini frenlemeyi seçiyordu ve bunun aslında tek taraflı bir kavga olduğunu bir kez daha anlıyordum. Anıl'ın öfkesi gerçekti fakat Serhat plan odaklıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çok güç bir şeyi kavradığımda alt dudağımı endişeyle ısırdım ve Şevval'in elini arkaya doğru uzatıp bana işaret yapması bunu kanıtladığında yavaş adımlarla geri geri gitmeye başladım. Onların yanına gitmek demek, Serhat'ın ve Şevval'in tarafında olmak demekti oysaki ben Şevval'in tarafında olmayı seçmiyordum, yanında Serhat olsa bile. Anladığım bir şey vardı ve muhtemelen benim yerimde bir başkası olsaydı Anıl'ın Serhat'a uyguladığı şiddetten dolayı Anıl'ı kötü biri olarak düşünürdü fakat ben, Hira Taşdelen olarak taşları birleştirebilmiştim. Anıl'ı gözümde kötü göstermeye çalışmaları boş bir çabaydı çünkü kesinlikle kanmamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Konuşmalarında aile kavramı geçiyordu, bir sevilmeme durumu vardı ve bu bile Anıl'ı tutmam için geçerli bir sebepti çünkü kendimi anımsamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arabanın arkasından çıkmadığımı gören Şevval arkasını dönüp bana bakacaktı fakat Serhat eğildiği yerden Şevval'in kolunu tutarak Şevval'in benim tarafıma bakmasına engel oldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir adım daha gerilediğimde "Benim arabamın arkasına bak, Anıl," dedi Serhat sakin bir şekilde ve yüzümü buruşturup adımlarımı duraksattım. "Solunda kalıyor, zaten solda tek bir beyaz araba var, o da benimki."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bakışlarımı çekinceyle onların tarafına döndürdüğümde Serhat'ın arabasının camından onları izliyordum. Anıl, Serhat'a kaşlarını kaldırarak baktığında bir şey anlamayan yüz ifadesi benim tarafımı buldu, beni gördü ve yüz hatları ani bir gerilimle doldu. Serhat'ın yakasını itekleyerek bıraktığında "Sen," diyebildi Serhat'a, devamını getiremedi ve yine gözleri beni buldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'a nasıl baktığımı bilmiyordum fakat Anıl'ın bana olan bakışları tuhaftı. Elbette ki deminden beri onları izlediğimi anladığında yüzü bir yanlış anlaşılma içerisine girmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'a olan bakışlarımı ayarlamaya çalışıyordum çünkü onu yanlış anlamadığımı bilmesini istiyordum fakat bir yandan da çığlık atma dürtüsüyle dolup taşmıştım çünkü neden şu an burada olup olmamam önemliydi, neden işin yanlış anlaşılma boyutunda bu kadar önemli bir yere sahiptim bilmiyordum. Ben gerçekten de hiçbir şey anlayamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl bana doğru adımladığında Serhat Anıl'ı kolundan tuttu ve Anıl ve Serhat dönerek yer değiştirdi. Deminden beri göremediğim Serhat'ın yüzünü şu an görebiliyordum ve Serhat'ın yüzü dünden farklı gelmişti gözüme. Cidden dayak yemiş gibiydi çünkü yanağında yara izine benzer bir iz görünüyordu ve yorgunluk olduğunu sadece hissedebiliyordum, onun dışında omuzları hâlâ dikti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bence gitmemelisin," dedi Serhat, Anıl'ın gözlerinin içine sabit bir şekilde bakarak. "Yeterince gözden düştün zaten."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl derin bir nefes aldı ve ellerini saçlarına daldırdığında Serhat'a omuz atarak sırtı bana dönük bir şekilde otoparkın başına doğru ilerledi, gözden kayboldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yüzünü izlediğim vakit Serhat inatla benim tarafıma bakmıyordu sanki. Gözlerini kısmıştı ve yan dönüp Şevval'e eğilerek bir şeyler söyledikten sonra Anıl'ın gittiği yönde ilerlemeye başladı. Şevval de ilk önce bana doğru adımlar gibi oldu sonra ise o da Serhat'ın peşinden gitti. Şevval yürürken bir an bile Serdar'a bakmamıştı ama Serdar'ın donuk, sabit bakışları Şevval'in üzerinden bir an olsun ayrılmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Omzumu Serhat'ın arabasına yasladığımda soru işaretlerimle baş başaydım ve düşünüyordum. Bir yandan da elimle alnımı ve gözlerimi gizlemiştim. Şevval bana işaret verdiğinde çıkmamıştım ve ortalıkta görünmediğim için de Şevval burada olup olmadığımı kontrol etme ihtiyacı hissetmişti fakat Serhat bu arabanın arkasından gitmediğime nasıl emin olup da Anıl'a oraya bak diyebilmişti? Beni sırtı dönük bir şekilde görme ihtimali hiç yoktu çünkü. Sonra dün kâğıdımı da aynı uzaklıktan okuyamayacağını ve buna rağmen o kâğıdı sanki çok şey biliyormuş gibi alıp kaçmasını düşündüm. Serhat müneccim miydi ki arkasını ve uzağındakileri görebiliyordu yoksa bir taktiği mi vardı? Bu bir yetenek miydi? Üstelik çevrede bir ayna da yoktu ki arkasını görebilsin ve benim bu arabanın arkasından gitmediğime hâlâ bu kadar emin olabilsin.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yaklaşan adım sesleri duydum sonra "Selam," diyen kibar bir erkek sesi işittiğimde elimi gözlerimden çektim ve başımı kaldırıp Serdar'a baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk önce çenemi sıktım sonra ise yüz hatlarımı gevşettim. "Selam," diye aynı şekilde karşılık verdiğimde ilk başta ne diyeceğimi bilemediğimden duraksamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar bana bakmayı sürdürdüğü esnada inci gibi dişlerini göstererek bana gülümsedi, gözlerim gülüşüne kaydı ama hemen sonrasında yine Serdar'ın şeffaf gözlerine baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir şey mi söyleyecektin?" diye sorduğumda, Serdar'a belli etmemeye çalışarak minik adımlarla geriliyordum çünkü Serdar 1.90'dan bile fazlaydı ve ben benden fazla boya sahip kişilerin dibine fazla giremiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden buradasın diye sormayacağım çünkü istediğin yere istediğin zamanda gitmekte sonuna kadar özgürsün fakat demin burada bulunmanın özel bir sebebi var mıydı acaba?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval'i sevmiyordum ve Şevval'in entrikalarına dâhil de olmak istemiyordum öte yandan anlamlandıramadığım bir biçimde Anıl'a yakınlık duyuyordum ve Anıl'ın yanında Serdar olduğu için de dürüst konuşacaktım. Sonra birden aklıma bugünü yalansız geçireceğimin yemini doldu. "Evet," dedim ve yutkundum, dudaklarımı gerginlikten yaladığımda yine de bakışlarımı Serdar'dan ayırmıyordum. "Lavabodaydım ve Şevval beni buraya getirdi hatta..." Serdar etrafa baktığında ben de çevreye baktım sonra kimseyi görmediğimde devam ettim: "İşaret verdiğinde bu arabanın arkasından çıkmam gerektiğini söyledi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar yeniden bana döndüğünde ben de gözlerimi Serdar'ın gözlerinde tek tek dolandırdım. "Geri gidecektim fakat sonrasında ise Serhat Anıl'a burada durduğumu söyledi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar benim yüzümü izleyerek bir şeyler düşündü. Yine de çok sakindi. Henüz Serdar'ı tam anlamıyla tanımıyordum, erkeklere karşı nasıl davrandığını da bilmiyordum fakat gözlemlerime göre karşı kadınlara oldukça sakin ve yumuşaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar, ellerini beyaz ceketinin ceplerine yerleştirdi ve olayın defterini kapattı. Bana yeniden gülümsediğinde "Serhat," dedi gülerek ve anlamlandıramadığım bir imayla. "Dikkat et derim çünkü kendisi benim kardeşimdir ama ben bile bazen onun ne yapmaya çalıştığını anlayamam."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar'ın benim kâğıdımdan haberinin olup olmadığını merak ettim fakat sormadım ve Serdar'ı düz bir şekilde izlemeye devam ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Serhat benim kardeşim, onu kötü göstermeye çalışmıyorum ama nasıl desem... Serhat'ın yürüdüğünü, ileri adım attığını görürsün ama bir bakmışsın ki en geriye, tam arkana geçmiştir." Gözlerini kıstı ve aynı cümlesini tekrarladı: "İleri gidiyormuş gibi görünür ancak birden tam arkanda belirir, anlıyor musun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin bir nefes aldığım sırada "Bana Serhat'ı anlatmana gerek yok, Serdar," dedim ve onun isminin söylenişi çok hoşuma gitti. Serdar. "İnsan çözümlemesini iyi yaparım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar'ın açık renkli kirpiklerine odaklandığımda gözlerini anlayışla açıp kapattı sonra ikimiz de gözlerimizi birbirimizin gözlerinden çekmeden öylece kaldık. Odak noktam Serdar'ın irileşmiş siyah göz bebeğindeyken Serdar'ın arkasından yürüyen siyah sweatli Serkan'ın bize hiç bakmadan karanlık bir gölge gibi ilerlediğini gördüm sonra o da bakış açımdan çıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar nasıl tam benim gözlerimin içine bakıyorsa ben de aynı şekilde Serdar'ın ela gözlerine derinden bakıyordum. Serdar'ın yüzü hep gülümseyen bir ifadedeydi fakat o elâ gözlerin derinlerine odaklanıldığında sanki orada, en karanlık köşede minik bir oğlan çocuğu vardı. O minik oğlan çocuğu şimdiki Serdar'dan tezat eski püskü kıyafetlerinin arasında kollarını dizlerine dolamıştı, sessizce ve korkarak ağlıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bunu kendi içimde çok düşünmemeyi seçtim çünkü onun da benim gibi gerçek benliğini gizlemesine hakkı vardı, o istemediği sürece de bunu kurcalayamazdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben de başkalarının benim gerçeklerimi doğrudan yüzüme vurmasını istemezdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar, kendisine nasıl ve hangi gözlerle baktığımı gördü, gözlerimden onun hakkında anlamlar çıkardığımı anladığındaysa yutkunarak bakışlarını benden kaçırdı ve cidden insanları çözümleyebildiğimi fark etti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serdar yine hızlı bir ifade değişikliğine gitti ve benim donuk sıratıma rağmen bana gülümsedi, bir adım geri gitti ve kaşlarını kaldırıp "O zaman görüşürüz," dedi ve el salladı. Deminki anın aurası son bulmuştu ve ben Serdar'a da sıcak hissediyordum. Onlar için hiçbir fedakârlık yapmazdım ama onlar için içten içe üzülebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tam olarak tanımadığım hâlde ben de saçma bir şekilde el salladım ve "Görüşürüz," dediğimde ise otoparkın zıt yönlerine ilerledik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu öyle bir olaydı ki onları tanımadığım hâlde birbirimizi tanıyormuş gibi davranıyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenler zilinin çalmasına son bir dakika kala sınıfa girdiğimde sınıf dolmuştu. Deren'in yanına geçtim ve onun masasının üzerine baktım sonra dersin Dik Kültürü ve Ahlak Bilgisi olduğunu hatırladım. Arkamı hafif döndüm ve çantamın fermuarını açtım, içinden ders kitabını aradığım sırada çantamın içinde bana yabancı bir kâğıt gördüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzümü stabil tuttum ve ne olur ne olmaz diye de kâğıdı çantamdan çıkarmadan açtım, fazla katlanmamıştı ama yine de buruşmuştu. Fazla dikkat çekmemeye çalışarak okumaya çalıştığımda alıştırıldığım durum yüzünden artık bana bırakılan herhangi bir not gördüğümde olağan dışı bir tepki vermediğimi fark ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sandığın, aklında kurduğun kötülerden değiliz. Bize katılmaman için hiçbir sebebin yok ama bize katılman için gayet de düzgün sebeplerin var. Mesela ailen."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Maskeli Adamların hiçbir an yakamı bırakmaması artık canımı daha fazla sıkıyordu. Yanında büyüdüğün bir aileyi, aileni bırakmak ne yaşanırsa yaşansın sanıldığı kadar kolay değildi. O evden çıkabilirdim, kaçabilirdim ve özgür hissedeceğime ben de çok emindim fakat içim bir yerlerde hep yarım kalırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şu anda bana dışarıdan bakan biri böyle bir notu hiç görmediğimi, okumadığımı düşünürdü çünkü tepkim böyle bir kâğıdın varlığından bile habersizdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bizi sadece maskelerimizle tanıdın, o maskeler maddi manevi gerçek yüzümüzü görmeni engelledi ama gerçek hayatta çok farklıyız. Biz çok kibar adamlarızdır mesela bu notu yazan kişi şu an karşısında bir başka Maskeli Adam'ın bizden olmayan, sebebini umursama, başka bir adama nasıl işkenceler çektirdiğini görüyor:)"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

AR

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kitabımı çantamdan çıkarttım ve masama koydum, nabzım hızlanmıştı ama gülmek de istiyordum ya da aslında ağlamam en normal tepki sayılırdı böyle bir durumda.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana gönderdikleri önceki notlarda daha önce hiç AR yazmamışlardı. Bu da ne demekti? Notu yazanın ya da aralarından herhangi bir adamın isim ya da soy isminin baş harfi? O yaşlı adamın adının baş harfi? Benimle alakalı şifrelenmiş bir bilgi, bir kod?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biz niye bu okuldayız, Deren, hiç düşündün mü?" Deren'in yüzüne bu sıraya oturduğumdan beri hiç bakmamıştım ama şu an o adamları bir şekilde ifşalamam gerekiyordu. Sınıfta kamera da yoktu ve şu an bence tam sırasıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deren, eşarbından bir iğne çıkardı sonra telefonunun ekranına bakarak iğneyi geri yerine koymaya çalıştığı sırada "Nasıl yani?" diye sordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O böceklerin okulumuzda birden kendilerini göstermesinin absürtlüğü sadece benim aklıma gelmiyordur herhalde?" dedim ve tek kaşımı kaldırdım Deren'e bakmaya devam ederken. "Bu bizim okula bir komplo olmasın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kim ne komplosu kurduysa iyi yapmış. Allah razı olsun o komploculardan."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bazen benim ve sınıfımdakilerin aynı seviyede olmadıklarını düşünüyordum hatta sanki o üniversiteli adamların, Serhat'ın, Serdar'ın, Serkan'ın ve Anıl'ın yanında daha anlamlıydım. Sonra dudaklarımı sıktım çünkü dördünün de aynı anda peşimde olan Maskeli Adamlardan olma ihtimali aklıma geldi ve bir kez daha çıkmaza girdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Begüm yürüdüğü esnada Deren'in omzuna vurarak "Helal be," dedi sonra duvar kenarındaki sırasına geçti. "Komplocular sayesinde üniversitede okuyoruz. Keşke her komplocu onlar gibi olsa."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Begüm'ü sevmiyordum ama yine de ona doğru döndüm çünkü diretmem gerekiyordu, o adamlardan şüphelenmeliydiler. "Okulumuzu böcekler basmadan bir gün önce okulun çevresini yüzünü kapatan adamların sardığını ne de çabuk unuttunuz?" diye sordum ve içim bir an olsun acımadı çünkü o adamlarla aramızdaki bilinmez bağın kopması beni hiç alakadar etmezdi aksine sevindirirdi çünkü ben bana yapılan tehditleri kaldıramıyordum. Gururum beni oyuncak gibi görüp istediği gibi tehdit edenlere karşı bu kadar alttan alamazdı. "O adamların elindeki siyah poşetlerde okula salacakları böcekler vardı. Bence."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenler zili çalmasına rağmen dersimize hoca girmemişti. Cafer yine bilindik geç kalmıştı ve sırasına çantasını koyarken "Onlar doğum günü kutlamak için öyle giyinmemişler miydi?" diye ortaya atıldı. "Hatta polisler de gelmişti ve onaylanmıştı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu yalan bilgi neyi değiştirir ki?" diye çıkıştım bu sefer de Cafer'e dönerek. "O adamların polisleri kandırmış olma ihtimali var. Yüzlerini polislere açmış olmaları da bir şey değiştirmez."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O adamlardan biri sana ve Deren'e kâğıt vermemiş miydi?" diye dan diye konuştu benimle aynı orta kümedeki, en arkanın bir önündeki Hivda. "Sen onları bizden daha iyi tanıyorsundur, yoksa hiç alakanın olmadığı kişileri niye kötülemeye çalışasın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birden nefes aldığımda Deren de aniden bana döndü ama ben yine de ketumluğumu korudum. "Konu tanıyıp tanımamak değil, siz gerçekleri görmek istemiyorsunuz." Hivda'yı umursamadığım için Deren'e döndüm. Başka bir devlet okulunda olsaydım oradaki öğrenciler çoktan çoğu şeyi kavramıştı çünkü bunlar normal şeyler değildi ama benim sınıfımdakiler söylemek istemesem de aptalı oynuyordu. "Deren'e yere çöp atma gibi bir şey yazmıştı o adam ve bana da..." Tüm sınıfın ortasında sıkıştığımda bugün için verdiğim sözü yine bozmak zorunda kalıyor olmamın getirdiği ağırlık yutkunmama neden oldu. Cümlemi devam ettirmeliydim çünkü bir çıkış yoktu, bu çaresizlikti ve sessiz kalırsam en büyük dikkatler üstümde toplanırdı. "Doğum gününü kutlayacakları kıza benzediğimi yazmıştı sanırım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ellerimle yüzümü kapatıp ağlamak istiyordum. Tüm sözlerimi tutabilirdim ama yalanlarıma engel olamıyordum. Korkaktım ve cesaretim de yoktu, ki tam tersi olsaydı ya da benim yerimde bir başkası olsaydı belki de çoktan her şeyi anlatmıştı ama ben yapamıyordum işte. Söyleyeceklerimden sonra doğacak sonuçların ucunu göremiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bugün Mügelere gidecek olmamın minnetini yeminime bağlamıştım ama yine yalan söylemiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin bir nefes aldığım sırada yüzsüzce yeniden denemek istedim. Şu anda güne yeni uyanmışım gibi varsayacaktım ve aslında bu da bir yalandı ama yine de deneyecektim. Şu saatten sonra sıfır yalan yapabilirdim, sınıftan hiç çıkmazdım ve kimseyle konuşmaya da çalışmazdım. Bu beni daha da yalnızlaştırırdı ama ben ilk önce kendime sadık olmak istiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Saat 09.04'tü. Yeniden deneyecektim ve yalanlarımın sabrını sınayacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bayağı romantik bir mektupmuş," diye imayla dalga geçti ön sıramızdaki Mert ve birden düşüncelerim bir bulut gibi dağıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İçeriye kapalı bir öğrenci girdiğinde sınıfımız birden sustu ve kitaplarını öğretmenler masasına bırakan öğrenciye baktık. Sonra Cafer tanıdığını belli eden bir ses çıkardığında ayağa kalktı sonra onu diğerleri izledi daha sonra ise sınıfça ayağa kalktık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğrenci sandığım ve kapalı, 1.50'li boylarda olmasına rağmen başını en üste kaldırmaya çalışan bu kişi bizim öğretmenimiz miydi? Bizim dersimize giren Din Kültürü öğretmenimiz neredeydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Selamünaleyküm!" dedi bayan öğretmen. Sesinin tonu kuruydu, kendinden emindi ve tatlıydı da ve bu sesi kulağıma çok hoş gelmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Aleykümselam!" dedik sınıfça.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Oturabilirsiniiiz," diye uzatarak neşeli bir sesle konuştu öğretmenimiz ve yerlerimize geçtiğimizde kimi sessizdi kimi ise dersimize girenin kim olduğunu konuşup gürültü yapıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet, çocuklar, ben yeni öğretmeninizim. Yeni atanmadım bu okula." Güldü ve kısacık boyuyla sınıfta tur atmaya başladı. "Aslında beni görüyorsunuz ama öğrenci sandığınız için şaşırmış olabilirsiniz. Bu okula geçen yıl ilk geldiğimde okul müdürümüz Salih Bey beni neden forman üstünde yok diye sorguya çekmişti diyebilirim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cidden hem zayıftı hem kısaydı hem de sesi çok güzeldi. Fazla gürültülü değildi ama tüm sınıfı etkisi altına alacak kadardı ses tonu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenler masasının üzerine oturdu, turuncu bir takım giymişti, kıyafeti ona boldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Baştan anlaşalım çocuklar, dersimde saygısızlık istemiyorum. Din dersi diye de önemsizleştirmeyin. Her ders kitaplarınız ve defterleriniz yanınızda olacak. Ben bu yıl şöyle bir karar aldım: Defter kitap kontrolü için bir arkadaşınızı görevlendirip liste tutturmayacağım çünkü ilkokul çocuğu değilsiniz. Kocaman çocuklar olmuşsunuz, birkaç ay sonra da güzel bölümlere gideceksiniz inşallah. Ben ders anlatırken arada böyle sınıfta dolaşıyorum, sonra diyorum ki ‘Evladım, senin kitabın nerede?’ O da bana diyor ki ‘Hocam bugün sınav vardı evde bıraktım, hocam kardeşim kitabımı yırttı,’" Caferler öğretmenin kendilerini betimlediğini düşünüp birbirine baktılar. "Hocam okulun dolaplarına koymuştum çalındı, hocam evi su bastı kitap yumuşadı, yok cart oldu yok curt oldu."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Siz cevap olarak ne diyorsunuz, hocam?" diye sordu Gurbet.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de diyorum ki o zaman Tema Vakfına bir adet fidan bağışında bulunacaksın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıfta "Ooooooo" sesleri yükseldi. Sanırım sınıf bu uygulamayı beğenenler ve beğenmeyenler olarak ikiye ayrılmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu konuda da anlaştık o zaman." Siyah gözlerini sola kaydırdı ve bir detay atlayıp atlamadığını düşündü. "Bu arada ismim Fatma. Sizleri Din Kültürü dersiyle boğmayacağım çünkü son sınıfsınız, zamana ve ders çalışmaya ihtiyacınız var. İlk ders ben sizin isteğinize göre TYT anlatırım. İkinci dersi size bırakacağım ama ders çalışmayanı görürsem o derste de ders anlatırım. Size yapacağım sınav ile ilgili kaygınız da olmasın çünkü ben sınava benzer soruları sizlere vereceğim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Böyle birkaç motivasyon konuşması daha yaptı öğretmenimiz, gelecek derslerde ne işleyeceğimize karar verdik sonra ise telefonu çaldı, işinin olduğunu söyledi ve sınıftan ayrıldığında da zaten zilin çalmasına beş dakika kalmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Zil çaldığında yine kendime yeminimi hatırlatıyordum sonra ise heyecanlanıyordum çünkü günün sonunda Müge'yi görecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elimi gözümden çektiğimde birden eyelinerimin bozulup bozulmadığıyla yüzleştim. Telefonumun ekranından gözlerimi net göremediğimde koridora çıktım. Düz yürüdüğümde ise saçlarımın yüzümü kapatmasına izin vermiştim çünkü gözlerimdeki eyeliner bozulmuş olabilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Telefonum ellerimi iki kez titrettiğinde çatık kaşlarla telefonuma baktım sonra gördüğüm şeyle ekranı birden kapattım çünkü birileri görebilirdi. Derin bir nefes aldım ve sırtımı okulun ortadaki boşluğuna döndüm. Arkam boşluktu ve kimse düşmesin diye de beyaz kalın halatlarla kaplamışlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sefer bilinmeyen numara yerine rehberimde kayıtlı olmayan bir numaradan atılmıştı mesaj:

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

+9053…: Bizi bizden habersiz ifşalamaya mı çalışıyorsun? Her yerdeyiz ve her şeyden de haberimiz var.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin bir nefes aldım, korkmuyordum ama onlara mesaj atarken elimin titreyeceğini fark ettim. Az önce sınıfıma aşılamaya çalıştığım şeyi nasıl anlayabilmişlerdi? Sınıfımın içerisinden haberdar kişiler kameralarla dolu okul koridorunda benden daha fazla haber alırlardı, bundan dolayı elimin titrememesini sağlayarak klavyede gezindi parmaklarım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben sizi istemiyorum ve siz de sizi isteyen yüzlerce başka genç bulabilirsiniz ya da bulmanıza bile gerek kalmaz ve o gençler direkt ayağınıza gelirler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Böyle bir mesaj atmıştım ve başkalarını tehlikeye attığımı sanmıyordum çünkü onlarda inanılmaz bir kötülük yoktu, onlarda sadece kötülük vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

+9053...: Ama biz zoru seviyoruz. Seni istiyoruz çünkü sen farklısın ve başkasın. AR.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çatık kaşlarım eşliğinde parmaklarım klavyede hırsla gezinirken anında engellendim ve bu durum sinirden gülmeme neden oldu. Beni engellemişlerdi. Ekrana şaşkın bakışlarım yansıdığında yutkundum ve yüzümü yeniden nötrleştirdim çünkü ben bu engellenmemin altında kalamazdım. Nasıl yapıyorlardı bilmiyordum ama konuşmalarıma erişebiliyorlardı, o zaman ben de haklı isyanımı konuşmanın başka bir dilini bularak gerçekleştirirdim. Sorun şuydu ki şu an bunu planlayacak doğru zamanda değildim ve gelecek ayın ilk pazartesisini bu sefer korkarak değil, dört gözle bekliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Lavaboda göz makyajımın bozulmadığını gördüğümde geri sınıfıma girmiştim sonra yine Fatma öğretmenimiz sınıfa girdi ama bu sefer de ders işlemedik çünkü okul kurslarına başvuru için kâğıt dağıtmıştı. Fizik, kimya, biyoloji ve matematik seçmiştim ama kursların hafta içi mi yoksa hafta sonu mu yapılacağını bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden teneffüse girdiğimizde bir dahaki dersimiz biyolojiydi ama maalesef ki hâlâ bir biyoloji öğretmenimiz yoktu. Ve ben bir ara tek başıma biyoloji öğretmenimizin mezarlığına gidecektim çünkü ölü biriyle yalnızlığımı konuşmalıydım. Bu bencil bir hareket olur muydu, tartışılırdı ama söz konusu beni istese bile yadırgayamayacak bir varlıktı. Hatta mezarlıktaki birçok ölüyle de konuşabilirdim ve yalnızlığımın beni delirttiğini düşünüyordum. Şu an, bu sınıfta ağzıma sonsuz bir fermuar çekilmiş gibiydi ve ben konuşmak için o fermuarı kaldırabileceğimin gücünü ellerimde hissetmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teneffüstü ve sınıfta hiç erkek yoktu ancak yedi kız vardı. Bu yedi kişi üçerli gruplar hâlinde ayrılmıştı ve bir grup duvar kenarındayken diğer grup da cam kenarındaydı ve maalesef ki yedinci kişi de bendim. Sıramda tektim ve yanımda Deren de yoktu. Deren, duvar kenarındaydı. Duvar kenarında Deren, Begüm ve Hivda vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İçimden diyordum ki kendine bir şans ver, herhangi bir grubun yanına tam şu anda git ve onların sohbetlerine katılmaya çalış ama sonra onların beni yanlarında istemediklerini seziyordum ve benim onların yanlarına gidecek cesaretim de yoktu çünkü reddedilebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her iki grubun da fısır fısır konuşmalarını işittiğimde can sıkıcı ve aşağılık durumuma karşılık elimi yanağıma koydum ve karşımdaki beyaz yazı tahtasını dalgın, sıkılmış ve boş gözlerle seyre daldım. Bazen hâlimden anlayan yaşadığım evin mutfağındaki beyaz duvardı ve okuldayken de bu beyaz yazı tahtaları bana eşlik ediyordu. Kimsesiz değildim ama yalnızdım ve yine de aklımı kaçırmak istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İstediğim bir şey vardı ve o da bu teneffüslerin çabucak bitmesiydi çünkü en azından dersteyken bu kadar nefessiz hissetmiyordum. Ve diğer günlere nazaran bugünün daha hızlı geçmesini de istiyordum çünkü artık cidden Müge'yi görmem gerekiyordu. Aklımı kaçırmayacağım tek liman sanırım Müge'nin yanıydı çünkü onun denizinin tuzu bana dokunmuyordu, beni tutmuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İçimdeki sıkıntı ve yalnızlık boynumun eğilmesine yol açtığında başımı sırama yasladım ve kollarımı da yastık niyetine kullandım. Yüzüm tamamen gizlenmişti ve sağımdaki ve solumdaki kız gruplarının fısıltılarına odaklanmaya çalışıyordum. Onları tam olarak duyamasam da ne konuştuklarını az çok tahmin edebiliyordum. Dün ben boş derste yazımı yazmaya odaklandığımda sınıfımıza giren Serhat'tan bahsediyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O yakışıklı adam kimdi, neden sınıfımıza girmişti, neon yeşili gözleri lens olabilir miydi diye kendi kendilerine boş boş konuştuklarında bir kız o adamın Hira'nın kâğıdını aldığını ve anında kaçtığını söyledi. Sanırım bunu söyleyen kişi Gurbet'ti ve yüzüm görünmediği için de rahatça yutkundum. Şimdi de o kızların konusu ben ve Serhat olmuştu. Birbirlerini tanıyorlar mıydı, neden o adam Hira'nın kâğıdını alıp kaçmıştı, dersteyken neden sadece Hira'nın yazdıklarına odaklanmıştı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dün ben dersteyken Serhat sadece benim kâğıdıma odaklanmıştı ve ben bunu şu an bu kızlardan duyuyordum, duymuş gibiydim. Neden odaklanmıştı ve o mesafeye rağmen kağıdımdaki içerikten haberi varmış gibi kâğıdımı alıp kaçmasının nedeni neydi, o kadar çok merak ediyordum ki ama o binaya gidip Serhat'ı bulmak ve ona bu sorularımı sormak istemiyordum. Hem cesaretsizliğimden hem de bugünü yalansız geçireceğimin yemininden başıma şimdilik iş almamalıydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın aurası çok garipti, ona ısınıp ısınmadığımı da bilmiyordum ve yazılarımı ben daha yok edemeden alması acayip utanç duymama neden olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ağır fakat emin adımların zeminde bıraktığı adım sesleri kulaklarımı doldurduğunda, kızların fısıldaşmaları birdenbire kesildi ve sessizlik tüm sınıfı sardı; tek gürültü fayanstan gelen adım seslerine dönüştü. Bu dedikoducu grupların birden susmalarının nedenini anlayamamıştım çünkü onlar akıllara gelebilecek her türlü konuyu kişiler veya ortam fark etmeksizin hiç çekincesiz tartışabilirlerdi. Hepsinin sadece bir adama tutulmasını tüm sınıfın önünde dile getiren kızların şimdi de sınıf erkeklerinin önünde de konuşmaları gerekmiyor muydu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Jetonum yavaş yavaş düşüyordu ve tedirginlik belli belirsiz kendisini bedenimde hissettirmişti. Bu kızlar sadece dedikodusunu yaptıkları kişilerin yanında konuşmuyorlardı ve demek ki Serhat şu anda bu sınıftaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kollarımı sıramdan kaldırmadan bir robot gibi mekanik bir şekilde sadece başımı kaldırdığımda saçlarım yanaklarıma kadar kapatmıştı ama bu tam karşımda Serhat'ı görmeme engel değildi. Üçüncü sırada olduğum için aramızda iki masa daha vardı ve o da en öndeki masanın tam dibindeydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Stresli anlarda insan yutkunmayı ihtiyaç değil zorunluluk olarak görürdü ama ben şu an bu hissi zorla bastırmaya çalışıyordum. Onun karşısında yutkunmak istemiyordum ve yine soru işaretlerim beynimin içinde dolaşmaya başlamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlginç bir şekilde Serhat'ın neon yeşili gözlerine bakmıyordum ki Serhat şu an tam gözlerime bakıyordu. Yutkunmaya direndiğim esnada yanağımın içini ısırdığımda Serhat'ın gözlerine tereddütle bakacaktım fakat bu sefer de Serhat bakışlarını duvar kenarındaki üçlü kız grubuna yöneltti ardından da gözleri ağır ağır cam kenarındaki kızları buldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl'ın Serhat'ta gördüğü şeyin aynısını ben de şimdi daha yakından ve daha belirgin bir şekilde görüyordum. Serhat, dövülmüştü ya da dövülmesine sebep olabilecek başka bir şey yaşamıştı, emin değildim bu konuda ama net bir şey söyleyebilirdim ki korkunç görünüyordu. Sol yanağında bir kızarıklık vardı ve bu iz bir tokat izinden ziyade profesyonel dövüşçülerin yumruğundan nasibini almış gibiydi. Kalın olmayan ama dolgun dudağının altı ince, tane tane kabuk bağlamışa benziyordu. Gözlerinin içi kırmızıydı, kan çanağına dönmüştü ve göz altları mor bir halka şeklini almıştı. Bakışları tıpkı uyuşturucu bağımlılarını andırıyordu ve geceden fazla içmiş gibiydi. Bu kadar alkol, bir insan gözünde hiç beyazlık kalmayacak şekilde kızartabilir miydi ya da uykusuzluk? Siyah bir pantolon ve siyah, bol bir kazak giymişti ve yakasından anladığım bir biçimde içinde beyaz bir gömlek vardı. Şu anda saçları siyah görünüyordu ve darmadağındı. Taraksız olduğunu hatta bir evinin bile olmadığını düşünebilirdim ama tarağının da ve evinin de olduğunu anlayabiliyordum ve o sadece kullanmıyordu. Uykusuzdu, cin gibi bakıyordu; yorgun olduğunu anlayabiliyordum ama yine de dimdikti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dün Serhat'a âşık olan kızların Serhat'ın şu anki görünüşünden dolayı geri çekildiklerini ve tırstıklarını fark edebilmiştim. Ama benim kalbim acıyordu; sebebini ise anlamak istemiyordum. Serhat'ın bu görüntüsü kötü değildi benim için ama Serhat o kızların kendisine nasıl baktıklarını görmüştü. Böyle durumlara üzülür müydü?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın bakışlarının bana ağır ağır dönmeye başladığını hissettiğimde Serhat ile göz göze gelmemek için bu sefer ben bakışlarımı başka yöne çevirdim. Sanırım gözlerimizin bir türlü kesişmediği tek kişi Serhat'tı. Üzerime adaçayını döktüğünde de gözlerimiz birbirine dokunmamıştı. Ama Serhat ile bakışsaydık gözlerimi ondan çekemezdim ve bu ona özel olmazdı çünkü karşımdaki kişi bana bakmayı kesmediği sürece ben de bakışmayı sonuna veya sonsuza kadar sürdürürdüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın hemen arkasındaki beyaz yazı tahtasına baktığım esnada Serhat'ın bakışlarını üzerimden hiç çekmediğini fark ettim ama fark ettiğim başka bir şey daha vardı ve o da Serhat'ın sol eliydi. Sol elini, avucunun içini kesmişti ya da elinin tersine bir zarar gelmişti, kestiremiyordum ama elini özensizce sargıya almıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sargıyı Serhat otoparkın orada Anıl ile kavga ederken görmemiştim. Yeni olmalıydı ama Serhat'ın kendi canını düşünmediğini seziyordum ve bu durumda da Serhat'ın elini saran kim olabilirdi? Anıl? Asla. Serdar ya da Serkan? Sanırım bu da olmazdı çünkü onlar her ne kadar birlik gibi dursalar da aralarında kimsenin fark edemeyeceği bir düzeyde mesafe vardı. Şevval? Kesinlikle Şevval'di.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarımı çatmadım, sınıftaki altı kızın da bizi izlemelerini yok saymayı seçtim ve aklımda Serhat'ın beni rezil etmek için benden çaldığı kâğıdımı sınıfta sesli bir şekilde okuduğunu hayal ettim. Zaten bu hayal bile başımı geri kollarıma gömmeme neden oldu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ı tehdit edemezdim çünkü her halükârda güç konusunda benden yukarılardaydı ve bence beni rezil de edemezdi çünkü yazdıklarıma bir ilk yapıp devam etseydim işte o zaman utanmanın da ötesine geçerdi durumum ve rezillik asıl o an gerçekleşirdi. Daha önce o yazdıklarımı kimse okumamıştı ve başkaları okusaydı ben o okuyan kişilerin yüzlerine bakıp bakabileceğime emin değildim ve tam şu anda Serhat'ın kâğıdımdan başkalarına bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Rica etsem o kafanı kaldırır mısın?" Nefesimi tuttuğumda Serhat'ın benimle konuşmak istediğini anlamıştım ama onunla bir yere gidip konuşmak istemiyordum, şimdilik çünkü yalana yeminim vardı. Gözlerimi sıkıca yumup açtım sonra kendime geldiğimi hissettiğimde başımı sıramdan kaldırdım ancak Serhat'a bakmadım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu hâlâ anlayamadığım bir noktaydı ve bu noktayı Serhat'ın anladığına yemin edebilirdim. Serhat'a bakacağım zaman kafasını çeviriyordu; Serhat bana baktığında ise ben Serhat'a bakmaktan kaçınıyordum ve hiç göz göze gelmemiştik. Bu kasıtlıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kalbim hızlıydı ama yüzüm istediğim gibi sıradanlığını koruyordu. Serhat'ın hemen arkasında görünen beyaz yazı tahtasına kaşlarımı kaldırarak baktığım esnada "Biri çaldığı kâğıdı geri getirip sahibine vermeye karar vermiş anlaşılan," dedim ve derin nefes alıp cesaretlendiğimde Serhat'a gözlerimi çevirdim ama tam da tahmin ettiğim gibi Serhat gözlerini duvar kenarındaki kızlara çevirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derenlerin nasıl bir tepki verdiğini göremiyordum ama Serhat o kızlara sıkkın bakıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çaldığım kâğıdın," diye tekrar etti Serhat beni sakin bir ses tonuyla ve gözleri cam kenarını buldu. Serhat'ın kafasının dikine gidersem Serhat da aynı inatçılıkla benim kafamın dikine gider miydi? Denemeden göremezdim ama bunu deneyebilmem için ilk önce Serhat'ın görünmez tehlikeli aurasını yok saymam gerekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırtımı sırama yasladığımda dik durdum ve saçlarımı geriye götürdüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yazdıklarımı herkesin önünde anlatacak kadar seviyesiz biri gibi durmuyordu Serhat ama amacı beni rezil etmekse ben de onu kızlara rezil edebilirdim ve bence burada yanlış biri varsa o da Serhat'tı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Avuç içlerini önünde durduğu masaya yasladı ama aramızda iki masa olduğu için bu hareketi gerginliği hissetmeme neden olmadı. Serhat, çatık kaşlarıyla cam kenarındaki kızlara bakarken başını benim tarafıma doğru çevirdi ve o ağır hareketinde çatık kaşları da yumuşadı ama döngüyü bozmamak adına gözlerimi başka yöne umursamazca çevirdim. Bir türlü göz göze gelemediğim tek kişiydi ve göz göze gelirsek de göz temasını ilk kimin bozacağını çok merak ediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın bana bakarken keyiflendiğini hissediyordum. "İçinde yazılarının olduğu kâğıdını mı çalmışım?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çaldığım kâğıdın demişti ilk önce, şimdi ise içerisinde yazılarının olduğu kâğıdın diyordu. Bu iki cümle çok farklıydı. Anlıyordum ama onun laf oyununa gelmeyecek kadar laf oyunlarını ben de iyi yapardım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hayatımda yeterince tehdit edildiğim bir dönemdeydim ve bu tehditlere yenilerini eklemek istemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kâğıdımın içeriğini kızların önünde söyleyemeyeceğimi bildiği için beni açtığım konu ile vurmaya çalışıyordu, bu konuda benziyor olabilirdik ama altta kalmayacağımı Serhat'ın da bilmediğine emindim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet," dedim bir anda ve birden Serhat'a baktım, döngüyü bozmadı ve önündeki masaya dudaklarını birbirine kenetleyerek baktı. Eğildiği için dağınık saçları daha fazla ön plana çıkmıştı. Acaba canı acıyor muydu? Fazla darbe almıştı ve insanın parmağına ufacık bir diken batsa bile can acırdı. Böyle bir hareketi benden bekleyip beklemediğini bilmiyordum ama cesurca konuşmaya devam ettim: "İçerisinde yazılarımın olduğu ve senin de çaldığın kâğıdımdan bahsediyorum." Oturduğum yerde daha rahat bir pozisyon aldım ve kaşlarımı kaldırdım. "Geri mi getirdin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başını kaldırmadan elini saçlarına daldırdı ve güldü. "İnan bana kâğıdını yanımdan, cebimden hiç ayırmıyorum Hira çünkü her an her şey lâzım olabilir."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İsmimi sesli dile getirmişti ama bunun farkındalığından önce beni üstü kapalı tehdit ettiğini görüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kâğıdım. Ailemin bile bilmediği bir konunun başlangıcının yazılı hâli Serhat'ın cebinde somut olarak yer edinmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İstemsizce oturduğum yerden rahatsızca kımıldandığımda bu hareketim göze batmasın diye başımı sağıma çevirdim. Kızlar konunun içeriğini bile bilmiyorlardı ama bizi pür dikkat izledikleri yetmiyormuş gibi şaşkındılar ve gözlerini bile kırpmıyorlardı. Deren'e göz ucuyla bakıp geri önüme döndüm yüzümü buruşturarak ve Serhat yeniden başka bir yöne baktı ancak Serhat'ı çatık kaşlarıyla yakalamıştım. Ona baktığımda ise yüzünü yumuşatmıştı. Ona bakmadan önce beni çatık kaşlarla izlemişti ve ona döndüğümde ise kaşlarını düz bir çizgi hâline getirmişti. Bana bakarken kaşlarını çatmasını sağlayacak ne düşünmüştü ve neyi anlamamam için yüzünü eski hâline getirmişti?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ayağa kalkıp tam tahtanın önüne geçmek ve "İmdat! Neden! İmdat! Neden!" diye bağırıp sonra hiçbir şey olmamış gibi geri yerime geçmek istiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bizi izleyen kızların iki şey düşündüklerine emindim: Benim gibi asosyal bir şahsiyetin Serhat'ın dikkatini nasıl çekebildiğini ya da Serhat gibi alışılmışın dışında bir görünüş ile alışılmışın dışındaki şahıslarla takılmayan Hira'nın ne gibi bir bağlantısı olabileceğini düşünüyor olmalıydılar. Şu anın en kötüsü bu soruların cevaplarını benim bile bilmememdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benimle gel diye sorsam..." Durağan bir ifadeyle bana döndüğünde başka yöne baktım. "Gelir misin benimle?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Evet," dedim ve elimi çeneme koydum. "Çaldığın kâğıdımı tam şu anda bana verirsen gelirim seninle."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hahlayıp güldüğünde Serhat'a baktım, bakışlarını eğdi ve sargılı olmayan elini pantolonunun cebine koydu. Kâğıdımı bu kadar çabuk ve kolay alacağım aklıma hiç gelmemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Buruşan kâğıdım gün yüzüne çıktığında bir adım geri gitti, anladığımda yüzüm düştü ve Serhat kâğıdımı yana kaldırdı. "Kâğıdını istiyorsan benimle gelirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin bir nefes verdim ve dudaklarımı birbirine bastırdım. "Elinde tuttuğun kâğıdın sahibi benim," dedim sert ama yüksek olmayan bir sesle. "Hem çalmışsın hem de geri vermeyip üstüne şart koşuyorsun. Kafayı mı yedin sen?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat başını iki yana salladı. Yüzü keyifsizdi ve bu sınıfta fazla kalmak istemediği çok belliydi. Benimle yalnız konuşmak istiyordu ama ben bunu istemiyordum, onunla belirsizliğe gitmek istemiyordum, yalanıma yeminim vardı ve adım kadar emindim, kendimi tanıyordum ve asla yalansız yapamazdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Zaten gün içinde konuştuğum kelime sayısı belliydi, iletişimim sıfırdı ve iletişime başladığım an on kelimeden yedisi yalana aitti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat da benim gibi sakin ve sabırlı bir kişiliğe sahipti. Onunla yüksek sesle konuşmamıştım ama kelimelerim net çıkmıştı ağzımdan. Buna rağmen yüzü sertleşmedi ve aksi bir laf da söylemedi. İşte bu şaşılası bir durumdu ama ona ısınmayacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerimi kırpıp dudaklarımda dilimi hızlıca dolandırdım ve önüme döndüm, sıramdaki kitabıma baktığımda "Sen bilirsin," dedi Serhat durgun bir sesle ve kâğıt hışırtısı duydum. "Hiçbir şekilde zorlamam."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her ne kadar önüme baksam da göz ucu bir şeyler görebiliyordum, kâğıdımı sınıfın ortasında açıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Allah aşkına," diye mırıldanıp robot gibi birden ayağa kalktım ve Serhat'a döndüm. "Tamam," dedim bastırarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana bakmadı ama yere gülümsedi ve bu çok yumuşak bir gülümsemeydi üstelik şu anki duruma çok ters düşüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"O zaman benimle geliyorsun?" dedi beni eliyle çağırarak. Kaşlarım gururuma yediremediğim için çatık bir hâldeyken hiç istemesem de sıkılgan bir nefes verdim ve elimi masalara bastıra bastıra yürüdüm. Bana değil, adımlarıma yavaş bir bakış attı daha sonra ise kapıya yöneldi. O önde ben arkada sınıftan ayrıldığımızda koridordaydık ve onu aramızda üç adım kalacak bir şekilde takip ediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adımlarım sessizdi ve Serhat arkasına dönüp onu takip edip etmediğime bakmadan yürüyordu. Garip ve gizemli bir adamdı üstelik bunu kurcalamalıydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sessizce yürümeye çalıştığımda adımlarımı küçülterek ilerledim ve aramızdaki mesafe açıldı ama Serhat arkasına dönmeden yürümeye devam etti. Hâlâ peşinden gittiğimi biliyordu. Çaktırmadan durdum ve Serhat bana bakmadığı hâlde adımlarını durdurdu. Arkasına bakmadan onca mesafeye rağmen durduğumu nasıl fark etmişti?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öylece kımıldamadan bekledim ve öylece kımıldamadan bekledi. Geniş sırtına baktığımda derin bir nefes alıp verdiğini görmüştüm. Uzun koridordaydık ve kalabalık sayılırdı ama anlaşılmıyorduk çünkü aramızda mesafe vardı. Sonra Serhat'ı biraz daha denemeye karar verdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın ayaklarına baktım, bir adım geri gittim ve o ayakkabılardan bir tanesi bir adım geri gitti. Şaşırmamı iki katına çıkaran şey ise geriye attığım ayağımla Serhat'ın geriye attığı ayağının aynı olmasıydı. Etrafta arkasını görmesini sağlayacak bir ayna bile yoktu ve bunu nasıl anlayabiliyordu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir adım öne ve iki adım geriye gittiğimde aynı şekilde beni tekrarlamıştı. "Vay be," dedim nefesimi vererek ve şaşkınlığımı dizginlemeye çalıştım. “Yoksa o fantastik biri mi?” Aklımı başıma topladığımda başımı olumsuz anlamda salladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu sefer Serhat'ı denemeden ileri adımlar attım ve onu denemeden attığım adımları bile anlamış gibi ilerlemedi Serhat. Aramızda üç adım kaldığında ise yürüdü ve yeniden onu takip ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden beni denemeye çalışıyorsun?" dedi Serhat ve başını çevirdi, yine bana değil, yürüyen adımlarıma baktı. "Denenmekten hiç hoşlanmam."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Denenmekten hoşlanmayan biri için denenmesi gereken hareketlerde bulunuyorsun," dedim yarım Türkçeyle. Düzgün telaffuz edemiyor gibiydim ve bunu insanlarla fazla iletişim kurmayan biri için normal saymaya çalışıyordum. Merdivenlerden iniyorduk ve yine aramızda üç merdiven adımı kalacak şekilde iniyordum. Yutkundum ve yere, adımlarımıza baktım. "Bir şey sorabilir miyim?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İki şey de sorabilirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülecek gibi oldum ama en çok tanımadığım birinin peşinden gitmemin nedenini bile bilmeden ilerlememe ağlamam gerektiğini fark ettim. "Arkanda olan biteni ayrıntısına kadar nasıl bu kadar iyi anlayabiliyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Boğazını temizledi, son katı iniyorduk ve o dümdüz önüne bakıyordu. Bazı öğrencilerin gözleri ise Serhat'a kısa süreli takılıyordu ama Serhat bunu umursuyormuş gibi değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de sana beni denemen gerekecek durumu nasıl anladığını, arkamı anlayabildiğimi nasıl denemen gerektiğini fark ettiğini sormak isterdim ama işte," dedi nefesini bilgili bir şekilde vererek. "Cevabını bildiğim soruları sormayı gerek görmüyorum, Hira."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu benim sorumun cevabı değildi, Serhat," dedim tıpkı onun gibi isim kullanarak ve Serhat kelimesinin söylenişi dışımdan bir kere daha Serhat demeye zorluyordu. Serhat.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümsediğini hissediyordum. "Belki başka bir gün öğrenirsin, Hira. Belki bir gün öğrenmeni gerektirecek bir durum olur ve sana söylerim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sanmıyorum, Serhat." Cümlelerimizde isim söylemek bir baskılama yöntemi gibiydi. İsimlerimizi seslendirdiğimizde vurgulu konuşuyorduk ve üstünlük kimin elinde, görelim dercesine bir meydan okumaydı sanki. "Biz tanışmıyoruz ve birden, çok çok aniden hayatıma girmeye başladınız." Ulu orta yerde bodoslama konuya giriyordum ve artık geciktiremezdim. "Ne yapmaya çalışıyorsunuz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onda sıkıntıyı hissettiğimde giriş katındaydık, başını yavaşça çevirdi ama bana değil, ilerleyen adımlarıma baktı sakince ve yeniden önüne döndü. "Seninle aniden tanıştığımızı düşünmüyorum." Aklıma ilk gelen Siyah Maskeli Adamlar olmuştu. Serhat onlardan biri olabilirdi ve bu durumda da bu okulda aniden, ilk kez tanışmış sayılmazdık. Cümlesi bunun bir iması mıydı? "Onun dışında bahsettiğin Anıllarsa da saçlarını beyazlatacak kadar düşünmene gerek yok. Kötü niyetli değiller."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sorularımı hep yarım cevaplıyorsun, Serhat." Fark ettiğim bir detay yumuşak bir hisle kaşlarımı çattırttı çünkü biz Serhat ile ağır bir konuyu çok sakin bir şekilde konuşuyorduk. Hislerimin hangi doğrultuda olması gerektiğine karar veremiyordum ve bu hiç iyi bir his değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Oflamak hoşuma gitseydi milyon kere oflamıştım şimdi." Yeniden arkasını döndü ve aramızdaki üç adımlık mesafeye baktı, alnı kırışmıştı ve gözüme çok farklı görünüyordu, sonra gözleri ayakkabılarımı buldu ardından yeniden önüne döndü. "Yanımda yürümeni isterdim." Şaşırıyordum ve yumuşuyordum üstelik Serhat'a sert olmam gerekmiyormuş gibi hissetmem de çok saçmaydı. "Yanımda yürümeyeceksen eğer bu derin konuları düzgün bir yere geçtiğimizde yeniden açar mısın? Arkamdayken tepkini göremiyorum ve ölçemiyorum da ve ben insanlarla sırt sırta konuşmayı sevmem."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aramızdaki üç adımlık mesafeye düşünceyle baktım. Aklımın yolundan gidecektim. "O zaman bu konuyu düzgün bir yere geçtiğimizde tekrardan açarım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

En ufak bir tepki bile vermemişti ama bence cümlem onu hoşnut etmemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Binanın dışına ilerlerken özellikle benimle ne konuşacağını merak ediyordum ve düşüncelerimi sistematik bir şekle sokmaya çalışıyordum. Kâğıdımı neden almıştı? Benimle ne konuşacaktı? Konu neydi? Ne yapmaya çalışıyordu? Neden benimle aniden tanışmışlardı? Gizemli Adam hangisiydi? Amaçları neydi? Neyin içindeydim? İmdat.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Binanın dışına çıktığımızda rüzgâr esti ve Serhat'ın kokusu doğrudan yüzüme çarptı. Bu koku, sanki soluk boruma buz gibi hava girmişçesine içimi ferahlatmıştı. Ada çayı kokusu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nabzım hızlanmaya başladığında tedirginliğim ve farkına vardığım bir detay sorularıma bir yenisini daha eklemişti. Serhat, ben bakkalın içindeyken bakkala koşarak giriyormuş gibi bir izlenim verip neden bana bilerek çarpmıştı? Bu kadarı tesadüf olamazdı. Sonra yeniden bir şey fark ettim ve o da Serhat bana bakkalda çarptığında aslında yine bir konuşma başlatmak için bana çarpmıştı ama sonra vazgeçmişti çünkü doğrudan alkol reyonlarına gitmişti. Tehlikeye yaklaşamaz diye düşünüp yapmıştı bunu ve ben de tam Serhat'ın istediği gibi neden bana çarpıyorsun diye sormamıştım hiç Serhat'a.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

O zaman bu zaman olmayabilirdi ama inancım vardı, bu sorularım bir gün noksansız cevap bulacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bahçede yürümeye devam ettiğimizde arkadan onu izliyordum ve sonuçlar benim için hiç iyi değildi hatta çok vahimdi. Onun okuduğu binaya gidiyorduk ve nereye gittiğimizi anladığım için bakışlarımı öne eğip ellerimi de siyah ceketimin ceplerine soktum çünkü biraz daha Serhat'ı düşünmeliydim. Yürüdüğümüzden beri Serhat'ı arkadan izlemiştim ve analiz etmeye çalışmıştım. Bir kere Serhat çok güçlü görünüyordu, omuzlarının genişliğinden ve dik duruşundan bir tırsma bile hissedebilirdim. Uzun boyluydu ve kafasını kaldırarak öyle bir dik yürüyordu ki herkesi korkutacak türden cesur olduğu ortaya çıkıyordu. Ve tek korkutan onun duruşu değildi, kas kütlesi de ona yoğun bir hava katıyordu ama maalesef ki yine tek korkutan etmen bu değildi. Onun dış görünüşü, dik duruşuna da kaslı oluşuna da bin basardı çünkü Serhat'ın görüntüsü başlı başına bir alışılmışın dışıydı. Esmerdi, yüzünde kavga izleri vardı, gözleri yeşildi ama gözlerinin akı da kırmızıydı, sol eli sargıdaydı ve yine sol kolunda garip dövmeleri vardı, siyah, bol kazağından bile görünen bileği onun dövmelerinin çokluğunu gözler önüne seriyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eğer Serhat'ın yanında olabilme şansım olsaydı gerçekten de kendimi güvende hissedebilirdim ve kimseden de korkmazdım ama Serhat tam karşımdaydı ve bu hiçbir insanın istemeyeceği bir şeydi. Serhat'ın karşısında olmak demek, zayıf olmak demekti ve ben henüz zayıflığı yaşamamış olsam da tüm bunlar benim güçlü hislerimin doğurduğu çıkarımlarımdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bence gücü sevmeyen yoktu ve buna ben de dâhildim ama fiziksel gücümün olmamasına karşılık sözlerim tam bir silahtı hatta bunu kendime hatırlatıyordum sürekli çünkü Serhat ile konuşurken zorda kalabilirdim ama öte yandan sözlerini silah gibi kullanmayı unutma dediğim her vakit yalanına yeminin de vardı demekten kendimi alamıyordum. Gücü seviyordum ama daha bir sözü tutmaktan bile acizdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzüm ruhsuz değildi ama yine de kendimi soğuk göstermeye çalışıyordum çünkü sınırları aşmak istemiyordum. Serhat'ın okuduğu binaya geldiğimizde aslında bu binaya hiç girmek istememiştim ama gücü hissetmiştim kendimde ve adımlarım da hiç duraksamamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Zemin katın ilk koridorundan sağa döndü Serhat ve buranın mimarisiyle hiç ilgilenmeden Serhat'ı belli bir mesafeyi bozmadan takip ettim. Koridorun en sonunda, camların önündeki peteklere kendilerini yaslamış üç kız vardı ve Serhat'ın varlığını hissettiklerinde Serhat'a baktılar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sadece başımı iki yana sallayıp gülümsedim. O kızların Serhat'tan hoşlanmadıklarına emindim çünkü belli etmeseler de içlerinde Serhat'a, Serhat'ın görünüşüne dair bir korku vardı ama yine de aralarında ya da kendi içlerinde hırs yapmış gibiydiler.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat beni unutmuş gibi yürüyordu. Birden sol taraftaki bir sınıfın önünde durdu Serhat ve kapıyı açıp içeri girdi. Üç adım sonra ben de içeri girecektim ama Serhat içeriye girdikten sonra anında kapıyı kapattı. Üstüme kapanan kapı ile birden bakıştım ve afallamama engel olamadım çünkü beni çağırıp buraya kadar getiren Serhat'tı ve şimdi de üstüme kapıyı mı kapatıyordu? Hiçbir şeyi amaçsız yapmayacağına emindim Serhat'ın ve buradaki amacı neydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendilerini cama yaslayan kızlarla aramızda on adım vardı ve Serhat kapıyı kapattığı gibi gülmeye başladılar. O kızların gülüşlerinin amacı beni küçümseme niyetleri olduğundandı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Duruşumu, ciddiyetimi ve mimiklerimi bozmadan kapıya bir insana bakarmış gibi bakmaya devam ettim sonra ise o kızlara ruhsuz gözlerim dokundu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nefesimi verdiğimde o kızlara bakmayı sürdürdüm ve fark ettiğim detaylar kaşlarımı kaldırmama yol açtı. Yüzüme kapıyı kapatan Serhat, onun arkasından onu takip ederek yürüdüğüm için beni o kızlara sanki Serhat'a âşığım da onun peşinden gidiyorum gibi göstermeye çalışmıştı. Muhtemelen bu kızlar da beni diğer kızlar gibi onun dikkatini çekmeye çalıştığımı düşünüyorlardı. Serhat'ın kapıyı yüzüme kapatmasındaki amacı aslında "Senden etkilenmiyorum, beni takip etmeyi bırak," demeye çalışmasıydı. İnanamıyordum, beni o kadar peşinden sürüklemişti ve sırf onun yanında yürümedim diye de şu kısacık sürede böyle bir plan yapıp benimle oyun oynamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eğer benim yerimde başka biri olsaydı muhtemelen Serhat'ın kapıyı yüzüne kapatmasının sebebini anlayamayacaktı ve anında kapıyı açıp öylece içeri girecekti. Düşünmeden hareket eden biri olsaydım Serhat'ın yüzüme kapıyı kapatmasını sorgulamadan kapıyı açıp içeri girerdim ve aslında o kızların gözünde küçük düşebilirdim ama neyse ki ben başka değildim ve sorgulayıp da anlayabiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kızlar beni öyle aşağılanmış görüyorlardı ki kahkahalarını yüzüme bakarak atmaktan çekinmiyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudağımın tek kenarını kaldırıp sırıtarak kapıya baktım çünkü Serhat'ın oynadığı oyundan hoşlanmıştım ve aynı şekilde sürdürecektim. Birazdan yapacaklarımla ya vezir olacaktım ve o kızlar şaşkınlıklarından kahkaha atmayı unutacaklardı ya da rezil olacaktım, yerin bilmem kaç kat dibine girip Serhat'ın kazandım diye coşmasını duyamayacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aslında Serhat'ın o kapıyı kapatması ufak ve kimsenin anlayamayacağı bir hareketti ve şöyle bir sonuç ortaya çıkıyordu: Serhat onun bu hareketini anlayıp anlayamayacağımı test etmeye çalışmıştı ve Serhat dolaylı yollardan başka bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama henüz ne yapmaya çalıştığını anlayacak kadar onunla vakit geçirmemiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nefesimi içime çektiğimde eş zamanlı kaşlarımı çattım ve ellerimi iki yanımdan yumruk yaptım; kapıya, başımı biraz öne eğip ölümcül bakışlar attığım zamanda ise "Sana inanamıyorum, Serhat," dedim alınmış ve sitemli ama en çok da baskın bir sesle. İlk başta kapıya hafif bir tekme atmayı düşünmüştüm ama o sadece bakışlarıma tahammül eden sıradan bir kapıydı. "Beni buraya kadar yüzüme kapıyı kapatmak için mi sürükledin? Hiç kibar değilsin aksine çok kabasın." Üçlü kız grubunun göz odağındaydım. Kapıya bakmayı sürdürdüğümde başımı şiddetle iki yana salladım. "Benimle bir daha konuşmaya çalışma çünkü peşinden gelmem ve sen benim peşimden gelsen bile seni dinlemem de." Bir adım geri gittim. "Şimdi gidiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırtımı kızlara döndüm ve gayet de dik bir şekilde ilerlemeye başladım. Artık gülmüyorlardı ve ciddiyetle düşünüyorlardı. Onlara göre Serhat'ın beni çağırma ihtimali yoktu ve ben yalan söylüyordum. Şimdi ya Serhat kapıyı açıp beni içeri davet edecekti ya da kapıyı açmayacaktı ve beni o kızlara karşı küçük düşürmüş olacaktı. Benimle önemli bir şey konuşacağını biliyordum, kâğıdım da hâlâ ondaydı ve bu durumda o kapıdan çıkacağına emindim çünkü aksi bir durumda kâğıdım sonsuza kadar onda kalacak olsa bile inat yapardım ve ne olursa olsun onunla konuşmazdım. Öte yandan nereden geldiğini anlamadığım garip bir his Serhat'ın o kapıyı açacağını söylüyordu. Tüm bunlara karşın Serhat ile oyun oynamak acayip hoşuma gitmişti sonra hatırladığım bir detay yürümeye devam ederken elimle alnıma vurmama yol açtı. Benim yalanıma yeminim vardı ve cümlelerimi kurarken bu yeminimi aklıma getirmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yalan konusundaki yeminlerimde kendime güvenmesem de kendime ve zekama güveniyordum üstelik yaptığı ufacık bir hareketi anlayamayacağımı düşünmesi Serhat için büyük bir aptallıktı ama Serhat'ı bir türlü hafife alamıyordum ve hislerimde yanılmazdım: Serhat benden daha fazlasıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ismi altı harfliydi ve tam altıncı adımımda kapı birden gürültüyle açıldı ve anında adımlarımı hızlandırdım. Kapıyı gürültüyle açmış olabilirdi ama kapı duvara çarpmamıştı ve kapının duvara çarpmasını önleyecek derecede sakin hareket etmesi o göremese bile gülümsememe yol açtı. Serhat ile oynamak daha şimdiden kendimi şanslı ve zinde hissettirmişti. Öte yandan rahatlamıştım çünkü kızlara rezil olmaktan kurtulmuştum çünkü o kapıyı açmaya da bilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Niyetimi anlayamayacağını düşünmem benim için bir aptallık değildi çünkü denemiş oldum ve çok da hoşuma gitti öte yandan sadece kazanmana izin verdim ve isteseydim maçı ikiye sıfır kazanırdım." Arkamdan homurdanarak adımladığında daha çok gülümsedim ve kendime sarıldım, şu anki galibiyet hoşnutluğunun verdiği his gerçek olamazdı. "Durur musun artık, lütfen dur." Daha çok gülümsedim ve daha çok hızlandım. İçimin bu kadar sevinçli olması da gerçek olamazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hiç beklemediğim bir anda karşımda belirdi ve onun ayakkabısına bastığımda son anda ona çarpmaktan kendimi alıkoydum sonra ayakkabısına bastığım ayağımı geri çekip geri adımladım. Bu aniliği beklemediğimden başımı kaldırmamıştım fakat onun spor ayakkabısında ayakkabımın izi çıkmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Özür dilerim."
"Özür dilerim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aynı anda konuşmamıza şaşırdığım için ona baktım ama o içimdeki gizli tahminimi onaylarcasına arkamdaki kızlara baktı. Özür dileyeceğimi anlamıştı ve bilerek, konuşmuş olmak için kuracağım cümleyi tekrarlamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen niye özür diledin?" diye sordum bir adım daha geriye giderken çünkü onun uzun boyu karşısında fazla duramıyordum ama yine de diktim ve biz hâlâ göz göze gelememiştik.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neon yeşili gözlerini kızlardan çekti ve ağır ağır ayakkabısına baktığında "Yüzüne kapıyı kapattığım için," dedi ardından beni şaşırtacak bir hareket yaptı: Diğer ayakkabısıyla üstüne bastığım beyaz spor ayakkabısının üstüne basmıştı ve biraz daha kirletti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onun bu hareketine şaşırdım ama bu belirtim sadece kaşlarımı kaldırmamla sınırlı kaldı. "Beni neden deniyorsun, bilmiyorum ama bir şeyleri ölçüyorsun." Kollarımı göğsümde birleştirdim ve bilmiş gibi gözlerimi sola kaydırdım. "Bunun farkındayım. Ve sen de denmekten hoşlanmadığını söylemiştin, ben de sınanmaktan hoşlanmıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözleri yüzümü bulduğunda bir an yüz şeklimi kontrol edemiyormuş gibi oldum ama zaten onunla göz göze gelmemek için Serhat'ın omzunun gerisine bakmıştım. "Seni deneyeceğimi anlayacağını da biliyordum." Gülümsediğini sezdim. "Ama hâlâ tereddütlerim var. Mesela fazla soğuksun ve bu...Neyse. " Etrafına baktı. "Sınıfta konuşsak olur mu? Ama bu sefer önden sen yürü, arkamdan yürümen canımı sıktı çünkü."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nasıl oldu bilmiyordum ama hiç düşünmeden döndüm ve sınıfa doğru yürümeye başladım. O an aklıma hayır demek hiç gelmemişti ya da Serhat'ı reddetmek istememiştim veya o kızların yüz ifadelerini görmeyi çok istediğimden böyle bir karar almıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Peşimden gelmeyebilirdin, o kapıyı açmaya da bilirdin." Yürümeye devam ettiğimde o kızlara sadece bir saniyeliğine baktım. Serhat'ın neden benim önde yürümemi istediğini şimdi daha iyi anlıyordum. Serhat neden böyle bir izlenim sunmak istemişti, bunu bilmiyordum ama benim kovaladığımı değil; benim peşimden geldiğini onlara göstermek istemiş olmalıydı bu sefer de. Serhat geri adımlasa bile cidden on adım ilerisini öngörebiliyordu ve ona göre hareket edebiliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk önce o kızların kahkahaları hoşuma gitmemişti ama şimdiki bakışları benim için o kahkahalara bedeldi. İntikam bana göre değildi ama o kahkahalara maruz kalmayı da hak etmemiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Peşinden gelmeyebilirdim," dedi Serhat arkamdan. "Başka bir sebebi de var ama ağır basan benim gurursuz bir adam olmam. Ben hiçbir şeyde gurur yapmam ve kapıyı açarak da hata ettiğimi düşünmüyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Açık kapının kulpunu tuttum ve dışarıdan kapatma pozisyonuna getirdiğimde gülümseyerek o kızlara baktım, bu hareketimi Serhat görmedi ve sınıfa ilk giren ben oldum ardından Serhat da girdi ve kapıyı kapattı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yaslamıştı, o sırada ise ellerimi ceketimin ceplerine koydum ve hayatımı düşündüm. Daha bir hafta öncesine kadar bu üniversitede değildik, ben her gün tek başımaydım ve şimdi ise benimle tanışmaya çalışan dört insan vardı üstelik dördünün de aynı anda Siyah Maskeli Adamlardan olabileceği gerçeği de aşikardı. Şu an karşımda kendisini kapıya yaslamış olan Serhat'ın o adamlardan olmama gibi bir ihtimalini düşünemiyordum bile yoksa niye benimle tanışmaya ya da konuşmaya ve en önemlisi de yaşantımın belli bir kesitini içeren kâğıdımı almaya çalışsındı ki?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kapıya yaslanmıştı ve beni izliyordu. Döngüyü bozmamak içi ona bakmıyordum ama fazla uzatmak da istemiyordum. İlk girişi ben yapmak istedim. "Neden kâğıdımı çalıp kaçtın sorusuyla başlıyorum." Ona baktığımda tahmin ettiğim gibi arkamdaki camlara baktı ama gülümsüyordu. "Ve niye benimle tanışmaya çalışıyorsunuz? Bir kere sen dün nasıl bizim dersimize girebildin?" Yüzünü inceledim ve dayak yemiş olmasını sorgulamadım bile üstelik sol eli sargıdaydı ve bu sargıyı da kalıbımı basardım ki Şevval yapmıştı. "Neden Anıl ile sırf ben kavga ettiğinizi göreyim diye kavga ettin ki?" Böyle bir soruyu duymayı bekliyormuş gibi gülümsedi. En başından beri beni deniyordu. "Neden beynimin sınırlarını öğrenmeye çalışıyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Siyah kazağının altından gömleğinin yakalarını usulca düzeltti ve neon yeşili gözleri arka sıraları buldu. "Sana duvar kenarından bir şey göstereceğim," dedi hiçbir sorumu yanıtlamayarak ve sırtını kapıdan çekip duvar kenarının en arkasına doğru yürümeye başladı. "Benimle gelir misin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İki adım sonrasında konuşmaya devam etti: "Bu arada benimle neden tanışmaya çalışıyorsunuz diye sordun, bu bilgi işine yarar mı bilmiyorum ama Serdar'dan, Serkan'dan ve Anıl'dan sana bir zarar gelmez. Onlar kötü insanlar değiller."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerimi devirerek peşinden adımladığımda yüzüm yine hissizdi. Az önce o soruları sormadan önce kendi içimde can çekişmiştim hatta ellerimin titremesini önleyemem diye ceketimin ceplerine ellerimi koymuştum ama Serhat sorularımı cevaplamamıştı. Tüm gizli saklı nefes egzersizlerim boşuna gitmiş gibi hissediyordum ve ikinciyi biraz zor sorardım sanırım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

En arkaya kadar gitti hatta duvara dokunduğunda tam sol arkasındaydım. Bir an gizem kitaplarında okuduğum gibi gizli bir kapı mı açılacak diye düşünmeden edemediğim esnada sanki defalarca bu hareketi yapmış gibi çok çevik bir şekilde birden kollarıyla beni sıraya kadar geri götürdü. Gözlerim irileştiğinde bedenimi kendime çektim ve ani temasından kurtulmaya çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne yapıyorsun?" dedim kaşlarım kavislenirken. Çok hızlı yer değiştirmiştim ve kalbim ani olarak teklemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kollarını her iki yanımdan arkamdaki masaya dayadı ve üzerime eğildiğinde kaşlarımı çatarak ve olabildiğince geriye giderek ona baktım ve ilk kez, tam olarak ilk kez o an göz göze geldik. Göz göze gelmeden önce bu andan korkacağımı aklıma hiç getirmemiştim çünkü bakışıyorduk ve o çok kararlı bakıyordu. Bu bakışmamızın farkına varmasaydım bakışlarımı çekerdim ama artık ben de gözlerimi ondan çekemiyordum çünkü her şeyden önce bu benim bütün insanlara karşı uyguladığım bir inattı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yutkunma ihtiyacımı güçlükle bastırıyordum. Biraz daha geri gidebilseydim masanın üzerinde otururdum ama kımıldamıyordum. Serhat ise olabildiğince dikeldi ve ondan bakışlarımı çekmemek için boynumu kaldırmak zorunda kaldım. İçimden bir ses Serhat'ın göz göze gelebilmemiz için böyle bir anı en başından beri kolladığını söylüyordu ve içimde bir korku vardı. Hayır, yüzüm renk değiştirmemeliydi. Hayır, o gözlerini kırpmıyorsa ben de kırpmamaya özen göstermeliydim. Hayır, Serhat sabit bakabiliyorsa ben de sabit bakabilirdim ki ben zaten sabit bakışlı bir insandım ancak Serhat'ın etkisi Serhat'a bakarken zorlanmamı sağlıyordu ama yine de gözlerimi onun neon yeşili gözlerinden çekmedim. Bu benim ve onun inadının karşılaştırmasıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beni kandırdın," dedim ve sessiz bir nefes aldım. "Bu boş sınıfa bilerek getirdin beni." Benim gibi gururlu bir insanın maksimum kurabileceği cümle bu kadardı çünkü beni kandırmasını en fazla bu şekilde kabullenebiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben kandırmam ki," dedi baskın bir sesle. Onun gerçek yüzünü görüyordum, baygın ama sabit ve sıfır kımıltıyla üstten bakıyordu. "Sadece yalan söylerim ve hiçbir çekincem de olmaz. İkisinin arasındaki ince çizgiyi kolay kolay bozmam."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kandırmak da yalan söylemek de insanları sırtından vurmak demekti, ikisi de aynıydı ama aradaki farkı anlayamıyordum ya da şu anda düşünemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anlıyormuş gibi kaşlarımı kaldırıp indirdim. Serhat, gözlerime dikkatle bakıyordu ve ilk kez birine bakarken bu kadar zorlandığımı hissediyordum ama direnmeden pes etmeyecektim çünkü bu kendime ihanet olurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dudaklarını niye kımıldatıyorsun?" diye sordum ve ellerimi yeniden ceketimin cebine koydum, Serhat'ın dudağının kenarı kanadığı için kabuk bağlamıştı ve kısa bir an oraya dokunma isteği gelmişti. Bunları sadece göz ucu görüyordum çünkü bu doğrudan göze bakma yarışmasıydı. Bana bir cevap vermedi Serhat ve dudaklarını sessizce oynatmaya devam etti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sadece belli bir noktaya uzun bir süre odaklandığımızda bakmadığımız bütün kısımlar zamanla görünmez olurdu. İlk kez Serhat'ın neon yeşili gözlerine bakmıyordum ama ilk kez karşılıklı gözlerimizin içine bakıyorduk. Bu öyleydi ki etraftaki başka her şey silinmiş gibiydi ve yine bu öyleydi ki içimde fazla zorlandığımı hissediyordum çünkü her an bakışlarımı kaçırabilirdim. Hayır, kendime sözüm vardı ve bakışlarımı kaçıramazdım öte yandan yutkunmamaya çalışıyordum ve bu beni çok zorluyordu. Bir başka olay ise bedenimin verdiği tepkilerdi. Dışarıdan yüzüm sayesinde bir şeyin anlaşılmadığına emindim ama içimde sanki fazlasıyla adrenalin salgılanmıştı, damarlarımdaki kan hızlı akıyordu ve karnımda heyecanı andıran rahatsız bir ağrı oluşturmuştu. Tüm bunlar beni zorluyordu ama Serhat'ın baygın gözleri, yüzü, bakışları ve bedeni çok rahattı, çok profesyonelce duruyordu ve kazanmaya ya da inadına öyle odaklanmıştı ki daha gözlerini bile kırpmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ceketimin içindeki ellerimi sıktığımda dayanamadım ve gözlerimi kırptım ama yüzüm yumuşamış olsa bile yine de ona bakmayı bir an bile kesmedim. Gözlerimi kırpmam bile Serhat'ın bakışlarına yansımıştı ve karşımda kazanamazsın der gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benim hakkımda ne biliyorsun?" diye konuştu Serhat ve onun gerçek yüzünü görüyor gibiydim. Gözleri yorgunluğa benzer bir baygınlıkla bakıyordu, o gözlerde hiçbir saygı yoktu ve sesi çok uzaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hayır, o sadece iyi rol yapıyordu ve Serhat'ın beş dakika önceki ya da beş dakika sonraki hallerinden hangisinin gerçek olduğunu, hangisinin gerçek Serhat'ı yansıttığını ya da Serhat'ın hiç yansıtmadığı bir tarafının olduğunu bilemezdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yalanıma yeminim vardı ama artık bu yeminime buradan çıkana kadar uyamayacaktım ve bu beni üzüyordu. Bilmiyorum deseydim hiç inandırıcı olmazdı ama "Kâğıdımın hırsızı olduğunu biliyorum," dedim soğuk bir tonda ve inandırıcı olmaya çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yorulmak bilmeyen bir bakışı vardı ve o bakışları resmen benim içimi okudu öyle ki bunu çok derinden hissetmiştim. "Diyorsun," dedi ve arkamdaki masaya yaslı olan ellerini birbirine yaklaştırdığında onun kollarının arasında kalmak kendi kendimin içine girmeye çalışmama yol açtı. Daha sonra ise bana meydan okurcasına başı omzuna doğru kaydı ve gözlerime bakmayı sürdürürken gözlerini kıstı. "Sanırım duygularını uzun süre içinde yaşadığından hislerini artık dışarı yansıtamıyorsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Birbirimize bakma inadının üstüne bir de içimizi okuyup okuyamayacağımız bir yarış daha başlatmıştı Serhat. Gerçekten de sınanıyordum ama neden denendiğimi bir türlü anlayamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benimle oyun oynuyordu ama onun aksine ben başımı oynatmadım ve hiç kımıldamadan ona bakmaya devam ettim. "Sanırım..." Söyleyip söylememek arasında kararsız kalmıştım. Nefesimi çok yavaş verdim çünkü ona çarpmasını istemiyordum. "Bakkaldayken bana bilerek çarptın ve son anda bana çarpmanı sağlayacak etmeni yapmaktan vazgeçtin ve seninle konuşamayayım diye de alkol reyonlarına attın kendini."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Konuşmamdan haz alırmış gibi soğukça gülümsedi ve kafasını düzeltti. "Mutluluğunu, gülüşünü israf etmekten korkuyorsun ve neşeni de sınırlı yaşamaya çalışıyorsun çünkü çok gülen çok ağlar cümlesi bir nevi senin benliğin olmuş." Bir şiiri okuyup anlamaya çalışıyormuş gibi bakıyor olabilirdi ama gözlerinde bir duygu sezemiyordum ama Serhat zaten duyguyu gözlerinde barındırsa bile bunu çok profesyonelce gizleyebilirdi. Serhat'ı anlayamıyordum ve işte bu yüzden en çok da Serhat'ın karşısında anlaşılmaz olmam gerekiyordu. "Herhangi bir anda fazla gülmek yerine yarısını geleceğine de saklamak, hiç sevmesen bile zamanla düşünce yapın olmuş ve bu durumu da hiçbir zaman bozamayacağını düşünüyorsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat manevi yönden beni okumaya çalışıyordu ben ise somut gerçekliklerden yol almaya çalışıyordum. "Bedenini hiçbir şekilde umursamıyorsun." Serhat'ın gözlerine öyle odaklanmıştım ki o neon yeşili renginin içinde kırmızı, çok minik bir nokta vardı ve sanırım buna göz beni deniyordu. Bu yeşilin içindeki kırmızı nokta sol gözündeydi. Bakışlarımı çekmemek için direnmeye devam ettim: "Sevdiklerin için bedenine zarar gelmesini umursamazsın ama yine de hayatında hala uğuruna kendini yok edeceğin bir insan yok. Buna abin ve kardeşin de dâhil. Kabul, dışarıdan dördünüz de birbirinize bağlı görünüyorsunuz ama kendi aranızda ayrılıklarınız var."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bunu sen mi anladın bakışı bekliyordum Serhat'tan ama aynı yüz ifadesiyle bakmaya devam etti. Beni küçümsemiyordu ya da böyle bir harekette bulunmayı kendisine yakıştırmıyordu. Sonuç olarak iki ihtimal de benim için güzeldi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın bir şey söylemesini bekledim, bana bakmaya devam ettiği gibi benimle her konuşmadığında garip bir şekilde dudaklarını kımıldatmaya da devam etti. Bir şeyler mırıldanıyordu ama onun gözlerinden bakışlarımı çekmediğim için dudaklarını okuyamıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Başlattığın oyunda pes mi ettin?" diye sordum boynuma ağrının girmeye başladığını hissederken. Onun çemberindeydim, baskı altındaydım ve yine de iyi dayanmıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır," dedi ciddiyetle hemen ardından ise yüzüne serseri bir gülüş yerleşti. "Sadece söyleyip söylememek arasında kararsız kalmıştım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben Hira'ydım. Ben söyle demezdim doğrudan ama öyle bir konuşurdum ki onun söyleyemediği şeyi söylemesini sağlayabilirdim. "Peki," dediğimde bizim binanın ders zili buradan bile duyuldu ve bu üzerimdeki baskıyı artırdı ancak bozmamaya çalıştım. "Serhat," dedim onun ismini kullanarak, böylelikle daha vurgulu olurdu. "Senin zararlı bir alışkanlığın var ama bu madde bağımlılığı ya da alkolik olmak gibi bir şey değil." Düşünüyormuş gibi oldum. O an gözlerimi Serhat'ın gözlerinden çekip yara almış yüzüne, sargılı sol eline ve yara olmuş sol koluna bakmayı öyle istedim ki nedenini ben bile sorguladım. Öte yandan Serhat hâlâ dudaklarını kımıldatıyordu. "Senin kendine zararlı bir alışkanlığın var."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İçimde tuttuğum sözleri dışa vurmamı istiyorsun, bunu anlıyorum." Yutkunmasını bekledim, yutkunmadı ve nasıl bu kadar iyi oynayabildiğini düşündüm çünkü Serhat benden daha fazlasıydı. "Pekâlâ," dedi kaşları çatılırken ve konuya doğrudan girdi: "Fark ettiysen şu ana kadar sen bana bakarken ben sana bakmamıştım ve ben seni izlerken de sen bana bakmaktan kaçınmıştın." Buraya kadar biliyordum. "Bu olay bir tesadüf değildi, ben sadece senin de tıpkı benim gibi sabit bakışlı biri olduğunu gördüm ve bakışmamız başladığında da sadece ikimiz olalım istedim. Şu anda bu sınıfta, ikimiz de yalnızız." Kaşlarını itina ile kaldırdı. "Bana karşı kaybettiğinde kaybedişini kimse görmesin isterdin." Çenemi sıktım. "Çünkü gururun bana kaybedişini bile daha kabullenememişken başkalarının da şahit olduğu bir olayda daha fazlasını taşıyamazdı herhalde."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Konuşmak için dudaklarımı araladım sonra dişlerimi sıkıp bundan vazgeçtim. Bizim binanın öğretmenler zili çalmıştı ve dersimiz biyolojiydi ama nöbetçi bir öğretmen sınıfa girip yoklama alabilirdi. Bu da üstümdeki başka bir baskıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yine mırıldanmaya başladığında bu bakışmamız sonsuza kadar sürecekmiş gibi hissediyordum ve her geçen saniye direncim kırılıyordu. Yutkunduğumda Serhat da fark etmiş gibi daha da dik durdu ve başımı daha da kaldırdım, sanki başımı her kaldırdığımda onun karşısında küçülüyordum ve bu kadar yakınımda durması dengemi, daha doğrusu gururumu bozuyordu çünkü karşısında ezildiğimi hissediyordum. Sanki bunu da anladı Serhat ve bacaklarını biraz açıp ayaklarını kaçmamı engelleyecek türden ayaklarımın etrafına koydu. Ayağımı sürüklemeyi denedim ama Serhat'ın ayakkabısına takıldığımda sıkışmıştım ve kaşlarım çatıldı. Kolları, bacakları, boyu, başı ve bakışları dört bir yanımı sarmıştı, bu durum direncimi fazlasıyla kırdığı gibi küçülmemi de sağlıyordu üstelik gururum bunu kaldıramıyordu da çünkü ben neden Serhat'ı saramıyordum? Ben neden Serhat'ın üstünde baskı kuramıyordum ya da boy olarak neden ben üstün değildim?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat hala bana bakıyordu ve artık bunun sonsuza kadar sürecek olması beni korkutuyordu. Nefesimi verdiğimde göğsüm içime girdi ve omuzlarımı da öne eğdim. Dayanamıyordum. Serhat gibi sabit bakmayı beceremiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yüzümde ne gördü, bilmiyordum ama bakışları ilk sefere göre yumuşamıştı. Cidden çözülmesi zor bir adamdı çünkü baştaki baygın ve soğuk bakışları kaybolduğu gibi yerini saygı ve duygu almıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana gülümsediğinde dişlerine bakmak istedim ama gözlerimi kısıp son ana kadar direnmeyi seçtim çünkü o Serhat'tı. Çünkü benimle oyun oynuyor olabilirdi. Öte yandan beni gevşetmeye çalışmak için öyle gülümsemeye çalıştığı gerçeğini aşamıyordum çünkü baştan böyle bakmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Aklımı seçtim ve beynim, Serhat'ın benim zihnimle oynamaya çalıştığını söyledi hemen ardından gururum da aynı şekilde karşılık vermem gerektiğini haykırdı. "Serhat," dedim ve kaşlarımı kaldırdım. "Çok absürt bir zamandayız, kanlı bıçaklı olmamız gerekirdi ama biz en başından beri çok sakin diyaloglar kurduk."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bakışlarındaki yumuşama arttı ama bana bir cevap vermeyerek hiçbir şekilde kanmadığını gösterdi sonra bir şey oldu ve kurduğum cümlenin gerçekliğine aynı anda bakışarak vardık. Gerçekten de en başından beri fazla sakin konuşmuştuk ve sınıfta sadeceydik, belki de yüksek sesle konuşmamamız da bundandı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şu anki dersiniz boştu, öyle değil mi?" Ona bir cevap vermedim. "Daha bir biyoloji öğretmeniniz atanmadı." Serhat'ın sözleri öğretmenimizin mezarına hâlâ gidemediğimi hatırlatmıştı bana.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çoktan nöbetçi öğretmen dersimizin yoklamasını almış olmalıydı ve yüksek ihtimalle de yok yazılmıştım. Sonucunda direncim kırılma noktasını çoktan aşmış gibiydi ve ben aştığım eşik değerine rağmen bakışlarımı hala kaçırmadığım için kendime seviniyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat gözlerini benim kadar çok kırpmıyordu, boynum ağrıyordu ve gözlerim yanıyordu. O fazla baskındı, fazla iriydi ve fazla güçlüydü. Bu kadar baskı çok fazlaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat stres oluşumu sezdi ve bu stresi artırması gerekirken bakışlarımı kaçırmayayım diye resmen bir motivasyon konuşması yaptı üstelik bunu neden yaptığını da bilmiyordum. "Bana bu kadar direnen ilk kişi değilsin ama bu kadar direnen ikinci kişisin." Sözlerine tezat kollarını arkamda birleştirdi, artık omuzlarımı bile kımıldatamayacak noktaya gelmiştim. "Benim gibi bir kişiliğin dürüst olacağı tutsaydı sana bakmaktan hoşlandığını hatta sonsuza kadar da sana bakabileceğini söylerdi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir tepki vermek istiyordum, içimden gülümsüyordum ama bir türlü yüzüme yansıtamıyordum ve bunun sebebi tıpkı benim gibi Serhat'ın da aklımı çelmeye çalışmasını düşündüğümden olabilirdi. Serhat bana nasıl bir tepki vermişti? Sadece gülümsemişti ve cevap da vermemişti. Aynı tepkiyi vermeye çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anladığında yüzü hiç değişmedi, garipti ama Serhat beni her anlamda fazla zorluyordu. Konuşmadan önce 5 kez düşünmem gerekiyordu, konuşmalarından imalar anlamalıydım, konuşmalarına kanmamaya çalışmalıydım, saf olmamalıydım, aynı şekilde karşılık verebilmeliydim, tüm algılarımın açık olması gerekirdi ve bunlar çok fazlaydı. Şu ana kadar nasıl dayandığımı sorgulama noktasındaydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir kız arkadaşın var mı?" diye bir anda sordum. Belki hâlâ sonsuza kadar sürebilecek olan şu durumumuzu kazanabilme ihtimalim vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Konumuz bu mu?" dedi gülümserken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı aşağı yukarı salladığımda kaşlarım hafif gergindi. Milyon kere gözümü kırpmıştım ama Serhat toplasam belki altı yedi kez kırpmıştı gözlerini. Belki de aynı anda kırpıyorduk ve fark etmiyordum, bu da olabilirdi ama gerçekten de gözlerini uzun süre açık tutabiliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerimiz birbirine değmeyi sürdürürken Serhat düşündü, gözlerini kıstı ve gülümsediğinde "Var," dedi tereddütsüz. "Bir sevgilim var, evet."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval'e üzüleceğimi hiç düşünmemiştim. Öte yandan konuşup konuşmamak arasında fazlasıyla kararsız kalmıştım. Nasıl bir tepki verirdi, fazla öfkelenir miydi, öfkelendiğinde etrafı kırıp dökenlerden miydi ya da sinirden bakışlarını benden kaçırır mıydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Üzüldüm," dedim ve devamını getirmedim, cesaretlenmem gerekiyordu ve nefes almalıydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yüzü onda daha önce görmediğim garip bir hâl aldı. "Neden üzüldün?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çenemi sıktım, konuşamayacak kadar cesaretsiz hissettim ama Serhat öyle bir baktı ki dudaklarım kendiliğinden aralandı. "O kıza üzüldüm," dedim ama Şevval ismini kullanmadım. Gözleri her zamankinden daha dikkatli izliyordu. "Senin yanındayken istediği gibi davranamıyordur. Senin yüzünden anın tadını çıkarmak yerine hep bir adımı değil, birkaç adım sonrasını düşünüyor olmalı." Gözlerim iki gözünde de dolandı, en sonunda sol gözüne, yeşil renginin içindeki kırmızı noktaya baktım. "Ne yapıyorsun? Çözemediği her bulmacada dalga geçiyor musun onunla?" Saçlarıma bakmamaya direndiğini görmemiştim ama içimde onun bu duruma direndiğini hissetmiştim, niye böyle düşünmüştüm bilmiyordum. Yine de tepkisizdi, başımı hafif yana yatırdım ve sonra başım onun omzuna çarptığında eski konumuma döndüm. Serhat dört bir yanımdaydı. "Ona da böyle mi bakıyorsun, Serhat? Bilmiş gibi veya üstten hadi bilemedim yenilmezmişsin gibi, sadece hırsla. Her şeyi geçtim benimle bu şekilde yakın durman ne kadar doğru?" Hırsla bakmamıştı, haksızlık etmiştim ama fazlasıyla yorulmuştum. Yalana olan yeminim ise artık bir varlık bile değildi, bu sınıfta yok olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sözlerin bana çok tanıdık," dedi ama sesinde bir ruhsuzluk yoktu. Her şeyiyle sıradandı ve olağan tepkiler vermişti ama içten içe sözlerimi düşünüyordu. Hiç sinirlenmemişti, ters bir bakış atmamıştı bana veya sesini de yükseltmemişti. Onun gerçekliğini sorgulamadan edemedim ama zaten ben de onunla sakin bir tonda konuşmuştum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beni yalanlamadın," dedim ve yutkundum, bir kez daha gözlerimi kırptım. "Haklı olmalıyım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu söylediklerine sen inandın mı konuşurken?" dedi ardından başını çok az iki yana salladı. "Neyse, bunun bir önemi yok." Belirgin çenesini sıktı, boynunu kütletti ve yutkunmamaya direndim. "Canım sıkılmamıştı ama senin canın sıkılmış anlaşılan." İlk kez gözlerini gözlerimde dikkatle oynattı. "Canın sıkılmasın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine dudaklarını oynatmaya devam ettiğinde gerginliğim artmıştı. Bir anda değil, yavaş yavaş yüzünü yüzüme yaklaştırdı ama bu yaklaştırması öpme manasında bile eğildi aksine bir meydan okumaydı, bir incelemeydi ve bir baskı kurmaydı da.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deminden beri düzgün kımıldayamadığımdan yüzümü buruşturdum ve ondan uzaklaşmak için başımı geriye götürdüm. Nefessiz bakışları, arkamda birleştirdiği elleri, ayaklarımın etrafındaki ayakları öylesine etrafımdaydı ki minicik bir çemberdeydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Uzaklaş benden," dedim net bir şekilde ve emir verircesine konuşmama kaşlarını kaldırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Niye?" diye sordu alayla ve eşik değerim çoktan aşılmıştı, artık imkânsız bir boyuttaydı. "Sevgilime böyle baktığımda sevgilimin ne düşündüğü hakkında empati yapama diye mi uzaklaşayım senden?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat, haksızlığın mantıklı boyutuydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne alakası var?" dedim nefesimi verirken. Ondan rahatsız değildim ama onun özelliklerinden ve baskı dolu havasından dehşet rahatsızdım, kaldıramıyordum. Yüzümü geriye götürdükçe daha da yaklaştı. "Sadece uzaklaş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen uzaklaş," dedi bir anda. "Burada rahatsız olan biri varsa o da benim." Yüzünün aldığı hâli tarif edemiyordum ama bu seferki mırıldanma şekli bir öncekilere göre daha hırslıydı. Büyü yaptığına inanacak boyuttaydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İlk başlarda mimiklerimi kontrol edebiliyordum ama şimdi yüz ifadem benden bağımsız asılmıştı ve düşmüştü. Konuşursam ağlamazdım ama konuşursam ağlayacağımın izlenimini verirdim. Başımı iki yana olumsuz anlamda salladım ve gözlerimi kırpmadım, gözlerimi bir saniyeliğine kapatıp açtım. Buna rağmen, kaybetmeyi göze aldığımı göstermeme rağmen aynı tonda, hiç bozmadan bakmayı sürdürdü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dakikaları saymamıştım ama hayatımda yaptığım en uzun bakışmaydı, en uzun zorlanışımdı ve en uzun direnişimdi de. Her türlü başaramayacağımı anlamıştım ve o hâlâ çok inançlı bakıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarımı araladım, ilk birkaç saniye konuşmadım hemen ardından "Sadece geri çekil," dedim nefesimi verirken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Alayla gülümsedi ama o Serhat'tı ve hâlâ plan odaklıydı. "Ama senden uzaklaşmak istemiyorum ki." Fazla baskın baktı, yüzü resmen yüzümdeydi ve sırf onun nefesini solumayayım diye de nefesimi tutuyordum. Sonra bu kadar yakınlıkta bedenim bir şey fark etti, derisi yanıyordu, bedeni sıcacıktı. Hasta insanlar gibi ateş yayıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerini kıstığında bakışlarımdan bir şeyleri anlamaya çalışıyormuş gibi baktı. “Bana karşı bu şekilde kalın bir zırh giymene gerek var mıydı gerçekten?” Gözlerini kıstığında başını diğer omzuna doğru eğdi ve dikkatle gözlerimin içine baktı. “Yanlış yapıyorsun demeyeceğim ama bu kadar gururlu olmaya gerek var mı cidden? Yani, kâğıdını aldığımdan beri utanç duygunu bastırmaya çalışıyorsun ama yazılarının utanılacak bir tarafı da yok.” Başını salladığında nefesi yüzümdeydi. “Utanmanı gerektirecek hiçbir şey yok.” Gözlerini gözlerimden çekmemişti ama dikkatini yakınlığımıza verdiğini anladım. “Benimle temastan kaçınıyorsun.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yanaklarımı ısırdığımda belki de hiç olmadığım kadar ani bir öfkeyle baktım ona. Kalbimin atışları hangi duygundan dolayı hızlandı, bilmiyordum ama bu hoşuma gitmemişti çünkü kalp atışlarımı duymasını istemeyeceğim gibi yüzümün renk değişimini de görmesini istemiyordum. Öte yandan benimle bu şekilde konuşması direncimi desteklemişti, ya sonsuza kadar bakacaktım ona ya da bir daha Serhat ile göz göze gelmeye çalışmayacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum," dedim ve yüzümün ciddi hâli beni bile şaşırtacak boyuttaydı. “Daha sorularımı bile cevaplamayan birine karşı neden zırhımı giymeyeyim ki? Sana yakın davranacak değilim.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bana yakın davran demiyorum sana ama sen kendindeki ayrı mesafeyi göremiyorsun," dedi sakin bir şekilde kaşlarını kaldırırken.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Uzaklaş dedim ve uzaklaşmadın, hala dibimdesin," dediğimde aslında sözlerini çarpıtmıştım, şu anki durumumuzu değil benim genel mesafemi dile getirmişti. Tüm bunlara rağmen sakin konuşmaya devam ediyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kalbim kulaklarımda atıyordu, hem dirençli hem de kırılgan bakıyordum ve Serhat bunun gayet de farkındaydı. İnce, boru şeklindeki bir demir gibiydim. Dayanabilirdim ama sıcağa atılsam ya da çekiçle kırılma noktamdan vursalar anında dağılırdım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden beni iteklemeyi denemiyorsun?" dedi Serhat ve eş zamanlı kollarını sıkıştırdı, ayakkabılarını daha fazla ayakkabımın çevresine getirdi hatta bütünüyle birleştirdi ve alnı alnıma dokunduğunda dişlerimi sıkıp boynumu yutkunarak geri götürdüm. Dayanamayacağım diye geçiriyordum içimden ve kaybedeceğimi kabullenemiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Sen,” dedim, yutkundum. “Gözlerime bakmaktan özellikle vazgeçmiyorsun ve beni çemberine alman da tamamen bakışlarımı senden kaçırayım diye. Pes etmemi istiyorsun.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümsediğinde "Galiba," diye kendi kendini cevapladı. “Bakışlarını kaçırmaman çok cesurca, açık konuşmak gerekirse bu direnci beklememiştim senden ama iyi dayanıyorsun. Sevindim.” Ses tonunda bir alay aradım: "Hem bence çok hoş bir andayız. Mesela senin yerinde olsaydım kendimi öpebilirdim ama sanırım bunu yapmayacaksın. Ne yazık ki bunu ben de yapamıyorum." Kaşlarım çatılmıştı, onun ne anlattığını idrak edemiyordum. “İşte, kaşların çatılmasın diye atmıyorum bu adımı ayrıca senden gelecek ani bir tokat bu bakışma yarışmamızı kaybetmeme neden olabilir.” İnanılmaz eğleniyordu ve ne derece ciddiydi onu bile bilmiyordum. "14 Şubat'a da daha vardı sanırım," diye mırıldandı ve direncim artık kalmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onu kendimden ellerimle uzaklaştırmamı bekliyordu ve sözleri bile sahteydi, bütün niyeti rakibini sıkıştırmaya yönelikti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öyle anlar gelirdi ki en yetenekli olduğumuz konuda karşı tarafın güçlü inancına şahit olurduk ve yeteneğimiz birden elimizden alınırdı. Serhat öyle inançlı, sabırlı, baskın ve inatçılıkla baktı ki bakışlarımı kimseden kaçırmamama rağmen, üstümdeki baskıdan dolayı gözlerim dolmadı belki ama yüzüm ağlama moduna girdi ve bir anda onu göğsünden itip kapıya doğru hızla koştum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira," dediğini duyar gibi olduğumda titreyen ellerimi sıktım ve sırf altta kalmamayım diye, onu kırmak için aklıma gelen ilk şeyi kapıya yürümeye devam ederken bastırılmış bir hırsla sıraladım: "Kaç yaşına gelmişsin, hala böyle inatlaşmalar içerisine girebilmene inanamıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çok seri bir şekilde ve hırsla kapıyı açtığımda resmen bir rüzgâr gibi sınıfı terk etmiştim. O kadar öfkeliydim ki ne yapacağımı bilmiyordum. Resmen direncimi kırmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Arkamdan geldiğini adım seslerinden anladığımda hızlanarak yürüdüm ve "Hira," dediğinde hırsla ellerimi kulaklarıma götürdüm ama hâlâ duyabiliyordum. "Hala aynı şeyi yapıyorsun."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sinirden güldüğümde hatta kahkahamı bastıracak hiçbir harekette bulunmadığımda koridordan döndüm ve çıkış noktasına gidiyordum ki biri tam önümde durdu. Serhat'tan sonra hiç kimsenin yüzüne bakmadan yürüdüğüm için karşımdakinin de yüzüne bakmıyordum ve hırsımla sola kaydığımda Anıl olduğunu anladığım kişi geçmeme izin vermedi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kulaklarımdaki elim sinirimden yumruk olmuştu sonra yumruk yaptığım ellerimi arkama aldım ve onu geçmeye çalıştım ama Anıl inatla geçtiğim yönlere yöneldi ve bir türlü gitmeme izin vermedi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Biriniz de inatçı olmayın," dedim kendi kendime dişlerimi sıkıp mırıldanarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İlk öncelikle ben bu gülüşü nerede duysam tanırım," dedi Anıl az önceki kahkahamı kastederek. "Öfkeden kudurma hatta delirme kahkahasıydı bu, kendimden biliyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Benim delilerle işim olmaz," dedim net bir sesle ve ciddi bir ifadeyle sağa kaydığımda ellerini arkasında birleştirerek o da sağa kaydı. "Çekil önümden."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sana bir şey olmuş," dedi Anıl ve yüzümü buruşturarak bir adım geri gittim, Anıl'ın da boyu hemen hemen Serhat kadardı ve artık dayanamıyordum. Anıl'a bakmak yerine sol taraftan herhangi bir yere göz devirerek baktığımda göz ucu Anıl'ın başının sağ taraftan sol tarafa kaydığını gördüm. Anıl arkamdaki o kişinin yürüyüşünü izledi ve belki de uzaktan bakışarak veya dudak kımıldatarak konuştular, bilemiyordum ama hemen ardından "O beynini sikmeden önce tavada kızartıp yediğim Serhat mı delirtti seni?" diye hafif bir öfkeyle sordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anıl," dedim nefesimi verirken ve şu anlık sakinleşmeye çalıştım. "Çıkma karşıma ve yoldan geçen herhangi birini nasıl umursamıyorsan aynı şekilde beni de umursama." Ellerimi açıp bana müdahale etmesine müsamaha göstermeyeceğimi yeterince belli ettiğimde ağır ağır ve tedbirle yanından uzaklaştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Buna rağmen yine bana doğru döndüğünü görebilmiştim. "Dinsizin hakkından imansız gelir demişler ve aynen öyle de olmuş," diye arkamdan seslendi Anıl. Anıl'ı anlayamıyordum çünkü o da net değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Daha da sinirlendim ve ona dönmeden olmayan hırçınlığımla konuştum. "Ben dinsiz değilim, Serhat da imansız değil ama sen ikisi de olabilirsin." Duraksadım ve kaşlarım çatıldı. "Dinsiz de benim imansız da, Anıl," dedim kendime ve bu kısmı duymamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Serhat her ne yaptıysa gidip ona bir müteşekkir edeyim, belki imana gelirsiniz." Anıl'ın sesi çok uzaktan gelmişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kafayı sıyıracağım ya." Sıkıntıyla merdivenlerden indiğimde dışarıya çıkmıştım. "Aklımı kaçıracağım, ne yaşıyorum ben?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kimseye bakmadan dümdüz yürüdüğümde sol tarafımdan simsiyah bir gölge tam karşıma geçti ve adımlarımı durdurdum. "Bitmiyorlar," diye mırıldandığımda Serkan'ın karşısında tek kolumu kendimi korumak istermiş gibi karnıma dolayıp iki adım geri gittim. Serkan en irileri olduğu için her zamankinden daha fazla mesafe bırakmıştım aramızda.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan konuşmadan öylece dimdik yüzüme baktı. Serhat'tan sonra kimsenin gözlerine bakamayacağımı düşünmüştüm ama yine de kendimi denemek istedim ve bir anda Serkan'ın koyu, okyanus mavisi gözlerine baktım. Serkan'ın gözleri parlak, iri ve cidden belirgin bir koyu maviydi hatta neden benim gözlerim de onun gibi değil diye de düşünebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne istiyorsun?" diye sordum Serhat'a olan hırsımı Serkan'dan çıkartmak istermiş gibi sıfır kımıltıyla bakarken. Benim karşımda Serhat yenilmeyeceğine dair nasıl inançlı baktıysa aynı şekilde ben de Serkan'ın karşısında aynı inançla bakıyordum çünkü Serkan'ın bana uzun süre sabit bakamayacağını biliyordum. Belki de Serhat da benim ona uzun süre bakamayacağımı bildiği için büyük bir yenilmezlikle bakmıştı ve kazanmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan'ın bir cevap vermesini bekledim, konuşmayı pek sevmiyordu ve benim de hırsımı atmak ve en önemlisi de lavaboya gidip kimsenin görmediği bir yerde birkaç dakikalığına kendimle yüzleşmeye ihtiyacım olduğundan Serkan'a öyle bir baktım ki Serkan da ölüm çatıklığında kaşları ile gözlerini benden çekip uzaklaştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Önceden olsaydı sevinç yaşardım biri daha benden bakışlarını kaçırdı diye ama galibiyeti hissetmemiştim, Serhat'ın bunda büyük bir etkisi vardı. Galibiyet hissine kavuşabilmek de Serhat'tan geçiyordu ama yine de aynı cesaretlilikle Serhat'a bakabileceğimi sanmıyordum çünkü ilk başta Serhat'ın bu kadar uzun süre bakabileceğini bilmediğimden herkese baktığım gibi bakmıştım Serhat'a ama artık Serhat'a herkese baktığım gibi bakamayacağımı da biliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Anıl karşıma tesadüfi bir şekilde çıkmıştı ama Serkan bilerek önüme geçmişti ve yüksek ihtimalle de kapıdan çıkarken ki hâlimi görmüştü, yine de kapının içerisini bilemezdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Nasıl yürüdüğümü ya da nerelerden, kimlerin yanlarından geçtiğimi bilmiyordum çünkü zihnim açık değildi, doğrudan gitmem gereken yere gitmeye odaklandığımda hayret diye geçirdim içimden. Serdar karşıma çıkmamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Işık hızında içeri girdim, sonrasında merdivenleri olabildiğince hızlı tırmandım ve bizim kattaki lavaboya girdim. Koridorlar bomboştu çünkü ders saatindeydik, dersimiz boştu ancak sınıfa girecek hâlde değildim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hâlâ kendimi sıkıyordum. Bedenim kasılırken son bir nefes aldım ve en sondaki tuvalete girdim, üstüme de kapıyı kilitledim ve elimi ağzıma götürdüm. Tuvalet deliğinin üstünden bacaklarımı iki yana açıp sırtımı soğuk duvara yasladığımda ellerim dudaklarıma daha fazla baskı yaptı. Sanki nefes almıyor gibiydim, göğsüm inip kalkmıyordu ve gözlerim de kapalıydı. Tüm olay bundan ibaretti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırtımı duvardan çekip bu sefer de kolumu duvara yasladım ardından da alnım kolumu buldu, gözlerim ise ayakkabılarımdaydı. Kendimi gelebilmek için derin nefesler almaya çalıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Abarttığım bir bakışma yarışması değildi; abarttığım geçmişimdi. Sekizinci sınıftayken o soyunma kabininde kendi kendime bir söz vermiştim, yeminim insanlardan bakışlarımı çekmememdi ve aslında bu yeminim yaşadıklarımı dinç tutuyordu hatta bu yeminime her uyduğumda yaşadıklarımı kendi içimde basitleştirmeye, hiç yaşamamışım gibi yaşamaya çalışıyordum fakat yine ve yine bir yeminimi tutamamıştım. İçimde basite indirgediğim yeminim bozulmuştu ve o kabindeki dört adamdan biri eliyle ağzımı örtmüştü ve çığlığımı baskılamıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu düşünceyle elimi birden ağzımdan çektim ve derin bir nefes aldım ardından kendime gelmek için başımı iki yana salladım. Başım döndüğünde saçlarımı alnımdan geriye ittim ve dengede durmaya çalıştım. Tek başımaydım, ağlamamıştım ve kimse beni ağlarken görmeyecekti de.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neden verdiğim yeminlerimi bir türlü tutamıyorum?" Teneffüse girecektik ve beni hiç sevmemiş ya da tanımamış insanlar dolacaktı her yere. "Neden tutmaya çalıştığım yeminlerimi bozacak etmenler sürekli karşıma çıkıyor?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Duygu durumumu dalgaya alma amaçlı gözlerimi devirdim. “Konuşmaya çalıştığımda beni susturan herkesten nefret ediyorum.” Kendimi gösterebilmek için, her zaman yaptığım gibi herkesin uyumasını bekleyecektim ve yastığım sırılsıklam olana kadar ağlayacaktım belki de. “Ailemden nefret ediyorum.”

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Saati bilmiyordum ama teneffüse yaklaşık yedi dakika kaldığını tahmin edebiliyordum. Yedi dakikada sabrımı tazelemişim gibi hissediyordum. Mantıklı düşünmeye çalıştım. Serhat her ne yaptıysa bunu bilerek yapmıştı, neyin peşindeydi bilmiyordum ama bana bir şeyler hatırlatmaya çalıştığını sezmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her kaybedişte kazanmaya yaklaştığımı söylerdim kendi kendime çünkü başarıya gitmeyecek bir başka yol daha keşfetmiştim. Tazelenmiş sabrımla Serhat'ın pes etmeyişini görmezden gelme kararıma tüm benliğimle uymaya çalışacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çevremde bir saat yoktu ama zihnimde o saatin tıkırtısını duyabiliyordum. Kısacık bir yedi dakikanın son bulduğunu içimde hissettiğimde teneffüs zili duyuldu. Teneffüste bu lavabo kızlar tarafından dolacaktı. Dokuzuncu sınıftayken sebebini hatırlamadığım gizli bir ağlama sürecimde teneffüs boyu lavabodan çıkmamıştım, bazıları buradaki niye bir türlü çıkmıyor buradan diye diretmişti ve ders zili çalsa bile yine de gitmemişlerdi. Devamını önemsemeyecek kadar hatırlamıyordum ama kimseden dayak yememiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Son nefes alış ve verişlerimin ardından kendime bir kez daha çeki düzen verdim ve sakin bir şekilde kapıyı açıp lavabodan çıktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kimseye bakmadan buradan gitmeyi düşünmüştüm ama Şevval kollarını göğsünde bağlamıştı ve aynadan bana dik dik bakıyordu. “Bitmiyorlar,” diye ağzımın içinde gevelediğimde göz ucu gördüm bu görüntüyü, yürüdüm ama Şevval'in bana bakmayı sürdürdüğünü fark ettiğimde aramızdaki mesafenin açılmasına izin verdim ardından tüm hırsımla ve Serhat'ın biriktirdikleriyle durup Şevval'e aynadan baktım. Şevval'in gözlerini uzun süre üzerimde tutamayacağının inancını tüm bedenimde hissediyordum ve Serhat'ın da bana bakarken aynı inancı hissettiğine fazlasıyla emindim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir sorun mu var?" dedim tam olarak Şevval'i kale alarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şevval, dilini yanağının içinde dolandırdı ardından "Bilmiyorum," dedi. Şevval'in böyle bir takıntısı yoktu ve mavi gözleri bir noktada odaklanmıyordu, her yeri tarıyordu. Bana doğru dönerken bana bakmadığını fark ettiğimde yine içimde bir galibiyet hissi yoktu ve tüm bunlar Serhat'tan dolayıydı. "Seninle bir sorunum olup olmadığını bilmiyorum," dedi arkamdan ama ona sırtımı dönmüştüm ve koridora çıkmıştım bile.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ucunda bir kavga olsaydı Şevval kazanırdı çünkü olgundu ve beni çok rahat bir şekilde dövebilirdi. Bunu hiç gocunmadan içimde tekrar edebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıfımıza doğru ağır ağır yürüdüğüm esnada koridordaki hoparlörden bir açılma ve metalik ses geldi, anons yapacaklardı ama yürümeye devam ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Tüm öğrencilerin dikkatine," Dışarıya yansıtamadığım öfkem içime zarar veriyordu. "Misafir edildiğimiz üniversitenin konservatuar öğrencileri yapacakları proje kapsamında," Dış dünyayı dinlediğim kadar içimi de dinlemeliydim ya da belki de ikisini aynı anda gerçekleştirirdim. "Üniversiteye ait tiyatro salonunda bir yarışma düzenlenecektir ve bu yarışmacılar da on bir ve on ikinci sınıf öğrencilerinden seçilecektir." Dış dünyayı duyuyordum, adımlarımı ise içimdeki ses yönlendiriyordu. "Çok kapsamlı bir yarışmadır ve aday olacak öğrenciler sadece bir dalda yarışabilirler. Düzgün diksiyon ile doğaçlama konuşma yarışması, sesine güvenenler için şarkı söyleme yarışması ve ellerine ve sanatına güvenenler için sıfırdan beste oluşturup çalma yarışması. Katılmak isteyen on bir ve on ikinci sınıf öğrencilerimizi bodrum katındaki resim atölyesine başvuru formunu doldurmak üzere bekliyoruz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yangın merdivenlerinden iniyordum ve insanlarla konuşamadığım dış sesimin aksine içimdeki ses beynimi şu anlık yönetiyor gibiydi. Ne yaptığımı bilmiyordum ama kimsenin beni görmediğine emindim. Görülmek ya da göz önünde bulunmak istemiyordum, beni tatmin edecek tek şey anlaşılmaktı. Bir insanı anlamak için çaba sarf etmeliydik ama çaba sarf etmek tembel insanlara çok uzak bir tabirdi, etrafımda ise tembel insanlar vardı. Şansımı kendim yaratmalıydım ya da irademizin çizdiği uzun ve engebeli bir yol olan kadere diklenmeliydim, ona hep senin istediğin oldu, şimdi de benim istediklerim olmalı diye bağırmalıydım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İnsanlar benimle konuşmak istemiyorlardı ama ben onlarla konuşacaktım hatta tek tek değil, hepsiyle bir anda. Sınıfım ve ailem tarafından sevilmiyordum ve ben de onları sevmeyecektim ama onların beni neden sevmediklerini onlara düşündürtecektim, bir şekilde yapacaktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yangın merdivenleri binanın içinde olduğu için bodrum kata yangın merdivenleriyle inebilmiştim. Resim sınıfının olduğu konum hakkında hiçbir bilgim yoktu ama yine de durmadım. Bu hırslı adımları beynim emrediyor olamazdı çünkü şu anda gururumun devrede olduğunu beynim de ben de çok iyi biliyorduk. Serhat'a kaybedişimin gururum üzerindeki etkisi betimlenecek olsaydı bir çekirgeye benzetilebilirdi. Gururum en dipteydi, tıpkı bir çekirgenin zıplamadan önceki çöküşü gibi ve gururum en doruğa çekirgenin bir anda zıplaması gibi çıkacaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Merdivenler son buldu, rutubet kokuyordu etraf ve duvarlar kavlanmıştı. Minicik bir yerdi ve köşede bir kapı vardı. O kapıdan çıktığımda sağıma ve soluma ayrılan ince bir koridorla karşılaştım. Sol tarafımda siyah demir parmaklıklar vardı ve öteki tarafa gidemeyeceğim için sağ tarafa yürüdüm. Erkeklerin ve kızların soyunma odaları, beden eğitimi için spor odasındaki eşyalar ve sonra da resim sınıfı. Bu sınıfın önünde durduğumda daha da ilerisi mescitlere açılıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin bir nefes verdim, ne yaptığımı bilmiyordum ama yolumun yanlış olmadığına emindim. Hiç düşünmedim, kapıyı kısa bir tıklatmanın ardından açtım ve içeri girdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım aynı anonsu tekrar ediyorlardı. Görevli, genç bir adam yüzüme baktığında yarışma için geldiğimi anladı ve yüz şeklimi o an hiçbir şeyi merak etmediğim kadar çok merak ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İlk gelensin," dedi boynunda kartı asılı olan adam ama o kartı hiç okumadım çünkü şu anda burada ne işim olduğunu bilmiyordum. Nabzım hızlandığında hiçbir şey olmamış gibi birden koşup geri dönmeyi zihnimden düşündüm ama adam eliyle beni masasına çağırdı, beynim dışında adımlarımın o masaya ilerlediğini hissettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Önceden biliyor muydun böyle bir yarışma anonsunun yapılacağını?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Masaya bir kâğıt ve kalem koydu, bana uzattı. Kaşlarımı kaldırdığımda koltuğa oturdum, irademin yerinde olup olmadığını ve ileride pişman olup olmayacağımı sorguladım. "Bilmiyordum," dedim. İnsanlarla konuşmayan iç tarafım ekledi. "Sadece duyduğum gibi geldim çünkü bu yarışmanın tam bana göre olduğunu düşünüyordum o an."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hangi yarışma, hangi dal bana göreydi ki? Kimi kandırıyordum, gururumu mu veya kendisini bir şey sanıyormuş gibi öne çıkan çenemi mi? Yine de formu doldurmaya başladım çünkü bir anda geri dönebileceğimi sanmıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Veli telefon numarasına kendi telefonumu yazdım, alana geldiğimizde ise kalemi deminden beri eminle oynatan elim bir duraksama yaşadı. Cidden, hangi dal? Flütü bile doğru düzgün çalamıyordum, dışımdan şarkı söylemek bana göre değildi ve insanlarla iletişimi olmayan bir kişinin diksiyon yarışmasını seçmesi ne kadar doğruydu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir sorun mu var?" diye sordu genç adam koltuğuna otururken ve o adamın görünüşüne hiç bakmamıştım. "Tereddütte kaldıysan geri çekilebilirsin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Geri çekileceğimi sanmıyorum," dedim ve benim için en akıllıca olanı, diksiyon yarışmasını seçtim. Her şey fazlasıyla ani gelişiyordu ve şaşılası bir biçimde ani bir alışma yaşıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Zaten yarışmaya katılacak kişi sayısı çok az olacak, on ikilerin sınav senesi ve on birlerin de aklı bir karış havada. Anonslarımızı dinlediklerini bile sanmıyorum." Sanırım bu adam bir konservatuar öğrencisiydi. Sınıfımın olduğu yere 12/D yazdım ve en sona imzamı da attığımda o formu dolduran elim bana hiç olmadığı kadar gerçek ve yakın geldi. "Kazanma ihtimalinin çok yüksek olacağına eminim." Elini uzattı ve kâğıdı ona verdim. "Ödülün ne olduğunu sormayacak mısın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Merak etmiyorum," dedim ve ayağa kalktım. Dışımdan nasıl göründüğümü kestiremiyordum ama içim sanki baygındı ve yeni uyanmıştı, etrafa şaşkın şaşkın bakıp kaç gün uyudum ben diyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Pekâlâ," dedi genç adam da ayağa kalkarken ve doldurduğum formu dosyaya koydu ardından "Şeker ister misin?" diye bir anda sordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şaşırdım ve belki de ilk kez adama baktım. Siyah saçlıydı, benden uzundu ve bedeni karşımıza çıkan ve her gün gördüğümüz çoğu erkek ile aynı formdaydı, yaş olarak büyük olduğu da anlaşılıyordu. Son sınıf öğrencisi olabilirdi. Gözleri de sanırım siyahtı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şeker mi?" dedim anlamayarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümsedi ve hafif eğilip çekmeceden bir kutu çıkarttı ardından "Bizi ciddiye aldığın için," dedi, kutuyu açıp bana uzattı. "İlk gelensin ve ben seni tutuyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şaşkınca gülümsediğimde kutuya, insancıl adama ve yeniden kutuya baktım. Sevincimi gizlemeden kutudan bir şeker aldığımda bu şekeri biliyordum ama ismini bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım her gelene ben seni tutuyorum diyecekti. Yüzümde garip bir tebessüm vardı. "Teşekkür ederim," dedim pasif bir şekilde ve adam olağan bir ifadeyle elini kutuya daldırdı, kaptığı tüm şekerleri bir anda elime sıkıştırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Müessesemizin ikramı," dediğinde dolan ellerime şaşkınca bakıyordum ve gülümsüyordum da. "Aramızda kalsın ama bana bunu buraya başvuruya gelen herkese vermem söylendi fakat ben beni dalgaya alacak kişilerin hiçbirine bu şekerden vermek istemiyorum." Kendisine de bir şeker aldı ve şeffaf paketi yırttı. "Özellikle de konu hurma şekeri olduğunda."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de bu şekeri severim," dedim ve ismini ilk kez öğrendiğimi belli etmemeye çalıştım. "Fazladan şeker için yeniden sağ ol, yüzünü kara çıkartmamaya çalışacağım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şekerleri pantolonumun cebine sıkıştırdım ve kapıyı açtığımda arkama bakmadan koridora çıktım. Olanları sindirecek vaktim yoktu çünkü ders zili yeniden çalmıştı. Öte yandan ben az önce bir insanla aksamasız düzgün bir iletişim kurabilmiştim. Kameralardan dolayı yüzümü sabit tutmaya çalıştım çünkü odasında bilgisayar vardı o gencin. Merdivenlere geldiğimde "Evet," dedim elimi zafer işaretine sokarak. "İnsan gibi konuştum ve biri beni insan gibi gördü, insanlar gibi iletişim kurdum. Normal ve düzgün bir şekilde. Evet, evet. Ben kazanacağım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Boş bir arazide olsaydım banko çığlık atardım çünkü şu anda, günün başlangıçlarında olan tüm olaylara rağmen ümidin en kesildiği anlarda birden güzel gelişmeler yaşanabildiğini fark etmiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ellerimi yüzüme kapattım çünkü hâlâ inanamıyordum. İnsanlarla konuşmaya çalışırdım, benimle iletişim kurmak istemezlerdi ve konuşanların bile yüzleri asık olurdu ama az önce, bir başkasına çok sıradan gelecek olay bana müthiş bir sevinç depolamıştı. "Şükürler olsun," dedim minnetle. "Şükürler olsun, şükürler olsun ki devam edeceğim. Yalanı geçeceğim, yapabilirim, inanıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıfa girdim ve çevreme hiç bakmadan sırama oturdum. Şimdiki dersimiz de boştu ama bundan sonrakiler doluydu. Şu tek boşluk ders saatinde kendime hedef koydum ve on birinci sınıf biyoloji test kitabımı çıkarttım, dolaşım sistemiyle ilgili otuz soru çözecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gürültüyü duymamaya çalıştım hatta ders zilinin çalmasını bile beklemedim çünkü zaman sudan farksızdı, her an tükenebilirdi. Yedinci soruya geldiğimde otuz soru çözmekten ziyade direkt konuyu kapsayan bütün soruları bitirmeyi hedeflemiştim. Soruları sırayla çözmeye devam ettim, tüm sorunlarım şu an yanıma bile yaklaşamıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

TYT Türkçe ve kimya bitmişti, matematikte hâlâ ilerlemem gerekiyordu ve fizik dersine çalışmayı hiç düşünmüyordum. AYT de ise kimya ve biyolojim tam sayılırdı, fiziğin on birinci sınıf konularına bakmak yerine sadece on ikinci sınıf konularına bakmayı düşünüyordum ve matematik ise orta derecedeydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım beni sadece kimya, biyoloji ve Türkçe kurtaracaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

On üçüncü soruya geldiğimde Deren'in sesini duydum, onu duymamazlıktan gelmeyi düşündüm ama yanıma oturduğunda "Neredeydin önceki ders?" diye tam yüzüme bakarak sordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir dakika," dedim mırıldanarak ve soruyu yarım bırakmamak için Deren'e dönmedim. Kendisi gerçek arkadaşım olsaydı geleceğim uğuruna fedakarlıkta bulunabilirdim ama Deren benim geleceğim bile değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

On üçüncü soruyu çözdüm ama işaretlemedim çünkü çaktırmadan on dördüncü soruyu da yapmaya çalışıyordum. Damarlarda kan basıncıyla ilgili kolay bir soruydu ve sorunun doğrudan şıkkına baktım ardından atardamar> kılcal damar> toplardamar olanı gördüğüm gibi işaretledim. On beşinci soruda kaldığıma dair bir işaret bıraktım ve Deren'e döndüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne oldu?" Fazla meraklıydılar ve ben insanlara nadiren soru sorardım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir önceki ders nöbetçi öğretmen geldi ve yoklama aldı, ben de nerede olduğunu bilmediğimden hocaya bir şey demedim ve yok yazıldın. Neredeydin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yanağımın içini umursamazca ısırdım ve kaşlarım kavislendiğinde dudağımı öne büzdüm. "Kimsenin olmadığı ve ders videosu izleyebileceğim bir yere gitmiştim." Önüme döndüm. "Hiç de pişman değilim, yok yazılmamı da umursamıyorum sonuçta devamsızlık için hâlâ dört buçuk günüm var."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

On beşinci soruya geldiğimde stresin kalbe iyi gelmediğini okudum sonra nedensiz stres kelimesi bana Serhat'ı ve Serhat da yalana olan yeminimi hatırlattı. Bir anda yutkunup yüzümü buruşturduğumda başımı pişmanlıkla sıraya gömdüm. Az önce Deren'e dürüst olmamıştım ve çok rahat bir şekilde, hiç farkına bile varmadan yalan söylemiştim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu öyle bir alışmaydı ki su içer gibi yalan söylüyordum ve basit gibi görünse de bu küçük yalanlarla büyük yalanlar arasında hiçbir fark yoktu çünkü ne olursa olsun ismi yalandı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ağzımı bantlayacağım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir şey mi dedin?" diye sordu Deren bana.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı sıramdan kaldırıp olumsuz anlamda salladım. "Hayır."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deren oturduğu sırasından bana doğru hevesle döndü. "Şu sıralar bana soğuk davranmaya başladığını düşünüyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin bir nefes verdiğimde Deren'in Hivdalarla ve Begümlerle arasının bozulmuş olabileceğini düşündüm, onlara tek tek baktım ve ikisi de Deren'e bakmıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım arkadaşsız kalmamak için de olsa önüme gelen herkesle arkadaş olmamam gerektiğini fark etmiştim çünkü onların çoğu anlık takılıyorlardı, sır tutmayı bilmiyorlardı ve fazla bencildiler, görünüşü daha iyi olanı bulduktan sonra önceki arkadaşlıklarını kolay unutuyorlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sana öyle geliyor," dedim Deren'e sonra kaşlarım çatıldı, çenemi sıktım ve yine yalan söyleyeceğimi fark ettiğimde duraksamamı düşünüyormuş gibi görünmek için Deren'in gözlerine baktım. Kurduğum cümlemin geri dönüşü nasıl yapılırdı? "Sana öyle geliyor yani Begüm ve Hivda sana öyle geliyor ki seni sevmiyor ama..." Elimle alnıma vurdum, kurduğum daha doğrusu kuramadığım cümlem bile yalan söylemeden konuşamadığımı gösteriyordu. Ben bu dilsizlikle diksiyon yarışmasına mı katılmıştım? "Konuşamadım, üzgünüm. Demek istediğim o ki ben hâlâ aynı Hira'yım. Sadece biz sınav öğrencisiyiz ve ders çalışmam hatta ders çalışmamız gerekiyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana tuhaf baktığında "Evet," dedi. "Bu gidişle mezuna kalacağım." Önümdeki test kitabıma dokundu gözleri. "Ben de paragraf çözeyim bari."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gerçek arkadaşlarım olsaydı onları rakibim olarak görmezdim hatta ders çalışmaya motive ederdim ama onların ders çalışmasını istemiyordum, onlar benim rakibim olamaz diye kimseyi küçümseyemediğim için sınava başvuruda bulunacak herkesi rakip olarak görüyordum ve bu aşamadığım bir durumdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden soru çözmeye başladım ve sıralama sorusunu daha soruyu okumadan işaretledim çünkü cümlenin bütününü değil, içinde geçen kelimeleri ayırt ediyordum: Bağırsaklardan gelen lenf, peke sarnıcı, göğüs lenf kanalı, sol köprücük altı toplardamarı, üst ana toplardamar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sanırım nöbetçi öğretmen iki dersin de yoklamasını almıştı, bundan dolayı sınıfta çoğu kişi yoktu. Yavaş yavaş sınıf doldu ama hala on kişi eksikti. Yirmi birinci soruya geçtim, hızlı çözmem konularımın tam olmasındandı ve hepsini bir anda kontrol edecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ne oldu bilmiyordum ama karnımda heyecan ağrısı oluştuğunda kalemi bıraktım ve sınıfın kapısına baktım, iki saniye sonra ise Serhat içeri girdi ardından kapıyı arkasından kapattı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Yine mi?” diye gevelediğimde deren ile birbirimize şaşkınca baktık, geri önüme döndüm ve tüm ciddiyetim ile Serhat'a bir kez olsun bakmadım. Sadece kaldığım yerden sorularımı çözmeye çalışacaktım ama ister istemez dikkatim, Serhat'a bakmasam bile ve gözlerim kitabımdan ayrılmasa bile zihnen Serhat'a ve Serhat'ın neden buraya geldiğine odaklanmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hâlâ kâğıdımı alamamıştım, hâlâ amacını öğrenememiştim ve hâlâ da neyin peşinde olduğunu bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen de kimsin hacı? İkidir dersimize giriyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Soruma bakıyor olabilirdim ama göz ucu Serhat'ın öğretmenler masasının üzerine oturduğunu görebiliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Herkes iki dakika bana odaklanabilir mi lütfen?" dedi Serhat tüm sınıfa ve başımı kaldırıyormuş gibi olduğumda geri indirdim. Tüm sınıfın ve özellikle de kızların odaklarının Serhat'ta olduğunu görebiliyordum. Serhat'a yenilmiş olabilirdim ama bu Serhat'ın görünüşünün tam bir karizma olduğunun gerçeğini değiştirmezdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sana bakıyoruz zaten," diye bir ses duydum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Pekâlâ," dedi Serhat ardından sınıfımızdaki isimleri söylemeye başladı. "Murat?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Önümde oturan Murat "Adımı nereden biliyorsun, abi?" diye sordu heyecanla. "Şu ana kadar tanışmadığımıza eminim, tanışsaydık unutmazdım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat umursamadı ve "Hilal?" dedi sonra jetonum düştüğünde sınıf listesine uygun gittiğini fark ettim üstelik sınıf defterine bakmıyordu, gözleri doğrudan sınıftaydı ve ezberinden mi okuyordu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ne oluyor be?" diye fısıldadı Deren.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hilal de "Efendim?" dedi şaşkınca.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yine umursamadı ve listeye uygun "Cafer?" dedi bu sefer de.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıf listesini mi ezberlemişti? Ne ara otuz kişilik listeyi zihnine yerleştirmişti? Şaşkındım ama sırf Serhat görmesin diye belli etmemeye çalışıyordum. Deren'in sorduğu soruya yanıt olarak kalemimle onun paragraf kitabına soru işareti çizdim. Ne olduğunu anlamıştım, yoklama alıyordu ama sebep neydi? Nasıl ezberleyebilirdi ve bu havalı şov da neyin nesiydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cafer sınıfta yoktu. "Cafer de soru işaretinin gizemi gibi kayıplara karışmış anlaşılan?" Serhat'ın ses tonu hoş bir biçimde içten ve olgun geliyordu kulağa sonra kaşlarım tuhaf bir biçimde çatıldı ve Deren'in kitabına çizdiğim soru işaretine gözlerim takıldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her şey fazla karışıkken ve tüm olayların üstü bu kadar kapalıyken bizleri özetleyen tek sembol soru işareti olmalıydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hivda?" diye sordu Serhat ve Serhat'a hiç bakmadığım hâlde Serhat'ın isimleri okurken o kişilerin oturdukları sıralara gözlerinin kaydığını gördüm. Aklından yoklama aldığı yetmiyormuş gibi oturma planını da mı ezberlemişti yoksa yüzlerimizi mi biliyordu?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Buradayım," dedi Hivda ama kimsede sen kimsin ve yoklamamızı nasıl alabilirsin sorusunu soracak cesaret yoktu sanırım. Hoş, Serhat'ın görünüşü Anıl'dan, Serdar'dan ve Serkan'dan hayli hayli farklıydı ve insan ilk gördüğünde bir geri çekilme isteğiyle dolabilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şaşılası bir biçimde böyle devam etti, sıra Deren'e geldi ve Deren sadece elini kaldırmakla yetindi. Beş kişi sonrası sıra bana gelecekti ve ne yapacağımı düşünüyordum. Buradayım mı demeliydim, sadece elimi mi kaldırmalıydım yoksa hiç konuşmamalı mıydım?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Talha?" dedi Serhat ilgiyle ve sonrasında ben geliyordum. Soruma dikkatle bakıyormuş gibi görünsem de aslında kulağım ve beynim Serhat'ın yarattığı dünyadaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Burada," dedi Talha hiçbir şey anlamadığını belli eden bir sesle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İsmimi söylemesini bekledim ama "Gurbet?" dedi Serhat ve deminden beri listeyi seller sular gibi okuyan Serhat'ın sadece benim ismimi atlaması ilk kaşlarımı çatmama yol açtı sonrasında neden olduğunu bile bilmeden gülümsedim. Burası tam bir tuhaflıklar alemi gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deren kitabıma "Seni atladı," yazdığında başımı kısa bir şekilde salladım ve yazısını sildiğimde Serhat güldü ama bu sadece saniyelik bir hahlamaydı. Tüm sınıf Serhat'ın ezberinden kaçtığımı düşünecekti ama ben bilerek beni atladığını tıpkı Serhat gibi gayet de iyi biliyordum hatta onu tebrik edebilirdim çünkü sınıfımın gözünde umursanmadığım için sınıfımın şöyle bir düşünceye kapılmasına yol açmış olabilirdi: Sınıfça görmediğimiz birini başkaları da görmüyor.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yoklamayı bitirdiğinde "Atladığım tek bir kişiden özür dilemek istiyorum," dedi Serhat ve sesi dürüst gelmişti kulağa sonra çılgın olacaktı ama Serhat'ın sürekli Deren ile kâğıtlara yazışmamızı okuyarak cevaplar oluşturduğunu fark ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hayır, iki türlü yanılmıştım çünkü Serhat algıları kırıyordu ve tüm sınıfın ismini söylerken benimkini söylememişti çünkü bu farklı bir muameleydi, herkes aynıydı ve ben farklıydım görüşüydü bu. Şu anda tek görünen bendim sanki ve Serhat'a, Serhat'ın düşünce ve fiili hareketlerine içten içe hayran kalmamak elde değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yine de inadımdan ve özellikle de gururumdan ona hiçbir şekilde taviz vermeyeceğimi ve herhangi bir konuda hiçbir şekilde gardımı indirmeyeceğimi görecekti, öğrenecekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ona bakmayacaktım ve baksam bile görmeyecektim, onunla konuşmayacaktım, onunla bir muhatabım olmayacaktı çünkü ona o boş sınıfta bakarken o gözlerini bile kırpmamıştı ve ben gözlerimi kırpmamak için her direndiğimde o göz dolmalarına saygısızlık ederdim. İnadım, kaybetmemek için verdiğim çabam ve gururum boşa değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İlk öncelikle içi saman doldurulmuş boş bir gururum olmadığını ve hiç gocunmadan da ismini atladığım kişiden yirmi kişilik bir sınıfın önünde özür dileyebileceğimi büyük bir rahatlıkla söylemek istiyorum." Sırıtmamaya çalıştım, içi saman doldurulmuş boş bir gurur lafı bana çarpıtılıyordu ama özür kısmı da bana dokunuyordu. Serhat aynı cümlede bir insanı hem iğneleyebilip hem de af dileyebilecek potansiyeldeydi ve etkilenmemek elde değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hayır, yine de ciddiliğimi koruyordum çünkü basit bir kişiliğim yoktu ve Serhat'ı hâlâ tanımıyor olsam da birkaç fikir edinmiştim ve bu fikirler hiç de hoş fikirler değildi. Sanırım Serhat'ın bana benzeyen kısmını bulmuştum ve bu kısım konuşarak insanları manipüle edebilme yeteneğiydi. Bu manipülatif özelliği kendimden tanıyordum ve etkilenmiş olsam da kolay kolay kanacak değildim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deren bana yaklaştı ve kitabıma yazdı: Senden mi özür diliyor? Onu tanıyor musun?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Derin bir nefes verdim ve Serhat'ın olduğu ortamlarda yalansız yapamayacağımı fark ettim. Bu his yine hıncımı gösterdiğinde yeminimin bozulmasının en etken sebebinin Serhat olduğunu hatırlattım kendime. Serhat yalanı çekiyordu, Serhat yalanın ta kendisiydi ve onun yanında dürüst olmaya çalışmak karınca formunda iken üstümüzden geçen insan sürüsüne rağmen ezilmeden kalabilmek demekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Silgimle Deren'in yazdıklarını sildiğimde başımı biraz daha öne eğdim ve "Bilmiyorum," dedim dudaklarım okunmasın diye dudaklarımı kasarak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bu arada ben Serhat Aymaz." Serhat, Deren ile olan konuşmalarımızdan konuşmalarını türetiyor gibiydi. "Ve sizleri misafir etmekten de hiç memnun değilim." Serhat'a inadımdan bakamadığım için yüz tepkilerini, vücut dilini ya da görünüşünü göremiyordum ve bu bir boşluk gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Biz buraya bir plan doğrultusunda gelmiştik ve Serhat bunu bildiği için böyle konuşuyor olmalıydı, yüksek ihtimalle, artık kesin bir şekilde onun Siyah Maskeli Adamlardan biri olduğunu düşünüyordum ama aradığım Gizemli Adam şahsı ona münasip miydi, işte bunu bilmiyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Serhat abi," dedi arkalardan bir erkek öğrenci ve ona niye abi diyorlardı ki? "Dürüst olmak gerekirse bizi hoş karşılayıp karşılamamanız bir şey ifade etmiyor çünkü biz hâlimizden memnunuz ama abi, şunu sormadan da geçemeyeceğim. Kimse bana şu anda bu konumda ne alaka diye de sormasın. Geçen hafta spor salonuna yazıldık ve hedefim senin vücut tipin Serhat abi, tüm ricam ile kolunun santimini söyleyebilir misin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'a bakma dürtümü bastırdım ama gülümsemeden de edemedim. Serhat'ın bana bakıp bakmadığını bilemediğim için gülüşümü baskılamaya çalıştım sonra Deren'in test kitabına yazdım: Bu sınıftan çıkalım mı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deren silgisiyle kitabını sildiğinde "Hayır," diye fısıldadı. "Böyle tuhaf bir ortamı bir daha bulamayız."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Dersiniz boştu ve sınıfa ilk girdiğimde ders çalıştığınızı görürsem geri döneceğimi söylemiştim kendime ama ders çalışmayan sayısı daha fazla olduğu için geri dönmekten vazgeçtim." Kol kasının santimini gülerek atlamış gibiydi ve göremesem bile kaşlarını kaldırdığını düşünüyordum. "Ders çalışmak isteyen hâlâ çoğunluktaysa şu anda gidebilirim ama ders çalışmak için başka bir yere gidecek olan olursa sınıfta kalanlarla bir oyun oynamak istiyorum." Sınıfa göz gezdirdi kanımca. "Gitmek isteyen var mı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Başımı hâlâ kaldırmadığım için boynum ağrıyordu ve tuhaf yüz ifademe ellerimi yüzüme getirmem de eklendi sonra Deren de şaşkınca bana baktı. Serhat'ın bizim kâğıda yazdıklarımızı okuyormuş gibi konuştuğunu o da fark etmişti. Gitmek istiyordum, kimse kalkmıyordu ve cesaret denen his de bana uğramamaya yemin etmiş gibiydi. Tek başıma koca sınıfta yürüyüp kapıya gitmek şu an çok imkânsız görünüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Kimse gitmek istemiyor mu?" diye sordu Serhat yapay bir tonda ve kendimi durduramadım, şaşkınca gülümseyerek Serhat'a bakacakken son anda gözlerimi yazı tahtasına çevirdim. Başımı kaldırmıştım ve engellemeye çalıştığım gergin yüz hattım ile tahtaya bakıyordum ama Serhat'ın dudakları aralık bir şekildeyken bana iki saniye gülümseyerek baktığını fark etmiştim. Her şeyin farkındaydı; tıpkı her şeyin farkında olduğumu anladığı gibi çünkü öyle bir konuşmuştu ki ders çalışmak isteyenler burası bizim sınıfımız, biz niye gidiyoruz diyemiyorlardı. Belki de Serhat ile göz göze gelemeden olan bu karşılıklı ama aynı zamanda da karşılıksız sırıtışımız şu anki mevzuyu anlayabilen tek kişiler olduğumuzu gösteriyordu. Serhat Aymaz fazlasıyla zor ve zeki biriydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Pardon ama ne oyunu?" dedi bir kız ve bu esas oğlanı tersleyip dikkat çekmeye çalışan ana karakter sesi gibiydi. Niye böyle bir düşünce geçmişti ki aklımdan ve neden yüzümün bir anda değiştiğini hissediyordum. Gerçi olması gereken buydu, ciddi bir yüz şekli ve kendimden taviz vermemem lâzımdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Öyle kuralları olan bir oyun değil," dedi Serhat Aymaz ve ses tonu fazla içtendi. "Sadece konuşmak ve itiraf etmek gibi." Bekledi, nefesini işittim ya da herhangi bir öğrencinin nefesiydi ama bunun bir önemi yoktu. "Canım biraz sıkkın ve sizin jenerasyonun ortamlarının fazlasıyla enerjik, eğlenceli olduğunu biliyorum. Biraz eğlenelim istedim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Canı sıkkındı, ona bakmıyordum, inadımın basit olmadığını fark etmişti, kolay yem olmadığımı da öyle ve canının sıkkın olması çok normaldi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yeniden test kitabıma baktım, sayfayı bütünüyle ezberledim ve bir soru daha çözdüm. Deren de bana bakıp hevesleniyordu ama paragraf çözdüğü için anında işaretleyemiyordu. Benim gibi bilgi sorusu çözseydi o da hemen işaretlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bulunduğumuz an çok garip bir andı, şu an hoşuma gidip gitmediğini bilmiyordum ama gelecekte böyle bir anı güzel hatırlayacağımı düşünüyordum. Kaç lise öğrencisinin boş dersine bir üniversite öğrencisi, yetmedi belki de ikinci üniversitesini okuyan bir öğrenci girmişti ki? Bu bir ayrıcalık değildi elbette ki ama az ve yaşanılması düşük ihtimalli olaylardandı, tadını belli etmeden çıkarmam gerekiyor diye düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bu düşünceler eşliğinde bir soru daha işaretledim sonra yine yazı tahtasına ardından da duvardaki ÖSYM saatine baktım. O sırada ise Serhat öğretmenler masasından atladı, uzun boyundan dolayı buna atlama denemezdi gerçi, sonra ise öğretmenler masasının önündeki boş öğrenci masasına oturdu. Sıraya tersten oturur sayılırdı ve bedeni sınıfa dönüktü, bana yakın sayılırdı, saysam dört beş adımlık bir mesafeydi ve tam çaprazımdaydı. Tam olarak beni görebileceği ama benim yine de ona bakmaktan sakınacağım bir pozisyondu yine.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana baktığını düşündüm Serhat'ın ama önümde oturan Murat'a "Murat," diye seslendi Serhat. "Sana bir soru soracağım ve dürüst bir şekilde cevap vermeni istiyorum." Serhat'ın ağzından dürüst kelimesini duymuş olabilirdim ama bu bana çok absürt geldiğinden alayla sırıttım ve Serhat'ın da benim gibi yalanlarla uyuduğunu düşündüm aksi şekilde bu kadar şeyi yönetemezdi. "O kadar zor bir durumdasın ki öleceksin ve kurtuluş yolun da bu sınıftan birini feda etmekten geçecek. Kimi feda ederdin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Murat böyle bir soru beklemediğinden "Bilemedim ki şimdi," dedi ve doğrulup şöyle bir sınıfı taradı. Hiç cevaplamayacağım dememişti ve Serhat'ın sorusunu reddedememişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Böyle kötü bir sorunun cevap verilen isimlerinden olmamak için Murat'a bakmak yerine bir soru daha çözmeye çalıştım ciddi anlamda. Sonrasında ise Serhat'a bir kez daha hayran kaldım çünkü kimin kimi sevmediğini anlayacaktı, kimlerin beni seçeceklerini ve belki de beni sevmeyenleri tespit edip savaşta etik olmayan hileli yollara başvuracaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ters oturduğu sırasından dirseğini arkasındaki masaya yasladı ve elini çenesine koydu. "Cevap veremeyenlere ne yapalım, Hivda?" diye sordu Serhat ve bu bile gözlem gücünü gösteriyordu. Hivda'nın anti bir kız olduğunu anlamıştı ve şimdi de bunu kullanıyordu, en olumsuz cevap verebilecek kişi bence bu sınıfta Hivda'ydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hivda sinsice sırıtıp bir ceza yöntemi söyleyeceği sırada "Tamam," dedi Murat. "Buldum," Sırıttı ve arkamıza, Hivda'ya baktı. "İlk Hivda'yı feda ederdim. Senin canın cehenneme be sinsi yılan."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat güldüğünde istediği ortamı oluşturuyor gibiydi. Böyle itirafların hoşuma gitmediğini söyleyemezdim ama içinde ben olmadığım sürece dinlemesi güzeldi sadece.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Peki, Murat," dedi Serhat gülerken. "Senin bu sınıftan birine sormak istediğin bir şey var mı?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Murat ilk oynayan olduğu için bilmiyordu ve "Yok," dedi meraklı gözlerle.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Pekâlâ," dedi Serhat dilini dolandırarak ve Hivda'ya baktı. "Senin ismin geçtiği için sıra sende." Sınıfın çok hoşuna gittiğini görüyordum bu oyunun çünkü kimsenin böyle bir organizasyonu yapamayacağını herkes biliyordu, ortamı Serhat sağlamıştı. "Sen de ölmek üzeresin ve kurtulmak için üç ismi harcaman gerekiyor bu sınıftan. Sen kimleri söylerdin, kimlerin ölmesine göz yumardın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hivda'dan bir cadı gülüşü duydum, başkalarına göre bu normal bir gülüştü ama bana göre değildi. "İlk Hira'yı söylerdim." Yüzüm hiç değişmedi, soruma bakmaya devam ettim ve çenem bile kasılmadı. Ben kimseye görmek istediği sahneyi sunacak kadar zavallı değildim. Sadece, kimse dışımdan anlayamasa bile içim yalnızca kendime üzülüyordu. "İkinci olarak ise Murat'ı harcardım çünkü kendisi benim ismimi verdi." Hivda düşündüğü esnada Murat'ın "Aptal kız," diye mırıldandığını işitmiştim. "Sanırım son olarak da Gurbet'i söylerdim, yeniden sınıf başkanı seçimi yapabilmek için."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Anladım," dedi Serhat düşünceyle. "Peki sen birine bir soru sormak ister miydin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sinsi Hivda böyle bir fırsatı kaçırmadı ve "Evet," dedi anında. O Murat gibi saf değildi. "Talha'ya soracağım." Talha'ya doğru döndü ve Talha ise "Bismillah," diye mırıldandı. Garipti ama sınıfta gözlemlediğim kadarıyla herkes kendisine sıra gelmesini istiyordu. "Talha, bu sınıftan bir kızla sevgili olmak zorunda kalsaydın kiminle sevgili olmayı seçerdin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hivda'dan da böyle bir soru beklenirdi zaten. Talha ve sınıfın çoğunluğu güldüğünde belki de tek dikkatli olan ben ve Serhat'tık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bilemedim ki şimdi," Kimse sorulara pas demiyordu ve demek de istemiyorlardı çünkü eğlencesi böyle çıkıyordu. "Yanlış anlamayacaksa ve ben de bu sınıfın kızlarına sıkışacak kadar yoklukta olsaydım Begüm'ü seçerdim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıftan kahkaha sesleri yükseldiğinde Begüm'ün verdiği tepkiye bile bakmadım çünkü Talha'nın cevabı beni şaşırtmamıştı. Erkekler doğal kızların daha güzel olduğunu söylerlerdi, makyaj yapanlara filli boya derlerdi ama sosyal medyada takip ettiklerinden ve Talha'nın şimdiki seçiminden de sonucunda tercihlerinin hep filli boya diye hitap ettikleri kişiler olduğunu görüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'a değil, arkasındaki cama doğru baktım ve Serhat'ın verilen cevaba şaşırmadığını fark ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Döngüyü kavradıkları için Talha soru sormaya hazırlandı. "Hep aşk soruları mı olacak amına koyayım," dedi gülerek ve kitabıma geri döndüğümde göz devirdim. "Ben Bahar'a soruyorum. Sınıftan birini seçeceksin ve o kişi de mecburen tüm okulun önünde çıplak yürüyecek. Kimin çıplak yürümesini ve rezil olmasını isterdin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Oha," dedi Bahar. "Ama dur, cevaplayacağım." Bekledi, ciddi anlamda düşündü. "Galiba Cafer'in okulun önünde mecburi çıplak dolaşmasını isterdim." Allah’tan Cafer sınıfta değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bahar duvar kenarında oturduğu için ayağa kalktı ve "Ben Serhat'a soru sormak istiyorum," dedi, Serhat abi dememişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Buyur," dedi Serhat olağan bir sesle ve kaşlarını kaldırdığını düşündüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Okuduğun bölüm ne?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Enteresan bir soru beklemiştim ama tanışma faslı sorusuydu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat tüm öğrencilere olduğu gibi ona da aynı tonda "Fizik," dedi. "Tam intiharlık bir bölüm, seçmeyin ve seçtirmeyin." En nefret ettiğim ders fizikti ve öldürseler bile seçmeyeceğim bir alandı. "Geçen evimin balkonundan atlarsam potansiyel enerjimin nasıl kinetik enerjiye dönüşeceğini ve ölüp ölmeme olasılığımı hesaplamıştım, kaç parçaya bölüneceğimi ve o anda beni rüzgârın geri itip itemeyeceğinin gücünü falan. Verdiğim örnekleri ciddiye almayın bu arada, cümlelerimin yarısı uydurmadır diğer yarısı da yalan."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıftan yine gülme sesleri işittiğimde ben de gülümsemeden edemedim. Gülümsüyordum ama bunu inadımdan vazgeçmek olarak görmüyordum sonuçta hâlâ Serhat'a bakmamıştım ve Serhat'ın bana arada gözlerinin değdiğini biliyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Soru sorma sırası bende," dedi Serhat ve sınıfa baktı. "Evet Mersin, sana soruyorum." Mersin bizim arkamızda oturuyordu. "Birine, ölümüne nefret ettiğin birine bir entrika planı kurdun ve saf bir kişiyi kullanman gerekecekti planında, sen kimi kullanırdın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Saf bir kişiyi mi?" dedi Mersin kız sesiyle. "Sınıftaki tek saf kişi, Hira. Onu kullanırdım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hahlayıp gözlerimi devirdiğimde hiç umursamadım aksine sevindim ve "iyi oynamışım," diye dudaklarımı oynattım. Belki de Serhat bu dudak oynatışımı gördüğünden veyahut karakterimin analizini yaptığından "Cidden mi?" diye sordu Mersin'e. Sınıf saf olduğumu düşünüyordu ama içimi bilmiyorlardı ve ismimin saf kelimesinde kullanılması beni hiç gocundurmamıştı aksine kendimle gurur duymuştum. Beni çözememişlerdi ve daha beni tam tanımamış bir kişi bile sınıfıma nazaran saf olmadığımı düşünebiliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ciddiyim," dedi Mersin kız gibi gülerek ve arkamızdan Serhat'a baktığını biliyordum. "Sınıftaki tek saf o."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın kaşlarının kavislendiğini düşündüm sonra Serhat'ın istediği an bu anmış gibi bana döndüğünü hissettim. "Sen birine soru sormak ister misin, Hira?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Benimle konuşmaya çalışıyordu, hem de doğrudan ama ona bakmadım bile. "Ben oyun falan oynamıyorum," dedim net bir sesle ve kendimi yeni yeni konuştuğu bir oğlana trip atıyormuş gibi hissettim, bu çok saçmaydı ama yüz şeklim de kimseyi kale almadığımı gösteriyordu zaten.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Şimdi ben sorayım mı?" dedi hiç söz almayan bir kız. "Deren'e soruyorum." Deren'in hazırlıksız yakalandığını birden toparlanmasından anlıyordum. "Bu hep merak ettiğim bir soruydu. Deren, Hira sen onunla arkadaş ol ve hep de arkadaş kal diye sana para mı veriyor?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatıldığında en fazlalığın ben olduğumu bir kez daha öğrenmiştim. İlk önce Serhat'a bakamamıştım ve kaybetmiştim üstelik üzerime gelmeleri beni ayrı bir öfkelendiriyordu ama beni saf sanan bu insanlar öfkelendiğimi bile göremezlerdi, o kadar güzel oynuyordum işte ve bu oyun da en çok içime zarar veriyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deren'in vereceği cevaba üzülme dedim kendi kendime. Kimsenin senin ayarlarınla oynamasına izin verme. Öte yandan Serhat'ın istediği de bu olmalıydı, beni sevmeyenleri tespit edip onları bana karşı kullanma ihtimalini düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıftaki tek konuştuğum kişiydi Deren ve ben Deren'i başlarda arkadaşım olarak görsem de artık buna ihtiyacım olmadığını düşünmeye başlamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

İnsan arkadaşıyla konuşurdu ama ben, kimlerle konuşacağıma bile karar veremiyordum çünkü istediğim kişilerle arkadaş olamıyordum. Kaderim, bana göre insanları benimle tanıştırmak yerine ben, zorla kendimi bir insana açmaya çalışıyordum ve bu eskidendi artık. Yine de kendimi sürekli başkalarına açmaya çalışmam bana haksızlıktı. Tesadüf denen şeyin beni derhal bulması ve beni, benim kafa dengime göre bir insan ile tanıştırması gerekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bunu da nereden çıkarttın?" Deren şaşkındı. "Böyle bir şey yok, hem böyle bir şey olsa bile kim böyle bir duruma para yetiştirir ki? Her yer insan kaynıyor."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sınıfta bilgili halini sergiliyordu ve bunu sinsice yapıyordu; gözlemliyordu, karakterleri çözmeye çalışıyordu. Tam da şu anda ona doğru dönmek ve oldu mu demek istiyordum. İstediğini aldın mı? Sınıftaki herkesi bana karşı kullanabilirsin işte, gördün bunu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deren bir nefes aldığında "Ayşe'ye soruyorum," dedi. "Sen bir seri katilsin ve bu sınıfı yok etmeyi planlıyorsun. İlk hangi kurbanının fişini çekerdin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ayşe de aynı benim gibiydi, etrafına şaşkınca baktı ve düşündü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir isim veremeyeceğinizi hissettiğinizde benim ismimi verebilirsiniz," dedi Serhat, Ayşe'ye ithafen. Serhat bir öğrenci masasına oturarak onu yabancı görmememizi istemişti ve bunu benden başka anlayan olup olmadığını merak ediyordum. Belki de dışlanmam ona fazla gelmişti ve aynı şekilde kendisinin de dışlanması gerektiğini düşünüyordu şu an.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yok dedi Ayşe. "Cevap veriyorum. İlk Melisa'yı doğrardım, dönemin başındaki kavgamızı hâlâ umutmuş değilim kanzi."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Melisa, Ayşe'nin cevabını hiç umursamadan gülümsedi ve hevesle Serhat'a döndü. "Sana soruyorum, Serhat," dedi. "Kim olduklarını söylemeyeceğim ama seni ilk gördüklerinde çekince duyan birkaç kişi şimdi de sürekli seni konuşuyor." Belki de kendisinin ismi isimlerini vermek istemediği kişiler içerisindeydi. "Gördüğün kadarıyla, bu sınıftan biri ile evlenmek zorunda kalsaydın kiminle evlenirdin?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben bile böyle bir soru beklemiyordum ve Serhat'ın yüz şeklini görememek beni üzmüştü. Serhat'tan cevap gelmemesi onun düşünüyor olabileceği ihtimalini getirdi aklıma. O da en çok makyaj yapanı seçerdi muhtemelen.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Suyumu içtiğimde dudağıma bugün ruj sürüp sürmediğimi hatırlayamadım ama elbette ki ben de makyaj yapıyordum. Zaten bence bütün insanlara göre ilk görüşte yüzde yetmiş beş dış görünüş, yüzde yirmi beş de iç görünüş dikkat çekiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Evliliği hiç düşünmüyordum ama eşim olacak kişinin benimle aynı boyda olmasını isterdim çünkü kimsenin benden uzun olmasına katlanamıyordum. Daha sonra anlayışlı da olmalıydı ve baskıcı olmamalıydı. Sorunları konuşarak halledebilmeliydik ve yatağa da küs girmemeliydik bence. İkimiz de çalışansak ev işlerini ortaklaşa yapmalıydık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben galiba," durdu ve gözlerini kıstığını düşündüm, işaret parmağının tersi de dudağının üstünde gibiydi. "Sadece bu sınıftan zorunlu bir seçeneğim olsaydı Hira'yla evlenmek isterdim."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Şaşırdım ve nasıl bir tepki verebileceğimi bile bilmeden kaşlarımı kaldırarak ve inadımı unutarak Serhat'a döndüm. Duyulması zor bir cümleye ansızın yakalandığım gibi bir anda da göz göze gelmiştik. Dikkatimi çekmeye çalıştığı için mi beni seçmişti yoksa zorunlu olsaydı cidden beni mi seçerdi, işte bunu hiçbir zaman bilemeyecektim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Abi sen erkeklerin bütün heveslerini attıktan sonra işi ciddiliğe götürmek için son vardığımız kızları seçen seçkin erkeklik olgusuna ulaşmışsın sanırım." Bunu söyleyen bir erkekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ya da kendi görünüşünün farkında olmayan ve en iyilerine layık olması gerekirken gidip sınıftaki güzellik sıralamasında birinciyi seçmek yerine dördüncüye konan karizmatik ama gariban erkek modelisindir." Bunu söyleyen de bir kızdı ve yüksek ihtimalle kendi aralarında güzellik sıralaması yapmışlardı, ben iki türlü de içimde birinciydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okulda has arkadaşının olmaması çok zor oluyordu, birinci sorunu ise dışlanmaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat yine yorulmak bilmeyen bakışlarını gözlerimden çekmiyordu. Neon yeşili gözleri elâ gözlerime sakinlikle kenetlenmişti, ben ise bir keşiş gibi yüzümdeki durağanlıkla ona bakıyordum. Gariptir ki yüzümde yine bakışlarımı kaçıracağımın endişesi yoktu. Sanki ona daha fazla bakamayacağımı biliyordum ve onun üstünde hiçbir baskı yokken tüm sınıfın gözleri büyük bir kütle gibi üzerime çökmüştü. Gözlerimi Serhat'tan birden çekmek yerine ilk onun dağılmış saçlarına baktım, sonra sol kolunu gizlemek için kollarını indirdiği siyah kazağına en son da içi kıpkırmızı gözlerine. Yüzümdeki dinginlikle bakışlarımı sabit bakışlı gözlerinden çektim, bu bana ağırdı ama çok hızlı bir şekilde Serhat'a uzun süre bakabileceğimi sanamama yetisi yazılımıma yüklenmiş gibiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Önüme dönmüş olsam bile Serhat'ın oturduğu yerden ayağa kalktığını görebiliyordum, sırtını bize dönmüştü ve ileriye yürüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Deren'in bana şaşırdığını biliyordum çünkü dört yıldır beni tanıyordu ve insanlarla göz temasımı çekmem için ilk karşı tarafın geri adım atmasını beklediğime az çok şahit olmuştu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Boş versene," dedim garip ama kısık bir sesle Deren'e sonra aklıma Anıl'ın sözü geldi. "Her dinsizin hakkından bir imansız gelirmiş," gözlerimle Serhat'ın sırtını gösterdim. "Al sana benim gibi dinsiz birini yenen bir imansız."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yürüyen geniş sırtına rahatça baktım, gözleri beni görmüyordu. Elini siyah kot pantolonunun cebine koydu, hışırtılı poşet sesine benzer bir ses duydum ve elini çıkarttığında onun bir hurma şekeri olduğunu anladım. Ağzıyla hurma şekerinin poşetini açtı ve eğilip öğretmenler masasından bir tahta kalemi aldı. Tahta kalemini de ağzıyla açtığında yazı tahtasının önüne geldi ve boyunun yazı tahtasından da uzun olduğunu gördüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Konuşmak yerine tahtaya yazı yazacak olması Siyah Maskeli Adamların başlarındaki o yaşlı adamı aklıma getirdi ve artık bana daha ne kadar bilerek açık verebileceklerini düşündüm. Bana attıkları mesajda bize katıl diyorlardı, doğrudan Serhat açıklar veriyordu ve sadece onların önüne geçip kabul ettim dememi bekliyorlardı belki de.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sağ elinde, cebimde bir sürü olan hurma şekerlerinden biri vardı, sol elindeki tahta kalemiyle yazı yazmaya başladı. Solak olduğunu fark ettim, sol elindeki sargıyı çıkartmamıştı ve yazısı berbattı oysaki Gizemli Adam'ın yazısı müthişti. Serhat'ın sağ eli tertemizdi ama sol eli sağ elinden çok farklıydı. Beyaz sargıdaki pembemsi lekeler hafif kanadığını gösterirdi elinin ve parmaklarının dışında da yara vardı, öte yandan yaralara acı çektirmek istiyormuş gibi dövmeler de yaptırmıştı. Görebildiğim kadarıyla orta parmağında bir sıyrık vardı ve yine aynı orta parmağından dövmeyle yaptırmış olduğu bir yazı geçiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat bir tarih yazmıştı: 12 EKİM CUMA, 2018

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ekim yazısını bile ekim ayında olduğumuzu bilmesem zor anlardım. Tuhaftı, harfler ayrı ayrı anlaşılıyordu ama onun yazısında birleştirmek zordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hurma şekerini üstten biraz ısırdı Serhat ve çiğneyip yuttuğunda "Tadı güzel miydi?" diye ortaya sordu sonra tarihin altına başka bir şey yazmaya devam etti. "Ya da gönlün hoş oldu mu?" Biten hurma şekerinin poşetini sağ elinde sıktı sonra kalemi sağ eline aldı ve şeker poşetini de sol eline geçirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tüm bu ortaya sorulan sorular bana mıydı? Elim pantolonumun cebine gitti ve cebimdeki şekerlere dokunduğumda şaşırdım, sevindim ve Serhat ile aynı şekerlere sahip olduğumuzu fark ettim. O çocuk şekerleri bana verdiğinde cidden de gönlüm hoş olmuştu ama gülümsemem yerini yüz düşmesine bıraktığında ellerimle yüzümü kapattım çünkü o çocuk kendi isteğiyle benimle konuşmamış olurdu, çünkü şeker işini organize edenin Serhat olduğu ortaya çıkardı. Beni şekerle kandırmaya çalışmasına nefesim kesilene kadar kahkaha atmak istedim ama yaptığım tek şey çenemi sıkmak oldu. Çocuk gibi kandırılmaktan çok resim sınıfındaki görevlinin benimle kendi isteğiyle konuştuğunu düşünmek zoruma gitmişti, sanırım kandırılmanın daniskasını yaşamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenler masasından gelen sesle tahta kaleminin masayla buluştuğunu anladım. Ellerim yüzümden çekildiğinde tahtaya ne yazdığına değil ilk önce Serhat'ın yüzüne baktım. Ona baktığımı fark ettiğinde yine bana baktı, bakışları yine bakışlarını benim kaçıracağımı bildiğinden inançlıydı. Ona cidden mi dercesine bakıyordum, karşılık olarak elindeki şeker poşetini sıktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hurma şekerine bayılırım bu arada. En sevdiğim şekerdir kendisi." Çenesini sıktı ama gülümsüyordu. Onun ihtimallerine baktım, cidden şeker muhabbetini onun ayarlayıp ayarlamamasını anlamaya çalıştım ama Serhat'ın yüzü olasılıklarımın aksini andırmıyordu, doğrudan dile getiriyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerimi devirerek ondan bakışlarımı çektiğimde ellerimle gözlerime tutundum, o kadar içten göz devirmiştim ki gözlerimin yerlerinden çıkacağının hissine kapılmıştım çünkü. Serhat'ın hamleleri karşısında hiçbir stratejik hamlelerde bulunma teşebbüsüne girmeyen beynime gülümsediğimde "Benimle oyun oynadığınız için çok sağ olun," dedi Serhat Aymaz. "Sıkıntımı unuturum demiştim, sonra geçti sandım ama yine başladı maalesef. Gidip biraz arkadaşlarıma salça olacağım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat kapıdan çıktı, sonradan tahtaya yazdıkları sağ elinin eseriydi ve bu yazısı tıpkı Gizemli Adamın yazısı gibi özenliydi. Serhat iki elini de kullanabilen nadir insanlardan olmalıydı. Onun yazdıklarını okudum: Konservatuar öğrencisi arkadaşlarım teneffüslerde ikişer anons yapacaklar, bu bir yarışma anonsu olacak ve önceki teneffüs bunu duymuş olmalısınız. Ciddiye almanızı tavsiye ederim, bu benim değil yarışmayı düzenleyen arkadaşlarımın cümlesi. Gerekli bilgiyi bodrum katındaki resim sınıfına giderek alabilirsiniz. Sonrasında ise teneffüs zili çaldı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğle arasından önceki son teneffüstü, açtım ama bugün dayanacaktım okul çıkışına kadar çünkü zaten okul çıkışından sonra Mügelere gidecektik ve kendisine bir türlü ısınamadığım Asude teyzem bize yemek yapacaktı. Üstelik tek aile biz olmayacaktık çünkü Fırat denen adam ve belki de ailesiyle de aynı sofrada olacaktık.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıftan kimseyi umursamadım ve ayağa kalkıp öğretmenler masasına oradan da cama geçtim ve sıcak petek bacaklarıma çarptı. Okulun bahçesi fazla kalabalık değildi ama yine de insanlar vardı. Hiç tanımadığım insanları seyre daldığım vakit yeşil bir ceket giyen bir insan, bir siluet gibi bizim binaya girmişti. Öyle bir görmüştüm ki yeşil bir ceket görmediğimi bile düşünebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Hava almak istiyordum ama tek başıma dışarı çıkamıyordum çünkü tek başına gidebileceğim bir yer yoktu. Dışarıda aceleyle bir yere gidiyormuş gibi yapıp biraz hava alsam ve sonrasında u dönüşü yapıp geri binaya girsem fazla dikkat çeker miydim?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözlerim, dışarıda dolaşan insanları tararken tek bir kişinin üstünde sabitlendi. Serkan. Elleri siyah kot pantolonunun ceplerindeydi, düşünceli bir şekilde tek başına yürüyordu. Şaşırarak başımı omzuma kaydırdım ve bir an bile olsun gözlerimi ondan çekmedim. Okyanus mavisi koyu gözleri kimsenin yüzüne dokunmuyordu, öylesine yerdeydi. Emindim ki her zaman o kalabalık dolaşan gruplara rağmen tek yürüyordu ve yürüdüğü istikamet de hep aynıydı, attığı adımlar her ders sonrası molalarda aynı betonlara denk geliyordu, zemini ezberlemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Elimi çeneme yaslayıp Serkan'ı izlemeye devam ettim. Benim gibi ve hatta benden daha kötü bir biçimde fazla sessizdi. Bu ortak noktamızdı. Yanında kimse yoktu ve bu da bana benziyordu. Serkan'ın sık konuşmadığını gözlemlemiştim ve benim de konuşabileceğim sağlam insanlar yoktu. Fazlasıyla ben gibiydi ama benden daha öndeydi çünkü kimseyi umursamadan tek başına yürüyebilme cesaretine erişmişti. Gülümsediğimde neden bu konuda da eşit olmuyoruz ki diye geçirdim içimden. Ben de bahçede tek başıma yürüyebilirdim, omurgam sopa yutmuşum gibi dik olurdu ve kimse de umurumda olmazdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serkan sessizliğin güç kazanmış hâliydi, kimseyle konuşmaması onu eşsiz yapıyordu nazarımda ve şu anda ona fazlasıyla özendiğimi hissettim. Biraz daha gülümsedim ve benim de eşsiz olmamak için hiçbir sebebimin olmadığını fark ettim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir anda arkamı dönüp sınıftan ayrıldığımda kendi isteğimle birinin yanına yürümek için gidiyordum. İçime doğan bir anlık cesaret yüzümün ifadesini dışarıdan fark edilebilecek bir şekilde neşeye bürümüştü.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neden bunu daha önce yapmamıştım ki? Bir insanın yanına aniden gidip hiçbir şey konuşmadan yan yana yürüme fikri neden daha önce içime doğmamıştı? Ciddi anlamda, yüzümün şu neşeli hâlinde bunu düşündüm ve hiçbir insanın Serkan'ın verdiği aurayı bana veremeyeceğini fark ettim. Onun görüntüsü ve kendi kendine yetebilmesi daha önce hiçbir insanda rastlamadığım bir şeydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yangın merdivenlerine yöneldim ve içeri girdim, bu yangın merdivenleri okulun içinde olduğu için bir apartmanın merdivenini andırıyordu; dışarıdan da okulun içinden de görünmüyorduk.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Merdivenlerden bir kat indiğimde yeşil mont giymiş biri bir anda önüme çıktı ve aniden geri adımladım, sırtım duvara geldiğinde ise birdenbire önüme çıkan ve kenara çekilmeyen o kişiye baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

“Bu bir şaka olmalı.” Serhat'a bakmak yüzümdeki tüm emareleri yok etti, ona baktığımın üçüncü saniyesi aşağı inen merdivenlere baktım daha sonra ise bakışlarımı kaçırdığımın farkına varıp düşüncesizce yine Serhat'a baktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yaptığım denge sarsıcı hareketler kısa bir an dudaklarımı aralamama neden oldu daha sonrasında kaşlarımın ortasında bir oyuk açıldı çünkü şu anda Serhat'ın neon yeşili gözlerine bakıyordum. İkinci bir uzun soluklu bakışma yarışmasını kaldıramazdım, zaten bu sefer dersimiz boş da değildi. Sadece Serhat'ın gözlerini benden çekmesini bekledim, elbette ki çekmedi sonrasında çenemi sıkıp gözlerimi alan koyu yeşil şişme montuna baktım. Gözleriyle fazla uyumluydu ama içimde hissettiklerim bakışlarıma gram yansımamıştı; aksine Serhat'a her baktığımda gözlerimde bir duvar örülüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Onun montunu düşünceyle seyre daldım. Cansu bir ara bana bir adamın dikkatini çektiğini daha sonrasında o kişiyi takip edip bir köşede başka adamlar tarafından dayak yediğini söylemişti. Dayak yiyen kişinin yeşil şişme bir mont giydiğini ve o kadar yapılı olmasına rağmen hiçbir şekilde karşısındaki adamlara vurmadığını söylediğini hatırlıyordum Cansu'nun.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüksek ihtimalle Cansu'nun takip ettiği kişi Serhat'tı çünkü Serhat'ın yüzünde, dudağının kenarında ve özellikle de sol kolunda yaraları vardı. Tek sorun neden bu kadar yara aldığı değildi, öteki sorun bu kadar dövülmesine rağmen neden bunu kendisine yapanlara bir karşılık vermediğiydi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Beni fazla derin inceliyorsun." Serhat'ın tok çıkan sesine karşılık kendime geldiğimi hissettiğimde gözlerim istemsizce Serhat'ın neon yeşili gözlerini buldu ve yine istemsizce yüzüm kasıldı. Tekrardan ağır bir darbe alırmış gibi Serhat'tan gözlerimi kaçıracağımın hayalini kurdum ama yine de bakışlarımı kendimi zorlayarak çekmemeye çalıştım. Eliyle kendisini gösterdi. "Beni bu kadar detaylı incelediğine göre iyi buluyor olmalısın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatıldı, yalanıma olan yeminimi hatırladım ve dürüst olsam da onun eline hiçbir koz vermeyeceğimi düşündüm. "Evet," dedim ve başımı olumlu anlamda salladım, o sırada ise bakışlarımı gözlerinden çekmemek için bir iç savaş veriyordum. "Nezdimde iyi görünüyorsun, evet."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dürüstlüğümü beklemediğinden olsa gerek kaşları havalandı ve dudağının tek kenarı sırıtış şekline girdi. Montuyla can alıcı bir şekilde dikkatleri toplayan neon yeşili gözleri iki gözümde de dolandığında kendimi fazlasıyla zorluyordum bakışlarımı kaçırmamak için.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senden bunu duymayı beklemiyordum." Durdu. "Dürüst olmanı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat'ın yanında rahat olamıyordum, sürekli tetikte olmalıydım ve yetmezmiş gibi gözlerim sabit durmalıydı üstelik istediğim gibi hareket de edemiyordum. Sadece Serkan'ın yanına gitmek istemiştim ve nefesimi vererek Serhat'tan gözlerimi ayırdım, bu bana fazla ağır geldi ama düşünmemeye çalıştım ve merdivenlerden inmeye yeltendim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat ağır ağır önüme geçtiğinde ağır çekimde hissettim kendimi bir an çünkü yavaş ilerlemiştim ve önümü yavaşça kesmişti. Sakindim ama Serhat benden daha sakin görünüyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir saniye." Bir adım attı bana doğru ve eş zamanlı bir adım geri gidip istemsiz yine onun gözlerine baktım, o sırada ise yüzümün kısa bir anlığına acı çekercesine kasıldığına emindim. "Sadece," duraksadı ve hiç olmadığı kadar gözlerimin içine detaylıca baktı. "Şu an sadece özenli bakan biri anlar ama sınıfa ilk girdiğimde daha belirgindi. Senin canın sıkkındı." Fazla anlayışlı baktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir anlık sorusuna bir anlık tepkiler sergiledim. "Ne?" Elimle kendimi gösterdim. Canımın sıkkın olduğunu anlayabiliyordu ama buna kendisinin neden olduğunu sorgulamamıştı fakat onun bunu bilerek sorgulamadığını düşünüyordum. Yalana olan yeminimden her seferinde bu kadar çabuk vazgeçmek artık canımı sıkmaya başlamıştı. "Canım neden sıkkın olsun ki?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gözleri kısıktı, bakışları üstümde bir ölçüm yapmaya çalışıyordu ve onun karşısında düzgün bakışlı olmaya çalışıyordum, neden Serhat'a bocalamamaya çalışıyormuş gibi görünmeye çalıştığımı da bilmiyordum. Sanki Serhat'ın gözleri bir kameraydı ve ben de hiçbir şeyi belli etmeden poz vermeye çalışıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Neyse," dediğinde nefesimi verip yeniden bakışlarımı ondan çektim. Onun ise gözleri üzerimden bir an olsun ayrılmamıştı. Serhat Aymaz nasıl bakışlarını bu kadar uzun dizginleyebiliyordu ve Serhat'ı tanımadan önce böylesine uzun baktığım insanlar da aynı şeyi benim için düşünmüşler miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dikkatim Serhat'tan başkasında değildi ama az önce bir erkek öğrencinin Serhat'ın arkasından geçtiğini görmüştüm. Serhat Aymaz insanın algılarını kapatabilme yetisine sahipti üstelik bunu daha yeni fark ediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir anda kollarımı göğsümde birleştirip geriye gittim ve sırtımı duvara yasladım. "Senin derdin ne, Serhat?" Onun gözlerine bakamıyordum ama gururumdan ancak yeşil şişme montunun yakasına bakabilmiştim. "Ne yapmaya çalışıyorsun? Neden hep karşıma çıkıyorsun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat başını aşağı yukarı sallayıp bana doğru yaklaştı, önümde belirdi ama ben zaten ondan uzaklaşmak adına duvarın dibine girmiştim. Özenle ayakkabısını ayakkabıma çarptı ama ellerini duvara koyup beni sıkıştırmaya çalışmadı. "Derdim..." düşünüyormuş gibi oldu, elleri montunun cebine girdi ve başını eğip bana baktı. "Dürüst olmak gerekirse bir derdim var, evet ama Serhat'ın ağzından dürüst lafını duymak hiç inandırıcı gelmez sana."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ara ara buradan geçen öğrencilerin gözleri kısa bir an bizi buluyordu. "Sen kaç kişiliksin, Serhat?" diye sordum Serhat'a ve çatık kaşlarımla ona baktım. "Yani, herkese farklı oynuyor gibisin. Az önce sınıfımdaki insanları hakkımda bilgi almak için gayet de güzel kandırdığının farkındayım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırıttı ama şimdi bambaşka bakıyordu. Öz bakışları baygındı. "Sadece canım sıkkındı."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Az önce eğlenceliydi, şimdi ise dört köşe dönmüştü ve bayılacak gibi ciddi ve baygın bakıyordu. "Canının sıkıntısının geçmesi için yanlış kişiye geliyorsun o zaman. Ben insanların sıkıntılarını almam, bu sıkıntıların daha da artmasını sağlarım."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat sarhoşmuş gibi başını ağır ağır salladı, kaşları hafif havadaydı. "Ama ben sıkıntımı Hira, sen al demedim hiçbir zaman."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İyi işte," dedim hırsla ama yine de karşılıklı bir sakinliğimiz vardı. "O zaman benden ne istiyorsun? Karşıma Allah'ın her dakikası çıkmak zorunda mısın mesela, bana bunu açıklar mısın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümsedi ve "Evet," dedi başı kalkıp inerken. Bana yakın olmasına rağmen mesafe öyle bir ayarlanmıştı ki onun nefesini bile solumuyordum. "Bayılıyorum böyle canımın sıkıntısını bir dakikada geçirebilecek kişilere." Kaşlarım çatıldığında duraksadım ve dışarıdan belli olmayacak şekilde dudaklarımın içini ısırdım. "Ve böyle emir verenlere, bana meydan okuyanlara da bayılıyorum. Sen beni anlıyorsun aslında." Fazla içten konuşuyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çekil önümden," dedim ve gitmeye çalıştım, sol elini gitmemi engellemek içim duvara yasladı sonrasında "Tamam," dedi ciddileşip. "Dalga geçiyordum sadece." Elini duvardan çekti ve bana bir alan yarattı. Bu da başka bir kişiliğiydi çünkü baygın bakışları yok olmuştu, şimdi de enerjik bakıyordu. "Ben sadece," eli montunun cebine gidecekken vazgeçti. "Sana bir soru sormaya gelmiştim." Bir anda sordu: "Kâğıdını geri istiyor musun?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kendimi kontrol edebilmek için ellerimle yüzü kapattım, saçlarım da başım gibi öne düşmüştü. Derin bir nefes ardından sakinleşmeye çalışmak sonucunda ise ellerimi yüzümden ayırıp Serhat'a aniden bakmak.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bahsettiğin kâğıt benim kâğıdım." Gözlerimi, bakışlarımı çekeceğimi bile bile gözlerinde dolandırdım. "Kâğıdını istiyor musun diye sordun öyle değil mi?" Başımı aşağı yukarı salladım. "Yani sen de söyledin. Benim kâğıdım. Sen benim kâğıdımın sahibiymiş gibi davranamazsın," kaşlarım havalandı. "Elbette ki vereceksin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ama," dedi masumca ve gülümsedi. "Sen böyle net konuştukça bu hoşuma gidiyor, seninle uğraşmak, Hira." Pes ediyormuşum gibi elimi alnıma götürüp başka yöne diktim bakışlarımı. "Pekâlâ, kâğıdını mı istiyorsun?" Hâlâ bana aynı soruyu sorabilmesine alayla güldüm. "İyi o zaman. Kâğıdın montumun cebinde." Ellerini iki yana açtı. "Çok istiyorsan montumdan kendin alırsın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ben de ellerimi iki yana açtım ve sırıtmamaya direndim. "Ben niye senin montundan alıyormuşum?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Canım sana vermek istemiyor." Omzunu silkti. "Dediğim gibi, montumun cebinde, elimi az önce koyduğum yerde."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatılıydı sonra düşünceyle ona yaklaştım ve elimi onun montunun cebine tereddütle koyacağım esnada "Sapık mısın?" dedi bir anda ve aynı şekilde anında duvara geri gittim. Başka bir kişiliğiydi ve bunda gülüyordum. "Sen kendini ne sanıyorsun da bana dokunmaya çalışıyorsun?" Gülmemek için bariz kendisini sıkıyordu ve etraftaki öğrenciler ilerlerken bizi izliyorlardı. "Bu kadar mı yokluktasın, Hira?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neye uğradığıma şaşırmıştım. "Ne?" Etrafa baktım, gelip geçenlere sonra yine Serhat'a. "Sen dedin." Başımı geriye götürdüm ve ellerimi arkama aldım. "Bana montumun cebinden al dedin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben neden ellerinin montumun cebine girmesini isteyeyim ki?" Kahkaha atmamak için yanaklarının içini ısırdığını farz ediyordum. "Sen hayal görüyor olmalısın." Elini uzattı. "Bu kaç hanımefendi?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tam iki diyecekken duraksadım ardından "Zıkkımın kökü Serhat'ın benimle uğraşmaya çalıştığı için ellerinden ayrılıp kendisine ayrı bir devlet kuran hain parmakları," dedim hırsımla ve rahatlamışım gibi bedenimi duvara yönlendirdiğimde onun da gülmek için arkasını döndüğünü göz ucuyla görmüştüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Serhat merdiven boşluğuna doğru yerinde duramıyormuş gibi kahkaha attığında, yumruk yaptığım elimi duvara koyup boştaki elimle yüz şeklimi gülerek düzeltmeye çalıştım. Neden sırıtan yüzümü oyun hamuruymuş gibi ciddilik şekline sokmaya çalıştığımın sebebi böyle daha komik göründüğümdendi sanırım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana doğru tekrar döndüğünü hissettiğimde yüzümdeki elimi durdurdum ve sanki gülerken yüzümü kapatıyormuşum gibi görünmeye çalıştım. Bir anda gülüşümü ustalıkla durdurduğumda rol yapıyormuşum gibi ciddiyetle Serhat'a döndüm. "Şov bitti mi?" Az önceki gülümsememden eser kalmamış yüzüme hiç şaşırmadan baktı. Neden hiçbir şeyime şaşırmıyordu ve gerçekten de her şey onun için tahmin edilebilir miydi?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Canımın sıkıntısı da deprem sonrası denizin hâli gibi fazla gelgitli." Elini cebine koydu ve bana dikkatle baktı. "Sen de tsunami misin yoksa?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Amerika’da yaşamıyoruz." Espri yeteneğim var mıydı bilmiyordum ama bana göre Serhat'ın yanında az da olsa kendisini yeni gösteriyordu. "Gerekirse tsunami de olurum, kıymetli canının sıkıntılı dertleri artacaksa ben tamamım gerçekten."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Üzülmüyormuş gibi rol yaptı. "Kıymetli canım mı?" Sargılı eli piyasaya çıktı ardından yine aynı eli yüzünü gösterdi. "Canım kıymetli olsaydı bu hâlde mi olurdum?" O el yeniden cebine girdi. "Pekâlâ." Çıkarttığında kâğıdım nefes almıştı sanki çünkü ben nefes aldığımı hissetmiştim. Kâğıdımı bana insanca uzattı. "Sana veriyorum." Başını yana doğru gelgit etti. "Gerçi senin de dediğin gibi, bu kâğıt senin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kağıdımı vermek için acısını çıkartmak istercesine benimle uğraşmıştı ve şimdi de beyaz bayrak çekmiş gibi kâğıdımı bana uzatmıştı. Bu kadar basit miydi? Elimi uzatırsam artık kâğıdımı alabilecek miydim?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dudaklarımı araladığımda tereddütle Serhat'a baktım sonrasında inançlı bakan gözlerinden kağıdıma yöneldim. Elimi uzattım ve kâğıdımın elime değmesine milimler kala kâğıdı havaya kaldırdı. Bir anlık hareketiyle kendimi geriye çektiğimde Serhat'a ufak çocuklar gibi beni kandırdın bakışı atıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Gülümsüyordu ve hâlimle eğleniyordu. Bir adım attı ve bir öncekinden daha fazla kâğıdı önüme getirdi. Biraz daha yaklaştıracağı taktirde kâğıt göğsüme değecekti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Al," dedi başını sallayıp ve gülümsedi. "Çekmeyeceğim bu sefer."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kâğıt ile aramda santimler bile yoktu. Başımı eğip önümüze baktım ve elimi kaldırdım. Ağır hareketlerle elimi kâğıda yaklaştırdığımda onun eli bile sallanmıyordu. Yutkundum, başımı kaldırıp ona baktım sonra indirdiğimde bir anda kâğıdımı alacakken çevik bir hareketle kâğıdı havaya attı ve öteki eliyle tuttu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bana güldüğünde sürekli ona kandığımdan sinirlenmiştim. Hırsımla kâğıdı almaya çalıştım, indirdi, elimi indirdim sonra öteki eline aldığında öteki elimi uzattım ama o hep gelişmiş refleksleriyle benden bir adım öndeydi. Atıldım, kâğıdı arkasından öteki eline aldı, sol elimi kullanıp uzandım bu sefer de gülerek havaya kaldırdı ve benim boyum oraya yetişecek kadar uzun değildi, yetişebilsem bile doğrulduğumda Serhat'ın üzerine düşebilirdim. Bu nedenden pes ettim ve üzülerek geri adımladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çabuk bitti ama," dedi benimle eğlenerek. Yüz şeklim onun eğlencesini ikiye katlıyor olmalıydı. "Hemen de pes ettin."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Saniye başı beni kandırmak çok hoşuna gidiyor sanırım." Yüz şeklimin çocukların attığı tripli hâlini andırdığına emindim. Ve şu an fark ediyordum ki o, her ne kadar bir amaç uğruna da olsa benimle samimi bir şekilde uğraşıyordu. "Benimle uğraştığın kadar kardeşlerinle uğraşmamışsındır."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yüzünü buruşturdu. "Kardeşlerimle uğraştığım kadar seninle uğraşsaydım gülmekten vazo gibi çatlardın." Cümlesinde ilk kez bir yalan olduğunu düşünmüyordum, bu garipti. "Kandırmayacağım bu sefer." Kâğıdı bana adımlayarak uzattı ama kanacağımı sanmıyordum bu defa. "Bakma bana öyle. Ne yapacağım ki kâğıdınla sonsuza kadar sanki? Elbette ki sana geri verecektim." Hiçbir şekilde kımıldamayışıma baktı. "Tamam, güldük eğlendik şimdi de al şu kâğıdını."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kâğıt tam önümdeydi, elimi uzatıp almak istiyordum ama yine geri çekebilirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Pekâlâ," dudaklarını yaladı. "Kâğıdını al diye öteki elimi arkama götürüyorum." Boştaki elini arkasına götürdü ardından kağıdımı bana daha fazla yaklaştırdı. "Kâğıdını alır mısın artık? Belki de milyon kez dayak yedim fakat kolumun bu denli uyuştuğunu hatırlamıyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Adımları gerideydi, öteki eli arkasında ve kâğıt da tam önümde.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarım çatılıydı, düşünceliydim ama kâğıdımı almak için bir harekette bulunacağımı biliyordum sadece bekletiyordum. Çok hızlı bir şekilde kâğıdımı almak için yeltendiğimde kahkahayı basıp elini havaya kaldırdı. Anlık boşluğuma geldiğinden öfkeyle kâğıdımı havada yakalamaya çalıştım. Serhat ile ani temaslar geçirdiğimizde "Boş versene," dedim ve elim bez sargıya çarptığında içimdeki tuhaf hisle geri adımladım. "Kâğıdım sende kalsın, ben gidiyorum."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eğlenen yüz ifadesini arkamda bıraktığımda belki de bir şeyler söyleyecekti ama vazgeçmişti hemen sonrasında “Çok eğlendim, teşekkür ederim,” demişti. Çarçabuk kendi katıma çıktım ve ders zili çoktan çaldığından aceleyle sınıfa girdim ama öğretmenimiz daha gelmemişti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sırama geçtiğimde mutlu hissediyordum, uzun bir zamanın ardından uzunca gülmüştüm ve bunu Serhat sağlamıştı, bunun da farkındayım. Serhat ile gülüşmeler yaşamıştım, her ne kadar bu gülüşmeler sırlarımı yazdığım kâğıt sayesinde olsa da.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Düşünüyordum, benimle tanışmaya çalışıyorlardı ve ben hep geri adım atıyordum ama neden onlara aynı adımı atamıyordum? Bana attıkları her adımın karşılığını ben de verebilirdim. Arkadaş mı olmak istiyorlardı, belki istemezlerdi ama öğrenmiş olurdum. Siyah Maskeli Adamlardan mıydı onlar, geri adım atmadığım sürece bunu da öğrenebilirdim ama böyle onlardan kaçarak sadece zamanın yaratacaklarını uzun bir sürece yaymış olurdum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Pekâlâ, belki de Serhat'ın dengesizlikleri ve güldürmeleri sayesinde anlık kararlar almıştım ama zararı olacağını da sanmıyordum. Sınıfıma baktım, herkes birbiriyle konuşuyordu ama ben düşünceler içerisindeydim. Anlık farkındalık yaşıyor gibiydim ve sadece bu sınıfa yaranmaya çalışmak fazlasıyla boştu, beni yorardı ama Serhat'ları denememek için hiçbir sebebim yoktu. Onlarla dost olamasam bile en azından konuşabileceğim birkaç kişi de yeterdi. Onlarla, onların benimle konuştuğu seviyelerde konuşurdum ve niyetlerini de öğrenebilirdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Öğretmenimiz kapıda göründü ama içeriye girmedi. "Çocuklar, akıllı tahtanızın teneffüste çalışmadığını öğrendim, şimdi 12/G ile iki ders saatliğine yer değiştiriyoruz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tüm sınıftan yine bir gürültü koptuğunda isteksizce çantamı toparladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Diğer sınıf bizim sınıfa surat asarak giriş yaptığında içlerinden Şevval'i de gördüm, gülümsüyordu ve mutlu gibiydi. Sonra ben de 12/G sınıfına girdiğimde "Ben okul başladığından beri bu sınıfta kendi sınıfımdan daha çok vakit geçirdim amına koyayım," diye öğretmenimizin duyamayacağı kısık isyanlar yapılıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ders işledik, öğle arasına girdik sonra herkes yemek almak için sınıftan ayrıldığında öğretmenler masasına geçip Serenad'ı okudum. Çoğunlukla öğle araları yemek yemiyordum ve paramı biriktiriyordum, dokuzuncu sınıftan beri bu böyleydi ve gizli yaptığım bu eylemin bana bir getirisinin olacağına emindim. Uzun bir öğle arası daha bitti, yine 12/G sınıfında dersimizi işledik ve teneffüse girdiğimizde tuhaftır ki kendimi yorgun hissediyordum. Şöyle bir sınıfa göz gezdirdiğimde sadece benim değil, diğer öğrencilerin de halsiz durduklarını gördüm üstelik son iki ders saatimiz matematikti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ders bittiğinden yeniden kendi sınıfımıza döndük, yine Şevval'i gördüm ve yine mutluydu. Serhat ile sevgili olduklarını düşünüyordum ama bir yandan da Serhat’ın dürüst konuşmadığını tahmin ediyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çantamı sırama yerleştirdiğimde "Son dersi matematik yapan eğitim sisteminin ben ta..." diye mırıldanan herkes hem yorgundu hem de isyankâr ama haklıydılar. İlk derslerimiz hep boştu, sayısal öğrencileriydik ve işimize yaramayan boş dersleri sabahın erken saatlerine alıp gerekli dersleri son ders saatlerine atmışlardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ders zili çaldığında Mazlum öğretmenimiz beş dakika gecikmişti. Sonra birden Müdür Yardımcısı Hüseyin hoca içeri kafasını soktuğunda hepimiz ayağa kalktık. "Gençler," dedi. "Mazlum hocamız rahatsızdı diye bugün okula gelmedi, evlerinize gidebilirsiniz."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Sınıfın sevincine ortaktım. Eve erken gideceğime şu an fazlasıyla seviniyordum ve bu dışıma da yansıyordu. Aceleyle çantamı hazırladım, ESHOT kartımı ve telefonumu elime alıp kimseyi beklemeden okulun bahçesine çıktım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Okul çıkışı olmadığından önceki duraklara gitmeme gerek yoktu, gelen otobüs beni alırdı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bahçede yürümeye başladığımda o ince yola girdim, kollarımı iki yana açsam belki de ben daha geniş çıkardım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hayır ya, küfrettirtme bana." Bu Anıl'ın sesine benziyordu. Yine de etrafıma bakmadan yürümeye devam ettim, ben adımlarımı ilerletene kadar da onların sesleri kulağıma geliyordu. Yakınımda olmalıydılar.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sanki biraz fazla abartıyorsun karpuz kafalı çekirdek beyinli." İstemsiz sırıttığımda bu Serhat'ın sesini duymamdan ötürüydü. Olgun, komik ama yine de ciddi ve ağırdı ses tonu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bak şimdi, ömrümde hiç görmediğim insanların evine gidecek ve benim de onunla gelmemi istiyor ama annemin gelmesini istemiyor. Babam annemin gelmesini istemiyorsa ben de onunla gitmem." Anıl'ın ses tonu da tarif edemeyeceğim bir biçimde hırs ve öfke doluydu, içinde biriktirdiklerinin belki de çeyreğini döktüğünü belli eden bir ses tonu vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Babanın seninle erkek erkeğe takılmak istediğine kanaat getirdim ama sen bence bunun bile farkına varamadın değil mi, çekirdek beyinli?" Yürüdükçe Serhat'ın sesi uzaklaşıyordu. Güya bu ikisi sabah kavga etmişlerdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Başlarım böyle işe ama. Ben tanımadığım insanların evine gitmek istemiyorum." Anıl'ın bir derdi vardı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ben de bir şekilde gelirim o zaman ve yalnız olmazsın. Nasıl yapacağım diye sorma, gerekirse damdan girerim." Serhat'ın yapıyorum demesine bile inancım vardı, kesinlikle bir yolunu bulup Anıl ile giderdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Durağa gittim, bekledim ve otobüsüm geldi. Bindiğimde kısa araç gelmişti ve yine oturacak yer yoktu ama fazla dolu da sayılmazdı. Bu semtte ilerledikçe birkaç kişi indi ve inen bir adamın yerine geçtim, yanımda oturan bir kadın vardı ve bu kadının okulun ilk günü yanımda oturan o kadın olduğunu fark ettim. Bu sefer kulaklığı yoktu ve camdan dışarıya bakıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yaklaşık kırk yedi dakikalık bir yolculuğun ardından durağıma geldim ve indiğimde bizim sokağa girdim. Gün uzun gibiydi ama geçmiş olan her gün gibi bugün de bitecekti. Kardeşlerim de geldiğinde Mügelere gidecektik ve aklıma her geldiğinde gülümsüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Eve girdiğimde ortam kardeşlerim olmadığından sessizdi. Çantamı odaya bıraktım sonrasında ise salona girdiğimde annemi hazırlanmış bir şekilde gördüm, şaşırdım. "Ne çabuk hazırlanmışsın, anne? Daha Ebruların gelmesine bir iki saat var."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin oturduğu yerden eli ayağına dolandı ama sonrasında kendisini düzeltti ve "Siz geldiğiniz gibi yola çıkalım diye çabuk hazırlandım," dedi, eline telefonunu aldı ve kurcalamaya başladı. "Zaten baban bizi götürmeyecek, yürüyerek gideceğiz bundan dolayı daha da geç olmasın."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yorgunluğumla ve açlığımla kendimi koltuğa attım ardından cenin pozisyonunda uzandım ve anneme bakmayı sürdürdüm. "Dönüşte babam bizi alacak mı yoksa gece vakti de mi yürüyerek geleceğiz?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Oradayken babanı ararız, o gelir bizi alır. Zaten araba sadece babana yarıyor. Pazara giderken bile eşyaları ellerimizle taşıyoruz. Boş."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemin haklı isyanına hafif gülerek tepki verdim. Başımın ağrıdığını hissediyordum, gözlerime bir ağırlık çökmüştü ve açlığımdan midemde bir yanma vardı ama buna rağmen gözlerimi kapatmadım. Hira Taşdelen soyadından da anlaşılacağı üzere her koşula direnmeyi seçiyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annem internetten videolar izliyordu ve bazı yaşlılar gibi ses kısmıyordu. Onu daha da incelediğimde güzel ve temiz giyindiği gözlerime çarptı. Kırık beyaz bir şal takmıştı, su yeşili bir etek ve beyaz bir gömlek giymişti. Gömleğin üzerinde de kabanını geçireceğini anlamıştım çünkü kaban hemen yan koltuktaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sen de güzel giyin, Hira. Makyaj da yapacaksan yap."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaşlarımı kaldırdım. "Giyinirim de makyaja babam kızıyor." Aslında böyle bir cümle kurmam tamamen kötü niyetimle annemin babamdan daha da soğumasını sağlamak içindi ve bu bir anlık dürtüyle ağzımdan dökülmüştü. Yoksa arada bir makyaj yapardım ve babamın, daha doğrusu gözlemlediğim erkeklerin çoğu makyajda bir tek kırmızı ruju fark ediyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Senin baban eski kafalı ve baskıcıysa ben ne yapayım? Cansu gibi biraz cesaretli ol sen de."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cesaretimin sonlandığı kısımların sebebi babamın kalbini kırmak istemememdendi ama Cansu yüksek ses tonuyla üste çıkabiliyordu ve o sırada da yanlış durumlara rağmen babamın bu ailenin içerisinde tek başına hissedeceğinin yüz ifadesi canımı acıtıyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yirmi dakika sonra hazırlanmaya başlarım." Sırtımı anneme döndüm ve koltuk ile bakıştığımda yorgunluğuma daha fazla direnemiyordum. Annem beni bu şekilde görmediğinden gözlerimi kapatabildim ve dinlenmeye odaklandım. Tam olarak dinlenmeye çalışmak denemezdi çünkü zihnimde planlar yapıp duruyordum. Mesela bir şeyler atıştırmam gerekiyordu, giyinip hazırlanmaya başlamalıydım sonrasında ders çalışmalıydım, katıldığım yarışmayı düşünmeliydim sonra Serhatlar ile arkadaş olmayı denemek de vardı çünkü boşuna geri adım atıyordum. Yürüyerek gidecektik Mügelere, ben Asude teyzemi sevemiyordum bir türlü ve onun çocukları çok yaramazdı, eniştem yine yanlış siyaset yapardı ve babam oraya gelirse çıldırırdı bu konuda. Annem gülerdi ama ben babamın görüşlerini haklı bulurdum çünkü diğerlerinin görüşleri vatan hainliğine kayıyordu. Üniversite sınavını kazanmalıydım, kimya ile ilgili bir bölümü tutturmam gerekiyordu. Cansu ile kavga etmemeye çalışmalıydım. Sonra para verdiğim oyuncak akrebi diğer insanların üzerinde de kullanmam gerektiğini hatırladım ki Cansu'nun ve diğer insanların arasındaki fark belli olsun.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kaç dakika geçti bilmiyordum ama dinlendiğim de sayılmazdı ve zihnen yorgun gibiydim. Üşenerek kalktım, doğrulduğumda gözlerim karardı ama birkaç saniye sonra yürümeye devam edip mutfağa girdim. Midemi geçiştirecek ekmek, peynir ve domates yedim ardından banyoda ellerimi yıkadım sonra hazırlanmak için odaya girdim. Kapıyı kilitlediğim zaman Ebru zile bastı ve annem de ona kapıyı açtı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dolabımı açıp kıyafetlerime şöyle bir göz gezdirdim sonra beyaz, bol bir kazak aldım ve altımda da siyah bol pantolonum olduğundan değiştirmedim. Kazağımın uçlarını pantolonumun içine koydum ve pantolonum belimi bütünüyle sardığında tam kalıp gibi görünüyordum. Eyeliner hâlâ bozulmadığından gözlerime bir şey sürmedim ama yüzüme nemlendirici ve dudaklarıma da koyu renkli bir parlatıcı sürdüm. Cildim parlak görünüyordu ve saçlarımın rengi de bu parlaklığı artırıyordu. Saçlarımı gelişigüzel taradım sonra biraz kabardığında da alttan hafif bir şekilde siyah lastik tokamı iki kez döndürdüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Cansu gelene kadar konu çalışabilirim diye düşündüm, matematik defterimi aldım ve salona geçtim ardından koltuk yastığını kucağıma koydum ve defteri de yastığın üzerine. Mazlum öğretmenimin derste çözdüğü örnekleri kendim çözmeye çalıştım, nedense Cansu'nun olmadığı zamanlarda ev sessiz ve daha yaşanılası oluyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Zaman geçti, salondaki saatin tik taklarını anbean duydum ve verimli bir şekilde çalışmaya devam ettim. Annem ve Ebru mutfaktaydı ve annem Ebru'ya karnını fazla doyurmaması gerektiğini söylüyordu çünkü Asude teyzemlerde bol bol yemek yiyecekmişiz zaten.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Soruların üzerinden geçtiğim vakit bile zihnim boş durmuyordu ve bugün yaşadıklarımı düşünüyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Çalışmaya devam ettim, zil çaldı ve Cansu'nun da geldiğini işittim sonra Cansu bana düzenbazlık kelimesini hatırlattı ve bu bir zincir gibi devam etti çünkü düzenbazlık aklıma sahtekârlığı ve sahtekarlık da Serhat'ı çağrıştırdığında dürüst olamamayı ve peşi sıra da yalana olan yeminimi hatırladım. Beceremiyordum, sözlerimi tam olarak tutamıyordum ama pes etmeden devam edecektim. Bir şekilde yirmi dört saat boyunca yalansız olmalıydım gerekirse susma orucuna kadar götürürdüm.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Çok açım, anne." Cansu ellerini bile yıkamadan mutfağa geçti.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bir iki lokma ye, kahvaltılıklardan atıştır." Annemin sesi gitmeye az kaldığını gösteren bir heyecanlılık ama aslında daha çok hazırlanmaya nokta konulmuş bir bitiş gibi çıkmıştı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"İnşallah teyzem güzel yemekler yapmıştır da." Cansu'nun sesi kulağıma fazla kaba ve kalın geliyordu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Yoldayken ne götürelim teyzenlere?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bence asitli içecek götürelim." Ebru'ya katılmıyordum, gazlı içecekleri bırakalı uzun zaman olmuştu ve meyve suyunu ya da başka aperatifler götürmeyi tercih ederdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Bence bir şey almadan gidelim. Onlara para harcamaya ne gerek var?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Sus," dedi annem, Cansu'ya. "Bir şey biliyorsun daha da bilmiyorsun. Eli boş gidilir mi? Ayıbı geçtim görgüsüz gibi yemek yemeye mi gidiyoruz sadece?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Ya anne ne kızıyorsun?" Cansu'nun sesi anneme bile kabaydı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hira, sen hazır mısın?"

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

"Hazırım," diye seslendim mutfağa. "Bir işim yok."

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Kitaplarımı topladım ve odaya götürdüm, çantama yerleştirdim sonra akşam eve döndüğümde yük olmasın diye daha şimdiden yarın için çantamı hazırladım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Telefonumu pantolonumun cebine koyduğumda tamamıyla hazırdım, çanta takmayı sevmiyordum zaten ama en son oyuncak akrebi de aldım ve onu da pantolonumun cebine koydum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Annemlerin dış kapıyı açtığını duydum ve koridora girdim. Annem ve Ebru ayakkabılarını giymişlerdi ve bizi bekliyorlardı. Aynı şekilde ayakkabımı giydiğimde Cansu da lavabodan çıkıp kapıda göründü. Ayakkabısını giymek için eğildiği esnada Cansu'nun gözleri belimi buldu, sanırım kıskanacak bir şe bulmuştu. Annem kapıyı kilitledi ve hep beraber merdivenlerden indik. Sakin ve sessiz ilerliyorduk ama yolumuz normal bir yürüme mesafesinden uzun olduğundan muhakkak konuşulurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Dışarıya çıktık ama hava beklediğimden daha sıcaktı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Beraber yürümüyorduk ve arkalarındaydım. Mutfak tezgahındaki istenmeyen, pis bulaşık süngeri gibiydim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yürümeye devam ettiğimizde sol tarafımızdaki yokuş bana bu sabahı hatırlattı. Azelya ile çarpışmıştık sonra üstü çıplak bir adama yalan söylemiştim ve tüm bu hayali şeyleri annemlerin yanında düşünmek bile onların düşüncelerinde somutlaşmayacak olsa bile tüylerimi diken diken etti. Gerçekten, bazen düşünüyordum ve ailemden gizlediklerimin bir gün gün yüzüne çıkma ihtimali ruhumu bedenimden ayırırdı çünkü ne yapacağımı bilemezdim, ne konuşmam gerekeceğini veya onların nasıl davranacaklarını kestiremezdim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir yandan Azelya’yı merak ediyordum ama içim o kadar rahattı ki başına bir şey gelmeyeceğine dair, belki de bu yüzden sabah rahat davranmıştım ona karşı.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Ana caddeye çıktık ve kahvehanenin oradan yine bir ara sokağa girdik. İnsanları izliyordum, annemler konuşuyorlardı ama kulağım onlarda bile değildi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Neden ben annemin sağında veya solunda değildim, neden Cansu'nun veya Ebru'nun konumlarını bir kereliğine bile alamıyordum, bir suçum mu vardı yoksa tek sorun annemin yan taraflarını önceden kapamamış olmam mıydı?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yorgundum, açtım, bacaklarımı hissetmiyordum ama yine de normal yürüyordum. Tek başıma teyzemlere gitseydim yürüyerek yirmi beş dakikada hatta daha kısa sürede oraya varırdım ama annemlerle bir saate yakın sürüyordu. Ebru yine ayak uydurabiliyordu ama Cansu çok yavaştı, canı kıymetliydi ve ayakları da canından önce gelirdi.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Köşeyi döndüğümüzde "Sonunda," dedi Ebru çünkü uzun bir yürüyüşün ardından site gözümüze çarpmıştı. Bayılacak gibiydim, sitedeki yüksek apartmanlar başımı döndürdü hatta keşke evde kalıp sıcak yatağımda uyusaydım diye geçirdim içimden tüm bu olanların üstüne.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Site içerisine giriş yapmadan önce karşı çaprazdaki bir başka siteye gözüm takıldı. STORİA KONAKLARI. Müge gördüğü mavi arabanın bu sitenin önüne park edildiğini söylemişti ama yorgun olduğumdan elle tutulur sonuçlar çıkaramıyordum şu an.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Teyzemlerin oturduğu sitede dört bina vardı. Asude teyzemler A1'de oturuyorlardı ve Mügeler ise A3'teydi. Annemler Asude teyzemin oturduğu binaya ve teyzemin balkonuna bakarlarken ben Akşın teyzemin oturduğu binaya ve onların balkonuna bakıyordum.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

A1'e girdik, Asude teyzemlerin zilleri bozuktu ondan annemler rastgele bir apartmanın ziline bastılar sonra kapı açıldı ve içeriye geçtik. Binanın içerisi buz gibiydi. Annemler asansörden korktukları için binmediler ben ise sadece bir kat çıkacağımızdan asansöre varmadım. Daha sonra hepimiz Asude teyzemin evinin kapısının önünde durduğumuzda Cansu zile bastı, zil de bozuktu sonra Ebru güldüğünde annem kapı tokmağına vurdu.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Her ev bir başka dünyaydı ama ben daha ait olduğum dünyayı bulamamıştım.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

//

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Bir sonraki bölüm benim Siyah Yalan evreninde en sevdiğim bölümlerden biridir.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Instagram: esmanur.yilmaazz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.


← Anasayfaya dönün

Paragraf Yorumları