1 EKİM PAZARTESİ, 2018
DÜN
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapkaranlık bir oda insanı bunaltabilirdi, nefessiz bırakabilirdi, yaşamdan enerjisini kesebilirdi, görünüşünü soldurabilirdi ve yüzünü de düşürebilirdi. Hepsi tek tek gerçekleşti. İlk önce bunaldı, nefessiz kaldığını hissettiği sırada yaşamdan ümidi kesilmedi ama görünüşü soldu ve yüzü düştü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İçine bunaltıcı havayı çektiği sırada oturduğu sandalyeden ayağa kalktı ve ilerleyip ışığı açtı, oda beyaz ışıkla aydınlandığında geri gitti ve tekrardan sandalyesine oturdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nefes almak yerine daha da daraldı ve hemen elleri yarım boğazlı tişörtünün yakalarına gitti, başını havaya kaldırdığında nefes almaya çalıştı. O sırada koltukta uzanan Mervan, telefona bakmak yerine yan gözle arkadaşını izliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mervan, yarısı yeşile boyanmış saçlarına elini daldırdı ve uzandığı yerden doğrulup bacaklarını açarak koltukta oturdu, telefonu koltuğa bıraktı ve sonra da dirseklerini dizlerine yasladı. Nefes almaya çalıştığı için dudakları buruşan ve gözleri kısılan arkadaşının yüzüne baktı ve bu manzaranın imkânsız bir şekilde kendi yüzüne de yansıdığını hissetti. "Takım elbiseni çıkartmışsın?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet," dedi ve o da sandalyenin başına kafasını yasladı sonra da geçmişini hatırlamak istermiş gibi, daha doğrusu geçmişini tavandan seyretmek istermiş gibi başını yukarı kaldırdı. "Dayanamadım, nefes alamadım ve çıkartmak zorunda kaldım. Boğuluyordum, kravat boğazımı sıktı ve çocukların gözü önünde çıkartmak zorunda kaldım." Başını sandalyeden çekti ve kendisini pür dikkat izleyen adama, Mervan'a tuhaf tuhaf baktı. "Çocuklar komik bir şey yaptığımı düşündüler, bir sorunum olduğunu anlamasınlar diye devamını getirdim. Getirmek zorunda kaldım. Soyundum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tüm bu stresli anda karşılık olarak Mervan, ağzında su varmış gibi kendisine engel olamayarak, yarım tükürerek güldü. "Çocukların gözü önünde soyunmak mı? Hiç senlik bir hareket değil," dedi ve arkadaşının gözlerinin içine dikkatle baktı. "Ama senden beklenebilecek bir durum." Arkadaşını baştan aşağı süzdü. "Seni o anda hayal edemiyorum, keşke o an orada olup izleseydim. Ah, kaçırdım." Gözlerini kısarak yarım ağız gülümsedi. "Ciddi ciddi soyunmuşsun ve ben başka bir zaman asla senden göremeyeceğim o komik anı kaçırmışım." Kendi ayakkabılarına yapmacık bir üzüntüyle baktı. "Tüh."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"O an o kadar zor durumda kaldım ki, kendimi çocukların önünde palyaço gibi hissettim." Acınası durumuna komik komik güldü. "Halbuki o an dünyayı karanlık görüyordum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kısacası feleğin şaşmış," dediğinde karşısındakinin dikkatini üstüne çekmek için sağ kolunu havaya kaldırarak parmaklarını şıklatmıştı. "Ne komik, şimdi arkandan nasıl gülüyorlardır ama." Nefesini ağzından saldı. "Biraz sabredebilseydin keşke." Sabır kelimesi... Ağır ağır düştü yüzü ve yarım açık, dalgın gözlerle yere baktı fakat gördüğü yer, yer değildi. "Gerçi insan boğulduğu anda pek de sabırlı kalamıyor ama olsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sandalyede oturan arkadaşı bulundukları odaya kafasını oynatmadan boş bir çabayla gözlerini gezdirdi. Eğer bu odada bir cam olsaydı ayağa kalkardı ve camı kendisinin fiziksel olarak nefes alabilmesi için, Mervan'ın ise ruhen nefes alabilmesi ümidiyle açardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen ve çocuklara kötü örnek olmak," dedi Mervan ve gözlerini belli olmayan bir yere sabitleyip başını iki yana salladı. "Hiç mantıklı değil."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Öyle deme," dedi ve kaşları yorgunluktan dolayı hafiften aşağı kaydı, o sırada gözleri de kapanır gibi oldu. "Boğuldum, anlamıyor musun? Nefessiz kaldım." Kuracağı cümlesi yardım dilenmekten çok uzaktı, sadece o an kendini ifade edebilmeyi istedi. "Ve hala da nefes alamıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Karşısında oturan Mervan'ın yüzü ciddi bir hâl aldı ve endişeyle ayağa kalkıp karşısındaki tezgâha ilerledi, bardağa su doldurdu ve sandalyede oturan arkadaşına bardağı uzattı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bulundukları oda aslında bir mutfaktı, eski mutfak tezgâhının karşısında bir tane üçlü koltuk vardı ve koltuğun beş adım karşısında ise bir sandalye duruyordu. Oda, ışıktan mahrum kalmak istermiş gibi karanlık bir boğuculuğa sahipti, burada cam yoktu fakat tepelerindeki beyaz ışık gözleri yoracak bir biçimde odayı aydınlatıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen fiziksel olarak nefes alamıyorsun," dedi ve sandalyede oturan, gözleri ona uzattığı bardağı izleyen adama baktı. "Ben de ruhen nefes alamıyorum. Hangisi daha kötü diye sormayacağım sonuçta ikisi de aynı bokun siyahı laciverti."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İkisi de acı veriyor işte," dedi ve bardağı yarım kapalı gözleriyle izlemeye devam etti. Su istememişti ve kendisine uzatılan su dolu bardağı görene kadar da boğazının kuruduğunun farkında bile değildi. Suyu kendisine uzatan Mervan, kendisine sürekli vicdansız biriyim derdi ve o vicdansız kişi, kendisine bir bardak su uzatmıştı. Elini kaldırıp yanı başındaki su dolu bardağı almak istedi, elini kaldırdı sandı ama eli hâlâ bacağının üstündeydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen çok yorulmuşsun," dedi Mervan, sakin ve kısık çıkan sesiyle ve tuttuğu bardağı, ayakta durduğundan üstten baktığı kişinin dudaklarına uzattı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bardak ilk önce dudaklarına değdi sonra bardağın içindeki su da dudağına değdiğinde gerçekliğin farkına vardı ve kendine gelerek bardağı gevşek bir şekilde tuttu, suyu kendisi içti; Mervan ise bardağı karşısındakinin gerçekten tuttuğuna inandığında ve elini çektiğinde bardağın yere düşmeyeceğine emin olduktan sonra bardağı tam bıraktı, koltuğa geri oturdu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkisi de sessizliği gördüler, sessizliği hissettiler ve en önemlisi de sessizliği duydular çünkü, sanki uzay boşluğundalarmış gibi kulaklarında sessizliğin yarattığı bir boşluk vardı ya da birileri ikisinin de kulaklarına tıkaçları en dibine kadar tıkamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sıkıntıdan bayılayım mı burada?" dedi Mervan, kendisine komik gelen ama arkadaşında onu eğlendirme sorumluluğu yaratan sesiyle. Cümlesini kurduğunda odanın ortasını sanki bayılma yeriymiş gibi göstermişti ama o sırada da arkadaşının sol eliyle tuttuğu bardağa bakıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birkaç saniye sonra karşısındaki adamı eğlendirmenin ya da eğlendirmeye çalışmanın sorumluluğunun etkisi silindiğinde ya da zaten böyle bir sorumluluk hissetmenin manasız ve kendisinin böyle konularda yeteneksizliğinden boş bir çaba olduğunu fark ettiğinde "Sen bilirsin," dedi sadece ve yine sessizlik tüm odayı, bedenlerini ve ruhlarını kapladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sıkı sıkıya tuttuğu bardağın soğukluğu yavaş yavaş siliniyordu ve cam bardak, eli sayesinde ısınıyordu. Çok merak ettiği ama bilmesine de pek gerek olmayan bir soru sordu: "Ne yaptınız karakolda?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tipik şeyler," dedi Mervan, kendisi, herkesi önemsiz bulurdu çünkü ona göre en güçlü oydu. "Şimdi burada oturabildiğime göre klişeler yeni kurtarıcım." Ağzından çıkacak olan her bir harfi dalgaya aldı. "Doğum günü şeysi her şeyi çözdü işte."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir an arkadaşının ettiği laflara gülecek gibi oldu ve sakin bakan gözlerinin aksine sırıttığında sadece üç beş laf fazladan konuşmak amaçlı, "Birazdan çıkacağım," dedi heyecanı hissederken ama bu his ne bakışlarındaydı ne de sesindeydi. "Saat üç buçukta... Yani birkaç dakika önceden orada olsam iyidir sonuçta dakik bir insan değilim. Birkaç dakika önce de orada olsam ya da tam zamanında da orada olsam iş yine gerçekleşir sonuçta mühim olan geç gitmemek onun dışında pek önemli değil ama ben bu düşük modumda neler saçmalıyorum zaten başım da ağrıyordu ağzımda hiç kapanmıyor hiç heyecandan da değil sadece dilim açılmam amaçlı biraz fazla harf dökmek istedi de ama neyse ya çok oldu susuyorum ama su içme isteği babında değil."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yüz hatlarını oynatmayıp birkaç saniye karşısında hiç susmadan oynayan dudakları sakin bir şaşkınlıkla izledi ve gülmemek için kendisini sıktı ama dudaklarının titremesini engelleyemeyerek gülümsedi. "Vay canına," dedi Mervan sonra kendine gelmek amaçlı gözlerini sımsıkı kapatıp kafasını hızla iki yana salladı ve silkindi, gerçekliğe döndü. "Her amacın sonucu o amacın kendisinin içindedir ve istekler her zaman seni mutlu edecek bir sonuç vermez." Komik değildi, espri yapmak diğer insanların onda bildiği bir özellikti ama tamamen bir roldü, ciddiyetsiz değildi sadece bu izlenimi sunuyordu tıpkı birkaç saniye sonra tekrardan rol yapmaya başlayacağı gibi ama aslında o, çok derin bir adamdı ve bunu bilenler de çok azdı. Mimiklerini kımıldatmadan gözlerini anlamlandıramadığı bir biçimde irice açtı ve baktı, normalde bu konu onu hiç ilgilendirmiyordu ama yardımı da dokunsun istiyordu çünkü bu bir borç gibiydi. "Ben de geleyim mi ya da diğer adamlar...?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır," dedi ve elinde tuttuğu bardağı hemen arkasındaki tezgâha koyamayacak kadar kendini üşengeç hissetti. Beden yorgun olsa bile ruhun canlı olması kişinin yaşam enerjisini pek etkilemezdi ama ruh solacak derecede renksiz bir yorgunlukla kaplandığında bu bedene de yansıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ee, sabahleyin de tek gitmiştin ve eli boş dönmüştün, bir de koşmuştun o kadar. Emin misin? Üç beş adam da mı gelmesin yanına?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır, tek gitmek istiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yani diyorsun ki ilk başarısızlığımdan ders almam yine yapamazsam da bugünün işi yarına kalır, ömrümün sonuna kadar da bu döngü devam eder. While döngüsü bebeğim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İster gelir ister gelmez," dedi ve kaşları yukarı doğru kavislendi. "Ha bugün gelir ha yarın, pek bir şey fark etmiyor." Sonra gözlerini kapatıp gülerek açık açık itiraf etti: "İnsanların üstünde baskı kuramıyorum, kimsenin stres kaynağı olamam ki ben."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkadaşının söylediği tek şey "Sendeki bu vicdan bende olacaktı var ya..." oldu fakat cümlesinin devamını getirmedi. "Neyse," dedi ve ayağa kalktı sonra arkadaşının karşısına geçip omuzlarından tutarak onu çekiştirdi. "Saat buçuğa geliyor, hadi git," dedikten sonra sandalyede oturan arkadaşını kendisine doğru çekerek ayağa kaldırmayı başardı. "Git de üstümü değiştireyim." Ah şu bedenleri robotlaştıran takım elbiseler.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkadaşının omuzlarından elini çektiğinde adam, yakasını düzeltirmiş gibi yapıp kendi dengesini sağlamaya çalıştı ve kapıya doğru sarsak adımlarla ilerledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mervan, üstündeki takım elbisenin ceketini çıkartmak için bir hareket yaptığı sırada gözleri yukarıdan aşağıya doğru dikkatle oynadı. "Sen niye böyle dengesizce yürüyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendini konuşamayacak kadar mecalsiz hissediyordu ama aynı zamanda da öyle ya da böyle arkasındaki kişiyi cevapsız bırakarak ondan kendini soğutmamalıydı. "Kendimde değilim de ondan." Arkasındaki adamı seviyordu çünkü kişiler, küçüklüğünden beri bir arada büyümüş ve bir bağ kurmuş olduklarında, hisler de gerçekse birbirlerinden vazgeçmek kolay olmazdı. "Yorgunum. Beynim, kafatasımı terk etmek istermiş gibi güm güm güm diye zonkluyor, ayaklarım ayakta beklemekten ağrıyor ve... İçtim işte. Bu kadar." Sonra kapıdan çıktı ve gitti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkadaşı gitmişti ama yine de, çıkardığı ceketinden sonra parmağıyla kırmızı kravatını genişletirken, uzandığı koltuktan bağırdı: "Yüzüne soğuk su çarp, soğuk su iyi gelir!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
…
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sanki boyunu aşan karların içinde çırılçıplak dolaşmış gibi kollarını birbirine sararak girdi içeri. "Dondum," dedi şaşkınlıkla, sanki sesi bile üşümüştü. "Buz gibiydi arabanın içi, çok soğuktu çünkü onun sözleri, bakışları ve duruşu soğuk hava üfleyen bir klimadan farksızdı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neler oluyor?" dedi Mervan, meraktan uzak bir sesle. Üstünü değiştirmişti ve duvarın önündeki sandalyede sağ ayak bileğini, sol bacağının dizine yaslamış bir vaziyette geniş geniş oturuyordu. Naylon, turuncu renginde eşofman tarzı spor bir alt ve eşofmanın takımı olan turuncu renginde bol, spor bir ceket giymişti. İçinde siyah, boğazlı bir kazak vardı ve sonuç olarak görüntüsü karizmaydı. Başını arkasındaki duvara yasladığında, kollarını sanki üşüyormuş gibi birbirine saran arkadaşına baktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mervan'ın turuncu saçlarına şaşkınlıkla bakarken "Hira, çok tuhaf bir insana dönüşmüş," dedi ve yorgunluktan bittiği vakit kendini bıraktığı sandalyeye ilerledi. "Arabadayken onun bu üstün değişimini şok içinde izliyordum, biliyor musun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne etkileyici," dedi cevap olarak. Sesi, hiçbir duyguyu belli etmiyordu. "Ne etkileyici."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Araba benim arabamdı ama onun sayesinde arabanın içindeyken ben kendimi sığıntı gibi hissettim," dediğinde sandalyeyi kaldırdı ve kapıya yüzünü döndü. "Sanki o an oturduğum koltuk ve tuttuğum direksiyon bana tamamen yabancıydı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkadaşı tam kapıdan çıkıyordu ki oturduğu sandalyesinden süratle kalktı Mervan ve "Beklesene!" dedi aceleyle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tuttuğu sandalyeyi yere koydu ve "Ne oldu?" diye sordu, kendisine doğru gelen arkadaşına bakarken. "Konuşmalarımın devamını istiyorsan eğer bir dahaki gelişimde devamını anlatırım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Konuşmalarımın devamı kısmını duyduğunda yüzünün tek bir tarafını buruşturdu ve arkadaşının, kolunun altına sıkıştırdığı siyah kar maskesini gösterdi. "Ben hatırlatmasam," dedi ve yolculuğa çıktığında ya Allah dermiş gibi sol elini düz bir şekilde ileri geri birkaç kez salladı. "Yüzün açık gidecektin odaya."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kolunun altına sıkıştırdığı siyah kar maskesine, kafasını öne eğerek saf saf baktı sonra karşısındaki Mervan'ın yüzüne baktı sonra yine maskesine ve sonra da tekrardan arkadaşına baktı. "Ya bugün benim mallığım tuttu ya da senin bugün zekâlı beynin çok-"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sende benimkinden daha çok beyin vardır," dedi ve arkadaşının koluna sıkıştırdığı maskeyi çekip aldı sonra da elleriyle maskeyi kavrayıp genişleterek arkadaşının kafasına geçirdi. "İster göremiyorum de istersen de nefes alamamak ama mecbursun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir şey söylemeden sandalyeyi tuttu ve gidecekken "Beklesene!" dedi Mervan tekrardan.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yine sandalyeyi yere bıraktı ve yeniden Mervan'a döndü. "Yine ne var?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İp almayı unuttun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne ipi?" dedi bir şey anlamadığından soğuk ve asabice. Ya o bugün hiçbir şey anlayamıyordu ya da karşısındaki Mervan belli etmeden ya da belli ederek beyin şovu yapıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mervan, karşısındaki dostunun bu saf aklına hayret etti. "Kötü adamlar sandalyeye oturtacakları kişiyi bağlamaz mı? Ee, sen de bağlayacaksın işte."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ohaa," dedi uzatarak ve gözlerini açarken. "Biz ne ara kötü adamlar olduk ve ben yokken siz onu hep bağlıyor muydunuz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mervan mutfak tezgâhına doğru yürürken "Biz siyah takım elbise giydiğimizden beri kötü adamlarız," dedi gülerken ve aldığı dalga cümlesine sadece dışından değil, içinden de güldü. Dolapların arasında bir ip bulduğunda onu eline aldı ve dolabı kapatarak arkadaşına doğru yürüdü. "Sen," dedi. "Bugün burada olduğun için ben buradayım. Yoksa öncekilerde burada değildim ve kimin kime nasıl davrandığı da beni pek ilgilendirmiyor, hatta fazlasıyla ilgilendirmiyor." Gözlerini sol tarafına doğru dolandırdı. "Yani bilemiyorum ama yine de kötü adamlar," dedi bastırarak. "İple bağlarlar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İpi, hiç içine sinmese de alıp sandalyenin üstüne koydu ve giderken tek bir şey söyledi: "Ailesi, onu olduğundan bambaşka birine dönüştürmüş."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
…
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sanki çöl kumlarının içinde kavrulana kadar yüzmüş gibi içeriye sıcak yüz ifadesiyle girdi ve içeri girdiği gibi kendini mutfak tezgâhına yasladı. "Sonunda," dedi. "Şimdi soğuk hava üflemek yerine her konuştuğunda insanı ferahlatan ılık hava estiriyor. Az önce ne güzel sohbetler ettik," dediğinde kollarını göğsünde birleştirip yere baktı. "Espri bile yaptı çünkü ben çok saftım ve gözlerinin bağlı olduğunu unutup ona sandalyeye oturacaksın dedim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Koltuğa uzanmış olan arkadaşına baktı. Mervan, kafasını, koltuğun başına yaslamıştı ve sol ayağı yere değerken sağ ayağını havaya kaldırıp koltuğun diğer tarafından atmıştı. Bacakları iki yana açılmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kız şu anda odada tek mi?" diye sordu Mervan, iki eliyle tuttuğu telefonundan gözlerini ayırmazken. Ona göre bu dünyadaki en saf kişi bu odadaki arkadaşıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır," dedi ve bu, anlaması için yeterli bir cevaptı. Gülümsediğinde çenesini tutamadı. "Of Hira ile çok iyi konuşmalar yap-"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ama ben sizin konuşmalarınızı duymak istemiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ama devamını gelince anlatacağımı söylemiştim," dedi hevesle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Telefonla karşı karşıya olan suratını buruşturdu ve deminden beri söyleyemediği cümlesini kurdu. "Ben, senin kısılmış berbat sesinle kulaklarıma işkence etmek zorunda mıyım? Müzik kulağıma ihanet edemem, kusura bakma." Suratı rahatlamışçasına gevşedi. "Oh be, sonunda itiraf edebildim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sesini toparlayabilmek adına boğazını temizledi. "Deneme bir iki-" Ağzı açık kaldı. "Yok, sesim gitmiş."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mervan, telefondan kısa süreliğine gözlerini ayırdı ve arkadaşına yandan bir bakış attı. "İple bağlayabildin mi bari?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hani bizi merak etmiyordun ve sesim kulaklarına işkence yapıyordu?" Sesinde sitem yoktu aksine çoğu şeyi anlatmaya dünden razıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben sizi merak etmiyorum," dedi Mervan ve eş zamanlı kafasını iki yana salladı. "Bu seninle alakalı. Bağlayabildin mi bağlayamadın mu bunu merak ediyorum ve kesin tahminim çıkar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yok," dedi ve elini bir şeyden çok etkilenmiş gibi kalbine bastırdı. "Bağlayamadım, elim gitmedi ve parmaklarım hareket etmedi, sadece kollarının üstüne ipi bıraktım. Ne yapayım, kimseyi strese sokamam ve kimseye gerginlik veremem. Ben de buyum işte."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tahminim doğru çıktı," dediğinde yüzü, kurduğu cümleyi onaylıyordu. Mervan, başını soluna çevirdi ve tam arkadaşının gözlerinin içine baktı. "Sendeki bu merhamet bende olacaktı var ya..." dedi ama cümlenin devamı gelmedi. Sonra yine telefonunda dolanmaya başladı. Bir yanı inanılmaz umursamazdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Telefondan gözlerini ayırmayan adamın ilgisini üstüne çekmek adına ya da sadece konuşma açıp devamında istediklerini söyleyebilmek için "Sen," dedi. "Ben yokken hep telefonda mıydın?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır." Sonra kısa cevap verdiğini düşündü, Mervan. "Basketbol oynadım su içtim, futbol oynadım su içtim, sırıkla atladım su içtim, ata bindim su içtim, uzaya çıktım su içtim, o yüzden nefes nefese kaldım. Bak," Kaşlarını kaldırırken sanki koşmuş gibi yapmacıktan derin derin nefesler alıp verdi. "Bak, ne kadar da yorulmuşum ve terlemişim. Görüyor musun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen nasıl benim pürüzlü sesimi duymak istemiyorsan ben de senin beni dalgaya aldığın ses tonunu duymak istemiyorum." Su kelimesini bir şekilde kapatmalıydı. "Düzgün cevaplar vermeyi de denemelisin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam," dediğinde başını salladı Mervan ve işaret parmağıyla siyah boğazlı kazağını biraz aralayıp karmakarışık dövmelerinin üstünde parmağını gezdirdi. "Oturdum, telefona baktım, su içtim, telefona baktım, oturdum, su içtim, su içtim, telefona baktım, uzandım, şimdi tekrardan telefona bakıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gözlerini devirmekten kendini alamadı. "Saydıkların fiziken yaptıkların." Sabırlıydı ve konuştururdu. "Ruhen ne yaptın?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Elinin körünü. Ruhuma ne yapacağım amına koyayım?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Söylediklerimi ciddiye alıp adam akıllı cevaplar verirsen bu çok yorucu günü daha kolay bir şekilde ve daha az yorularak atlatırız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"E peki," dedi Mervan iç çekerek ve gözlerini ardı ardına kırpıştırdı. Ciddi bir konuşmanın habercisi olarak sıra sıra saydıklarına parmaklarını kaldırdı: "Bunaldım, bayıldım, daraldım, sıkıldım ve sıkıntıdan içim dışıma çıktı." Kendi acınası hâline dalga geçti. "Ha bir de su içtim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Allah'ım, ona akıl fikir ver. Lütfen, ya Rabbim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Âmin." Mervan'ın birdenbire yüzü asıldı ve iç çekti sonra sağ yanağının içini ısırdı. Konuşup konuşmamak arasında gidip geldiğinde gözleri sol tarafına kaydı ve göz göze geldiklerinde de bakışlarını mağlubiyetle kaçırıp uzandığı yerden karşısındaki duvara sessiz bakışıyla baktı. "Böyle şakalı makalı konuşmalar yapmam lazım çünkü başka türlü zihnimi meşgul edemiyorum, şu kafamın içi susmuyor, onun dışında kendimle baş başa kalmak da istemiyorum." Bir yerden konuşmasına başladığını hissettiğinde arkadaşının yüzüne baktı. "İzle beni." Burnundan nefes aldı ve ağzından verdi. "Baksana, nasıl da bunalıma sokan bir hava." Bir kez daha havayı koklamak ister gibi nefes aldı. "İzmir'in üstümde bıraktığı etki; ruhen bir boşluk ve tükenmişlik işte. Mahvolmuşum. Nefes alıyorum ama aynı zamanda da nefes alamıyorum. Ciğerlerimde nefes aldığıma dair serin bir his yok." Hiçbir şey olmamış gibi başını koltuğun yastıklı kısmına yasladı ve telefonuna döndü. "Buradan gitmeyi düşünüyorum çünkü İzmir, artık beni boğuyor." Sesi umursamazdı fakat içi, ağzından dökülen her bir harfe yanmıştı. “Çanakkale’ye kalıcı taşınmayı düşünüyorum.”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tezgâha yaslanmayı sürdürdü ama yüzünün eğlenceli hâlde kalmasını sürdüremedi ve göğsünde birleştirdiği kollarını birbirine daha da sıkı doladı. "Gidemezsin." Kelimesi, onun cesaretsiz olduğunu vurgulamıyordu aksine buradan gitmemesi için kendisi, başlı başına bir sebepti. Kesinlikle beni bırakıp gidemez diye geçirdi içinden.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gözlerinin gördüğü telefonunun ekranı değil, kendisiydi. "Giderim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Gidemezsin," dedi bir kez daha ve kendisinden de çok emin çıkan sesi tekrarlandı: "Gidemezsin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İstersem giderim." Telefonundan girdiği uygulama siyahtı ve kendisini ekrandan görüyordu, telefonunun ekranını kapatsa yine kendisini görürdü bundan dolayı teması beyaz olan bir uygulamaya girdi hemen ve kendini izlemeyi kesti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tezgâha yaslanmayı kesti ve dostuna, Mervan'a doğru ağır ağır yürürken "Gidemezsin," dedi bir kez daha. Gözlerini kısmıştı ve dalgın dalgın, ne yapması gerektiğini gayet iyi bildiği bir vaziyette hafiften gülümsüyordu. Bazen saflığı tutabilirdi ama kesinlikle geri zekâlı değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mervan'ın başını yastık niyetine yasladığı kısmın arkasına geçti ve sağ elini yavaştan, çeyreği kırmızıya boyanmış saçlarına daldırdı. Bu hareketi ile Mervan soluğunu tuttu ve başını oynatmadan ilerisindeki duvara döndü, telefonu tutan eli gevşemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Saçların kırmızı ama dipleri siyah," dedi ve tüm parmaklarını naif bir şekilde uzanan kişinin saçına daldırdı. "İstediğin kadar boyan, derin hep aynı et parçası kalır, değişmez." Arkadaşı saçlarının uçlarına dokunduğunda Mervan, nefesini içine çekti ve karnını da içine çektiğini arkadaşı, Mervan'a üstten baktığından gördü. "Boğuluyorsan," dedi ve Mervan'ın saçlarını bırakıp turuncu ceketin yakasından tutarak az bir şey omzuna getirdi. "Ferahlamasını da bil. Bu hava nefes alalım diye var." Uzanan kişi sadece ilerisindeki duvara bakıyordu ve kımıldayamıyordu. Donup kalmıştı. Tekrardan saçlarıyla temasa geçtiğinde arkadaşı, koltuğun üst kısmından sağ bacağını sarkıtıyorken, sağ bacağını havaya kaldırdı ve dizini kırarak ayağını, uzandığı koltuğa yasladı. Mervan'a üstten baktığından kulağındaki demir küpeleri ve karmakarışık lacivert-siyah dövmeleri izleyebildi arkadaşı. Mervan'ın cevabının, umduğundan tersi çıkmasın diye en etkileyici bir biçimde onun saçlarını okşadığında sordu: "O senin canını sıkıyor, biliyorum ama peki ya biz?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mervan, gözlerini kapattı ve saçlarındaki yumuşak dokunuşları, o eli hissetti. Yenilgi içinde dizini havaya kırdığı yerden ileriye itti ve bacağı da uzandı, diğer ayağı hala soğuk zemine değiyordu. "Gidemezmişim. Herhalde. Bilmiyorum. Anlamıyorsun. Birbirimizin canını sıkıyoruz. Nereye baksam onunla olduğumu görüyorum. İzmir’den nefret etmemi sağladı. Her yerde o ve ben varız. Anlayamıyorum. Anlayacağım ama."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ellerini onun saçlarından çekti ve arkadaşının başının iki yanına, bir nevi koltuğa, avuç içini yasladı sonra da eğildi ve ona baktı, bu pozisyonda arkadaşının yüzünü tersten görüyordu. "Saçlarını eskisi gibi siyaha boyat çünkü doğal rengi sana daha çok yakışıyor ve doğal olmak, gerçek yüzünü maskelemekten inan ki daha güçtür. Sen korkaklık etmek yerine cesaretini konuşturacak o ışığı kendinde hissetmesen bile o ufak parlaklık sende var ve ne olursa olsun vazgeçmediğin sürece de hiç yok olmaz." Kollarından güç alıp geriye doğru kendini itti ve arkasını dönüp kapıya doğru yürüdü. Şimdi Mervan'ı göremese bile Mervan'ın insanı korkutacak veya başına bela almak istemeyecek pislik görünüşü gözlerinin önündeydi. "Hangi cins, sokakta senin gibi bir tip görse, başına bela almamak için yüzlerce adım geri gider. Hadi turuncu ve kırmızı uyumlu da yeşil ne alaka?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aslında anlamlı değil fakat yine de anlamlı," diye mırıldandı Mervan ama söylediği kişi, onun kısık sesini duymadı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neyse," dedi arkadaşı kapıdan çıkarken, az önceki duygulu ortam dağılmıştı. "Fark ettiğim bir şey varsa o da Hira'nın arkadaşlarının, ona hiç iyi gelmediğidir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
…
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hira az önce bize ne dedi, tahmin bile edemezsin," diyerek içeri girdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben sizi tahmin etmek istemiyorum," dedi Mervan isyan eder gibi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu söz üstüne hemen "Sana köpek dedi," diye konuştu. Mervan, onu hiç duymamış gibi uzandığı yerden kalktı ve telefon ekranına bakmaktan ağrıyan gözlerini ovuşturdu. Sözleri, Mervan'ı hiç etkilemediğinde "Yani hepimize dedi," diye düzeltti. "Sanırım seni kışkırtamadım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mervan, cevap olarak koltukta aşağı doğru kayıp kafasını normalde sırtının dayanması gereken yere yaslayarak oturdu ve elini ağzına kapatıp gözlerini de kapatarak esnedi. "Tüm gün hapis hayatı yaşadım, tüm gün bu camsız odadaydım, tüm gün telefona baktım." Mutfak dolabından demir tencereyi alan arkadaşının sırtına baktı ve acınası hâline komiklik yapmak istedi. "Ha bir de su içtim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tencereyi tezgâha koyduğunda bu saçma söze omuzları hafif sarsılarak güldü. O sırada Mervan da koltuktan kalkmıştı, yeni uyanmış gibi yorgun yorgun yürüyerek arkadaşının yanına gitti ve mutfak dolabından kırmızı gül desenli bir tencere alıp o kırmızı gül desenli tencereyle demir tencereyi iterek kırmızı tencereyi arkadaşının önüne koydu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu ne?" dedi kırmızı gül desenli tencereye tuhaf tuhaf bakarken.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İlkokul çocuğuna anlatırmış gibi "İçinde yemek pişirilen kap," diyerek açıkladı Mervan.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Onu ben de biliyorum." Gözleriyle, kaşlarını kaldırarak deseni gösterdi. "Ne alaka?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"E kırmızı gül, kadın rengi, güzellik, estetik algısı, ikon." Başını arkadaşına doğru çevirdiğinde gülmemek için dudaklarının kenarlarını tutmak istedi ama yapmadı. "Su içmek."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dudakları şaşkınlıkla aralıktı, yüzü durgundu ve gözleri, karşısındakinin ciddilik seviyesini ölçmek istermiş gibi bakıyordu. "Sen," dedi şaşkınlıktan durgun bir sesle. "Benimle dalga mı geçiyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Evet. "Yoooo."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hira tencereyi görünce benimle dalga geçer. Bu ne biçim tencere falan der. Ben bile şu an öyle düşündüysem o hayli hayli düşünür."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Düşünmez, düşünmez." Demir tencereyi aldı ve ne olur ne olmaz diye ondan uzaklaştırdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kendisinden uzaklaşan tencereyi gözleriyle takip ederken "Hani biz, kötü adamlardık?" diye mırıldandı. "Kötü adamlar ne zamandan beri kırmızı gül desenli tencere kullanır olmuş, kötü adamlık kariyerimize ters değil mi bu?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yarım gülümseyerek sol tarafına doğru yürüdü ve buzdolabını açıp içinden soğuk su dolu şişeyi çıkardı. "Biz," dedi Mervan gülerek. "Şu anda siyah takım elbise giymediğimize göre kötü adamlar değiliz ve kötü adam olmayan birinin kötü adamlık kariyeri de olmaz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Düşününce," dedi şaşkınlık içinde. "Çok mantıklı." Sonra ocağın üstündeki çaydanlığı aldı ve kaynamış suyu kararsız bir şekilde tencerenin içine boşalttı. "Tencere deseniyle ilgili hâlâ kaygılarım var ama."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Herkesin kaygıları vardır," diye ciddi ciddi konuştu ama ciddiliği her an patlayacakmış gibiydi, hatta hemen patladı. "Su içerken bile."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bir sus ya!" dedi sandalyenin üstüne atılmış siyah, spor ceketini alırken. Ceketi, arkasından döndürdü ve pratik bir şekilde giydi sonra fermuarı yarıya getirdiğinde tezgâha yaslanmış arkadaşının tam karşısında durdu. "Bana şişeyi ver."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Verir misin dersen neden olmasın?" dedi Mervan gözlerini kıstığında.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kibar konuşmalar, onun hiç zoruna gitmezdi. "Verir misin, canım arkadaşım?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gülümsedi. "Hayır." Bu cevabı hiç beklemiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Elini uzatıp şişeyi alacakken Mervan, şişeyi havaya kaldırdı; sonra yine denedi, Mervan şişeyi zıt tarafa götürdü; iki eliyle denedi, Mervan iki elini kullanarak uzaklaştırdı; sonra tam şişeyi kapıyordu ki Mervan şişeyi karşısındakinin kolunun altından geçirip havaya attı ve havadaki şişeyi diğer eliyle tuttu. Tek gülen Mervan'ın kendisiydi ama arkadaşı, şişeyi bir türlü kapamıyor diye de hiç sinirli durmuyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şişeyi alabilmem için ne istiyorsun?" diye sordu kafasını sorgularcasına iki yana sallarken. "Öpücük falan mı?" Arkadaşının şaşkın gözleri çok kısa bir an kendi dudaklarına kaydında hemen "Öyle öpmek değil!" dedi ve bir adım geri gitti. "Laf olarak öpmek."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Mal," dedi karşısındakine. Aynı zamanda da kendi elindeki şişeyi karşısındaki adamın ceketinin içine sıkıştırdı. "Biz de biliyoruz öyle öpmek değil." Karşısındakinin tam gözlerinin içine baktı. Ciddiydi. "Midemi bulandırma." Ciddiliği bozuldu ve güldü. "Git de su iç."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bayılacağım," dedi eline tencereyi aldığında sonra da gözlerini kapatıp geri geri gitti. "Sayende artık su kelimesinden nefret ediyorum." Odaya arkasını döndü ve gözlerini açtığı sırada koltuğun yaylarından ses geldi. Arkasındaki adamın, yani Mervan'ın şimdi koltuğa yüzükoyun uzanıp yüzünü yastığa gömdüğünü ve kendini bilmemek, kendini hatırlamamak için ve en önemlisi de zihnini meşgul edebilmek adına saçma sapan espriler düşünmeye çalıştığını biliyordu çünkü onu çok iyi tanıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapıdan çıktıktan bir adım sonra durdu. "Konu aile, konu biziz ve konu hislerimiz. Gerçek olan artık bizden geçtiğidir ama onda hala ümit var. Yine de Hira'nın ailesi, ona hiç iyi gelmemiş ve onun ümidi de bizim gibi sönsün istemiyorum. Amaçlarımızın yolu kötü olabilir ama niyetimiz kötü değil."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
…
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Beyaz bez almak için içeri girdiği sırada sandalyede oturan ve ellisine az kalmış olan adam konuşuyordu: "Hira'nın ayaklarının yanmadığını zaten bildiğimi anlamış mıdır?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yüzün gizliydi hem nereden bilecek ki her şeyin planlı olduğunu?" dediğinde yere dizleriyle oturmuştu ve çekmecelerden beyaz bez arıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ellisine birkaç yıl kalmış olmasına rağmen hâlâ dinç olan adam oturduğu sandalyeden kalktığında koltukta oturan Mervan, gözleriyle yürüyen ellilik adamı gösterdi ve çekmeceleri kurcalayan adama döndü. "Bana dedi ki inandırıcılık seviyesi yüksek bir rol yapmış."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hı hı," dedi bulduğu bezi eline aldığında sonra ayağa kalktı ve kapıya doğru yürüyen büyüğüne baktı. "Bir an gerçekten onu yaktım sandım bu yüzden soğuttuğum suyu kontrol ettim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Büyüğü, kapıdan çıkmak üzereyken konuştu: "Kendini ona ısındırmışsın yoksa gururundan çığlık atmazdı. Hira, sevdiklerine ne olursa olsun sadık ama onu hak etmeyenler var işte." Odadan çıkan büyüğü haksız değildi ve onun arkasında olmakla beraber her şeyi yapabilirdi çünkü amaçlar gerçekten çalışılmadan gerçekleşmiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O da gitmek için elinde sıktığı bezle kapıya doğru yürüdü, o an kendisinden büyük bir insanın az önceki konuşmalarını teyit ediyordu, inanmıştı çünkü yaşça büyük insanlar tecrübeliydi ve yanılmazlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tam kapıdan çıkıyordu ki birden durdu ve geri geri iki adım attı sonra boğazını temizleyip konuştu: "Sen sabah Hira'yı aramışsın. Sana ceza vermemiz gerektiğini talep etti de kendisi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Koltukta kendini aşağı kaydırıp bacaklarını iki yana açtı ve gözlerini kapatıp güldü. "İlk önce köpek demişti şimdi de ceza, ha?" Gözlerini açıp başını sola doğru çevirdi ve arkadaşının gözlerinin içine bakarken tuhaf tuhaf gülümsedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O, bu gülümsemenin anlamını çok iyi biliyordu bundan dolayı kafasını tedbirli bir şekilde iki yana salladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çok güzel bir ceza yöntemi biliyorum." Mervan, koltuktan ayağa kalktı. "Yavaş yavaş, hazır geceler de uzamaya başlıyorken çok iyi eylemler yapabil-"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Siktir git!" dediği gibi koştu ve Mervan'ın üstüne kapıyı kilitledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kilitlemesene!" Kapıya vurdu. "Bak zaten tüm günüm bu dört duvar arasında geçti." Kapının kolunu indirip kaldırdı o sırada kapıyı kilitleyen adam, kapıyı temkinli bir şekilde izliyordu. "Hareket etmedim hiç bugün ve enerjimi atmam lâzım. Sorsana ona geceyi benimle geçirir miymiş?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sapık ruhlu mal," dedi kapıdan uzaklaşırken. "Hararetini dindirmek istiyorsan eğer," dedi ve laf sokmak istedi. "Git de suyunu iç."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
2 Ekim Salı 2018
Şimdiki Zaman
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Başıma gelenlerin sorumlusu kader miydi yoksa insanların nedenlerini bile bilmediğim bir biçimde üstümde kötülüklerini serbestçe konuşturabilmeleri miydi, hiç bilmiyordum ya da anlamak istemiyordum çünkü hakikaten üzülebilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ellerimin avuç içleriyle gözlerimi kapatmıştım çünkü düşünme yetimi kaybetmişim gibi beynimin çalışmadığını hissediyordum. Gördüklerimin gerçeklik payını sorgularken, gözlerin bu yaşta kör olmuş, her şeyi yanlış görüyorsun diye geçirdim içimden. Ellerimi gözlerimden çekip tekrardan ceketime bakmak istedim ama sanırım korkuyordum ve yapamadım. Şaka gibiydi ama gerçekten de korkuyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Galiba ağlamak istiyorum." Yavaşça ellerimi gözlerimden çektim ve çekinerek yerdeki ceketime baktım. "Ağzıma yakışsaydı eğer, kesinlikle ama kesinlikle küfrederdim." Yüzüm ağlamaklı bir moda girdi. "Bu ne ya?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hitap edeceğim varlığın adını hatırlayamıyordum. "Kahretmesin ki bu bir akrep." Yaratığın adını artık hatırladığıma göre beynim çalışmaya başlamıştı ya da hiç unutmamıştım ve belki de sadece dile getirirsem daha çok korkacağımı düşündüğümden ismini söyleyememiştim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Biraz önce, az kalsın çıplak elimle o kalın kabuklu akrebe dokunacaktım ama şükürler olsun ki son anda ceketimi yere fırlatmayı başarmıştım. O akrebe tam dokunacağım andaki korkuyu ne ben tarif edebilirdim ne de o hissi açıklayabilirdim. O an fiziken hissettiğim ve aklımda kalan tek şey bedenimin kısa bir süre tiksintiyle titremesiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yüzümü yine buruşturup tiksinerek kafamı iki yana salladım çünkü gözlerimi dahi kırpmadan izlediğim canlı, çok iğrenç ve ürkütücü bir görüntüye sahipti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sarı siyah renkteki korkunç akrebin kafasının yanlarında iki tane sarı kolları vardı ve iki kolunun üstünde de kıskaca benzer sarı renkte iki sivri uzvu bulunuyordu. Kemikli kuyruğu havada daireler çiziyormuş gibi içe doğru kıvrılmıştı ve kuyruğunun ucundaki siyah sivri çizgisi, her an zehrini fışkırtabilirmiş gibi tetikteydi. Onu pür dikkat izlediğim her vakit daha da korkmaya başlamam kesinlikle en normal olanıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kuyruğu kalın sarı boncuklara, sarı büyük boncuklu tespihlere benziyordu. Kalın, sarı siyah gövdesinin yanlarında bulunan üçer veya dörder tane sivri kolları siyah ceketime battığından akrep, ceketimden kurtulmak için çırpındı ama çırpındıkça sivri uzuvları cekete batıp batıp çıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ceketimin yünlü iç kısmına denk gelen akrebin, neden daha kolay kurtulabileceği dış kısma denk gelmediğini sorguluyordum ve sanırım hayat, ne kadar şanslı olduğumu yüzüme vurmak istiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Akrep, sanırım savaştığı ceketimi düşmanı sanmış olacaktı ki kuyruğunu ceketime sapladığı gibi ceketime batırdığı kısım ıslandı. "Ah, lânet olmasın," diye inledim sonra da kendimi bir muhabir gibi hissettim. "Ve iğrenç görünümlü korkunç yaratık pis ve mikrop zehrini ceketimin içine akıtır." Kafamı üzüntüyle iki yana salladım ve başım, ellerimin arasında kaldığında az önceki cümlemde anlatım bozukluğu yaptığımı fark ettim. "O zehirli ceketi bir daha giyeceğimi hiç sanmıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Orantısız kurduğum cümlelerden sonra işlevini yitirdiğini sandığım beynimde bir erkek sesi yankılandı: "Çantanın fermuarlarını açık bırakma." O ismini dahi bilmediğim adam, dün arabadayken bana aynen böyle söylemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tüm korkumla gözlerimi kocaman açıp çantamın olduğu tarafa baktım. "Biraz daha zorlarsanız, hazır kimse de yokken..." fısıldadım: "Ağlarım." Çantamın büyük gözünün fermuarı açıktı ve içine bir şey girmiş olabilir diye korkuyordum. Gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes aldım ve aldığım nefesi ağzımdan dışarı vererek gözlerimi açtım. Eminim ki birkaç saat sonra evimde mutlu mesut yemek yiyecektim, sonuçta her yaşanan şeyin bir sonu vardı ve er veya geç sona ulaşırdık.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bulunduğum öğrenci masasının üzerinden inip çantama ulaşacaktım ve çantamı da alıp bu sınıftan direkt gidecektim. Ceketim, bana daha fazla bulaşmadığı sürece akrebin olabilirdi çünkü bana şu anlık yetecek olan tek şey bu okuldan çıkıp derhal eve gitmemdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sol ayağımı aşağı sarkıttığım sırada yerdeki fayansları kontrol ettim. Görmeden bastığım yerde bir böcek ezmek istemezdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sol ayağımı masadan aşağıya sarkıtmaya devam ederken kafamı yukarı kaldırıp tavanı, sınıfın duvarlarını ve yakınımdaki masaları hızlı bir şekilde yokladım çünkü bu akrep bu okuldan çıktıysa emindim ki daha fazlası da vardı. Sağ dizimi de hafifçe kırarak masadan aşağı atladım ve iki ayağımın üzerine düştüm. Sertçe yere basmamdan kaynaklı fayanstan çıkan tok ses eşliğinde bastığım yerleri kontrol ederek masaların etrafından döndüm ve kendi masama yaklaştım. Masama temas etmeden çantamla aramızda santimler kala kalbimin ritimleri, korkudan ya da kendimi aksiyon filmleri izlerken yaşadığım adrenalini tam şu an yaşadığım heyecanla karışık adrenaline benzettiğimden hızlanmaya başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hangi akla hizmet o adamın sözlerini ciddiye almam ki?" Söylene söylene çantamın fermuar kısmını iki parmağımın ucuyla tuttum ve çantamı çekinerek aralamaya çalıştım, üstten bakışlarımla çantamın içini görmeye çalışıyordum. Kitaplarımın bulunduğu bölmede şu ana kadar korkutucu bir şeyle karşılaşmamıştım ama sonuç itibariyle o çantayı sırtımda taşıyacaktım ve sırtıma bir böceğin temas etmesini istemiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İçinde bir şey yok gibi." Korkum artık yok olduğundan çantanın içine üstten bakmak yerine iki elimi de kullanarak kitaplarımı aralayıp kitapların aralarını hızlıca karıştırdım. Hiçbir şey göremediğimde verdiğim derin nefes eşliğinde çantamın içinden şemsiyemi çıkartıp hızlıca çantanın fermuarını kapattım. Çantamın diğer fermuarları açık değildi ve gün boyu çantamın yanından ayrılmamıştım, bu yüzden diğer bölmeleri kontrol etme gereği duymadım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Çantamı sırtıma taktığım sırada bedenimi arkamdaki camlara çevirdim. Yağmur yağıyordu ve benim giydiğim mor okul formam kısa kolluydu. Sağ elimdeki şemsiyem ıslanmamı engellerdi ama esen rüzgârdan dolayı üşüyecektim. Saçlarımı açıp omuzlarımın üşümesini biraz da olsa engelleyebilirdim, zaten griye yakın tondaki saçlarım kollarımı kapatırdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üşümek bana koymaz," dedim gurur dolu bir sesle ve sınıfın kapısına doğru yürümeye başladım. Öte yandan eve ceketsiz gitmem ve bunu annemin fark etmesi hoş olmazdı. Ceketimi çantama koydum diyebilirdim ona ama bu soğuk havada pek inandırıcı olacağını sanmıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Adımlarımı kapının tam karşısında durdurdum ve bedenimi hafifçe sağ tarafıma çevirip altı adım uzağımdaki siyah ceketime baktım. Ailem olmasa o ceketi kolayca harcayabilirdim ama anneme açıklama yapmak zorunda kalacaktım. Ceketimde bir akrep vardı desem, akrep ve ceket senden daha değerliydi derdi annem bana ve böyle düşünmemin sebebi de kendi annemin huyunu bilmemdi. Annemin sorularını es geçip babama açıklama yaparsam eğer babam bana adım kadar emindim ki kızmazdı fakat bu sefer de babam bana tepki vermeyeceğinden annem babama çıkışabilirdi, ki şu son demlerde pek konuşmuyorlardı ve bu da büyük bir kavganın fitilini ateşlerdi. Her halükârda ben o ceketi eve götürmeliydim. “İşte böyle antin kuntin sebeplerden bile tartışabilecek bir anne ve babaya sahibim ben…”
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem ve babam kavga etmek için bahane arıyorlardı ve ben kavgalarının nedeni olmak istemiyordum. "Bana bahşedilen şansımın bile hiç şansı yok," diye mırıldandım. İçimden en hafif argo kelimeleri sıralayarak yavaş adımlarla ceketime doğru yürümeye başladım. Ceketimin tam önünde temkinli bir şekilde durduğumda akrebi gördüm ama bu sefer korkumu dizginleyerek kaçmadım ve çığlık da atmadım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Avucumun içinden bile daha büyük görünen akrep, bir ailenin babası olacak kadar yapılı görünüyordu, ki eğer bu babaysa geriye kalan aile üyeleri de bu okulda olabilirdi. Birkaç saniye daha onu izledim ama akrep kendi ıslaklığının üzerinde hiç hareket etmedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Akrepler kendi zehirleriyle kendilerini zehirleyebiliyorlar mı acaba?" diye mırıldandığımda aklıma yeni bir soru takılmıştı. Henüz yeni bir biyoloji öğretmenimiz olmadığı için diğer sınıflara nazaran birkaç saatlik bir ders açığımız oluşacaktı, bundan dolayı belki yeni gelecek hocamız tahminimce nefes bile almadan ders anlatırdı ama yine de bulduğum bir boşlukta sorumu sorabilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Akrep, bir kolunu yukarı aşağı hareket ettirdiğinde tam yeni bir nidaya başlayacaktım ki boştaki elimle ağzımı kapatıp bir adım geri gittim ve elimi ağzımdan çekip dua eder gibi tavana baktım. "Emin ol ki bir saat sonra her şey bitmiş olacak ve sen, evinde huzurla yemek yiyor olacaksın." Her şey geçerdi, elbet bu da geçecekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu işin fazla uzadığının düşüncesi zihnime doluştuğunda karşımdaki canlının benden küçük olduğunu ve kendimi koruduğum sürece akrebin bana zarar veremeyeceğini benimsedim ya da sadece kendimi düşüncelerle avutup öyle olduğunu sandım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben, bir öğrenciydim ve herhangi bir öğrenci, normal bir hayat yaşadığında ceketindeki akrebi kendi halletmeye çalışmak yerine bir öğretmene ya da müdüre bu durumu söyleyip sorunu, içine kapanıklık yapmayarak çözmeye çalışırdı. Normal bir öğrenciydim ve diğer öğrenciler gibi bu sorunumu müdüre iletmem gerekiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Üç kat aşağı inip bir saat müdür ile konuşup tekrar yukarıya çıkıp sonra da akrebi dışarı atmak için yine aşağı inmek büyük bir zaman kaybıydı. Bundan dolayı şemsiyemin ucunu, daha fazla düşünmeye zaman kalmasın ve her geçen saniyede cesaretimi yitirmeyeyim diye usulca ve biraz da çekinerek ceketimin kol kısmının içine sokmaya çalıştım ve başardım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şeffaf papatya desenli şemsiyem, sırf papatya desenli diye benim için kıymetliydi ve herhangi bir kenarı kesinlikle o akreple temasta bulunmamalıydı. Cansu'nun şemsiyesini kaçak göçek yollarla bugün yanıma getirseydim müdüre ihtiyacım kalmadan o akrebi şemsiyeyi kullanarak uzaklaştırabilirdim ama hırsız da değildim işte.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şemsiyemin kıvrımlı kısmını, parmaklarımı gevşetip sıkarak iyicene kavradım ve golf oynayan insanlar gibi bir pozisyonda olduğumun düşüncesinin absürtlüğünü düşünemeden edemedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şemsiyeyi ellerimi kullanarak havaya kaldırdığımda ceketimdeki akrebin küt diye yere düşmesini umut ederek şemsiyem ceketin kolundan çıkmasın diye de biraz yavaş davranarak ceketimi havaya kaldırdım ve akrep sadece ceketimde asılı kaldı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şanssızlığımdan kaynaklı akrebin düşmediğini gördüğümde zaten böyle olacağını tahmin etmişim gibi bıkmış bir suratla gözlerimi devirdim ve geri geri yürüyerek sınıftan çıktım. Olabildiğince yavaş yürümeye çalışıyordum çünkü hızlandığım zaman ceket hareket ediyordu ve bana yaklaşıyordu. Merdivenlere ulaştığımda geri geri yürümeyi kesip usulca yarım derece döndüm ve şemsiyemi, kollarımı ileri uzatarak kendimden uzaklaştırdım ve bu sefer de ceket bacaklarıma çarpmasın diye merdivenleri teker teker inmeye çalıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okullar, bir sürü öğrencinin nefesini ve sesini barındırırdı ama şimdi, merdivenleri tek tek iniyordum fakat ne öğrenci nefesi ne de öğrenci sesi vardı. Tanımadığım öğrencilerden herhangi birinin ne nefesi ne de sesi bana ucundan bile yardım edemezdi çünkü yere attığım her adımda çıkan ses, kuytu bir mahzenden çıkan ve yankılanan ayak seslerinden farksızdı. Okuldan birkaç dakika geç çıkarak kalabalık öğrenci milletini kaçırmak benim hatamdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Merdivenlerden inip en alt kata ulaştığımda, zemine ulaştığımdan okul bahçesinden tek tük öğrenci seslerinin geldiğini duydum ama hiç tiye bile almadan, artık müdürün odasına ulaşabilmek adına sağa döndüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Uzun koridorda müdürün odasına ulaşmama belki de yirmi adım kalmıştı ki hemen yan tarafımdaki duvarda gördüğüm canlıyla kalbim tekledi ve yüzümün yandığını hissettim fakat adımlarım duraksamadı aksine yüzüme bile bakmayan biri yürüyüşümü normal bulurdu. Duvarlara tırmanmaya çalışan sürü halindeki hamam böcekleri, kendi zehrinden midir bilmem ıslak tüylü akrebin yanında, aslanın yanında kedi gibiydi. Geçmişte, dün, bu sabah ya da bu akrebi görmeden bir saniye önce bu hamam böceklerini görseydim muhtemelen tepkim, akrebi gördüğüm zamanki tepkim ile aynı olurdu ama kötüyü gördükten sonra kötünün bir alt seviyesi korkutmamıştı. Yine de sakin adımlarıma tezat kısa bir an, o böceklere olan yakınlığım aklımı çıkaracak gibiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu okulun hâli, umarım benim aklımda uçuşan tahminlerimden kaynaklı değildir.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdürün odasına ulaştığımda biraz gayretle şemsiyemi tek elime aldım ve sanırım kan dolaşımım zorlaştığından buz gibi ellerimle kapının kulpunu tuttum ama kapıyı açmama müdürün sesi engel oldu: "Çoğu veli Eğitim Bakanlığına şikâyette bulunmuş zaten." Müdür sustu ve dinledi. Muhtemelen telefonla konuşuyordu çünkü içeriden ikinci bir ses gelmiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tüm okulu," dedi müdür inanamazmış gibi kaba ve boğazdan konuşurken. "Okulun bahçesini ve ağaçları ilaçlamak iki hafta mı sürer!" Soru sormaktan çok kurduğu cümle tepki gibiydi ya da duyduklarını şaşkın bir şekilde teyit ettiriyordu. Bir günlük işe neden iki hafta diyorlardı ki?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İlaçlama bittikten sonra tüm ölmüş böcekler toplanacak mı bari?" dedi Salih müdür sanki iki hafta gibi uzun bir süreye değecek bir iş bulmaya çalışıyordu. Sonra çok şey istemiş gibi kendini açıklama gereği duydu. "Çünkü bir öğrencim sırasına oturacakken görmemiş ve böceklerin üstüne oturup onları ezmiş," dedi müdür ve uzun cümleler kurduğundan soluklandı. "Okulun bahçesinde dolaşırken ağaçlarda siyah, küçük yılanlar da vardı. Bizzat kendim şahit oldum. Yani ilaçlarınızı ona göre hazırlayın çünkü bu sıradan bir böcek ilaçlama falan değil. İlaçlama bittikten sonra da bir şekilde toplayın o böcekleri. Bu sefer de karıncalarla sineklerle uğraşmayalım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yılan? Anlaşılan muhteşem şansımın kurbanı değildim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Benim akrebe ceketimden bir bakmaya çalıştım. Zırh gibi kalın kabuğuyla ceketime asılmış, öylece hareketsizdi. Yılana değil de bir akrebe rast gelmek şu andan itibaren şükür sebebimdi çünkü ben jöle gibi zikzaklar çizen hareketli bir yılanla asla baş edemezdim ve o an düşünmek yerine direkt koşarak kaçardım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Konuşmanın bittiğini düşünüp metal kulp ile daha da soğuyan elimi kulpa bastırıp kapıyı açacaktım ki ahizeden gelen sesin kesilmediğini duydum ve saygımdan kapıyı açamadım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Etrafta kimsenin olmadığını gördüğümde sabır naklini gözlerimi kapatarak alabilirmişim gibi sessizce oflayarak gözlerimi sıkıca kapattım ardından hemen açtım. Herhangi birinin karşısında gözlerimi kapatamamak gibi bir huyum vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Onun da iki hafta sürmesi normal tabii." Müdürün alttan almaya çalışan ses tonunun sebebi verdikleri fiyatı uygun bulması ve bu firmayı kaybetmek istememesi olabilirdi öteki türlü aklıma başka bir şey gelmiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tabii, tabii. O kadar ölmüş böceği deliklerinde bulmak zor olur. Evet, sizi anlıyorum." Bu çok tuhaf bir konuşmaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Toplamda dört hafta oluyordu. Müdür, bir ay boyunca evdeyiz açıklamasını yaptığında tüm öğrencilerin Rap konserlerindeki gibi neşeyle zıplayacağı görüntü zihnimde birdenbire oluştu ve gülümsemeden edemedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Telefonu kapattığını anladığım o meşhur tık sesini duydum ve vakit nakittir hesabı direkt kapıyı açıp içeri girdim. Artık buz tutan ellerim daha fazla dayanamadığı için şemsiyemin ucundaki ceketimi tam olarak müdürün ayaklarının önüne fırlattım ve tam o esnada arkamdaki kapı kendi ağırlığından yavaş yavaş ve tıkır tıkır sesler çıkartarak kapandı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdür ile aramızda atsam ve tutsa belki de beş adım vardı. Müdür, ayaklarının önündeki ikiye katlanmış ceketime baktı ve ceketimde kaybolan akrebi göremedi. Salih Bey, yerdeki ceketime kafasını eğmiş bakarken "Neden kapıyı çalmadan içeri giriyorsun?" diye sordu ve sonra da bana baktı. Ceketimde aklımı kötü anlamda başımdan alacak bir akrep vardı ve bırak kapıyı çalmayı müdürün telefonla konuşmasını bitirmesini beklemeden direkt içeri dalmalıydım ama yaranamamıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu odada iki tane çalışma masası vardı ve masaların üstlerinde birer bilgisayar ile kâğıtlar, daha doğrusu dosyaların ağzından fırlamış kâğıtlar duruyordu. Bana göre sol tarafımda duvara yaslanmış, kapağı camdan olan ve içinde özenle yerleştirilmiş dosyalar bulunduran büyük bir dolap vardı. En sağ tarafta ise, yani müdürün masasının biraz arka tarafında duvara yaslı büyük bir yazıcı vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şemsiyemin ucunu yere yasladığımda bu bana dayanak oldu. Sonra yine yerdeki ceketime baktım. "Şey, hocam. Ceketimde..." Müdüre baktım. Sindire sindire anlatsam da birdenbire anlatsam da onun ayağının ucundaki akrep ne yok olurdu ne de zararsızlaşırdı. "Ceketimde bir akrep var." Başımı, müdürü korkutmamaya çalışmak için hafiften ve kısmen anlayışla salladım. "Hem de en büyüklerinden."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Akrep mi?" dedi sakince. Sonra yorgun bakan siyah gözleri canlandığında ayağıyla ceketimi ittirip hızla geri gitti ve sandalyesinin hemen yanında, ayakta durdu. "Gerçi bugün senin gibi fazla öğrenci geldi bu odaya," dediğinde müdür elini siyah sandalyesine yasladı. "Çoğu hamam böceğinden ya da zararsız solucanlardan gelmişti ama akrebi ilk kez şimdi duydum." Eliyle yerdeki ceketimi gösterdi. "Akrep mi var? Gerçekten mi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şu yaşıma kadar fazlasıyla yalan söylemiştim ama bu konuda bir yalan hiç aklıma gelmemişti çünkü ben, kimseye şaka yapacak cesareti kendimde bulmamıştım. Zaten birine ceketimde akrep var diye bir şaka yapsam muhtemelen bedel öderdim ama yine de böcekler ile ilgili şu an uydurduğum yalanlarımı zihnimin kendine has, en karanlık köşelerine not ettikten sonra ellilerinde olan müdürün kırışmış yüzüne baktım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Üstündeki beyaz gömleği artık biten bir günün sonunda kırışmıştı ve müdürün göbeği yuvarlak bir biçimde sarkıyordu. Siyah saçlarından çok beyaz saçları olan müdürün yaşlılığa yaklaştığı şu vakitte yüzü sakalsızdı ve sanki yeni tıraş olmuş gibi yanakları kızarıktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kafamı aşağı yukarı salladım. "Neden yalan söyleyeyim ki?" diye sordum. "Akrep var tabii." Zihnimin karanlık köşesinin oluşturduğu sanrı gözlerimin önünde canlandı. Küçük bir dükkândan oyuncak bir akrep alıyordum ve o akrebi Cansu'nun yatağına koyuyordum. Gerisi komik bir çığlıktı ve annem odayı bastığında...
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Öğretmenim," dedim, az önceki sanrı korkunç, ama gerçek hayatta yaşayabileceğim bir hâl almıştı. "Geç oluyor ve ceketsiz eve gidemem."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdür, sandalyesine yasladığı elini çekti ve omurgasını düzelterek yapabildiği kadar dik durmaya çalıştı. "Şemsiyeni bana ver," dediğinde şemsiyemin çok açıkta olduğunu fark ettim ve ellerimle şemsiyemi arkama aldım. "Okulun bahçesinde hallederiz." Elini, şemsiyemi istermiş gibi ileriye uzattı. "Bu odada akrebi çıkartsak çıplak elle mi bahçeye götüreceğiz, sanki."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ceketimi bu odaya getirdiğim gibi şemsiyemi kullanabilirdi ama bahçeye çıktığımızda bir dal bulmak yerine şemsiyemi sopa niyetine o akrebe değdireceğine emindim. Benim şeffaf papatya desenli güzel ama kirlenecek olan şemsiyemi evde muslukta yıkayamazdım; yağan yağmur bile bu kiri temizleyemezdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şey, şemsiye olmaz," dediğimde bana baktı ve yalan söyleme gereği duydum. "Özel birinin hediyesi. O akrebe değmesini istemiyorum." Arkamda, havadaki şemsiyemi ellerimle çantama yapıştırdım, bu daha da dik durmamı sağladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neyle çıkartacağız bahçeye?" Sopaya benzer bir şeyler bulabilmek adına odaya göz gezdirdiği sırada ben, hafif sağ tarafa doğru iki adım attım. Herhangi biri arkamdaki kapıyı birden açsa kapı bana hiç yavaş olmayacak bir biçimde çarpardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdür, öylece etrafına baktığı sırada arkamdaki kapı büyük bir gürültüyle açıldı ve içeri ağzı açık bir resim çantası fırlatıldı. Az önce sağ tarafa attığım o iki ufak adım büyük bir sırt kazasını önlemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapı açıldığı sırada kendime hâkim olup yerimde sıçramadım ama müdür benim kadar kontrollü davranamadı ve gözleri yerdeki resim çantasından çıkmaya çalışan kırkayağı gördüğünde tekrar korkuyla canlandı. İnanamıyorum ve... Ah, kalbim gümledi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ceketimin tam yanındaki resim çantasından çıkmaya çalışan simsiyah bir kırkayak vardı. O kadar çok sarı kolları vardı ki adını nereden aldığı çok belliydi. Siyah rengini sevmeme rağmen bu kötü görünüşlü yaratık beni siyah renginden soğutacak kadar görünüşü zihnime kazındı. Uzunluğu, elimin boyundan bile fazlaydı. Cidden, kırkayak ne alakaydı ve bu da mı zehirliydi?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tüm bunların sorumlularını biliyordum ama neden yaptıklarını anlayamıyordum. O yüzlerini gizleyen adamların amaçları gerçekten de neydi ki?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kimsenin duyamayacağı bir şekilde sessiz bir nefes aldım ve şemsiyemi, dik durmamı sağladığından arkamda tutmaya devam ettim. İtirafım şuydu: Bir anlığına gerçekten de korkmuştum, her ne kadar yüzüm pek bir şey belli etmemiş olsa da ama o resim çantasıyla aramızda birkaç adımlık bir mesafe olduğu için abartmama lüzum yoktu. Öte yandan bu kırkayak, bana denk gelen akrepten daha korkunç duruyordu çünkü inanılmaz hareketliydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kapı açıldığından beri en fazla on saniye geçmişti. O sırada tuttuğum nefesimi sessizce, hafifçe dudaklarımı aralayıp dışarı verdim. Karşımda boyum kadar bir kırkayak vardı ve bu durumda arkamdaki duvarda da herhangi bir böcek olma ihtimali doğuyordu ama yine de kımıldamadım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evladım!" dedi müdür. Sesinde aynı cümleyi bir başka öğrenciye kuracak olmanın sitemi vardı. "Neden kapıyı çalmadan içeri giriyorsun?" Kapıyı çalmak, emindim ki benim gibi onun da aklına gelmemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Valla hocam okulun bahçesinde futbol oynuyordum. Yani oynuyorduk. Fazla koşmuşum da biraz, ondan susamıştım. Normal olarak tabii, koşunca susanır ya hani." Onun ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Açık kapıdan içeri girdi ve tam solumda durduğunda kapı kendi ağırlığından kapandı. Ona bakmıyordum ama sesine bakılırsa bu çocuk, dün Cansu'ya sataşan iri yarı çocuğun arkadaşıydı. Cansu'nun sınıfının hemen yanında, 12/G şubesinde okuyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ömer," dedi müdür. "Sen ne anlatıyorsun?" Müdür, masasının üstünden tükenmez bir kalem aldı ve yere eğilip kırkayağı çekinerek resim çantasından içeri itmeye çalıştı. Kaleme dolanan kırkayağı, kalemi silkeleyerek yere düşürdü ve yine kırkayağı resim çantasına koymaya çalıştı. Bu işin müdürü korkuttuğu çok belliydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hocam," dedi Ömer. "Müsaade ederseniz anlatacağım." Çok yorucu bir iş yapmış gibi elini göğsüne koyarak yapmacıktan soluklanmaya başladı. Aramızda bir adım olacak şekilde yan yanaydık ve ileriye, sadece müdüre bakıyorduk ve bu tuhaf pozisyon, ceza alan iki öğrencinin ayakta bekleyip müdürün gözünün içine bakmaktan başka bir şey yapamayan öğrencilere benziyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Benim ceket işinin unutulduğunu hissediyordum. Bir an önce bakkala gitmek istiyordum ve bu ceket işi ise bana inat bir türlü hallolmuyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kırkayağı, kalemle tiksinerek resim çantasının içine koymayı başaran müdürden gözlerimi ayırmıyordum ve olabildiğince ciddi durmaya çalışıyordum. Keşke, diye geçirdim içimden. Keşke bu işi halledemeyecek olan müdürün yanına gelmek yerine şemsiyem ile ceketi çıkartmaya devam etseydim ve sokakta gözüme kestirdiğim birinden rica etseydim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anlat, anlat," dedi müdür Ömer'e bakarken. "Ne güzel çantan okulun bahçesindeydi ama sen dışarıda kalmak yerine büyük bir beceri gösterip çantanı okulun içine getirmişsin. Beni dışarıya çağırsaydın daha iyi olmaz mıydı, Ömer?" Müdür, kaşlarını çatıp öfkeyle bana döndü. "Peki ya sen?" İnatla ciddiliğimi bozmadım ve inatla müdürün gözlerinin içine bakmaya devam ettim. Benim adımı müdür bilmiyordu. "Ceketini buraya kadar getirmeyi başarmışsın da dışarıya çıkartmayı başaramadın mı? O kadar yolu bu odaya gelmek için harcayacağına dışarıya çıkartmak için harcasaydın şimdiye iş bitmişti."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Onun açısından müdür haklıydı ama o an bunu düşünememiştim. Tam ağzımı açıp bir şey söyleyecektim ki yan tarafımdaki çocuk lafı ağzıma tıkadı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bence korkmuştur, o. Ben bile korktuysam herkes korkar." Zayıf bedeniyle bana döndü. "Ne var senin ceketinde? Yılan, kertenkele, yılan yavrusu, kertenkele yavrusu?" Bana bakıyordu ama dönüp de onun yüzüne bakmak yerine doğrudan ileriye bakmaya devam ettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Arkadaşımın ceketi," dedim dürüst çıkan ses tonumla fakat bir yandan da kısık sesle konuşmuştum çünkü Salih Bey’e ceketin benim olduğunu söylemiştim. "Korkak olsaydım böyle bir sorumluluk almazdım ve doğrudan evime giderdim. Senden daha cesurmuşum." Ustalıkla yalan söylediğimin farkındaydım ama korktuğumu ilk önce kendi gururuma yedirememişken başkasının ağzından bunu duymak kendimi zedelenmiş gibi hissettirmişti. Ne diyecektim? Evet, çok korktum mu?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ömer, bana bakmayı kesip hâlâ yerde çömelmiş olan müdüre döndü. "Her neyse. Ne diyordum ben? Ha, şeyi anlatıyordum. En son koşup susamıştım işte. Su içmek için bankta duran çantalara yöneldim. Normalde yağmur yağmasaydı çantamı yere de atardım da. Neyse, konu bu değil. Su şişem, okul çantam daha da ağırlaşmasın diye resim çantamın içindeydi." Ağzından çıkan kelimelerin komiklikle bir bağlantısı olmalıydı. "Sonra bir baktım ki resim çantamın ağzı açık. Tuttum resim çantamı ve içini araladım." Bir bana bir müdüre baktı. "O an cümleme hass diye başlayıp basacaktım da çığlığı. Etrafta birkaç güzel kız vardı. Ben de efendi efendi aldım çantamı getirdim buraya." Gülmemek için elini karnına bastırdı. "Bu arada çantamın içinde iki tane kırkayak var. Muhtemelen karı kocadırlar yani onları çok bölmesek iyi olabil-"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yeter!" Bizim sınıftaki Cafer'i andıran fırlama tipli Ömer’in konuşmaları farklı yerlere gittiğinden müdür bir büyük olarak onu susturdu. Hayır, gülecektim ama gülmedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İçimden geçen her şeyi size anlattım, Salih Müdür'üm. Aramızda sır falan kalmasın." Müdürün onu susturacağını anladığında "Son bir şey daha!" dedi işaret parmağını kaldırırken. "İki kırkayağı da ortamıza alalım ve kıran kırana kavga etmelerini sağlayalım. Kazanana hamam böceği hediye edelim kaybedeni de öldürelim. Muhteşem bir fikir, değil mi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu bir şey mi kullanmıştı?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdür artık sinirlendiğini ifade eden bir tonda bir şeyler söyleyecekti ki dışarıdan sakin ama soğuk bir kız sesi duyuldu. "Bence kazananı doğaya salalım, kaybedeni de kafese koyalım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ömer'in söylediklerine göre ödülü daha büyük ve cezası daha hafif bir öneriydi. Hayır, yine gülmedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birden kapı açıldığında Ömer, kapı ona çarpmasın diye kendini öne fırlattı, sonra da içeri pembe bir sırt çantası atıldı. Sanki bu odanın kapısında, herkes dilediği her şeyi bu odaya fırlatabilir, tabelası asılıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Artık şu kapıyı çalarak içeri girin!" Tahammülü kalmayan müdür yalvarırcasına bağırdı. "Kapıyı çalın! Kapıyı, kapıyı. Kimse öğretmedi mi size? Bir lisenin müdürü olduğuma vallahi billahi şaşıyorum." Belki otoritesi ya da bakacak olduğu bir ailesi olmasaydı, Allah belanızı versin, ben istifa ediyorum diyebileceği bir andaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kapıyı çalmak mı?" Bu tanıdık kız sesinin sahibinin gözlerini devirdiğini hissettim. "Sanki siz öğrenciyken sürekli kapı çalıyordunuz," diye kendi kendine söylendi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Açık kapıdan içeri girdi ve o uzun boyuyla tam sol tarafımda durduğunda kendimi geri çekme isteğinin içimde şiddetli bir sıkıntı yarattığını hissettim. Ömer de ceza alan öğrenci grubunun mahcup pozisyonunu tamamlamak adına birkaç adım geriledi ve kızın tam ortamızda durmasını sağladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkisi yan yana geçtiğinde ve sesleri zihnimde tazelendiğinde aklıma 12/G sınıfının önünde durduğumda bir öğretmenin deniz suları neden tuzludur sorusu gelmişti ve bu ikisinin konuşmaları da aynı şekilde.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkama bakmadım ama açık kapıdan beş altı kızın daha içeri girdiğini fark ettim. O kızların, benim yanımda tüm elit havasıyla duran kızın bir nevi koyunları olduğu çok belliydi. Her okulda belli başlı tipler vardı. Havalı ve gösterişli bir kız ve yanlarında pervane olup da o kişi sayesinde tüm gözlere görünmeye çalışan koyunlar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yanımdaki kız, diğer kızlara hükmeden ve popüler kız olarak tabir edilen cinstendi, hâlbuki arkamdaki kızlar yanımdaki sarışını birlik olup bıraksaydılar ne onlara emir verecek olan kalırdı ne de köle gibi olurlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Benim dışımda bu odadaki tüm öğrenciler bir birlik gibi 12/G şubesindeydiler ve 12/D şubesini temsil edecek olan kişi itina ile ben seçilmiştim ya da kaderim, şanssızlığımı temsil ediyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Benden sonra içeriye giren Ömer, hazır bana bakmıyorken ona bakmaya karar verdim ve sonra gözlerimi soluma doğru oynattım, başım da hafif yana kaydı. Ömer'in siyah gözleri, yanımda duran kızın mavi gözlerine bakıyordu. Siyah saçlarını jöleyle geriye yatırdığı için eskileri anımsatıyordu. Herhâlde son saatleri beden eğitimi dersi olmalıydı çünkü siyah eşofman takımı giymişti. Aynı bizim sınıftaki Cafer gibi zapzayıftı. Bugünkü ses tonu, dünkü gibi kibar çıkmamıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Erkekler yağmurlu havada bile top peşinde koşabilirlerdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gözlerini birden bana çevirdiğinde bakışlarımız kesişti ve ben, onun bu ani hareketine karşılık bakışlarımı kaçırmamaya çalıştım çünkü bana baktığı gibi direkt gözlerimi çevirseydim sanki suç işlemişim gibi görünürdüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Biri bana baktığında ya da ben birine baktığımda o kişi gözlerini benden çekmeden ben, kendi gözlerimi istesem de başka yere yönlendiremiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdürün yerde diz çökmesi kırkayağa karşı aldığı bir önlem olabilirdi ama, bence tamamen saçmalıktı ve resim çantasının fermuarını kapatsa tüm iş hallolacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Göz ucuyla yanımdaki kızın beden eğitimi dersine uygun bir şekilde pembe, paçaları lastikli bir eşofman altı giydiğini görüyordum. Giydiği beyaz çorabı, siyah spor ayakkabısından görünüyordu. Yarım kollu, bol, pembe bir tişört giymişti ve eşofmanının altına sıkıştırmıştı. Onun yüzünü de görebilmek için elâ gözlerimi hızlıca sola kaydırıp sonra eski konumuna geri döndürdüm. Kısacık bir zaman diliminde yüzünün yan tarafını görebilmiştim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gür, parlak sarı saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmıştı. Yüzü pürüzsüz, beyaz ve yuvarlaktı; belirgin çeneliydi ve kalın olmayan, sadece dolgun olan pembe ve canlı dudakları vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sokaklarda yürüdüğümde, okulda ya da herhangi bir yerde hiç rast gelmediğim bir göz rengi vardı. Sabahları gökyüzünün aldığı açık mavi rengini kopyalayıp solumdaki kızın gözlerine yapıştırmışlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İstediği kadar güzel olabilirdi ama sırf benden daha uzundu diye ve daha dik durduğu için, hatta koridorda karşılaşırken benden bakışlarını kaçırmayıp inat etmesi, daha şimdiden ona karşı antipati duymam için yeterli sebeplerdi. Öyle güçlü, görünmez bir etkisi vardı ki kendimi, onun yanında çok rahatsız ve güçsüz hissediyordum. Zaten görünüşü liseli bir öğrencinin aksine üniversite ikinci sınıfa gidiyormuş gibi duruyordu. On birinci sınıftayken okula hiç gelmemişti ve on ikinci sınıfa nasıl geçtiğini de hiç bilmiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Benden daha uzun insanların karşısında zavallı olduğum ve küçük düştüğüm hakkında garip bir düşünceye sahiptim ama bu düşüncem ve hissettiklerim doğuştan değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şu ana kadar en fazla yirmi saniye geçmişti. Ömer ile göz göze geldiğimizde o müdüre bakmıştı ve ben de geriye kalan saniyelerde yanımdaki kızı inceleyip ona karşı olan olumsuz düşüncelerimi en derinlerde hissetmiştim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ömer, yanımdaki kıza döndü. "Biz geri zekâlı mıyız, Şevval?" dedi. "Neden kaybedeni kafese koyuyoruz? Bedavadan yemek de vereceğiz ve hapishanedekiler gibi ömrünün sonuna kadar refah içinde yaşayacak." Biraz evvel Şevval'in, büyüklere söylenmemesi gerekecek üsluptaki sözlerini duymuştum ama Ömer, hiçbir şey olmamış gibi takıldığı noktaları anlatıyordu, oysaki bana göre söz sırası müdüründü. Müdürün, Şevval'in kendi kendine söylenen sesini duymama gibi bir ihtimali var mıydı?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir kere Ömer'in neden kırkayakları dövüştürmeye çalıştığını anlayamıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, mavi gözlerini kısıp sol tarafına kafasını döndürdü ve Ömer'e baktı. "Hapishanelere kötüler girer, hayata karşı kaybedenler değil; kafese de kötüler girmeli, kendisinden güçlü olanlara karşı ezilenler değil." Bakışları bomboştu ve belli bir noktada sabitlenemiyordu. "Kendisinden daha büyük bir kırkayağa yenildiği için özgürlüğünü onun elinden almak saçma değil mi sence de?" demin söyledikleriyle çelişmişti ama bunun farkında değil gibiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ömer'in şaşkınlığını gizleyememesi, Şevval'i yakından tanıyor olması olabilirdi çünkü Şevval, iyi niyetli bir tip gibi durmuyordu ama az önce kurduğu cümleleri de iyi niyetliler söyleyebilirdi. Ömer, "Şaka mı yapıyorsun yoksa ciddi misin?" diye sordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, elini karnına götürdü ve pembe tişörtünü sıktı. "Beni tanımıyormuşsun gibi davranma," dedi asice sonra da elini tişörtünden çekti, tişörtünün karın kısmı artık buruş buruştu. "Tabii ki de şaka yapıyordum." Güldü. "Yine de ben gaddar bir insan olduğum için sen ister kaybedeni öldür istersen de benim ilk önerim olan kafese koy, bana pek fark etmez. Hatta sen kırkayakları bana yolla, ben icaplarına bakarım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, kendini beğenmiş gibi konuşuyordu ve benim tarafımda sıfırdı. Okulda başıma bela almamak için tereddütlü kaldığım bir konuda içim içimi kemirdi ama dayanamayıp bir şeyler söyleme gereği duydum. "Madem kırkayağın icabına bakacak potansiyelin var," dedim bilerek onun adını söylemeyerek. Onun ismini daha ilk fırsatta söyleyerek onu, kendi tarafımda değerli gösteremezdim. İsmi ilk öğrenilenler her zaman değerli olmamalıydı, çünkü ben değerliydim ama kendi sınıfımda ise adım en son öğrenilmişti. Yerdeki pembe sırt çantasından çıkan hamam böceklerini elimle gösterdim. Onun yüzü, Ömer'e dönüktü. "Neden potansiyelini hamam böceklerinin üstünde göstermedin? Hamam böceği, kırkayağa göre daha kolay bir av. Haksız mıyım?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kafasını bir hışım yüzüme çevirdiğinde at kuyruğu yaptığı sarı saçları savruldu, o sırada ise yaptığım tek şey müdürün yanında bana ne yapabilirsin ki dermişçesine kaşlarımı alayla kaldırmak oldu. Cidden okulda kimse ile kavga etmememi isteyen sinirli bir babam olmasaydı hiç kimseyle kavga etmek için geri durmazdım ve muhtemelen de hep dayak yiyen taraf olurdum, çünkü yaşıtlarımın aksine dal gibiydim ve doğru dürüst kavga etmeyi de ses yükseltmeyi de bilmiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Az önce ona olan çıkışımda pişman olmaya başlıyordum çünkü boy hâkimiyeti öyle güçlüydü ki sanki her geçen saniye o daha da uzuyordu ve ben de daha da kısalıp onun ayaklarında ezilecektim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben, tüm bunlara rağmen onun gözlerinden bakışlarımı çekmemeye kararlıydım çünkü dün koridorda benden bakışlarını kaçırmış olması bana ayrı bir cesaret katmıştı. Onun açık mavi gözlerine nokta atışı bakıyordum ama o, az önce de fark ettiğim gibi gözlerini gözlerimde sabitleyemiyordu, daha doğrusu gözlerini herhangi bir noktaya da dikemiyordu. Bulutsuz gökyüzüne sahip gözleri, iki gözüm arasında gidip geliyordu. Daha fazla onun kurnaz gözleriyle bakışmak istemiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Beğeni dolu bakışlarını üzerimden çeksen iyi olur çünkü ben sarışınlardan hoşlanmıyorum," dedim fısıldayarak. Gözlerini kıstı ve histerikle sırıttığında başım, omzuma doğru kaydı. "Uzun bakışmalardan hoşlanmam ama uzun bakışmalardan da geri durmam," dedim ve sesimin kısık tınısı, tanıdığım bana ait olamazdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İster kendi cinsim isterse de karşı cins, her iki tür de bana uzun süre bakmamalıydı. Bana uzun süre bakmayanlarda, gerekmedikçe ben de gözlerimi uzun süre tutmuyordum zaten.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sinirlendiğini görebiliyordum ve onun bu sinirinin bana bakmak konusunda ona güç uygulayacağını düşünmüştüm ama sanırım gözlerimdeki kararlılık, bana daha fazla bakamamasını sağlamıştı. Ben Hira'ydım ve ben, insanlara tensel şiddet uygulamadan da kazanabilirdim. Beni kazanan yapan bunlardı. Duruşum. Bakışlarım. Sessizliğim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dudağını öfkeyle dişlediğinde gözleri nereye bakacağını bilmiyordu ve yine gözlerinin belli bir noktaya sabitlenemediğine şahit oldum. Sanki belli bir noktaya bakarsa o nokta, zihnindeki kötü sahnelere dönüşecekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, bana cevap vereceği sırada müdür öfkeyle boğazını temizledi ve tam olarak bilemesem de birimize azar çekeceğini belli etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kendinize gelin!" dedi müdür, insanın içine ürperti sokacak kadar kötü bir ses tonuyla. "Siz öğrencisiniz, hem de Mehmet Fuat Köprülü Anadolu Lisesinin öğrencileri. Yakışıyor mu be bu! Semtin en iyi Anadolu lisesinde okuyorsunuz, sokaktan geçenler bu lisenin okul formalarıyla sizi düzgün ve eğitimli sanıyorlar ama şu davranışlarınız ilkokul bir öğrencilerinden farksız!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bana bakmıyor olmasına rağmen bakışma üstünlüğünün bende olduğunu kanıtlamak adına hâlâ çekmediğim bakışlarımı, ağır ağır döndürdüm ve Şevval'den müdüre baktığımda müdürün özellikle Şevval'e baktığını gördüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval'in kafasını oynattığını gördüğümde yarım korkuyla hemen ona baktım ve gözlerimiz birbirini buldu. Ruhsuz bakışları ama güçlü duruşu ve arkadaki kızlar, kendimi tek ve oldukça savunmasız hissettiriyordu üstelik bu odadan çıktığımda da beni bulurlardı. Aramızdaki gerginliğin ne zaman ve nasıl bu kadar evrimleştiğini bilmiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Donuk gözlerle saçlarımın rengini, sonra gözlerimi ve en son olarak da baştan aşağı iğneleyici bakışlarla beni süzdü. Gerilmemem için bir sebep yoktu ve onun erişebileceği, bir şey anlamayacağı dışımdı, içimden geçen tedirginliği bilemezdi. Yine aynı tepkisizliğiyle müdüre döndüğünde ona daha fazla bakmadım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yanındaki arkadaşların da kapıyı çalmadan içeri girdi ve onlar bu okulun öğrencilerine yakışır bir şekilde saygı çerçevesinde konuştular benimle, senin aksine."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yandan yandan yanımdaki kıza baktım. Mavi gözlerini bezmiş gibi devirdi ve bıkkın suratı hiç değişmedi. "Yani?" dedi sadece. O an Şevval'in, karşısında kim olursa olsun lafını esirgemediğini ve cidden kimseden korkmadığını düşündüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yerde diz çöken müdür, çatık kaşlarıyla dizlerinden destek alarak havaya doğruldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, yerdeki sırt çantasına doğru yürüdü ve ayakkabılarının ucu pembe sırt çantasına değene kadar da devam etti. Çantasının açık ağzından çıkan en az on tane hamam böceği vardı ve benim ceketim artı Ömer'in resim çantası da tehlikeye giriyordu çünkü üçümüzün de eşyaları yan yanaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdür çalışma masasının yanında, ben ve Ömer aramızda üç adımlık mesafe ile yan yana ve Şevval ise önümüzde; üç adım önümüzde sırtı bize dönük duruyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkamızdaki kızların burada hiçbir işlerinin olmamasına rağmen yine de burada durmaları çok sinir bozucu ve gıcık bir durumdu üstelik kendimi baskı altında ve tek başıma hissetmeme yol açıyorlardı. Şevval'in gücü bu olmalıydı: Görünüşü. Duruşu. Çekinmeden konuşabilmesi. Güçlü bir çevre. Benim gücüm ise sadece şunlardı: Duruşum. Kimsesizliğim. Bakışlarım ve sessizliğim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdür, tam Şevval'e bağıracaktı ki Şevval, elini kaldırdı ve müdürü durdurduğunda kafasını arkasına çevirip bana baktı. Bir şeyleri kanıtlayacağının habercisi olarak tek kaşıyla çantasını işaret etti. Ciddiliğimi bozmamaya gayret ettiğimde içimden şey dedim, bu kız sana bir kere kıl oldu ya artık peşini bırakmaz.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Acınası hâlime gülmemek için kendimi zorladım ve bunu başarmamın sevincini içimde yaşamaya devam ettim. Bugüne gelebilmemin sebepleri; yüzümün ketum olması, arada bir ettiğim tek tük işe yarar sözler ve kimsenin içime erişememesiydi. Bunları koruduğum sürece bir şey olmazdı bana. Sanırım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, önüne dönüp kafasını aşağı eğdi. Onun sırtı bana dönük olduğu için yüzünü göremiyordum ama çantasının önündeki böceklere baktığını da anlıyordum. Ve sanırım bu gidişle okulda yatılıya kalacaktım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Son manevrasını yapmadan önceki enerji dolu bedenini, artık her ne yapacaksa ona göre ayarladı ve omuzlarını dikleştirip müdüre baktı sonra bir şey daha fark ettim. Şevval'in tahminimce 1.75'lik boyu, müdürün boyunu bile geçiyordu. Uzun boylu insanlar, benim gözümde gerçekten çevrelerini görünmez bir güç aurasıyla dolduruyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Salih Bey, sanırım sinirlerine hâkim olmak için derin bir nefes alıp ağzından verdi. "Şevval," dedi müdür. Zaten hep en sessiz olanların ve en dikkat çekmeyenlerin aksine hep şımarık olan ve göze en batanların ismi öğrenilirdi. "Sen ne cüretle böyle konuş-" diyordu ki Şevval'in hareketi müdürü şaşkına uğrattı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, hiç beklemediğimiz bir anda çantasının üstünden zıpladı ve hamam böceklerini ayakkabısının altıyla katletti. "Halledebilirim," dedi ona söylediklerime ithafen. Dizlerini havaya kırdı ve ezdiği böceklerin tekrardan üstünden geçtiğinde böceklerin ezilmelerinin kütürtüleri kulaklarıma doldu ve gözlerimi irileştirmemeye çalışsam da çok başarılı olamadım. "İcaplarına bakabilirim, öldürebilirim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ondaki bu potansiyel karşısında daha fazla şaşırmamaya çalıştım ve aralık dudaklarımı kapatıp şunu düşünmeye çalıştım: Zaten ona ısınmamıştın, zaten onun iyi biri olduğunu da düşünmemiştin.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arkamızdaki kızlardan hiç ses çıkmıyordu, sanki buraya tiyatro izlemeye gelmişlerdi ya da Şevval'e ve onun karakterine çok alışkınlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne yapıyorsun, kızım?" dedi şaşkın sesiyle müdür ama hemen ardından aklı başına gelmiş gibi öfkeyle kapıyı gösterdi. "Çık dışarı hemen!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sizin sabahtan beri yapamadığınızı yaptım," diye kendi kendine konuştuğunda Şevval, gerçekten de onun katliam yaratmasını unutup onu haklı görmeye başlıyordum. Şevval'in kurduğu cümleler anlamca kaba birine aitmiş gibiydi ama bu kaba kelimeler onun ağzından kibar kız sesine bulandığında çok tuhaf duruyordu. Onun sesinin tonu güzel ve kibardı; konuştuğu ve seçtiği kelimelerin aksine.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, bastığı yerden ayrılıp müdürün masasının önüne kadar yürüdü ve ayakkabısının izi yere resmini kan ile çizdi. Bazı büyük böceklerin gövdelerinin yarısı ezilmişti ve can çekişenlerin ince siyah bacakları sallanıyordu. O an düşündüğüm, yerde ezilerek ölmüş bu kanlı böceklerin nasıl temizleneceğiydi. Bizim okuldaki kadın personel herhâlde böyle bir manzara karşısında bayılırdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, sağ elini pembe eşofmanının cebine daldırdı ve geri çıkarttığında avucundakileri masaya bıraktı. "Okulu ilaçlamaya yetecek kadar değil artacak kadar." Şevval'in karakterinin küçük bir parçası bu olmalıydı: Davranış olarak kabaydı, yapılış olarak kibardı. O parayı oraya, müdürün gözlerinin içine bakarak koymak egodan farksızdı; ama o parayı o masaya koyuşu ve sesinin tonu eh işteydi. Bakışları ise yapılışı değil; davranışı ön planda tuttuğunu anlatmak ister gibiydi. Bir yandan da kibar olanı değil, kaba olanı sezdiriyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bir öğrenciye göre fazla zengin gibiydi ama onun çalışıyor olabileceğini düşünmediğimden ailesinin zengin olabileceğini düşündüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Okula bağış, öğretmenim," dedi Şevval ince bir sesle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dışarı çık," dedi müdür sadece ve belki de Şevval'in yerinde bir erkek bir öğrenci olsaydı, müdürün kendini bu kadar sıkmayacağına yemin edebilirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, askerler gibi ellerini arkasında birleştirdi ve bir ayağını hafifçe yukarı kaldırdığında yere basan ayağını kendi ekseninde döndürüp bize doğru döndü. Onun yüzünü tam on ikiden gördüğümde geniş bir gülümseme sergiledi ve bembeyaz, büyük ve biçimli sıralanmış dişlerini gördüğümde "Çıkıyorum. Şimdi. Hemen," dedi ve yerdeki çantasını parmak uçlarıyla kavrayıp salladı akabinde silkelediğinde fermuarını kapattı. Çantası çok hafif görünüyordu çünkü içinde en fazla bir kitap ve iki defter vardı gibiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval'in güldüğünü gören Ömer, müdüre belli etmemeye çalışarak ona gülümsedi ve "Helal be," dedi çok yüksek olmayan bir sesle. "Sana beş parmağımın da beş yıldızını veriyorum." Ömer, elini jöleli saçlarına daldırıp ciddileştiğinde, tezahürat ediyormuş gibi kısık sesle konuşup ellerini de belli bir tempoda salladı. "He-lal. He-lal. He-lal."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ömer'in bu sözlerine ve hareketlerine gözlerimi devirmek ile yetindiğim sırada Şevval, ne hikmetse bana baktı ve gözlerimi devirdiğimi gördüğünde hiç bozuntuya vermeden ona küçümseyici bakışlarımı yollamaya devam ettim. Gözlerimi devirmeme çarpık bir gülümseme ile cevap verdiğinde aynı anda hafif kaşları çatıktı. Hem kaş çatmak hem de aynı anda gülümsemek onda çok tuhaf ve kışkırtıcı bir güzellikte görünmüştü. Sonra yüzündeki tuhaf ifade kayboldu ve anında ciddi bir hâle büründü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben de," dedi Şevval, bize doğru yürüdü ve yüzüne alaycı ama bir o kadar da ciddi bir ifade kondu. "Sana, Hülya Avşar gibi yıldızlı beş vermek isterdim ama sanki şeyi hatırlıyor gibiyim... Şeyi... Beni övme dediğimi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ömer, daha Şevval'e bir cevap veremeden "Çık dışarıya," dedi müdür dişlerinin arasından.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, kendine has tatlı ama içinde kurnazlık barınan ve bunu görmemek için aptal olunması gereken gülüşünü sergilediğinde müdüre doğru döndü, omurgasını dikleştirdi ve bize doğru, daha çok arkamızdaki kapıya doğru geri geri yürümeye başladı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şuna bak," dedi müdür. "Nasıl yetiştirmiş, ailesi!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, baş ve işaret parmağını, sanki küçük bir şeyi gösteriyormuş gibi birbirine dokundurdu. "İşte onda biraz haklı olabilirsiniz."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tuttuğum taraf Şevval değildi ama özeneceğim biri olsaydı ona özenirdim. Belki yaşıtım diye belki de onun gibi herkesle patavatsızca konuşmak istediğimden ya da insanlar ile konuşurken, karşımdakinin kim olduğunu önemsemeden kendim gibi konuşmak istediğimden bu konuda özenebileceklerim arasında olabilirdi. Yine de Şevval, kiminle nasıl konuşması gerektiğini bilmiyordu. Ben ise kendimi, karşımdaki kişilere göre ayarladığım için özümü kaybetmiştim ve her harfimin şapkası yalandı; tepesi gerçek sanılınca da doğru olan altı kurcalanmıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yine de bir şeyi merak ediyordum: Gelecekte ya da umutsuz olsa da bir nefes sonrasında, kaybolmuş özüm geri döner miydi acaba?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ömer, bu ateşli ortama alttan alttan çakmak yakarak "Yürü be!" dedi Şevval'e. "Laf arama ihtiyacı hissedersen sol yanağını şişir."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kıskanç bir yapım yoktu ama içimde bir yerlerde ikisinin birbirlerine destek çıkmaları bana soldan soldan fısıldanıyor gibiydi. Şevval'in yerinde ben olsaydım Ömer, "Sen kimsin ki müdüre saygısızca davranabiliyorsun?" bile diyebilirdi mesela.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, geri geri yürümeyi bırakıp kapıya doğru döndüğünde müdürün bana bakmayan gözlerinin içine bakıyordum. Sonra arkamdaki kapının açıldığını duydum ve ayak seslerinden anladığım kadarıyla da kızların dışarıya tek tek çıkmaya başladıklarını fark ettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bu arada müdürcüğüm, Müdür Bey'im," dedi Şevval, sanırım henüz odanın içindeydi ya da sadece kapının kolunu da tutuyor olabilirdi ama ona bakmadım. "Böyle bir okulun müdürü olmak güzel bir duygu olmalı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bedenimi oynatmadan kafamı arkama çevirdim ve ona baktım. Kapının kolunu tutmuştu ve sadece geriye bir adım atması onun artık bu odada bulunmaması demekti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Maşallah, her yerden böcek fışkırıyor," dedi Şevval bulunduğumuz odanın tüm ayrıntılarını görmek istermiş gibi dikkatli ama tiksinircesine bakarken. "Tabiri caizse, üç harfli bir çukur vardır ya hani. Hah. İşte oraya düşmüş gibiyim. Bu okulla biraz daha ilgilenmelisiniz, içeri giren çıkan belli değil."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdür, sinirlerine hâkim olamıyormuş gibi sinirle soludu fakat bu Ömer'in umurunda bile olmadı. Gülümseyerek Şevval'e döndü. "Ne kadar da ahlaklısın. Üç harfli şeyin adını kullanmak yerine, o maddeye üç harfli diyorsun. Bravo. Üç harfli çukura saygı yani."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu okulda ilk kez içeri giren ve çıkan kişileri sorgulayan görüyordum, Şevval de güvenliğin olmadığı gün içeri giren değişik insanları fark etmiş olmalıydı, bu beni içten içe sevindirdiğinde onun niyetinin sorgulamaktan çok müdürü aşağılamaya yönelik olduğunu hissediyordum. Bilinç ve farkındalık onda vardı fakat bunları iyiye kullandığı söylenemezdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval, gülümsedi akabinde güç uygulayıp kapıyı sonuna kadar açtı ve iki adım geri gittiğinde odadan çıktı. Kapının kapanma süresiyle orantılı olarak "Okula olan ilgisizliğim olmasaydı eğer düzene sokamadığınız her şeyi keskin bir dille dile getirirdim ve bu okulda öğrenci falan da kalmazdı," dedi ve kapı kapandıkça yok oldu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şu an bana bir dilek hakkı verilseydi Şevval’in gücünden isterdim sanırım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yemin ederim bazı öğrenciler beni çileden çıkartıyor!" Müdür ikimize göz gezdirdi. "Şevval size ters bir şey söylediğinde aksi cevaplar vermemeye dikkat edin. Öğrencilerim hakkında başka bir öğrenciye bilgi vermem ama Şevval'in geçen yıl okula hiç gelmediğini ve psikologlarda süründüğünü unutmayın, olur mu? Burada okulu bitirmenize bir seneden az kalmış, idare edin birbirinizi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
…
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yağmur yağmıştı ama ben okuldan çıktığımda çiselemiyordu bile. Yağan yağmur havanın tozunu bir güzel almıştı ve geriye yumuşak ama kendisini hissettiren bir esintisi kalmıştı. Botlarım yerine ayağımda spor ayakkabılarım olduğu için İzmir'in biçimsiz yollarında birikmiş sulara basmamaya çalışıyordum ve az önce geçtiğim sokakta bir sürü sağ sol yapmıştım. Tüm bu yaptıklarıma karşın ayaklarımın ıslak soğukluğunu hissediyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şevval yanımızdan ayrıldıktan sonra müdür odadan dışarıya çıkmıştı ve içeri geldiğinde elinde bir sopa vardı. O sopayla benim ceketimi aldığında Ömer'in resim çantasını "Fermuarı kapatmak kolaylık sağlar," ikazımla eliyle taşıyıp bahçeye çıkartmıştı. Kırkayağa bakmamıştım bile ama sıra benim ceketime geldiğinde korkumu dinlemeyip iyice yaklaşmıştım. Son gördüklerim bende uzun süre vicdan azabı yaratacak bir görüntüydü çünkü akrep hareket etmemişti; müdür de iki sopayı maşa niyetine kullanıp akrebi okulun içinde bulunan çöpe atmıştı. Bir canlı gözlerimin önünde ruhsuz bedeniyle çöpe girmişti ve o an o akrebi ilk gördüğümde hissettiğim duygu ile son gördüklerimden sonraki manevi duygularım birbirlerinden çok farklıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bunun üzerine "Akrepler kendilerini sokarlar mı?" diye müdüre sormuştum ama o aksi aksi "Benim branşım tarih. Ne bileyim ben," demişti. "Okuldaki biyoloji öğretmenlerine sor ya da size yeni bir biyoloji öğretmeni geldiğinde ona sorarsın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Direkt bizim eve giden sokağa girmek yerine ana caddenin ara sokağında bulunan ufak bir tekel bayisinin önüne gelmiştim. Bir elimde şemsiyem, diğer elimde ceketimle -akrebin yumurtalarını bıraktığı düşüncesinden dolayı sürpriz bir yavru akrep vakasıyla karşılaşmaktan doğan tedirginliğimden ceketimi kapüşonundan tutuyordum- bakkaldan içeri girmiştim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ve evet, kollarım bu bulutsuz havada açıktaydı, bu yüzden saçlarımı daha toplamamıştım üstelik yağmurlu havalarda saçlarım hep elektrik çarpmış gibi oluyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Arada bir sokaktan geçen teyzelerin çıplak kollarıma baktıktan sonra elimde tuttuğum ceketime tuhaf tuhaf bakmaları yüzünden daha da dik durarak ceketimi bilerek giymiyormuşum gibi bir izlenim yaratmaya çalışmıştım çünkü insanların hakkımdaki düşünceleri beni bazı durumlarda ilgilendiriyordu ve kendimi onların düşüncelerine göre ayarlamaya çalışıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Belki bir gün hayatıma yeni insanlar girerdi ve yine bir gün, o insanlar sâyesinde yaptıklarımda başkalarının benim hakkımda ne düşündüklerini önemsemeyen biri olurdum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bakkalın içi de dışı gibi ufak tefekti ama ben böyle yerleri büyük marketlere nazaran daha samimi bulurdum. En ilerideki alkollerin bulunduğu yeri görmezden gelerek sol tarafa döndüm ve adamı kasada otururken gördüm. O tarafa doğru ilerleyip tezgâhın önünde durdum. Küçükken kasiyer olmayı isterdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İnsanlar konuşarak anlaşmalı görüşündeydim ama insanlarla da iletişim kuramıyordum. "Kolay gelsin," dedim ve yaşı ilerlemiş ihtiyarın olmayan saçına bakmamaya özen gösterdiğimde dikkatim adamın gözlüğünün kalın merceğindeydi. "Oyuncak akreplerden arıyordum da. Plastik olanlardan."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bir dakika," diyerek yere çömeldiğinde artık bakış açımda adam yoktu, aksine arkadaki sigara kutuları vardı. Alkolden ve sigaradan nefret ederdim ama annemin görüşüne göre neyden kaçarsak onlar bir şekilde karşımıza çıkardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Adam eğildiği yerden kalktığında büyük silindir şeklindeki şeffaf plastik kutuyu önüme koydu. "Hangisini istiyorsun, kızım? Seç ve al."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Aralarında en büyük akrep hangisiyse..." diye gevelediğimde içini gördüğüm kutuya göz gezdirdim. İçlerinde sadece akrep değil başka hayvanlar da vardı. "Şurada var sanki. Gördüm."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Adama yerini parmağımla işaret ettiğimde o, elini daldırıp çıkarttı ve gerçeğinin yanında pısırık kalan ama hiç akreple göz göze gelmemiş biri için de korkutucu olacak o akrebi almak için uzandığımda şemsiyem elimden düştü. Çabucak yere eğilip ilk önce şemsiyemi sonra da adamın uzattığı akrebi aldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hep ceketini yere sürttün," dedi amca, bana. "İnsanlar tuvalete girdikleri ayakkabılarla bu zemine basıyorlar, kızım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Birinin benimle karşılık beklemeden konuşma başlatıyor olması bir an beni bozguna uğrattı ve bu fırsatı değerlendirip konuşmayı sürdürdüm. Bazen kimsenin benimle konuşmak istememesi kendimi en dipte hissetmemi sağlıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ceketim sana öyle böyle tarif edemeyeceğim kadar kötü, amca. Ne zamandan beri yerlerde." Hafif gülümsedim. "Önemli değil yani."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen bilirsin, kızım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Plastik oyuncağın fiyatı beklediğimden daha ucuzdu. Küçücük bir ilgi gördükten sonra hevesi tutanlar gibi "Kolay gelsin," dedikten sonra çıkışa doğru döndüm. Bugün, yine annemin bana verdiği harçlığı harcamamıştım ve hemen eve gidip lezzetli ev yemekleri yemek istiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tam kapıdan çıkıyordum ki on metrelik bir devin bana çarpmasıyla iki büklüm halde inlediğimde elimdekiler düşmesin diye yumruğumu sıktım. Bana çarpan genç miydi yoksa orta yaşlarında bir adam mıydı, çözememekle beraber ondan gelen adaçayı kokusunun ferahlatıcı etkisi rüzgâr gibi burnumun dibinden geçtiğinde, bana çarpan kişi bana hiçbir şekilde dönmeden, delirmiş gibi bir hızla içeriye ilerlemeye devam etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yüzünü görmemiştim ama özür de bekliyordum. Arkamı döndüğümde o adamın kendini can havliyle alkol reyonlarının önüne attığını fark ettim ve bunu gördüğümde özür beklemeyi geçtim başıma bir bela almamak adına geri döndüm ve artan nabzım ile bakkaldan çıktım. Canım yanmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yeniden evin yolunu tuttuğumda okul çantamın ağırlığı yetmiyormuş gibi o iri yapılı adamın bana çarpmasıyla omzumun ağrısı belki de beş katına çıkmıştı çünkü hayvan gibi bir çarpışmaydı, o an bana tır bile çarpmış olabilirdi. Sanırım onu arkadan gördüğüm kadarıyla genç olmalıydı ve kumral mı yoksa siyah mı olduğunu çözemediğim gür, dalgalı saçları vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
“Harika ve mükemmel şansım annemin konuşmalarını bu kadar kısa sürede kanıtlama çabası içerisine girmeseydi iyiydi.” Sanki o ufak bakkaldayken yaşadığım olay anında kaderim bana geleceği göstermeye çalışmıştı ama ben zaten geleceğimin ümitsizlikle dolu olduğunu bildiğim için o an gözlerim açık olsa bile kör olmuştum; kör olmak istemiştim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Plastik akrebin yumuşak ve kıvrak bir dokusu vardı üstelik insanın elledikçe elleyesi geliyordu. Siyah pantolonumun arka cebinde yerini alan plastik akrebin yanında o Gizemli Adam'ın bugünden önceki günlerde verdiği notlar da vardı. Sanki sonuçlar ve o sonuçları doğurtan kişiler küçücük bir cebe sığmıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Üstünde fazla düşünmeye gerek bile görmediğim düşüncem okulun vahim durumunun o adamlar tarafından sağlanmasıydı. Bunu biliyordum ama bilmediğim ve beni dehşet bir meraka düşüren ise bunu neden yaptıklarıydı. Şey diyordum, ben o adamlar olsam ve yüzümü gizleyip okulu böcek istilasına uğratsam amacım ne olabilirdi ki?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O Gizemli Adam, bana çantamın fermuarlarını açık bırakmamam gerektiğini bir çiviyi çakabilmek için defalarca vurulmasının gerektiğini biliyormuş gibi tekrar tekrar söylemişti. O böcekleri okula salması kötü bir eylemken uyarıda bulunması iyi bir davranış oluyorsa tam olarak nasıl bir anlam çıkarmam gerekirdi bu durumdan?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sınıfımdakilerin ne düşündüklerini, o adamların şüphelerinde olup olmadıklarını çok merak ediyordum ama bir tarafım da içimi kemiren tedirginliğim ile doluydu çünkü o adamları tanıyordum ama tanımıyordum da. Bedenlerini ve yapabileceklerini biliyordum; yüzlerini ve huylarını bilmiyordum. Bu yüzden bazılarının o adamlardan şüphelenmesini istiyordum ama ucunun bana dokunacak olması kendimden çok babamı düşünmeme sebep oluyordu ve bundan dolayı da gerçeklerin herkes tarafından görünmesini istediğim kadar gerçeklerin görünmemesini de istiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu olay, okuldaki tüm kameraların incelenmesini gerektirecek kadar ciddiye alınıyor muydu, yoksa daha başlangıç olup kötünün yanında bir hiç miydi?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şimdi ellerim doluydu ama eve gittiğimde sınıf grubundan gelen mesajları özenle okuyacaktım. Sınıf grubunun o kadar kaynadığına emindim ki.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bizim apartmanın bulunduğu düz sokağa girmek için tam sağ tarafa dönüyordum ki yine birine çarptım ve o kişinin çenesinin sert kemiği alnımı yaracak gibiydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O kişinin de canı yanmış olacaktı ki "Hassi-" diye cümlesine başladığında "Bugün 2 Ekim Salı 2018, herkese çarptığım o gün..." diye sadece dudaklarımı oynattım ve direkt kaçarcasına gideceğimde çarptığım kişi tarafından sabitlendim sonra kafama dank etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yanlı..." dedi o kısık ses ve hafif boğazını temizleyip devam etti. "Yanlışlıkla çarptım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Alnım, az önce onun çıplak çenesine çarptığına göre yüzünde, yüzünü gizleyebilecek herhangi bir şey yoktu. Karşıma bir daha böyle bir fırsat çıkacağını sanmadığımdan kafamı kaldırıp onun yüzüne bakacakken çok hızlı bir hareketle başımı, ellerinin arasına aldı ve kafamı aşağı eğdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yaptıklarına karşılık ıslak yere bakan gözlerim kocaman açılmıştı. "Yüzün senin olsun," dedim aceleyle. "Aynı anda zıt taraflara dönüp dümdüz ilerliyoruz." İsteksiz heyecanım konuşma üslubumu engellemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anlaşıldı," dediğinde çoktan üçten geriye saymıştım ve sıfırı da saydığımda gitmeye çalıştım ama o put gibi hareketsiz kaldığında, kımıldayabildim ama ilerleyemedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neyi bekliyorsun? dedim soğuk sesimle. Heyecan, görülebilir bir nesneydi ve onu ellerimle yerin dibine soktum. "Uzatmak istemiyorum." Sanki rüyada gibiydim, bir türlü gidemiyordum eve.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Şey," dedi mahvolmuş sesiyle. Kuru ve sürekli takılan bir sesin sahibiydi artık. "Az önce konuşmasaydım ve anında yoluma devam etseydim beni tanımayacaktın ama ben... Neyse. Tekrardan sayalım ve aynı ayna ilerleyelim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu sefer o saydı ve sıfıra ulaştığında arkama doğru gitmeye çalıştı ama kımıldamayan ve onun ilerlemesini engelleyen bu sefer bendim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neyi bekliyorsun?" dediğinde ima ile beni tekrarladı. "Uzatmak istemiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hangi zamanda ne hissedeceğimi ve hangi zamanda hangi duygularımı nasıl gizleyeceğimi hayat bana çok iyi öğretmişti. Sıradan bakan gözlerimin gördüğü bu havada onun da giydiği beyaz spor ayakkabısı ve simsiyah kot pantolonuydu. Gözlerimi, kımıldatamadığım kafama rağmen yukarı kaldırmaya çalıştım ve beyaz sweatshirtini gördüğümde aynı sıradanlığı korumaya çalışarak "Ne işin var burada?" diye sordum. Aynı şeyleri tekrar tekrar yaşatıp aynı şeylerden tehditlerle dizginlenmeye katlanabiliyordum ama dengesizliğe de gelemiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Dün ve bu sabah daha samimiydik sanki, ha?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ya bana şaka yapıyorlardı ya benimle dalga geçmek hoşlarına gidiyordu ya da o, bu işin ciddiyetinin farkında değildi. Derin bir nefes alıp soluğumu sakin sakin tuttum. Bu yüzden dedim, kolay evrilip çevrilebildiğim için başkalarının parmağında oyuncak gibiydim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben seçilmiş kişiyim," diye fısıldadım ama onun duymadığından emindim. "Ben; seni, onları, hepinizi tanımıyorum ve siyah maskeleriniz olmasa ve yüzünüz çıplak karşıma çıksanız bile sizleri tanımam. Sesin kısık olmasaydı seni bile tanımazdım. Az ciddiyet ve sorduğum soruma cevap, lütfen." Ayakkabılarımızın ucunun birbirine değdiğini gördüm ve başımı olmasa da ayaklarımı geri çektim. Bu tensel yakınlık son bulmalıydı. "Nereye dokunduğunu bile bilmediğim ellerinle saçlarıma temas ettiğinin farkında mısın?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dikleştiğini ve doğrudan karşıya baktığını hissettiğimde kendi kendine bir küfür mırıldandı. Cidden kanımın ona ısınmış olmasını kendi içimde inkâr etmemiştim ama edilen küfürler manevi olarak bir adım gerilememe sebep oluyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Boyunun 1.85 civarında olduğunu düşünmüştüm ama sanırım daha fazlasıydı. Bu yüzden bir an önce ayrılmak istiyordum çünkü görünüş ve his olarak giderek küçülüyor gibiydim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sanki sorumu duymadı ya da ciddiye almadı. "Bugün okul nasıldı?" dediğinde bile hala sabrım yerindeydi. "Okul nasıldı derken mimarisi değil, anladın sen sorumu."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Okul mu?" dedim saf gibi çünkü onun benimle dalga geçmesi gibi ben de onunla dalga geçebilirdim. "Okul çok güzeldi bugün. Hayatımın en güzel okul günüydü. Hele biri vardı, bir espri patlattı ve gülme krizim ancak iki saatte geçebildi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Benimle dalga geçme," dedi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Benimle dalga geçme," diyerek onu tekrarladım. "Hem neden dalga geçme dediğini anlayamadım. Bugün okulumun güzel geçmiş olmasına inanmıyor musun yoksa ihtimal mi vermiyorsun?" Biraz daha onu köşeye sıkıştırmaya çalıştım. "Bugün okulumun güzel geçtiğine neden inanmadın?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Az ciddiyet ve sorduğum soruma cevap," dediğinde tekrarlanan konuşmalarımız canımı sıkıyordu. "Aslında önemli bir şey sormuştum," dediğinde sesi ciddiydi ama öte yandan da endişeli gibiydi, ya da tedbirli. "Okulda anormal sayılabilecek herhangi bir şey gördün mü ya da yaşadın mı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Korktuğumu kendi içimde sadece kendime söylerdim. Ne başkası benim ağzımdan duyabilirdi ne de benim kontrolüm dışında görebilirlerdi. "Kim olduğunu bile bilmediğim için, sana daha içimden nasıl sesleneceğime bile karar verememişken kendimden çok fazla şey anlatmak aklımın izninde yok." Cidden daha ona tam olarak nasıl hitap edebileceğimi bile kesinleştirememiştim. Gizemli Adam, Maskeli Adam, İsimsiz Adam, Adam. Adam? Sahtekâr Adam.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İlki daha güzeldi ama sonuncusu daha mantıklıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Onun da çok sabırlı olduğunu ama bu sabrının uzun süre dayanamayacağını sakin ama stresli nefes alıp vermesinden anlıyordum. "Peki o zaman," dediğinde daha bir ciddiydi. "Kafanı basketbol topu gibi tutmamam gereken sorunundan yavaş yavaş başlayayım. Tuvalete girdiğimde elimi yıkamamıştım ve saçlarını, yüzümü görmemen için kafanı tutmak zorunda olduğumdan tutuyorum. Tuvalete girdim ve elimi yıkamadım, oldu mu?" Peki o zaman, diye cümlesine başladığında benimle kritik konuşacağını düşünmüştüm ama az önce yanıldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Normalde kardeşlerimin bile bana dokunmasını sevmiyordum ve bu durumdan kurtulmam için sorularıma çabuk cevap alıp ya da alamayıp direkt buradan gitmem gerekiyordu ama şey dedim, ceketimde o akreple karşılaştığımda bu andan da kurtulursun demiştim kendi kendime. Şimdi o akrepli anda değildim ve elbette eve adım atabildiğim o ana da ulaşacaktım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Başımın, onun ellerinin arasında olduğunun gerçekliğini görmezden gelemiyordum ama sıyrıldım hem de yüzümdeki tek bir mimiğim bile kötü bir biçim almamıştı. Sorularıma cevap alamayacağımı düşünüyordum; onun sorularını cevaplamadan da kolay kolay beni salmayacağını tahmin ediyordum bu yüzden en mantıklısı kısa cevaplar verip kurtulmaktı. "Okul, her zamanki gibiydi. Mimarisi de öğrencileri de öğretmenleri de okul çıkışında otobüs durağında bekleyenlerin kalabalığı da tamamen aynıydı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Onu bunu boş ver de," dedi başka bir noktasını açıklamak için sanki sesini bilerek geçmişten çıkartmıştı. "En çok otobüs bekleyen öğrenciler bana gençliğimi hatırlatıyor." Kısık sesinden gelen hırıltıyı duyduğumda tam öksürecekti derken kendini sıktı ve öksürmemek için nefesini tuttu. "Az sürünmedim o otobüslerde."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okuduğum lise oturduğum semtte olduğu için otobüs sorunu çekmiyordum ve çekeceğimi de sanmıyordum. İçimden bir ses çok büyük konuştuğumu söylemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam o zaman," dedim uysal bir ses tonuyla. "Konuşacak bir şey kalmadığına göre haydi kendi yollarımıza." Aşağıya eğik bakmaktan ağrıyan boynuma rağmen kaşlarımı çatmıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Çabuk bitmesini istemiyordu. "Ben şimdi üçe kadar sayarsam ikimizden biri yine kımıldamaz falan. Çok gülerim." Anlam bakımından ciddi değildi ama sesinin tonu tam tersiydi. "Şimdi yüzümü görme diye kafanı böyle tutuyorum ama başını yastığa koyduğunda adam ne şerefsizmiş, kafamı bir tuttu bir daha da bırakmadı diye düşündüğünde beni kötü biri olarak hatırlama diye bence de haydi kendi yollarımıza."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Damarına basmayı değil, üstünde tepinmeyi istedim çünkü kişiliğinin sınırlarını öğrenmem gerekiyordu. "Başımı yastığa koyduğumda," dedim ve nefesimi verdim. Boynumun tutulması an meselesiydi. "Saygısız olmak istemem ama seni o ihtiyarın kölesi olarak düşüneceğim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Başımı tutan elleri ne sertleşti ne de gevşedi. İstediğim sonucu alamamıştım ama onun kolay sinirlenmeyen bir yapısının olduğunu öğrenmiştim. "Beni çirkin bulursun diye yüzümü göstermiyorum nokta." Onun bu tavırları karşısında hala sabırlıydım ve yemin ederim gözlerimi devirmemiştim. "Bu arada ellerim üç kez yıkandı ve on kez dezenfektana maruz kaldıktan sonra bebek kolonyası döküldü." Gözlerimi devirmeme ramak kalmıştı ama hala sabrım, gözlerimin yapacağı hareketten üstündü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Onun ayakkabısına gereksiz bir bakış attım. "Üstümüzden helikopter geçti deprem oldu sel vurdu yağmur kırmızı yağdı bebek kolonyaları marketlerde tükendi sen istifa ettin." Sabırsızca hahladım. "Bence bu günlük bu kadar yeter çünkü üst katları iki kat daha fazla kirleniyor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O, söylediklerime aniden gülecekken ettiği küfürle iri bedenini kastı ve ben deminden beri devirmemek için direndiğim gözlerimi ettiği ve duymak zorunda olduğum küfürleriyle devirdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gülmemek için direndiğinde "Üst katları daha fazla kirlenmesin diye sen sorduğum soruları dürüstlükten şaşmadan kısaca cevaplıyorsun ve ayrılıyoruz," dedi ve az kalsın sonunda diyecektim sözünü kesip.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bulunduğumuz sokakta şu ana kadar kimsenin geçmemesi şükür sebebimdi. Benim tanımadığım ama beni tanıyan hiçbir komşum tarafından bu pozisyonda görünmek istemiyordum. "Sor."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Okul nasıldı? Ama mimarisini anlatma." Günün nasıl geçti diye sorsa belki daha az debelenirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yalan söyleyerek hiçbir şey elde edilmiyordu, ben de şu an için dürüst olmaya karar verdim. "İlk başlarda normal günlerden farksızdı ama son anda bir akrep ile arkadaş oldum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ve korkup çığlık attın," dedi adı kadar eminmiş gibi. Sanki biriyle iddiaya girmişti ve kazanmıştı. "Demiştim dün sana."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İnsanlar gerçek hayatta göremeyeceğini bildiği şeyleri düşünürmüş ve zihninde kurguladıktan sonra da gerçek zannedermiş," dediğimde şu anımız dünden farksızdı. Dün ilk başlarda buz gibiydik ve sonlarda kırılmıştık; şimdi de yine istemediğim halde samimileşiyorduk. "O an fazlasıyla soğukkanlıydım," dedim. "Sanki o anı defalarca yaşamış kadar tecrübeliydim."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yaani," dedi beni alaya alarak ve uzatarak. "Zehirlerinin boşaltılmış olduğunu bilseydim ben de korkmazdım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Onun cümlesinden sonra nefesimi vererek güldüm. "Gözünüzden bir tanesi kaçmış o zaman." Sinirleniyordum ama sinirlenmiyordum. "Hiç inkâr da etmedin ya da okulda akrebin ne işi var diye de sorgulamadın ve zehirlerinin alındığını söylüyorsun." Dilimi damağıma vurdum. "Ben cevabımı aldım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Zaten bildiğin bir şeyin cevabını daha nasıl alabilirsin ki?" dedi bariz bir alayla.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Zaten bildiğin sorularının cevaplarını neden duymak istiyorsun?" dediğimde yine başa sarmıştık.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Az önce ona kurduğum soruma ithafen "Okulun bahçesinde müdürcüğün ceketini kurtarırken sizi izlediğimi nasıl anladın?" diye şaşkınlıkla sordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okulun bahçesinde bizi izlediğinin gerçekliğiyle yüzleştiğimde yanağımı şaşkınlıkla buruşturdum. Acaba bahçedeyken kendimi rezil edeceğim hareketlerde bulunmuş muydum? Aslında bu olanlara hiç şaşırmamam gerekiyordu hatta ihtimallerimde o adamların bizim okuldaki güvenlik kameralarına çökmüş olmalarının ihtimali de olmalıydı. Kendimi aptal gibi göstermeye çalışmak için anlamamazlıktan gelmeye, daha doğrusu bu konuyu da atlamaya çalıştım. "Nece konuşuyorsun? Seni anlayamıyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Türkiye Türkçesi, İstanbul ağzı," dedikten sonra ne düşündü bilmiyorum ama başımı tutan elleri sıkılaştı ve gevşedi. "Demin akreplerden birinin gözünüzden kaçmış olduğunu mu söyledin sen? Ne?" dedi, soru gibi değil de daha çok olayların farkına yeni varıyormuş gibi konuşmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet," dedim ve ellerimdeki şemsiyemi ve ceketimi daha sıkı tuttum. İzlediğim ıslak yere o kadar uzun süre bakmıştım ki hiçbir zaman ezberimden gitmeyecekti. "Ceketimde ıslaklık vardı," diye ağzımın ucuyla konuştum. Kendimi, istesem de acınası durumda gösteremiyordum, bundan dolayı olayı komikliğe mandalladım. "O sıvıya dokunsaydım ne olacağı hakkındaki bilgilerim yeterli değildi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İnanmıyorum," dedi, bana. "Senin ihtiyar diye nitelendirdiğin o iyi niyetli adamın zararlı ya da zehirleri alınmamış böcekleri kullanacağını hiç sanmıyorum ve biliyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Elimdeki ceketimde, o akrebin sıvısının olduğunu görmüştüm ve biliyordum. Üşengeçliğimden midir yoksa birini bir şeye inandırmak için sarf edilmesi gereken gücü şu an kendimde bulamamamdan mıdır, bilmiyordum ama hiç savunmaya geçmedim. O, o ihtiyar adamla çok yakın olmalıydı çünkü yalancıyı dürüst; dürüstü yalancı saymıştı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eve varacağım o ana nedendir bilmem bir türlü ulaşamıyordum. "Sen bilirsin," dedim sadece.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen bilmiyorsun," dedi karşılık olarak.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neyi?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bilmediğin o şeyi bilmiyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bilmediğim şeyler yetmiyormuş gibi şimdi de onun kurduğu cümleleri bilmediğim için bir konuyu daha sonlandırdım. Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir, esprisini yapacak kafada değildim şu an.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Onun elleri kulaklarımı iyice ısıtmıştı ve bu sıcaklığı daha fazla hissetmek istemiyordum. Şu an oturduğum apartmandan elli adım uzakta olduğumuzun gerçekliğindeydim. "Neden buradasın?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hira neden bu havada ceketini elinde taşıyor, düşünüyorum düşün-" dediğinde hâlâ geçmiş zamanda takılı kaldığını anladığım gibi onu dinlemeyi bıraktım. İç hesaplaşmasını ve kimin doğruyu kimin yalanı söylediğini o zamanda yapması gerekirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Soruma doğru dürüst cevap alamayacağımı anladığımda ve sonuçlarını kadere bıraktığımda "Ben gidiyorum," dedim ve bu sefer de ben geçmişe döndüm. İlk çarpıştığımızda hiç konuşmadan yoluna devam etseydi daha önce onun yüzünü hiç görmediğimden herhangi birine çarpmışım gibi kısa bir pardonla yoluma devam ederdim ama kendisini kısık sesinden tanımamı sağlayan oydu ve çarpıştığımızda kafamı yukarı kaldırmama engel olduğu için de bunu desteklemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tek kozum olan, onu kısık sesinden tanımamı sağlayan bu ses tonu düzeldiğinde artık onu hiç tanıyamazdım. Tam olarak sesini hayal edemiyordum ama zaten hiç duymadığım bir sesi kafamın içinde canlandıramazdım ve yoktan da var edemezdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gitmeye yeltendiğim sırada "Babanı seviyor musun, Hira?" diyerek bana bir soru sordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Benim sorularımı doğru dürüst cevaplamadığı için sorusuna soru yönelttim. "Beni ne kadar tanıyorsun da böyle derin sorular sorabiliyorsun?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nefesini içine çektiğinde sorumu cevaplayacağını düşünerek nefesimi tuttum. "Hayatının her noktasında varım desem çok mu iddialı konuşmuş olurum?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Köklü bir çetenin söylediklerine inanmama gibi bir lüksüm yoktu ama bu adamlarla mecburi görüşmelerim de daha birkaç aylığınayken hakkımda bilecekleri bilgiler geçmişimde de bulunmazdı herhalde. "Hiç inanmadım ve gidiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Okuduğun okuldan tut seçtiğin bölüme kadar varımdır belki de."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İmkansızdı çünkü oturduğum semtteki tek düzgün liseye, Mehmet Fuat Köprülü Anadolu Lisesine kendi isteğimle gitmiştim; sayısal seçmemdeki etken ise annemdi. "Kanmadım ve gidiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Okuldaki arkadaşlarınla düzgün iletişim kuramıyorsun ve grup hâlinde proje ödevleri verildiğinde en son seçiliyorsun hatta seçilmek de istenmiyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Aldığım nefes ciğerlerimde iğne etkisi yaratmaya başladığında nabzım iyi olmayan hislerden hızlanmaya başlıyordu. Dur dedim, gereksiz üstünde düşünme çünkü bunu okulda seni iki dakikalığına izleyen biri bile anlayabilir. "Mantıksız konuşuyorsun," dedim sesime kuruluk yansırken. "Ve gidiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Karşındakinin kim olduğunu umursamadan sınırsızca yalan söylüyorsun çünkü ya insanların seni tanımasını istemiyorsun ya da o an yalnız kalmak istemediğinden buna başvuruyorsun çünkü dürüstlüğün yalnızlaştırıcı etkisine inanıyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Nasıl sakin ve durgun kaldığım hakkında kendime hiç şaşırmıyordum çünkü yapım buydu. Sakinliğime ve sabrıma baktı, beni kışkırtamayacağını düşündü ve bildi. Sustuğunda, "Susuyorsun ve gidiyorum," dedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır," dedi inatla. "En son yeni bir akım başlatmıştın ve bu da insanların isimlerini unutuyormuş gibi yapmaktı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Lise dönemimin başlarında insanların isimlerini öğrendiğim halde isim hafızam kötü diyerek öğrenemiyormuş gibi yapmıştım. "Cümlendeki yanlışları görüyorum ve gidiyorum."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sanki ben her gidiyorum dediğimde o, konu bakımından daha derinlere inatla iniyordu. "28 Ekim 2014 sabah 09.27," dediğinde bu tanıdık tarihi duymamdan mıdır yoksa bu tarihi onun bilmesinden midir bilmem, gözlerim kocaman açılmıştı. "Ve yine aynı tarih, öğleden sonra üç buçukta," dediğinde ise çenemin aşağıya indiğini hissettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O, beni ne kadar tanıyordu ve ne konumda bunlardan haberdardı? Ortaokuluma, sekizinci sınıfıma kadar mı hakimliği vardı? Ve en önemlisi tüm bunları duymuş muydu yoksa daha kötüsü görmüş müydü?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Aileme anlatamadığım hadiseleri bir başkasından bizzat duymak yüzümün dehşet yanmasını sağlamıştı ama başım onun ellerinin arasında, aşağıda durduğu için o bunu göremiyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bak, o tiyatro salonunda," diye naiflikle cümlesine başladığında "O güzel çeneni kapatmaya ne dersin?" diyerek onu susturdum. Cidden her şeyin öfkeyle farkında olup yine de tüm sakinliğiyle hareket etmeyi birleştirmişlerdi ve ortaya ben çıkmıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fark ettiğim kadarıyla rezil bir andaydım ve her ne kadar şu anda gururum ön planda olsa da onu yenebilmeye başlamıştım. Demek ki zaman kırabiliyordu ve yaşananları unutturmakla beraber hissettirdiklerini de azaltabiliyordu. Öyle olmasaydı şu anda bu kadar ketum olamazdım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sustum ve gitmiyorsun," dediğinde sanki tüm bunları az önce söyleyen kişi o değildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sustum derken konuştuğun için gidiyorum" dediğimde, belki de gülüşe benzer bir ses çıkarttığından, göremesem de sırıttığını düşündüm sonra da nasıl bir bağlantımız olabileceğini.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu sefer üçten geriye ikimiz de saymamıştık ve aynı anda kendi ilerimize doğru hareket ettiğimizde birden tüm ağırlığıyla ayağıma adımını attı. Dehşet ağırlığa karşı iki büklüm olmamaya çalıştığımda küfrettiğini duydum ve ellerini kafamdan çektiğinde ben, kendim onun yüzüne bakmamak için bile değil ayağımda hissettiğim acıdan başımı eğik tutmaya devam ettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yine bir küfür savurdu ve ayağını ayakkabımın üzerinden çekti ama bu sefer de diğer ayağıyla öteki ayağıma bastı. Bu diğerinden daha şiddetliydi ve cidden çığlık atmamak çok zordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tüm bu acımda ilk bastığı ayağımı geriye çekip yere sabitledim ve şu anda bastığı ayağımı oynatıp ondan çekmeye çalıştım ama o fazlasıyla ağırdı. O, boştaki ayağını geri çekip yere bastırdı ve ayakkabımın üzerindeki ayağını da geri çektiğinde "Sonunda," dedim kısık bir sesle.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yine neden küfrettiğinin sebebini anlayamamıştım ki onun iki ayağının da birbirine dolandığını ve bana doğru düştüğünü gördüm. Asla ve asla klasik Türk dizilerindeki gibi bir yere düşme sahnesi yaşanmayacak.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İkişer adım geri sendeledik ve o, elini omzuma koyup kendisini frenlediğinde kafasını omuzumdan geriye doğru götürdü. Refleks olarak ellerimi onun çeliği andıran gövdesine koyduğumda onu kendimden ittirmeden edemedim ve en sonunda başımı kaldırdım. Boynum, sanırım onun tutuşundan kaynaklı beklediğimden daha az tutulmuştu. Sonra daha dik durmaya çalıştığımda en ileriden bir adamın buraya doğru geldiğini gördüm ve içimdeki dehşeti yansıtmamaya çalıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O ilerisini ben de kendi ilerimi görüyordum. "Küçüklüğümden beri sakarlığım hep aynı," dediğinde kendine ettiği küfürle orantılı bir zamanda benden ayrıldı ve arkama geçti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ona doğru dönerek yüzüne bakmaya çalışabilirdim ama yapmadım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Müdürcüğün, okul bahçesinde akrebi ceketinden çıkarttığında o akrebin hareket etmediğini gördüm," dedi arkamda son konuşmalarını yaparken. "Akreplerin, öleceğini anladıklarında kendilerini sokup intihar etmeleri tamamen bir şehir efsanesidir. Bir sene aç ve susuz yaşayabilen üstelik dondursak bile bir ay sonra yaşamına devam edebilen zavallı hayvancağıza ne yaptıysan artık, gebermiş gitmiş ya da siz öldüğünü sanmışsınız."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben bir şey yapmadım," dedim sadece. Bu konuda vicdanım rahattı ama vicdanının rahatsız olması gereken kişiler başkalarına hesap soruyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Beyaz spor ayakkabılarımdaki kocaman ayakkabı izlerini görmezden geldiğimde olabildiğince olağan bir suratla ileriye doğru yürümeye başladım. Hoşça kal, güle güle ya da kendine iyi bak gibi cümleler beklemiyordum ondan ve onun da benden beklemesini istemiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bize doğru yürüyen tanımadığım adamla aramızda yirmi adım vardı ve tam zamanında o İsimsiz Adam'dan ayrılmıştım. Bana doğru yürüyen adamın beni tanıyıp tanımadığını bilmiyordum ama mahallemizden birinin beni o İsimsiz Adam'la görmesini de istemiyorum. İşte bu yüzden tam zamanında ayrılmıştık.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sokaktaki o yabancı adam beni solladığı zaman durdum ve bedenimi geriye çevirdim. Ona nasıl hitap edeceğimi hâlâ kararlaştıramadığım o adam, henüz bıraktığım yerden ayrılmamıştı. Siyah veya kumral gür saçlar, uzun boy, yapılı beden. Başı hafif öne eğikti ve telefonundan herhangi bir şeye baktığını düşündüğüm sırada telefonunu yana doğru kaydırdı ve siyah ekrandan bana bakmaya çalıştı. Sinsiliğine şaşmayıp önüme döndüm ve yürümeye devam ettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Zile basmadan anahtarımla kapıyı açıp içeri girdim ve sıcağın varlığı soğuk kollarımı sardı. Eve normalden geç geldiğim için Cansu'nun dolduruşlarıyla annemin soru yağmuruna tutulacağımı biliyordum ve içimden yalanlar bulmaya çalışıyordum. Arkama döndüğümde çamura bulanan spor ayakkabıma üzülerek baktım. Şimdi yıkansa bile yarın kurumazdı ama yarın da yağmur yağarsa botlarımı giyerdim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dış kapıyı çok yavaş olmaya ve hiç ses çıkartmamaya çalışarak kapattım. Varlığımdan habersiz olsalar bile günün sonunda ailemle yüz yüze gelecek olmama rağmen hâlâ çabalıyordum ama bu kadar tedirginliğe de gerek olmadığını biliyordum çünkü babam henüz eve gelmemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Alnımı soğuk dış kapıya yasladım ve kimse beni izlemediği için de gözlerimi kapattım. Ev çok sessiz geliyordu kulağıma, herhangi bir eşyadan herhangi bir ses bile yoktu. Acaba dedim, bir yere mi gittiler? Umarım topluca bir yere gidip beni burada yalnız başıma bırakmamışlardır. Dışarıdan bakıldığında çevremde çokluk olmadığı için yalnızlığı sevdiğim düşünülebilirdi ama bu düşünülmemeliydi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gözlerimi açtığımda hole girecekken seslerini duydum ve alnımı kapıya yapıştırmaya devam ettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anne," dedi Ebru. "Biz neden sessiz kalıyorduk?" Tamam, evdelermiş ve yalnız kalmamışım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Benim sabrımı sınamayın," dedi annem bağırmadan. "Sessiz olun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bu sefer "Anne," diyen Cansu oldu. Sesleri salondan geliyordu. "Bugün beden eğitimi dersinde top ağaca kaçmıştı ve ben o topu almak için ağacı sallamıştım." Sesinin tonu bunu defalarca anlatmış ve sonucunda bıkmış gibi çıkıyordu üstelik hayal kırıklığı da barındırıyordu içinde. "Üstüme başıma sayamayacağım kadar çok solucan düştü demiştim sabahtan beri ama anne, hiç umursamıyorsun."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Olmayan keyfim Cansu'nun söyledikleriyle yerine gelirse eğer bu, beni kötü biri yapar mıydı?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem ve Cansu'yu düşünmemek? Eğer annem bu konuda bir numarada sevdiği kızı Cansu'ya böyle davranıyorsa beni hiç görmezdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem, sinirle derin bir iç çekti. "Sessiz olun," dedi tüm harfleri vurgulayarak ama yine de bağırmadan konuşmuştu. Annem, neden sürekli sessiz olmalarını söylüyordu?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Anne, sanırım Hira bugün de öğretmenlerine soru sormaya kaldı," dediğinde Ebru, ismim geçtiği için alnımı hemen kapıdan ayırdım. "Kız derslerine çok çalışıp emek veriyor valla." Ebru'yu, Cansu'dan daha çok sevdiğim doğruydu ama beni övdüğü için değil, hakkımda pozitif düşündüğü için. Cansu olsaydı anneme soldan soldan negatif fısıldardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Bulunduğum yerden ayrılıp üç adım sola doğru yürüdüm ve düz koridora girdim. Halıya basan ayaklarımı buz gibi hissediyordum, sanki ayaklarım buz dolu bir kovanın içinde saatlerce beklemişti. Koridorda daha iki adım atmıştım ki durmak zorunda kaldım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem, arkalarında diğer iki kardeşim ile koridorun ortasında öylece ayakta bekliyorlardı. Üçü de bana bakıyordu. Tamam, sakindim ama niye az önce uydurduğum yalanlar aklıma gelmiyordu? Nankör beyin!
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem, kapalı bir kadındı ve normalde evde asla eşarp takmazdı fakat tam karşımda çiçekli bir eşarp takmıştı ve uzun eteği ile kazağı da üstündeydi. Ya annem dışarıdan yeni gelmişti ya da eve bir misafir gelmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam, evde okul formalarıyla durmamıza kızardı ama Cansu'nun ve Ebru'nun üstlerinde okul formaları vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İyi misin, Hira?" Annem, endişeli bir şekilde bana doğru yürüdü ve tam önümde durdu. "Ne yaptın okulda bugün?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kaşlarımı havaya kaldırıp anlamaz gözlerle anneme baktım. Ben annemden uzundum. "İyi misin, anne?" diye sordum çünkü annemin benim için endişelenmesi bana anormal geliyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İyiyim," dedi annem. "Soruma cevap vermedin."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annemin ne bakışları ne bana olan tavrı ne de sesinin tonu bana sevgi beslediğini kanıtlıyordu. Eğer sevgiyi hissetseydim tecrübesizliğimden ne yapacağımı bilemeyebilirdim fakat aklım hala başımdaydı. O, sadece tedirgin duruyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Çok abartılacak bir şey yok," dedim sesime şaşırdığımı fazlasıyla yansıtarak. Sol elimde tuttuğum, bazı yerleri ıslak olan ceketimi hafiften havaya kaldırdım. "Ceketim yere düştü ve ıslandı. O kadar."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yalan söylüyordum çünkü ceketimden akrep çıktığını söylesem bu böceklerin okulda ne işi vardı sorusu sorulurdu ve konu belki de o adamlara dokunurdu sonrasında o adamların istemediği şeyleri aileme anlatmış olurdum ve sonucunu ise babam çekerdi. O adamların sonucunda benden ne isteyeceklerini ve nasıl bir bağımızın olacağını bilmiyordum ama ucunun bize ulaşıp anneme, babama ya da aileme zarar vermesini istemiyordum. Hem zaten gerçeği anlatsam bile ceketimdeki akrep anısı değişmeyecekken, derdimle başkalarını yormama gerek var mıydı? Tüm bu basit olayları içimde yaşasam çok mu ağır olurdu? Sanmıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Çekinerek "Merak etme," dedim anneme sonra pislenmiş ceketime baktım ardından anneme tekrardan döndüm. "Ben temizlemeyi hallederim." Kardeşlerimin önünde bana kızmaması için çamaşır makinesi bile olurdum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen niye temizliyorsun?" dedi annem bana tedirginliğin bulaşmış ilgisiyle yaklaşarak. Hiçbir çekince göstermeden elimde tuttuğum ceketimi çekip aldı. "Ben hallederim." Sonra da sağ elimde tuttuğum şemsiyemi elimden aldı ve arkasına döndü. "Cansu, git şu şemsiyeyi balkona götür!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Daha ne kadar şaşırabilirdim, bilmiyordum. Şaşkınlığım, annemin bana olan davranışlarından değildi çünkü sahteliği hissediyordum; şaşkınlığım, annemin Cansu'ya benim işlerimi yaptırmasınaydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu, robot görmüş gibi gözlerini kocaman açarak annemin ona uzattığı şemsiyeyi aldı. "Anne, sen normal misin?" diye sordu bir bana bir anneme bakarak sonra gözlerini şüpheyle kıstı. "Anne, evde yarı çıplak gezdiğini bilirim ama eve geldiğimde neden tam kapalıydın?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gözlerimi kıstım ama annemden şüphelendiğim için değil, düşündüğüm için. Annemle kaç yaşındaysam o kadar yıldır yaşıyordum ve annemin kişiliğinin sınırlarını da biliyordum. O adamın buraya gelip annemle konuşmasının ihtimali ve annemin o adamları tanıma ihtimali de yoktu çünkü annemi bilirdim, her ne kadar babamı sevmese de bu yaşıma kadar annemi başka erkeklere bakarken bile görmemiştim. Bu konuda annem çok sadıktı ve böyle şeylerden çekinirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
O adamın, bizim mahallede dolaşmasının başka bir nedeni olmalıydı ve yakında kokusu çıkardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üçünüz gelmeden önce markete gitmiştim," dedi annem ve elini havada salladı. "Haydi çekilin ayağımın altından. Dağılın!" Annem, banyonun kapısını açıp ceketimi içeri attı; Cansu ve Ebru ise salona gidiyordu. "Sen de çabuk üstünü değiştir, Hira."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Eğer insanlara dokunmaktan çekinmeseydim elimi annemin alnına koyardım ve ateşinin olup olmadığını kontrol ederdim, ateşi düşüncelerini toparlamasını engelliyor olabilirdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sakin ama hızlı adımlarla çantamı odaya bıraktım, banyoya girdiğimde yüzümü soğuk suyla yıkayıp saçlarımı, yüzümü gerdirecek kadar sımsıkı bir topuz yaptım. Sonra yine odaya girdiğimde kapıyı kapatıp siyah eşofman altımı ve siyah, bol kazağımı giydim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ebru!" diye gürledi Cansu. Salondaydılar. "Kumandayı ver! Anne! Ebru kumandayı benden aldı!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem mutfaktan seslendi: "Beni oraya getirmeyin!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Salondan dövüş sesleri geldi. Kumanda için Cansu ve Ebru birbirini dövüyordu ama aynı zamanda da annem salona gelip onlara kızmasın diye az ses çıkartmaya çabalıyorlardı, ama sadece çabalıyorlardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bak Cansuuu!" diyordu boğazdan gelen sesiyle Ebru. "Biz bunu dün izledik!"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Kumandayı vermezsen saç düzleştiricisini sana kullandırtmam bak!" dedi kaba sesiyle Cansu ve Ebru'dan yaşça büyük olduğunu ve cüsse bakımından da üstün olduğunu, en çok onun dövmesinden ve Ebru'yu baskılayacak görünüşünden biliyordum çünkü onları şu an izlemesem de daha öncelerinde çok çok kez şahit olmuştum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Telefonumu elime alıp yastığımı dikleştirdim sonra da yatağıma girip yastığa yaslanarak oturdum. Dizlerimi de kendime çekip yorganı bacaklarıma örttüm ve telefonu bacaklarımın arasında dengeledim. Sağ tarafımdaki perde çekiliydi. İnternetimi açtığımda bekledim, evdeki kavgaya ya da gürültüye gelemiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tabak çanak sesleri mutfaktan geldiği vakit annem, "Mutfağa gelin! Yemek hazır!" diyerek seslendiğinde salondan büyük bir gürültü koptu, muhtemelen Cansu ve Ebru kavgalarını koltuğa taşımıştı ve aynı anda yere zıplamışlardı. Sonra da mutfağa doğru gümbür gümbür koşturdular.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hira, gel sana da koydum!" diye seslendi annem ve bu öyle bir seslenmeydi ki kendimden tiksindim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mesaj uygulamasına girdim. Kuzenim Müge'den ve sınıf grubundan mesajlar vardı. Müge'nin mesajı beni heyecanlandırmıştı ama parmağım ilk önce sınıf grubuna dokundu çünkü güzeli en sona saklamak istemiştim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Begüm: Gencolar!
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Begüm: Okulumuzu bok götürüyor.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hivda: Hayırlı uğurlu olsun mk.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cafer: E nolcağ yarın okulamı gelcez?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Talha: Yok kanka benim annem şikâyet etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Özge: Yok yazılsakda gelmem banane okulmu hayvanat bahçesimi belli deil.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cafer: Hayvanat bahçesinde bile sizden daha hayvan olan hayvan yoktur kolpalar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hivda: Siktir git Cafero.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Begüm: Bu bize hayvan diyor acaba aynada kendisine bakmışmı
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Talha: Tam dedim sınıf grubunda ilk kez ciddi konuşuluyor içine sıçtınız.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Selen: Otuz kişilik sınıf grubu mal Talha tabi kavgada çıkar.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Talha: Gidin özelden kavganızı yazın o zaman. Mesaj sesi duymak zorunda değilim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gurbet: Talha siktir git kaç kişiyiz burada herkes yazabilir beğenmiyorsan git.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Talha ayrıldı
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Murat: Lan oçlar ne yaptınız?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Hivda: Bok?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ayşe: Devlet okulu işte.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Murat: Tipinize başlıcam lipido ekle Talhayı!
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Fatma: Türk dizilerindeki karakterler fakir ama nasıl özel okula gidebiliyorlar???????????
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Murat: Lan yönetici yönetici misin offline misin ne poksun?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ali: Devlet okulundayız arkadaşlar o kadar kötü değil. Yılan çıktı kırkayak çıktı tavanda hamam böcekleri tuvaletlerde en son maymunlar dans ediyordu o kadar kötü şeyler yok abartmayın.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Murat: Yönetici yap lan beni amk.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
En sevmediğim kelimelerden birini okuduğumda mesajların devamına bakmadım bile çünkü ciddi yazışmıyorlardı ve hayretlerdeydim çünkü kimse okulun bahçesini saran adamları şüpheli düşünmüyordu. Doğum günü bahanesi bu kadar mı tutmuştu?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge’nin mesaj kutusuna girdim. Kuzenimdi ve hemen hemen aynı semtte oturmamıza rağmen bir türlü yüz yüze gelemiyorduk.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Rahmetli nenemin çocuklarından annem en büyükleriydi ve annemin sadece iki kız kardeşi vardı. Annemin en küçük kız kardeşi olan ve benim en sevdiğim Akşın teyzemin tek kızıydı Müge.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Yaşadığının belirtisi???
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mesajını okuduğumda onun şen ve mesut sesi kulaklarımda yankılandı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yaşadığımın belirtisi sadece nefes almam.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Benim aksime hemen çevrimiçi oldu, halbuki bana bu mesajını Müge, dün atmıştı ve ben daha şimdi cevap veriyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: O nefes alma işini gebermediğimiz sürece hep yapıyoruz zaten.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Gülümsedim şu an...
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Şimdi sıra sıra dökülüyoruz ve ilk sen başlıyorsun.
Müge: Saçmaladığında senden seans ücreti almayacağım, rahat ol.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben de almayacağım.
Gülmeyeceksen anlatıyorum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Günahlarım gittikçe çoğalıyorken ani bir ölümle cehennemin yolunu tutmak istemiyordum bunun için gerçekleri anlatmayacak olsam da tam olarak yalan söylememeye çalıştım ve şaka üsluplu yazıp beni ciddiye almasını da önledim bir nevi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Şimdi kırmızı bir kravat tak ve tanımadığın birini gizli numaradan ara. Daha sonra o kişiyi renkli renkli bir odaya koy ve bir öğretmen gibi renklerin anlamını anlat ve kişi aklını kaçırsın. Hiç sevmediğin ve kötülük yaptığın birine kırmızı gül desenli tencere hediye et. Sonra da ormana çık ve bir akreple akraba ol.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Bir şey anladıysam Koreli olayım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu ve Ebru hangi gruplara hayransa hepsini Müge'den öğrenmişlerdi ve artık o gürültülü şarkılar başımı ağrıtıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sıra sende.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Rezilliğime hazır ol.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Derin bir nefes aldığını ve atacağı mesajı tek sefere sığdırmaya çalıştığını sürekli yazıyor ıvır zıvırının bir görünüp bir kaybolmasından anlıyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Mesajı attığında sırtımı dikleştirdim ve yorganı biraz daha kendime çektim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Siyahlar içinde hazırlanmıştım, çok havalı olmuştum anlayacağın ve sınıfımdaki iki arkadaşımla kafeye gidecektik. Senin amcanın Amaç Restoranına. Annem gayet güzel oldun artık gidebilirsin dediğinde aynaya bakmadan dışarıya çıkmıştım. Telefonumun ekranından son bir kez kendime bakayım dedim ve baktım. Sonra biraz daha yüzüme renk katsam daha güzel olurum dedim ve bizim çaprazdaki karşı sitenin, Storia Konaklarının dışına yerleştirilmiş mavi cip tarzındaki arabanın oraya gittim ve şoför kapısının siyah film kaplı camına eğildim. Sokakta kimse olmadığı için rahat rahat üç parça makyaj malzememi çantamdan çıkarttım ve cama yüzümü yaklaştırıp ilk önce dudağıma rujumu sürdüm. Taşanları sildim falan. Yani bildiğin makyajdan sonra güzel oluruz ama ben makyajı yaparken şekilden şekle girerim. Rimeli falan da yeniledim ve birden ses geldi ardından siyah film kaplı cam yavaş yavaş aşağıya indi. Tek gördüğüm ters takılmış lacivert bir şapkaydı. SİKTİR! diye inlediğim gibi koştum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Okumayı bitirdiğim gibi yorganı ağzıma tıkadım ve kahkaha atmamak için komik bir çaba verdim sonra da ilerideki kapıyla bakıştık.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İnanamıyorum!
HARİKA BİR OLAY!?!?!??!?!??!
Aşk hikâyesi çıkar mı ya, çıksın lütfen.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yüzümde, gülen insanların belli bir müddet sonra yüzlerinin kasılı olma hali vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Erkekti değil mi?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Çok eminim erkekti.
Müge: Bana koyan bizim sitenin yakınında o arabanın bulunması çünkü ben o kişinin suratını göremesem de o kişinin beni tanıyor olma ihtimali var. Bizim karşı site direkt.
Müge: Rezzzzzil rüsva oldum bu gencecik yaşımda.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Allah kahretmesin Müge sen o makyajı yaparken kim bilir adam seni hangi surat ifadesiyle izledi?
Çok üzgünüm gülme demiştin ama dayanamadım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Hayatında böyle bir olay yaşayacağı adamın hayallerinin uç noktalarında bile dolaşmamıştır.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yapma Müge güzel kızsın makyaj yaparken en fazla komik görünmüşsündür böyle dudaklarına ruju yedirmen ya da gözlerine rimel sürerken korsanlar gibi tek gözünü kapatman falan...
Düşününce… evet, komikmiş.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Ben şimdi o adamla karşılaşmamak için şehir mi değiştirmeliyim?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Senin taşınacağın şehirde oturma ihtimali var, belki de İzmir'e iş için geldi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: O zaman ülke mi değiştirmem gerekiyor?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Belki de adam yabancıydı ve senin taşınacağın ülkenin has vatandaşıydı. Belki de Türkiye'ye gezmek için gelmişti???
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Uzaya da çıkmamı ister misin, Hira?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Belki de adam astronottur.
Kabul et seni güldürdüm.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: *Gülmekten kusan emoji*
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Öyle bir emoji yok.
Şimdi kapatmam lazım yemeği çok beklettim. Bir ara buluşalım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müge: Kabul edildi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Kimi insanlar vardı ve en yakın arkadaşı kendi kız kardeşiydi. Pijamalarını giyer kahvelerini yapar ve karşılıklı aynı yatakta oturup gece bilmem kaça kadar sohbet ederlerdi. Benim de kız kardeşlerim vardı ama onlarla benim aramda gerçek bir uçurum vardı. Kardeşlerimle karşılıklı oturup sohbet ettiğimizi rüyamda bile görmemiştim ama Müge vardı. Bu bile şükür sebebimdi. Kısacık mesajlaşmamızda yüzümün gülümsemesi ve içimin kısa bir zaman da olsa huzur bulması kesinlikle inkarlarımda yoktu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sıcacık yaptığım yatağımdan çıktığımda aniden ayağa kalktığım için gözlerim karardı ama toplayıp mutfağa yöneldim. Mutfağa girdiğimde annem Cansu'nun ve Ebru'nun tabaklarını bulaşık makinesine yerleştiriyordu ve ben karşılıklı yemek yemeyi kaçırmıştım ama buna üzülmedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem benimle konuşmadan işini bitirip salona geçtiğinden dolaptan tabak aldım, tabağın temiz olup olmadığını kontrol ettim, leke gördüğümde onu geri bıraktım ve başka bir tabak aldım. Annemin yaptığı salçalı makarnayı tabağıma boşalttığımda yemek masasına oturdum, tam karşımda duvar vardı ve duvarla bakışa bakışa ketçabı bolca döktüğüm makarnayı yemeye başladım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Babam daha eve gelmemişti. Annemin telefonu çaldığında salonda bir panik havası geçti ve annem kardeşlerimi hemen susturup telefonu açtı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Efendim, Salih Bey?" Bizim okul müdürü annemi mi aramıştı? Yemeği dikkatle yemeye devam ettim. Annemin sesi bana aksamadan ulaşıyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Müdürün okulu ilaçlatacağını ve bunun dört hafta süreceğini önceden bilmek kendimi gereksiz ayrıcalıklı hissetmeme neden oluyordu ama dediğim gibi gereksiz ayrıcalık çünkü bu iyi bir olay değildi. Bir ay boyunca evde kalsak aslında hiç de fena olmazdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet," dedi annem heyecanlı sesiyle. "Cansu'nun ve Hira'nın velisiyim." Cansu'nun ve Ebru'nun meraklı fısıltılarını duyuyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Evet, Eğitim Bakanlığına şikâyette bulunan velilerden biriyim." Yediğim makarna annemin söyledikleriyle boğazımda kaldığında göğsüme yavaşça vuruyordum ama inatla su içmedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Veli toplantılarına bile beddua ederek giden annem ne de güzel Cansu kızını düşünmüş," diye mırıldandım ve yemeğimi yemeye devam ettim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ne demek neden şikâyet ettiniz? Çocuklarım okula mı gidiyor yoksa İzmir Doğal Yaşam Parkına mı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Annemin komikliği de üstünde," diye mırıldanıp yorum yapmaya devam ettim. Biz evdeyken kimseye şikâyette bulunmamıştı yani biz okuldayken şikâyette bulunuyorsa ve biz de o sırada okulda oluyorsak okulu böceklerin bastığını annem nereden biliyordu? Ya Cansu mesaj atmıştı ya da diğer velilerden haberi olmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"İlaçlama şirketinin neden bu kadar süreye ihtiyacı var?" Bu konuşmalar bana bir yerden tanıdık geliyordu, sanki müdür de bu soruyu ilaçlama firmasına sormuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üniversite mi?" diye şaşkınlıkla konuştuğunda annem Cansu'nun ve Ebru'nun meraklı fısıltıları artık bir konuşmaya dönüşmüştü.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bizim mutfağın duvarı ne kadar sönükmüş ya?" diyerek konudan bağımsız bir yorum yaptım. Karşımdaki duvarla bakışmak, yemek yemek ve annemi dinlemek...
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Yani dört hafta orada mı idare edecekler?" dedi annem ve Cansu büyük bir şaşkınlıkla anırdı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bence bizim mutfağın duvarları sönük beyaz olmamalıydı," diye mırıldandım ve salatadan da yedim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Tamam, bu harika bir fikir," dedi annem sevinçle. "Şikâyetlerimizin işe yaraması ne kadar güzel."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bence seni düzgün bir renge boyasak sen daha fazla bağırırsın, duvarcık." Duvarla olan güzel bakışmamızda duvarın pes etmediğini gördüm. Duvar da sürekli bana bakıyordu. "Sen büyüdün de bana âşık mı oldun, yoldaşım. Sen daha küçük bir duvarcıksın."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Annem "Üniversitenin ismi ne demiştiniz?" dediğinde babamın anahtarı dış kapıya soktuğunu işittim ve eve gelmiş olduğunu anladım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
8 Ekim Pazartesi, 2018
Salı Gününden Sonraki Altıncı Gün.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Heyecan kavramının hayatıma uğramadığı zamanlardan heyecan kavramını doruklara kadar yaşadığım bir zamana ulaşmıştım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Daha önce biri bana sen lise son sınıfı bir üniversitede okuyacaksın deseydi hiç inanmazdım ama şimdi o üniversiteye gidiyorduk ve bu üç veya dört hafta sürecekti. Elimde her ne kadar bir kanıt olmasa da ilaçlama şirketinin dört hafta müsaade istemesinde o adamların parmağı vardı, emindim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Aslında biz dört hafta okula hiç gitmeyecektik ve belki de ilk kez uzaktan eğitimi deneyecektik ama annem de dâhil olmak üzere çok fazla şikâyette bulunup duruma isyan eden veli vardı. Anneme neden şikâyette bulunuyorsun diye sorduğumda size daha iki gün katlanamıyorum bir ay ne yaparım gibi bir şeyler söylemişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Salı gününden sonra hiç okula gitmemiştik ve ben bu beş günü sınava hazırlık amaçlı soru çözerek geçirmiştim.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hangi durakta ineceğimizi biliyorsun, değil mi?" diye sordu Cansu. Ben ve Cansu şu an toplu taşımada, ESHOT’taydık ve o sağ tarafın cam kenarındayken ben de sol tarafın cam kenarındaydım. Bulunduğumuz otobüste bizim okuldan olan birkaç öğrenci daha vardı, isimlerini bilmiyordum ama simaları tanıdıktı üstelik formalarımız da aynıydı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Biliyorum tabii ki de," dedim Cansu'ya doğru dönerek. İzmir'de bir devlet üniversitesinin boş binasını kullanacaktık. O binadaki bölümleri son beş yıldır açmıyorlarmış. Ah, heyecandan karnıma kramp girdi.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Aslında düşünüldüğünde bir ilaçlama firmasının bir okulu bir ayda ilaçlaması imkansızdı, bu bir iki güne bitebilecek bir işti diğer yandan bir üniversitenin ek binasına gitmemiz de çok tuhaftı ve bütün bunlar o kadar planlanmış duruyordu ki orada ne ile karşılaşacağımızı bilmiyordum. Yine de çok heyecanlıydım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hira," dedi Cansu oturduğu koltuktan seslenerek. "Sen de heyecanlı mısın?" Kardeşim, oturduğu koltuk ona dar geliyormuş gibi sürekli kımıldanıyordu, sanki bir yerlerinde pire falan vardı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hiç heyecanlı değilim," dedim. "Normal bir şekilde okuyacağız ve tekrardan eski okulumuza geri döneceğiz işte." Bir abla olarak dik duruşum, onun, o büyük insanların arasında kötü hissetmesini engelleyebilirdi belki.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Sen zaten bir ruh gibisin!" dediğinde Cansu, onu değil de sol tarafımdaki camdan dışarıyı seyrediyordum. "Nasıl heyecanlanmazsın, ruh. Bizden büyük bir sürü insan olacak orada. İlk başta herkesin bizden büyük olması biraz korkutucuydu ama sonra aklıma yakışıklı erkekler geldi."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Cansu, fazla heyecanlıydı ve içinde biriktirdiklerini dökmek için beni kurban seçmişti ama ona bakmadım sonra bacaklarımdaki çantamı, oturduğum yerden kalkacakmışım gibi tuttuğumda yanımda oturan yirmilerindeki kız hareketlendi. "Daha kalkmayacağım," diye mırıldandım ama kızda kulaklık vardı, kalkmadığımı gördüğünde telefonuna bakmaya devam etti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Bana baksana lan!" Cansu'ya doğru döndüm, neyse ki yanımdaki kız kulaklık taktığı için Cansu'nun gür sesinden rahatsız olmamıştı. "Eğer sana, gittiğimiz yerde herhangi bir erkek musallat olursa bana söyle, tamam mı?"
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Neden?" diye sordum büyük bir beklentiyle, ilk günün heyecanıyla suratına makyaj yapmış Cansu'nun yüzüne bakarken. "Döver misin onu, benim için?" dedim hevesle. Otobüste bir sürü ayakta giden olmasına rağmen neden kimse Cansu'nun boş yanına oturmuyordu?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Hayır, tabii ki de," dediğinde hevesim kursağımda kaldı. Sırıttı. "O adamı kendime ayarlarım."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Elimi alnıma vurduğunda tekrardan cama doğru döndüm. Cansu, aynı Cansu'ydu işte.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İneceğimiz durağa geldiğimizde, ayağa kalktığımı gören Cansu da ayağa kalktı ve birkaç öğrenci de dâhil otobüsten indik. O kadar heyecanlıydım ki artık midem bulanmaya başlamıştı fakat elimden geldiğince sakin olmalıydım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
İki dakikalık bir yürüme mesafesi vardı ve inanılır gibi değildi ama ben ve Cansu yan yana yürüyorduk.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Acaba doktor anneme ne diyecek?" Annem, okuyacağımız yeri görmek için bugün bizimle buraya gelecekti ama hastaneye randevu aldığı günün bugünü gösterdiğini geç fark etmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Romatizma falan der," dediğimde İzmir'in sürekli değişen havasına şaşırıyordum. Ekimin sekizinci günüydü bugün ama hava yaz günlerindeki gibi aydınlık ve güneşliydi üstelik daha saat sabahın dokuzu bile olmamıştı. Tepedeki güneş sayesinde daha şimdiden terlemiş hissediyordum, sanırım bunda toplu taşımanın bunaltıcı havası da etkili olmuştu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Siyah pantolonum ve mor okul formamın dışında mavi beyaz, yünlü bir hırka da giymiştim ama sırtımda çantam olmasaydı ve ben de üşenmeseydim hırkamı çıkartırdım.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Dün akşamdan beri öyle heyecanlıydım ki gece uyuyamama rağmen sabah erkenden uyanmıştım ve boş zamanımı da saçlarımı düzleştirerek geçirmiştim, bugün saçlarım açıktı. Yanlış güne denk gelmiş gibi bu daha da terletti. Sabah Cansu'nun hazırlandığını gördüğümde ona özenmiştim ve ben de cildimi iyice nemlendirip dudaklarıma parlatıcı sürmüştüm. Cansu'da benden sonra saçlarını düzleştirmişti.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Ben çok heyecanlıyım ve çok fazla kusmam geliyor," dediğinde Cansu aslında ben de ondan farksızdım ve daha fazlasıydım. "Sen nasıl heyecanlanmazsın? Reçetesini bana da yaz bir zahmet. Her an kusacakmış gibi olmam yetmiyormuş gibi karnım da ağrımaya başladı."
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Ben de seninle aynı durumdayım, Cansu, ben de.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
"Üstüme kusarsan burnunu eşek arısı soksun, Cansu." dedim sakinlikle. "Normal bir insan gibi davran. Evde nasılsan okulda da öyle ol ve benimle mesafeli yürü." Ertesi gün heyecanını attığında benim yanımda yürümeyi geçtim, evden bile aynı anda çıkmazdık hatta farklı saatlerdeki otobüslere binerdik. Cansu, liseye ilk başladığı gün de yanımdan ayrılmamıştı ama ertesi günlerde bana gerek kalmadığını anladığında yüzüme bile bakmamıştı. Geçici arkadaşlık değil, kalıcı dostluk istiyordum.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yaklaşık iki buçuk dakika sonra üniversitenin içine girdiğimizde karnımdaki kramplar sonsuz kat artmış gibiydi, sanki durgun hayatım şelale gibi akacaktı.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Tesadüf diye bir şey yoktu; her şey kaderde yazılıydı. Bu üniversiteye gelmem bir rastlantı değildi. Burada tanışacaklarım da kaderimin bir parçasıydı ve attığım o adımla yeni hayatımın kapısından içeri girmiş oldum. İçimden bir ses, iyisiyle ve kötüsüyle çok şey yaşayacağımı; pek çok insanla tanışıp yalnızca birkaç kişiyle yoluma devam edeceğimi söylüyordu.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
//
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Yeni bir yola girdik demek.
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Sizce bir sonraki bölümde bizleri neler bekliyor?
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.